31 Ağustos 2014 Pazar

Lucas Ontivero Gaziantepspor'da, Kimsenin Bilmediği Adam


Ontivero'nun İtalya'da bir takıma kiralık gitmesini bekliyorduk ama bence en güzeli oldu ve Gaziantepspor'a kiralandı. Türkiye sınırları içerisinde kalmasını, ülke şartlarına sağlaması gereken uyum açısından değerli görüyorum. Ayrıca gittiği takımın başında Okan Buruk gibi bir isim var ve Ontivero'ya da gerekli şansı mutlaka verecektir. Geçtiğimiz sezon Bruma konusunda yaşanan olumlu ilişkiler, Ontivero'yu da onca talibin arasından Gaziantepspor'a taşımış oldu.

Ontivero için ise bir yorum yapamıyorum, hala kapalı kutu bir futbolcu. Elimizde iki tane dayanak var, birincisi Mancini'nin futbolcu üzerinde çok durması. İkincisi ise Tokatspor deplasmanı, bunun dışında Ontivero adına bir yorum yapmak, biz Galatasaraylılar açısından bile mümkün değil. Bizler de Ontivero'nun potansiyelini Gaziantepspor'da izleyeceğiz ve gözümüzün önünde olması da Ontivero için fikir yürütebilmemiz açısından değerli.

Bursaspor 0-2 Galatasaray, Sabır Haftaları

 
Hazır olmayan, sezon öncesinde fazlasıyla eleştirilmiş iki takımın maçını izledik. Bu görüntü içerisinde de farkı kalite yarattı. Oyunun kırılma anlarına baktığımızda, Muslera'nın ismi var. Eskiden Bursaspor deplasmanlarında farkı Batalla yaratırdı ama Batalla'nın yokluğunda da Bursaspor böyle bir oyun lideri bulamadı. Galatasaray ise Muslera ile yoluna devam ediyor.

Prandelli'nin 4-2-3-1'den vazgeçtiğini görüyoruz, Mancini'nin 4-3-3'üne geçiş var. Sneijder yine sol kaymış ve Yekta ile orta saha güçlendirilmiş. Baskı anlamında işe yarayan bir hamle ama Sneijder'in sol kanatta kaybolması, Selçuk İnan'ın da hala alması gereken sorumluluktan uzaklığı Galatasaray'ı organize bir görüntü içerisine sokmuyor.

Burak Yılmaz'ı ileride tek forvet kullandığınız sürece oynayabileceğiniz tek bir hücum sistemi var. O da rakip savunma arkasına atılacak toplarda etki etmeniz. Fenerbahçe karşısında da bunu çok denedi Galatasaray ama yakalanan hızlı akınlarda, orta saha pas kalitesini yeterince gösteremedi. Bu maçta da üst düzey bir pas kalitesi yoktu ama Galatasaray'ın biraz daha akıl gösterdiğini gördük. Bu da Burak Yılmaz'ı biraz daha verimli kıldı ama Galatasaray'ın hala hücum fakiri olduğunu söylemek mümkün ve bunu da kırmak adına santrafor, orta saha transferleri şart.

Chedjou, Galatasaray'ın sezona en iyi giren futbolcusu. Bugün de hatasız oynadı, hatta Muslera'nın ardından maçın en iyisiydi demem mümkün. Bu durum stoper transferini gereksiz kılıyor, bunu tekrar izlemiş olduk, Chedjou ile şampiyonluğa yürümek fazlasıyla mümkün. Bursaspor'a da aman aman pozisyonlar verilmedi ama Volkan Şen'in etkili olduğu anları izledik, Fernandao'nun da kimsenin beklemediği artistik vuruşları. Bu anlarda da galibiyeti getiren isim Muslera oldu. Uruguay formasıyla işin rengi değişebiliyor ama Galatasaray formasıyla Dünya'nın en iyi birkaç kalecisinden biri, bu çok açık.

 
Selçuk İnan'ın kendisini bulmasını bekliyoruz, şu an Galatasaray'ın seri oynamasının önündeki engel bu. Prandelli'nin felsefesi hızlı oynamak, bu imkanlar da yakalanıyor ama pas kalitesi maalesef yakalanamadı. Yoksa hızlı hücuma fazlasıyla uyan futbolcularımız var. Burak Yılmaz, Olcan Adın, Bruma, hatta Yasin Öztekin gibi.

Olcan Adın'ın yedek başlaması beklemediğimiz bir hamleydi ama ilerleyen dönemde 11'in değişmez ismi olacağı açık. Akıl arayan Galatasaray'da, oyuna akıl katan isimlerin başında geliyor. Oyuna girmesinin ardından da çok etkili oldu, golü de atmasının yanında, Burak Yılmaz'a attığı müthiş bir pas var. Bursaspor savunmasının arasına bıraktığı müthiş zehir.

Bursaspor hazır değil, bunun yanında iyi de bir takım değil. Bazı takviyeler geldi, Josue misali. Büyük katkı verecektir, Holmen de gelecek, bu anlamda iyi yabancılar alındı ama yerli kalitesi o ölçüde iyi olmayan bir ekip. İbrahim Öztürk'ün vadesinin dolduğunu gördük, sezon Serdar Aziz & İbrahim Öztürk ikilisiyle bitmez ama 5 yabancının 11'de oynaması bu ikiliyi sık sık bizlere izletebilir. Bu anlamda Bursaspor'un yerli hamleye ihtiyacı var ve bunun için sadeced iki günleri var.

10 günlük bir ara, bunun yanında da gelecek transferler olacak. Galatasaray için önemli olan uzun yıllardır kazanılamayan Bursa deplasmanından 3 puan çıkarmaktı, bu başarıldı. Araya kafamız biraz daha rahat giriyoruz. Sabır haftalarındayız ve bu sabrı göstermek zorundayız. Fenerbahçe maçının ardından felaket senaryoları yazıldı, Bursaspor karşısında da müthiş bir futbol oynanmadı belki ama iyi işler yapacaktır bu takım, benim inancım tam. Önemli olan, bu sabır haftalarını sabırla atlatmak.

29 Ağustos 2014 Cuma

Dany Nounkeu Granada'da, Geç Kalınmış Mükemmel Hamle


Dany'nin transferi sürpriz olmuştu ama yapılması gereken bir hamleydi. Ujfalusi & Semih Kaya uyumundan kimsenin şüphesi yoktu ama bu uyuma alternatif yaratma anlamında Dany transferi başarısız bir hamle değildi. Onun için ödenen 3 milyon avro civarında bir rakam için çok konuşmuştuk ama asıl yorumlar Ujfalusi sakatlığı sonrasındaydı.

Ujfalusi'nin sakatlığı şok anıydı, transferin de son günleri gelmişken. Panik halde yapılan bir Cris hamlesi ama sezonu bitiren isim Dany olmuştu. Semih Kaya ile uyumu yeterli olmasa da Galatasaray'ı hem şampiyonluğa, hem de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kadar taşımıştı ama Amrabat için yazdığımı onun için de yazayım, yabancı kontenjanı kurbanı oldu.

6+0+4'ün kulübede yabancı bulunduramama durumu bu tip isimlerin önünü hep kapattı. Sonrasında da Mancini'nin Dany'i sol ve sağ beklerde de denediğini gördük, tutmadı haliyle bu ama ligin devre arasında Beşiktaş'a kiralanması sürprizdi, Beşiktaş adına da bir o kadar kötü hamle. Dany'nin Türkiye kariyerini bitiren ve adını çıkaran günler de böylelikle başlamıştı.

Dönüşünde de kadroda yeri kalmadı doğal olarak, futbolu da hızla geriye gitti. Dany'den geriye kalan belki müthiş hızıydı ve bu hızı onu beklerde de denetti, üzerinde duruldu belki ama ondan asıl geriye kalan yaptığı hatalar, aldığı aşırı risk ve bu riskin altında ezilmesi oldu. Bugün en vasat Anadolu takımı bile olası Dany hamlesine olumlu bakmazdı, bu bir gerçek. Bu yüzden de Dany'nin Granada'ya gitmesi onun açısından iyi, Galatasaray için ise çok geç kalınmış ama mükemmel bir hamle.

Nordin Amrabat Malaga'da, Özel Olduğu Takımda


İnat transferi ve onun uğruna ödenen 8 milyon avro'nun yarattığı beklenti altında ezilen bir adam. Bu Amrabat'ın suçu değil, Amrabat standartları itibariyle bugün Malaga'nın yanıp tutuştuğu bir futbolcu. Galatasaray penceresinden baktığımızda ise yabancı kontenjanını rahatlatmak adına gözden çıkarılan yabancılardan sadece biri.

Amrabat'ı severdim, hala da severim. Onun için yaratılan beklenti Amrabat'ın suçu değil. Beklentiyi maalesef karşılayamadı ama bugün en iyi Galatasaraylıyım diyenlerden Galatasaray'ı daha da sahiplenmiş bir futbolcudur. Malaga'da geçirdiği müthiş sezonun ardından ve onu ısrarla istemelerine rağmen o Galatasaray adına tüm şartlarını zorladı ama maalesef kendisiyle devam edilemiyor. Yasin Öztekin transferinin ardından ve 5+3'ün dayatmalarından sonra Amrabat Galatasaray kadrosunda lüks kalacaktı ve bu anlamda Malaga'ya kiralanmasını olumlu buluyorum.

İyi futbolcu, güzel karakter ve Malaga forması altında da özel bir isim. Umarım Malaga formasıyla yine iyi işler çıkarır ve kendisini takip ederiz. Futbol anlamında değil belki ama karakter anlamında benim için yer etmiş futbolculardan biri olacak.

Galatasaray günlerine de döndüğümüzde, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale yürürken yaptığı asistler unutulmayacak detay olacak. Burak Yılmaz'ı o sezon Şampiyonlar Ligi'nde iyi kılan isimlerden biriydi ama aynı performansı ligde gösteremedi, diğer sezonda da yabancı kontenjanının kurbanı oldu.

+1 kontenjan demek bu transfer. Beklenildiği gibi Ontivero, Eboue ve Dany ayrılıkları da gerçekleşirse 2 yabancı hakkı doğacak Galatasaray için ve transferin son zamanlarında nasıl hamleler geleceğini de hep birlikte göreceğiz..

Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Olcan Adın, Sabri Sarıoğlu; Kimi Ararsan


Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Olcan Adın, Sabri Sarıoğlu, Mehmet Topal, Bekir İrtegün, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun diye uzuyor liste, kimi ararsan var, öyle bir 11..

Başlıyoruz..

 
Sezon öncesini doğru kurgulayamadı Galatasaray, söze bununla başlamak gerekiyor. Ünal Aysal'ın geçen sezon sona erdiğinde düşündükleriyle, bugün yaşadığımız durum aynı değil. Prandelli çok başarılı bir hamle ama Lucescu hamlesine o kadar güvenildi ki, diğer plan devreye girdiğinde o teknik adam da kendi sezon öncesini yaratmak istedi ama geç kanıldı.

Atletico Madrid haricinde güçlü takımlarla oynamadık. Bunun yanında sık hazırlık maçı da yapmadığımızı görüyoruz. Geçtiğimiz sezonlarda durum farklı oluyordu ama bu sezon tamamen geç kalınmışlığın verdiği etkiyle böyle bir sezon öncesi yaşandı ve transferin bitmesine sayılı günler kala Prandelli'nin 3-4 futbolcu transfer isteğini görüyoruz. 

Bu durum da herşeyi özetliyor aslında. Prandelli, takımı daha yeni tanımaya başladı ama bu sürede Süper Kupa'yı kaybettik, yarın Bursaspor karşısında da nasıl bir Galatasaray izleriz bilmiyoruz. Fenerbahçe maçında görüntü iyi değildi, sanırım bunun olumsuzluğu var üzerimizde.

Fenerbahçe maçına dönersek, kötü oynayan bir Galatasaray, müthiş oynayan bir Muslera vardı. Maç kurtaran bir kalecinin olması büyük avantaj. En kötü zamanda bile size çoğu şeyi imkanlı kılabiliyor. Muslera da bu imkanı zorladı ama penaltılar sonrasında Fenerbahçe'ye kaybettik. Bir anlamda, Muslera daha ne yapsın, her insanın limiti var. Futbol bir takım oyunu ve o takımı izleyemedik.

 
Yabancı sorunu bizi zorluyor. Geçtiğimiz sezonu kaybetmemizin asıl nedeni de bu, Fatih Terim konusuna çok takılıyoruz ama Fatih Terim'in kurduğu kadro da 6+0+4 kadrosu değildi. Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid karşısında 8 yabancıyla başlamıştık mesela, maçın devamında da Bruma oyuna girmiş ve bu sayı 9 olmuştu. Oysa ligde kullandığınız sayı belli, bu plansızlıkta Galatasaray'ı başarısız kıldı. Mancini de bu duruma ayak uydurmakta zorlandı. 

Aynı durumu şimdi de görüyoruz. Fenerbahçe veya Beşiktaş'ın, hatta onca transfere rağmen Trabzonspor'un 5+3'e uygun yapıları var ama Galatasaray'ın bu yabancı sınırıyla sorunu büyük. Bruma'yı oynatmak için Telles'i kesmek gerekiyor, hala yabancı stoper deniliyor, yabancı forvet deniliyor, orta saha malum, bek ihtiyacı derken durum daha da karmaşık bir halde. Olcan Adın bu anlamda nokta transfer, Yasin Öztekin'i de alternatif olarak yazıyoruz ama asıl yerli atışlar gelmedi. Israrla yabancı peşindeyiz, yerlilerin fiyatı da malum (hala gerçekleşmemiş Tarık Çamdal transferi) ama bu yabancı sınırını kurgulamak bu sezonun değil de, daha öncesinin işiydi sanki.
 
Fenerbahçe bunun temellerini Aykut Kocaman döneminde attı, Ersun Yanal'la devam ettirdi mesela. Galatasaray ise ısrarla yabancı temelli bir yapı peşinde ama ülkemiz şartları maalesef buna izin vermiyor ve Prandelli'nin de en büyük sorunu bu olacak.

Fenerbahçe maçında Galatasaray orta sahasının yetersiz kaldığını gördük. Kötü oynadığımız bir maçtı ama 5 metreye pas atamayan bir Selçuk İnan'ı izledikten sonra ne yorum yapsam bilemedim. Aynı şekilde Melo'yu da işin içine katalım, Sneijder rakip savunma arasında kayboldu derken, aklını yitirmiş bir Galatasaray vardı. O kadar fazla hızlı hücum imkanı vardı ki, doğru paslarla da bu hızlı hücumları değerlendirmek gerekiyordu ama doğru pasları göremediğimiz gibi, Burak Yılmaz'ın da ne kadar yetersiz kaldığını gördük.

Stoper gündemiyle başlayayım, ben bu takıma stoper almazdım. Chedjou ile yola devam etmek, Galatasaray'ı şampiyonluk yolundan etmez. Fenerbahçe maçında da gayet iyi görüntüsü vardı, şu şartlarda olası Balanta transferi büyük kumar. Büyük potansiyel olabilir ama kaçımız tanıyor Balanta'yı. Geldiği gibi katkı vermesi beklenilecek ve geçen sezonun ortasında aynı şartlarda gelen Telles'in bugün hangi noktada olduğunu hatırlayın tekrar.

Burak Yılmaz'ı tamamlayacak bir forvet gerekiyor. Bu isim Doumbia değil, bu yorumu twitter'da yaptığımda çok eleştirildim. Doumbia'nın yaşadığı sakatlıkları bir yana bıraktım, tarz anlamında Burak Yılmaz'ın aynısı. Kanat forvet gibi de kullanamazsın, pivot özelliği yok, hızını ve gücünü kullanan bir futbolcu ama Burak Yılmaz'la uyumu iyi derecede olmaz. Forvet transferinde şu unutulmamalı, kim gelirse gelsin 5+3 bizlere Burak Yılmaz'ın mutlaka 11'de olacağını emrediyor.

Pato mu o isim dersek, tarz anlamında o da değil ama Pato'nun durumu daha farklı. Yine de aranan kanın o olmadığını düşünüyorum, dediğim gibi top tutmasını bilen, pivot özellikleri olan, Burak Yılmaz'ı rahatlatacak bir isme ihtiyacımız var. Aslında yeniden bir Elmander arıyoruz diyebilirim, benim görüşüm bu yönde.

Bek konusunu zaten yazmıyorum, yapılması gereken hamle Tarık Çamdal. Hem sağ hem de sol beki alternatif altına almak adına olmazsa olmaz bir isim. Xabi Alonso'nun 8 milyon avro ettiği dünyada, Tarık Çamdal için istenen 6 milyon avro federasyonun ayıbı ama bir yol bulunmalı. Bu transferin de gerçekleşmesi durumunda, Çamdal'ı daha çok sol bekte izleyeceğimizi düşünüyorum. Şu formuyla, mevcut yabancılar arasında kesilecek isim Telles olmalıdır.

Son olarak orta saha, yönlü bir jokere ihtiyaç var ve o anlamda da Alex Song nokta atışı olacaktır, ismi son zamanlarda çok geçiyor. Zor bir transfer ama keşke dediğimiz isimlerden.

Galatasaray'ın Ağustos sonunda geldiği nokta, hala takım kuramadığıdır. 3-4 transfer gerekiyor, zaman dar, gitmesi gereken ama hala gitmeyen isimler var derken futbol yönetimi konusunda çok büyük zaafiyet yaşıyoruz. Sürekli kıyas yapmak istemiyorum ama Trabzonspor ve Fenerbahçe'nin göndermek istediği futbolcuları rahatlıkla gönderdiğini görüp, Galatasaray'ın hala Ontivero için bile ecel terleri döktüğünü görünce üzülüyorum.

 
Şampiyonlar Ligi'ne gelirsek, zor bir kura çektik ama kimsenin mutsuz olduğunu düşünmüyorum. Arsenal, Dortmund ve Anderlecht özel rakipler, güzel takımlar. Real Madrid ve Juventus'un olduğu grup kasvetli bir gruptu ve o cenderenin içerisinden çıktık. Bu grup daha imkanlı ama Galatasaray'ın yarın ne durumda olacağını bilemiyoruz. Yukarıda da dediğim gibi hala gerçekleşmemiş transferler var ve gerçekleşmeleri durumunda da Prandelli'nin yeni bir Galatasaray'ı olacak, yarın Bursaspor karşısında izleyeceğimiz 4-2-3-1'i görmeyeceğiz mesela, mutlaka sistem değişecek.
 
Arsenal veya Dortmund'u tartışmaya gerek yok, bildiğimiz, sevdiğimiz takımlar. Arsenal'in Beşiktaş karşısında gösterdiği futbol yanıltıcı olacak ama Wenger & Arsenal denildiğinde de Galatasaray'ın aklına başka şeyler geliyor, Dortmund için olduğu gibi. 2000 yılında Uefa Kupası yolu bu takımlardan geçti, bu anlamda da başarının konsepti belli. Anderlecht beni korkutuyor, bu takıma karşı 6 puanı çıkarmak zorundayız ama çok zor. Arsenal veya Dortmund, Anderlecht'e karşı zorlanmaz belki ama bizim de zorlayacağımız takımlar Arsenal ve Dortmund olacak. Geçmiş yıllar bize bu tecrübeyi öğretti.

Yarın lig başlıyor, umarım bizim adımıza güzel bir sezon olur. Bursaspor çok zor bir deplasman, 6 yıldır kazanamıyoruz. Bursaspor da Galatasaray misali sezona iyi umutlarla başlamayan bir ekip, transfer konusunda sıkıntıları var, bunları aşmak istiyorlar. Bu anlamda kapalı kutu bir maç. Kazanarak, iyi başlamak Galatasaray'ı iyi kılar, tüm temenni bu yönde..

15 Ağustos 2014 Cuma

Nejat Biyediç

Çocukluğuma yönelik yaşadığım en büyük heyecanlardan biri de, Bursaspor'un Intertoto yürüyüşü olmuştu. Tabii o zamanlar anlamsız değildi o kupa, yıllar içerisinde anlamını yitirerek, zorunlu askerlik vari birşey olmuştu ama ilk düzenlendiği yıllarda heyecan bakımından Uefa Kupası'ndan farkı yoktu. Oysa kazananın ödülü, Uefa Kupası'na katılma hakkı elde etmekti.

Bursaspor da bu kupada finale kadar yükselmiş, Karlsruher'e penaltılar sonucu kaybetmişti. O dönemin Bursaspor'unu hatırlayınca, Baliç'lerden Ercüment'e, Mussusi'ye kadar uzar bu liste. En akılda kalan ise, Bursaspor'un gol sevinçlerinde yaptığı timsah yürüyüşüdür ve o dönem bu yürüyüşün mimarı da Nejat Biyediç'ti.

Çok ilginç, Nejat Biyediç'in Türk olmadığını o öldüğünde öğrendim. Hiç sorgulamamışım bile, aklıma dahi gelmeyen bir durumdu. Boşnak olması da önemli değil gerçi, burada önemli olan Nejat Biyediç'in bizden biri olması, insanlara bunu yansıtması.

Bursaspor'un en önemli değerlerinden biri, bu tartışmasız. Ertuğrul Sağlam'ın yazdığı tarihi hepimiz hatırlarız ama Nejat Biyediç'in katkıları unutulmaz. Bu takım her yere düştüğünde o göreve geldi, zor zamanlar camiasına sahip çıktı. Bugün yaşasaydı, yine akla gelecek ilk isim o olacaktı.

Nejat Biyediç'i ölüm yıldönümünde anmak istedim, tekrardan tüm Bursaspor camiasının başı sağolsun..

Galatasaray'ın Ganalıları, 1996


14 Ağustos 2014 Perşembe

Felipe Melo & Pau Gasol





Eski bir resmim, ben yeni gördüğüm için paylaşıyorum..

Bir Kariyer Hikayesi


Colin Kazım Richards'ı da futbol tarihimizin ilginç hikayeleri arasına alacağız. Yeteneği ölçüsünde (oynadığı takımlar itibariyle) hiç de fena olmayan bir kariyer. Fenerbahçe ile Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final görmesi, Galatasaray forması giymesi, Euro 2008 kadrosunda önemli bir parça olması gibi. Üzerine koyarak ilerlemesini beklediğiniz bir yetenek ama o ısrarla yerinde saymayı tercih etmiş, bu düşüşe rağmen Feyenoord gibi bir takıma kiralık olarak gitmeyi başardı.

Galatasaray'dan ayrılmasını anlamamıştım aslında. Tam onun ortamıydı Galatasaray. Fatih Terim zaten Colin Kazım'ı sever, Milli Takım'da da ilk olarak şans vermişti, kimse beklemezken Euro 2008 kadrosunda tutmuş ve 11'in de değişmez bir parçası yapmıştı. Galatasaray kariyeri de bu anlamda iyi gidiyorken, 11'in önemli bir ismiyken o ayrılmayı tercih etti, Yiğit Gökoğlan transferinden mi çekindi bilmiyorum ama Olympiakos'a gitti. Oradan Blackburn Rovers derken yine Galatasaray'a döndü, yabancı kontenjanı sayesinde takımda kalır diye beklerken Bursaspor'la anlaştı.

Herşeye rağmen sığınacak iyi bir liman bulabiliyor, bu da Kazım Kazım'ın kariyerinin özeti. Bursaspor günleri iyi geçer diye beklerken, orada da tutmadı. Daha da şaşırdığım, Şenol Güneş böyle isimleri kazanmayı severken (Burak Yılmaz misali) Kazım'ı hiç denemedi bile. Koca bir sezonu da iptal olarak geçirmesine rağmen, Feyenoord'a kiralık gidebilmesine hala şaşırıyorum. 20-21 yaşında tutmamış, tutma imkanı olmayan yetenekler şans bulur da, 28 yaşına gelmiş bir ismin üzerinden hala yetenek var diye hareket etmek, bir menajer başarısı mıdır bilmiyorum.

Galatasaray kariyerinde ilklerin adamıdır ayrıca. Ali Sami Yen'de atılan son gol, Galatasaray lig tarihindeki 3000. gol gibi.  Bir de onu yabancı futbolcularla kurduğu diyaloglarla hatırlarız. Zaten hiç yerli bir futbolcu gibi olmadı, öyle hareket etmedi ama takımda da yabancı futbolcular için uyum elçisi gibiydi..

Gökhan Zan'ın Dönüşü


Emre Aşık'ı severim, bu sevgimin de kaynağı son Galatasaray döneminden kaynaklıdır. 20 maç oynamasa, 21. maç saha çıkar ve sanki 20 maçtır oynamış gibi katkı verirdi. O yaşta, böyle bir katkı verebilmesi takım için çok değerliydi ve futbolu bırakana kadar her dönem hangi teknik direktör gelirse gelsin ondan vazgeçemedi.

Gökhan Zan'ı da severim, o da o yoldan ilerlediği için. Gökhan Zan da 20 maç oynamasa, Emre Aşık misali 21. maç sanki 20 maçtır oynamış gibi mücadele eder, katkısını verir. Performansı hep standarttır, 10 üzerinden 6.5'un altına asla düşmez ve Galatasaray'da geçirdiği sezonlar boyunca da Gökhan Zan bizi şöyle yaktı diyebileceğiniz maç yoktur belki de.

Her kritik dönemde de forma şansını mutlaka bulur, sezonu o tamamlar. Fatih Terim'le gelen 2. şampiyonluk mesela, Kayseri deplasmanından itibaren o oynamıştı ve şampiyonluk yürüyüşünde katkısı büyüktür. Ya da geçtiğimiz sezonu hatırlayın, Mancini'nin ayağının tozuyla oynattığı isimdir, Juventus deplasmanını akıllara getirin.

Bunun gibi birçok örnek verilebilir ama Gökhan Zan'ın müthiş bir kariyeri olmadıysa, bunun da nedeni yaaşadığı sık sakatlıklar. Maalesef bu konuda dertli ve sakatlıklar yüzünden müthiş bir kariyer çizemedi kendisine. Yine de Galatasaray formasını bu kadar sezon giyebilmek büyük iş, hala da ondan vazgeçilemediğini görüyoruz.

Transfer konusunda da sıkıntı yaşıyoruz, yabancı kontenjanı belimizi büküyor maalesef. Yine de bir yabancı stoper isteniyor ama Gökhan Zan döndüğüne göre bu Chedjou ayrılığı anlamına gelebilir ama Chedjou'nun da gitmesine ihtimal vermiyorum. Yerli bir alternatifte lazım, çünkü sağ bek için yerli bir isim gerekli ve kimseyi alamıyoruz. Bu durumda Semih Kaya'yı geçtiğimiz sezon olduğu gibi sağ bek alternatifi yazmak adına, stopere yerli bir hamle gerekebilirdi ve biz bunu Gökhan Zan'ı yeniden kazanmayı deneyerek aşmak istiyoruz, doğru da bir karar bu.

Raporlara baktığımızda fitness anlamında Gökhan Zan, bu yaşa ve bu sakatlıklara rağmen hala üst sıralarda ve kadro dışı kalan isimler arasında da tartışılmaz lider. Onun bu profesyonelliği de tekrar takıma dönmesini sağladı. Umarım sağa sola fazla bulaşmadan (geçen sezon Melo hadisesi gibi), kendi işine bakar ve forma günü geldiğinde yine beklenen katkıyı gösterir.

Gökhan Zan dışında da herhangi bir kadro dışı kalan ismin takıma geri döneceğine inanmıyorum..

Son Söz Yeniden Arroyo'nun


Basketbol takımı adına atılacak en önemli adım Arroyo'nun takımda kalmasıydı ve bu gerçekleştirildi. Son iki sezona baktığımızda, gerçekleşen tüm başarıların altında Arroyo imzası da var ve bu takımın bir numaralı ismi konumunda. 3. sezonuna da girmesi itibariyle, oynadığı basketboldan öte takım içerisinde liderlik ve tecrübe gibi katkıları da var. Yeniden Arroyo üzerine bir takım inşa ediyoruz ve yeni sezonda yeniden söz sahibi olacaksak, son sözü Arroyo söyleyecektir..


13 Ağustos 2014 Çarşamba

Süleyman Seba..


Renk ayırt etmeden, tüm renklerin sevip, sayacağı kaç insan kaldı ki hayatta. Türk futbolu, yaşayan tek akil adamını kaybetti. Eskilerden kimse kalmıyor, eskiler iyiydi, çocukluğumuz güzeldi. İyilerin dönemi maalesef kapanıyor, Süleyman Seba'nın kaybı çok üzücü. Önce Beşiktaş, sonrasında da futbolla yakından uzaktan alakası olan herkesin başı sağolsun..

"Şampiyon Kadroyu Korumak"; Just Women's Basketball

Galatasaray için basketbolda hareketli günler başladı. 1-2 aydır konuştuğumuz transferlerin birer birer açıklandığını görüyoruz, adımlar hızlı atılıyor ve kadın takımı da transfer konusunda oldukça hareketli. Bizler de hem geçen sezonu, hem yeni hedefleri, transferleri, kısacası Galatasaray Kadın Basketbolu'nda bizleri nasıl bir dönem beklediğinin sorusunun cevabını Just Women's Basketball ekibinden almaya çalıştık. Benim çok beğendiğim, inanılmaz kaliteli bir internet sitesi ve aradığınız tüm sorulara cevap bulmanız mümkün. Bizleri de kırmayarak, tüm sorularımıza cevap verdiler..


Yıllarca büyük yatırımlar yapıldı, Taurasi'lerden, Fowles'lere, Tina Charles'lara kadar büyük yıldızlar izledi Galatasaray, büyük paralar harcandı ama o kadar da büyük yatırımlar yapılmayan bir sezonda Euroleague ve lig şampiyonluğuyla birlikte tarihinin en iyi sezonu yaşandı. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz, Galatasaray hangi noktalarda iyi işler yaparak böyle bir sezon yaşadı?
Aykun M.Alan: Burada her şeyden önce altı çizilmesi gereken kocaman bir Ekrem Memnun faktörü var. Önceki sezonlara bakıldığında, özellikle de 2007'den sonra, dünyanın en iyi oyuncularını, sarı-kırmızılı forma altında izledik. Şöyle kısaca bir geriye dönüp baktığımızda, Tangela Smith, Nikki Teasley'lerle başlayıp, Vickie Johnson, Sophia Young, Seimone Augustus, Katie Douglas, Tamika Catchings'ler ile devam eden ve ek olarak, sizin saydığınız isimler dünyanın en iyi isimleri. Ancak basketbol bir takım oyunu ve şahıslardan önce "takım" olgusunu ön plana çıkarmak, zafer için anahtar.

Daha önce takımı çalıştıran Ayhan Avcı, Hakan Acer, Okan Çevik, Ceyhun Yıldızoğlu gibi koçların elinde, yabancı rotasyonu için yüksek maliyetli çok büyük isimler olsa da, yerli rotasyonunun hep belirli bir seviyede kalması, takımı yalnızca kısa vadeli başarılara taşıdı. Ekrem Memnun dönemine baktığımızda ise, özellikle ilk sezon takımda yaşanan saha dışı olayları, istenen başarıların gelmemesini sağlasa da, belki de geçen sezonun fitilini ateşledi. Burada bir parantez de staff'a açmakta fayda var. Şubeyi ve kulübü çok iyi bilen Derya Özyer'in yanı sıra, takım menajeri Müge Erdem ve staffın diğer oyuncularının rolü de büyük.

Ekrem Memnun'un payından bahsettik. Koç'un benimsemiş olduğu, yıldız oyuncu ve bireysellikten uzak basketbol anlayışının yanı sıra, hücumda ve savunmada sürekli yardımlaşan ve en önemlisi de beraber oynamaktan keyif alan bu oyuncu grubuna sahip olması, başarıyı getiren en önemli etmen oldu. Memnun, "o kadar büyük paralar harcanıp, bu kadar fazla sayıda yıldız getirmek hiçbir şey ifade etmez" dedi adeta.

Oyuncu tarafından baktığımız zaman, Işıl Alben faktörüne de değinmeden geçmek olmaz. Oyuncunun saha içi standartı zaten belirli bir seviyede ancak onun bu sene takımdaki birleştirici rolü de takdire şayandı. Öte yandan geçen sene neredeyse hiç oynamayan Nevriye Yılmaz'ın, bu sene herşeyini parkeye yansıtması, takıma ablalık etmesi, yabancı oyuncuların kendisini ailenin bir parçası olarak hissetmesi ve taraftar ile kucaklaşması, başarıyı getiren faktörlerden bazıları oldu.

Belki sezon başlangıcında, TKBL ve EuroLeague şampiyonluğunu kimse bu kadar yakın görmüyordu ancak her geçen maç, takımın kendine güveni daha da oturdu ve hedeflerin aslında o kadar da uzak olmadığı anlaşıldı. Ekrem Memnun, sahip olduğu inancı birebir oyunculara aşılaması da rüya gibi geçen sezonun özeti gibiydi.


Tabii bir Galatasaray geleneği olmak üzere, efsane sezonun ardından efsane kadroyu koruma anlamında sıkıntılar yaşanıyor. Işıl Alben ve Alba Torrens ayrılıkları yaşandı, bunun dışında kadro korunuyor ama giden iki isim, özellikle de Işıl Alben'in varlığı Galatasaray için sadece basketboldan ibaret değildi. Bu ayrılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz, bu ayrılıklarda yaşanan yönetim zaafiyeti size göre var mı?

Aykun M.Alan: "Şampiyon kadroyu korumak", sporumuzun en büyük zaaflarından birisi. Baktığımız zaman, Avrupa'da da -bu sadece basketbol için değil- hemen her branşta şampiyon takımın oyuncularının, bir sonraki yıl daha büyük hedeflerle takımdan ayrıldığına şahit oluyoruz. Galatasaray özelinde konuşacak olursak, 2011 EuroLeague şampiyonu Perfumerias Avenida takımından Alba Torrens, 2012 EuroLeague şampiyonu Ros Casares'ten de Sancho Lyttle ve Ann Wauters'ın transfer edildiğini görüyoruz ancak, Galatasaray tarafında özellikle Işıl Alben'in takımdan ayrılması, başarısız bir süreç yönetimi ve spor yöneticisi ihmali olarak nitelendirilebilir.

Hikaye çok açık, oyuncu sezon ortasında yöneticisine yeni kontrat teklif ediyor ve aldığı olumsuz cevap onda öyle bir hayal kırıklığı yaratıyor ki, sezon ortasında Dinamo Kursk ile sözleşme imzalıyor. Ki bahsettiğimiz oyuncu, 7-8 senedir Galatasaray Kadın Basketbol Takımı'nın formasını giyen sembol bir isim, taraftarın da sevgilisi. Tabii ki ortada imzalanan bir sözleşme olmasından ötürü, sezon sonunda yöneticilerin, oyuncuyu sözleşmeden çıkarmak için verdiği tüm mücadele sonuçsuz kaldı ve şimdi Işıl, 1 sene boyunca çok sevdiği Galatasaray'dan ayrı kalacak.

Ben bu transferin, oyuncunun kariyerine bambaşka bir boyut kazandıracağı görüşündeyim çünkü bana göre imkanı olan her oyuncu, yurt dışı deneyimini yaşamalı. Hatta ve hatta Türkiye olarak bu rakamı daha da yukarılara çekmeliyiz çünkü çok uzun zamandır Yasemin Horasan ve Şaziye İvegin dışında Avrupa'da 1. lig seviyesinde oynayan oyuncumuz yok. Galatasaray için bir diğer kayıp ise Alba Torrens oldu. Oyuncu, Nisan ayında Rus ekibi UMMC Ekaterinburg ile anlaştı ancak profesyonellik örneği göstererek, elinden gelenin maksimumunu yine Galatasaray için kullandı.

Işıl ve Alba transferi, hedefler doğrultusunda makul ayrılıklar olarak görülse de, madalyonun öteki yüzünde özellikle Işıl’ın transferine ciddi bir yönetim zafiyeti olduğu gerçeğini kesinlikle atlamamak gerek.

Genç oyunculardan Ayşe Cora ve Yasemen Saylar da takımdan ayrılan isimler oldu. Ayşe Cora, Beşiktaş'tan da koçu olan Aziz Akkaya ile gelecek sezon Edirnespor'un başarısı için ter dökecek ki bana göre kariyeri açısında çok doğru bir karar verdi. Yasemen Saylar da, çok uzun zamandır kendisine A Takım'da yer bulan bir isimdi. Zaman zaman ciddi süreler alsa da, artık oynama zamanı geldi ve Hatay Büyükşehir Belediyespor'da onu önemli bir sınav bekliyor olacak.


Tek tek isimler üzerine diğer sorularda gideriz ama genel manada bakınca bu sezon Galatasaray'da gerçekleşen hamlelerle birlikte hedef ne olur? Geçtiğimiz sezon yaşanan başarıyı bir daha yakalamak ne kadar mümkün?

Aykun M.Alan: Öncelikle Işıl Alben’in kaybı, Galatasaray'ın yerine oyuncu koyarak doldurabileceği türden bir kayıp değil. Onun saha içinde verdikleri kadar, takım için ifade ettiği değer de çok büyüktü. Açık konuşmak gerekirse, Galatasaray’ın lig hedefi her zaman şampiyonluk olsa da, geçen sene de yola EuroLeague şampiyonluğu hedefi ile çıkıldığını sanmıyorum. Takımın oturması, birbirine alışması hep bir süreç ve bu süreç sırasında da bir takım hasarlar yaşanıyor.

Şimdi gidenler ve gelenleri tartıya koyduğumuzda, nicelik olarak yeni kadro ağır basıyor olsa da, nitelik olarak takımın ruhu diye tabir edilen 2 oyuncunun takımdan ayrılması, elbette takımı olumsuz etkileyecektir. Ancak takımın başında Ekrem Memnun gibi adanmış, kararlı ve disiplinli bir koçun olması, eminim pek çok kişiyi rahatlatıyordur.

Sarı-kırmızılıların ezeli rakibi Fenerbahçe'ye baktığımızda da Esmeral Tunçluer, Cappie Pondexter ve Ivana Matovic gibi önemli isimlerin takımdan ayrıldığını görüyoruz. Onlar da yeni bir koçla beraber, yeni bir takım kurdu ve bir alışma süreci geçireceklerdir muhakkak.

Galatasaray, bu sene adım adım ilerlemeli ve önünü görerek sağlam adımlar atmalı. Elbette omuzda "şampiyon" apoleti ile sezona başlayacaklar ve rakipler -özellikle de Avrupa’da- farklı bir konsantrasyon ile maçlara çıkacaktır ancak sarı-kırmızılılar için, bu kayıplardan sonra şu aşamada hedef TKBL ve EuroLeague'de şampiyonluk demek pek gerçekçi olmaz fakat geçen sene de öyle rüya gibi bir sezon olacağını hiç kimse tahmin etmezdi.



Nuria Martinez, Jelana Dubljevic, Barbara Turner, Deniz Çolakoğlu ve Ayşegül Günay yeni transferler. Bu transferleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu kadroyla geçtiğimiz sezonun kadrosunu kıyasladığınızda ortaya nasıl bir sonuç çıkıyor?

Aykun M.Alan: Galatasaray'ın bu sezon kadrosuna kattığı isimler, çok kaliteli oyuncular. Nuria Martinez çok deneyimli bir oyun kurucu olmakla beraber, şu anda Dünya Şampiyonası için İspanya Milli Takımının da kadrosuna. Ayşegül Günay ki bana göre guard çıkarmakta zorlanan ülkemiz için çok büyük önem ifade ediyor. 1991 doğumlu olmasına rağmen oldukça tecrübeli, EuroLeague ve EuroCup'ta önemli deneyimler edinmiş bir oyuncu. Bahar Öztürk'ün sahip olduğu Türk pasaportu, onu özel kılıyor. Eğer Galatasaray, TBF ile arasındaki "devşirme" problemini çözerse, Galatasaray'a özellikle oyunun sıkıştığı bölümlerde, dış şut isabetleri ile çok şey verecektir. Deniz Çolakoğlu, belirli seviyenin üzerinde bir 3 numara. Sezon içerisinde muhakkak önemli katkı verecektir. Jelena Dubljevic ise, Avrupa'da 4 numara pozisyonunda en iyi oyuncuları arasında gösteriliyor ki Sancho Lyttle gibi bir makinanın da bu takımda olduğunu hatırlatalım.

Galatasaray'dan giden en önemli oyuncular ise Işıl Alben ve Alba Torrens. Bahar Öztürk, Shavonte Zellous ile beraber Alba'nın yokluğunu kapatmak için gayret göstereceklerdir ancak Işıl Alben'in kaybını, ne Nuria Martinez'in ne de Ayşegül Günay'ın dolduramayacağı görüşündeyim. Burada söylemeye çalıştığım şey istatistiksel bir açık değil. Işıl'ın sahada verdikleri, isimlerle yada rakamlarla telafi edilecek türden bir katkı olmadığı görüşündeyim. Onun saha içindeki dinamizmi, eforu ve takımı sahiplenmesi, tamamen onun sembol bir oyuncu olmasından kaynaklanıyordu. Futboldan örnek verecek olursak, Alex Ferguson'un Manchester United'dan ayrılması gibi. Yerine birisi gelir, ama dünyada sadece 1 tane Alex Ferguson vardır. Bu da işte öyle. Işıl Alben, Galatasaray Kadın Basketbol Takımı için çok şey ifade ediyordu ve Galatasaray, Işıl Alben’i yitirerek, bir oyuncudan daha fazlasını, ruhunu kaybetti. Ekrem Memnun'un Galatasaray'ının, gelecek sezon ki en büyük handikapı kesinlikle bu olacak.

Takımın diğer bölgelerine baktığımız zaman Galatasaray'ın gayet yeterli bir kadrosu olduğunu görüyoruz. Uzun rotasyonunda Sancho Lyttle, Kelsey Bone, Jelena Dubljevic, Nevriye Yılmaz ve Bahar Çağlar isimlerini görüyoruz. Bahar Çağlar'ın bu sene biraz kıpırdaması, takım kalitesini bir kademe daha yukarıya taşıyacaktır. Skorer pozisyonunda Shavonte Zellous, Şebnem Kimyacıoğlu, Bahar Öztürk ve Deniz Çolakoğlu isimleri gayet geniş bir rotasyon oluşturuyor. Nuria Martinez, Ayşegül Günay ve Esra Şencebe'den oluşan guard rotasyonuna elbette maç içerisinde Bahar Öztürk ve Shavonte Zellous'tan da destek gelecektir. Yasemen Saylar'ın takımdan ayrılması ile altyapıdan da 1 oyuncunun A Takım kadrosuna dahil edileceğini hemen belirtelim ki bu isim de muhtemelen, geçen sezonun da bir bölümünde kendisine A Takım'da yer bulan Seda Deniz olacaktır.


Ekrem Memnun faktörünü de konuşmak lazım. Galatasaray en büyük başarılarını eski sezonlarda yine Ekrem Memnun'la yaşamıştı ve onun dönüşüyle de yeniden o kazanan kimliğine geri döndü. Ekrem Memnun'un Galatasaray ve kadın basketbolu üzerine etkileri sizce nasıl?

Aykun M.Alan: Galatasaray, yeniden Ekrem Memnun ile buluştuğu için çok şanslı. Biliyorsunuz Galatasaray'ın son lig şampiyonluğu ve EuroLeague'de 3. olan takımın başında da yine Ekrem Memnun vardı. 13 sene sonra yeniden takımın başına gelmesi ve 1 sezon sonra gelen 3 kupa, bu anlamda kesinlikle bir tesadüf değil. İlkeleri ve keskin bir biçimde çizilmiş basketbol anlayışı olan koçların, bu branşta başarılı olduğunu daha önce de pek çok kez gördük ama Ekrem Memnun'un artısı, karakterli ve başarıya aç bir oyuncu grubu ile çalışması oldu. Çok büyük bütçelerle yola çıkılmayan sezonda yapılan transferler de genç ve başarıyı tırmalayan isimlerden oluştu.

Ekrem Memnun'un, sezon başında çok eleştirilen Kelsey Bone kumarının tutması ve oyuncunun maksimum konsantrasyon ile takıma katkı vermesi, Shavonte Zellous'u, o alışık olduğu "atan" oyuncudan, takım oyuncusu hüviyetine bürümesi, Alba Torrens gibi bir skor potansiyelinin oyununu törpüleyerek, takım kimyasına adapte etmesi, Sancho Lyttle'ın istikrarlı oyunu ve çok yönlülüğüne, Işıl Alben, Nevriye Yılmaz, Şebnem Kimyacıoğlu, Esra Şencebe gibi yerlilerin de hedefe kilitlenerek var gücü ile mücadele etmesi, zaten taktik olarak eksiksiz olan Ekrem Memnun'un, mental açıdan da sporcuları ile kurduğu köprü ve ortak hedefler, takımı şampiyon yaptı.

Elbette Ekrem Memnun'un olduğu kadar, staff'ın da başarıda payı vardı. Basketbol nasıl bir takım oyunu ise, koç da yardımcıları ile beraber bir takım. Öte yandan Ekrem Memnun'un, EuroLeague şampiyonluğu ile de Türk koçlara önemli bir mesaj vermiş olduğunu düşünüyorum. Bir ütopya gibi gözüken kulüp takımlarımızın Avrupa Şampiyonluğu olgusunun, aslında o kadar uzak olmadığı mesajını herkese verdi. İnanmanın, takım olmanın ve oyuncular ile "aynı dili" konuşmanın, bu branşta ne kadar önemli olduğunu gösterdi başarılı koç.


Gelecek sezon lig yarışı sizce nasıl olacak? Fenerbahçe'nin de kadro anlamında geçtiğimiz sezonun üzerine çıktığını görüyoruz ama Kayseri Kaski'nin kadrosunda bir dağılma var. Nasıl bir yarış olur, şampiyonluk adayınız kim ve hangi takımlar sürprize aday, dikkat edilmeye değer?

Aykun M.Alan: Kısaca değinmek gerekirse, Fenerbahçe'de bu sene ciddi bir kabuk değişimi oldu. En başta, koç Roberto Iniguez ile yollar ayrıldı ve ligimize yabancı Polonyalı Jacek Winnicki takımın dümenine geçti. Öte yandan Esmeral Tunçluer, Cappie Pondexter, Ivana Matovic, Isabelle Yacoubou, Nevin Nevlin gibi isimler takımdan ayrıldı ve yerlerine Astou Ndour, Tina Charles, Tuğba Palazoğlu ve Miljana Bojovic geldi. Kağıt üzerinde Fenerbahçe'nin şu anda bir eksiği yok gibi gözüküyor olsa da bu oyuncular takıma ne verecek, takım kimyası ile ne kadar uyuşacaklar ve Fenerbahçe, gelecek sezon Jacek Winnicki ile beraber nasıl bir basketbol anlayışı sergileyecek göreceğiz.

Öte yandan Kayseri KASKİ'de de başta kulüp adı ile beraber, pek çok değişiklik oldu. Tanisha Wright takımda tutuldu ve diğer tüm yabancılar gönderildi. Aldıkları yabancılar arasından kuşkusuz en çok öne çıkan isim İspanyol Laura Nicholls, ancak diğer yabancılar da potansiyelli ve kaliteli isimler. AGÜ adı ile yeni sezonda mücadele edecek olan Kayseri ekibi, EuroLeague'de de yer alacak ve onları yine zorlu bir maraton bekliyor.

Bu senenin bir diğer iddialı takımı da İstanbul Üniversitesi B.G.D. olacak. Pilot takımı 2. lige gönderen ekip, geçen sene takımda yer alan Shenise Johnson'u tutup, ligi yakından tanıyan Courtney Paris, Kamile Nacickatie, Andja Jelavic ve Artemis Spanou'yu aldı.

Diğer tarafta, Beşiktaş'ın yabancı takviyelerini isim bazında çok beğendim. Frida Eldebrink, Ziomara Morrison ve Jordan Hooper, siyah-beyazlılarda önemli işler yapacaktır ancak orada belirleyici unsur, yerlilerin oyunca katkısı ve 1 numaralı pozisyondan neler alacakları olacak.

Çukurova takımlarının da bu sene yine önemli atılımları oldu. Özellikle Adana ASKİ, Mersin Büyükşehir Belediyespor ve Osmaniye Gençlik, bu sezon ses çıkaracak olan takımlar olacağı görüşündeyim.


Just Women's Basketball benim fazlasıyla takip ettiğim, kadın basketbolu üzerine çok şeyler öğrendiğim bir internet sitesi. Bu oluşumu da sormam lazım aslında, bu projeyi nasıl geliştirdiniz ve ne hedefliyorsunuz, neler yapmak istiyorsunuz?

Aykun M.Alan:  Öncelikle görüşleriniz için çok teşekkür ederim... Sondan başlayalım. Ne yapmak istiyorsunuz sorusunun cevabı, aslında tam olarak sizin söyledikleriniz ile birebir örtüşüyor. Hedefimiz, basketbol ile ilgili ancak daha önce kadın basketbolu ile hiç ilgilenmemiş insanların bile, branşa ilgi duymasını sağlamak, her geçen gün daha fazla insanın dikkatini çekmek ve kadın basketbolunda yaşanan rekabete onları şahit etmek.

Bu spor, aslında kadınların yapmaması gereken, çünkü biyolojik açıdan kadın vücudunun yatkın olmadığı bir spor dalı. Buna rağmen, Amerika başta olmak üzere dünyada kadın basketbolu büyük ilgi görüyor ve ilerlemiş durumda. Türkiye'de ise bu branşa olan ilgi henüz yeterli seviyede değil. Milli takımımızın, son bir kaç senede aldığı başarılardan önce çoğu insan, ülkedeki kadınların basketbol oynadığından bile habersizdi. Biz, kaliteli bir ligimizin, kaliteli sporcularımızın olduğunu ve dünya ile rekabette olduklarını, insanlara aşılamak istiyoruz ve bu konuda da son derece kararlıyız diyebilirim.

Ben 10 yılı aşkın bir süredir kadın basketbolunun yakın takipçisiyim ancak somut bir şekilde sadece kadın basketbolu konusunu işleyen site kurma fikri 2011 yılında oluştu. O dönem kendi başıma yürüttüğüm bir blogum vardı ancak ben daha fazlasını istiyordum, daha sonra 2012 yılının Temmuz ayında, güvendiğim bir kaç arkadaşım ile birlikte Just Women's Basketball projesini hayata geçirdim. Baktığımız zaman bu iş bir sosyal sorumluluk projesi. Bu projede ana amaç her zaman, Türkiye'de kadın basketboluna yönelik bir farkındalık yaratmaktı. 4 kişi çıktığımız yolda şu anda 15 arkadaşımız ile beraber çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sizin aracılığınız ile, 2 sene boyunca beni yalnız bırakmayan ve şu anda da hayatlarından fedakarlık yapıp siteye emek harcayan tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Geriye dönüp baktığımızda, ulaşmak istediğimiz kitlenin neredeyse tamamına ulaşmış durumdayız. Bugün, branş içerisinde yer alan tüm profesyonellerin takip ettiği, altyapı oyuncularına ışık tutan, kulüplerin her zaman arkasında ve kadın basketbolunun referans sitesi olarak konumlanan bir işin içerisindeyiz, çıkmaya da pek niyetimiz yok.

Sportif Cümleler ailesine de teşekkür ederim, yıllardır çizgisini hiç bozmadan aynı istikrar ile yola devam eden, kaliteli bir platformsunuz. Başarılarınızın devamını dilerim.

Deniz Çolakoğlu Galatasaray'da


Açıklamalar sırasıyla gelmeye devam ediyor ve Deniz Çolakoğlu'nun da Galatasaray'la anlaştığı resmen açıklandı. Yerli transferi anlamında önemli adımlar atıldığını görüyoruz, geçtiğimiz sezona oranla daha derin bir yerli rotasyonu da oluştu diyebiliriz. Geçtiğimiz sezonu Konak Belediyespor'da geçiren Deniz Çolakoğlu'nun 10.2 sayı, 3.8 ribaund, 1.2 asist istatistikleri var.

Uzun zamandır beklenen haber ise Kerem Gönlüm'ün transferi üzerineydi ve bu transfer de açıklandı. Bu transferi de daha önce yazmıştık; Kerem Gönlüm Galatasaray'da...

12 Ağustos 2014 Salı

Galatasaray'da Armaya, Renklere Biat Vardır; Nazlı Öztürk

Bu tarz röportajlara bir süre ara vermiştik, yeniden başlıyoruz ve Galatasaray Tv'nin en sevilen yüzlerinden biri olan Nazlı Öztürk bizleri kırmayarak, kabul etti. Kendisi ile Galatasaray üzerine çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdik, kendisine tekrar teşekkür ediyoruz..


Galatasaray taraftarlarının en çok sevdiği isimlerden birisiniz, çünkü hep bahsettiğimiz Galatasaray duruşunu en iyi şekilde temsil ediyorsunuz. Sizin için Galatasaray'ın ne ifade ettiğini sorarak başlayalım, Galatasaray söz konusu olduğunda nasıl bir Nazlı Öztürk var?
Nazlı Öztürk: Öncelikle bu nazik yakıştırmanız ve bu güzel röportaj teklifiniz için teşekkür ederim. Galatasaray benim için aslında bir kaç kelimeyle tarif edilemeyecek kadar özel. Ben ona bütün sıfatları içinde barındırdığı için hayatın ta kendisi diyorum. 28 yıllık hayatımda bana mutluluğun en güzellerini yaşattığı gibi üzüntünün de güzel olanını yaşama fırsatı verdi. Üzüntünün güzeli nasıl olur diyebilirsiniz ama sefasını sürdüğümüz kadar cefası da güzel benim için. Çok klişe olabilir ama benim için söz konusu Galatasaraysa gerisi teferruattır. Çok kalp kırdım Galatasaray için, çok sevdiğim insanlarla saatler süren kavgalar verdim ve vermeye devam edeceğim. Çünkü Galatasaray benim özelim ve kıymetlim. Ailemden sonra gelen en önemli şey. Öyle ki hayatım boyunca hep bende yeri olmasını istediğimden ensemde bir Galatasaray dövmesi var. Koyu Fenerbahçeli bir babanın kızıyım ama doğru yolu bulmam zor olmamış :) 10 yaşımda başlayan Galatasaray rüyam bir ömür boyu devam edecek.

Biraz televizyon kariyerinizi soracak olursak, Galatasaray TV ile ilişkiniz nasıl başladı ve şu an kendiniz açısından düşündüğünüz noktanın neresindesiniz?
Nazlı Öztürk: Hayatım boyunca hep Galatasaray için taraftar olarak tribünde desteklemek dışında birşeyler yapmak istedim. Ve Allah önüme fırsatların en güzelini çıkardı, sonucunda kendimi Galatasaray ailesinin içinde buldum. Yakın bir arkadaşım Galatasaray Tv'de spikerdi ve onun vasıtasıyla tv kariyerimin en özel günleri başladı. Daha yolun çok başındayım. Ben maalesef konu Galatasaray olunca çok profesyonel olamıyorum, hala bir çok konuya amatör duygularla yaklaşıyorum bu yüzden de zaman zaman çok tepki alıyorum :) ama ben Galatasaray'a bir iş gözüyle değil aşk gözüyle bakıyorum ve amatör ruhumu kaybetmeyi de düşünmüyorum.


Futbol sizin için ne ifade ediyor ve ülkemiz şartları içerisinde sizce Galatasaray hangi noktada?
Nazlı Öztürk: Çok sevdiğim bir söz vardır; Futbol asla sadece futbol değildir. Bakıldığında bir çok durumu, duyguyu içinde barındıran bir spor futbol. Ancak bunun sadece tuttuğu takıma yürekten bağlı olanlar için  geçerli olduğunu düşünüyorum. Günümüz futbolunda manevi değerlerin yerini maddi çıkarlar almaya başladı. 14 sene şampiyonluk görmemiş bir nesil var. Ben o nesilden değilim, belki de onların duygularını hiç bir zaman anlayamam ama dönem dönem takımın gidişatında yaşadığım yoğun duygularda takıma kızdığım, kırıldığım hatta sitem bile ettiğim anlarda bana hikayeleriyle o günlerin geçici olduğunu, taraftarlığın iyi günde değil kötü günde de olması gerektiğini öğreten ve empati duygumu geliştiren çok sevdiğim büyüklerim oldu. 

Galatasaray kültürü, duruşu ve elde ettiği başarılarla Türk futbolunun çok üzerinde bir kulüp. Binlerce senaryoya maruz kalmış, yıpratılmaya çalışılan ama her defasında daha güçlü bir şekilde başarılarıyla onu yıpratmaya çalışanları utandıran bir kulüp. Ben Galatasaray'ı ve Galatasaraylıyı en çok "fikri hür, vicdanı hür" oluşuyla seviyorum. Kimseye boyun eğmemesini seviyorum. Bir Galatasaray taraftarına herhangi bir düşünceyi dayatamazsınız. Galatasaray'da kişilere biat yoktur. Armaya, renklere vardır. Diğer kulüplerde gördüğümüz gibi kimsenin askeri, yandaşı değildir Galatasaraylı. Doğrusunda desteklediği gibi hatasında da gereken cevabı vermeyi, hesap sormayı bilir.. Her ne kadar önüne engel konulmaya çalışsa da yine bu ülkeyi Avrupa'da en iyi şekilde temsil edecek tek kulüp Galatasaray. Bu ülkeye bir gün Şampiyonlar Ligi kupası gelecekse onu Galatasaray getirecek. 

Geçmiş döneme baktığımızda Didier Drogba, Wesley Sneijder gibi transferlere şahit olduk ve sizler bu transferleri kulüp televizyonunda bizlere en iyi şekilde yansıttınız. O anları hatırlayınca ne düşünüyorsunuz?
  
Nazlı Öztürk: Didier Drogba ve Wesley Sneijder transfleri herkesi heyecanlandırdığı gibi bizleri de fazlasıyla heyecanlandırdı. Kendi adıma konuşacak olursa Drogba adı ciddi anlamda Galatasaray ile anılmaya başladığında heyecandan uyuyamıyordum. Kariyeri başarılarla dolu, lider ruhlu bir oyuncu. Bir futbol efsanesi. Taraflı tarafsız herkesin saygı duyduğu, takdir ettiği bir isim. Sneijder ismini ilk duyduğumda pek fazla ihtimal vermemiştim. Günümüz şartlarında baktığımızda yaşının da genç olmasından dolayı Türkiye ligini tercih edeceğini pek sanmıyordum. Ama Galatasaray'ın büyüklüğü, hedef ve idealleri bizi tercih etmesindeki en büyük etken oldu. Yaşı ve performansı itibariyle baktığımızda Galatasaray'ın en iyi transferlerinden biri. Drogba'nın gelişinde yayında ben de vardım. Benim için unutulmaz bir deneyimdi. Uçaktan inip Galatasaray bayrağını açtığı an nefesim kesildi. Forma giydiği 1.5 sezon boyunca hemen hemen her maçında Drogba'ya bakıp "şaka maka hakkaten Drogba bizde oynuyor yaa" dediğim bir oyuncuydu. 

Rakip takımda forma giyse, deli gibi kıskanabileceğim türde bir yıldızdı. Son dönemlerinde çok eleştirildi ama ben böyle büyük oyuncuların kalitesini tartışmayı yersiz buluyorum. Drogba Galatasaray'ın marka değerine değer kattı. Profesyonel gözle bakıldığında çok iyi bir projeydi. Amatör ruhla bakıldığında bir futbol efsanesini sarı-kırmızı kutsal forma altında izlemek müthiş keyif vericiydi. Ayrılık kaçınılmazdi ama gidişi bana dokunan, kalbimde ayrı yere koyduğum oyunculardan biri. Hiçbiri bir Hagi olamaz tabii :)


Bu sezona bakarsak nasıl bir Galatasaray beklentiniz var?
Nazlı Öztürk: Galatasaray 2 sezonda elde ettiği başarılarla çıtayı çok yükseltti. Taraftarın zaman zaman sitemi de bu yüzden diye düşünüyorum. Eldeki kadroya bakıldığında yerli kalitesi yüksek bir kadro yapılanması var. Türk futbolunun kanayan yarası yabancı sınırında sahip olunabilecek en kaliteli yerlilere sahip Galatasaray. Her sezon takıma yıldız transfer yapıp milyon dolarlar harcamak yerine nokta atışı yapmayı daha mantıklı buluyorum. Geleceğin takımını kurduğu bir döneme girdi Galatasaray. Rakiplerine oranla zorlu bir fikstür Galatasaray'ı bekliyor. 3 kulvarda mücadele edecek olmak dönem dönem hem fiziksel olarak hemde mental olarak takımı zorlayacaktır. Ama bunun üstesinden gelebilecek bir kadro kuruluyor. Sahadaki 11 kadar kaliteli oyuncuların yedekte beklediğini bilmek bir nebze olsa taraftarı rahatlatıcı bir durum. Eminim ki bir çok oyuncu da bu durumun mental rahatlığını, güvenini hissediyordur. Prandelli'nin oyuncular için bir şans olduğuna inanıyorum. Kariyerinde önemli başarıları olan bir teknik patron olmayabilir ama insanın yüreğine dokunan, muazzam bir hayat hikayesi var. İkili ilişkileri oldukça kuvvetli, oyuncularla birebir ilgilenen başarıya aç bir hoca oluşu Galatasaray'a bu sezon hedeflediği tüm başarıları getireceğine olan inancım sonsuz.

Sizin Galatasaray efsaneleriniz kimlerdir?
Nazlı Öztürk: Benim Galatasaray efsanem bir çok kişinin de olduğu gibi Hagi. O bana Galatasaray'ı sevdiren isim. 10 yaşımda ilk maçıma gittiğimde ilk kez onun golüyle sevindim. Çok farklı duygular hissetmiştim. O kadar insanı bir kişinin bu derece mutlu etmesi bana çok enteresan gelmişti. Bu sevginin aşka, tutkuya dönüşmesi de çok zaman almadı. 14 yaşımda UEFA kupası gördüm. Ama görmeseydim de yine Galatasaray'ı bu denli tutkuyla severdim. Şimdi daha iyi anlıyorumki o dönemin manevi değerlerine ihtiyacımız var. Para başarı için bir araçtır , amaç olmamalıdır. 

Galatasaray TV'mim dışındaki Nazlı Öztürk nasıl biri, kendinizi bizlere anlatmak isterseniz neler söylemek istersiniz?
  
Nazlı Öztürk: İş dışında yine Galatasarayla yatıp kalkan, sporun her dalına ilgisi olan, ailesi ve sevdikleriyle hayatın tadını çıkarmaya çalışan bir insanım.

Bizleri kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz ve gelenek olduğu üzere son soruyu soralım. Sportif Cümleler için neler söylemek istersiniz?

Nazlı Öztürk: Sportif Cümlerler,  fikirlerine değer verdiğim, yorumlarından, analizlerinden keyif aldığım severek takip ettiğim dolu dolu bir blog. Ve severek takip ettiğim bir blog da bana da yer ayırmanız gurur verici. Yeniden teşekkürler :)

Nuria Martinez Galatasaray'da


Basketbol konusundaki hareketlilik başladı. Hem erkek hem de kadın takımlarında açıklamalar geliyor. Ender Arslan'ın Galatasaray'da kaldığını öğrendik ilk olarak, sponsor konusunda da Liv Hospital ile yola devam ediliyor. Kadın takımında ise açıklanan ilk hamle Nuria Martinez.

Bu hamleler aslında bilinen adımlardı ama açıklamak için bazı maddi şartların oluşması beklendi ve bu şartların da oluşmasının ardından açıklamalar geliyor. 

Işıl Alben'in yerine transfer edilen bir isim oldu. Işıl Alben'in ayrılığı bilinen, kalması adına uğraşılan ama yönetim zaafiyeti sonrasında elden kaçan bir değer. Nuria Martinez'in de Işıl Alben'in yarattığı boşluğu doldurmak adına transfer edildiğini söyleyelim. Işıl Alben'in katkısını sadece basketbol çerçevesinde açıklamak güç tabii ama gelebilecek iyi isimlerden birini transfer ettik.

Nuria Martinez geçtiğimiz sezonu Kayseri Kaski forması altında geçirdi ve Kaski'nin de başarılarında büyük pay sahibi oldu. Kayseri Kaski ülkemizin yükselen bir değeri. Eurolegue'de son 8 seviyesine kadar yükselmiş bir ekip ve Nuria Martinez de o takımın bir numaralı yıldızıydı. 

Nuria Martinez'in geçtiğimiz sezon, TKBL’de 8.6 sayı, 2.8 ribaund, 3.4 asist, 1.6 top çalma, EuroLeague’de ise 8.7 sayı, 2.9 ribaund, 2.9 asist ve 1.7 top çalma ortalamalarıyla oynadığını söyleyelim.

Galatasaray adına iyi hamle, devamı da sırasıyla açıklanacaktır..

Not: İstatistik bilgileri Just Women's Basketball'dan..

Bir Manisaspor Nostaljisi


Güzel bir nostalji. Selçuk İnan, Hakan Balta, Arda Turan, Caner Erkin derken uzar liste. Manisaspor'un bugüne taşıdığı isim çok..

4. Yıldız


11 Ağustos 2014 Pazartesi

İhtiyaç; Santrafor, Forvet Veya Her İkisi de?

Burak Yılmaz'la mı yoksa Burak Yılmaz'sız mı sorusuna cevap vermeliyiz öncelikle. Hazırlık maçlarına bakarak, katkı anlamında verimi epey düştü. Galatasaray hızlı oynadığında, hücumu tamamen Burak Yılmaz'ı rakip savunma arkasına sarkıtmaya odakladığında iyi ama Galatasaray hücumda kalmak istediğinde katkı veremeyen bir isim durumuna dönüştü.

Pivot özellikleri yok çünkü, topu saklayamıyor. Top ondayken de bire biri o kadar da iyi olmayan bir isim. Karambol pozisyonlarda başarısı, gol vuruşu, rakip savunma arkasına müthiş sarkması onun artıları ama hücumda kalmak isteyen Galatasaray'da da aynı etkiyi veremeyen bir isim. Gerçi Sneijder'in dönüşü Burak Yılmaz için bir artı yaratacaktır ama tek forvetli bir sistemde yine beklenen katkı gelmeyebilir.

Burak Yılmaz'ın Galatasaray'a geldiğinden bu yana çift forvet oynadığını görüyoruz. Drogba, Elmander ve Umut Bulut gibi isimlerle oynadı. Bu isimler işin diğer boyutuyle ilgilenirken, Burak Yılmaz ise işin gol tarafına odaklandı, kendi iyi özellikleriyle takımın en golcü ismi oldu. 

Yeni düzende ise Galatasaray'ın tek forvet oynayacağı görünüyor ve 4-2-3-1'de Sneijder'in en etkili olduğu formasyon. Takım da Sneijder'in üzerine kuruluyor zaten, bu net. Bu noktada da Galatasaray'ın forvet sorunsalını nasıl aşacağı büyük soru işareti. Burak Yılmaz'la mı, Burak Yılmaz'sız mı yoksa formasyonu değiştirerek Burak Yılmaz ve yanında pivot özellikleri olan, takımı hücumda tutabilecek bir santrafor mu?

En başta söyleyeyim, ben her şartta Burak Yılmaz'ın oynayacağını düşünüyorum. 5+3'ün bize getirdiği durumlar malum. Yeni bir yabancı forvet oynatmanın sol beki veya stoperi yerli bir isim seçmekten geçtiğini biliyorsunuz. Stoper için Balanta diyorlar, Chedjou var derken, sol bek yerli bir isim olmalı (şu şartlarda da ilk kesilecek isim Telles'dir) ama Telles dışında bir sol bek yok. Haliyle de Burak Yılmaz her şartta oynar.

Podolski ve J.Campbell'in ismini okuyoruz. Tabii bu isimler farklı, kanat özellikli forvetler. Podolski transfer edilse mesela, bu durumda Bruma kenara gelir, gol özelliği çok yüksek bir kanata sahip oluruz. Forvet gözüyle bakamam ona. J.Campbell ise alternatif yaratır, onu da santrafor veya kanatlarda kullanma imkanı vardır, derinlik yaratır. Galatasaray'ın bu tip isimlere de ihtiyacı vardır ama dediğim gibi, Burak Yılmaz her şartta 11 oynar.

Almeida mevzusuna gelirsek, tarz anlamında Galatasaray'ın ihtiyaç duyduğu bir isim. Pivot özellikleri olan, topu ayağında iyi saklayabilen bir santrafor. Şu an Galatasaray'ın elinde bu tip bir santrafor yok, +3'ün de bir ismi olabilirdi ama son seçenek olarak beklettiğimiz bu adam, madem bugün gelecekti neden bir ay öncesinden getirilmedi ve uyum aşaması tamamlanmadı diye sormak lazım. Ayrıca Podolski ve J.Campbell gibi isimleri gündeme attıktan, Beşiktaş'ın Demba Ba, Trabzonspor'un Cardozo hamlelerini gördükten sonra Almeida çok tepki yer. 

Bu söylenti ilk çıktığında ben de sıcak bakıyordum ama şu noktadan sonra sıcak bakmıyorum mesela. Bu transferin de gerçekleşeceğini düşünmüyorum, Galatasaray mutlaka başka bir adım atacaktır ama esas olan mutlaka bir adım atması gerektiği. Santrafor konusunda Burak Yılmaz'ın verdiği katkıyı geçtim, alternatif anlamda da iyi durumda değiliz.

Umut Bulut'dan da beklenen katkıyı alamıyoruz mesela. Maliyet anlamında zaten kazandığı ücretin altında ezildiğini düşünüyorum, o denli bir katkısı yok. Mevlüt Erdinç'i istiyorduk ama onun da maliyeti iyice yükseldi derken bu anlamda da Emre Güral fena olmazdı. 

Trabzonspor'un gözden çıkardığına aldanmamak lazım, oynadığı dakika ve attığı gol anlamında ortalaması oldukça iyi bir isim. Onun da pivot özellikleri var, topu ayağında müthiş saklıyor, şut özelliği oldukça iyi, teknik anlamda da fena değil. Trabzonspor'da çok beğendiğim bir isimdi ama nedense daha iyisi mi aranıyordu bilmiyorum ama beğenilemedi bir türlü. Hakkı en çok yenen isimlerin başında gelir, iyi alternatiftir.

10 Ağustos 2014 Pazar

Geç Gelen Ama Doğru Atılan Bir Adım; Oğuzhan Kayar Manisaspor'da


Galatasaray'ın Oğuzhan Kayar transferi tam manasıyla bir scout hamlesiydi. Yurt dışından gelen gurbetçilere fazlasıyla odaklandık ama Türkiye içerisinde de bu scout ağının işleyebildiğinin göstergesi olan transferlerden biriydi.

Oğuzhan Kayar'ın Galatasaray'a gelirken kariyerine baktığımızda daha çok Manisaspor'un genç takımlarında ve A2 takımında oynadığını görüyoruz. Bu anlamda kimsenin bilmediği, tahmin de edemediği bir isimdi ama bu transferde yaptığımız bir yanlış var.

Bu futbolcuyu transfer ettiğimiz an en az 1.5 sezon Manisaspor'da kiralık olarak bırakmalıydık veya başka bir takıma da kiralayabilirdik. Aslında bu anlamda bir pilot takımı ihtiyacı da doğuyor. Tüm bunlar da olmadığı için Oğuzhan Kayar yarım sezonu Galatasaray forması altında geçirdi, tek maça çıkabildi ve A2 takımıyla da sadece 2 maçta oynayabildi. Ama çoğu maçta kulübede onu görüyorduk, Mancini'nin bu anlamda düşündüğü bir isimdi belki de.

Oğuzhan Kayar, Manisaspor formasıyla çok fazla şans bulamıyorken şimdi takımın vazgeçilmez isimlerinden biri olabilir. Fazlasıyla şans bulacaktır ve orada geçireceği bir sezon bizim açımızdan çok değerli. Yetenekli bir çocuk, onun tarzında bir yerli bulmanın da zorluğu malum. Tekniği fazlasıyla yerinde olan, sol ayağını mükemmel kullanan bir isim. Tarz itibariyle Sergen Yalçın'a çok benzetiliyordu. Bu anlamda heyecanlıyım diyebilirim.

Ayrıca Manisaspor onun evi, bildiği, tanıdığı bir camia ve uyum sorunu gibi şeyleri de hiç yaşamadan, yarım sezonda Galatasaray'da edindiği tecrübeyle birlikte (Mancini ve Prandelli ile çalışarak) daha iyisini yapar.

Şehir Sezona Moralsiz ve Keyifsiz Giriyor; Bursaspor

Avrupa'dan devam edelim dedik ve sıra Bursaspor'un. Bursaspor denildiğinde de benim aklıma sevgili Beysim Can gelir, futbol görüşüne ve değerlerine inandığım, çok sevdiğim bir arkadaşımdır kendisi. Bizleri kırmadığı için çok teşekkür ederiz..
 
 
Geçtiğimiz sezon Frey, Civelli, Taiwo gibi yabancılarla yaratılan bir heyecan vardı ama bugüne baktığımızda sadece bir sezon içerisinde bu futbolcuların gözden çıktığını görüyoruz ve şampiyon olunan sezondan bu yana da kadro mühendisliğinde hatalar yapıldığını düşünüyorum. Sen bu konuda neler düşünüyorsun, şampiyon olduktan sonra nerelerde hata yaptı Bursaspor?
 
Beysim Can: Benim bu konu hakkında, gerek dost meclislerinde sosyal medya da dile getirdiğim bir deyim var. Bursaspor; emeklemeden yürümeye başladı şampiyon olarak. Kendine çok uzak bir ortamın içinde buldu, hemde bir yıl gibi kısa süre içerisinde. Eşiği atlayamadı yani. Doğal olarak ne planlama yapmaya fırsat oldu, ne de imkan. Bursaspor'a has bir şey değil zaten, Türk futboluna özgü karakteristik bir olay.

 
Şenol Güneş'le birlikte yeni bir dönem başladı. Şenol Güneş şüphesiz heyecan yaratan bir isim ama transfer konusunda agresif bir Bursaspor göremiyoruz. En son Holmen, Josue, Briand gibi hamleler gerçekleşti. Bursaspor'un bu durumunu nasıl değerlendiriyorsun ve yeni sezona yönelik beklentilerin neler?
 
Beysim Can: Şenol Güneş'in elinde yeni gelen transferlerle ile çok geniş bir havuz oldu. Kağıt üstünde son yıllarından en iyi kadrolarından birine sahip olacak Şenol Hoca. Transferde eksik olan hemen hemen tüm bölgelere transferler yapıldı. Sezon beklentisini belirleyecek olana bana göre takımın sezona girişi olur. Ciddi şekilde moralsiz ve keyifsiz giriyor sezona şehir. İlk üç haftadaki o zorlu periyotta yapılabilecek bir seri şehir tekrar ayağa kaldırabilir.  Takım ne kadar iyi olursa olsun, Bursaspor gibi şehir takımlarının başarılı olmalarının en büyük temeltaşlarından biri, iyi bir hava yakalamaları ve bu havayı şehre yansıtmaları. 2010 yılı gözümüzün önünde.  Onu dışında Bursaspor Avrupa Kupaları'nı zorlayacaktır her zamanki gibi ve her ne kadar büyük hayal kırıklığıyla başlasa da en kötü Avrupa Ligi bileti alacağını düşünüyorum. 
 
 
Chikhura karşısında Bursaspor'un elenmesini şüphesiz beklemiyorduk ama yıllardan bu yana gelen bir Avrupa Ligi ön eleme şanssızlığı var. Hatta oynanan rakiplere bakarak bunun adını hayal kırıklığı da koyabiliriz. Avrupa'da neden olmuyor sana göre, Bursaspor neden Avrupa'ya iyi hazırlanamıyor?

Beysim Can: Sorular arasında cevap vermekte zorlandığım tek soru oldu belki de bu. Yıllardır farklı yönetimler, farklı oyuncular, farklı teknik direktörler olsa bile aynı senaryo yaşanıyor.  Açıkçası bende adını koyamıyorum.
 
 
Bursaspor denildiğinde akıllara gelen ilk şeylerden biri alt taraftan gelen genç jenerasyon. Her dönem iyi gençler var ve bu gençleri yönlendirmek konusunda kendisini kanıtlamış bir Şenol Güneş takımın başında. Enes Ünal başta olmak üzere, bu genç yapı için ne söylersin, yeni dönemdenasıl bir gelecek bekliyor onları?
 
Beysim Can: Bursaspor bu bakımından gençler için çok şanslı bir takım. Taraftarın, alt yapıdan gelen futbolcu için desteği ve sabrı çok fazla. İzlemek istiyor genç potansiyellerini. Chikhura maçında Enes çıktı Batuhan girdi yerine. Belki ihtiyaç böyle oldu ama şahsen çok mutlu olduğum bir andı benim için. Şenol Hoca'da kullanacaktır sezon boyunca genç oyuncuları. Her şey kendilerine kalıyor. Çalışırlarsa, fırsatları değerlendirirlerse önleri çok açık. Ama işte şöyle bir şey var. Doğru zaman, doğru yer, doğru maç. 
 
 
Bursaspor şampiyon bir takımdır ama şampiyon bir takım gibi hareket etmemektedir. Bunu hep eleştirmişimdir ve hala da bu konuda adımların gelmediğini düşünüyorum. Sen ne düşünüyorsun?
 
Beysim Can:  Katılıyorum. Sadece saha içine özgü bir olay değil her bakımdan. Ama başta dediğimiz gibi. Geçici yönetimlerin olduğu, daha doğrusu temelin olmadığı bir sistemde bu dediklerimizi uygulamak çok zor, hatta imkansız olduğunu düşünüyorum. 

John Arne Riise & Arda Turan


Manchester United Satılık Futbolcu Hattı


Manchester United'ın Fellaini, Kagawa, Javier Hernandez, Wilfred Zaha, Anderson ve Nani'yi satılık listesine koyduğunu öğrendiğimde herkesin tahmin edeceği gibi, keşke yabancı sınırı olmasaydı dedim. Bize o kadar güzel uyacak isimler var ki ama gelin görün yabancı sınırı. Bir de işin mali boyutu tabii ama imkan olsa alınabilecek isimler, imkansız bir adım yok. Fellaini geçtiğimiz sezon ne umutlarla gelmişti, bir sezon içerisinde gözden düştü. Van Gaal onu hazırlık kampına dahi götürmedi. Kagawa da tutmayanlardan, Dortmund'dan sonra olmadı, bakarsınız geri döner. Javier Hernandez'in de beklenen patlamayı yapamadığını düşünüyorum, beklenti ölçütünde gözden düşen bir isim. Dünya Kupası'nda da yedekti ve bu anlamda sıçrama yapamadı ama Atletico Madrid'in talip olduğu söyleniyor. Nani ise yılların çilek adayı ama o da Juventus yolunu tutabilir, eğer Manu'nun Vidal aşkı bitmediyse.

8 Ağustos 2014 Cuma

Yazılan Tarihin Ardından; Karabükspor

Teklif sevgili Nihat Akyel'den geldi, benim de aklıma oturdu ve yeni bir röportaj dizisine başlamaya karar verdim. Süper Lig'in 18 takımı için bu tip röportajlar yapacağım ve yazdığı tarih itibariyle de ilk olarak Karabükspor'la başlamak istedim. Sevgili Nihat'a çok teşekkürler..

Rosenborg her ne kadar eski gücünde olmasa bile adı itibariyle çok büyük bir kültür. Karabükspor'un da ilk Avrupa sınavı olduğunu düşünürsek başarılan iş çok büyük. Sen neler söylemek istersin bu konuda, Karabük için Avrupa sınavı beklentilerinin hangi ölçütünde devam ediyor?
Nihat Akyel: Bilindiği gibi kuralar çekilirken Karabükspor'un rakibini Rosenborg - Sligo Rovers eşleşmesinde tur atlayan taraf olacaktı. Kuralar çekildiği anda ise İrlanda takımı ilk maçı deplasmanda 2-1'le geçmiş tur için oldukça avantajlı konumda bulunuyordu. Biz de Rosenborg'dan ziyade Sligo Rovers takımına yoğunlaşmıştık açıkçası. Rosenborg ikinci maçı deplasmanda 3-1 le geçince senin de bahsettiğin gibi Rosenborg'un futbol kültürü ve tecrübesi tekrar aklımıza düştü. Önceki yıllarda Şampiyonlar Ligi gruplarından aşinaydık Rosenborg'a ama eski gücünden uzakta olduğu da açıktı. Hele kendi evimizdeki maçtaki 0-0'lık sonuca rağmen ortaya konan oyun tur ümitlerimizi fazlasıyla yükseltti. Avrupa bizim için beklenti üstüydü zaten ama en azından ortaya karakter koyulacağından emindik.

Şu noktaya gelmesi bile büyük başarı, bana göre Karabükspor görevini tamamladı ama her bir noktaya geldiğinizde daha ilerisi için neden olmasın dersiniz. Şimdi ise rakip Saint Etienne. Karabükspor'un tur şansını nasıl görüyorsun ve olası grup aşaması sezon içerisinde Karabükspor'u nasıl etkiler?
Nihat Akyel: Aslına bakılırsa Rosenborg serisinden önce taraftarlar arasında hangi takım gelirse gelsin burada bulunmak bile büyük olay görüşü hakimdi. Herhangi bir endişeden çok heyecan vardı bizde. Play Off'ta ise biraz değişti bu düşünce. Gruplara kalmak Karabükspor adına çok büyük iş. Kura şansının yanımızda olmasını çok istemiştik bu yüzden. Ancak rakip Fransa'nın dişli takımlarından ve en renkli tribün kültürlerinden Saint Etienne takımı oldu. Rakip zor, aynı doğrultuda tur da zor. Avrupa tecrübeleri ve kaliteli isimlere sahipler. Zor olması ümitsiz olduğumuz anlamına gelmiyor ama. En azından keyifli maçlar bizi bekliyor.

Önceki dönemlerde sezonu erken açan takımların ligde bir takım sıkıntılar yaşadıklarını hatırlıyoruz. Fizik anlamında etkileyeceğini düşünmesem de mental anlamda problemler olabilir. Umarım asgari düzeyde atlatılır bu süreç.

Tolunay Kafkas'la birlikte daha sağlam bir Karabükspor var. İstikrar anlamında da adımlar atıldığını görüyoruz. Sen Karabükspor'un bugünü için neler söylemek istersin, yeni sezona yönelik hedefler neler ve bu hedefler düşünülünce kurulan kadro yeterli mi?
Nihat Akyel: Tolunay Kafkas hakkındaki genel kanı defansif oyun anlayışı ve bu anlayışla beraber ortaya konan sıkıcı futbol. Oynatmamak üzerine dayalı bir futbol düşüncesi. Belki de haklı olabilirler. Biz de dışarıdan bir taraftar olsak aynı düşüncelere sahip olabilirdik aslında. Zaman zaman da eleştirdiğimiz dönemler olmadı değil. Fakat kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki çok acı tecrübeler yaşadı bu takım ve şehir. Hatırlarsan iki sezon önce büyük takımlara karşı kök söktüren, Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor gibi rakiplere karşı deplasmanda 3 gollü galibiyetler alan bir takım vardı. Fakat o takım ligin son haftasında aldığı galibiyetle ligde kalabildi. Keza bir önceki sezon da daha farklı bir senaryo vardı fakat yaşanan sıkıntılar aynı ölçüdeydi.

Demem istediğim oynattığı futbol ne kadar sıkıcı da olsa takıma bir kimlik kazandıran, bu doğrultuda hamleler gerçekleştiren bir teknik adam var takımın başında. Sevmek zorunda değiliz ama saygı duyuyoruz. Yarın elenebiliriz, ligde istediğimiz sonuçları alamayabiliriz ama ne yapmak istediğini bilen ve mücadele eden bir takım olacağından eminiz.

Kadro olarak ise başaltı takımlarla kıyaslamak doğru olmaz ama yerinde hamleler yapıldığı kanaatindeyim. Karabükspor şu ana kadar 12 transfer gerçekleştirdi ve kiralama bedelleri dahil ödenen toplam rakam 1.3 milyon avro. Bunu da göz önünde bulunmak gerek.


İshak Doğan transferini de konuşalım aslında. Yerli sol bek sıkıntısı yaşanan şu zamanlarda İshak Doğan'ın değeri bu ölçüde yükseldi bana göre. 2.750.000 avro + Soner Aydoğdu + Aykut Akgün transferi de piyasanın ne kadar yükseldiğine işaret. Bu transferi nasıl değerlendiriyorsun?
Nihat Akyel: Evet ülkedeki yerli sol bek sorunu malum. Türk futbolunun duran top zaafiyetinden sonra sol bek sorunu da başlı başına araştırma konusu olabilir. Şaka bir yana İshak Doğan Ankaragücü'nün o sancılı döneminde sivrilen isimlerinin başında geliyordu. O dönemde makul sayılabilecek bir meblağ karşılığıda takıma kazandırılmıştı. 1 sezon Seriç'in arkasında bekledikten sonra Tolunay Kafkas kendisine güvendi ve görev verdi. Savunma zaafiyeti vardı ama oynadıkça kendisini geliştirme imkanı buldu. Daha yolu çok uzun fakat gerekli potansiyel kendisinde mevcut. Trabzon gibi kendi taraftarının psikiolojik baskısını hisseden bir takımda neler yapacak izleyip göreceğiz. Altyapısını yurt dışında alması bu anlamda kendisi adına önemli. Bu arada çok küçük bir düzeltme yapmalıyım. İshak için ödenen bonservis ücreti 2. 750.000 avro değil, 1. 750.000 avro + Soner Aydoğdu + Aykut Akgün şeklinde. Gelen giden özelinde her iki taraf adına da kazançlı bir transfer pazarlığı olduğunu söylemek mümkün.

Seni bulmuşken Furkan Özçal'ı da sormak isterim aslında. Tolunay Kafkas'ın Kayserispor döneminden bildiği, tanıdığı bir futbolcuydu ve geçtiğimiz sezon Karabükspor formasıyla da kendisini yeniden hatırlattı. Bugün Prandelli'nin bırakmak istemediği isimlerden biri. Umut Gündoğan gözden çıkarken, Furkan Özçal'ı bırakmak istemiyor. Yoksa Karabükspor'un bu konuda bir talepi vardı ama Soner Aydoğdu ile birlikte bu ısrardan vazgeçmiş görünüyorlar. Geçtiğimiz sezonu nasıl geçirdi Furkan Özçal ve önümüzdeki dönemde neler yapabilir?
Nihat Akyel: Tolunay Kafkas tanığı ve daha önce beraber çalıştığı oyuncularlı kadrosuna katmayı seven bir hoca. Bu transfer döneminde kadroya katılan ve benim de çok eleştirdiğim Turgay Bahadır hamlesi buna iyi bir örnek. Furkan da kadroya katıldığı dönem çok farklı değildi. Galatasaray'da uzun süre forma şansı bulamamıştı. İlk geldiği dönemler sorumluluk almaktan kaçındı, tabiri caizsekaçak oynadı. O dönemler de kendisini en çok eleştirdiğimiz dönemlerdi zaten. Fakat özellikle sezon sonuna doğru kendisini buldu ve skora da katkı yapmaya başladı. Açıkçası şu anda Furkan'ı aradığımızı söyleyebilirim. Gerek yönetim gerekse Tolunay Kafkas Furkan'ı kadroya katmak için çok uğraştı. Furkan da Karabükspor'da oynamakta oldukça istekliydi fakat Galatasaray'daki hoca belirsizliğinin uzun sürmesi bu transferi sekteye uğrattı. Son olarak da Prandelli'nin oyuncuyu kadroda düşünmesi Karabükspor'u farklı arayışlara itti. Nihayetinde de Soner Aydoğdu transferi gerçekleşti. Kim bilir belki de Furkan için kapı tamamen kapanmamıştır. Galatasaray performansı hakkında konuşmak için erken ama en azından rotasyonda yararlı olacağını düşünüyorum.


Son olarak bize Karabük şehri ve bu şehrin futbola bakışı için neler söylemek istersin. Neden Karabükspor desem, bu soruya nasıl bir cevabın olur?
Nihat Akyel: İlk olarak neden Karabükspor sorusuna cevaplandırmak isterim. Herşeyden önce Karabük benim memleketim. Karabük dışında yaşadığım için maçlarına gitmem mümkün olmasa da alt liglerde olduğu dönemlerde dahi takip etmeye çalışıyordum. Sevincimiz de hüznümüz de Karabükspor'la paralel gelişiyor artık.

Karabük şehir olarak acıyla bütünleşen bir yapıya sahip. Kaldı ki Karabükspor sancılı olduğu ve taraftar desteğine ihtiyaç duyduğu dönemlerde bu destekten hiç mahrum kalmadı. Fakat bazı dönemler bu birlikteliği yakalamakta sorun yaşayabiliyor. Bir diğer önemli husus da futbol kültürü. Bu kültür de Karabükspor'la birlikte gelişecek gibi görünüyor. En azından biz bunu ümit ediyoruz...

Yasin Öztekin Galatasaray'da


Galatasaray'ın kanayan yarası kanatlar. Son 2-3 sezona baktığımızda da Galatasaray'ın transferde asıl yatırımı bu bölgeye oluyordu ama beklenen bir türlü alınamadı. Hem futbolcuların beklentiyi verememesi, hem yaşanan sakatlıklar derken bu sezona yine asıl yatırımın kanatlara yapıldığını görüyoruz.

Bruma'nın dönüşü önemliydi, Amrabat'ın da Malaga performansının ardından ve kulübede 3 yabancı hakkı bulundurma imkanından sonra takımda kalmayı hak ettiğini düşünüyorum. Bu iki futbolcu bir rotasyonu oluşturuyor, birbirlerini yedekleyecekler ve gayet kaliteli bir rotasyon.

Olcan Adın'ın da alınabilecek en iyi yerli olduğunu düşünüyorum ve bu transfer Galatasaray adına olmazsa olmazdı ama Bruma & Amrabat rotasyonu misali Olcan Adın'ı da alternatif altına almak gerekiyordu. Aydın Yılmaz'larla olacak bir iş değil bu, Galatasaray'ın kanat rotasyonu yine de yetersizdi ve bir hamle gerekiyordu.

Alınabilecek isimler de belli. Gökhan Töre, Erkan Zengin, Jimmy Durmaz veya Yasin Öztekin. Gökhan Töre'yi almak imkansıza yakındı, çünkü Beşiktaş'ta oynama isteği vardı ve öyle oldu. Jimmy Durmaz'ın maliyeti başlangıçta yüksekti ama sonrasında epey düştü. Buna rağmen transferi düşünülmedi. Erkan Zengin için ise yaş ve Eskişehirspor'un dayatmaları sorun çıkardı ve Yasin Öztekin transferi gerçekleşmiş oldu.

Ben Erkan Zengin yanlısıydım. Tarık Çamdal & Erkan Zengin paketi 6 milyon avro'ydu ama bu değerlendirilmedi. Şimdi Tarık Çamdal'a 3 milyon avro önerildi ve Yasin Öztekin'e 2.5 milyon avro ödendi. Toplamda da 5.5 milyon avro'luk bir maliyet ama Erkan Zengin alınmadı. Oysa şapkadan tavşan çıkarabilecek ender yerli futbolculardandı ve oyunda olduğu her dakikanın büyük heyecan uyandırdığı isimler. Her an ne yapabileceğini tahmin dahi edemezsiniz.

Yasin Öztekin'in en büyük artısı Dortmund altyapısından gelmekte. Gençlerbirliği'nin bizlere sunduğu gurbetçilerden biri ve o yükselişi de Trabzonspor transferini sağladı ama Trabzonspor formasıyla işler beklenildiği gibi gitmedi. Devamında Kayseri Erciyesspor ve sadece bir sezon gösterdiği performansla Galatasaray'a transfer olmayı başardı. Değerini de kaça katladı siz düşünün, geçen sezonun başında sadece 500 bin avro'ydu, şimdi 2.5 milyon avro.

Fazlasıyla denge sorunu yaşayan isimlerden. Bu anlamda Yiğit Gökoğlan'la kıyaslamak istemem ama transfer şartları da fazlasıyla benziyor. Yasin Öztekin'in kanatlarda ve 2. forvet oynayabilme özelliği var. Bu anlamda gol ve asist istatistikleri hiç fena değil, iyi oynadığı maçlarda da durdurulması güç bir isim ama aynı istikrarı ne ölçüde yakalayabileceği soru işareti. Kariyeri boyunca da en büyük sorunu hep bu oldu.

Tabii daha fazla tecrübe kazandı, olgunlaştı. Galatasaray'ın da yerli bir kanat oyuncusuna ihtiyacı vardı. 5+3'lü ortamda şans bulacaktır ama beklentiyi minumum düzeyde tutma gerekliliğini düşünüyorum.

Kısacası negatif baktığım bir transfer, daha iyi bir transfer gelebilirdi ama Yasin Öztekin tercih edildi. Bir de, Prandelli'nin bu futbolcuyu çok beğendiği söylentileri uzun zamandır var ama ne derece doğru bilmiyorum. Hayırlısı olsun diyelim, umarım yanılırım..


 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir