18 Ocak 2018 Perşembe

Bucaspor 0-3 Galatasaray, organizasyon dahilinde gelen gollerin hastasıyız


Organizasyon dahlinde gelen gollerin hastasıyız. Bir plan dahilinde, böylesine kaliteli hücumcuları kullanabilmek en önemli noktaydı. Bunu da başarmak Belhanda ve Feghouli gibi isimleri işin içine dahil etmekten geçiyor. Tudor döneminde de iyi bir hücum vardı, özellikle böyle maçlarda bu iştah ortaya çıkardı. Yine de saydığım bu iki isim tam anlamıyla işin içinde diyemezdik, Fatih Terim'in dokunuşlarından biri bu olacak.

Belhanda ve Feghouli'yi de yükselirken görüyoruz. Bucaspor maçları belki ölçü değil de Göztepe maçı ümit vermişti. Kamp dönemini de iyi geçirdiğimizi düşünüyorum, mutlaka bir yükseliş olacak. Bu maçı değerlendirdiğimizde de tüm hücumlar organizasyon dahilinde geldi. Oyun kalitesi yüksek hücumcularımız var, onlar da bir arada hareket ettiğinde fark ortaya çıkıyor.

Elbette ölçü maç değil. İlk maçın da 3-0 olması çok büyük avantaj ama hazırlık maçı gibi okumak lazım. Birçok as oyuncuyu izledik, rotasyon da bu isimlerin etrafında gerçekleşti. Kazanılması ve yükselmesi gereken isimler var, onları ayağa kaldırmaya çalışıyoruz. İştah yüksekti, nasıl olsa bu turu geçtik diye bir durum oluşmadı. 3-0 kazandık ama yine çok gol kaçırdık ve basit pozisyonlar. Tur rehaveti diyebiliriz belki, kaçmayacak goller. Yine de son dakikaya kadar bunu zorlamak, inadına hücum demek ve bu pozisyonları da organizasyon dahilinde ilerletmek önemliydi. 

Gomis'in temelinde olduğu bir hücum, bunu daha önce de yazdım. Ön alan baskısı ve mücadelesi yüksek, daha çok servis yapmaya çalışan ve onun gücünün farkında olan bir takım var. Belhanda, Feghouli ve Selçuk İnan da organizasyonu oluşturan isimler. Belhanda'yı anlamaya çalışan bir takım var, o da ince işleri yapmaya başladı. Selçuk İnan da dikine oynuyor, o uzun topları yeniden atmaya başladı, ısrarla öne oynaması önemli. Gomis ve Yasin Öztekin iyi bitiriciler, İlk yarıda sonucu almayı başardık.

Latovlevici de Galatasaray formasıyla en verimli maçını oynadı diyebiliriz. Eleştirilen nokta hücum verimiydi, yoksa en zorlu maçta dahi ısrarla bindiriyor, çizgiye kadar iniyor. Topu görerek kullanmıyordu, bildiğimiz Latovlevici ise sezonda 6-7 asist sınırını zorlayan bir isimdi. Bugün bunu yaptı, topu görerek kullandı ve ilk yarıda oluşan etkide önemli pay sahibi. Devam eder mi bilmem ama sol bek gelmediği sürece o pozisyonun bir numaralı adayı kendisi.

Kayserispor maçında verilecek reaksiyon direkt olarak şampiyonlukla alakalı. Fernando, Maicon gibi eksiklerin handikabı büyük olsa da bunu telafi edebiliriz. Bucaspor maçında Maicon'un da geriden attığı topların etkisi büyüktü, yokluğunda bunu görmek zor. Denayer daha çok topla çıkan, hızlı bir isim. Fernando'nun yokluğunda ise Donk'u bekliyorum, biraz daha sertlik anlamında..

Çok fazla alternatif yok, Serdar Aziz / Denayer ikilisini izleyeceğiz


Maicon da ligin ilk yarısının Galatasaray adına en iyilerinden biri. Onun da performansı dalgalandı, sezona iyi girmişti ama o çizgide devam etmedi. Tudor'la sorun yaşadığı dönem de var, hatta Malatya deplasmanında iş çok daha ciddi noktalara geldi. Tudor'la devam edilmesi durumunda Maicon belki de bir sorun haline gelirdi, bugün ise görüntü değişti. Göztepe maçı itibariyle de kendisini yeniden kazanmış olduk.

Kampın da yıldızlarından biri olduğu söyleniyor. İlk zamanlardaki hırsına geri kavuştuğunu düşünüyorum. Önemli bir futbolcu, transfer döneminde gelmesini çok istemiştim, kendi çapımda da çabaladım. Ön yargılar vardı, bu yargıları performansıyla kırdı diyebilirim. Ligin 2. yarısında en önemli kozlardan biri olacak ama Kayserispor maçında sarı kart cezalısı olması sıkıntılı olacak.

Çok fazla alternatif yok, Serdar Aziz / Denayer ikilisini izleyeceğiz. Fernando'nun da olmadığını yazmak lazım, bu da savunma konusunda bir hayli düşündürüyor. Tudor döneminde Fernando savunma lideriydi, çoğu zamanını stoperlerin arasına girerek geçirdi. Fernando, Fatih Terim'in futbolculara daha özgürlük tanıdığını söyledi, bu anlamda stoperlerin arasında o kadar izlemeyeceğiz diye düşünüyorum.

Savunmanın yeni lideri Maicon olacaktır, iş ona kalıyor. Bir sıkıntısı var yine de, o da açık alan. Hızlı bir isim karşısında sorun yaşayabilir, onun bu açığını kapatmak gerekiyor. Ön alanda basıyoruz, mümkün olduğunda stoperler orta sahaya daha yakın ve top kullanmayı bilmek, topla çıkmak kadar hızlıca geri dönmek de önemli. 

Denayer'i bu anlamda tutabilir hoca. İlk etapta çok şans vermiyordum, hazırlık maçlarının ardından kafama yatmaya başladı. Dany örneğini vereceğiz, Şampiyonlar Ligi oynuyorduk onunla ve Dany / Semih Kaya ikilisi iş yapabiliyordu. Denayer'i Dany'nin çok daha önünde düşünüyorum, o da hızı ve atletizmiyle ön plana çıkıyor. Aşama kaydedecektir, beklediğimiz gelişimi bu oyun düzeninde gösterir. 

Serdar Aziz ise tam hocanın kalemi, Milli Takım'da da bunu görmüştük. Serdar Aziz / Denayer oynayacak ama Fernando'nun yokluğu kadar endişelenmiyorum bu duruma. Şu da soruldu, sahada aynı anda Donk ve Denayer'in bulunması sorun olur mu diye. İkisi de odağını çabuk kaybetmesiyle bilinir, haklı da bir yorum. Bilemiyorum tabii, Fernando'nun yokluğunda kesin Donk mu olacak. Bana göre formaya en yakın isim o..

Daley Blind & Galatasaray, Asamoah olmayacaksa gelmesi gereken isim


Daley Blind hakkında daha önce de yazdım, eğer Asamoah olmayacaksa gelmesi gereken bir numaralı sol bek. Asamoah'la farklı tarzları olsa da joker yapıları dahilinde bunu söylüyorum. Transfer tarzında yazmıştım Blind'i, o gün itibariyle sezon sonunda sözleşmesi bitiyor diye biliyordum. Bugün baktığımda ise sözleşmesinin bitişi 2019 olarak görünüyor. Yine de transferi mümkün bir isim, özellikle de kiralama durumu üzerine. 

O dönemler ütopyam da vardı, Blind ve Asamoah'ı aynı anda alabiliriz üzerine. Tudor'un 3'lü savunma düzenini düşünerek söylüyordum, Blind'i sol stoper, Asamoah'ı ise sol kanatta kullanarak. Birbirlerinin alternatifleri değiller aslında, çok farklı özellikleri var. Asamoah daha atlet ve güçlü bir oyuncu, daha çok orta saha özellikli. Blind de orta saha gibi oynayabiliyor ama stoper özellikli, daha teknik özellikli ama Asamoah'a oranla ağır.

Blind özelinde bir ön yargı var, "istemiyorum" diyerek işin içinden rahatlıkla çıkılıyor. Galatasaray ve Türkiye Ligi'ni düşünerek yorumlayın, sol bekine Carole dönebilir mi diye düşünüyorsun. Hakan Balta'yı kullanmak durumunda kalacaksın, Blind'e temposuz deniyor, Hakan Balta'ya 34 yaşında ne diyeceğiz. Ya da Latovlevici mi devam etsin. Blind'i transfer etme durumun varsa alırsın, kaliteli bir oyuncudur ve profili yüksektir.

Blind'i hiç tanımayanlar için yazayım, tarzı Hakan Balta'ya benzer. Kalite değil, tarz olarak bunu söylüyorum. Hakan Balta da stoper özellikli bir sol bekti, ağırdı ama teknik / pas özelliği ön plana çıkardı. Blind'in de ağır olduğu doğru da stoper özelliği çok daha yüksek, teknik / pas gibi özellikleri çok daha yukarıda, rahatlıkla orta saha olarak oynayabilecek (bugün Fernando'nun yokluğunda bir numaralı aday olurdu), lider bir karakter. Sadece oyun aklıyla dahi bu ülkede önemli bir fark gösterir.

Manchester United onu 17.5 milyon avro gibi bir rakama alsa da beklentiyi karşılayamadı. Uzun zamandır bu takımın formasını giyiyor, Van Gaal zamanı daha bir ön plandaydı. Bu sezona bakınca da iyice gözden çıktı, pek fazla forma şansı bulamıyor. Mourinho / Fatih Terim ilişkileri derken bu transferin gerçekleşmesi çok olası, iş Blind'in iknasında.

Belli ki hocanın önceliği bu pozisyon için daha yüksek bir profil. Scout önerisi kaynaklı bazı genç sol bekler de konuşuluyor ama Asamoah, Blind gibi isimler üzerinde bir uğraş var. Orayı Evra gibi bir isimle de geçmek istemiyor, düşüncesi daha uzun vadeli. Blind'i isterim, Asamoah olmayacaksa da gelmesi gereken bir numaralı isimdir..

17 Ocak 2018 Çarşamba

Oumar Niasse & Galatasaray, aklıma tarz noktasında daha doğru bir forvet gelmiyor


Niasse de her yıl istisnasız olarak takımlarımızın gündemine gelir. İçinde bulunduğumuz Ocak ayında konuşulduğunu görmedim gerçi. Cenk Tosun transferinde Beşiktaş için takas olabilir mi diye düşünüyordum, bakmadılar bile. Galatasaray için de her dönem konuşuruz, bu dönem ismi henüz anılmadı. Yazılacaktır tabii, forvet aradığımızı biliyorum.

Aradığımız tarz öncelikle. Hızlı ve kanat özelliği var, ayrıca patlayıcı gücü olan bir isim. Gomis'i de tamamlar, rahatlıkla çift forvet oynarsınız ve fazlasıyla uyumlu bir ikili olur. Kenardan getirebilirsiniz, patlayıcı özelliğiyle hücuma can getirir. Ya da kanatlara atarsınız, hücum içinde joker özelliği gösterir. 

Fatih Terim'in düzeninde hareket ve mücadele çok önemli. Gomis'in 2 maçta nasıl bir hal aldığını görüyorsunuz ki zaten iyi dediğimiz bir isimdi. Garry Rodrigues desek bu özellikleriyle hocanın gözüne girmiş durumda. Niasse'nin de bu özelliği var işte, hareket ve mücadele katacak. Sadece bunlar da değil, deplase koşuları, sırtı dönük oynayabilmesi veya topla rakibini geçebilmesi kıymetli.

Everton onu dönem dönem gözden çıkarır ama bir şekilde geri dönmeyi başarıyor ve rotasyon içinde yer buluyor. Bu sezon da 11 maçta 5 golü var, kötü diye anılabilecek bir sezon adına iyi performans. Bu sefer dönemeyecek yalnız, Cenk Tosun ve Walcott için önemli yatırım yaptılar. Daha güçlü bir hücum hattı oluştu, Niasse'nin o rotasyonda yer bulabilmesi çok zor.

Piyasası vardır diye düşünüyorum, Everton'un önceliği de onu bonservisle elden çıkartmak olur. Premier Lig'de kalabilir, Rusya'ya dönebilir ya da para derse Katar / Çin gibi ihtimaller dahi doğar. Galatasaray'ın onu takıma kazandırmasının tek yolu kiralama ile olabilir ki o da Everton'da bitiyor. Niasse ikna olur, Galatasaray'a gelmek ister. Everton'u kiralama konusunda ikna ise yöneticilik becerisi ister, beni düşündüren nokta da bu.

Aklıma tarz noktasında daha uygun bir isim gelmiyor, Niasse'nin transferini isterim. Hamza Hamzaoğlu döneminde gündeme geldiğinde de istemiştim, o dönem anlamsız bir tepki vardı. Sonra o Niasse Rusya'da büyük bir çıkış yakaladı ve 18 milyon avro bonservisle transfer yaptı. O dönem 24 yaşındaydı, bugün 27. Hala genç, hala önünde iyi bir gelecek var ve bonservisle alabiliyor olsanız size geri dönüşü dahi olurdu..

Ronaldinho da bıraktı demek, izlemesinden en keyif aldığım futbolcu


Bu tarz yazıları yazmayı hiç beceremesem de söz konusu Ronaldinho olunca kayıtsız kalamadım. Bıraktı demek, izlemesinden en keyif aldığım futbolcu. Ronaldinho'dan çok daha iyi birçok futbolcu yazılır, söylenir de böylesine saf yetenekleri bir başka seviyorum. Tam bir cambazdı, en üst seviyede dahi işin "şov" kısmından ödün vermeden büyüdü. Ne yapacağını kestirmek güç, nasıl bir önlem alabilirsiniz ki. 10 numaralar denildiğinde Ronaldinho'nun da hatırı sayılır bir yeri olacak, benim için ise en iyilerden biri. Rijkaard'ın Barcelona'sı tabii, apayrı bir yerde, o takımın da en büyük parçası olan Ronaldinho. En üst seviyede bırakmasını isterdim, ya da günün birinde yolunun Galatasaray'a düşmesini. O ihtimal de doğdu çünkü. Yaşantısı, profesyonelliği bambaşka konu ve o da beraberinde gelse işin rengi daha da değişir. Daha iyisi olabilir mi demeyin, bu adamın yeteneklerinin ucu yok. Neyse, Ronaldinho'yu izlediğim için kendimi daima şanslı hissedeceğim..

Endogan Adili ve Umut Gündoğan gibi futbolcular gün itibariyle hala maaş alıyorlar


Maliyet konusuna çok girmiyoruz, ille de saha içi diyoruz ama konuşmak lazım. Geçtiğimiz günlerde de yazmıştım, bir futbolcuyu sadece bonservis üzerinden değerlendirmek hata. Yıllık ücret bence çok daha önemli bir konu. Bonservislerin şartlar itibariyle değişkenleri olabilir ama yıllık ücreti siz belirliyorsunuz, o dengeyi tutturmak o kadar önemli ki.

Bizim de beceremediğimiz bu, son yıllarda öyle anlamsız sözleşmeler verildi ki bugün kulübün dengesinden falan söz etmek mümkün değil. Endogan Adili ve Umut Gündoğan gibi futbolcular gün itibariyle hala maaş alıyorlar mesela, göndermek hiç de kolay değil. Daha bunun Tarık Çamdal detayı var, bu sezon 1.5, gelecek sezon ise 1.6 milyon avro kazanacak. Sadece onu örnek vermek bile bu konu hakkındaki en detaylı açıklama.

Geçen sezon da büyük yanlışlar yaptık. Galatasaray'a imza atan her futbolcu kapıyı 2 milyon avro'dan açtı. Serdar Aziz, Tolga Ciğerci gibi isimlerden gün itibariyle yarar sağlasak bile hatalı rakamlar. Eren Derdiyok'u var daha, ondan katkı da alamıyoruz ama 2.1 milyon avro'luk bir yıllık ücret var. Cenk Tosun Beşiktaş'ta bunun çok daha aşağısında kazanıyordu.

Böyle sözleşmeleri bu tarz oyunculara verdiğinizde elden çıkarmak o kadar kolay olmuyor. Kimse yanaşmıyor bazı sözleşmelere, haliyle gönderirken dahi maaşının bir kısmını ödemek durumunda kalıyorsunuz. Oysa bir de elden çıkan veya çıkmaya yakın isimlere bakın, talip bulmak kolay. Emrah Başsan zarar ettirmeyecek mesela ya da giderken Latovlevici'yi de göreceğiz. Cavanda'yı eleştirdik ama maaşı sayesinde elden çıkartabildik, talibi çıkıyor.

Bu sezon ise önemli bir değişime gittik, çok iddialı futbolcular aldık. Bu isimlerin bonservislerine ya da yıllık ücretlerine takılmıyorum, Türkiye şartları dahilinde ederleri bu. Hemen hemen hepsinden de katkı aldığımızı görüyorsunuz. Hak eden futbolcuya değerini verirsiniz, bunda sorun yok. İş katkı vermeyen, süre alamayan ve giderken sizi zora sokan futbolcular..

16 Ocak 2018 Salı

Castro falan yetmiyordu, bir de Poko takviyesi geldi


"Abi biz niye almadık" gibi sorular soruluyor. Cevabı basit, öncelikle para yok. Bugün transferde bu kadar hareketsiz kalmamızın nedeni. Diğeri de yabancı kontenjanı, şu ana kadar elden kimseyi çıkartamadık. Galatasaray - Karabükspor maçının ardından yazmıştım, dileyen tekrar bakabilir;


Bu tarz ciğersiz diye tabir ettiğimiz orta sahaların kıymeti büyük. Yıllardır Galatasaray için "temposu çok düşük" diyorduk, bunun da temelinde orta saha yatar. Bu sezon Badou Ndiaye gibi futbolcularla o çehre değişti ama altını dolduramadık, doğru alternatiflerimiz yok. Poko sorunsuz ve maliyetsiz de bir adam, Badou Ndiaye için çok doğru bir alternatif olacağını söylemiştim. Badou Ndiaye için transfer ihtimali her zaman olacak, Poko gibi isimlerle o geçişi daha hasarsız atlatmak mümkündü.

Bu yazdıklarım sadece Galatasaray için geçerli değil, herkes için değerli bir futbolcu. Daha 24 yaşında, önünde uzun bir gelecek var ve üzerine koyması muhtemel. Ciğersiz diye tabir ediyoruz, topla dikine oynayan, dripling özelliği güçlü, 6-8 veya sağ bek gibi kullanabileceğiniz yönlü bir futbolcu. Onun için transferde böyle bir yarış izlemek doğal. Bursaspor, Konyaspor derken Göztepe'ye imza attı ve bana göre gidebileceği en iyi takımlardan biri.


Ligin ilk yarısının flaş ekiplerinden birinden bahsediyoruz. Bu gerek kadro kalitesi, gerek yönetilme şekli, gerekse vizyonlarıyla alakalı. Castro için de aynı şeyleri yazıyordum, bu ligin en kaliteli 8 numaralarından biri. Top tekniği yüksek, topla bu kadar iyi çıkabilen bir ismi düşünmedik bile, Göztepe ise bedavaya aldı. Poko'nun da bonservisi 1.5 milyon avro, bu piyasa için bedava olduğunu düşünüyorum. 1.5 - 2 yıl sonra 6-7 milyon avro'ları görür.

Rotman'ın yerine oynayacaktır, Castro / Poko ikilisini göreceğiz ve bu merkez de ligin en iyilerinden biri oldu. Takımın enerjisi de yükselecek, Poko'yla birlikte mevcut kalitenin üzerine koydular. Onun için iddia sahibi tüm Anadolu büyük uğraş verdi, herkes biliyordu ki mevcut kaliteyi çok arttıracaktı. Bursaspor'a da yakışırdı, Le Guen'in düzeninde büyüyebilecek bir isimdi. Konyaspor'a da yakındı ama Göztepe bu işi bitirdi..

Hazırlık maçlarının yıldız isimlerinden biri de Mariano oldu


Futbolcular özelinden gitmeye devam ediyoruz, sırada Mariano var. Sürekli bir Fatih Terim etkisinden bahsediyorum, onun daha farklı dokunuşu ne olabilir üzerine. Tudor döneminde bazı iyi isimler vardı, Mariano da onlardan biri. Son döneme doğru performansı düşüş gösterse de genele vurunca olmazsa olmazlardan biri olduğunu gösterdi.

Sağ bek Galatasaray için sıkıntılı bir pozisyon, Eboue'nin son sezonu da dahil olmak üzere orayı dolduramadık. Mariano'nun transferi bu açıdan kıymetliydi, o da şu ana kadar beklentiyi karşıladı. Yine de ondan gördüğümüz performansın da yüzde 60 seviyesinde olduğunu düşünüyorum. Farkını ortaya koysa da daha fazlası var.

Fatih Hoca'nın düzeninde bekler olduğundan çok daha önemli. Beklerle hücumu zorlamayı, oyunu onlar üzerinden kurmayı seviyor. Eboue / Riera örneği mesela, Riera'nın teknik özelliği ve oyun aklı sayesinde Şampiyonlar Ligi beki çıkardı ondan. Eboue zaten iyi bir isimdi, kariyeriyle de ortada olan. O da 2 sezon maksimum katkı verdi.

Bu anlamda Mariano'yu düşününce hocanın eli rahat. Solda sıkıntı var, bu tarzda bir isim bulmanın önemi büyük. Sağda ise Mariano, hatta Linnes önemli kozlar. Göztepe maçına bakınca en iyi Linnes performansı izlediğimizi söyleyebilirim. Linnes'i ilk kez Molde günleri gibi görmüştüm, işleyen bir düzende o da iyi çarklardan. O gün de yazdım, Mariano'yu düşünün bir de. Bu düzende o ne yapardı.

Hazırlık maçlarının yıldız isimlerinden biri de Mariano oldu. Viitorul maçı mesela, 2. yarıda maçı kopartan isimdi. İşlemeye yüz tutmuş bir hücum oyunumuz var, Mariano'nun da etkisi büyüktü. Feghouli'yi de sağ tarafta daha sık izleyeceğiz, Mariano / Feghouli uyumu sağlandığında da Şampiyonlar Ligi düzeyinde bir sağ koridor oluşturmuş olacağız. 

15 maçta 1 gol 2 asist yaptı, bana sorarsanız bu rakamlar az ve yükselecektir. Özellikle asist rakamı diyeyim, düzen içinde Mariano'yu o kadar da iyi kullandık diyemem. Yine Gomis yorumu, yaptığı her şey onun bireysel kalitesiydi. Düzen içinde görelim bir de, oyun aklı, geriden oyunu kurabilmesi ve hücum bindirmeleriyle yüzde 100'u görmüş olacağız. Keşke bir de sol tarafa bu ayarda birini bulsak, o zaman Mariano'nun etkisini de katlardık, yükü biraz daha onun sırtından alıp..

Bir forvet daha fazla ne yapabilir sorusu geliyor akıllara


Ligin ilk yarısının en iyilerinden, 17 maçta 14 gol 4 asist. Bir forvet daha fazla ne yapabilir sorusu geliyor akıllara, Fatih Terim döneminin Tudor dönemine oranla farkı ne olabilir. Tudor dönemi bazı fubolcuların isminin altını ısrarla çiziyordum, Gomis de onlardan biriydi. Gol anlamında beklentiyi elbette karşıladı, hırsı ve mücadelesiyle de taraftarın sevgilisi oldu. Tüm bunlara rağmen Gomis'in daha fazlasını verebileceğini, onun yüzde 60'ını izlediğimizi düşünüyordum.

Fatih Terim döneminde Gomis'i 2 maçta izledim, haliyle "2 maç üzerinden mi karar veriyorsun" diyenler olacak. Haklı eleştiri, bir şey diyemem. Ben yine de düşüncemi yazayım, hatta bu konuyu maç yazılarının içinde de belirtmiştim. Gomis'i tam bir pivot gibi kullanmaya başladık, nihayet fizik özelliğinden yararlanmak aklımıza geldi. Onu koşturmak, ileride yalnız bırakmak yerine hücum odağını Gomis üzerine kurduk.

Haliyle Gomis bu iki maçta çok daha yararlı oynadı. Elmander örneği vereyim, biz onu attığı gol sayısı üzerinden mi yorumluyorduk. Gomis başka bir adam, mutlaka gol sayısı üzerinden konuşacağız da işin içine farklı şeyler de girdi. Kendi yarı sahasına kadar rakibini kovalıyor ve topu kapıyor, rakip stoperleri presi ile yıpratıyor, bu konuda Elmander olmak zor olsa da o tarz bir hücum presini yeniden aramaya başladık.

Drogba'yı da böyle kullanırdık ve onun varlığı Burak Yılmaz üzerinde pozitif bir etki olmuştu. Sırtı dönük oynayabiliyordu, servis yapıyordu, top tutuyordu, oyun aklını ortaya koyuyordu. Bunları yapabilmesi de hücumcuların ona yakın oynamasıyla alakalıydı. Tudor dönemindeki hata bu işte, Gomis o kadar yalnızdı ki sadece gol üzerinden konuştuk onu. Bu da Gomis'in kalitesiyle alakalı bir şey.

Fatih Terim döneminde ise Galatasaray hücumcuları Gomis'e çok daha yakın. Haliyle Gomis de servis yapmaya, top tuttuğunda etki oluşturmaya başladı. Garry Rodrigues bunu iyi kullanıyor mesela, Gomis'den servisler alıyor. Sağ kanatta oynadığında mücadelesiyle öne çıkıyordu, sola aldığımızda ise (bu düzende) hücum kalitesi de oluşturmaya başladı. Gomis'in varlığı bunda büyük etken.

Keşke bir de alternatifini bulabilsek. O isim Eren Derdiyok olmuyor, daha doğru bir profil lazım. Gomis'i sağlıklı ve diri tutmak zorundayız, o olmazsa bu hücum düzeni çok zor işler. Odakta o var, şu aşamada takımın en olmazsa olmaz futbolcusu. Ligin 2. yarısında bildiğimiz Gomis'i unutacağız, bunu eleştirenler de görecek, dediğime gelmiş olacağız. Fazlasıyla çalışkan ve güçlü bir forvetimiz var..

15 Ocak 2018 Pazartesi

Geçmiş zaman olur ki #7; Hagi'li Viitorul'u Galatasaray karşısında görmek güzeldi


Hagi'yi görmek her zaman güzel. Nasıl tarif edeyim ki bu adamı, yaşayanlar biliyor. Şu an Viitorul'da çok büyük bir proje sahibi, bir anlamda Romanya futbolunun altyapısı oldular. Geçtiğimiz sezon yaşadıkları şampiyonluk da çok özeldi ve oynattığı takımın yaş ortalaması 22-23. Herkesin hayalini kurduğu ama kolay başaramadığı bir iştir, Hagi bunun temelini yıllar önce atmıştı ve bugün meyvesini yiyor. Hagi denildiğinde Fatih Terim ismini de yazacağız, bu ikili birlikte çok daha büyüktü. Çok büyük başarılar ve kupalar kazandık, öyle özel anlar var ki. Hagi'li Viitorul'u da hazırlık karşılaşmasında dahi olsa Galatasaray karşısında izlemek heyecan vericiydi. Teknik direktör olarak bu ikilinin ilk karşılaşması değildi tabii, 2003 / 2004 sezonunda Hagi Bursaspor'u çalıştırırken de karşılaşmışlardı. 2-2 bitmişti o maç, genç Sabri Sarıoğlu'nun golünü hatırlıyorum. Aradan yıllar geçti, Hagi o arada 2 kez Galatasaray'ın başına da geçti, Fatih Terim'in de başarılarla dolu bir dönemi oldu ve bugüne geldik. Hagi de günün birinde 3. Galatasaray dönemini başlatabilir. Herkes teknik direktörlüğünü eleştirir ama 2. dönemi hatalarla dolu olsa da 1. döneminde başarılı olduğunu ve tecrübesizliğinin kurbanı olduğunu düşünürüm. Fatih Terim ise sevdiğimiz ekibiyle birlikte takımı yeniden ayaklandırma, düşen markayı ayağa kaldırma peşinde. Başarılı olacağına inanıyorum, umarım bu birliktelik olmadık bir sebepten sonlanmaz ve uzun yıllar kendisini konuşuruz..

Galatasaray 5-0 Tuzlaspor, konuşulması gereken şey "iştah"


Ölçü bir maç değil, öncelikle bunun altını çizelim. Burada değerlendirilecek şey de takımın hırsı, mücadelesi ve felsefesi olacak. Değişen bir şey yok, Galatasaray'ın iştahı çok yüksek. Gomis'i temel alarak söylüyorum, Göztepe maçındaki arzusu ve oyun tarzı aynen devam etti. Odağında onun olduğu, gücü ve servisleriyle yükselttiği bir hücum var. Bu da en çok Garry Rodrigues'e yaramış durumda, sol tarafa geri dönmesiyle birlikte bu meyveleri topluyor.

12. dakikada 4-0 öndeydik, Tuzlaspor'a nefes aldırmadık. Müthiş bir tempoyla başladık, ön alan baskısı ve hızlı oynayan bir Galatasaray vardı ki 12. dakikada iş bitti. 4-0'ın ardından odak olarak biraz dağıldık, rakibin de pozisyonları oldu. Doğal, bir şey diyemiyorum, 12. dakikadan işi bitirdik ve iştah biraz olsun azalıyor. Yine de Gomis'in odağı bir an olsun düşmesi, kendi yarı sahasında rakibe basıyor ve top kapıyordu.

Biz onu hırslı bilirdik, oysa o gördüğümüz hiç bir şeymiş. Fatih Terim'le birlikte en büyük değişimi yaşayacak isimlerden biri olacağı kesin. Zaten iyiydi, daha ne kadar değişebilir ki demeyin, dahası da var. Oyun tarzı ilk etapta, pivot özelliklerini daha ön plana çıkarmaya başladı. Top tutuyor, servis yapıyor, daha önemlisi hücumcular ona daha yakın oynuyor. Bir de mücadele kısmı var, kimse bir Elmander olmasa da ona yakın bir hareketlilik istiyor hoca. Gomis o mesajı verdi, bakalım Eren Derdiyok da verebilecek mi.

Fernando'nun yokluğu üzerine düşünmeye devam. Bu sefer de Tolga Ciğerci / Selçuk İnan orta sahası, forvetin arkasında Badou Ndiaye vardı. Badou Ndiaye'yi rakip ceza sahasına ne kadar yaklaştırmayı başarırsak o kadar etki sağlayacağız. O da ilk yarının iyi isimlerindendi ve ligin ilk yarısında bu adamı kullanamamışız bile. Israrla yazıyordum, böyle oynaması, dizginlerinden kurtulması gerekiyor. Şunu da ekleyeyim, Tolga Ciğerci / Selçuk İnan ikilisini bir arada izledik, bence Fernando'nun yokluğunda formaya daha yakın isim Donk, fikrim değişmedi.

Hakan Balta'nın da asisti var, altını çizelim. Gümbür gümbür bir futbolu yok, eksikleri de var, bence o tempoyu da kaldırması güç ama tecrübesi, nerede duracağını bilmesiyle varlık göstermeye çalışıyor. Latovlevici 2. yarıda hiç durmadı, sürekli hücumda bindirdi mesela. İyi bir şutu dışında etkisi olmadı, Hakan Balta ise ilk ortasında asist yaptı. Anlatmak istediğim bu, insanlar Hakan Balta oynasın diyormuşum gibi algılıyor ama öyle değil. Latovlevici'nin durumunu anlatıyorum, mutlaka bir sol bek alınmalı.

Garry Rodrigues de kampın yıldızlarından. Her iki hazırlık maçında da çok iyiydi, 12 dakikada işi bitiren adam diyelim hatta ona. Tudor döneminde de yıldızı parlıyordu, sağ tarafta mücadelesiyle ön plana çıkarak. Şimdi farklı, solda oynuyor, Gomis'e daha yakın ve skor yapmaya başladı, hücum için daha verimli. Mücadelesi de devam ediyor, ben formayı bırakacağını düşünmüyorum. Sol açık alınabilir diye düşünüyorduk ya, bu formuyla belki de Feghouli'nin dahi önünde.


Sinan Gümüş'ü iki maçta da beğenmedim. Oysa tam maçları diyeceğim anlar, özellikle Tuzlaspor karşısında daha iyi bir performans beklerdim. 4-0'a, bulunan tüm açık alanlara ve bu tempoya rağmen şutu dahi yok. Oyunun içine giremedi, pas hataları fazlaydı, rakip ceza sahasının içinde beklediğim ölçüde bulunmadı. Hoca onu kazanmak istiyor ama şu ana kadar iyi bir cevap veremedi. Bucaspor rövanşında umarım ayaklanır.

2. yarıya yönelik konuşulacak çok fazla şey yok. 5-0'ın ardından tüm iştah bitmiş şekilde oyuna girdi futbolcular ve hücumda bal yapmayan arı modundaydık. Tempo da düştü tabii, yine hücumu zorladık ama net bir etkimiz yoktu. Belhanda / Feghouli özelinde değerlendirmek lazım bunu da, onları işin içinde hiç göremedim. Feghouli'nin bir de içine girdiği anlamsız işler var, böyle bir maçta hiç gerek yok. Carrasso keşke kalsa, çok klas bir kaleci olduğunu her haliyle belli ediyor. Daha iyisini alamayacağımız belli, kalmasını umarım. Bu maçta forma giymesi güzel, oynamasını beklemiyordum..

Sanki Hakan Balta değil de Latovlevici 6 aydır oynamamış


Fernando'nun yokluğunu konuştuk, sıra sol bekin. Çok daha önemli bir konu, hatta şampiyonluğu tayin edebilecek kadar. Linnes sezona iyi girse de devamını getiremedi, Latovlevici'yle günü kurtarma planı ise tutmadı. Hayaller ise Ocak ayında Asamoah üzerineydi, görünen o ki bu da gerçekleşmedi. Yeni bir plan gerekiyor, sol bek konusunda geç kaldığımızı düşünüyorum.

Maddiyat sorun, bu bir gerçek. Rahat hareket edemiyoruz ve hem en iyisi, hem en makul olanı derken zaman kaybettik. Şu noktada Evra olmaz mesela, onun kamp görmesi gerekirdi. Kiralık veya sözleşmesi sezon sonunda bitecek bir isim bekliyorum. Görünen o ki piyasada pek bir fırsat hamlesi yok. En son çare Carole diyorduk, o da Sevilla'da son 2 maça 11 başladı.

Yine Viitorul maçına dönüyoruz. Fatih Terim belli ki o pozisyonda sağ ayaklı bir ismi kullanmayacak. Linnes ve Denayer'i bu noktada devre dışı bırakıyorum, Latovlevici ve Hakan Balta şu an o rotasyonu oluşturuyor. Bu rotasyon da korkulu rüyalar görmeye neden oluyor, seviyemiz iyi ama sol bek rotasyonu anlamında büyük bir boşluk var.

Latovlevici'yle bağ koptu diyorum. Gördüm ki o bağı Fatih Hoca da tutamayacak. Olmadı ondan, günü kurtaramadık. Tarz noktasında hiç lafım yok, hücum beki de o noktada bir etkisi yok. Sürekli topları kötü kullanıyor ama ısrar ediyor, zorluyor. Talipleri de var, elden çıkarmak zor olmayacak. İş sol bek almak, biri gelmeden gitmesi imkansız. Sol bekimiz yok çünkü, çok acı bir tablo bu.

Hakan Balta ise 3-4 sezon önce dahi sol bek için temposunu kaybetmiş bir isimdi. Stopere geçince kariyerini uzattı, son sezonda ise orası için dahi tüm temposunu ve atletizmini kaybetti. Yine de tecrübedir, takımda tutarsınız da stoper olarak düşünürsünüz. Şu noktada sol bek düşünüyoruz, 34 yaşında o pozisyona döndürdük. 

Yalnız Latovlevici'nin öyle bir görüntüsü var ki sanki 6 ay o oynamamış. Hakan Balta'nın görüntüsü ona oranla daha iyiydi, en azından nerede durması gerektiğini biliyor diyeyim. Hakan Balta'yla devam etmek imkansız, bunu bilerek yazıyorum. O pozisyonda çok büyük bir boşluk var, sol bek transferiyle bu takımın kalitesini çok daha ileri taşımak mümkün..

Fernando'nun yokluğunda Donk bana göre formaya en yakın isim


Fernando'nun Göztepe maçında yaşadığı sakatlık çok büyük şanssızlıktı. Biraz da o şansı kendi ortaya çıkardı aslında, olmaması gereken yerde gereksiz bir hareket. Daha uzun sürebilirdi, şu aşamada ucuz atlattık gibi görünüyor. 2. yarı ilk maçın Kayserispor deplasmanı olması bizleri düşündürüyor, kırılma noktalarından biri olacak. Aşılması durumunda önümüz açık, fikstür avantajımızın olduğunu düşünüyorum.

Fernando'nun yokluğu üzerine alternatifleri konuşalım. Viitorul maçının ardından bu konuya biraz girmiştim. Donk, Tolga Ciğerci ve Selçuk İnan gibi 3 aday var, bana göre de Donk bu formaya en yakın isim. Yeterli olmadığını biliyorum, hatta tempo konusunda o pozisyonda sorun yaşasa da Fernando yokluğunda idare edebilir. Fatih Hoca'nın da Donk için gelen teklifleri kabul etmediğini biliyoruz, onun üzerinde ısrarcı.

Viitorul maçı bir anlamda Kayserispor maçının provası, daha çok "yokluklar" üzerine kimlerin oynayacağına yönelik. Fernando mühim, maalesef aynı tipte bir alternatifi yok. O pozisyonda Selçuk İnan oynasa daha pas oyunu oynarsınız ama temponuz düşer. Ben Selçuk İnan'ı hamle oyuncusu gibi, son 20 - 30 dakika adına düşünüyorum. Tolga Ciğerci'yle ise tempoyu kaybetmezsiniz, hatta Badou Ndiaye'yle birlikte daha yükselirler ama orası için yeterli sertliği göstermez, pas noktasında biraz daha sıkıntı yaşarsınız.

Donk'un ise o pozisyon adına temposu yeterli olmasa da fizik, teknik ve pas özelliği önemli. Geriden oyun kurarken sorun yaşamazsınız, topu tutar, orayı süpürür. Badou Ndiaye zaten bir tempo unsuru, Donk da bu anlamda sırıtmaz, durumu idare edebilir. Viitorul karşısında 65 dakika sahada kalması da buna işaret, hocanın ilk düşüncesi Donk olacaktır.

Tudor hiç düşünmedi Donk'u. Takımdan gönderilmesine asla lafım olmazdı da kalıyorsa eğer ihtiyaç halinde düşünürsünüz. 21 kişilik kadroda düşünmedi bile, Türkiye Kupası haricinde hep tribündeydi. En azından orada olabilirdi, eminim ki kullanılırdı da. Fatih Hoca'nın mevcut isimleri kazanma politikası doğru, hatta ilk önceliği de alternatif isimleri yeniden ayaklandırmak. Donk da o isimlerden biri, Bucaspor maçında verdiği iyi reaksiyonu bu kamp döneminde devam ettiriyor..

14 Ocak 2018 Pazar

Bilal Kısa Akhisarspor'da


Bilal Kısa'yı severim, özel bir futbolcudur. Bir yaştan sonra gösterdi bu yükselişi, Akhisarspor döneminde görüntüsü bambaşka. O yükseliş önce onu Milli Takım'a, devamında Galatasaray'a taşıdı. Galatasaray'da sadece 1 sezon kaldı, o sezon da bizler adına fazlasıyla hayal kırıklığıydı ama o sezona yönelik bizleri heyecanlandıran nadir isimlerden biriydi.

İyi bir 8 numaradır, modern futbolun da gerekliliklerini yerine getirir. Sol ayağını o kadar iyi kullanıyor ki, Galatasaray'da attığı jenerik goller hala akıllarda. Seri oynar, topu çabuk dolaştırır, pozisyonuna oranla fizik olarak da bir avantajı var. Ayrıca Galatasaray'da Melo'nun pozisyonunda oynadı sayılır. Pas oyunu mantığımız olsa da Selçuk İnan / Bilal Kısa ikilisiyle iddia göstermek de önemli bir marifettir. 

Bursaspor dönemi hayal kırıklığı oldu. Hamza Hamzaoğlu dahi nedense çok tutmadı onu orada, sonra hoca değişince de yüzüne pek bakılmadı. Arada uzun sakatlık dönemleri de var, yoksa şu haliyle dahi katkılı olabilirdi. Bursaspor'la yolları ayırması ve Akhisarspor'a dönmesi önemli, bir yerlerde kapıların açık olması o kadar kıymetli ki.

Bilal Kısa'ı ayağa kaldıran ve bizlere tanıtan camiadır. Hamza Hamzaoğlu'nun Akhisarspor'unda birçok önemli isim sayarız, belki de en başa Bilal Kısa yazılır. O performans sayesinde 30 yaşının ardından çok önemli yerlere geldi ve Akhisarspor da Bilal Kısa'nın evi oluyor. Kapılar anında açıldı ve bu geri dönüş sağlandı. Bir futbolcu için "burası benim evim" diyebileceği yerler olması çok önemli.

Akhisarspor'la 1.5 yıllık sözleşme imzalamış, hayırlı ve başarılı olmasını diliyorum. Bazı paylaşımları tekrar hatırlatalım;

https://www.sportifcumleler.com/2017/11/eminim-ki-hicbir-galatasarayl-bilal.html
https://www.sportifcumleler.com/2017/05/sc-nostalji-78-bilal-ksa.html

Galatasaray 2-0 Viitorul FC, en büyük mesaj "Kayserispor maçında kim oynar" üzerine


Fernando sakat, Maicon cezalı. Bundan kaynaklı da oynanan hazırlık maçlarındaki en büyük mesaj "Kayserispor maçında kim oynar" üzerine. Bir de buna sol bek durumunu ekleyeyim, orada da büyük bir bilinmezlik mevcut. En kötü ihtimalle Carole döner diyorduk, o da son 2 maçta 11 oynuyor. Haliyle Viitorul maçını da bu sorular üzerinden yorumlayacağız.

Sağ ayaklı bir sol bek kullanılmayacak, orası kesin. Latovlevici ve Hakan Balta gibi iki ihtimal var, Fatih Hoca da Hakan Balta'yı kimseyi alamamamız durumunda üzerinden sol bekte ciddi ciddi düşünüyor. Fernando yokluğunda ise Donk en ciddi aday. Temposu ve yeterliliği tartışılsa da Fernando yokluğunda bence de ilk aday olmalı, orayı idare edebilir. Maicon'un yokluğunda ise Denayer / Serdar Aziz ikilisini izleyeceğimiz kesin.

Güzel takımız, Fatih Hoca sonrası oluşan coşkuyu seviyorum. Sol bek / forvet transferleri gerçekleşmiş olsa tüm taşlar oturacak, 2 hamle gerekiyor. Gomis'i daha pivot santrafor gibi izlemiştik ve bu oyun da Eren Derdiyok'a uymalı aslında. Sıkıntılı ön alandaki baskı, mücadele ve hareketlilik. Viitorul karşısında fena maç çıkarmadı aslında, yine de bitirme noktasında sorun var. Daha da önemlisi Gomis'le aynı tip olduğundan farklılık gösteremiyoruz. Patlayıcı, daha hızlı ve kanat özelliği olan bir forvetin farkı büyük olur.

Bu maçın ilk yarısına iyi başlamadık aslında, beklenen ön alan baskısı yeterli düzeyde değildi ve topu tutamadık. Rakibin atakları vardı, pozisyon da oluşturdular ama Galatasaray topa sahip olmaya başlayınca o etkiyi kesti. Özellikle 30. dakikadan itibaren rakibi kendi yarı sahasından çıkarmadı ve pozisyonlar geldi. Bazı futbolcular tempo sıkıntısı çekiyor, işin içine giremediler. Selçuk İnan, Sinan Gümüş gibi isimleri bu anlamda sayabilirim. Donk / Tolga Ciğerci'yle ortayı iyi süpürdük ama rakip ceza sahasına bu isimleri sokamadık.

Latovlevici'nin de etkisi düşük. Tarz anlamında doğru profil, etkiye ise bu yansımıyor. Sürekli bindirme halinde, hücumu zorluyor, rakip yarı sahasında daha çok oynuyor ama etkiye dönüşmüyor. Latovlevici sahada olunca da sol ağırlıklı oynuyoruz, bu da hücuma artı yansıtmıyor. 2. yarıyla kıyaslayalım, Mariano sağ beke geçince sağ ağırlıklı oynadık ve etkisi çok büyük oldu. Neredeyse Latovlevici 6 ay yatmış, Hakan Balta oynayan isimdi. Mariano'nun bu etkisinde Hakan Balta'yı da pek göremedik gerçi ama en azından Latovlevici'ye göre ayakları yere daha sağlam basıyor.

2. yarıda as oyuncular oyuna dahil olduğunda ise farkımızı ortaya koyduk, rakibe hiç imkan tanımadık ve bana sorarsanız rahat bir galibiyet aldık. Mariano iyi dönmüş, sağ taraftan oyunu domine ettik. Badou Ndiaye de ön alana daha yakın oynuyor, rakip ceza sahasının içine daha çok giriyor. Bunu Tudor dönemi de dile getiriyordum, böyle oynamalı diye. İlk golümüze bakın, Mariano'nun ortası, Badou'nun ceza sahasını karıştırması ve Garry Rodrigues'in boş kaleye vuruşu. 

Ön alanda baskı derken Serdar Aziz / Denayer ikilisi de sırıtmayacaktır, Maicon'un yokluğunu daha az hissederiz. Görüntü güzel, özellikle 2. yarıda tüm maçı sürükledik. Eksikler belli, tekrar etmeye gerek yok. Mariano ayarında bir sol bek herkesin hayali, o zaman bambaşka şeyler konuşulur. Takımın ayarı yüksek, sol bekte bunu düşürmemek gerekiyor. Patlayıcı bir forveti de 2. bir ihtimal gibi düşünmek lazım..

Galatasaray'ın bugüne kadar defans hattına yaptığı en pahalı transferler


Futbolarena'nın paylaşımı, Galatasaray'ın bugüne kadar defans hattına yaptığı en pahalı transferleri derlemişler. Aslında bu istatistiği bir de futbolcuya ödenen yıllık ücretler ekseninde yorumlamak gerekiyor. Maicon'un bonservisi 7 milyon, yıllık ücreti ise 2.2 milyon avro. Bonservis pahalı görünebilir ama yıllık ücret hesaba katılınca mantıklı duruyor. 

Maicon'la başlayalım. Dediğim gibi, savunma hattına yaptığımız en pahalı transfer ama bu sezon alınan futbolcuların yıllık ücretlerine kıyasla da makul hamle. Ligin ilk yarısında performansı dalgalı olsa da görüntüsü iyiydi. Başarılı bir transfer olduğunu düşünüyorum, Galatasaray'da geçireceği uzun yıllar olacaktır.

Chedjou ise dönemin kağıt üzerindeki iyi hamlelerinden. Nedeni şu, Fransa Ligi'nin en iyilerinden biriydi. Lille'de geçirdiği dönem fazlasıyla iyiydi, geldiği havasına bakınca da gerek bonservis, gerek yıllık ücreti gayet mantıklı. Galatasaray'da 4 sezon geçirdiği, iyi zamanları da oldu ama genel anlamda beklentiyi karşılayamadığı doğrudur. Biz ondan lider olmasını bekledik, o ise bir lider aradı.

Alex Telles ise iyi yatırım, onu kullanamamak Galatasaray'ın hatasıdır. 6.1 milyon avro'luk ederi vardı, potansiyel olarak geldi ve o potansiyeli de günümüzde sergiliyor. Galatasaray'da tam anlamıyla beklentiyi karşılayamadı, o gelişimi gösteremedi. Inter de olmadı ama Porto'da yaptığı işler fazlasıyla iyi ve bugün Chelsea, Juventus gibi takımlar konuşuluyor.

Yine geldik Tarık Çamdal'a. Galatasaray tarihinin en kötü ve karanlık transferi. 4.75 milyon avro bonservisten geçtim, bu adam 1.6 milyon avro yıllık ücret alacak. Üzerine daha fazla bir şeyler yazmaya gerek yok.

Lorik Cana'yı ise stoperden saymıyorum, Galatasaray'a ön libero olarak geldi ve stoper oynadığı maç sayısı 1-2'yi geçmez. Galatasaray sonrası stoper oynamaya başlamış ve Lazio'daki uzun kariyerini böyle devam ettirmiştir. Meira ise yine Chedjou gibi büyük beklentilerle gelmiş, top tekniği, pas özelliği fazlasıyla iyi olan ama istenileni verememiş bir futbolcu. 6 aylık bir Galatasaray kariyeri var, daha uzun kalsa iş değişebilirdi.

Serdar Aziz transferinin maliyeti geldiği gün itibariyle çok eleştirildi. 4.5 milyon avro bonservis, 2 milyon avro da yıllık ücrete herkes çok takıldı. Rakamlar fazla gibi görünse de Serdar Aziz'in bu ligin en iyi yerli stoperi olduğunu o gün de söyledim. Hatta Milli Takım için de geçerli bu, yeter ki sakatlık yaşamasın. Kalitesini de bu sezon fazlasıyla gösterdi, bugünlerde o paralar daha konuşulmuyor.

Popescu ise Galatasaray tarihinin belki de en iyi stoperlerinden, hatta yabancı oyuncularından biri. Chedjou, Meira gibi isimler yeni Popescu diyerek gelmiş futbolcular. Geriden oyun kurma, pas ve teknik özellikler bir yana, bu adamın farkı lider olmasıydı. Galatasaray'ın en büyük başarılarında da pay sahibi. O dönem için 4.5 milyon avro'luk bonservis fazla gibi görünse de hakkını fazlasıyla verdi.

Mariano ve Eboue'yi birlikte değerlendireyim, aldıkları rakamlar ve geldikleri şartlar birbirine çok benziyor. Rakamları da hemen hemen aynı ve sağ bekte fark yaratan futbolcular oldular. Eboue'nin o iyi yıllarının ardından boş kalan, dolduramadığımız bir pozisyondu sağ bek. Mariano ise o boşluğu doldurdu, hatta daha bile üzerine koyabilir..

Júnior Tavares & Galatasaray, bu sefer de genç ve potansiyelli bir futbolcu


Sol bek konusunu yıllardır çözemeyiz, buna Fatih Hoca'nın 3. dönemi de dahil. Hatırlarsınız, o dönem Carlinhos ismi çok dillendiriliyordu. O transfer için uğraşılmış ama gerçekleşmemişti. Riera'yı sol bek olarak kazandığımız dönemler, sol bek transferinin gerçekleşmemesi bizi buna itmişti. Ertesi sezona da Carlinhos'u istedi diye biliyorum, başka bir ismi konuşmuyorduk.

Fatih Hoca'dan sonra ise Alex Telles alınmıştı. Scout hamlesi mi yoksa Mancini'nin özel isteği mi hala bilinmez. Severdim, iş yapmadı diyemem. Yine de beklentiyi karşılayamadı, ondan beklenti bugün Porto'da yaptıkları. Doğru transferdi yalnız, bu tarz hamlelere daha çok ihtiyaç var. Telles ve Bruma için önemli rakamlar vermiş gibi görünsek de en kötü ihtimalle zarar etmedin. 

Bugün de bir sol bek arayışı var, hatta Carlinhos'u istediğimiz günlere oranla çok daha şiddetli. O pozisyonu boş olarak görüyoruz, mevcut alternatiflerin orayı doldurması imkansız. Bu süreçte de Asamoah'ı bekledik ve olmadı, devamında 2. bir güçlü ihtimal çıkaramadık. Maddi anlamda elimiz hiç rahat değil, o bir gerçek. Maliyeti düşük, sözleşmesi sezon sonunda bitecek ya da kiralanma durumu olan isimler zorluyoruz.

Junior Tavares'in de ismi son günlerde Galatasaray'la anılır oldu. 21 yaşında, potansiyeli olan bir futbolcu. Eksikleri şu diyebileceğimiz çok özelliği var, savunma kısmı sıkıntı mesela. Etkili bir hücum beki olsa da aynı dengeyi savunmada sergileyemiyor. Tempolu, teknik özelliği var, iyi orta açar, bindirir ama savunması sorun, arkası da genelde otoban. Zaten savunma yönünü de beraberinde geliştiren Brezilyalı bekin bu piyasada değeri çok daha yüksek. Junior Tavares şu aşamada o ayarda değil, belki de hiç olamayacak.


4 milyon avro istendiği söyleniyor ama 2.5 milyon avro + sonraki satıştan pay gibi bir rakama bitirilebilir. Hatta Taffarel'in bu iş için Brezilya'da kaldığı ve transfere odaklandığı dahi yazılıyor. Sever böyle işleri, yardımcı da olur. Yaşı ve potansiyeliyle alakalı Junior Tavares'e burun kıvırmam ama orayı da dolduracak, şu aşamada büyük fark yaratacak bir isim değil. Daha dengeli, orayı dolduracak bir isim gerekli.

Yaşlanıyoruz, bu tarz genç hamlelere ihtiyaç var, bu ayrı konu. İlk 11'in yaş ortalaması hiç iyi bir noktada değil, bu anlamda Junior Tavares iyi isim. Alex Telles kıyaslamaları da olacak ve bu kıyas içine giren ilk etapta hayal kırıklığı yaşar. Alex Telles geldiği gün itibariyle çok daha büyük bir potansiyeldi ve şu an içinde bulunduğu hale geleceği belliydi. Junior Tavares'in ayarı biraz daha düşük, en kötü halde dahi yine zarar edilmeyecek hamle ama o pozisyon için çok daha iddialı isimleri konuşuyorduk.

Bir avantajı da Maicon'u tanıması, aynı takımda forma giyiyorlardı. Geçtiğimiz sezon 25 maçta 3 asisti var, onun adına dalgalı bir dönem olduğunu söylemek lazım. Genç oyuncu, tutması halinde geri dönüşü güzel olur. Maliyeti de söylediğim orantıda olur, bir an önce sol bek konusunda hareket etmek gerekiyor. Mutlaka başka adaylar, ihtimaller de vardır. Fatih Hoca'nın "tüm dünyayı tarıyoruz" sözü vardı, çok sürpriz bir iş de ortaya çıkabilir..

13 Ocak 2018 Cumartesi

Bir Galatasaraylı olarak mutluyum, şu sarmal nihayet bitti


Arda Turan / Başakşehir birlikteliğinin yakıştığını düşünüyorum. Arda Turan'ın futboluna lafım yok, bunu daha önceki yazılarda da dile getirdim. Saha içinde kalsa ve sadece orayı konuşuyor olsak başka şeyler söylenir. İyi futbolcu olduğunu hatırlaması durumunda da Abdullah Avcı'nın düzeninde büyür, ayaklanır ve önemli katkı verir. Yakışan birlikteliğin diğer kısmını ise siz anladınız, yazmıyorum bile.

Sıkıntı şu ki saha içinde kalamıyoruz, Arda Turan söz konusuyla bu imkansız. Galatasaray'dan Atletico Madrid'e giden Arda Turan bu ülkenin en sempatik figürlerinden biriydi, bugün ise belki de en antipatiklerinden. Atletico Madrid'de büyümüştü bu adam, Simeone'nin düzeninde Avrupa'nın en iyilerinden biriydi. Barcelona'ya transfer olmak başka, 40 milyon avro'ya gitmek bambaşka diyorduk. Şimdi geçen Barcelona dönemine bakıyorum da hoca bir sıfır.

Bir insan 2 yıl içinde bu noktaya nasıl gelir bilmiyorum. Futbol dışında her şeyi konuştuk, iş saha içinde asla kalmadı. 35 yaşında ülkeye dönüş yapmıyor, 30 yaşında bu adam ve kariyerinin en iyi dönemi olmalı diyeceğimiz zamanlar. Başakşehir'e transfer olmakta sıkıntı yok, sonuçta ülkenin şampiyonluk mücadelesi veren, iddialı takımlarından biri. Sıkıntı bu şekilde transfer olmak, 30 yaşında geri dönmek zorunda kalmak ve koca Avrupa'nın istemediği bir adama dönüşmek.

Bu sezon hiç forma bulamadı, gördük ki Barcelona'da herkes sırt döndü. Barcelona'nın en çok kazanan 5 futbolcusundan biriymiş, Başakşehir nasıl yaptı da bu transferi gerçekleştirdi bilinmiyor. O da ayrı konu, gayet konuşulması gereken. Barcelona'da Tarık Çamdal muamelesi gördü bir anlamda, oysa beklentiler başkaydı. Başakşehir'de geri döner, Abdullah Avcı'nın düzeninde yeniden ayağa kalkar ayrı da Barcelona günleri, şu geçen 2.5 yıl unutulmayacak. Dediğim gibi, futbolculuğuna asla lafım yok ama Arda Turan'ı da sadece futboluyla yorumlamak imkansız.

Bir Galatasaraylı olarak mutluyum, şu sarmal nihayet bitti. Geldi mi, gelecek mi, gelmeli mi, gelmemeli mi gibi tartışmaları aylardır yapıyoruz. Galatasaray istese bu transfer gerçekleşirdi, Arda Turan da bu teklifi havada kabul ederdi. O zaman da aynı şeyi yazardım, saha dışını bir kenara bırakarak Arda Turan'ı yorumlayamayız. Geçen zamanda yaptıkları, söylemleri ve tavırları unutulamaz, Galatasaray'a yakışmazdı. 

Hala Arda Turan sever Galatasaraylı var mı ya da kaldı mı bilmiyorum. Herkesin kendi görüşüdür, saygım var. Fatih Terim'le mutluyum, onunla birlikte tekrar ayağa kalkmayı bekliyorum. Arda Turan'ı da rakip olarak görmek güzel, şimdi lig çok daha heyecanlı ve şampiyonluk mücadelesi çok daha büyük anlamlar ifade edecek. Yarış fazlasıyla zorlu, tarihin en iyi ligi oluştu belki de. İnanıyorum, başaracağız ve kendi sahamızda oynayacağımız Başakşehir maçını iple çekiyorum..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir