22 Şubat 2018 Perşembe

Yaklaşmakta olan..


Sakatlıklarla alakalı açıklamalar yapıldı. Bu konuda bazı bilinmezlikler vardı, geç de olsa öğrenmiş olmak güzel. Fernando'nun dönüşü gibi, sakatlandığı günden bu yana gelen büyük bir bilinmezlik. Denayer ya da, Sivasspor deplasmanında ağır bir sakatlık yaşamasına rağmen açıklama yapılmadı, aradan da 2 hafta geçti. Geçtiğimiz günlerde ameliyat olan Carrasso var, yine Kasımpaşa maçında sakatlanan Serdar Aziz.

Fernando takımla çalışmalara başladı, bu iyi haber. Bursaspor maçının geniş kadrosunda yer alma ihtimali dahi doğsa da Türkiye Kupası'nda Akhisar maçıyla birlikte izlemeye başlarız. Karabükspor maçında da umarım 90 dakika oynayabilir. Riske de atmamak lazım, 3'de 3 yapacağımızı düşünüyorum ve Fernando'nun önemi Fenerbahçe derbisinden itibaren başlayacak.

Fernando'nun yokluğunda büyük sorunlar yaşadık, alternatifi olmayan isimlerden biri olduğunu sezon başından bu yana yazıyoruz. Neyse ki Donk'u kazandık diyeceğim ama bu sefer de Badou Ndiaye'den doğan boşluk neticesinde açık verdik. Oyun tarzımız değişmek zorunda derken buna alışma devresini yaşıyoruz, maalesef Ocak ayında böyle bir şey olacağını bilemedik. Önce Fernando sakatlandı, sonra Badou Ndiaye gitti derken Fatih Terim'in işi gerçekten zorlaştı.

Fernando'nun dönüşü en azından önemli bir gelişme. Fernando / Donk / Belhanda orta sahasını bekliyorum, Fernando öyle bir isim ki yanında oynayacak ismi de geliştirecek. Ligin ilk yarısında en güçlü ama alternatifsiz pozisyonumuz orta sahaydı, bugün ise belki alternatifli ama en zayıf karnımız olmuş olabilir. Fernando'yla bunu atlatırız, bir anlamda takımın hafıza kartı diyorum. Şampiyonluk hedefse bu onun nasıl döneceğiyle alakalı olacak.

Denayer'in dönüşünün ise 2 ayı bulabileceği söyleniyor, geri döndüğünde de sezon bitmiş olacak. Onun da sorunu bu, tam form tuttu derken yaşadığı uzun sakatlıklar. İlk Galatasaray dönemi de böyleydi, hala da değişmiş değil. Fatih Terim tutacaktı onu, hızı, atletizmi ve topla çıkabilmesini değerli görüyordu. Erken döneceğini, dönse dahi bu noktadan sonra katkılı olabileceğini düşünmüyorum.

Carrasso'nun da geçtiğimiz günlerde ameliyat olduğunu öğrenmiştik. Neyse ki durum hafif gibi, 2-3 hafta içinde idmanlara başlayacağı söyleniyor. Bir anda kıymetli hale geldi, bu da Muslera sayesinde. Ben şu aşamada dahi Carrasso'yu düşünürdüm, en olmadı kupa maçında onun sahada olmasını isterdim. Sakatlığı ters bir zamana geldi. Serdar Aziz'de ise bir sıkıntı yok ama yarın başka bir sıkıntı olmayacağının garantisi de yok. Serdar Aziz böyle, alışacağız..

21 Şubat 2018 Çarşamba

Transfer tarzı "2018" #19; Franck Ribéry


Yaz döneminde Galatasaray'ın "sürpriz transfer" ihtimali üzerine konuşuyorduk. Ribery'nin 34'e gelen yaşı ve sözleşmesinin sezon sonu bitecek olması itibariyle hayalini kurduk. Gerçekleşmedi tabii, bu isimler istemedikleri sürece Bayern'den ayrılmazlar. Robben de aynı şekilde, Bayern'in bayrak oyuncuları oldular ve futbola orada devam etmek istedikleri sürece de kalırlar, koparamazsınız. Almanya'da büyük bir vefa kültürü var, biz de Dortmund ve Bayern gibi takımlar üzerinden bu konuyu konuşuyoruz.

Henüz sözleşmesini uzatmadı ve ne olacağı bilinmez. Yaşı itibariyle son ciddi kontratını imzalayacak ve aynı durum Robben için de geçerli. Şu aşamada da katkıları büyük, Bayern'in hala önemli kozları. Kalabilirler, ABD / Çin gibi ülkelere transferleri olası olabilir ya da Pepe'nin Beşiktaş'a gelişi gibi bir durum da olabilir. Ribery'nin transferi için asla imkansız demem, Galatasaray'a transferi de olasılık dahilindedir.

Hala çok büyük bir sol kanat, inanılmaz bir yetenek. Sakatlık eşiği düştü gerçi, sık ayrılıklar olabiliyor ama her döndüğünde etkisini gösteriyor. Bu sezon Bayern Münih'de 21 maçı var ve 3 gol 2 asist yaptı. Forma istikrarı biraz daha düştü, ağırlıklı olarak kenardan gelen bir isim ve iyi bir alternatif olsa da bu durum transfer ihtimalini oluşturuyor. Pepe örneğinde olduğu gibi, hemen hemen aynı süreç. 

Ribery'i anlatmaya gerek yok, herkesin iyi bildiği bir isim olmalı. Teknik ve bitirici özelliğiyle ön plana çıkar, solda oynar ve kat eden adamdır. Yetenek eşiği yüksek, tempolu, çok seri bir isim. Bunu da 34 yaşına gelmesine rağmen söylüyorum, Türkiye Ligi gibi bir yerde yaratabileceği etkiyi düşünün. Burada büyük bir kalite uçurumu yok, nerede durmasını bilen herhangi bir tecrübeli ismin dahi yeniden doğabildiği bir lig. Ribery ise üst seviyeden gelecek, düşüşte olan bir ismi ayağa kaldırmaya çalışmayacağız.

Yıldız oyuncu, bu tarz transferlerin de gerekliliği var. Mustafa Cengiz de söylüyordu, bu tarz transferler de ilgi alanlarında. Fatih Hoca'nın da seveceği bir tarz, Ribery ihtimali oluşursa hayır denmez. Tabii onun adına yarım kalmış bir hikaye demeyeceğim, menajeri bir açık buldu ve gitmek kendi tercihiydi. Galatasaray adına büyük bir skandal olsa da bu konu kaynaklı Ribery'e karşı bir nefretim yok. Bizde potansiyelini gösterdi, Marsilya'da piyasaya çıktı, Bayern'de ise Dünya'nın en büyük futbolcularından biri oldu ki bir dönemin de en iyi ismiydi.

Emre Akbaba'nın Galatasaray'a transferi hala olası bir durum


Emre Akbaba'nın eski hocası Erhan Altın: "Galatasaray, Emre Akbaba'nın transferi için söz kesti. Sezon sonu bu transfer olacak."

