Kongrelerde, bir zamanların kader belirleyici üyelerinden biriydi. Hep kurtarıcı gözüyle bakıldı, en sevilen Galatasaray figürlerinden biri oldu, kafalarda ''keşke başkan olsa'' düşüncesi daima hakim oldu. Zaten başkan seçilirken de rekor oyla seçildiğini unutmayalım, Canaydın döneminden sonra gelen Adnan Polat ismi bir bakıma devrimle eşdeğerdi.Mali açıdan geçen yıllara baktığımızda Adnan Polat'ın önemli hamleleri oldu, zaten mali anlamda da ibra olarak iyi işler yapıldığını gösterdi. Hatta sürekli isminin olumsuz tablo içerisinde yer alması falan da maddi anlamda ne kadar iyi işler yaptığını biraz gölgeledi. Ama bu işin vitrini futboldur, her ne yaparsan yap futbolda başarılı ol. Sonuçta bu maddi imkanların da iyiye gitmesinin amacı sportif anlamda başarının getirilmek istemesidir ve başarı da buna rağmen gelmeyince başarısız ilan edilirsiniz. Adnan Polat da bu yüzden başarısızdır, malesef bazı ısrarları ve ortaya koyduğu vizyonu iyi yönetememesi, egoları ön plana sürmesi bizleri bu duruma getirdi. Şöyle düşünün, Rijkaard gibi bir teknik adamı getirebilmek vizyondur ama ısrarla Adnan Sezgin'in arkasında durmak egonun işaretidir.
Futbol konusunda yaşanan sıkıntıların da bir yere kadar anlaşılabileceğini düşünüyorum. Ne olursa olsun, futbol yönetiminde bu kadar kötü olmak bile bu olanları yaşatmaz. Adnan Polat'ın en büyük başarısızlığı da futbol takımı yönetimi değildi aslında. Bu olanlara sebep Galatasaray isminin ağırlığını düşürmektir, taraftarının yanında yer alamamaktır ve Galatasaray değerlerini hiçe sayan uygulamalardır. Galatasaray, nev-i şahsına münhasır bir kulüptür, onu herkesden farklı kılan değerleri vardır ve bu değerlerin de zarara uğratılması beraberinde böyle bir darbeyi getirir.
Şunu söyleyelim, yönetimin idari anlamda ibra olmaması Adnan Polat adına kara bir leke oldu ve artık Adnan Polat ismi Galatasaray'la yan yana anılmayacaktır. Bu kötü dönem kara bir leke olarak tarih sayfalarına yazılmıştır. Bu sonu da Adnan Polat'ın kendisi yarattı, son ana kadar ona istifa imkanı verildi, çok ısrar edildi ama aldığı riskin karşılığı da kötü oldu. Sanırım bunu kendisi de tahmin etmemiştir, oysa olası erken seçim kararını alsa bu olanlar yaşanmayacak ve Adnan Polat'ın bir çıkar yolu daha olabilecekti. Seçimde aday olması veya olmaması bir yana ibra olayı yaşanmayıp en azından kara lekeden kurtulabilirdi, Galatasaray'ın da önünü açardı. İstifa etmek başarısızlığını kabul etmek anlamında olabilir ama burada amaç Galatasaray'sa egolar bir yana bırakılmalı ve herkes başarının etrafında kenetlenmeli.Bu kararla beraber çok kişinin canı yanmış oldu. Mesela, Mehmet Helvacı ve Cemal Özgörkey gibi isimlerin önü kesilmiş oldu. Önümüzdeki erken seçimde aday olamayacaklar. Üzüldüğüm nokta ise başarılı yöneticilerin de önünün kesilmiş olması. Basketbol konusunda harika hamleler gerçekleştiren Haldun Üstünberk'i önümüzdeki dönem göremeyecek olmak üzüncü verici. Aynı şekilde Haldun Üstünel'in de önümüzdeki seçime önü kesilmiş oldu. Her ne kadar bu dönemde yokum dese bile olası kurulacak güçler ittifakı yönetiminde görmek istediğim isimlerden biriydi.
30 gün içerisinde erken seçime gidilmesi gerekiyor, yeni tüzük bunu gerektiriyor. Adnan Polat'ın bir bakıma kendi getirdiği tüzükte boğulduğunu söylemekte mümkün ama dava hakkı da var diye biliyorum. Büyük ihtimalle bunu da kullanacaktır ama bir sonuç çıkacağını sanmam. Zaman kaybından, daha büyük kaoslara doğru yuvarlanmaktan başka bir işe yaramaz. Olası kongrede ise Ünal Aysal tek aday gibi görülüyor, onun etrafında bir birleşim yaşanacaktır. Fazla bir adayın da çıkacağını düşünmüyorum, çünkü muhalefetin kenetlendiği bir aday var ve bugün yönetimi ibra etmeyen çoğunluğun da aslında daha büyük olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden işaret edilen aday rekor oyla bile seçilebilir ama beklenen güçlü yönetim oluşturulabilir mi bunu merak ediyorum.Alınan kararlar Galatasaray için hayırlı olsun, yapılan bir darbedir ama son derece demokratik bir darbedir. Üyeler, demokratik haklarını kullanarak böyle bir yaptırıma gittiler. Keşke Adnan Polat erken seçim kararını alabilseydi ve bu yaşananlar olmasaydı, kara lekeler tarihe geçmeseydi. Şunu da eklememiz gerekiyor, Galatasaray hala lisenin büyük ağırlıkta bulunduğu bir kulüp. Darbenin de anahtarını yine lise tuttu ve onların istediği ölçüde kararlar alınıyor...
demokratikse darbe değildir darbeyse demokratik değil.
YanıtlaSil