2015'in Galatasaray adına iki farklı dönemi var. Birincisi "muhteşem" olarak nitelendireceğimiz kısım. Kazanılan lig şampiyonluğu, Türkiye Kupası ve Süper Kupa. Yerel anlamda bir yıl içerisinde kazanılabilecek tüm kupaları kazanmayı başardık ve bu başarılarda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
İkincisi ise 2015-2016 sezonunun ilk yarısı diyeceğimiz dönem. İşler istediğimiz gibi gitmedi. Kötü geçen yaz döneminde güveni kırılan taraftar, lige kötü başlangıç, devamında toparlanma dönemi derken yaşanan değişim ve şampiyonluk yarışının uzağında kalan bir Galatasaray. Şampiyon olunan bir sezonun ardından böyle düşüş yaşanır mı diye sorarsanız, yaşanır, bu kanıtlandı.
2016 yılından beklentim ise yaşanması gereken değişim. Ara transfer döneminde başlayıp, yaz transfer döneminde asıl hamlelerin gerçekleşmesi gerekiyor. Yaşlanan, dibe sürüklenen bir futbolcu grubu var ki Galatasaray'ın kör topal yarışın içerisinde olmasındansa bu düşüş ve gerçeklerin ortaya çıkması neticesinde yaşaması gereken değişimin yaşanması daha sağlıklı.
Benim açımdan ise fena bir yıl geçmedi, sağlıkla, sorunsuz geçen bir dönem. Sportif Cümleler'de ve sosyal medyada tüm hızıyla devam ediyorum ki sağlığım ve imkanlarım el verdiği sürece de devam edeceğim. Beni takip eden, yorum atan, seven, sevmeyen herkese teşekkürü borç bilirim. Okunduğumu, takip edildiğimi, biraz da sevildiğimi bildiğim için zevkle, keyifle yazmaya, çizmeye çalışıyorum.
Herkese sağlıkla, mutlulukla geçireceği bir yıl dilerim..
Galatasaray adına Podolski'nin damga vurduğu bir ilk yarı gibi görünüyor ama asıl olmazsa olmaz Sneijder. Rakamlar bunu söylüyor, yokluğunda Kayserispor maçında sergilenen görüntü de Sneijder'siz olmayacağının kanıtıydı. 58 kezle bu sezon en çok gol girişiminde bulunan futbolcu, bu çok çılgın bir rakam. 6 asisti bir yana, forvetlerinden verim alan bir Galatasaray'da o asist rakamının çok daha fazla olabileceğini düşünenlerdenim. Ya da Podolski'yi sol tarafta, Sneijder'e daha yakın oynatabilsek. Asist rakamları geçmiş sezonlarda inanılmaz sivrilmezdi ama bu sezon zirvede. Atılan şutları da hesaba katmıyorum, o noktada zaten rakipsiz. Tabii bu hücum istatistiklerinin yanında şu da var, ligin ilk yarısına bakınca savunma anlamında da çok fazla sorumluluk aldığı zamanlar oldu. Orta sahanın ortasına çekildiği maçları çok izledik ya da biraz daha arkaya çekilip, geriden oyun kurması için kendi yarı sahasında çok dolaştı. Bu da Galatasaray'ın orta sahadaki savunma sorunu, bazı isimler ekstra işler yapmak zorunda. Rakip ceza sahasının etrafında daha çok bulunduracağımız, üzerinden savunma yükünü aldığımız, onu taşıdığımız bir ortamda farklı bir Sneijder destanı yazılır ama şu an 100 liralık malzemeden 60 liralık yemek çıkarıyoruz ama o da kaliteli.
Şampiyonluğun yolu, kötü oynadığınız maçlarda da kazanmaktan geçiyor ve öne geçtiğiniz maçlarda o skoru korumak zorundasınız. Galatasaray da ligin ilk yarısında öne geçtiği maçlarda skoru korumayı başarabilseydi şu an 41 puanı vardı. Beşiktaş'ın da 41 puanla ligin ilk yarısını lider bitirdiğini düşününce tablo az çok ortaya çıkıyor.
17 maçta 38 gol atmış Galatasaray. Mustafa Denizli dönemine kadar da ligin en çok gol atan takımı konumundaydı. Yani Galatasaray'ın asıl sorunu gol bulmak değil. Galatasaray'ın forvetlerinin bu kadar eleştirildiği dönemde atılan gol sayısı gayet iyi ki Podolski isminin altını çizmek lazım. Ama bu gol sayısı demek değil ki Galatasaray'ın forvet ihtiyacı var. Bence 1 değil 2 isim lazım ama ilk 11'de oynayacak bir forvet kesinlikle gerekecek.
Asıl sorun takım savunmasında, Galatasaray'ın çok fazla gol yemesi, kalesine atılan şutlar altında ligin üst sıralarında yer alması. Bu istatistikte de küme düşme potasında olan takımlarla yarışıyoruz ve Muslera duacısıyız. Carole'nin sol bek, Denayer'in sağ bek oynadığı dönemde savunma hattını övüyorduk oysa, Carole'nin sakatlığıyla başlayan süreçte takım savunması tamamen çöktü.
Önde de top tutan, takımı rahatlatan, hücumculara duvar olan bir forvetin yokluğunda hücumda kalamıyor Galatasaray, çok fazla top kaybediyor. Yasin Öztekin'in adı ön plana çıkar ki, kaptırdığı toplar anlamında farklı bir noktada. Durum böyle olunca da takım savunması doğal olarak çöker. Çok istediğimiz ve dillendirdiğimiz Chedjou'nun orta saha oynaması konusunda da beklenen verimi alamadık ama bunu denemek zorundaydık. Doğal olarak oraya bir transfer gerekiyordu ki bakalım Donk neler yapacak.
Ligin ilk yarısının özetine gelirsek; Sneijder, Muslera, Podolski ve Selçuk İnan'ı çıkardığımızda geriye kalan takım ligin ilk 10 sırasına girmekte zorlanır. Sıradan bir takım halini alırız ki yedek kulübesine baktığımızda da oyunu çevirecek, ateşleyecek kimseyi göremiyorum. Şu an bulunan nokta şaşırtıcı değil. Maalesef yaz döneminden başlayan denge unsurlarının takımı getirdiği nokta bu.
Şampiyon kadronun güçlenmesini geçtim, zayıfladı. Yedek kulübesi boşaldı, bazı kritik noktalara hamle yapılmadı, tek artı Podolski oldu. Hamza Hamzaoğlu döneminde yine kör topal ilerliyorduk, kalsaydı belki de biraz daha iyi noktada olacaktık ama bu yaşlı kadronun kör topal ilerlemeye değil de değişmeye ihtiyacı vardı. Günü kurtarmaktan öte geleceği şekillendirmek zorundayız..
Sevindiğim nokta, Galatasaray'ın aradığı forvetlerin iyi ayarda isim olmaları. Yani Burak Yılmaz'ın üzerinde görecekleri bir isim arıyorlar, bu doğru bir yaklaşım. Damiao'nun ardından da Immobile'nin de ismi çıktı ama tarz olarak Damiao ile sıfır alakalı ki Burak Yılmaz'a yakın bir tarz. Bu yüzden ben de çok sıcak değilim ama önemli bir isim. Arkadaşım Cihan Şerbetçioğlu ile birlikte bu ihtimali konuştuk..
Transfer ihtimalini zor görüyorum, peşinde olan takımlar arasında Napoli de var ve üst düzey bir takıma gitme olasılığı bu anlamda yüksek. Sence zorlanması gereken bir ihtimal mi?
Cihan Şerbetçioğlu: Immobile'nin Napoli'de oynamak istediği bir gerçek. Ama Higuain varken orada nasıl süre alacak doğrusu merak ediyorum. Sevilla'da süre alamayan Immobile daha iyi bir rakibe karşı şans bulabileceğini sanmıyorum. Kaldi ki son 1,5 senedeki düşüşünden sonra Napoli ne kadar ısrarcı olur, bunları zamanla göreceğiz. Galatasaray ısrar etse hem maddi olarak hem de futbolcunun alacağı süre anlamında daha şanslı olabilir.
Bence bu transferi zorlamamalı. Bir kere bizim iihtiyacımızı karşılayacak stilde biri değil. Bize daha cüsseli, rakipleri ile boğusacak, hava topu indirecek, top tutacak, Podolski ve Sneijder'e alan açacak bir forvete ihtiyaç var. Immobile stil olarak daha cok Burak Yilma'za benzeyen bir forvet. Gol sezisi yüksek, daha çok defans arkalarında boşluk arayan tarzda bir futbolcu. Top taşıma özelliği zayıf, ayrıca son vuruşları da çok üst düzey sayılmaz. Ben şahsen teknik direktör olsam listeme almam Immobile'yi.
İtalya'da gol kralı olmasına rağmen Almanya'ya ayak uyduramadı ve Dortmund dönemi hayal kırıklığıydı. Sevilla günleri de çok iyi geçti diyemeyiz. Bu düşüşü neye bağlıyorsun?
Cihan Şerbetçioğlu: Bunu Türk futbolu ile kıyaslayacak olursak, tabir-i caize Immobile Dortmund'un Suleymane Youla'sı oldu. Kontra atak üzerine kurulu düzenden set hücumuna geçiş yaptı, Klopp sisteminde daha çok koşması gerekiyordu ve kaldıramadı. Birde üstüne Lewandowski'nin yerine gelmenin verdiği baskı eklenince iyice çöktü Ciro. Tabii Dortmund'un genel çöküşü de tuzu biberi oldu. Her şey üst üste gelince bu düşüş kaçınılmazdı.
Nasıl bir futbolcudur Immobile, Galatasaray'ın aradığı forvet tiplemesi mi ve ne gibi farklar yaratabilirdi?
Cihan Şerbetçioğlu: Bazı şeyleri iyi ayırt etmek gerek. Immobile, Burak ve Umut'dan fazla katkı sağlar mı? Şu an kesinlikle evet. Ama kriter bu olmamalı. Forvet sadece gol katkısı vermemeli, forvet çok kritik bir bölge. Her takım forvetine göre taktik kurar ve Galatasaray ayarında takımlar defans arkasına adam kaçırma taktiği ile oynayamaz, bilhassa ligde bu imkansız. Immobile katki sağlar ama seviye yükseltmez. Bize ise seviye yükseltecek bir forvet lazım.
Galatasaray'ın aradığı forvet tiplemesi sence nasıl, hangi tarzda isimler üzerine yoğunlaşmak gerekiyor?
Cihan Şerberçioğlu: Galatasaray bir kere Podolski ve Sneijder'e göre forvet almak zorunda. Bu isimlerin dilinden anlayacak, rahatlatacak bir adam olmalı. Kesinlikle 1,80 üstünde, vücudunu topa rakip arasına koyduğunda topu tutup takıma nefes aldırmalı. Galatasaray'in defansı ve orta sahasının kötü gözükmesinin ana nedeni bundan kaynaklanıyor. Toplar forvetten çabuk dönünce yıpranıyorlar, dinlenme sanslari yok ve rakip sahaya yerleşme şansı olmuyor. Basında ismi çıkan Damiao ve Raul Bobadilla tarz olarak tam benim hayal ettiğim isimler. Yine yazın Fernandao çok istediğim bir forvetti. Bunlar tipik büyük takim forvetleri.
Dünya futboluna göz atarsak, bir Manchester United böyle forvete sahip olmadığı için kaç sefer liderlik fırsatını tepti, üstüne 6-7 maç üst üste kaybetti.
Diğer yandan Bayern Münich'de Lewandowski ile inanılmaz işler yapıyorlar. Sonuç olarak Galatasaray forveti top tutmalı, boguşmalı, duvar olmalı, alan açmalı. Yani Galatasaray bir Drogba bulmalı, o klasta birini bulmak imkansız ama o tarzda adam çok var piyasada.
"Türkiye'deki altyapı ile ilgili ahkam kesmek istemiyorum ama U19 takımımızın Benfica'ya 11-1 mağlup olması kabul edilemez."
"Pahalı maç biletleriyle sadece taraftar kaybedersin. Dolu tribünler her zaman futbolcuyu motive eder. Profesyonel bir futbolcu, o sahaya kendisi için olduğu kadar taraftarlar için de çıkar, 50 bin kişilik stadyumlara sadece 5 bin kişi geliyorsa, boş tribünlere oynamanın ne anlamı var ki, hiç."
"Bu olay yurtdışında oynamanın kolay bir şey olmadığını gösteriyor. Dışarıdan bakıp da yorumlayan bir kimse olayı her açıdan yorumlayamayabilir. Grosskreutz için idman yapıp maçlara çıkamamam kolay değildi. Belki de bu yüzden gitti"
İlk iki söylemin ortak bir noktası var, bizim yöneticiler Podolski kadar bu durumu kafalarına takmıyorlardır. Taksalardı zaten başka şeyler konuşuyor olurduk, maalesef acı gerçeği Podolski yüzümüze vurmuş ve iyi de yaptı. Bunları söyleyebilen futbolcu sayısı artmalı, gerçekleri konuşabilmeliyiz. Grosskreutz konusunda ise doğru yorum gelmiş, sadece idmanlara çıkıp maçlara çıkamamanın getirdiği psikolojik bir durum. Grosskreutz değişik bir karakter, eminim ki bir kere TT Arena'ya çıksa daha gitmek istemez ama belki de aldığı 1-2 teklif sonrası da böyle bir karara yöneldi. Umarım döner..
Galatasaray'ın sol bek gündemi olacağını düşünmüyorum. Sevilen bir Carole var ve sol bek performansını yükselen Olcan Adın misali bir alternatif. Zorda kaldığınızda da Hakan Balta. Ama Eren Albayrak'ı da değerli kılan sezon sonu biten sözleşmesi ki ülkenin yükselen isimlerinden biri. Egemen Yıldırım'la Eren Albayrak'ın bu yükselişini ve geleceğini konuştuk.
Hikmet Karaman'la birlikte yükselen, potansiyelini göstermeye başlayan bir isim ve ülkemizin de en iyi sol beklerinden biri olduğunu düşünüyorum. Eren Albayrak için sen ne düşünüyorsun?
Egemen Yıldırım: Özellikle yıllar boyunca Hakan Balta'nın sol bek performansına mahrum kalan Türk futbolu, ofansif bir oyuncunun da bek oynayabileceğini Caner Erkin'le görmesinden sonra bu kez de Caner'e alternatif aradı. Fenerbahçe onu Hasan Ali ile doldurdu ama G.Saray, Telles'in de gitmesiyle bu bölgede biraz eksik kaldı.
Caner örneğinden yola çıkarsak Eren Albayrak, son 2 sezonda savunma yönünü de kuvvetlendirerek çok ciddi bir çıkış yakaladı. Milli Takım'ın tüm alt yaş kategorilerinde oynayıp A takım seviyesine bile çıktı. Bu sezon da bu performansını sürdürüp, ligde oynadığı 12 maçta 5 asist yapmayı başardı. Geçen sezon da 2 gol 9 asist ile bu alanda Caner Erkin'i bile geride bıraktı.
Eren temposu olan, hücumda rakibinin üstüne gidip gerekirse topu sıfıra kadar taşıyabilen bir bek. Altyapı eğitimini de Bursaspor'dan aldığını düşünürsek Eren'in Hikmet hocayla ortaya çıkan gerçek kumaşı hakkında daha fazla fikir sahibi olabiliriz.
Galatasaray gibi bir takıma gelmesi durumunda nasıl bir gelecek bekler onu ve nasıl bir yarış içerisine girebilir?
Egemen Yıldırım: Anadolu'dan 3 büyüklere geliş her oyuncu için zor olur. Özellikle iyi bir performansın ardından geldiklerinde beklenti de aynı oranda artar. Galatasaray da baskının en çok yaşandığı kulüp belki de. Önünde Carole, bir nebze Olcan ve zor durumlarda Hakan Balta'dan oluşan bir rotasyon olacak. İstanbul'un kendisini yutmasına izin vermez ve yakaladığı ivmeyi devam ettirmek için aynı ölçüde çalışırsa en kötü ihtimalle rotasyon oyuncusu olacaktır. Tabi Eren'in şu an düşünülmesinde Telles'in takımdan ayrılmasının ciddi bir etkisi var. Fakat şu da var, Eren'den Galatasaray yeni bir Caner Erkin yaratabilir; eğer yeteneklerinin tümünü açığa çıkarıp değerlendirebilirse. Peki bunun için risk alınır mı ya da beklenir mi? İşte orası biraz soru işareti.
Sezon sonunda sözleşmesinin bitiyor olması onun transferini daha da değerli kılıyor aslında. Sence bu transfer hangi şartlarda gerçekleşebilir?
Egemen Yıldırım: Eğer bu transfer devre arasında gerçekleşecekse, Anadolu kulüplerinin büyüklere karşı uyguladığı yüksek fiyat politikasının mutlaka kırılması gerekir. Eren kumaşı olan bir oyuncu ancak geçmiş dönemde Anadolu'dan büyük takımlara gelen oyunculara ödenen fahiş ücretleri düşününce kesinlikle bu tuzağa düşmemeli Galatasaray yöneticileri. Transfer sezon sonuna kalırsa da şahsi fikrim, Eren'den ziyade Carole gibi scout işi olan yabancı oyunculara yönelinmesi gerekliliğidir.
Caner Erkin, Hasan Ali Kaldırım ve İsmail Köybaşı gibi formda sol beklerin arasında Milli Takım için şansı var mı peki?
Egemen Yıldırım: Ben Eren'in EURO 2016 kadrosunda yer alacağını düşünmüyorum. Milli Takım'ın birinci sol bekinin Caner Erkin olacağını düşünürsek onu yedeklemeye en büyük adayın, Fenerbahçe'deki yedeği Hasan Ali ve Şenol Güneş'le kendine gelen İsmail olacağını ön görüyorum. Özellikle Hasan Ali'nin bu sezonki yükselişi, EURO 2016 öncesi çok kritik. Çünkü böyle turnuvalar biraz da tecrübe gerektirir ki Hasan Ali'nin tecrübesi Eren'e göre çok daha fazla. Eren'in çok daha ekstra işler yapması gerekecektir.
Gerçekleşme ihtimali zor görünüyor ama Galatasaray'ın en büyük sağ bek hayali de Van Der Wiel. Fırat Demirtaş bizlere sadece Van Der Wiel'i anlatmadı, sağ bek tanımını da yaptı..
Senin çok sevdiğin, beğendiğin futbolcuların başında gelen bir isim. Bu sevgi ve beğeni nereden gelir, Galatasaray'a yakıştırma sebeplerin neler?
Fırat Demirtaş: Van der Wiel PSG'e ilk geldiği zamanlar onu pek de beğenen biri değildim, hatta PSG Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak istiyorsa, Serge Aurier gibi daha tempolu bir beke sahip olması gerektiğini savunuyordum. Serge Aurier geldikden sonra Van der Wiel'in forma bulamayacağını düşünüyordum ama sezonun çoğunda Van der Wiel forma buldu ve gerek alanını iyi savunması, gerek ilk toplara basması ile beğenimi kazandı.
Laurent Blanc, Marquinhos'un performasından çok memnun olmasına rağmen David Luiz'in varlığı nedeniyle Marquinhos'u stoperde kullanamadı. Bundan dolayı ona zaman zaman sağ bekte görev vermeye başladı. Marquinhos ve Serge Aurier gibi geleceği olan futbolcuların varlığından dolayı Van Der Wiel'in sözleşmesini uzatmayacaklarını düşündüğüm için Galatasaray'a yakıştırmaya başladım. Bu yakıştırmam yüzünden çok sevdiğim bir futbolcu olarak yansımış olabilir. Van der Wiel ile belki Şampiyonlar Ligi'ni kazanamazsın ama Avrupa Ligi'ni ve Süper Ligi kazanabilirsin. işte bu yüzden benim için değerli bir futbolcu.
Sezon sonunda sözleşmesi biten bir isim. PSG, kendisini takımda tutmayı düşünmüyor mu yoksa Van Der Wiel'in kafasında daha fazla oynamak mı var?
Fırat Demirtaş: Ellerinde Serge Aurier gibi belki de dünyanın en iyi sağ beki var. Marquinhos gibi bu bölgede kullanabilecekleri çok değerli bir stoper var. Bir de kullanmadıkları için kiralık verdikleri Sabaly gibi Ligue 1 standartlarında iyi bir bekleri var. Bu üç isme rağmen uzatma istekleri vardi ama Van der Wiel'in menajeri Mino Raiola PSG'de kalmasını istemediği için senelik 3 milyon euro brüt kazanan Van der Wiel için PSG'den 5 milyon euro brüt ücret talep edince ipler koptu ve PSG bu isteğinden vazgeçti.
5 milyon avro istemesinin nedenini sadece takımdan ayrılmak istemesinden dolayı söylendiğini üstüne basarak hatırlatmak isterim. Menajeri 5 milyon istemiş, biz bu parayı veremeyiz diye düşünenler olabilir ama % 43 varan kazanç vergisi, yaşam vergisi, ev vergisi derken Fransa'da kazanılan 5 milyon'dan cebine ancak 2-2.5 milyon girer.
Sözleşme yenilemeyecekleri kesin olmasına rağmen 7 maçta da ilk 11 oynattılar. Van der Wiel'in bu maçlarda 2 asist yapmasının yanında iyi de performans gösterdiğini söyleyelim.
Galatasaray'a sağlayacağı katkı ne ölçüde olabilir, yaratacağı fark ne olur?
Fırat Demirtaş: Van der Wiel her Hollandalı gibi pas oyuna çok yatkın bir futbolcu. PSG'de bulunduğu 3.5 sezonda başarılı pas ortalaması % 82'den asagı hiç düşmedi. Bizim sağ beklerin hiç biri pas oyununa yatkın degil ve bu Van der Wiel'in artılarından bir tanesi. Sabri yaşından dolayı fizik olarak düşmeye başladı ve konta ataklarda çabuk dağılmaya başladı. Van der Wiel fizik olarak güçlü bir futbolcu, vücudunu koyup rakibi durdurabilir. Pozisyon almayı ve alanı kapatmayı belki de ülkemizdeki bütün sağ beklerden daha iyi yapabilir. Taktik disipline çok sadık bir futbolcu olduğu için takıma en büyük katkısı bu taktik disiplini olacaktır.
Özellikleri itibariyle nasıl bir futbolcu, iyi veya kötü yanlarını değerlendirince nasıl bir sağ bek ortaya çıkıyor?
Fırat Demirtaş: İyi bir bekin görev tanımında % 65 savunma % 35 hücum vardır. Tek taraflı bir bekin modern futbolda yeri yok. Van der Wiel de bu yüzde aralıklarına yakın bir bek. Hücümcu veya savunmacı diye ayırt edilecek bir bek değil. Fizik olarak güçlü ama senede 2-3 defa çok ciddi olmasalar da sakatlıklar yaşayabilen bir futbolcu. Senede ligde 25 maç oynayacak diye planlamak lazım. Yukarıda söylediğim gibi çok tempolu bir bek değil ama bizim lig standartında bu eksikliği çok da belli olmaz. Çabuk ve süratli bir bek olduğundan arkasına atılan kısa ve uzun toplarda sorun yaşamaz. Tek opsiyonu arka direğe orta yapmakmış gibi genelde ortalarını hep arka direğe doğru yapar. Bu özeliğinden dolayı Podolski'ye çok gol attırabilir. En çok kendini belli edeceği kötü yani ise şutları çok kötü olmasına rağmen şut atma isteği. Bizim taraftar kötü şut atan futbolcuya çok takar, buna dikkat etmesi gerek.
Ligin ilk yarısına baktığımızda (Galatasaray için konuşursak) en çok hakkı yenen futbolcu Bilal Kısa'dır. Değerli bir istatistik var, Bilal Kısa'nın 11 başladığı maçlarda alınan galibiyet yüzdesiyle 11 başlamadığı maçlarda kaybedilen puanlar üzerine. Daha önce de verdiğim için bu rakamları tekrar tekrar yazmak istemiyorum.
Bilal Kısa için Hamza Hamzaoğlu'nun adamıdır algısı hatalı. Yaşı 32, yaş üzerinden yapılan eleştirileri kabul edebilirim (gençleşmek gerekiyor) ama Bilal Kısa'nın Gakatasaray'a fayda sağlayamadığını kimse söyleyemez. Hatta içi boşalan Galatasaray kadrosunun da tek iyi yedeği. Başka yok, oyunu çevirebilir diyerek hareket edebileceğiniz başka koz yok.
Kayserispor maçına dönelim. Bilal Kısa oyuna girene kadar felaket bir futbol ama o girdikten sonra rahatlayan, pas yapan bir orta saha ve beraberinde gelen Galatasaray baskısı. Mustafa Denizli'nin en büyük hatasıdır, geldiğinden bu yana ciddi ciddi Bilal Kısa'yı hiç düşünmedi, kullanmadı.
Umarım Ocak ayı transfer döneminde ayrılmaz, takımda kalmaya devam eder. Yedek kaldığında sorun etmeyen, sıfır sıkıntılı, forma giydiğinde de katkı verme garantili bir isim. İlk etapta ben onu son 20-30 dakikalar için düşünmüştüm, çok kapı açar diye ama içi boşalan kadroya baktığımızda Bilal Kısa olmazsa olmazlardan olmalıymış. Jose Rodriguez konusunda erken konuştuk, Bilal Kısa'nın hakkını yeterince teslim edemedik.
Fotoğraftan öncesi de var. Yasin Öztekin orta sahayı hızlı geçti ve ilk anda Podolski sağ tarafta boş koşuyu yapmıştı. O pası ilk etapta atabilseydi Podolski kaleciyle karşı karşıya kalacaktı ama atmadı. Bekledi, Jose Rodriguez'e verdi (tabii o arada Podolski kendini dövmeye devam ediyordu), o da bir es verdikten sonra Podolski'ye topu attı ama geriye düştü. Mesafe de bu yani, hatta daha yakın. İnanılmaz kötü oynadığımız ilk yarıda girmeye niyetlendiğimiz pozisyon bu. En kötü maçta bile pozisyon imkanını yaratıyor aslında bu takım, imkan geliyor ama ne bitirici etki var ne de son pas başarısı. Galatasaray'ın rakip yarı sahada gevelediği, saçmaladığı pozisyon sayısı o kadar fazla ki. Başrolde de hep Yasin Öztekin, Umut Bulut ve Jose Rodriguez gibi isimler var..
Jose Rodriguez konusunda hata yaptığımızı, erken konuştuğumuzu söyleyebilirim. Yetenekli bir isim, orası net. Sezona da iyi başlamıştı aslında, devamında gelen bir düşüş var. Topla dikine iyi çıkıyor, dikine çıkarken seri çalımlarla gidiyor, pozitif oynamaya çalışıyor, kilit pasları da var ama pozitif oynamaya çalışırken negatif performans sergiliyor ama şans buluyor, ısrar ediliyor onun üzerinde. Çok ham, pişmesi lazım. Kiralık gitmesi hayrına olabilir ama Sinan Gümüş için aynı şeyi düşünemem. Çünkü o şans bulmuyor, hala atama bekliyor.
Sinan Gümüş'ün yeteneklerinden kuşkum yok, hep yazdım. Geçen sezon hiç şans bulamadı ama U21'de boy gösteriyordu. Bu sezon ise şans buluyor ama doğru yerde, doğru zamanda değil. Böyle de futbolcu gelişimi sağlayamazsınız. Ayrıca, önünde oynayan isim inanılmaz formsuz ama ısrarla oynatılıyor. Böyle bir ortamda Yasin Öztekin ısrarla oynatılıp, Sinan Gümüş yedek kaldığında biraz adaletsizlik oluyor.
Hamza Hamzaoğlu'nun Sinan Gümüş'le ilgili açıklamasını hatırlarım. Bruma'nın gidişi sorulduğunda, Sinan Gümüş'e şans verilmesi adına böyle bir karar aldığını söylemişti. Geçen süreye de baktığımızda bir kez ilk 11'de şans verdi, onun dışında da 5-6 maçta bir son 10 dakikaları oynattı. Hepsinde de kurtarıcı niyetine, rahat bir ortamda da değil. Bu adam nasıl gelişim sağlayacak, baskı altında bir şeyler yapmaya çalışarak mı?
Mustafa Denizli ise ekran önünde gözüm kapalı Sinan Gümüş'ü 11 oynatabilirim diyordu. Gerçi tv'de söylenen şeyleri bir takımın başına geçtiğinizde uygulamanız zor, çünkü idmanlarda farklı şeyler dönüyor. Tv'de söylediği söylemlerden yürüsek, Jose Rodriguez hiç şans bulmamalıydı. Bu noktaya takılmıyorum ama Mustafa Denizli de gerekli şansı Sinan Gümüş'e vermiş değil.
Israrla Yasin Öztekin oynatılıyor, ısrarla da kötü oynuyor. Biraz da Sinan Gümüş kötü oynasaydı, onu izleseydik. Buna hakkı olduğunu düşünüyorum. Kayserispor maçında da puanı Bilal Kısa'yla birlikte kurtaran adamdır. Bu sefer son 10 dakikada değil de zorunluluktan da olsa neredeyse ikinci yarının tamamında oynadı ve sağ tarafa hareket getirdi. Arkasında oynayan isim de Tarık Çamdal, hatırlatmak lazım. Bu da şu kötü maçta heyecan duyacağımız, duymamız gereken tek olaydı.
Şans bulsun bu çocuk, ısrar edilsin, kötü olanın üzerinde bu kadar durulmasın. Oynatmıyorsanız da önünü açın, kiralayın. Orada gelişsin. Ligin ilk yarısına genel anlamda baktığımda en çok hakkı yenen 2-3 isimden biridir Sinan Gümüş. Bu anlamda Bilal Kısa'yı geçmek zor ama Sinan Gümüş'ün de iyi hakkı yenildi..
Sezonun en önemli maçıydı ve alınan beraberlikle birlikte şampiyonluk şansı da kalmadı. Büyük çaplı bir mucize gerekecek ki Ocak ayında hareketli geçecek bir transfer dönemiyle bile o şans yakalanamaz. Takım değişse bile yine bir zaman gerekiyor ama istikrarla yükselen Beşiktaş ve Fenerbahçe var. Benim gibi düşünüyordur çoğumuz, şampiyonlukta değiliz. Yaşanması gereken ya da öyle umduğumuz değişimi bekliyoruz.
Muslera, Sneijder, Podolski ve Selçuk İnan odaklı bir takım. Bu isimleri çıkardığımızda, geriye kalan isimlerle sıradan bir görüntü var, ligde küme düşmemek adına mücadele edecek ki Sneijder bugün yoktu. Sneijder olmadığında da futbol aklı olmayan bir Galatasaray izledik.
Chedjou ve Jose Rodriguez ikilisiyle orta sahadan top çıkarmayı bekledik ama fena ezildiler. Top çıkarmak bir yana, Kayserispor çok rahat geldi. Selçuk İnan'ı da durduklarında zaten Galatasaray top yapamazdı ve öyle de oldu. Selçuk İnan'ı doğru faullerle sindirdiler, Podolski'nin sorumluluk alayım dediği ve ortaya geçtiği bir an vardı. O dakikalarda da Podolski attığı pası geri alamayınca o da düştü, geriye de herhangi bir kalite kalmadı ve Beşiktaş maçından hallice bir ilk yarı izledik.
Yanlış 11 tercihiydi, burada hocanın hatası var. Bilal Kısa'yı düşünmüyor geldiğinden bu yana, çok büyük bir hata. Hadi onu yedek bırakmasını takımın yedeği olmamasına bağlayalım. Kulübeye baktığımda da Bilal Kısa dışında oyun değiştirecek isim göremiyordum (bu maç Sinan Gümüş parladı) ama Sneijder'in yokluğunu Bilal Kısa'yla dindirmeye çalışırsın. En azından Selçuk İnan yalnız kalmaz, pas yapan 2. bir isim daha eklediğinde top tutmaya çalışırsın.
Onu da geçtim, Selçuk İnan'dan 10 numara olmaz, bir hata da buydu. Jose Rodriguez'in dikine çıkma, kilit pas özelliği var ama başta ben olmak üzere çoğumuzun yanılgısı olmaya başladı. Çok yüklendik, abarttık ve kötü sonuç bu. Nitekim, ikinci yarıda Jose Rodriguez'le Bilal Kısa değiştiğinde Galatasaray top tutar oldu, pasla çıkmaya başladı, baskı kurdu. Bir de buna Sinan Gümüş'ün hareketli oyununu ekledik derken beraberlik geldi, galibiyeti zorlar olduk.
Oyunun koş koşa döndüğü dakikalarda ise tutamadık ama biz de yüklendik. Chedjou da olmadı orta sahada, hiç baskı kuramadı, sertlik gösteremedi. Selçuk İnan ve Bilal Kısa'nın mücadelesi vardı sadece. Tarık Çamdal'ın kanadı zaten Biseswar ve Ömer Bayram'ın kontrolündeydi, Furkan Özçal da orta sahada dinamizmiyle bize kök söktürdü ama Sabri Sarıoğlu'nun sağ beke alınıp, Tarık Çamdal'ın sol tarafa geçmesi bu sefer sol tarafı da öldürdü. İyi kötü baskımız vardı, sol tarafa Emre Çolak veya Carole hamlesi yapmak varken neden Tarık Çamdal sol tarafa kaydı. Buna da anlam veremiyorum, tıpkı kötü oynayan Yasin Öztekin için ısrar edip, Sinan Gümüş'ü ısrarla 11 oynatmamak gibi. Bunlar Mustafa Denizli'nin hataları.
Kadro Hamza Hamzaoğlu'nun kadrosu ve bu kadroyu kör topal o yarış içerisinde turabilirdi ama sorunlar devam edecekti. Kör topal ilerlemeye ihtiyacımız yok, değişim gerekiyor ve Mustafa Denizli de bu malzemeyle doğal olarak ilerleyemezdi, hatta oyunu sabit tutmak bile imkansız. Fatih Terim bile gelse bu görüntü değişmezdi. Bu yüzden değişim gerekiyor, ya da kıyım. Adını siz koyun. Fazlasıyla yetersiz, kötü bir malzeme var elde.
Sneijder'in menajerliğini yapan şirketin futbolcuları. Aralarında tanıdık isimler var. Oussama Tannane mesela, peşinde olduğumuz bir isim. Amrabat bu listede, yine tanıdık isimlerden Colin Kazım Richards da var. Sadece futbolcular da yok tabii, bazı teknik direktörler de bu listede. Frank De Boer, Koeman gibi. Mesela Koeman burası kaynaklı Pelle'yi transfer ettirmiş. Frank De Boer'in de aldığı isimler var. İyi bir işbirliği olabilir bu anlamda, belki de vardır..
Galatasaray, Hollanda pazarında ilerlemeye devam ediyor. Gündeme gelen son isim de Oussama Tannane oldu. Çoğumuzun yabancı olduğu bir isim ama genç olması, potansiyeli ve sözleşmesinin sezon sonunda bitecek olması onu bizler için değerli kılıyor.reddevilsblog10.blogspot.com yazarı Hasan Doğan'la da bu transfer ihtimalini konuştuk.
Galatasaray'ın Hollanda pazarına girdiğini görüyoruz, ortaya çıkan son iddia da Oussama Tannane. Nasıl bir potansiyelden bahsediyoruz?
Hasan Doğan: Hollanda Ligi Eredivisie Afrika kökenli oyuncuların Avrupa'nın 5 büyük ligine (İtalya, İngiltere, Almanya, Fransa ve İspanya) geçiş için sıklıkla tercih ettikleri bir lig. Son dönemde de bir çok futbolcuyu ülke dışına ihraç ettiler. Bu sezon da bir çok oyuncunun transferi gündemde. Oussama Tannane'de bu sezon başında çok iyi bir çıkış yaptı. Tabi bunda takımı Heracles Almelo'nun geçtiğimiz sezon uzun bir süre küme düşmeme mücadelesi verdiği dönemde bile teknik ekibi değiştirmemesi ve kadro istikrarı çok etkili oldu. Burada Tannane odaklı değilde Heracles Almelo'nun bütün olarak bir yükselişi söz konusu. Bel Hassani ve Weghorst'la uyumu ve en önemlisi Thomas Bruns gibi bir maestro ile aynı takımda olması Tannane'nin bugün transferinin gündemde olmasının en büyük nedenidir.
Hollanda pazarına değinecek olursak; bugün hangi Türk futbolcuya sorsak Eredivise için burun kıvırır ama baktığımızda büyük liglerin temel taşlarının bu ligden geçtiğini görüyoruz. Bu minvalde hiç kimse nereden çıktı bu adamlar demesin. Mesela bu sezon için Galatasaray'ın büyük kaybı olarak görülen Melo'nun bölgesine bile Eredivisie'den transfer yapılabilir. Mesela maddi sıkıntılar çeken Twente'den Mokotjo, Utrecht'ten Yassin Ayeub veya alınabilirse PSV'den Hendrix...
Galatasaray'a gelmesi durumunda ne değiştirebilir, nasıl bir hamle olur?
Hasan Doğan: Galatasaray'a gelirse önemli bir transfer olur. Neticede Hollanda Milli Takımı havuzu için ismi geçen bir isimdi ve alt yaş gruplarında Hollanda adına mücadele etti. A takım düzeyinde tercihi Fas oldu ama unutmayalım ki bugün bir çok Avrupa devinin radarına giren Twente'li Hakim Ziyech'de kararını Fas adına değiştirmişti. Hem de Hollanda Milli Takımı'nın kampına katılmış olmasına rağmen. Tıpkı bizim adımıza tercih yapan Yunus Mallı gibi...
Ben bu transferde Galatasaray'ın scout ekibinin rolünün büyük olduğunu düşünüyorum. Çünkü Tannane geçtiğimiz sezondan itibaren çok önemli bir çıkış yaptı. Zamanında Heerenveen gibi önemli bir takımın yatırım yaptığı ama karşılığını alamadığı bir oyuncuydu. Birde şunu belirtmekte fayda var; Tannane PSV'nin altyapısından Heerenveen'e geldiğinde teknik ekip onun bölgesinde oynayan Slagveer'e daha fazla öncelik tanıdı. Buda Tannane'nin çıkışını geciktirdi. Lakin bugün Eredivise'nin çok formda ve en gözde isimlerinden biri konumunda.
Futbolcuyu anlatmak gerekirse nasıl bir isim ve ileride nasıl bir gelecek kendisini bekliyor?
Hasan Doğan: Tannane Galatasaraylılar'a yabancı bir isim gelebilir ama O'nu izlediklerinde eski bir oyuncularını hatırlayacaklardır... Büyük umutlarla alınan Amrabat'la çok benzer yönleri var. Tıpkı Amrabat gibi kaleye dikine iner ama Amrabat'tan farkı aniden kaleye şut çekebilmesi. Kenardan içeriye kat eden ve sürekli golü düşünen bir isim. Bu nüvelerle değerlendirdiğimizde günümüz futbolunda en çok gereksinim duyulan futbolcu profiline sahip olduğunu söyleyebiliriz. Neticede yaşı 21 ve büyük hedefleri olan bir isim. Yani olası bir transferinde buralarda pek kalmaya niyeti olmayan ve başarıya aç bir oyuncu.
Bunların yanında Tannene'yi bir başka tanıdık isimle de karşılaştırılabiliriz. O isim de Bruma. Faslı'nın Portekizli'yle benzer yönü ise gelişimini henüz tamamlayamaması. Ligimizin portresini çıkardığımızda Tannane transferinin geleceğe yatırım olduğu gibi bir risk içerdiğini de görebiliriz. Neticede Süper lig futbolcuların öyle aman aman geliştiği bir organizasyon değil. Bunuda göz ardı etmemek gerekli.
Futbolcunun piyasası ne durumda ve Galatasaray'a transfer olabilme ihtimali nedir?
Hasan Doğan: Heracles Almelo'nun bu sezon ki çıkışında vatandaşı Bel Hassani ile Tannane'nin rolü çok büyük. Tabi burada takım uyumu ve hızlı hücumu düşünmeleri çok önemli bir nüve. Tannane her zaman kumaşı kaliteli bir oyuncuydu ama onu pazarlayacak bir satıcısı yoktu. Burada Heracles Almelo'nun takım olarak çıkışı oyuncularının da göz önünde olmasını sağladı. Tannane'de bu fırsatı gerçekten iyi değerlendirdi. Kabul edelim ki Faslı oyuncu artık transfer pazarının önemli bir parçası. Ayrıca Fransa ve Almanya'dan takip eden takımların olduğunu da Hollanda basınından okuduk. Burada Galatasaray'ın en büyük avantajı oyuncunun 2016'da bitecek olan kontratı. Heracles Almelo Başkanı Jan Smit sezon başında oyuncuyla sözleşme yenilemedikleri için şimdi çok pişmanlık duyuyordur. Taraflar arasında dün bir görüşme gerçekleşmiş ve anlaşma sağlanacak gibi. Netice de Heracles'in sezon sonunda para kazanamama gibi bir durumları var. Galatasaray'da elini çabuk tutmalı çünkü iş sezon sonuna kalırsa bonservisi olmayan bir oyuncuyu Avrupa kulüpleri bırakmayacaklardır.
Kesin gözüyle baktığımız bir isim. Ara transferde de Galatasaray'ın ilk hedefiydi. Sezon başında Donk istenilseydi büyük bir isyan oluşabilirdi ama yarım sezonda Donk'un orta saha performansı, daha önemlisi Galatasaray orta sahasının durumu Donk transferini çok değerli kılıyor. Yarısaha yazarlarından Tolga Aldırmaz'la bu transferi konuştuk.
Ara transferde kendisi Galatasaray'a en yakın futbolcu olarak göze çarpıyor. Galatasaray'a transfer olması durumunda ne gibi fark yaratabilir, sence doğru ve yerinde bir hamle mi olur?
Tolga Aldırmaz: Galatasaray'ın en büyük eksikliklerinden olan oyun akışkanlığını giderme yönünde atılacak bir hamle olur. Pas kabiliyetiyle oyuna hız katacak, tempo yapma noktasındaki eksikliklerin arka planını kapatabilecek bir isim. Sertliğiyle direnç katacaktır. Aynı zamanda beklenmedik işler yapabilecek bir isim olması nedeniyle, belirli maçlarda kilidi açma yolunda katkı verebilecek bir isim. Donk bataklık olarak niteleyebileceğimiz Türk futbolunda, gösterdiği performansla daha yüksek seviyede mücadele edebileceğini ispatladı. Lider karakterini de düşünecek olursak İstanbul'un en önemli takımlarına geçiş yapması birçok açıdan da kendisini motive edecektir.
Donk da uzun zamandır Türkiye'de ama bu sezon değerlendi. Rıza Çalımbay'ın Donk'u stoperden ortaya sahaya çekmesiyle futbolcunun da gelişim seyri 29 yaşına rağmen bir anda değişti. Sence nasıl bir futbolcu, iyi ve kötü özellikleriyle değerlendirdiğinde ne düşünürsün?
Tolga Aldırmaz: Önce iyi diyelim. Donk yetiştiği coğrafya sayesinde futbol bilgisi konusunda son derece iyi bir isim. Aldığı iyi alt yapının hakkını sahadaki duruşuyla bile gösteriyor. Bir savunma oyuncusunun olması gerektiği sertliği ve yüksek top hakimiyetine sahip. Top hakimiyeti esasen değerinin en önemli kıstası. Türkiye'nin alışkın olmadığı derecede bileklerine hakim bir savunma oyuncusu. En büyük kusuru ise savruk oluşu. Bunu daha teknik tabirlerle açıklayanlar mutlaka olacaktır fakat ben mental yapıyla açıklayacağım. Takip edebildiğim kadarıyla Donk'u bir amaç uğruna motive ettiğinizde sahaya bambaşka bir profilde çıkıyor ki Rıza Hoca kendisine bunun şansını verdi. Kasımpaşa'nın saha içi lideri ve birçok noktadan beyni konumunda.
Topla çıkmayı sevdiği ve pas özelliği düşünülerek Chedjou'yu da orta sahada denedi Mustafa Denizli ve kısman fayda sağladığını düşünüyorum. En azından seken topları toplayan, bir tık daha sert bir orta sahamız oluştu ama o pozisyon için transfer gerekecek ki Donk'u konuşuyoruz. Chedjou'yu orta saha kullanmakla Donk'u kullanmak arasında ne gibi farklar vardır? Şöyle sorayım, Chedjou için de ısrar edilse bir Donk yaratılabilir mi?
Tolga Aldırmaz: Yokluğun içinde yarım olan bile katkı verdiğinde ister istemez heyecanlanıyoruz. Chedjou’nun merkez orta sahaya geçmesi de bu şekilde. O kadar garip hamleler yapıldı ve o kadar savruk bir görüntü sergilendi ki orada biraz fark yaratması Galatasaray taraftarı açısından acaba dedirtti. Mustafa Denizli gelmeden önce Denayer’in o bölgede denenmesi gerektiğini düşünüyordum. Mevcut kadroda o noktaya en uygun oyuncunun da olduğunu düşünüyorum. Chedjou savunmanın olmazsa olmazı konumunda. Denayer’in çok daha atlet oluşu ve sahadaki “duruşu” bu düşüncemin bir diğer noktası. Genel itibari ile omurgada anormal durumlar oluşmadığı takdirde değişimin kötü sonuçlar doğuracağını düşünmekteyim. Chedjou, hiçbir zaman o bölgenin oyuncusu olarak düşünülmemeliydi. Beşiktaş karşılaşmasında da bu net bir şekilde göründü. Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ın başında çıktığı ilk karşılaşmada Sivok’u bu bölgede oynatması, bir dönem verim alması fakat sertliği yüksek maçlardan sonra bu hatadan dönmesi benim nazarımda Chedjou hamlesiyle farksız. Bu bağlamda Chedjou’dan bir Donk yaratmanın zor olduğunu düşünüyorum. İki oyuncuyu orta alanda kullanmak arasındaki farkı oyuncuların karakterleriyle açıklayabiliriz. Chedjou savunma yapmaktan zevk alan fakat beklenmedik işleri de yapmak için vakit kollayan bir karakter. Donk ise direkt olarak oyunun merkezinde olmak için çabalayan bir karakter. Stoper olarak oynadığı karşılaşmalarda “esas rolü” üstlenmek için yaptığı çıkışlar onu bu noktaya getirdi.
Peki bu transfer hangi şartlarda uygun olur ve Donk'un Galatasaray için olmazsa olmaz olduğunu mu düşünüyorsun?
Tolga Aldırmaz: İlk etapta X-faktör diye nitelendirebileceğimiz oyuncular haricinde (örneğin Beşiktaş’ta Atiba) olmazsa olmaz denilebilecek herhangi bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum. Bu bağlamda Galatasaray için Donk’u olmazsa olmaz olarak göremeyeceğim. Galatasaray’ın kısa vadede öncül hedefleri olan lig ve Avrupa’da dişe dokunur başarılar elde edemeyeceğine inanan biriyim. Bu açıdan yara bandı niteliğinde Donk yerine, daha uzun vadeli bir tedaviyi arzulamak taraftar açısından doğru olacaktır. Galatasaray’ın mevcut oyuncu grubunun eksiklikleri ve kadro mühendisliğindeki hatayı giderebilmek için kısa vadedeki süreç en iyi şekilde değerlendirilmeli.
Van Der Wiel odaklı düşünüyorken Galatasaray'ın gündemine Ricardo Van Rhijn'in girmesi sürpriz oldu. Nasıl bir futbolcu olduğunu ve transferin yapabileceği etkiyi Yiğit Can Ertunç bizlere anlattı.
Sürpriz bir hamle, kimse beklemiyordu. Tanıyan arkadaşların ilk etapta yorumları da olumsuz yönde. Onları bu kadar olumsuzluğa iten durum ne olabilir ve sen bu futbolcu için ne düşünüyorsun?
Yiğit Can Ertunç: Büyük takım taraftarı; kulüplerinin aldığı veya ilgilendiği açıklanan bir oyuncunun futbolunu değil de popülaritesini değerlendiriyor sıklıkla. Yani, takımının ihtiyacına uygun özelliklere sahip herhangi kaliteli bir oyuncu görmektense, popüler yaşanan bir hayatın kulüpleri tarafından satın alındığını görmek istiyorlar. Sahada görmeden önce taşıdıkları olumsuz kanaatin sebebi olarak bunu görüyorum. Hatta maç görüntülerine ulaşmadan önce instagram hesaplarına ulaşmanın öncelikli kaygı olarak yaşandığından eminim.
Mesela, Flemenk sığınma evine dönen Manchester United, Rhijn'i yaz transferi olarak açıklamış olsaydı, kimsenin yadırgayacağını zannetmiyorum. Muhtemelen yedek olurdu tabi o ayrı konu. Galatasaray için de, oyuncunun seviyesi ve yeni kulübünün seviyesi arasında ilişiksizlik mevcut değil, transfer ile ilgili taşınacak tek kaygı ekonomik olmalıdır. Maaşı nedir, maç başı nedir, bonservisi nedir gibi. Bunların makul olacağı her senaryo, oyuncunun transferini başarılı kılar.
Büyük bir potansiyel olarak futbol sahnesine adım attı ama gelişen kariyerinin düşüşte olduğunu söylemek mümkün. Hangi tarzda bir futbolcu, iyi ve kötü özellikleri neler?
Yiğit Can Ertunç: Kanat beki; inanılan futbol felsefelerinin farklılaşmasından mütevellit beklentilerin de çeşitlendiği bir mevki, kimisi aşırı hücum eden beki tutar, kimi önce defans der. Ben önce defans diyenlerdenim ve "bekim hücumcu olsun" ihtiyacının abartılışını Roberto Carlos'lu Brezilya'nın yarattığı bir illüzyon olarak görürüm. Kanat beki kalçasını iyi kullanır, az ama akıllı hücum eder, gerekirse çift yönlü ortasahasının ortasahada bıraktığı boşluğu kapatır ve benzeri beklentilerim var. Rhijn bu filtrelerden geçiyor. Ayrıca okuyanlara Rhijn'le ilgili daha fazla fikir vermesi açısından, kanat bekinden anladığım kötü örnek olarak Daniel Opare ve iyi örnek olarak da hatırlayanlara eski Real Madrid'li Carlos Diogo'yu verebilirim. Yani bu Diogo'gillerden. Akıllı hücum eden, koridorunda sağlam duran.
Peki Galatasaray'ın aradığı sağ bek mi kendisi, doğru adım mı yoksa farklı bir tercih mi yapılmalıydı?
Yiğit Can Ertunç: Rhijn, tıpkı Milli forma için mücadele ettiği PSG'deki bir başka kanat beki Wiel'in de sahip olduğu dezavantaj gibi, özgüveni kendinden yüksek olan bir oyuncu değil. İstenmediği veya hoş karşılanmadığı düşüncesi onu çok kötü gösterebilir. Yani Rhijn aslında, iyi bir takımda iyi olacak bir oyuncu, kötü bir takımı iyi yapacak oyuncu değil ve Galatasaray'ın kronik sağ bek sorununa "kendisini sevdirecek şekilde" derman olur mu emin değilim. Çünkü beklenti çok büyük ve taraftarın özellikle sağ bek için kimseyi hoş görebilecek bir psikolojide olduğunu düşünmüyorum. Rhijn'i yukarıda da bahsettiğim gibi beğeniyorum fakat onun da beğenildiği hissine ihtiyaç duyacağı kanaatindeyim. Mental mukavemet göstermesi gereken bir adaptasyon süreci yaşarsa eğer, 6 ay sonra Jose Rodriguez gibi "ne kokan ne bulaşan" bir transfer olarak yaftalanması olasıdır.
Galatasaray'ın 180 dereceyi, yani çizgiyi daha evire çevire kullanan bir beke ihtiyacı var. Rhijn kötü veya kalitesiz diye demiyorum ama ihtiyacın tam karşılığı olmuyor gibi. Rhijn'den bu yıl olmasa bile zaman zaman stoper olarak faydalanılması da olasıdır, hatta belki ilerleyen yıllarda önliberoya dönüşebilir, veya mücadeleci bir iç ortasahaya. Donk'un stoperken tecrübe ettiği hikayenin bir benzeri olabilir.
Çizgiyi evire çevire kullanmak konusunda Dünya çapında bir bek olmasını beklediğim ve sürekli gelen maç bildirimleri üzerine 90 dakikalarını izlediğim genç bir oyuncu var. Vyacheslav Karavaev ismi, bonservisi CSKA Moskova'da, geçen yılı Dukla Prag'ta geçirdi, bu yıl da Jablonec'te. Uyusak, uyansak ve keşke o gelmiş olsa Galatasaray'a, mesela, hayal.
Futbolcunun piyasası ne durumda?
Yiğit Can Ertunç: Galatasaray lafı çıkmamış olsaydı mesela yakıştırabileceğim takımlar Hoffenheim, Aston Villa, West Ham, Newcastle, Celta, Sociedad, Celtic, Toulouse, Sampdoria, Fulham. Bunların oyuncusu olarak düşünebilirdim. Ama bonservis ödeyerek almaktansa kontratının bitmesini beklerlerdi tahminim. Ajax, Rhijn'den para kazanacağına şükrediyordur, zira orada boynuzun kulağı geçme durumu yaşandı ve Kenny Tete artık as oyuncuları. Rhijn, alana da verene de hayırlı olsun.
Donk'un avantajı sözleşmesinin sezon sonu bitecek olmasından kaynaklı, bu anlamda Eren Derdiyok'u transfer etmek imkansıza yakın, hele ki ara transferde kimse bırakmaz böyle bir futbolcuyu. Biz yine de yazmak istedik, belki ileride tekrar gündeme alırız.Cumhuriyet Spor editörü ve Futbolextra yazarı Egemen Yıldırımbizlere Eren Derdiyok'u anlattı.
Kariyerli bir isim, gerek kulüp gerekse Milli Takım itibariyle. Onu da buraya taşıyan unsur sakatlıkları oldu ama istikrarı yakaladığında kalitesini ortaya koydu. Eren Derdiyok sence nasıl bir futbolcu?
Egemen Yıldırım: Eren Derdiyok, altyapı eğitimini alıp A takıma kadar yükseldiği Basel'de de, Almanya'da oynadığı dönemde de hiçbir zaman büyük golcü sıfatını almadı ama hiçbir zaman da standartının altına düşmedi. Bu yüzden de oynadığı takımlarda her zaman kadroda yer alması istenen isim oldu. En kötüsü olarak as forvetin ciddi alternatifi olarak planlarda yer aldı.
Onun Türkiye'de bu kadar çok gündemde olmasının bana kalırsa başlıca nedeni, tıpkı Gekas gibi golcülük özelliğinin Türkiye'deki birçok forvete göre kalite bazında yüksek olması. Savunma oyuncularına fiziği ile birlikte tekniği ile de üstünlük kurabilen bir isim. En büyük dezavantajı ve belki de elit seviyeye yükselememesinin en büyük sebebi de yaşadığı ağır sakatlıklar. Hatta Kasımpaşa gelişinde de, şu anki performansını izlememize engel olan çapraz bağ sakatlığı yaşadı.
Galatasaray'ın mevcut kadrosu bazında bakarsak Eren ilk 11'e ismini Burak ve Umut'tan önce yazdırabilecek form durumuna sahip. Teknik olarak da Burak ve Umut'tan daha üstün meziyetlere sahip. Transferi gerçekleşirse, Burak Yılmaz'ın Galatasaray'daki ilk sezonundaki sıçramayı, Podolski ve Sneijder desteği ile yapabilir. Bu potansiyel onda fazlasıyla var.
Bu transferin ihtimali zor, Kasımpaşa özellikle de ara transferde bu topa girmez. Donk'un avantajı sözleşmesinin bitecek olması ama öyle bir durum da yok. Yine de şartlar zorlanabilir mi?
Egemen Yıldırım: Galatasaray'ın mali yapısı, Eren Derdiyok'u özellikle devre arasında zorlamasına çok büyük engel. Muhtemelen de zorlanmayacaktır. Zorlansa bile Rıza hoca Eren'i bırakmaz, bunu da bizzat kendi ağzından birkaç kez duyduk. Sezon sonu için düşünülme konusu gündeme gelirse, Umut Bulut'un fahiş maaşından kurtulmak kaydıyla Eren'in kadroya dahil edilmesi net olarak iyi hamle olur. Sağlıklı ve formda bir Eren Derdiyok, Umut Bulut'tan çok daha başarılı bir isim olur.
Eren Derdiyok gibi bir isim Galatasaray'ın ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılardı?
Egemen Yıldırım: Yukarıda bir kısmını cevapladım ama detaya girersem eğer, Galatasaray'ın mevcut kadrosunun daha iyi işlemesini sağlayabilecek özelliklerde Eren. Sırtı dönük oynayabilen, top saklayabilen, çevresindeki kanat forvetlere ve 10 numaraya pozisyon yaratabilen ve hava hakimiyeti yüksek bir isim. Galatasaray kadrosuna katılması halinde Yasin ve Podolski'de bariz bir yükseliş olacaktır hem performans hem de rakam bazında. Burak Yılmaz'ın sağlığına kavuşmasının ardından forma rekabeti yaratıp, mevkidaşlarının da performansının artmasına yardımcı olacaktır. Galatasaray'ın tek forvetli düzende oynadığı düşünülürse onun varlığı en çok Burak'a yarar. Çünkü takımın birinci forveti Burak ve Umut onun formasını rahatsız edebilecek performansı sergileyemiyor. Eren'in şu formu Burak'ın tabiri caizse aklına başına getirecektir.
Bu futbolcuyu nasıl bir gelecek bekler, Kasımpaşa kariyeri o kadar uzun sürmeyecek gibi. Sence ufukta nasıl bir kariyer var?
Egemen Yıldırım: Eren'in Kasımpaşa kariyeri uzun sürmezse önünde 2 seçenek olur bana göre. Birincisi ya 4 büyüklere giderek rotasyon oyuncusu olur ya da yeniden Avrupa'ya dönerek daha orta seviye bir takımda as forvet olur. Tabi bu kriterler şu anki performansını devam ettirmesine bağlı. Eğer amacı futbol oynamaksa Eren'in Avrupa'da daha fazla şansa sahip olur. 3 büyükler Avrupa hedefleri ve şampiyonluk iddiaları olduğundan Eren'e bel bağlayarak onu as forvet olarak düşünmezler. EURO 2016 bu noktada onun kariyerinin en önemli dönemi olacaktır. Sergileyeceği performans, az önce saydığım kriterlerinin oluşmasını bu yaz sonunda sağlayabilir. Galatasaray bazında bakacak olursak da mevcut Eren Derdiyok, Umut Bulut'un bir an önce gözden çıkarılarak yerine alınması gereken isimdir benim gözümde.
Yerli çetesi diye bir kavram var ya, onu yıkmak adına mı bu pazara girildi bilmiyorum ama adı geçen yabancı futbolculara bakınca da ara transferde Hollanda pazarına girdik demektir. Donk bizden biri oldu gerçi, ne kadar Hollandalı sayarız bilinmez kendisini ama Hollanda'nın havasını solumuş, suyunu içmiş isimlerle ilgiliyiz. Ryan Babel'in ismi geçmişti geçenlerde, pr çalışması yapıyordu kendince. Doğaldır da, herkes Galatasaray'da oynamak ister. Keşke yaşı 29 olmasaydı ve o omuz sakatlıkları sık sık nüksetmeseydi. Yoksa düşünülebilirdi. Van Der Wiel büyük gündemdi aslında, tüm yerli basın onun ismini yazdı, ilgiliyiz, yakınız derken dün gece sürpriz bir hareket geldi ve kendini Hollandalı Di Marzio olmaya adamış Mike Verweij isimli gazetecinin bazı iddiaları vardı. Van Rhjin iddiası var. Ben çok tanımıyorum ama tanıyan arkadaşların yorumları genelde olumsuz. İyi başlayan, potansiyel var dedirten ama sonrasında düşüş yaşamış bir isim. 24 yaşında olması gençleşme adına bir mesaj ama Ajax'ta yedek bir sağ bek. Her gelen sağ bek nasıl olsa Sabri Sarıoğlu'dan iyidir mantığıyla mı hareket ediyoruz bilinmez ama böyle bir kumara kalkışılabilir. Bugün de Oussama Tannane iddiasını okuduk, adam Galatasaray'a çalışıyor. Menajeri Sneijder'le aynıymış galiba, bir menajer önerisi gibi duruyor. 21 yaşında, yetenekli bir arkadaş. Golcü bir kanat diyebiliriz ve repertuarına duran top silahı eklemiş bir isim. Kendisini çok fazla tanımıyorum ama bu tarz genç hamlelere ihtiyaç olduğunu da biliyorum. Genel anlamda bakınca Hollanda pazarındayız, ne çıkar bilinmez ama Sneijder kendi ekibini mi kuruyor dersiniz?
Sağ bek sıkıntısı var, Eboue sonrasında bu bariz şekilde belli. Öyle ki, Eboue'nin son sezonunu da bu soruna dahil etmek mümkün. O pozisyon için büyük paralar harcandı, bir çok isim izledik ama daima Sabri Sarıoğlu forma giydi. Bu da büyük bir sorundu, büyümeye devam eden. Neyse ki Mustafa Denizli'nin sağ bek planı var ve bu konuda bir adım atılacak. Mathieu Debuchy'nin de adı Galatasaray'la anılan, basında yer alan isimlerdendi ve Mehmet Köksal (SirArsenalist) ile bu konuyu değerlendirdik.
Debuchy'nin Arsenal'deki son zamanları ile başlayalım. Nasıl bir sezon geçiriyor ki transferi konuşulabiliyor?
Mehmet Köksal: Debuchy, iki sene önce Arsenal'e geldiğinde Wenger onun için Newcastle'la 15 milyon euro ödemişti. O zaman için 28-29 yaşlarında bir beke göre gerçekten yüksek bir miktardı. Buna bide Wenger gibi bir teknik adamın yaptığı transferleri amiyane bir tabirle ince eleyip sık dokuyarak yaptığını düşünürsek onun değerini daha rahat kavrayabiliriz. Transfer olduğu zaman onun mevkisinde oynayabilecek sadece iki tane genç oyuncu olduğu için ilk 11'e direk girmesi bekleniyordu. Zaten öyle de oldu ve 4-5 maç onu ilk 11'de gördük. Ligin 4. maçında Manchester City karşısında yaşadığı sakatlıktan ligin ilk yarısının sonunda dönebildi. Ama bu seferde omzundan, ardından uyluğundan yaşadığı sakatlıklar ile Arsenal'de ki ilk sezonunda ligde sadece 10 maç yapabildi. Bu sezon ise, Bellerin geçen sezon yaptığı çıkış ve etkili performansı ile onu yedek kulübesine hapsetti. Arsenal'de aradığını bulamadığını söylemelim. Uzun lafın kısası Debuchy oynamak istiyorsa ayrılmak zorunda.
En son iyi sağ bekimiz Eboue olmuştu ve Eboue öncesine döndüğümüzde de büyük bir boşluk var. Zor olduğunu biliyorum ama Debuchy transferi gerçekleşse Galatasaray'da yaratabileceği fark nasıl olur?
Mehmet Köksal: Bek sorunu sadece Galatasaray ile alakalı bir durum değil, ülke olarak futbolcu yetiştirme babında gerçekten sıkıntı çektiğimiz bir pozisyon. Eboue ilk geldiğinde çeşitli mevkilerde denense de beke geçtiği zaman Türkiye bir bek nasıl olunur öğrenme şansı yakalamıştı. Debuchy'i kısaca tanıtmam gerekirse hatasız oynayan bir oyuncu. Gerek girdiği kademelerde gerekse top ayağındayken onun hata yaptığını göremezsiniz. Bu açıdan Eboue'den bir gömlek üst bir oyuncu olduğu düşünüyorum. Geldiği takdirde ligin açık ara en iyi beki olacağını ve taraftarların uzun bir aradan sonra ideal bir bek izleyeceklerini düşünüyorum.
Nasıl bir futbolcu peki, iyi ve kötü yanlarıyla ele aldığımızda nasıl bir futbolcudan bahsetmiş oluyoruz?
Mehmet Köksal: Fransız oyuncu, bir sağ bekte bulunması gereken tüm özeliklere sahip. Öncelikli olarak savunma yönünün hücum yönünden çok daha üstün olduğunu söylemeliyim. Tabi bunu hücum yönü zayıf olarak algılamak doğru olmayacaktır.Yani hücum yönü ne çok iyidir ne de çok kötü, bir beke göre ideal olduğunu söyleyebiliriz. Kademelerde hata yapmayan, ikili mücadelelerde ve kafa toplarında oldukça başarılı bir oyuncu. Bununla birlikte zamanlaması ve karar verme kabiliyeti de onu üstün kılan diğer özelliklerden. Bana göre en önemli özelliği ise şüphesiz zekası, her izlediğinizde bunu net bir şekilde anlayabiliyorsunuz. Debuchy, gerçekten futbolu aklıyla oynayan oyunculardan. Zayıf yönü olarak ise hızını sayabiliriz. Bir beke göre biraz yavaş bir futbolcu olmasına rağmen bu açığını da aklıyla kapatmasını iyi biliyor. Ama şunu da eklemeliyim, bu anlattığım Debuchy, ideal performansını sergilediği zamanlar için geçerli. Ama şuanda hatta 2 senedir bu Debuchy'i göremediğimizi belirtmeliyim.
Peki bu transferin şartları ne olabilir, kiralık gibi bir ihtimal konuşulabilir mi Galatasaray için?
Mehmet Köksal: İki sene önce 15 milyon euroya transfer yapmış, performans olarak olmasa da oynadığı takım itibariyle kariyerinin zirvesinde olan bir futbolcu için gelmesine imkansız gözüyle bakıyorum. Ayrıca eğer Wenger, Debuchy'i satarsa elinde tek bek alternatifi Bellerin kalıyor(Chambers diyenler olacaktır, bunun için Wenger'in onu sağ bek olarak değil de stoper olarak düşündüğünü söylemeliyim). Bu transferin zorluğuna Wenger'in bakış açısı ile bakarsak daha net bir şekilde anlayabiliriz. Transfer yaparken belki de en çok araştıran menajerlerden biri olan Wenger'in, Debuchy'i satmak için yeni bir bek alması gerekiyor ve şu aşamada yeni bir bek alması ise zor gibi duruyor. Arsenal açısından bakarsak, elinizde transfer için genç bir bek varken yeni genç bir bek almanız mantıksız olacaktır, tecrübeli bir bek almanız gerekir. Dolayısıyla ara transfer döneminde tecrübeli bekinizle yolları ayırıp yeni bir bek almanız ne kadar mantıklı olabilir? Diğer bir yandan bu transferin oluşması tek bir şartla gerçekleşebilir. Debuchy bildiğiniz üzere Fransa milli takımının as sağ beki. Şuanda forması biraz sallantıda, eğer ülkesindeki şampiyonaya katılmak istiyorsa oynamak zorunda, Bellerin'in kesmesi şu aşamada imkansız olduğu için oynamak istiyorsa ayrılmak zorunda. Eğer derse ki ben ayrılmak istiyorum o zaman işler değişir. Böyle bir oyuncunun Arsenal gibi bir takımdan forma için savaşmadan ayrılması zor gözüküyor. Bu da bize kiralık alternatifini doğuruyor. Dolayısıyla gel 6 ay bizde oyna Avrupa Kupası var, yerin garanti, ülkendeki şampiyonaya gider seneye de takımına dönersin şeklinde kiralık olarak şartlar zorlanabilir diye düşünüyorum.
Yabancı kontenjanı devam ediyor olsaydı, çok daha sık şekilde anacağımız, hatta transferini garanti gördüğümüz bir isim olabilirdi ama bu ortamda taraftarın da tavrı net. Yine de Grosskreutz'un Hannover 96'ya transferi gündemdeyken takası konuşuluyor. Biz de Mevlüt Erdinç'i en iyi tanıyan isme gittik, Fırat Demirtaş'a sorduk.
Bugün tüm Galatasaraylıların soğuk baktığı bir isim Mevlüt Erdinç. Bu konuda sen ne düşünüyorsun, Mevlüt Erdinç'i bu kadar değersiz kılan ne olabilir?
Fırat Demirtaş: Mevlüt'ü bu kadar değersiz kılan iki şey var. Birincisi, yeni yabancı kuralının gelmesi. Bu serbestik gelmemiş olsaydı pasaport avantajı ile şu an bütün takımlar Mevlüt'ü almak için birbirleri ile yarışıyordu. İkincisi de Burak Yılmaz ve Umut Bulut'un çok kötü bir sezon geçirdiği için forvet beklentimizi çok yükseğe çekmemiz. Hepimiz bugünlerde Hakan Sükür gibi top tutan, Elmander gibi ortasahalaşan, Jardel gibi son vurusu olan bir isim hayal ettiğimizden Mevlüt Erdinç gibi savruk, son vuruşları kötü olan birinin Galatasaray'a gelmesini istemiyoruz.
Mevlüt, Burak ve Umut gibi hedef santrafor değil. Üçü de gerektiğinde kanat oynayabilen, top tutan değil de önlerine top isteyen futbolcular. Aynı tarz üç formsuz futbolcuyu bir arada getirmek çok da mantıklı bir iş olmaz. Bir ya da ikisini satıp, hedef santrafor aldıktan sonra Ligue 1'de 250 maça çıkmış ve 82 gol atmış birinin ismine bakmaksızın onay verebilirim.
Aslında bir dönem PSG'e kadar yükseldi, gençlik yıllarında potansiyelinden bahsediyorduk ama bir üst seviyeye adım atsa bile düşüşü çabuk oldu. Bunun nedenleri sence neler?
Fırat Demirtaş: Jérémy Ménez, Loïc Rémy ve Yoan Gouffran'lı jenerasyon ümit milli takım başarısız sonuçlar aldığında Fransa'nın ellinden kaçırdığı forvetler arasında sayılacak kadar ümit veren bir isimdi. Sochaux'da 3 sezon 10 gol barajını aşıp PSG'ye gittiği gün ise kariyer zirvesiydi. İlk sezonunda Hoarau'yla beraber takımın en etkili ismiydi ve PSG'nin ligi dördüncü bitirmesinde büyük pay sahibiydi. Sonrasında PSG'yi Araplar aldığında ise kariyeri inişe geçmeye başladı. Şöhretli futbolcular gelmeye başlaması ile takımda istenmeyen futbolcu oldu.
Aslında Rennes de Mevlüt Erdinç'in yanlış seçimiydi. Onlarda da hedef santrafor yoktu ama Rennes'de hedef santrafor olarak iyi işler yaptı. Saint-Étienne forması giyerken ise sezonlara çok iyi başlamasına rağmen gol kaçırdıkça demoralize olmaya başladı ve dağıldı gitti. Her Türk forvetin olduğu gibi Mevlüt'ün en büyük dezavantajı, havasını kaybettiğinde sıçrama yapacak kadar güçlü bir karaktere sahip olmaması.
Galatasaray'a transfer edilse beklentileri karşılar mı ve bu transferi sen nasıl değerlendirirsin?
Fırat Demirtaş: Daha önce bahsettiğim gibi bizim beklentimiz çok yüksek ve bunları karşılaması pek mümkün değil ama transferi gerçekleştirdik diyelim, ondan nasıl faydalanabileceğimize bir bakalım. Umut Bulut'un ilk kiralandığı zaman gibi senede 10 gol atan gerektiğinde yedek bırakabileceğin, fiziğini iyi kullanan bir isim. Rakip savunmalar ile mücadele edecek bir isim kalıbı içinde değerlendirirsek faydalı bir transfer olabilir. En iyi sezonundaki Umut ile Mevlüt'ü kıyaslayacak olursak, Mevlüt daha kısa olmasına rağmen Umut'dan çok daha iyi hava hakimiyeti var, Umut'dan fiziğini daha iyi kullanır, Umut kadar koşamaz ama Umut'dan daha iyi rakiple mücadele eder ve onları oyalar.
Bir de Mevlüt çok iyi bir Galatasaraylı. Galatasaray maçları izlemek için kendine fırsatlar yaratabilen bir futbolcu. Tarafatarı olduğu kulüpte futbol oynayacak olması performansını daha yukarıya çekebilir.
Mevlüt Erdinç'in Hannover performansını takip edebildin mi, sence doğru bir tercih miydi?
Fırat Demirtaş: Bir notu hatırlatmak isterim. Dört defa para verilerek transfer edilen Mevlüt'den başka Türk futbolcuyu yoktur. Toplamda 23 milyon bonservis bedeli verilmiş bir futbolcu. Bu da Arda Turan'dan sonra en fazla para verilen Türk olduğunu gösterir.
Almanya Ligi'ni çok fazla takip eden biri değilim ama denk geldiğinde maçlarına bakmaya çalışıyorum. Hannover'de şu an kariyerinin en kötü futbolunu oynuyor ve son vuruş sıkıntısı biraz daha ortaya çıktı. Almanya Ligi'nden Fransa'ya gelenler çok başarılı olurken, Fransa Ligi'nden Almanya'ya gidenler o kadar başarılı olamıyor. Bunu bildiğim için Mevlüt Erdinç'in şuan ki durumu benim için çok sürpriz olmadı.
Fransa Ligi'nin en kötü 11'inde yer alan arkadaşlar içerisinde bir tanıdık isim var. Hamza Hamzaoğlu'nun çok istediği isimlerin başında gelen, transfer gerçekleşmediğinde de çok üzüldüğü Sigthorsson. Yaz döneminde 3 milyon avro'ya Nantes'e transfer olmuştu ve Hamza Hoca bu transfer gerçekleşmediği için "içim kan ağlıyor" bile demişti. Ne düşünüyordu bilemem, nasıl bir fayda sağlayacağı konusunda fikrim yoktu ama o dönem de yazdık, anlamsız bir ısrardı. Nitekim şaşırtmadı ve Fransa Ligi'nin hayal kırıklıkları arasında yerini aldı.
Galatasaray'ın mutlaka bir forvet hamlesi yapmasını bekliyorum. Ligin ilk yarısına baktığımızda bu konuda çok büyük sorunlar yaşandı. Leandro Damiao da adı geçen isimler arasında bizleri en çok heyecana sürükleyen forvet. Yarısaha.com yazarlarından Tolga Aldırmaz ile Leandro Damiao'yu konuştuk..
Zamanında büyük bir potansiyel olduğundan bahsediliyordu ve 20-25 milyon avro'lu fiyatlara çok büyük takımlardan birine transfer olması beklenirken o Brezilya dışına hiç çıkamadı ve potansiyeline hala ulaşabildiğini söyleyemeyiz ama kalitesinden de kuşkumuz yok. Damiao için ne düşünürsün, 26 yaşındaki bu adamın nasıl bir piyasası var?
Tolga Aldırmaz: Klasikleşmiş potansiyel yargılarının doğru olmadığını düşünüyorum. Bu düşüncemi açacak olursak evrensel futbol değişkenliğinden dem vurmamız gerekecek. Kısacası, futbol dinamik bir oyun. Her ne kadar kendi içinde bir döngünün varlığından söz eden futbol düşünürleri olsa da, döngü sosyoekonomik evrime uğruyor. Bu da her geçen gün doğruların yanlışlanmasını beraberinde getiriyor. Toparlayacak olursak, futbolda dün potansiyeli yüksek olarak nitelendirilen oyuncu, bugünkü futbol doğrularıyla o "değerde" olmayabilir. Damiao'nun da bu kıstasta değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Damiao bir santrfor.
Hatta bir adım öteye gidelim, Brezilyalı bir santrfor. Bunun beklentilerin artması gibi bir dezavantajı ve genel geçer bir piyasa bakış açısı gibi avantajı söz konusu. Lionel Messi'nin Pep Guardiola tarafından sahte dokuz olarak oynatılmaya başlaması, oyunu ve o bölgede oynayan oyunculardan beklentileri toptan değiştirmiş vaziyette. Başlangıçta bahsettiğim dün-bugün yargısına göre Damiao'nun potansiyeli oyundaki bu değişimle ismini duyurduğu günlerdeki kadar üst seviyede görülmemeli. Bunun yanında Brezilya futbol piyasasının içeri döndürülme çabası da işin içine girince Damiao'nun Brezilya dışına çıkmaması bu pencerede anormal karşılanmıyor. Damiao'nun özellikle Avrupa'ya adım atmamasını bu tip sebeplere bağlıyorum. Yurt içinde yaptığı transferlerin bedelleri aslında bize piyasa konusunda bir bilgi verecektir. Değer atfedilen bir oyuncu konumunda kalmaya devam edecektir.
Galatasaray'a gelmesi durumunda nasıl bir fark yaratabilir ve daha önemlisi sence gelme ihtimali var mı?
Tolga Aldırmaz: Galatasaray'ın kendi taraftarının gözündeki profilden çok daha değerli bir kulüp olduğunu söyleyebilirim. Bu noktada genel değerleri düşünecek olursak Damiao'nun Galatasaray'a gelmeme ihtimalini görmüyorum. Transferin maddiyat ve zamanlama işi olduğu ise bilinen bir gerçek. Galatasaray bugün bu maddi yükün altına girebilir mi? Damiao için Avrupa'ya ayak basma şevki var mı? Sorulması gereken sorular bunlar. Fark konusuysa saha içiyle bağlantılı olmakla birlikte biraz da algının temize çekilmesiyle alakalı. Algının temize çekilmesi Umut Bulut'a gösterilen muamele ve Burak Yılmaz'ın kulüp içindeki değeriyle alakalı. Pek tabii geçmişte Drogba gibi bir alternatifi bulundururken bu dar rotasyonun yetersiz görünmesi "algıda" doğal. Damiao zihinleri yenileyecek, heyecan verecek ve takıma enerji katabilecek bir oyuncu. İsim olarak da taraftarı tatmin edecektir. Saha içindeyse Galatasaray'ın ihtiyacı olan sırtı dönük santrfor oyununu oynayabilecek bir oyuncu. Her halükarda olumlu bir hamle olacaktır.
Potansiyeline neden ulaşamadı, neden o bahsedilen transferi sence yapamadı ki ülkesinden dışarı çıkmamak durumunda kaldı?
Tolga Aldırmaz: Potansiyeline ulaşamama sebebini esasen istemeden ilk soruda yanıtlamış oldum. Üzerinden geçecek olursak; değişen futbol dinamikleri, Avrupa'nın önde gelen liglerindeki tüm forvet oyuncularından beklenen değişimler, Brezilya'nın Dünya Kupası için seyrettiği politika... Hepsi birleşince Damiao'nun kariyeri bambaşka bir noktaya evrilmiş oldu. İrdelenebilecek bir diğer noktaysa Brezilya'nın santrfor konusunda kısır olduğu bir dönemde niçin yeteri kadar kendisine önem atfedilmemesi. Bunun bir sebebi teknik direktör tercihiyken diğeri muğlak, takım içi yaşantısını incelemek gerek.
Daha çok hangi özellikleriyle ön plana çıkar ve ülkemizde sağlayabileceği yarar nasıl olur? Bu tarz isimlerin genelde çok başarılı olduğunu görüyoruz.
Tolga Aldırmaz: Olası transferi durumunda dem vurduğum sırtı dönük oyunla birçok noktadan Galatasaray'a fayda sağlayacaktır. Son vuruş kalitesiyle de yüzü eskiyen isimlerin travmasından taraftarı çıkarabilecek bir oyuncu. Aynı zamanda yüksek top hakimiyetiyle Galatasaray'ın oyununu üzerinden kurgulayabileceği, geliştirebileceği bir isim haline gelmesi muhtemel.
Muslera, Sneijder, Podolski, Selçuk İnan, Chedjou ve Hakan Balta gibi isimler haricinde kalan futbolcularla Galatasaray'ın küme düşmemek için mücadele edeceğini düşünüyorum. Galatasaray'ın kadro derinliği bu noktada, Kastamonuspor karşısında bile ezilen bir takım izledik. Özellikle de 2. yarıda rakibin kaçırdıklarına bakarak maçın onların hakkı olduğunu söylemek mümkün. Kastamonulu dostları da kutluyorum, gurur duyulacak bir takımları var.
Ben bu görüntüden dolayı utandım. Galatasaray formasını giymeyi hak etmeyen, hatta yedek kalmayı, idmana çıkmayı, Florya'nın havasını solumaması gereken futbolcu topluluğu ile mücadele etmeye çalışıyoruz. O niye var, bu niye yok ya da yazın yapılan hataları tekrar yazmayacağım. Kadro kalitesinin düşmesinin yanında fizik anlamda da bitmiş bir takım var. Kastamonuspor maçın büyük bölümünde üstün oynadı, hangi Galatasaraylı ayakta kalabildi?
Emre Çolak, Koray Günter, Jem Karacan, Jose Rodriguez, Tarık Çamdal, Sabri Sarıoğlu ilk nefeste sayabileceğim isimler. Ayakta duramadılar ya, Kastamonuspor istediği her an çok rahat kalemize geldi ama geçmişte olmayan bir şey vardı, belki de takım için iyi konuşabileceğim tek şey. Yedek kalecimiz bu sefer doğru isim, Cenk Gönen'dir şu galibiyetin mimarı. Tabii buna galibiyet diyorsak.
Erken penaltı golü olmasaydı çok daha kötü bir senaryo bizleri bekliyor olabilirdi. Galatasaray pozisyona giremedi, hücum ederken zorlandı. Erken gol olmasa, gol atmak için çabalarken geri koşamayacaktı. 2. yarıda bunun örneğini gördük, karşısında Koray Günter, Sabri Sarıoğlu veya Tarık Çamdal'i gören rakip bir anda fırlıyor. İkili mücadelede de ayakta kalıyor, bizim kaleye doğru da daha hızlı koşuyor. Morrone Hocam'ın Ocak ayında işi zor, bu takım fizik anlamda nasıl toparlar bilemiyorum.
İyiyi arıyorum, pozitif ne bulabilirim diye bakıyorum ama yok. Cenk Gönen'in varlığı ya da Carole'nin dönüşü olabilir. Carole'nin geri dönmesi takım savunmasını mutlaka yükseltecek. Bugün sol açık gibi oynadı ama dönmesi çok değerli. Onun dışında da bir şey yok. Sinan Gümüş'ün anlık parlamaları bir de ama anlık parlamanın da bir değeri yok, maçın geneline bunu yayamadıktan sonra.
Güzel bir maçtı, eğer kafalarda kıyım planı varsa. Kimin ne durumda olduğu Kastamonuspor gibi bir takım karşısında bile belli, çok da fazla konuşmaya gerek yok..
Muhammet Demir, çok uzun yıllardır Gaziantepspor formasını giyiyor ve bu durumu anlayabilmiş değilim. Ocak ayı transfer döneminin de her zaman olduğu gibi gündem isimlerinden biri olacak. Ben de Muhammet Demir'i konuşmak için Gaziantep'e indim ve sevgili Marcello ile Muhammet Demir konusunun derinlerine indik.
O kadar uzun bir zamandır kendisini tanıyoruz ki daha yaşlı algısı doğabilir ama henüz 23 yaşında. Uzun zamandır da Gaziantepspor forması giyiyor ve hala bir üst seviye için neden adım atmadığını sorguluyor, şaşırıyorum. Bunun nedeni nedir, neden Muhammet Demir transferi için hareketli değil?
Marcello: Muhammet Demir günümüz futbolcularından farklı bir mantaliteye sahip esasen, hele ki Gaziantepspor gibi takım aidiyet kültürünün şehre sirayet etmediği bir takım için kendisinin takıma ve şehre beslediği aidiyet duygusu çok daha enteresan. Örnek vererek açıklarsam sorunun cevabını daha da temellendirmiş olurum.
Çok kısa bir süre önce yerel basına verdiği bir röportajda, kendisinin önceliğinin Avrupa'da forma giymek olduğu, zaten Türkiye’nin 4. büyük takımında forma giydiğini belirtmiş ve bu sarf ettiği sözler, bizi şaşırtmakla beraber taşımış olduğu bu aidiyet duygusu için oldukça sevinmiştik zira uzun yıllardır kendisini takıma bu kadar adayan bu kadar şükran duygusu besleyen başka bir oyuncu hatırlamıyorum.
Herkesin malumu Muhammet Demir özellikle milli takım alt yaş kategorilerinde çok başarılı performanslar gösterip üst seviyede futbol oynayacağını açıkca belli etmişti zaten taraflı tarafsız herkesin çok şeyler beklediği bir oyuncuydu. Ancak bugünlere Gaziantepspor sayesinde geldiğini , takımına yeteri kadar faydalı olup kendisinden beklenenleri bir nebze yerine getirmeden başka takıma transfer olmak gibi niyeti olmadığını belirtiyor, bu bizler için son derece memnun edici bir durum ancak kendisinin kişisel gelişimi için ne kadar sağlıklı bir durum tartışma konusu açıkçası.
Son olarak kısa bir özet geçmek gerekirse, Muhammet geçirmiş olduğu şansız sakatlıklar sebebiyle istediği kadar takımına katkı veremediğini, gerekli gördüğü katkıyı bir nebze dahi karşıladıktan sonra transfer olmak istediğini belirterek takıma ve şehire karşı beslemiş olduğu aidiyet ve şükran duyguları sebebiyle transferi için şu ana kadar pek istekli durmuyor ancak bir basamak üste çıkması için zamanı geldiği malumun ilan edilmesidir biraz da.
Muhammet Demir denildiğinde akıllara sakatlık gelir ama 2 senedir sakatlandığını da görmedim, o algıyı artık kırmak gerekiyor. Gaziantepspor günlerini düşünerek Muhammet Demir için ne söylersin, sizler için ne ifade ediyor?
Marcello: Üzücü şekilde Muhammet 4 senelik Gaziantepspor kariyerinde 2 kere büyük olmak üzere bir çok kez sakatlık yaşadı, ilk büyük sakatlık yaşadığında beklenenden daha çabuk süre de takıma katıldı zira takımda aynı anda Cenk Tosun da sakatlanmıştı ve teknik ekip alelacele Muhammed’i hazır ederek oynatmaya başladı ve ilerleyen haftalarda Muhammed aynı bölgeden hem de daha büyük bir sakatlık geçirdi ve geri dönüşü baya da sancılı oldu. Bu durum Muhammet’in fiziksel sakatlığının yanı sıra psikolojik olarak da çok kötü etkiledi, bir yandan sakatlık ile uğraşırken diğer yandan mental olarak kendisini de iyi rehabilite ederek takıma çok güçlü bir şekilde döndü ve özellikle bu sene çok çalışmasının meyvelerini de ziyadesiyle alıyor.
İlk sorunda ayrıntılı bir şekilde Muhammet’in takıma ve şehre karşı beslemiş olduğu aidiyet duygusundan bahsetmeye çalıştım, bu durum Gaziantespor'a gönül vermiş herkesin bildiği bir durum, bizler için pek alışık olduğumuz bir şey değil dürüst olmak gerekirse. Ben, Muhammed’in röportajlarını okurken şaşırmakla beraber seviniyorum da, ne zaman transfer olup takımdan ayrılır bilmiyorum ancak Gaziantepspor tarihine gerek karakter olarak gerekse oynadığı futbol olarak adını altın harflerle şimdiden yazdırmış bulunmakta.
Bilmiyorum doğru örnek olur mu ama Fatih Tekke de benzer duygular yaşatmıştı bize. Ben karakter ve biraz da oyun olarak Fatih Tekke’ye benzetiyorum.
Eto'o da forvet gibi değil de, oyun kurucu gibi oynuyor aslında. Muhammet Demir de aynı şekilde, takımın bir yandan oyun kurucusu gibi. Sadece gol atanı da değil. Bu tarzla da böyle futbolcular oynadıkları takımlarda neredeyse tek başına takım oluyorlar. Sen bu konu için ne düşünüyorsun?
Marcello: Muhammet doğuştan üstün yeteneklere sahip komplike ve günümüzün gerekliliklerini karşılar meziyette bir futbolcu, izlenmemiş, çok tanınmayan biri gibi uzun uzun kendisini anlatma hadsizliğine düşmem yanlış olur ama daha dikkatli gözlerle izleyen biri olarak yorum yapacak olursam. Muhammet mücadeleden kaçmayan, kanatlarda ve arkasında ki oyuncuları oynatmayı seven, orta sahadan top çıkaran ve pres yapan, burası çok iddialı olacak ama son vuruşları world class bir adam. Ben tek eksiği olarak kafa vuruşlarını görüyorum ayrıca özellikle geçen sezon 2.yarısından itibaren uzaktan golleri ve frikiklerini de ekledi portföyüne tüm bunları üst üste koyduğunda bir Anadolu takımı için tek başına bir takım anlamı taşımakla beraber mücadele anlamında da takımın her şeyi. Gösterdiği azim ve mücadele takımın ateşleme mekanizması resmen ve bu adam henüz 23 yaşında.
Kaliteli ve kreatif oyuncular ile bir araya geldiğinde ortaya koyacağı futbolu düşünüp heyecanlanmıyor değilim maalesef ve üzülerek söylemek gerekirse Gaziantepspor kariyeri bu şartları kendisine pek sağlamadı ve sağlamayacak gibi de duruyor.
Peki bu transferin şartları nelerdir, Gaziantepspor hangi şartlarda bu transfere izin verir ve Galatasaray'a transfer olursa eğer onu nasıl bir gelecek bekler?
Marcello: Öncelikle transfer şartlarını bi kenara koyarak son sorundan başlamak gerekiyor bence. Muhammet Demir mental olarak Galatasaray'da oynamaya hazır mı ?
Muhammet Demir, yaşından daha büyük bir olgunluk gösteriyor ziyadesiyle, gerek takım içi ortaya koyduğu liderlik vasfı, gerek kişisel karakteri, gerekse küçük yaşlardan beri kendisine yüklenen beklentiyi üst üste koyduğumuzda mental olarak büyük takımlarda yaratılan baskıyı rahatlıkla kaldırabilecek bir durumda.
Galatasaray’a transfer olursa kendisini bekleyen geleceğe gelirsek, bu sene özeline konuşuyorum, Muhammed haricinde herhangi bir futbolcu bile oynadığı klübün düzlüğe çıkarak netleşmesini bekler. Galatasaray da yönetilme olarak bir an önce kendisini netleştirmeye ihtiyacı var dışarıdan gözlemlediğimiz kadarıyla. Eğer kulüp içi dengeler sağlanır ve futbolcu için sağlıklı bir ortam oluşursa Muhammet’in kendisine düşeni yapacağı hususunda benim şahsen zerre şüphem bulunmamakta. Bu işin yönetim boyutu, teknik boyutuna girecek olursak, Muhammed tabir-i caizse ekmeğini taştan çıkartan tipte bir futbolcu.
Tabii Galatasaray formasıyla Gaziantespor'da oynadığı pozisyonda oynamayacak. Daha kaliteli, sistematik ve Gaziantepspor’dan daha yaratıcı bir oyuncu grubunun olduğu bir yapının içerisinde yer alacak ve bu şartlar içerisinde Muhammet’in şu an gösterdiği performanstan daha fazla katkı koyacağı uzak bir ihtimal değil. Eğer olur da Galatasaray'a transfer olursa ben Muhammet’in ceza sahası etkinliğine çok güveniyorum zaten kendisine düşecek olan da sadece ceza sahası etkinliği olacaktır bence. Bu hususun ayrıntılarını temellendirmek gerekir elbette ancak bundan bile ayrı bir yazı konusu olur.
Gelelim transfer şartlarına, kulüp içinden teyit ettirme imkanımız olmadı ama geçen yıl Muhammet’i Trabzonspor’un yoğun olarak istediğini duyduk. Bizim kulüp yönetimi ise takas fikrine çok olumsuz bakıyor, zira Trabzonspor da para ve futbolcu teklifinde bulunmuştu ancak olumsuz karşılandı. Şu an Muhammet için istenilen bedelin yaklaşık 6 milyon euro civarı olduğu konuşuluyor ve bu parayı veren herhangi bir kulübe Muhammed’in satılacağını da maalesef ki adımız gibi biliyoruz.
Tüm bunları özetlemek gerekirse, Muhammed Demir Gaziantespor'da ki misyonunu tamamlamak üzere, gerek ortaya koyduğu karakter gerekse yaşadığı aidiyet duygusu için Gaziantepspor taraftarı kendisine ziyadesi ile minnettar. Özellikle geçen sezonun 2. yarısından itibaren üzerine düşeni yapmaya başladı ve bu sezon da elinden gelenin fazlasını ziyadesi ile yapıyor. Umarım-(z) kendisi için her şeyin en iyisi olur ve ulusal takım forması ile de bir an önce görürüz, çünkü her şeyin en iyisini hak eden bir adam.