Radyospor'da yapılan bir röportaj. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum, bildiğim kadarını paylaşayım. Emre Akbaba için son zamanlarda Başakşehir'in adı geçiyordu ve sezon sonu adına söz kestikleri söyleniyordu. Sonra o işin olmadığını öğrendik, Emre Akbaba'nın transferi hala olası bir durum. Ligin ilk yarısında Emre Akbaba için neler yazdığımı hatırlarsınız, Galatasaray'ın olmazsa olmazı gibi gördüğüm bir transferdi.

Anadolu'dan alınan yerli isimler üzerine doğal olan bir "ön yargı" var. Bu tarz isimlere geçmiş yıllarda olmadık paralar verdik ve çoğundan da katkı alamadık. Emre Akbaba'yı ise farklı ve özel bir futbolcu olarak tanımlıyorum, büyük yetenek. Alanyaspor için bu sezon iyi bir görüntü yok gibi görünse de Emre Akbaba'nın istikrarı devam etmekte.

Geçtiğimiz sezon 33 maçta 6 gol 6 asisti vardı. Bu sezon ise 21 maçta 7 gol 6 asistte. Vagner Love gibi bir hücumcularını da kaybettiler, altı çizilesi bir nokta. Emre Akbaba ise izlediğim her maçında iyi bir görüntü sergiliyor, takımının da özellikle Vagner Love sonrası en önemli kozu oldu. Vagner Love'nin gol noktasında ayakta tuttuğu kısır bir takımdılar. Emre Akbaba da onu destekleyen en önemli isimdi, şu an itibariyle gol noktasında ipleri tek başına eline aldı.

Her iki ayağını kullanabiliyor, teknik ve bitirici özelliği gayet iyi, fiziğiyle de o pozisyon için fark yaratabilen bir futbolcu. 8 özelliği de var, 10 numara pozisyonunda forvet özelliğini de barındırıyor. Alınabilecek en önemli yerli belki de, Galatasaray'ın böyle bir alternatife ihtiyacı var. Yerli kalitesinin düşüklüğü bir yana, Belhanda olmadığında yaşanan sorun ortada. Selçuk İnan'ın da 33'e gelen yaşını hesaba katalım, 8 - 10 için oldukça ideal bir isim.

Ligin sonunu beklemek lazım, küme düşme anlamında Alanyaspor ciddi adaylardan. Düştükleri an da Emre Akbaba'nın mevcut piyasası yarı yarıya düşecek. Belki sözleşmesinde maddesi de vardır, bilinmez. Mevcut sözleşmesinin de son yılına gireceği için her anlamda avantaj elinize geçmiş olur, iş şimdiden Emre Akbaba'yla söz kesmekte. Fatih Hoca çok sever kendisini, Milli Takım'a da ilk çağıran isimdi. Deniz Türüç ve Emre Akbaba'yı ayrı tutar, beğenir ama bu ikiliden Emre Akbaba olası olan..

5li #16; Mondragon denildiğinde


Twitter'da Futbolovski hesabını çok seviyorum, nostalji anlamında bana sorarsanız müthiş bir adres. Geçtiğimiz günlerde Mondragon'un efsanevi Liverpool deplasmanını hatırlattılar. Bu vesileyle ben de Mondragon'un akıllarda gelen en iyi 5 performansını sıralayayım dedim. Galatasaray'ın gördüğü en iyi ve özel kalecilerden biriydi, onu da uzun yıllar bu forma altında izlemek büyük gurur.

Liverpool 0-0 Galatasaray / 20.02.2002


Bunun bence bir tartışması yok, Galatasaray formasıyla gösterdiği en özel performanstı. Hatta bir kalecinin ulaşabileceği en büyük seviye diyeyim. Hamann ve Gerrard'ın obüs atışları hala akıllarda, Mondragon tek başına bizi o deplasmandan çıkardı. Aklında sadece çıkardığı akıl almaz toplar var, ölümüne savunma dediğimiz günlerden biri.

Galatasaray 2-0 Juventus / 02.12.2013



Mondragon deyince akla gelen 2. maç diyebiliriz. Bu maçı Almanya'da oynamıştık, İstanbul'da yaşanan terör saldırısından dolayı. Kötü de başlamıştık aslında maça, 45. dakikada Prates / Hasan Şaş değişikliği gelmişti, 2. yarının başlaması dahi beklenmeden. Özellikle ilk yarıda bizi ayakta tutan isim ise Mondragon oldu.

Fenerbahçe 1-0 Galatasaray / 16.02.2002



Bu maçı 4 kırmızıyla hatırlarsınız, 7 kişiyle tamamlamıştık. Hakem de Ali Aydın, o dönemin gözde hakemi diye lanse ediliyordu ki kendisine düdüğü de biz astırdık. Emre Aşık, Hasan Şaş, Batista ve Bülent Korkmaz kırmızı kart görmüştü ama o maç 1-0'da kaldı. Daha fazlasına izin vermediysek de bu Mondragon sayesinde. Hatta Rapaiç'in vurduğu bir frikik var, 90'dan çıkarmıştı ve Mondragon'un Galatasaray kariyerindeki en büyük kurtarışı belki de.

Galatasaray 5-1 Fenerbahçe / 11.05.2005



Unutulmaz Türkiye Kupası finali. Skorun farklı olması bir yana, Mondragon'un o maçta gösterdiği performans ise diğer yana. 36. dakikayı gördüğümüzde 3-0'ı bulmuştuk belki de Mondragon'un öyle çılgın bir performansı vardı ki Fenerbahçe'yi bir türlü skora ortak etmedi. 3-1 sonrası umutlandılar, devamında sahneye çıkan isim Hakan Şükür oldu. Mondragon'un Luciano'nun kafasını çıkardığı bir pozisyon var ki, o da en iyi kurtarışlarda 2. sırada diyebiliriz.

Roma 1-1 Galatasaray / 13.03.2002



Ve Mondragon denilince akla gelen 5. maç. O maçı da çıkan kavgayla hatırlarız, Roma'nın kazanamamayı hazmedememesi sonrasında yaşananları asla unutmayacağız. Futbolcusu ve polisiyle geldiler, biz yine oradan başımız dik çıktık. Bu sonucu almamızda en büyük etmenlerden biri de Mondragon olmuştu. Düşünüyorum da 2001 - 2002 sezonu her anlamıyla Mondragon için apayrı bir seviyede..

Seyreyle maziyi #39; Bu uyanış ve isyana paha biçemiyorum


Şu fotoğrafın altını ısrarla çizerim, bir ömür de unutmam. Fatih Terim'in Galatasaray'ının zirve anlarından biri. Belki o gün Real Madrid'e elendik ama bu uyanışa ve isyana paha biçemiyorum. Galatasaray nedir üzerine verilebilecek en güzel cevaplardan biri, "Avrupa Fatihi" söyleminin altı tam olarak böyle doluyor.

2012 - 2013 sezonu, Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde rakip Real Madrid. Şimdi çıkıp Real Madrid'i konuşmayalım, belki de futbol tarihinin en kazanan takımı. Geçmiş yıllarda da Real Madrid'le bu tarz bir eşleşmemiz var, çeyrek final ilk maçında ilk yarısını 2-0 yenik kapattığımız maçta 3-2'lik geri dönüş gibi. Bazı anlar var ve ben bunu tarif edemiyorum, Galatasaray'ın farklı bir tılsımı var. 

Bu eşleşmeye dönelim, ilk maçı deplasmanda 3-0 kaybettik. Kötü bir oyunumuz yoktu, 2 penaltımız verilmedi mesela. 3-0 kaybettik belki de o sonucu hak etmedik, golü aramak adına da 2. yarıda 3'lü savunmalara kadar döndük. Bu sonucun ardından herkes tur bitti gözüyle baktı, net bir sonuç ve rakibiniz nihayetinde Real Madrid.

9 Nisan 2013 tarih. Henüz 7. dakikada yediğimiz golle 1-0 geriye düştük ve iyiden iyiye tur bitti gözüyle baktık. İsyan 57. dakikada başladı ve Eboue ile 1-1'i bulduk, 70'de Sneijder ile 2-1, 72'de Drogba'yla da 3-1. Bir anda rüzgar Galatasaray'ın arkasına geçti ve Real Madrid'i böyle bir çaresizliğe itmeyi bir daha hangi Türk takımı başarabilir bilmiyorum. 

4. golü de bulduk bu arada, Drogba'nın golü ofsayt nedeniyle sayılmadı. 4. golü atmamız durumunda eminim ki 5. gol de gelecekti, Galatasaray'ı kimse durduramazdı. 3-1'i bulduk ve bu sonuç bizim için yeterli gibi bir durum asla olmadı, 79. dakikada Elmander'le bir forvet daha oyuna alıyorduk. Tur için her şeyi yaptık, tüm şartları zorladık. Yaşayan bilir dediğim anlardan bahsediyorum, tarifsiz bir gurur.

Fotoğrafı gördükten sonra yazma isteğim geldi, muazzam bir kolaj yapmamış mı paylaşan arkadaş. 80. dakikada Mesut Özil'in yerine Raul Albiol giriyordu, Mourinho skoru tutmak için bir stoper daha oyuna aldı ve maçın özeti de tam olarak bu değişikliktir. Son dakikada bir gol daha yedik, 3-2 bitti. Gururun ise tarifi yok, Real Madrid'i bu duruma düşürebilmek. Maç sonunda Mourinho "korktuk" diyordu, Galatasaray'ı en iyi anlatan anlardan biri daha..

20 Şubat 2018 Salı

Transfer tarzı "2018" #18; André-Pierre Gignac


Bir noktada geçmişin sorgulaması gibi değil mi. Ben Arfa'yı yazdığımda da söylemiştim, 2015 - 2016 sezonunun yaz dönemi unutulmayacak. O dönem çok önemli bir treni kaçırdık, dönüşüm geçirmemiz gerekirken. 5+3 olan yabancı düzeninden 14 yabancılı düzene geçiyorduk, biz ise o sezona sadece 7 yabancıyla başladık. O yaz dönemi birçok önemli ismin de sözleşmesi bitmişti, Gignac da onlardan biri işte.

Galatasaray'ın gündeminde olan bir isimdi de. Ciddi ciddi görüşüldü, Galatasaray'a da gelmek istiyordu ama Burak Yılmaz var denilerek veto edilen bir isim. Sonrasını biliyorsunuz zaten, Burak Yılmaz / Umut Bulut rotasyonuyla sezona girdik, devamında Podolski'yi yoklukta o pozisyona çektik ve Burak Yılmaz da Şubat ayında Çin'e satıldı. Oysa yaz dönemi West Ham onun için 10 milyon avro bonservis verirken. Dönüşümden kastım tam olarak buydu işte, maalesef berbat bir dönem.

Gignac'ın Meksika tercihi şaşırtmıştı, zirve dönemiydi çünkü. Marsilya'da müthiş bir etkisi vardı, Fransa Milli Takım'ında da yer alıyordu. Meksika'da ciddi paralar konuşuluyor, Gignac da büyük kazanacaktı ve tercihi bu yönde oldu. 2.5 sezondur Tigres forması giyiyor, 129 maçta 69 gol 19 asisti var. Bu sezon ise 30 maçta 10 gol 6 asist, yaş 32. Sezon sonunda da sözleşmesi bitecek ve görüntü o ki yaz döneminde Avrupa'ya dönüşü olası.

Geçen süre zarfında Beşiktaş'la da adı anılıyordu, üstelik dönem dönem. Mario Gomez öncesinde de konuşuldu, o ayrıldıktan sonra daha ciddi gündem oldu, aynı şekilde bu yaz dönemi de. Garanti katkı çünkü, doğru bir transfer olurdu. Gomis'le hemen hemen aynı kalitede görüyorum, hatta kariyeri itibariyle bir adım önde dahi olabilir. Bitirici ve güçlü bir isim, teknik özelliğiyle de ön plana çıkar, komple bir forvettir. 

Galatasaray'ın yaz döneminde forvet rotasyonunda gücünü arttırması gerekiyor. Eren Derdiyok'un bir geleceğini görmüyorum ve Gomis'in arkasında veya yanında ideal isim değil. Gignac daha farklı, biraz daha komple bir forvet ve Gomis'le birlikte müthiş olur. Gomis'in alternatifi de yok maalesef, öyle bir isim bulamadık ki Ocak ayında en önemli ihtiyaçlardan biriydi. Gignac için alternatif diyemem, o ayarın çok üzerinde ve bu noktada Gomis'le birlikte düşünmek lazım. Çift forvetli bir düzene geçiş de mümkün ve ideal ikili olur.

Ya da farklı bir noktaya değinelim, Gomis için Çin'den gelen teklifler olduğu söyleniyordu. Oradan 9 - 10 milyon avro'luk bir bonservis kazansak, o boşluğu da bonservissiz Gignac ile doldursak. 2015 - 2016 yaz döneminin bir tık altında ama yine iyi isimler var, dönüşüm mümkün. Gignac'ın ciddi bir alternatif olması ve düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum..

Konu maalesef Carrasso'nun sakatlığına evrilecek


Böyle bir şans yok cidden. Son zamanlarda o kadar dillendirdik ki nazar değdi, başka bir açıklama bulamıyorum. Bambaşka bir yazı düşünüyordum, konu maalesef Carrasso'nun sakatlığına evrilecek. Antalyaspor karşılaşması Carrasso'yu kazandığımız maç olabilirdi, nihayet iyi ve güvenebileceğimiz bir yedek kalecimiz var diyordum. Ön yargılar da kırılmıştı, maç kadrosuna yeniden alınmıştı ki sakatlandığı ve ameliyat edileceği açıklandı.

Ne zaman döneceğini bilmiyorum. 36 yaşında, bu noktadan sonra geri dönüşler de var. Isınmaya başladığı zamanlardı, hatta Muslera'nın şu görüntüsü yüzünden de oynaması gereken isimdi. Ben de bunu yazacaktım, Muslera da kenara alınabilir diyecektim. Belhanda ya da Mariano'yu formsuzlukları itibariyle kenara alabiliyoruz, Muslera neden alınmasın. Tabii şimdi böyle bir ihtimal kalmadı.

Volkan Demirel örneğini veriyorum sürekli. Volkan Demirel'in Fenerbahçe kariyeri boyunca bu tarz örnekler çok gerçi, Serdar Kulbilge ya da Mert Günok'a formanın verildiği ve Volkan Demirel'in dinlendirildiği zamanlar var. Bu da doğaldır, formsuz olan ismi kenara almak o ismi yükseltebilir. Lige kötü başladı, bir dönem kale Kameni'ye geçti ve Volkan Demirel yeniden formaya kavuştuğunda müthiş bir etki göstermeye başladı.

Bizim de iyi bir yedek kalecimiz vardı, düşünmedik bile. Muslera için ısrar etmek ona zarar verdi, gördüğümüz gibi kısa vadede Taffarel'in dönüşü de etki etmedi. Muslera'yı severim, geçmişine çok büyük saygım var, izlediğim en iyi kalecilerden biri ama bugünü konuşuyoruz, bugün başka. 2.5 yıllık bir formsuzluk bu, her geçen dönem daha da geriye gidiyor. Kaleci antrenörleri de sık sık değişmedi bu arada, o yorum hatalı. Taffarel sonrası yardımcısı Fadıl Koşutan'la çalışıyordu, Frans Hoek gibi bir ismi istemeyerek. Kendi istedi yani, bu tabloyu yaratan kendisi ve sıkıntı tamamen Muslera'yla alakalı.

Akhisar karşısında Carrasso'yu kullanabilirdik, böyle bir ihtimal kalmadı. Tam Muslera'yı zorlayacak, insanların oynamalı dediğim bir isim oldu ki bu sakatlık geldi. Muslera bir şekilde ayaklanmak ve kendini bulmak zorunda. Şu aşamada en büyük handikaplardan biri, acı gerçek budur. Şu kısa sürede nasıl düzelir bilmem de acil bir çözüm gerekir..

19 Şubat 2018 Pazartesi

Gomis güçlü bir profil, bunu da sahada göstermek istiyor


En son Swensea'de oynarken başına gelmişti. Bilinen bir rahatsızlık ama korkuyor insan. Uzun zamandır nüksetmedi, onu bu halde görmüyorduk. Sezon başında açıklanmıştı, bu tarz baygınlıklar oluyor maalesef, 3-4 dakika içinde yeniden ayağa kalkıyor ve devam ediyor. Allah korudu, Gomis'i o halde görmek hepimizi korkuttu. Gerekirse maçı kaybet, sağlıktan daha önemli bir şey yok. İçinde bulunduğumuz yarış içinde Gomis'in kıymeti ve önemi çok büyük. 

Mücadele ve savaştan uzak kalmayan bir isim. Oyundan o şekilde çıkmayı da istemedi, sürekli sağlık sorunlarıyla gündeme gelmek gerçekten kötü bir his. Toparladı, oyuna devam etti ve bu anlamda Gomis'in futbolunu eleştirmem. Sağlıktan daha önemli bir şey yok ve burada kararı verecek isim Fatih Hoca'ydı. O da Gomis'i çıkaramadı, duygusal davrandı. Bu ortamda futbolcu devam etmek istiyorsa, iyiyim diyorsa oynar. Aksi durumu Gomis kabullenmezdi, yanlış bir karar diyemem.

Ben 45. dakika noktasındayım. O an Eren Derdiyok'la değişmesi gerekiyordu. Maalesef mücadele anlamında düştü, doğal bir şey. Çift forvete dönmek bizi daha hücumcu kılmadı, zaten Gomis / Eren Derdiyok ikilisi doğru bir ikili de değil. Hızlı bir forvet arıyoruz, Ocak ayında forvet transferi bu yüzden önemliydi. Sinan Gümüş oyuna girerken yine Gomis'le değişebilirdi ama 90. dakikaya kadar oyunda tuttuk.

Yine de bir şey diyemiyorum, bu kararla 3 puanı kaybettik ama Gomis'i mutsuz kılmadık belki de. Hocanın da vereceği karar zordu, ucunda futbolcusunu psikolojik anlamda kaybetmek de var. Gomis güçlü bir profil, bunu da sahada göstermek istiyor. Sağlığıyla alakalı yaşadığı bu durum sürpriz değil, zaten biliniyordu. Uzun zamandır nüksetmedi tabii, yeniden yaşadığını görmek üzdü. Ortada bir yarış var, Gomis önemli. Onunla kazanacağız..

"Tudor dönemine göre değişen ne oldu" yorumuna katılmıyorum


Fatih Hoca'nın ayrıldığı günden bu yana "deplasman fobisini" yaşıyoruz. Bir de bunun Avrupa ayağı var mesela, o da Mancini sonrası oluştu. Biz deplasman fobisini konuşalım, bunun faturasını çok ağır yaşıyoruz. Bu sezona bakıyorum, ligde son 7 deplasmanda 6 mağlubiyet oldu. Böyle bir tabloda bu takım nasıl şampiyon olacak ki?

Trabzonspor deplasmanıyla başladık, Başakşehir, Beşiktaş, Yeni Malatya mağlubiyetleri derken Tudor'la yollar ayrıldı. Kayserispor deplasmanını kazanarak kritik bir eşiği aştık derken de Sivasspor ve Kasımpaşa mağlubiyetleri geldi. Yıllardır ligde yaşadığımız bir durum, Hamza Hamzaoğlu dönemini bir kenara bırakarak yazıyorum.

"Tudor dönemine göre değişen ne oldu" yorumuna ise katılmıyorum. Tudor dönemi kaybedilen deplasmanlarda varlık gösteremedin mesela. İyi giden düzeni bozdun, rakibe göre kurgu aldın, o maçlarda pozisyonun dahi yok. Bağıra bağıra yeniliyorum dediğin maçlar, çoğunda zaten fark yedin. Fatih Terim döneminde ise hocanın hataları da olsa tablo bu değil.

Sivasspor ve Kasımpaşa maçlarında tercih hataları olduğu doğru. Belhanda'yı uzun süre kenarda bekletmek gibi, sonrasında değişen görüntü ortada. Kasımpaşa karşısında ise 45'de gelen formasyon değişikliği ve iyi giden düzeni bozmak. Yine de bu maçları konuşacağımız başka etkenler de var, hakemler gibi. İki maçta da olmadık kararlarla kırıldık işte, bunu görmeden bu maçları yorumlamak mümkün mü.

Ayrıca varlık gösteriyoruz, en kötü halimiz dahi pozisyona giriyor. Tudor dönemi şut dahi atamıyordun, rakip kaleye gitmeyi ya da pozisyon bulmayı geçtim. Şimdi pozisyonların var, kazanacak imkanları yakalıyorsun ama bitiremedin. Kayserispor deplasmanında da pozisyonlar verdik ama ilk yarıda işi yüzde 70 oranında bitirmedik ki. Kasımpaşa deplasmanında olmayan bu mesela, 2. ya da 3. golü bulamamak.

Aynı düzen devam etse bu maç kazanılırdı, o ayrı nokta. Ya da Sivas deplasmanında Belhanda'yla başlanılsa, olmadı 45'de o değişiklik gelse yine kazanırdık. Düzelmesini umuyorum, bu fobi aşılacaksa yine Fatih Hoca sayesinde olacak. Görüntümüzün ve felsefemizin değiştiğine inanıyorum, kadro noktasında noksanlar olsa da. Belhanda ve Fernando'nun dönüşü mutlaka fark getirecek..

Donk'u tekrar konuşmak istiyorum, iyi anlamda konuşulabilecek tek ismi


İyi günlerden geçmediğimiz net. Yaşanan bir düşüş evresi var, son 2 deplasmandaki görüntü iyi değil. Hakemleri konuşmadan bu maçları yorumlamak imkansız, yine de Fatih Hoca'nın kritik hataları var. Bu hatalar da maalesef hakemlerin ekmeğine yağ sürdü. Sivasspor karşısında Belhanda'yı çok uzun süre kenarda oturtmak gibi, ya da Kasımpaşa deplasmanındaki 4-4-2'ye dönüş.

Donk'u tekrar konuşmak istiyorum, son haftaların yükselen ismi o. Fernando'nun yokluğu büyük handikap olsa da Donk o boşluğu elinden geldiğince kapatıyor. Sivasspor karşısında 4-2-3-1 vardı, o düzen içinde Donk / Tolga Ciğerci ikilisi yanlıştı. Selçuk İnan / Donk ya da Selçuk İnan / Tolga Ciğerci kombinasyonları da hatalı. Badou Ndiaye'nin yokluğunun Fernando'ya göre daha büyük bir handikap olduğunu söyleyebilirim, çünkü oyun tarzımızı değiştirmek zorunda kaldık.

4-3-3 bu noktada doğru tarz, roller daha net şekilde belli oluyor. Donk'u savunmanın önünde kullanıyoruz ve yerini bu anlamda buldu. 2'li orta sahada değil, 3'lü düzende etrafında 2 orta saha daha varken yükseldi. Tempoyla alakalı bir konu, Donk da bu düzende yükselmeyi başardı. Pas ve teknik özelliği de iyi, ben onun için 6 değil de 8 numara diyordum. Kasımpaşa'da arkasını toplayan isim Castro'ydu. Biz ise onu geldiği günden bu yana ısrarla yanlış kullandık.

Fizik özelliğiyle de fark yaratıyor, orta sahayı süpürmemiz noktasında fazlasıyla iyi. Attırdığı gol tam bir usta işi değil mi, oradan topu çıkarması, devamında 2 isim geçmesi ve Garry Rodrigues'e pası. Biraz da esprili "Pogba" yorumları yapılıyor, tarz noktasında yanlış değil aslında. Kasımpaşa maçının bizim adımıza en iyi ismiydi, buna stopere geçtiği dönem de dahil.

Takımın en iyisini stopere çekmek ise o bahsettiğim olumsuz domino etkisi. Fatih Hoca da söyledi, Serdar Aziz çıkarken yerine bir stoper girmeliydi. Selçuk İnan'ı hücuma atabiliyorduk, Tolga Ciğerci savruk olsa da tempo için önemliydi, Donk da geriden oyunu iyi kuruyordu ve oyunu tutuyorduk. Donk stoperde de iyi oynadı ama rakibin hızlı geleceği belliyken Maicon / Donk ikilisiyle ağırlaştık. Tolga Ciğerci / Selçuk İnan'la da geçen sezona döndük, top yapamadık..

18 Şubat 2018 Pazar

Kasımpaşa 2-1 Galatasaray, 4-4-2'nin olumsuz domino etkisi


Maçı bitiren hakem, önce o konuşularak bu hikaye başlar. Geçen haftalarda da yazıyordum, aleyhimize çok rahat penaltı çalınıyor ama lehte verilen bir karar olmuyor. Sivasspor deplasmanında çalınan penaltı ceza sahasının içinde bile değildi, Kasımpaşa karşısında da bir penaltı uyduruldu. Çıkıp isyan etmiyoruz, konuşmuyoruz. Bizim muhatabımız federasyon deniliyor da medya önünde ağlamayana meme vermiyorlar işte. Ağlayanların son 2-3 haftadaki kazanımlarını izliyorsunuz, birileri yumruğu masaya vurmak için geç kaldı. 

Önce hakeme yazdı şu yenilgi, devamında 45'de panikleyen ve anlamsız arayış içine giren Fatih Hoca'ya. İlk yarıda işler gitmiyordu, mevcut dahilinde gayet iyi ve doğru bir oyun vardı. Rakibin hızlı hücumlarda tehdit olacağı belliydi de top bizdeydi, hakim olduğumuz her an da tek kaleye dönmüştü maç. 1-0'ı da bulduk, rüzgar arkamızda ve rahatlıkla kazanılabilecek bir maç. Olmayan bir penaltıyla devreye 1-1 girdik, bu da bizde bir kırılma anı yaşatmış. Çok forvetle oynamak sizi daha hücumcu kılmıyor, anlatmak istediğim bu.

Fatih Hoca bence Gomis konusunda duygusal davrandı. Bu maç özelinde Gomis'i eleştiremem, Allah korudu. Etkilendi, oyundan düştü ve bildiğimiz gücünde değildi. En kötü 45'de Eren Derdiyok'la değiştirmek gerekiyor, bu sizi rakip alanda daha mücadeleci yapacaktı. Fatih Hoca ise Gomis'i oyunda tutmak için elinden geleni yaptı, en kötü ihtimalle Sinan Gümüş'le değiştirir derken Feghouli çıktı. 

4-3-3'den kaynaklı beklentimi alıyordum. Donk'un yükselen bir grafiği var, Garry Rodrigues'e yaptığı asist tam bir kalite işi. Tolga Ciğerci savruk olsa da tempoyu belirliyordu, Selçuk İnan'ı da daha çok hücuma attık ve gayet iyi bir oyun vardı. Belhanda'nın yokluğu handikap mutlaka, o yokken de oynanabilecek en iyi oyun buydu. Bunu desteklemek gerekiyor, değiştirmek değil. 4-3-3 belli ki ilerleyen dönemde ana planımız olacak, şu an elde olan kadro bunu oynamanı emrediyor.

Selçuk İnan / Yasin Öztekin değişikliği de aynı hesap, bir anda Tolga Ciğerci tek orta saha kalıyor. 2-1 geridesin, o topu hücuma taşıyacak tek ismin oyundan çıkıyor. Mariano diye bağırıyordu oyun, bek kaliten çok iyi değildi ve bunu yükseltmek için önemli bir hamle olabilirdi. Linnes kötü demiyorum, 2. yarıda bir noktadan sonra düştü. 4-4-2'ye geçiş bir anlamda domino etkisi yarattı, herkes bozuldu. Maçın adamı olacak Donk'u stopere çekiyoruz, olacak gibi değil.

Telafisi olmayan, kaybedilmemesi gereken bir 3 puan. Ligde son 7 deplasmanda 6 mağlubiyet oldu ve bu takım şampiyonluğa oynuyor diyoruz. Oluşan fobi hocadan kaynaklı değil, geçmişten gelen bir unsur da bugün maalesef hakemin ekmeğine yağ sürüldü. Sivasspor maçında Belhanda'yı uzun süre kenarda bekletmek gibi, bugün de 45'de gelen değişiklikler..

Fernando için kaptan değil ama takımın lideri diyordum, dönüşünün kıymeti büyük


İstanbul'a döndü ve geri dönüş noktasındaki son evreye girilmiş oldu. Karabükspor maçıyla birlikte de tam anlamıyla geri dönmüş olacak. Beklediğimizden uzun geçen bir süre olsa da bu evreyi o kadar kötü geçirmedik. Üstelik Badou Ndiaye gibi bir kayba rağmen, bu beklenmiyordu. O pozisyona da bir transfer yapamadık, bu noktada Donk ve Selçuk İnan gibi isimleri ön plana çıkaracağız. 4-3-3 de bu süreçte ana düzen oldu diyebilirim. Bu formasyonda bazı isimler yerini tam anlamıyla buldu, yükselişlerinin altında yatan noktalardan biri. Donk'dan ekstra hücum beklentisi yok mesela, Selçuk İnan kendini daha fazla hücuma atabiliyor ya da. Belhanda da böyle bir düzen içinde kendini buldu, Fernando'suz günleri böyle telafi edebildik. Fernando'ya da uyacak bir düzen diyebilirim, onun da 4-3-3 üzerinde etkisi daha da büyüyecektir. Tudor döneminde de stoperlerin arasına giriyor ve oyunu geriden kurmaya yardımcı oluyordu. Melo kıyası yapılır ama bir farklılık var, Melo'nun savunma aksiyonu Fernando kadar, Fernando'nun da teknik özelliği Melo kadar iyi değil. 2'li orta saha gibi de oynadı, yine oynar ama 3'lü orta saha düzeninde stoperlerin arasına bu kadar girmesi sırıtmaz. Lider oyuncu, çok büyük bir karakter ve saha içinde arkadaşlarını yönlendiriyor. Fernando için kaptan değil ama takımın lideri diyordum, dönüşünün kıymeti büyük. Fatih Hoca elbette en büyük değer, onu ayırıyorum. Futbolcu bazında bakarsak, Galatasaray'ı şampiyon yapacak isimdir Fernando. Sakatlık dönüşü umarım iyi olur, bir de işin o boyutu var..

17 Şubat 2018 Cumartesi

Fatih Hoca'nın alternatif isimler arasında en büyük kazanımı sizce kim oldu?


Bir soru daha. Konuşmak için belki erken, yine de soralım. Biliyorsunuz ki şu ana kadar geçen sürede belki de en büyük transferler "gözden çıkan, çok fazla bir şey beklenmeyen" isimler özelinde oldu. Geneli de gider ya da gitmeli diye düşündüğümüz isimler. Twitter'da 4 tane şık açtım, Donk / Selçuk İnan / Eren Derdiyok ve Linnes üzerinden gittiğim bir konu oldu. Tek tek konuşalım.

Donk açık farkla kazandı ve beklenen bir şey bu. Kim tahmin ederdi ki Donk takımda kalacak ve şampiyonluk yolunda böyle bir etki edecek. Fernando'nun yokluğu hala büyük bir handikap ve üzerine bir de Badou Ndiaye'nin satışını eklediğimizde sorun daha büyük. Transfer de yapamadık, o boşluğu kendi içimizden çözmeye çalışıyoruz. Donk'un bu anlamda katkısı çok büyük oldu ve biraz olsun rahat nefes aldırdı.

Gamsız diyorduk, mesele biraz da teknik adamla alakalıymış. Tudor kendisini maç kadrosuna dahi almıyordu, Ocak ayı kamp döneminde yer alacağını sanırım ki hepimiz biliyoruz. Fatih Hoca ise kolay olanı yapmadı, kendisini kazanmak için uğraştı ve şu aşamada başarmış gibi görünüyor. Bu kadar kısa zaman zarfında büyük bir kazanımdır. Bir anlamda hocanın imzası dahi diyebiliriz, Donk da umarım bozmadan devam eder.

Selçuk İnan diğer isim ve Donk için yazdıklarım onun adına da geçerli. Bir şey daha ekleyeyim, bu iki ismi de doğru pozisyonlarda kullanıyoruz. Selçuk İnan'ı biraz daha hücuma atmaya başladık ve ceza sahası etrafında pozisyonlara girmeye başladı. Donk ise saf bir defansif orta saha oldu, önünde iki orta sahayla çok daha rahat yapıyor o işi.

Selçuk İnan eleştirilen bir isimdi, yıllardan gelen bir şey ve onu o geçen yıllarda doğru kullanmadık. Tudor ise neredeyse hiç yüzüne bakmadı ama Fatih Hoca'nın büyük kazanımlarından biri de o oldu. Çok yüksek beklentilerim olmasa da şu şampiyonluk sürecinde ve eksik, giden orta sahalar sonrası rolü çok daha büyüdü. Şu ana kadar o da altından kalkmış gibi görünüyor, tecrübesinin kıymetli olacağını düşünüyorum.

Bu sezon Tudor döneminde golü olmayan bir isimdi. Fatih Hoca döneminde ise 4 maçta 3 golü var, daha doğrusu değişen bir oyun profili. Eren Derdiyok'u Gomis'in ardında doğru bir alternatif olarak görmüyordum, ikisi de pivot özellikli olduğundan. Forvet transferi için şartları zorladığımız da doğru, maalesef başaramadık. Bu noktada Eren Derdiyok'un yükselen formu kıymetli oldu, şu aşamada iyi bir forvet alternatifi. Mücadele etmeye başladı, daha hareketli ve Gomis'le de doğru bir ikili olma yolunda yükseliyor.

Linnes konusunu açayım. Tudor dönemi ilk haftalarda sol bekte yükselen bir isim olmasına rağmen Latovlevici transferinin ardından kulübeye hapsedildi. Sağ bekte ise düşünmedik bile, Denayer oynadı ama Linnes'e bakmadı Tudor. Fatih Hoca'nın ise ilk icraatlarından biri Linnes'i sağ beke almak oldu. Şu ana kadar hoca döneminde oynanan maçlarda boşu yok, kötü oynadığını görmedim. Form noktasında Mariano'nun da önüne geçtiğini belirtelim. Bu da bir kazanımdır, hiç kimse Tudor falan demesin boşuna. İyi, işleyen bir sistem içinde Linnes kıymetli bir sağ bek..

Kasımpaşa maçında Belhanda'nın yokluğunda tercih nasıl olacak?


4-3-3 oynuyoruz, bunda da ısrarcı olacak gibi görünüyoruz. Fatih Hoca tek bir formasyona bağlı kalmaz, maçına göre değişiklikleri olsa da o an ki kadroya bağlı temel düzeni vardır. Bu kadroda da o 4-3-3 gibi duruyor, Belhanda'nın son haftalarda yükselmesiyle birlikte iyi işlemeye başlamıştı. Soru şu, Kasımpaşa maçında Belhanda'nın yokluğunda tercihi nasıl olacak?

3 tane ihtimal düşünüyorum. 4-3-3'de devam eder ve Donk, Tolga Ciğerci, Selçuk İnan üçlüsüyle oynayabilir. Ben de buna daha yakınım ve Sivasspor maçındaki görüntüyle karşılaştırmamak gerekiyor. 2. ihtimal çift santrafor, Gomis / Eren Derdiyok ikilisi. Bu da yabana atılmamalı, hocanın sevdiği düzenlerden biri de 4-4-2. 3. ihtimal ise Feghouli'yi 10 numaraya çekmek ve 4-2-3-1 oynamak. İşte bu Sivasspor maçındaki görüntüye benzer bir hareket, hata olacağını düşünüyorum.

Sivasspor deplasmanında Donk/ Tolga Ciğerci ikilisi bizi hücumda kısır kıldı ve topu öne taşımak, oyun kurmak büyük sorun oldu. Feghouli 10 numarada etki ediyordu ama o dönem arkasında Selçuk İnan / Badou Ndiaye ikilisi vardı. Donk / Tolga Ciğerci doğru ikili değil, 4-2-3-1 içinde hata olacak. Feghouli'yi 10 numaraya çekmenin hata olduğunu düşünüyorum, sağda oynamalı. Orta ikiliden biri Selçuk İnan olsa dahi Tolga Ciğerci ya da Donk'la o da doğru bir ikili değil.

4-3-3 ise farklı, Sivasspor maçıyla kıyaslamamak lazım. Selçuk İnan'ı ekleyeceğiz çünkü, dizilim bir anda farklılaşıyor. 4-3-3 içinde bazı isimleri doğru yerlere koyduğumuzda yükselmelerini sağladık. Donk'u stoperlerin arasında defansif orta saha kullanmak onu yükseltti, çünkü hücum tarafında bir beklenti duymadık. Selçuk İnan da kendini biraz daha hücuma atınca farkını ortaya koydu. Belhanda / Tolga Ciğerci farklı iki isim olsa da tarz olarak Badou Ndiaye / Tolga Ciğerci biraz daha yakın. Tempo beklersek o da sırıtmaz, bu anlamda Kasımpaşa maçında iş görecektir bu üçlü.

Eğer bunu kullanmamamız durumunda ise çift forvet mantıklı tercih oluyor. Orada da 4-4-2'ye dönüyoruz ve Eren Derdiyok'un da son haftalarda yükselen bir görüntüsü var. Mücadele etmeye başladı, ön alanda bir hareketliliği var ve Fatih Hoca döneminde 4 maçta 3 gol attı. Tudor döneminde ise golü dahi yoktu. Gomis'le uyumlu bir ikili durmasalar dahi bir maç üzerinden bakıyoruz, olabilir yani. Orta saha göbeği bu durumda Selçuk İnan / Donk'a bakacak, bence bu sorun..

Transfer tarzı "2018" #17; Jonathan Bamba


Sözleşmesi biten futbolcular özelinde daha çok yaş haddi bir noktada olan, tecrübeli isimleri ağırlıklı olarak yazıyoruz. Piyasa onlar üzerinden dönüyor gibi görünse de alınabilecek genç isimler de var, Jonathan Bamba da onlardan biri. Saint Etienne forması giyiyor, 21 yaşında ve bu sezon Ligue 1'de 21 maçta 6 gol 6 asistle oynuyor.

Şu an mevcut kadroda dahi bir kanat eksiği olduğunu düşünüyorum. Feghouli, Garry Rodrigues, Yasin Öztekin ve Sinan Gümüş'lü bir kanat rotasyonu var. Fatih Hoca'nın Ocak ayı için olabilirse diye 3. transfer isteği kanat isteğiydi. Kanatlar önemli, oradaki tempo ve mücadeleyi seviyor. Garry Rodrigues bu sezon için zaten yükselen bir isim olsa da Fatih Hoca döneminde biraz daha parladı. Hatta mevcut kadroda hocanın olmazsa olmazı dahi diyebiliriz.

Onun da yaz dönemi için transfer ihtimali konuşuluyor, gidişi sürpriz olmaz. 10 milyon avro'nun üzerinde bir rakama da sıcak bakılır, yeni sezonun transfer bütçesi de Garry üzerinden oluşur. Yerini doldurmak adına da genç, potansiyelli ve o tarzda bir ismi getirmek çok mantıklı bir hareket olur. Jonathan Bamba da o pozisyon için olabilecek bir isim, Galatasaray'ın bu alternatifi ciddi anlamda düşünmesi gerekiyor.

Jonathan Bamba'nın patlayıcı gücü çok yüksek. Garry Rodrigues bir tık daha hızlı olsa da Jonathan Bamba da hızıyla ön planda. Garry'e göre farkı biraz daha iyi bitirici olması, bu sezon gol anlamında çok iyi iş çıkarıyor. 6 gol 6 asistle devam etmekte, çok iyi bir hücum performansı var. Mücadelesiyle ön plana çıkar, Garry Rodrigues'de olduğu gibi. Her iki kanatta da oynayabiliyor, forvet özelliği var, teknik özelliği biraz zayıf ama temposu / mücadelesi oldukça yüksek.

Fransa Ligi'nden gelen isimlerin de Türkiye'de iyi iş çıkardıklarını düşünüyorum. İş atletizm noktasına gelince burada yaratılan fark büyük oluyor. Jonathan Bamba iyi bir yatırım, henüz sözleşme uzatmamışken bugünlerde bu işi de bitirmek lazım. Garry Rodrigues takımda kalsa dahi böyle bir transferin gerekli olduğunu söyleyebilirim, illa bir kanadın yerini doldurmaya gerek yok. 

Dediğim gibi, bu sezon gösterdiği performansla fazlasıyla ön planda. Bu konseptte sürekli söylediğim gibi, sözleşmesi biten isimler bizim için oldukça kıymetli. Maddi anlamda yaşanan sorunlar malum, yeni sezonun transferleri için bonservis ödemek zor olacak. Bu tarz isimler üzerine odaklanmak lazım, özellikle de genç ve potansiyel adaylarına..

16 Şubat 2018 Cuma

SC 11 #4; Hücum güzel de peki savunma?


Konsepti açıklıyorum, Galatasaray'a bonservis bedeli olmadan transfer olan isimler içinde oluşan bir 11. 2000 öncesine inmedim, daha eski isimleri de o dönemlere yetişmiş arkadaşlar yazarsa sevinirim. Zorlandım aslında, ben böyle hayal etmemiştim. Drogba, Elmander ve Selçuk İnan gibi isimleri düşününce rahat bir 11 oluşabilir dedim, iş savunmaya doğru geldikçe o kadar da kolay olmadığını gördüm.

4-4-2 üzerinden düşündüm, başka bir formasyon da uygulanamazdı. Bonservissiz isimler denilince akla gelen ilk 3 isimden 2'si Drogba ve Elmander, bu ikili ayıramayız. Selçuk İnan da seyir değiştiren hamlelerden, Kewell desek kalitesi çok büyük bir isim. Diğer isimler biraz daha takım oyuncusu ama bu 4 isimden sonra doğal olarak beğenilmeyecek.

Biraz da pozitif isimlere yöneldim, isim üzerinden oluşan bir kadro değil. Frank de Boer'i de yazmak mümkün, onun da bonservisi yoktu ama etkisi o kadar kötüydü ki. Negatif isimlerden bir kadro oluşmaz mesela, genelde böyle konularda hem iyi hem kötüyü düşünürüm. Bu 11'de de beğenilmeyen isimler olacak, oysa Kewell ve Kazım Kazım hariç herkes bu formayla şampiyonluk kazandı.

Aykut Erçetin'i kaleye yazdım, Leo Franco veya Zapata'yı yazacak değildim elbette. Stoper tandemi güzel aslında, Tomas ve Emre Aşık'ı severim, her ikisi de iyi işler yaptılar. Tomas için de bonservis ödemedik, akılcı bir hareketti. Emre Aşık ise 2 dönem Galatasaray'a bonservis bedeli olmadan geldi ve çok uzun yıllar bu formayı giydi. Mücadelesiyle de ön plana çıkan bir isim, stoper tandemine laf söyletmem.

Orhan Ak ve Cihan Haspolatlı'yı birbirinden ayıramıyoruz, biri söylendiğinde diğeri de akıllara geliyor. Cihan Haspolatlı transfer edildiğinde Ümit Milli Takım futbolcusuydu, joker bir isimdi. Hemen hemen her pozisyonda oynayabiliyordu ama Hagi onu sağ bekte kullandı, bir anlamda devşirdi. Orhan Ak da aynı şekilde, stoperdi ama Galatasaray kariyerini sol bek olarak geçirdi. Bu beklerle de Gerets döneminde şampiyonluk kazandık.

Selçuk İnan'ı konuşmaya gerek yok, kendisi bir kırılma anıdır. O dönem Selçuk İnan'a alabilen şampiyon olacaktı, biz başardık ve sonuçları ortada. Saidou da bonservis bedeli olmadan gelmişti, Hagi dönemi çok oynatılmadı ama Gerets'le gelen şampiyonluğun x faktörü. 

Kewell'ın da bonservis bedeli yoktu, sürpriz bir hareketti. Geldiği dönem itibariyle yıldız transferidir, Galatasaray formasına da o kadar yakıştı ki. Kazım Kazım ise Fenerbahçe'yle sözleşmesini fesih ettikten sonra transfer edildi, bence doğru bir transferdi. Zor karakterdi ama kısmen kazandık, en azından rakip Fenerbahçe olduğunda. 

Drogba ve Elmander ikilisi bu kadronun parlayan yüzü. Elmander'i bonservis bedeli olmadan almanın artısını şampiyon olunan sezonda izledik, o da şampiyonluğun x faktörü oldu. Golleri ile değil, mücadelesiyle ön plana çıktı ve bunu 2. bir forvet başaramaz. Drogba için de fırsat transferi diyelim, Çin'e gitmişti, sözleşmesini fesih etti ve bu transfer anında gerçekleşti. Vizyonlu bir hareketti, onu da yaşamak güzel oldu..

Doğuştan bir liderlik ve kaptanlık karizması var, yakışıyor da


Sizler için konuşulması gereken bir detay mı bilmiyorum. Benim dikkatimi çekti, sizlerle de paylaşmak istedim. Serdar Aziz çok sevdiğim ve beğendiğim bir futbolcu. Bursaspor'dan transfer edilirken işin maddi boyutuna takıldık, orta vadede baktığımızda kazançlı çıktığımızı düşünüyorum. Serdar Aziz'in performansı bir yana, takasta verdiğimiz futbolcuların bugün geldiği nokta ve mevcut maaşları düşünüldüğünde kazanç sağladık. Konu bu değil, yine de Serdar Aziz'i konuşurken bunlara değinmeden geçmiyorum. Transfer olduğu dönem yazdım, tepki gördüm ve bugün haklı çıktığımı düşünüyorum. Bursaspor'da çok genç yaşlarda kaptan olmuş ve liderlik gösteriyordu. Doğuştan bir liderlik ve kaptanlık karizması var, yakışıyor da. Antalyaspor maçının bir bölümünde kaptanlık pazubandı ona geçti, sahada da Serdar Aziz'den daha eski isimler olmasına rağmen. Fatih Terim'in dokunuşlarından biri olduğunu düşünüyorum, henüz 1.5 yıl olsa da Serdar Aziz bu işi kaldırabilir. İlerleyen yıllarda bu takımın kaptanlarından biri olur, lider karakteri çok daha ön plana çıkar. Önemli bir değer, her geçen dönem bunu daha iyi göreceğiz..

Transfer tarzı "2018" #16; Hatem Ben Arfa


İzlediğim en yetenekli futbolculardan, müthiş bir seyir zevki. Başarıya odaklanmış bir Ben Arfa da sizi amaçladığınız başarı noktasında çok güçlü kılar. O odağı yakalamak mesela, bunu da geçmiş kariyerinde çok fazla göstermedi. Nice'a transfer olurken düşüş içinde ve boşta olan bir futbolcuydu, Nice sonrası ise Barcelona'nın istediği, buna rağmen PSG'e giden bir adam oldu.

Gelgitleri çok fazla, iyi anı tutturmak gerekiyor. Daha önemlisi onu başarıya inandırmak gerekli, kazanılması durumunda vitrin futbolculardan. Şöyle bir hikaye var, Nice öncesi birçok takıma önerilmiş ve bunların arasında biz de vardık. 700 - 800 bin avro gibi de yıllık ücreti bulunuyordu. Nice'a da buna yakın bir rakama imza attı. İstemedik tabii, yine Hamza Hamzaoğlu döneminden bahsediyorum.

O sezon öncesinde Nice ile hazırlık maçı yapmış ve fark yemiştik. Ben Arfa da kilolarıyla gündemdi ama o hazırlık maçında durduramadık kendisini, bizi dağıtmıştı. Sonrası malum, sadece bir sezon içinde kendisini hatırladı, hatta zirve sezonunu yaşadı. Puel'in Nice'ında büyüdü, iyi bir sistem takımından bahsediyoruz. Ortada bir kaos olsa istemezdim, şu an biz de sistem noktasında evrilme noktasındayız. Fatih Terim'in ateşiyle de Ben Arfa'yı izlemek isterdim.

PSG kariyeri büyük hayal kırıklığı, o ayrı nokta. Emery ile kavgalılar ve bu sezon herhangi bir resmi maçı yok. Geçen sezon ise oynadığı maçlar vardı ama genelde kenardan gelen isim oldu. İstenmediği açık açık söylendi, o ise kalmak ve sözleşmesini tamamlamak anlamında inat etti. Bu süreçte de takımlarımız için yazılsa da adam ayrılmamak için diretti. Büyük de kazandığını biliyorum, çünkü Barcelona dahi Ben Arfa'yı istiyordu, PSG'i seçti.

Ben Arfa 30 yaşında, yeniden ayağa kalkmayı deneyecek. Zirve seviyede bir talibi olacağına inanmıyorum, Türkiye gibi ülkelerde güzel bir sözleşme kapabilir. Sözleşmesi de biteceği için düşünülmesi gereken bir futbolcu diyebilirim. Bir Hagi kıyası yapmayacağım ama gelmesi durumunda hemen hemen benzer hikayeleri konuşuruz. Yetenek ölçüsünde çok büyük, tarzlar da benziyor. Fark şu, Hagi lider oyuncuydu. Zor bir karakterdi ama büyük bir liderdi. Ben Arfa ise daha da zor bir karakter, kazanması uğraş ister.

Özel bir yetenek, tek tek özelliklerini saymaya gerek yok. Bu tarzda sol ayaklı oyuncuların zaten hastasıyız. Sağ kanat veya 10 numarada büyük bir görsel kalite sunar. Hareketli ve tempoludur, özel bir yetenektir. Feghouli'nin yükselmesini bekliyoruz, şu haliyle dahi fark yarattığını düşünüyorum. Ben Arfa çok daha büyük bir yetenek ama bu tarz Kuzey Afrika kökenli yeteneklerin sorunları da çok. Buna Belhanda'yı da dahil ediyorum, Ben Arfa da zirve olur. Yine de Belhanda'nın olası satışı gündemdeyse de o boşluk için bonservissiz bir Ben Arfa da Fatih Terim'in yönetimindeki takıma büyük artı olur..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir