26 Mayıs 2018 Cumartesi

Bu büyük bir öz veri ve unutulmayacak bir hareket


Feghouli'yi hayal kırıklıkları arasında değerlendirsek bile 27 maçta 6 gol 9 asisti var bu adamın. Şampiyonluk yolunda ortaya kalite koyduğu maçlar olmadı değil. Süreklilik yoktu işte, sorun tam olarak bu. İstikrar sağlayamadı ve ayağa kalkmasını, bizi ipten almasını beklediğimiz çoğu maçta da yokları oynadı.

Biz bu durumu sezon başı kampı görmemesine bağlıyorduk. Yaşı 28 ve kalite eşiğinin çok yüksek olduğuna inanıyorum. Hatta profil noktasında da kendi pozisyonunda ligin en iyisi. Bunu gösteremedi işte, hayal kırıklığı burada yatıyor. Tabii bu yeni sezonda iyi işler yapmayacağı anlamına gelmiyor. Her fırsatta da bunun altını çiziyorum.

Yaz dönemini sakat geçirdi ve geri döndüğünde Eylül ortasıydı. Hazır olması, toparlanması haliyle belli bir süre aldı. Devamında da yediği kırmızı kartla alakalı 1 aylık yokluğu oldu ki sonrasında biraz daha geriye gitti. Ocak ayı kampı onun adına fırsat olabilir diye düşünsem de yaz dönemiyle bir olmuyor. Gerçi sorun da başkaymış.

Feghouli'nin son 4-5 ayı aşil tendonundan yaşadığı sakatlıkla geçmiş. Tempo sorunu, hızlanamaması ve çekingen futbolu bundan kaynaklı. Bilmiyorduk tabii bunu, haliyle sert eleştirdik. Oysa ortada büyük bir öz veri var. Zaten dar bir rotasyonumuz var ve şampiyonluk yolunda "sorumluluk" alan futbolcular bizi ayakta tutuyor. 

Şöyle düşünün. Doktorun oynayabilir dediği ama sözleşmesindeki maddeye güvenerek "sakatım" diyen futbolculara da şahit olduk. Kıstas bu haliyle, Feghouli'yi de bunun üzerinden yorumlamak gerekiyor. Bana göre bu büyük bir öz veri ve unutulmayacak bir hareket. Feghouli gitsin derken bir de bunu düşünmeli.

Önümüzdeki sezon için "yeni transfer" olmasını bekliyorum. Kamp dönemi mutlaka iyi gelecek ve tempo kazanacak. Yetenek ve kalite ucu açık, buraya da aidiyet beslediğini görmüş olduk. Feghouli'den yana umutlu olmakta fayda var. Satalım, gitmeli deniyor da o kaliteyi yakalamak zor. 28 yaşında, bu unutulmasın..

Ocak ayında tarih yazılmıştı, bugün yazılan tarih ise çok daha büyük


Ocak ayında büyük bir tarih yazılmıştı. Bugün yazılan tarih ise çok daha büyük. Dursun Özbek ismini bir daha Galatasaray'la alakalı anmamayı ve konuşmamayı diliyorum. Ocak ayında gösterilen reaksiyon büyük oldu. O gün Mustafa Cengiz belki de Dursun Özbek'e tepki olarak başkan seçildi. Bugün ise gerçek anlamda bir başkan oldu, ezici bir üstünlükle.

Şampiyon oluyoruz ama o heyecanı 24 saat bile yaşayamıyoruz. Türlü algı operasyonları, bilgi kirlilikleri beraberinde geliyor. Şu seçim öncesi yapılan yorumları hatırlıyorum, bir de çıkan sonuca bakın. Tutmuyor işte, o reaksiyon artık tahmin edilemiyor. Bazı şeyler yıkılmaya başladı, bunu görmek lazım. Kemik kitleler diyerek başlayan cümlelerin sonu geldi.

Mustafa Cengiz en azından 1 dönem daha başkan olmayı fazlasıyla hak etmişti. Şampiyonluk, o şampiyonluk sürecinde ödenen paralar, Uefa sürecinin mümkün olan en hafif hasarla atlatılması, taraftarla sinerjisi ya da Fatih Hoca'nın rahat hareket edebilmesi. Ocak ayında başkan seçildiğinde günü kurtarmak gerekiyordu, o ise bir yandan enkaz kaldırdı. Önümüzdeki 3 yıllık süreçte ise gerçek anlamda başkanlık yapacak. Vaatlerin gerçekleşme zamanı.

Bazı konularda bakış açısı elbette eleştirildi. Diğer branşları bu anlamda ilk sıraya yazabiliriz. Galatasaray'ın her branşta mümkün olan en iyi kadrolarla mücadele etmesi gerekiyor. Futbol ne kadar odak görünse bile bu atlanmamalı. En büyük eleştiriyi bu noktada almıştı, yeni dönemde daha sağlıklı hareket edileceğini düşünüyorum.

Çok fazla söylenecek söz yok. Ozan Korkut'un kaliteli bir ekibi vardı, Ali Fatinoğlu'nun ise dersine çalıştığını ve iyi projeleri olduğunu görmüştük. Bu isimlerden de faydalanılabilir, kapıları kesin şekilde kapatmamak gerekiyor. Yine de Mustafa Cengiz'in koalisyon mantığıyla hareket etmemesi ve kendi yönetimiyle bu yarışa girmesinin ne kadar doğru karar olduğunu gördük. Diğer 3 adayın toplam oy sahisi dahi aşağıda kaldı..

Joel Campbell & Galatasaray, ihtiyaç duyduğu şey Fatih Terim'in dokunuşu


Galatasaray'ın gündemine sık sık girer, ben de günün şartlarına ne gerektiriyorsa onu yazarım. Yıllar içinde Galatasaray için ismi çok geçse de Joel Campbell'ın ya da Arsenal'in tercihleri farklı oldu. Yetiştirici kulüp olarak kendimizi kanıtlamamız gerekiyor. Galatasaray'ın yıllar içinde başaramadığı da bu oldu.

Gerçi Joel Campbell'ın doğru gelişimi sergileyebildiğini söyleyemeyiz. Arsenal'in ondan beklentisi yüksekti ve bu yüzden bir türlü bonservisini vermeye yanaşmıyorlardı. Gitmediği takım kalmadı neredeyse, aralarında Villarreal ve Sporting gibi ciddi ekipler de var. Belki Olympiakos günleri istikrar anlamında biraz ayrılır, diğer kulüpler ise hayal kırıklığı.

Bazı isimler Milli Takım performansıyla öne çıkar ve bunu bir türlü kulüp takımlarında yansıtamaz. Eduardo Vargas böyleydi mesela, Milli Takım ile kulüp performansları o kadar zıttı ki. Joel Campbell'ın da kariyeri bir ölçüde böyle şekillenmekte. Tabii bu iş yapamayacağı anlamına gelmez, yaşı henüz 25 ve hayata döndürülebilir.

Real Betis günleri biraz da sakatlık kurbanı oldu diyebiliriz. Sezona sakat girdi, geri döndü derken yine sakatlandı ve son dönüşünde forma bulmakta zorlandı. Arsenal'le olan sözleşmesi de bitti, haliyle transferi adına yeniden gündem olabilir. Konuşuluyor da zaten, adını sık sık duyuyoruz. Bu sefer şartları itibariyle de transferi fazlasıyla olası.

Kanat / forvet ihtiyacımız fazlasıyla var. Kanatlarda oynayabildiği kadar forvette de etkin bir isim. Sırtı dönük dahi oynayabiliyor, biraz da Beşiktaş / Babel ilişkisi gibi düşünün. Hem forvet hem de kanatlar adına ciddi bir alternatif yaratılabilir. Ne kadar gösterememiş olsa da yetenekli ve hala potansiyel sahibi bir futbolcu. Fenerbahçe Sow, Beşiktaş ise Babel'le önemli farklar yarattı. Joel Campbell'ın ihtiyaç duyduğu şey Fatih Terim'in dokunuşu.

Bonservisi yok, yaş 25 ve potansiyel sahibi bir futbolcu. Hem gençleşmek hem de maliyeti düşürmek anlamında daha iyi bir isim aklıma gelmiyor. Gündeme de geleceğine inanıyorum, güçlü bir alternatif. Gomis için en az 2 forvet alternatifi gerekli, biri de bu tarz bir kanat / forvet. Galatasaray'a gelmesi durumunda ağırlıklı olarak kanatta kullanılacağını düşünsem de forveti tamamlama noktasında fazlasıyla iş yapacaktır..

25 Mayıs 2018 Cuma

Seyreyle maziyi #42; Selçuk İnan Galatasaray'da


Hatırlanması gereken bir gün olduğuna inanıyorum. Selçuk İnan'ın son yıllarını eleştiririz, düşün performansının altını her fırsatta çizeriz ya da yaş haddinden kaynaklı konuşuruz. Tüm bunlar bu takım için değerli bir isim olduğunu ve transfer olduğunda "kırılma noktası" oluşturduğu gerçeğini değiştirmez. 

Selçuk İnan'ın transferi büyük bir kırılma noktasıydı. Hatta itiraf edeyim ki bu transferi öğrendiğimde yaşadığım heyecanı bir daha ne zaman yaşadım bilmiyorum. 2011  - 2012 sezonunda Fatih Terim'le birlikte yeniden yapılanma sürecine giren ve büyük ölçüde değişim yaşayacak Galatasaray'ın da en önemli hamlesi olacaktı.

O dönem 6+2'lik bir yabancı sınırı vardı. Haliyle bu tarz yerliler olduğundan çok daha değerliydi. Selçuk İnan'ın kırılma noktası olması da buradan geçiyor, yerine yazabileceğiniz 2. bir yerli yoktu. Trabzonspor'la olan sözleşmesi bitmiş ve Galatasaray / Fenerbahçe arasında geçen transfer yarışını takip ediyorduk.


25 Mayıs 2011 tarihinde Galatasaray'a transferi açıklandı. Erken hareket ettik ve sezon biter bitmez bu transferi gerçekleştirmek taraftara da büyük bir ümit verdi. Selçuk İnan da 2 sezon boyunca oynadığı futbolla (özellikle ilk sezonu) ligin seyrini değiştiren isim oldu. Hatta bu etkinin bir benzerini de Hamza Hamzaoğlu dönemi gelen şampiyonlukta gösterdiğini söyleyebilirim.

2011 - 2012 sezonunda oynadığı 39 maçta (lig + şampiyonluk grubu) 13 gol 15 asist yaptı ki bu çok çılgın bir rakam. O dönem Melo'yla birlikte belki de tarihimizde gördüğümüz en iyi orta saha ikililerinden birini izlemiştik. Selçuk İnan da o takımın beyniydi, Fatih Terim'le birlikte çok daha büyüdü. Unuttuğumuz frikik gollerine kadar çok fazla konuda Selçuk İnan imzası vardı.

2012 - 2013'de de performansı fazlasıyla iyiydi. Oynadığı 42 maçta (lig + şampiyonlar ligi + süper kupa) 7 gol 13 asisti vardı. Bu asistlerden 5'inin Şampiyonlar Ligi'nde gelmesi olaya daha da anlam katar. Sneijder geldikten sonra ise 4-4-2'den 4-1-2-1-2'ye geçiş sonrası rakip kaleye biraz daha uzaklaştı ve performansının dalgalanmaya başladığını düşünüyorum. Sneijder neden transfer edildi anlamında yazmadım bunu, aksine müthiş bir hamleydi ve olması gereken buydu.

Fatih Terim ve Hamza Hamzaoğlu dışında gelen tüm hocalar döneminde ise eleştirildi. Performansı düştü, bu bir gerçek. O frekansı bir türlü yakalayamadı ve gündemin en önemli isimlerinden biriydi. Yıllar içinde temposu iyice düştü, bu da diğer gerçek. Fatih Terim sonrası ise en azından iyi bir alternatif konumuna geldi diyebilirim. İnsanlar yeniden "o iyi günleri" hatırlamaya başladı.

Olması gereken de bu. Dediğim gibi, kırılma noktasıydı bu transfer. Bu takıma verdiği çok kıymetli katkı var ve bunları atlamamak gerekiyor. Bugünü eleştiririz ama mevcut şartlar dahilinde düşünülünce katkı verebileceğini de düşünüyorum. Fatih Terim / Selçuk İnan ilişkisi mühim, hocaya güvenmek lazım.

O günü hatırlamak için "kırılma noktasını" tekrar paylaşalım;

Muslera, Selçuk İnan ve Hakan Balta gibi isimlerin 2 ortak noktası var


Muslera, Selçuk İnan ve Hakan Balta gibi isimlerin 2 ortak noktası var. İlki çok uzun yıllardır bu formayı giyiyor olmaları, diğeri de kazandıkları kupalar. Hakan Balta'nın 5 Süper Lig, 5 Süper Kupa ve 3 Türkiye Kupası, Selçuk İnan ve Muslera'nın da 4 Süper Lig, 4 Süper Kupa ve 3 Türkiye Kupası şampiyonluğu var. Hatta Hakan Balta'nın Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'dan daha fazla kupası olduğunu, Muslera ve Selçuk İnan'ın da kendisini yakaladığını belirtmek lazım. Muslera'nın bir farkı da Galatasaray'da en çok kupa kaldıran yabancı futbolcu olması. Hagi'yi geçmek büyük iş olsa da Hagi'nin kazandığı kupalar arasında Uefa ve Süper Kupa'ları da bulunuyordu. Blog döneminde alınan kupaları derlediğim yazıda da bu 3 ismin imzası bulunuyor.. 

Jack Wilshere & Galatasaray, şartlar el verse beni fazlasıyla heyecanlandırır


Kaynağını bilmemekle birlikte Wilshere ismi sosyal medyada dönmeye başlamış. Çok soruluyor, ben de yazma gereği duydum. Sezon sonunda Arsenal'le olan sözleşmesi biteceği için bu tarzda bir düşünce doğmuş olabilir. Ben bu transferi zor görüyorum, her ne kadar sözleşmesi bitse bile Arsenal'in kayıtsız şartsız takımında tuttuğu isimlerden biri.

Yaşı da henüz 26 olunca ondan vazgeçmek bu kadar kolay değil. Wenger'in yerine Emery geldi gerçi, şartlar değişebilir mi bilinmez. Arsenal'in kadro yapısında büyük bir değişim olacağına inanıyorum ama o yapı içinde Wilshere'nin de yeri olacaktır. Sakatlık geçmişi çok kabarık bir isim. Zaten o sakatlık dönemleri olmasa bugün olduğu seviye bambaşka olurdu.

Biten sezonu da önceki sezonlarına göre daha istikrarlı geçirdi. Arsenal olmasa dahi bu tarz isimlerin tercihi Premier Lig'de kalmak oluyor ve önemli rakamlar öneriliyor. Bonservisi olmasa bile yıllık ve imza ücretleri dahi şartları zorlar. Galatasaray'ın Uefa tarafından gelecek yaptırımlara maruz kalacağını biliyoruz ama henüz bu şartlar açıklanmadı. Her şeyi bonservis olarak okumamak gerekir.

Şartlar el verse bu transfer beni fazlasıyla heyecanlandırır ve "yıldız" transferi kapsamında değerlendirilir. Ben ise o şartların el vermeyeceğine inananlardanım. Scout ekibi kaynaklı daha genç ve ucuz isimlere yönelmek hedef gibi duruyor. Kongre sürecinin ardından da o isimleri daha ciddi şekilde konuşmaya başlarız.

11 için Fatih Hoca'nın kafasında 2. bir Belhanda olduğuna inanıyorum. Badou Ndiaye tarzı ciğersiz bir orta sahaya odaklanılsa da bence asıl hedef başka. Belhanda'yı 8 gibi kullanıyoruz ve oyunun iki yönünde de katkılı. Yine oyunun iki yönünde oynayacak ama topla dripling özelliği olan, yaratıcı bir 8 numarayla Belhanda'nın da yükü hafifletilmek isteniyor.

Tarz anlamında baktığımızda da Wishere sanırım o pozisyon için en güçlü aday olurdu. Bu tarifime uyan bir isim. Oyunun iki yönünde var olan, teknik özelliği yüksek, topla müthiş çıkan bir 8 numara. Fernando / Belhanda / Wilshere hayali de bu anlamda kulağa güzel geliyor. 11 için orta sahaya yapılacak transferi de bu tarz üzerinden okumak gerekir. Wishere olur, Cabaye olur, gençlerde yazdığım Adrien Thomasson olur. Tarz bu yani, işin mali boyutu transferin büyüklüğünü belirler..

24 Mayıs 2018 Perşembe

SC nostalji #92; Iasmin Latovlevici


Transfer sürecini konuşarak başlayalım. Bugün de yazıyorum, Latovlevici'nin transferi yanlış bir mantık değildi. Burada hatalı olan Asamoah'a bir alternatif yaratamamış olmamız ve son ana kadar onu beklememiz. Tarih 1 Eylül olduğunda da Avrupa için transfer dönemi kapanmış ama bizim için biraz daha süre vardı. Hal öyle olduğunda da transferi kapatan herhangi bir Avrupa takımı size sol bekini satmıyor.

O günlerde de Asamoah'ın en kötü ihtimalle Ocak ayında Galatasaray'a geleceği söyleniyordu. Böyle düşününce Latovlevici'yle günü kurtarmaya çalışmak mantıksız değil. Karabükspor'da başarılı dönem geçirmiş, Tudor'un tanıdığı, şampiyonluk tecrübesi de olan bir sol bek. Günü kurtarabileceğine inanıyordum, o ise iyi olan bütün özelliklerini bırakıp gelmişti.

Latovlevici iyi bir hücum bekiydi. Savunması zayıftı belki ama oynadığı kanadı bütünüyle iyi kullanan bir futbolcuydu. 3'lü savunmalarda da sol tarafta oynayabilmesi bu yüzden. Sol ayağını iyi kullanıyordu, duran toplara kadar kullanıyordu. Galatasaray'da ise başarılı ortasını dahi hatırlamayacak durumdayım. Savunma hatalarını geçtim, hadi onları göze almıştım. En azından işin hücum kısmını oynar derken o futbol aklını unutmuş gibiydi.

Tecrübeli bir oyuncu, iyi kötü kariyer sahibi. Steaua Bükreş ile anlaştığı söyleniyor, hakkında hayırlı olsun. Maalesef ki Galatasaray'ın hayal kırıklıkları arasında kendisini anacağız. Hatta ben direkt olarak bu sezona yönelik en büyük hayal kırıklığı diyorum. En azından orta açmasını unutmaması gerekiyordu ama o sindi gitti. Hiç varlık gösteremedi.

Yine de kötü bir hamle değildi, onun altını çiziyorum. 550 bin avro bonservis, 750 bin avro da yıllık ücret o günün şartlarına göre fazlasıyla uygun. Böyle futbolculardan zarar da etmezsiniz, mutlaka bir talibi çıkar. Latovlevici'yi transferin son gününe bırakmak hata oldu, haliyle de beklentiyle geldi. Alternatif bulmalıydık, iş son güne kalmamalıydı. Son güne bıraktığınızda da ülke içinden böyle bir sol bek almak mantıksız hareket olmuyor..

Kırılma noktası; Gençlerbirliği mağlubiyeti


Twitter'da Onur Reyhanoğlu isimli takipçimin bana attığı yorumun üzerine biraz konuşmak lazım. Doğru bir noktaya temas etti çünkü. Gençlerbirliği maçı sonrasında taraftarın takımı karşılaması ve Fatih Terim'in yüzünde oluşan ifadenin üzerinde fazlasıyla durmuştuk. Oysa o maç sonrasında saha içi anlamında yapılan bazı değişiklikler var. 

Gençlerbirliği maçı sonrasında 6'da 6 yaparak ligi tamamlıyoruz. Bunların 3'ü de deplasmanda alınan galibiyetler. Alanyaspor maçı her ne kadar zorlu geçse de ondan sonra gelen deplasmanlarda, hatta diğer maçlarda da sonucu ele aldıktan sonra biraz daha sakin oynadığımızı görüyoruz. Haldır haldır hücum etmekten ziyade biraz daha günün şartlarına uyarak. 

Galatasaray'ın deplasmanlarda kaybettiği maçlarda oluşan bir panik hali vardı. 4-4-2'yi ne zaman denesek bunun olumsuz sonuçlarına şahit olduk. Tabii bunda alternatifsizlik büyük etmen. Eren Derdiyok, Yasin Öztekin gibi isimlerle geri dönemedik. Gençlerbirliği maçında da bu oldu. 0-0'ın yarattığı panik hali bizi yine 4-4-2'ye taşımıştı, hatta 80. dakika sonrası Eren Derdiyok'un yetmemesi Donk'u dahi hücuma yönlendirmişti.

Serdar Aziz / Denayer tandemine dönüşte bu maçın ardından geldi. Maicon'un düşüşünü anlıyorum, yaz dönemi hiç tatil yapamadı, biz de sezonu erken açtık derken tükendi. Yine de tarz noktasında hocaya pek uyduğunu söyleyemem. Serdar Aziz ve Denayer biraz daha hareketli isimler. Onları orta sahaya yakın kullanmak mümkün. Denayer'in topla çıkabilme özelliğini de işin içine katınca geriden oyun kurmak sorun olmuyor.

Fernando'nun dönüşünün ardından o haftalarda Donk kulübeye gelmişti. Selçuk İnan / Fernando orta sahası tempo noktasında yeterli olmadı. Belhanda da Gençlerbirliği maçında 60. dakikada oyundan çıkmıştı. Deplasman kayıplarının diğer ortak noktası da Belhanda'nın yokluğu oldu. Donk'a dönersek, bu maçın ardından 11'e tamamen yerleşti ve belki hücumdan ödün verdik ama daha sert bir takım olduk. Deplasmanda gelen 3'de 3'ün, kazanılan büyük maçların en önemli unsurlarından biri Donk oldu. Günün şartlarına uymaktan kastım bu.

Bu maçın ardından 4-4-2'yi bir daha denemedik. Gol aranan anlarda kenardan gelen bir numaralı hücum alternatifi Sinan Gümüş oldu. Tolga Ciğerci'nin sakatlık dönemi olsa da geri döndüğünde dahi kendisini düşünmedik bile. Mevcut itibariyle 11'in ve kulübenin tüm parçaları yerine oturmuş oldu. Gençlerbirliği mağlubiyeti bu anlamda şampiyonluğun kırılma noktasıdır. Bu maçta alınan derslerle birlikte mevcut kadrosuyla oynayabileceği en iyi oyunu oynayan bir Galatasaray izledik..

Adrien Thomasson & Galatasaray, daha gerçekçi hedefler


Son günlerin en önemli gündem maddesi oldu diyebiliriz. Yaş ve konum itibariyle de oldukça olası bir transfer. Maliyeti düşürmek ve biraz da gençleşmek temel noktalardan biri. Orta saha rotasyonu eksik yaşıyor ve tek bir transfer olası için yeterli değil. Badou Ndiaye'nin yerini doldurmak kadar yaratıcı bir oyuncu ihtiyacı da olacak.

Adrien Thomasson 24 yaşında ve Nantes forması giyiyor. Bu sezon ligde oynadığı 29 maçta 3 gol 4 asist yapmış. "Mazzela" dediğim tipte futbolcu, oyunun iki yönünü oynayan, tempolu, hareketli bir isim. Badou Ndiaye gibi değil, bunu ayırmak lazım. Atlet özelliği o kadar yok ama teknik özelliğiyle biraz daha öne çıkar. Orta sahanın birçok noktasında oynayabiliyor ve takımdaki sol ayaklı futbolcu yokluğunda iyi bir isim.

Biraz daha 8 numara özelliği barındırıyor. Pas ve teknik özelliği, oyun aklı öne çıkıyor. Fizik anlamda ise çok güçlü değil, iyi kesici ya da hava toplarında iyi bir isim diyebiliriz. Sadece 11 anlamında düşünmemek durumunda mutlu eder, burada amaç rotasyonu güçlendirmek olmalı. Belhanda'yı 8 düşünüyorsak onun alternatifi olur mesela, mevcut kadroda böyle bir alternatif yok. Ya da Thomasson'la da düzen oluşturabilirsiniz, joker özelliği elinizi güçlendiriyor.

Avantajlı tarafı maliyeti. Yıllık ücretinin 1 milyon avro'nun altında olacağını düşünüyorum. Piyasası da eminim ki o kadar güçlü değil, Galatasaray için içine girdiğinde avantajlı taraf olacaktır. Yaşı da 24, bir yandan takımı gençleştirmek önemli. Yaş haddimizin yükseldiğini düşünüyorum ve takım içinde 1 milyon'un altında kazanan çok az isim var. Donk dahi 1.5 milyon avro alıyor, rotasyonun da acı tablosu bu.

İsmi olan, iddialı isimleri genel olarak yazsak dahi asıl hedefler bu tarz futbolcular olmalı. Maliyeti düşürmek ve gençleşmek en önemli unsur. Linnes burada doğru örnek. Maaşı düşük, sorunsuz, şans bulduğunda da asla sırıtmıyor. Kötü çıkması halinde dahi zarar etmiyorsunuz ve bir şekilde elden çıkartabiliyorsunuz. Adrien Thomasson da beklentinin doğru ayarlanması durumunda Galatasaray için katkılı isim olur.

23.03.2018 tarihli yazı..

Şampiyonluğun en kilit isimlerinden, hatta hakkını yeterince veriyor muyuz?


Önce bir konu hakkında fikrimi söyleyeyim. Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş gibi teknik adamlar için yapılan bir eleştiri vardır, "yanlarında kimseyi yetiştirmediler, hiçbir antrenör çıkaramadılar" gibi. Bunun yanlış bir düşünce olduğunu söylemek isterim. Bu teknik adamların böyle bir misyonu yok. Yanlarında olan antrenörlerin öncelikle teknik direktörlük için planları, hayalleri ve vizyonları olmalı. Böylesine teknik adamlara bakıp, onlardan ne alabilirim diye düşünmeliler. Tamer Tuna iyi bir örnek, Şenol Güneş'in yanında geçirdiği dönemden elbette büyük kazançlar elde etti ve bu işi istediğini de Göztepe'de kanıtladı.

Levent Şahin de böyle bir isim. En başından itibaren bu işe kafa yoran, yüksek lisans ve doktora yapmış, pro lisans kurslarında hocalık yapan bir futbol adamı. Kariyer hedeflerini anlattığında da bu işi ne denli istediğini belli ediyor. Emin olun ki bu şampiyonluğun en kilit isimlerinden, hatta hakkını yeterince vermediğimizi düşünüyorum. Özellikle de rakip analizleri ve o maçların taktikleri noktasında. Beşiktaş ve Başakşehir galibiyetlerinde maç taktiğinin altını çizmiştik. Levent Hoca'nın bunda büyük bir payı var.

Haliyle umutlanıyor insan. Fatih Hoca'nın yanında büyüyen ve gelecek için önemli bir potansiyel vaat eden bir teknik direktör işte. Hep bu hayalleri kurardık ama hoca sonrası kimse akıllara gelmezdi. Levent Şahin bu anlamda Galatasaray adına da önemli bir kazanç. Fatih Hoca bu işlerden çekildiğinde kendisini Galatasaray'ın başında da görebiliriz. Levent Şahin'in planları arasında Avrupa'da çalışmak var ve Fatih Terim dışında kimsenin yardımcılığını yapmayacağının da altını çiziyor. Bunun önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Fatih Terim'i "tutucu" olduğu üzerinden de eleştirirler ya. Oysa hoca saha kenarında da "takım oyununa" bir o kadar önem verir. Yeni bir şey de değil, yıllardır böyle.

''Gelecek sezonun planlamasına 1.5 ay önceden başladık. Antrenman programlarımız Şampiyonlar ligi'ne göre olacak. Hangi mevkilere transfer yapılacak, kimler gidecek belli''

Levent Şahin'in Habertürk'e yaptığı röportajdan küçük bir kesit. Yukarıda anlattıklarımın bir anlamda özeti. Şampiyonlar Ligi en büyük hayalimiz ve bu konu için çalışmaların önceden başlaması da mutluluk verici. Uefa yaptırımlarını gördükten sonra harekete geçmeye başlarız. Bu noktada Levent Şahin gibi bir ismin de futbol ekibinin içinde olması bizler adına büyük şans..

23 Mayıs 2018 Çarşamba

SC nostalji #91; Koray Günter


Şampiyonluk kutlamalarına dahi katılmadı, o derece gitmek aklında. Son haftalarda da kendisini maç kadrosunda dahi göremiyorduk. Fatih Hoca onun yerine yavaştan Ozan Kabak'ı hazırladı ve ilk kesiği Koray Günter oldu. Yeterlilikleri tartışılsa da Galatasaray'ın en kalabalık rotasyonu stoperdi. Tudor da o kalabalık içinde Koray Günter'i orta sahada kullanıyordu.

Koray Günter'in altyapısına baktığımızda orta saha oynadığını görebiliriz. Yine de Donk'u görmeyip Koray Günter'e orta saha rotasyonunda yer açmanın bir mantığı yoktu. Stoper olarak transfer edildi, önemli de bir potansiyeldi ve transferine sevinmiştim. Herkesin benim gibi beklentisi vardı, farklı bir isim çünkü. Dortmund altyapısı, geriden oyun kurabilme ve teknik özelliğiyle ayrışıyordu. Olmadı ama, Galatasaray'da o gelişimi gösteremedi.

Burada bizim de hatamız var. Koray Günter'i en az 1 sezon kiralık olarak göndermemiz gerekirken onu ısrarla takımda tuttuk. Bir önceki sezonu zaten bütünüyle sakat geçirdi, biten sezonda ise o kalabalık içinde sivrilmesi zordu. Ahmet Çalık mı Koray Günter mi deseniz potansiyel noktasında Koray Günter'i ayırırım ama maaş ve yurt dışı altyapısı söz konusu olduğunda takımda kalamıyor.

Kimse şans bulamadı diyemez. Mustafa Denizli de onda ısrarcı oldu, bir dönem Hamza Hamzaoğlu da. Semih Kaya'nın sakatlığında ilk etapta Koray Günter şans buluyordu, hatta bu noktada Gökhan Zan gözden çıkarılmıştı. Devamında Hakan Balta'ya dönmek durumunda kaldık. Galatasaray'da da stoper, orta saha ve sağ bek olarak oynadı. Genele baktığımda ise beklentiyi karşılamaktan uzaktı.

Yıllardır Galatasaray forması giyse de hala 23 yaşında. Potansiyel yani, ayaklanması için şansı var. Potansiyelini de Genoa'ya transfer olarak kanıtladığını düşünüyorum. Galatasaray'da neredeyse hiç şans bulamadığı 2 sezon var, bunun ardından Seria A'ya gidebilmek potansiyelini, yeteneğini kanıtlar. Bizim hatamız onu en az 1 sezon da olsa kiralık gönderip, gelişimini beklememek oldu. Yine de gidişine bir şey diyemiyorum, o pozisyon gereksiz kalabalık..

5li #21; Pozitif noktaya değinmiştik, sıra negatifin

Bir de işin negatif tarafı var. Şampiyon olduk, işin pozitif yanını sık sık yazdık ama işin kötü yanları da var. Hatta geleceği de yavaştan konuşmamız gerekecek. 5'li de pozitif noktaya değinmiştik, sıra negatifin. 


Iasmin Latovlevici

Asamoah'ı son ana kadar beklemek ve alternatif belirlememek hata olabilir. Avrupa'da transferin kapanmasının ardından ise Latovlevici'yi geçici süre için düşünmek ise bence mantıklı hareketti. Tutmadı ayrı konu, ben bu transfer neden yapıldı diye sorgulayamam. Tutunamadı Latovlevici, maalesef baskıyı kaldıramadı. Oysa şampiyonluk tecrübesini yaşamış bir futbolcuydu.


Sofiane Feghouli

Bu şampiyonlukta mutlaka pay sahibi. 27 maçta 6 gol 9 asisti var ki kritik anlarda sahneye çıktığı da oldu. Yine de beklenti çok daha fazlası. Çoğu maçta ortadan kayboldu, tempodan bir haber hareket etti. Oysa kalite itibariyle oynadığı kanadı sürüklemesini, hatta ligin en iyisi olmasını bekledim. Yeni sezonda olabilir tabii, bir de kamp dönemi gördükten sonra izleyelim.


Eren Derdiyok

Eren Derdiyok'un etki ettiği bir dönem olsa da genele baktığımızda hayal kırıklığı yaşadık. Gomis'e alternatif olmasını beklerdim. Ya da kenardan getirdiğimizde bir etki göstermesi elimizi güçlendirirdi ama istediğimizi alamadık. Ocak ayında yeni bir forvet transferi için uğraştık. Yaz döneminin de en büyük gündem maddelerinden biri bu olacak.


Ahmet Çalık

Östersunds serisini felaket geçti. Sonrasında da pek forma şansı bulamadı ama en azından bir alternatif olabilmesini beklerdim. Onu veremediği için şans bulamadığına inanıyorum. Maaşı az, genç, yerli avantajı var ama Galatasaray'da geleceğini çok parlak görmüyorum. Ocak ayında Malaga'ya kiralanması gündemdi, yine bu tarz bir hareket görebiliriz.


Koray Günter

Ne beklentin var da hayal kırıklığı yazdın demeyin. Sonuçta kupada dahi olsa şans bulan isimler ve Koray Günter geldiği ilk günden bu yana bekleniyordu. Tudor onu orta saha kullanıyordu, Fatih Hoca ise stopere çekti. Yaşı genç, hala potansiyel ve yaz dönemi imza attığı takımla da bunu kanıtlayacak. Bizde olmadı ama, şans bulamadı, ısrar edilmedi değil..

Şampiyonluğun kilidi; final haftaları


Son 12 haftayı 10 galibiyet 1 beraberlik ve 1 mağlubiyetle geçtik. Bu 12 maçın 7'sinde kalemizi gole kapattık, 2 gol yediğimiz de sadece 1 maç var. Trabzonspor maçında Kucka'nın golünü istisna saymak lazım, olmayacak bir işti o. Final haftalarını mümkün olan en iyi şekilde geçmemizin en önemli unsuru gelişim gösteren savunma olmuş.

Galatasaray savunmasını yıllardır eleştiriyoruz. Önemli paralar harcandı, ciddi yatırımlar yapıldı ama o gelişim bir türlü gösterilemedi. Bu süre zarfında Muslera gibi bir isim dahi büyük düşüş yaşadı ve gerileyen savunma performansının etmenlerinden biri de o. Fatih Hoca'nın göreve geldikten sonra ise bu sorunun çözüldüğü, şampiyonluk yolunu açtığını söyleyebiliriz.

Duran top konusu en büyük örnek. Her maç istisnasız gol yememizin bir numaralı nedenidir. Ceza sahası içindeki paylaşım, Muslera'nın kalesinden çıkmaması derken her topa vurdurduk. Donk'un 11'e yerleşimi duran top savunmasında önemli bir etmen, takımın boyunu uzattık. Taffarel sonrası Muslera'nın bu konuda gelişimi ise en büyük etmen. Artık kale içinde ya Nagatomo ya Linnes oluyor, Muslera ise ceza sahasının içini doldurmaya başladı. Son haftalarda da duran toptan yediğimiz bir gol hatırlamıyorum.

Serdar Aziz / Denayer gibi isimler de gelişim gösterdi. Galatasaray'ın oynayamaya çalıştığı bir hücum oyunu var ve stoperlerini de mümkün olduğunca orta sahaya yaklaştırıyor. Hız ve atletizm bu anlamda kıymetli, Maicon'un yaşadığı sorunlardan biri de bundan. Tudor döneminde Fernando'yu stoperlerin arasına çekiyorduk, Fatih Hoca ise onu 8 numara gibi kullanıyor. Geriden çıkma konusunda ihtiyaç kalmadı, Denayer topla birlikte de çıkabildiği için bu işi görüyoruz. Tabii Donk da önemli bir unsur.

Deplasman fobisinin de ortadan kalktığını bu tabloda görebiliriz. Son 3 deplasmanda alınan 9 puan var. Fenerbahçe deplasmanında da bana göre kazanmaya yakındık, Gençlerbirliği karşısında ise kazanamıyorsan kaybetme dememiz gerekiyordu. Şampiyonluk yolunda final haftalarında yakalanan serilerin kıymeti var, Fatih Hoca'nın şampiyonluklarında bu seriler hep gelmiştir..

22 Mayıs 2018 Salı

SC nostalji #90; Cédric Carrasso


Sözleşmesi biten bazı futbolcuların vedaları başladı. Ben de bu konsept altında veda eden isimleri tek tek yazacağım. Carrasso'yla başlayalım, iyi bir vedayı hak ettiğini düşünüyorum. Koca sezonda forma giydiği maç sayısı 2 olsa da verdiği bir güven vardı. Daha da önemli olan ise lider tavrıydı. Muslera'yı yükselten unsurlardan biri de bu.

Galatasaray'ın yedek kaleci geçmişi fazlasıyla sorunlu. Muslera'nın yıllar içinde sağladığı büyük bir istikrar var ve onun olmadığı her dönem sorun yaşadık. Sinan Bolat ya da Cenk Gönen gibi belli bir kariyeri olmuş kaleciler dahi tutunamadı. Altyapıdan da bu sorun çözülemedi ve geriye dönüp bakınca yine en iyisi Aykut Erçetin'di diyoruz.

Şu gün alınabilecek yerli bir kaleci bulamıyorum. Cenk Gönen'in ayrılığı sonrası da bu böyleydi, şu olur diyebileceğiniz bir isim yok. Benim yedek kaleci mantığım belli, özellikle de Muslera'nın varlığında. Yaşa bakmam ve mümkün olduğunca tecrübeli olmalı. Muslera zaten istikrarlı bir kaleci, o olmadığında kaleye geçecek ismin ayaklarının titrememesi, güven vermesi gerekiyor.

Yedek kaleci tercihini yabancıdan yana kullanmak yanlış bir karar gibi görünse de ben doğru tercih olduğuna inanıyorum. Tabii bunu geçen sezon için yazıyorum, bugünün şartları farklı. Carrasso da az sayılabilecek bir yıllık ücretle ve bonservissiz şekilde takıma katıldı. Son derece sorunsuz, lider karakterli ve varlığıyla güven veren bir kaleciydi. 

Keşke mümkün olsa da Carrasso'yu antrenör olarak kullanabilsek, bunu isterdim. Bugün ne yaparız diye düşündüğümüzde ise belli ki yerli bir kaleci bulmak zorundayız. Yabancı kontenjanı sorunlu çünkü, limitteyiz. Bunu da yabancı kaleciyle harcayamayız. Zor olacak tabii, eski sorunların geri dönmesi ufukta görünüyor. Alınabilecek çok fazla yerli kaleci yok, örnek verilecek bazı isimler de taraftarın içine sinecek mi bilmiyorum..

5li #20; 2017 / 2018'i düşündüğümde öncelikli olarak aklıma gelecek isimler

Yazı dizilerimizi de şampiyonlukla alakalı kullanalım. Benim bir geleneğim, şampiyonluk sonrası en önemli gördüğüm isimleri fotoğraflarla paylaşırım. Bunu hem pozitif, hem negatif anlamda yazacağım. İlk önce benim için bu şampiyonluğu konuştuğumda öncelikli hatırlayacağım 5 ismi paylaşayım.


Bafétimbi Gomis

Onun hakkında detaylıca yazdım. Bana sorarsanız şampiyonluğun en önemli ismi oldu. Bir anlamda gol yükünü tek başına taşıdı diyorum. Bunu da alternatifsiz şekilde yapması altı çizilesi nokta. Taraftarla bütünleşmesi, Galatasaray'a duyduğu aidiyet kıymetliydi ve unutulmayacak futbolcular arasındaki yerini çoktan aldı. Yeni sezonda belki bu kadar gol atmayacak ama hamleler sonrasında daha efektif bir katkı alacağımızdan da eminim.


Garry Rodrigues

Geçen sezon ki Bruma mı yoksa bu sezon ki Garry Rodrigues mi kıyasını hep yaptık. Bruma önemli bir yetenekti ama Garry Rodrigues de onun yokluğunu en iyi şekilde doldurdu. 33 maçta 9 gol 11 asisti var. Tudor dönemine iyi giren ama her fırsatta kenara alınan bir futbolcuydu. Fatih Terim'le birlikte ise neredeyse "yıldız kanat" statüsüne yükseldi. Yaz döneminde olası transfer hayallerinde de ondan kazanılması düşünülen paranın önemi var.


Fernando Muslera

Taffarel sonrasında Muslera'nın yaşadığı düşüş büyük oldu. Sizi tek başına şampiyon yapabilecek kalitede bir kaleci olsa da kötü gidişin kötülerinden biri de oydu. Bu sezonda da görüntüsü çok iyi değildi, ta ki Taffarel gelene kadar. Ligin 2. yarısında her geçen hafta biraz daha yükselen, o kronik hale gelen yan top sorununu dahi çözmüş bir Muslera izledik. Fabrika ayarlarına dönen bir Muslera da bu şampiyonluğun en önemli isimlerinden. Özellikle son haftalarda yaptıklarıyla.


Ryan Donk

Şampiyonluğu onun üzerinden okuyorum. Sezon başında düşünülmeyen ve bu da yüzüne söylenmiş bir isimdi. Tudor kalmış olsaydı da Ocak ayında yolların ayrıldığı ilk futbolcu olacaktı. Badou Ndiaye'nin satışı, Fernando'nun tahmin edilenden uzun süren sakatlığı şampiyonluk şansımızı kağıt üzerinde düşürse de tahmin edilmeyen nokta Donk oldu. Ligin 2. yarısındaki beklenmedik katkıyla da bu şampiyonluğun pay sahiplerinden.


Yuto Nagatomo

Bu sezon iyi bir kadro kurduğumuzu söylüyoruz ama sol bek konusunu çözemedik. Asamoah'ı son güne kadar bekledik, o olmayınca da Latovlevici'yle günü kurtarmak istedik. Linnes / Latovlevici rotasyonu orada olmadı, bu da Ocak ayında sol bek hamlesini olmazsa olmaz kıldı. Nagatomo ismi de sürpriz, eminim ki ilk birkaç hedef arasında yoktu. Ben onun transferine mutlu oldum, beklentim vardı ama beklentinin de üzerine çıktı. Müthiş bir aidiyet ve her haliyle tecrübe izledik. Belki yarım sezonluk bir katkı ama bu şampiyonluğun olmazsa olmazı.

Nagatomo'nun "veda" olarak adlandırılan mesajını okuduk


Nagatomo'nun "veda" olarak adlandırılan mesajını okuduk. Gelecek ne gösterir bilinmez ama şu aşamada belli ki başka planlar var. Transferde büyük harcayamayacak gibiyiz ve sol bek için de tek atımlık bir kurşun var. Alternatifin Carole olacağına kesin gözüyle bakıyorum ve onun önüne iyi bir sol bek düşüncesi var. Yoksa gönül ister ki Nagatomo + Asamoah ayarında bir sol bekle rotasyon güçlü olsa.

Perez ve Fleurquin gibi isimleri sık sık anarız, mücadele temelindeki futbollarının altını çizer, örnek gösteririz. Nagatomo da bence o sınıfta hatırlayacağımız bir futbolcu. Sadece 4 ay içinde bu takımın tarihinde iz bıraktığını düşünüyorum ve kalmasa dahi her dönem kendisini mutlaka anacağız. Müthiş bir aidiyet izledik, kendisinin de dediği gibi sadece 4 ayda.

Fatih Hoca'yı da anlıyorum. Şampiyonlar Ligi ve mevcut imkanlar düşünülürken sol bek için farklı bir plan düşünmesi normal. Şampiyonluk mücadelesinde ne kadar iyi iş çıkarsa da olay Şampiyonlar Ligi olduğunda ihtiyaç biraz farklılaşıyor. Belli ki fizik ve atletizm düzeyi daha yüksek bir isim düşünülüyor. Sağda Mariano gibi hücumcu bir bek varken solda onu biraz daha dengelemek gibi. Tek atımlık kurşun olması da Nagatomo'yu alternatif olarak dahi takımda tutmanın engeli.

Denayer'i tutmaya daha sıcağız. Hocanın kalemi, yaşı da genç ki geleceği kazanmak anlamında değerli. Onun da bonservisi olacak, başka yapılacak hamleler de var derken planlar değişebiliyor. Nagatomo'nun kimyası tuttu, kalması durumunda da önemli iş yapar ama ilk etapta farklı düşünceler olmasını anlayabiliyorum. Neticede özel bir futbolcu izledik, Galatasaraylıların bir ömür unutamayacağı. Dün şampiyonluk kutlamalarındaki şovu dahi her şeyi özetliyor..

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Günlerden Galatasaray: Şampiyon #2

Günlerden Galatasaray serisinin 2. ve son bölümü. Ligin ilk ve 2. yarısını ayrı olarak yazmak istedim. Ligin ilk yarısını Fatih Terim'le kapatmıştık, 2. yarısında da hocamızla birlikte gidilen şampiyonluk yolunu paylaşalım.



Ligin 2. yarısına çok sert bir deplasmanla başladık. Ama öyle bir ilk yarı oynadık ki sanırım kimse tahmin etmiyordu. Gomis'in yokluğunda Eren Derdiyok'un muhteşem bir performansı vardı. İlk yarısı 2-0 bitse de daha farklı olabilirdi. 2. yarıda ise deplasman fobimizi anımsayarak korkulu rüyalar gördük. Badou Ndiaye'nin de Galatasaray formasıyla son maçıydı.



Maça 24 saatten az bir zaman kala Badou Ndiaye'nin şok ayrılığı bizi fazlasıyla sarstı. Fernando'nun da sakatlığı derken bir anda şampiyonluk şansımızın azaldığını düşünüyorduk. Osmanlıspor maçı da Galatasaray adına fazlasıyla zorlu geçti. Maç öncesi konuşulan "futbolcular paralarını alamıyor" iddiaları da cabası.



Nagatomo'nun Galatasaray formasıyla ilk maçı ve bu maçın ardından aldığı eleştirileri asla unutmam. Fatih Terim döneminin ilk mağlubiyeti, ayrıca yeniden kendini gösteren deplasman fobisinin de başlangıcı. Son 10 dakikada maçı 3-2'ye dahi çevirebilirdik, iyi anlamda o baskı akıllarda kalmıştır.



Muslera'nın cezasında Carrasso'nun ne kadar iyi bir yedek olduğunu izledik. Ayrıca Gomis'in dönüşüdür bu maç. Son haftalarda performansı sarsıldı, hatta yedek kaldığı haftalar oldu ama bu maçla birlikte golleriyle geri döndü.



Donk'un asistinde Garry Rodrigues'in attığı müthiş golle hatırlamak isteyeceğim bir maç olmasını isterdim. Gomis'in maç içinde baygınlık geçirmesi, 2. yarıda panik haliyle çift forvete dönmemiz gibi unutulmayacak durumlar var. Kazanabileceğimiz bir maçtı, panik haliyle kaybettik.



Bursaspor'un erken 10 kişi kalması onlar adına büyük bir kırılma noktası. Sonrasında çözülme yaşandı ve sezonun en rahat galibiyetlerinden birini almıştık. Gomis / Garry Rodrigues uyumu anlamında örneklerden biri daha.



İlk yarısı 6-0 bitince acaba yeni rekor mu gelir sorusu ister istemez soruldu. 2. yarısını tek golle geçtik, şartları çok da fazla zorlamadık. Gomis'in 4 golü var, en formda olduğu haftalardı.



Şampiyonluğun kırılma anlarından biri. 1-0 geriye düştük, Gomis'in kaçırdığı penaltının ardından da "acaba" sorusu akıllara geldi. Neyse ki imdada önce Gomis, devamında Sinan Gümüş yetişti. Sinan Gümüş'ün gol attığı birçok maç var ama onun adına en unutulmayacak an budur.



Kazanmaya en yaklaştığımız Saraçoğlu deplasmanı olarak tanımlıyorum. Baros'un direğinin ardından Tolga Ciğerci'nin kaçırdığı gol de unutulmayacak. Maicon'un direkten dönen frikiği de cabası. Bu deplasmanda ancak böyle oynayabilirdiniz, biz de kazanmak adına her şeyi yaptık.



Galatasaray büyük maçları kazanamıyor argümanının yıkıldığı gün. Skor aldatmasın, çok daha farklı olabilirdi. Kucka'nın son dakikada attığı golü uzun süre unutmayacağız tabii. Yeni ortaya çıkan sıkıntı şu, 2. golü attıktan sonra 3'ü bir türlü bulamamak.



Kazanamıyorsan kaybetmemen gerekiyor, bizim unuttuğumuz bu oldu. Maicon'un bir sağ açık edasıyla zorladığı hücumda kaptırılan top ve yenilen kontra. Ayrıca Galatasaray'ın ligdeki son puan kaybıdır. Belki o gün liderlik kaybedildi ama geri almak uzun sürmeyecekti.



Olay haldır haldır hücum etmek değil, akıllı oynamak. Fatih Terim'in ne kadar önemli bir taktik adamı olduğuna dair en iyi örneklerden biri. Sabır ve doğru oyun bizi galibiyete götürdü. Mariano'nun attığı muhteşem gol ise bir ömür unutulmayacak.



2-0'ı erken yakaladık, rakibin geri dönüşü de bir o kadar erken oldu. Hatta 2-2'nin ardından verilen pozisyonları gördükçe "şampiyonluk gitti" hissiyatına dahi kapıldım. En kötü oynadığımız maçlardan biri ama şampiyon takımın "kötü gününde dahi" kazanması gerekiyor. Sinan Gümüş'ün geri dönüşlerinden biri daha.



Galatasaray artık büyük maçları da kazanıyordu. Kazandığı bu büyük maçlar da şampiyonluk yolunda en önemli virajı almasını sağladı. Beşiktaş karşısında da beklediğimden rahat bir galibiyet elde ettik. Garry Rodrigues'in geri dönüşü anlamında da bir o kadar kıymetliydi.



Kalan maçlar arasında bana göre en zoruydu. Yine 2-0'ı erken bulmuş, iyi de bir ilk yarı oynamış ama 3. gol bir türlü gelmemişti. 2. yarıda yaşanan türlü zorluğa rağmen kazanmak güzel. Bu arada Garry Rodrigues de fabrika ayarlarına dönmeye devam ediyordu.



Henüz 30. saniyede rakibi çözmüş, 2-0'ı da bir o kadar erken yakalamıştık. O noktadan sonra daha farklı olmasını bekliyorsunuz ama akıllı ve sakin oynayarak maçı bitirmiştik. Artık şampiyonluk için atılacak son bir adım kalmıştı.



Yaşamayı cesurlar hak ediyor. Gomis'in penaltı için topu alışı ve o golü atması fazlasıyla cesur bir hareketti. Çok kritik noktalarda kaçan 3 penaltının ardından yaptı bunu, Fatih Terim de her kaçan penaltının ardından geri adım atmadı. Nihayetinde şampiyon oluyorsunuz işte..

22 yılda futbol 1500 derece değişti ve hoca hala güncel


"Fatih Terim'in ilk şampiyonluğu ile son şampiyonluğu arasında 22 yıl var. 22 yılda futbol 1500 derece değişti ve hoca hala güncel."

Twitter'da Erkan Karahan'ın paylaşımı. Bana sorarsanız da Fatih Terim için yapılan en iyi yorum. Yakın geçmişte Mustafa Denizli'yi izledik. Başaramadı, başaramamasında da güncel futboldan çok uzak kalan futbol anlayışının etkisi oldu. Mesela bu anlamda Şenol Güneş'i de ön plana çıkarırız, o da hala güncel ve başarılı. 

Fatih Terim'i ayıran etmenler var. Birincisi fazlasıyla modern oluşu, çağın tüm gerekliliklerine uyması. Şartlı hareket etmiyor, bazı katı durumlara olmazsa olmaz olarak bakmıyor. 4. döneminde hocayı daha sakin ve bilge hareket ederken görüyoruz. Bunun farklı nedenleri de var elbette ama hoca da günün gerekliliklerine göre değişiyor. Geçtiğimiz günlerde Aykut Kocaman "Fatih Hoca'nın sessizliği bizi etkiledi" demişti. Buna en iyi örnek.

Klopp'u övüyoruz değil mi, oynattığı futbol herkese büyük keyif veriyor. Oysa çok uzun yıllar önce bu oyunu Fatih Terim Galatasaray'da oynatıyor ve başarılı oluyordu. Şu devirde bile Fatih Terim'in başarılarını "gaz ya da motivasyon" olarak adlandıranlar var. Bu adam Türkiye'nin gelmiş geçmiş, yüksek ihtimalle de gelecek en büyük teknik direktörü. Ne yazık ki çok daha uzun yıllar kendisiyle yola devam edemedik. Ya da ne yazık ki Fatih Hoca Avrupa'da biraz daha ısrarcı olmadı.

Fatih Hoca'nın Galatasaray'da 9 yılda kazandığı 7 şampiyonluk var. 3 farklı dönemde geldi bu başarılar ve hepsinin kendi içinde farklı hikayeleri var. 96 - 2000 arası dönemde kendi kurduğu, yıllar içinde büyüttüğü ve Uefa Kupası'na giden bir öyküsü vardı. 2011 / 2012 - 2012 / 2013 şampiyonlukları da buna benzer. 2011 / 2012 sezonunda neredeyse sıfırdan kurulan bir kadro ve birbirinden karakterli isimlerle oynanan, hala da unutulmayan futbol. 2012 / 2013'de ise 96 / 2000 dönemine göre çok daha hızlı bir yükseliş, yıldız isimlerle de neler yapabileceğini gösterdiği müthiş sezon.

2017 / 2018 şampiyonluğu da bambaşka bir hikaye. Kendi kurmadığı ve sezon ortasında geldiği bir kadro. Mental anlamda çöküş yaşayan, daha iyiye gitmeyeceği belli olan bir takımdı. Fatih Hoca ise bu takımı ayaklandırdı, müthiş bir aidiyet yarattı. Ocak ayında beklediği hamleler gelmedi, hatta güç dahi kaybettik ama yoktan var ettikleriyle şampiyonluğa uzandı. Kulüp kariyerinde sezon ortasında, kendi kurmadığı bir takıma gelmişliği yok. Üstelik farklı cepheler hocaya büyük düşmanlık beslerken. Hocanın sessizliği burada etken işte, en büyük cevabı verdi.

Fatih Hoca bu işe kafa yoruyor, kendimi nasıl yenileyebilirim diye uğraşıyor. Hocayı özel kılan çoğu özellik baki, modern çağın gerekliliklerine uymak ayrı bir olay. Scout sistemi, rakip analizleri, teknik kadrosu ya da kurduğu kadrolardaki futbolcu yapısı. Sosyal medyayı kullanımı dahi buna etken değil mi. Kupa töreninde sahneye çıktığı Şampiyonlar Ligi müziği ya da son tweetleri. Umarım bu ülke Fatih Hoca'nın hakkını bir noktada kayıtsız şartsız şekilde vermeye başlar..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir