12 Nisan 2019 Cuma

Bu sene tabii ki "neden olmasın?" sorusu yine akıllarda


Derbi ateşini yakma vakti geldi. Maç öncesini de çok sevdiğim dostlarımla konuşmak isterim. Blog geleneği de diyebiliriz, her fırsatta Tansu Gürsel Ağabey'e giderim, o da beni kırmaz. Saha içinden çok biraz daha psikolojik faktörleri konuştuk. Bakalım o sene bu sene olacak mı?

22 Aralık 1999'da Kadıköy'den son kez galibiyet çıkartacağımızı tahmin edemezdik. Yıllar üst üste birikti ve bu süreçte büyük bir sendrom doğdu. Geçen yıllar içinde Kadıköy'de şampiyonluk kupası kaldırdığımız dönem olsa da artık kazanmayı da istiyoruz. Sen bu süreci nasıl değerlendiriyorsun, gerçekten de bir sendrom var mı, varsa da en büyük nedenleri nedir?

Tansu Gürsel: Tabii ki bir sendrom var. Normalde iki kulüp arasındaki rekabetlerde birinin diğerine belli süre üstünlük kurmasını, üstünlük kurulan açısından bir sendrom olarak değerlendirmekte aceleci davranmamak gerektiğini düşünürüm. Sonuçta jenerasyon değiştikçe kalite, bakış açıları ve psikolojik durumlar da değişir ancak bazı özel rekabetlerde olay senin de bahsettiğin sendrom kategorisine sokulabilir. Hele ki ortada 20 yıllık bir süre de söz konusuysa... Kadıköy'deki durum aslında biraz suni gelişti. 

Galatasaray'ın Fenerbahçe karşısındaki kazanamama durumunun Fenerbahçe açısından ezeli bir üstünlük olarak görülmeye başlanması 2000'li yılların ortalarına denk geliyor. Bu erken bir zamandı. Galatasaray da ne yazık ki yaratılan bu psikolojik ortama ayak uydurdu ve iki taraf bu işi ister istemez böyle kabullenmeye başladı. Zaman içinde de olay suni bir psikolojik baskı argümanından gerçek bir sendroma dönüştü. Tabii ki 2000'lerin başında Fenerbahçe'nin kurduğu üstünlükte basit bazı farklı detaylar da var. O dönemde kale arkası tribünlerinin sahaya bu kadar yakın olmasına alışık olmayan bir futbolcu topluluğu vardı mesela. Şimdi basit gibi görünüyor belki ama sahaya yaklaştıkça içindeki coşku da yükselen Fenerbahçe taraftarının üç dört metre önünde oynamak bir savunma hattı için kolay iş değildi. Bundan rakip takımlar ne kadar olumsuz etkilendiyse Fenerbahçe taraftarı da elindeki (ve o an sadece onlarda bulunan) gücün farkına varmakta zorlanmayarak durumdan fayda çıkardı ve rakiplerini yoğun baskı altına aldı o dönemlerde. Tabii sonradan neredeyse tüm statlarda benzer tasarımlar uygulanınca bu durum rekabeti fazla etkilememeye başladı. Ortada yalnızca Galatasaray'ın Kadıköy'deki yerleşik sendromu kaldı. Yalnız elbette her şey sonsuza kadar sürecek değil.

Her iki takımın da kendine has sorunları var. Fenerbahçe açısından bakınca da takımın durumu, ligdeki konumu iç açıcı değil. Doğal olarak "o sene bu sene mi" diye aklımızdan geçiriyoruz, yıllardır olduğu gibi. Takımların mevcut konumları derbi için etken olabilir mi, yoksa bu maçın havası geçmişte olduğu gibi bambaşka mı olacak?

Tansu Gürsel: Hemen hemen her sezonun kendine has şartları var aslında. Mesela Cassio Lincoln'un olduğu sezonu hatırlarım. O dönemde de "o sene bu sene mi" düşünceleri dillendiriliyordu. Galatasaray Kadıköy'de erken bir golle öne geçmeyi de başarmıştı hatta. Fakat sonrasında yine bir hezimet yaşanmıştı. Süper Final sezonu da aynı şekilde bir fırsat niteliğindeydi mesela. Rakip 3 Temmuz sürecinden dolayı yıpranmış ve gücü de azalmıştı. Galatasaray'ın Fatih Terim'le yine ivme yakaladığı bir dönemdeydik. Belki o şanssızlığın kırılmasına en çok yaklaşılan dönemdi. Baros'un direkten dönen topu bir karış aşağıdan gitse bambaşka şeyler olabilirdi. İşte böyle özel anlar da olayın sendrom haline gelmesine katkıda bulunuyor. 

Bu sene tabii ki "neden olmasın?" sorusu yine akıllarda. Fakat Fenerbahçe'nin bu sezon ki beklenmedik durumu yanıltıcı olmamalı. Bu rekabette iki taraftan biri amatör kümede de oynasa sahaya o formalar çıktığında atmosfer ve ruh hali bambaşka oluyor. Yine de maçı etkileyecek özel şartlar mevcut. Galatasaray'ın şampiyonluk yolunda bırakalım yenilgiyi, beraberliğe bile tahammülü yokken Kadıköy deplasmanında vereceği bu sınav hikayeyi bambaşka bir hale getiriyor. Ya öğrenilmiş çaresizlik yeniden yaşanacak ya da o mutlu sonla biten filmlerdeki mucizevi kırılma noktası yaşanıp sahadaki her oyuncu Galatasaray tarihine farklı fontlarla yazılacak.


Beraberliğin dahi şampiyonluk yarışında bizi geri düşüreceği kesin, kazanmak tek yol. Hatta bir gün önceki Beşiktaş - Başakşehir maçının sonucuna göre bizim adımıza havası bambaşka olabilir. Nasıl bir Galatasaray bekliyorsun ve maç sonunda ne konuşuruz?

Tansu Gürsel: Son yıllarda bazı derbiler nispeten gerilimsiz bir ortamda geçiyordu. Kadıköy'den çıkacak sonucun, sezonun kaderine bu seneki kadar etki edeceği bir ortam yoktu. Bu sene hem Galatasaray'ın şampiyonluk hedefi için mutlaka kazanması lazım, hem de Fenerbahçe'nin kötü geçen sezonun hasarlarını azaltmak ve taraftarının da motivasyonunu koruyabilmek için bu önemli maçta ezeli rakibine karşı iyi bir sonuç alması gerekiyor. Başakşehir'in Beşiktaş karşısında kazanması halinde Galatasaray için üç puandan başka çıkış noktası kalmayacak. Ancak ben diğer maçta alınacak bir beraberlik veya Beşiktaş galibiyetinde dahi Galatasaray için galibiyetin öneminin azalmayacağı kanısındayım. Sonuçta sezonun bitimine sayılı haftalar kalmışken Başakşehir'in puan kaybedeceği daha kaç maç olacak? Türk Telekom'daki maça arada üç puan farkla girmek müthiş bir psikolojik üstünlük demek. Yani Beşiktaş-Başakşehir maçının sonucu ne olursa olsun Galatasaray'ın bu hafta kazanmaya mecburiyeti var. Fatih Terim'in de benzer düşündüğünü tahmin ediyorum. Nasıl bir Galatasaray beklediğime gelecek olursak, tabii ki ilk bölümlerde gergin bir Galatasaray bekliyorum. 

Rakip iştahlı başlayacaktır. Sinirler de gerilebilir. Ancak mutlaka sakin kalınmalı. Fenerbahçe'nin ilk bölümdeki hızı kesildikten sonra hücumda arayış başlamalı. Erken yenecek bir gol büyük sorun demek. Luyindama ile Marcao'nun yoklukları da ayrı bir konu. Benim bu oyuncular hakkında düşüncemi biliyorsun. Lig için iş görür seviyede görsem de kaliteli rakiplere karşı ya da böyle zor atmosferlerde takımın başını yakacak seviyede futbolcular olduklarını düşünüyorum. Özellikle Luyindama çok dengesiz. Atletizmine güvenerek yeteneğinin iki katı işlere girişiyor. Marcao'ya karşı biraz daha ılımlıyım. O, yaşından ötürü ve yanına doğru partner bulunursa kazanılabilir. Yerleri nasıl dolar? Donk'un yeri garanti gibi görünüyor. Yanına bazı isimler yazıldı çizildi ama bana sanki Semih Kaya tercih edilecek gibi geliyor. Hoş, ben olsam Ahmet Çalık'ı bir tık öne alırdım. Yine de fazla fark etmeyecek. Fernando ve Badou'dan gelecek destek çok önemli. Tabii ki hakemi de konuşmak gerek. Ali Palabıyık isminden memnun olan Galatasaraylı yoktur diye düşünüyorum. Hakemin ismi de ayrı bir gerginlik sebebi. Fakat dediğim gibi, anahtar sakin kalabilmekte. Maç sonunda ne konuşacağımızı açıkçası hiç kestiremiyorum :)

Katılır mısın bilmem ama "gamsız" diye adlandırdığımız futbolcuların bu tarzda baskılı deplasmanlarda ön plana çıkabileceğine inanıyorum. Diagne'yi eleştirsek de Kadıköy deplasmanında en önemli kozumuz olmasını beklediğim isim. Kasımpaşa formasıyla da bu deplasmanı iyi oynamıştı. Sence de Galatasaray adına bu maçın kilit ismi olabilir mi? Daha genel de sorayım, Galatasaray adına bu maçın anahtarı hangi futbolcularda?

Tansu Gürsel: Kesinlikle katılıyorum. Fenerbahçe için bu tarz maçlara damga vuran isimler nasıl bayrak adamlarsa Galatasaray'da da tam tersi olabileceğini düşünüyorum. Yükselen gerilim Fenerbahçe'ye yarar. Bir Volkan Demirel'in Kadıköy maçlarında Fenerbahçe'ye kazandırdıklarını Hasan Şaş ya da benzer statüde bir Galatasaraylı oyuncu veremedi bugüne kadar. Çünkü sendrom dediğimiz şey tam da bu noktada devreye giriyor aslında. O psikolojiye kendini en çok kaptıranlar sahada en tutkulu şekilde oynayanlar oluyor. Üstünlük bu oyuncuları beslerken sendrom da olumsuz etkilenmelerine sebep oluyor. Bu noktada senin de gamsız olarak nitelendirdiğin oyuncuların önemi ortaya çıkıyor. Bana göre Galatasaray bu kez başarılı bir sonuç alırsa bunu Feghouli ve Diagne gibi isimlerle alacak. Aslında Belhanda da normalde gamsız denebilecek bir oyuncu. Son dönemde beğenmekle birlikte bu maçta da katkı vermesini bekliyorum fakat zaman zaman provoke olabiliyor. Sakin kalırsa ondan da beklentim var.

11 yorum:

  1. Marcao nun yanina dogru partner bulunursa kazanilabilir ne ya,luyindama gayet iyi partner, onun disinda marcao semih ile bile oynasa tas gibi oynamaya devam eder,bu abimiz ridvan dilmen gibi marcao nun ayagi kotu falan da diyordur sacmalik resmen

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Luyindama'nın biraz savruk görüntüsü var, çoğu zaman atletizmine çok güveniyor. Tansu Abi onu vurguluyor.

      Sil
  2. Günlerdir kafamdan geçirdiğim bir konuya değinmişsiniz, gamsızlık. Böyle düşünen tek ben miyim diyordum, değilmişim. Sanırım bu sefer bu iş olacak ve bu da Diagne, Belhanda gibi gamsız daha doğrusu cool futbolcular sayesinde olacak. Çünkü coşku bu tür maçlarda bize yaramıyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. belhana gamsız falan değil. gamsız biri bu kadar çok adam kovalamaz. her an oyunun içinde. onyekuru gol kaçırınca dizlerini dövüyor (videosu var) ayrıca kolay sinirleniyor. (bu da fb'nin büyük avantajı. üstüne oynayacaklar)

      Sil
    2. Belhanda bence de gamsız değil, hatta o konuda ayrı bir yazı da yazdım. Gamsız olan bence de böyle bir aidiyet içinde olmaz. Gamsızlıktan kastım biraz daha rahat olmak. Diagne ve Donk gibi. Derbide de buna ihtiyaç olacak.

      Sil
  3. Valla Hamit Altıntop bile bu sefer olacak diyor. Bir hakem faciası yaşamazsak neden olmasın ?

    YanıtlayınSil
  4. herşey papaz büyüsü etkisinin devam edip etmediğine bağlı. geriye kalan yorumlar boş. istersen ronaldo messi çift forvetle çıkalım kadıköy'e, büyü bozulmamışsa yine hüsran. her sene aynı terane...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Büyüyü falan bilmem. Aziz Yıldırım da gitti, bir şeyler değişmeli artık :)

      Sil
  5. Luyindama konusu hariç diğer sözlerine katılmamak mümkün değil.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de Tansu Abi'yle Luyindama konusunda ters düşüyorum ama futbol bilgisine inanılmaz güvenirim :)

      Sil

 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir