31 Ağustos 2012 Cuma

Transferin Son Virajı #1

Transfer sezonu bugün resmi olarak bitiyor. Bazı transferler uzun uzadıya yazıldı edildi. Ben de futbolcuların yeni takımlarının formalarıyla çekilmiş pozlarını ekleyeyim dedim. Bakalım hangi isimleri görmüşüz. İlk isim Berbatov. Manchester United'da gözden çıkarılmasının ardından Berbatov bugün Fulham ile yeni sözleşme imzaladı ve 9 numaralı formayı da kaptı.

Kısmet eski Unitedlılardan gidiyor. Louis Saha, bir zamanların Unitedlısı, artık Sunderland futbolcusu. 34 yaşındaki efsanenin Sunderland'de neler yapacağı şimdiden meraklandırıyor.


Maicon, Inter'den Manchester City'e transfer oldu. Transferin son gününde imzalamış olsa da son gün bombası değil. Bir süredir zaten beklenen imza son günde gerçekleşti.

Barcelona'dan Krkic, geride bıraktığımız sezon Roma'da kiralık oynuyordu, bu sezon da Milan'a kiralık olarak gitti.

Son günün önemli transferlerinden birisine de Hamburg imza attı. Tottenham oyuncusu Rafael van der Vaart'a 23 numaralı Hamburg formasını giydirdi.

Inter'in efsane kalecisi Julio Cesar Premier Lig ekiplerinden Qpr'a transfer oldu.

Sinclair, City'e imza attı.

Robin van Persie, büyük ses getirerek Arsenal'den Manchester United'a transfer oldu.

Charlie Adam, Stoke City'e gitti.

Affelay da Krkic gibi kiralanan isimlerden biri oldu. Barcelona'dan Schalke'ye doğru.

Dejong da Milan'a gitti.

Güzel saçlı Andy Caroll, Liverpool'dan West Ham United'a transfer oldu.

Javi Martinez, Bayern Munih'i imzaladı.

Grenero da Cesar gibi Qpr yolunu tutanlardan birisi oldu.

Milan'a giden isimlerden bir diğeri de Mbaye Niang.

Arsenal'e sırt çevirenler kulubüne Alex Song da katıldı. Song, Barçalı artık.

Galatasaray'dı, Fenerbahçe'ydi, Arsenal'di derken Nuri'yi Liverpool kaptı.

Serap

Roddick ve Clijsters'a Güle Güle, Amerika Açık'a Hoşgeldin!

Amerika Açık başladı! Ama başlamasıyla birlikte bomba haberleri de beraberinde getirdi. Tenisi bırakan sonra geri dönen Kim Clijsters, Amerika Açık'ta Laura Robson ile oynadığı maçı kaybetmesinin ardından tenisi yeniden bıraktığını açıkladı. Bu saatten sonra kuvvetle muhtemel dönüş olmaz. Zaten bir süredir bırakma planlarının haberlerini okuyorduk. Onun için efsane olan Amerika Açık'ı da tamamlamak istiyordu. Clijsters'ın kariyerinde dört Grand Slam zaferi var ki bunların üçü Amerika Açık'tan gelmiş.

İkinci emeklilik haberi de Andy Roddick'ten geldi. Roddick, Amerika Açık'ın sona ermesinin ardından emekli olacağını verdiği basın toplantısıyla duyurdu. Dünya sıralamasında bir numaraya kadar yükselmişti Roddick. Amerika Açık'ı bir kez kazanarak kariyerine Grand Slam de yazdırmayı başarmıştı. Gel gelelim zirvedekilerin biraz gerisinde kaldı Andy. Federer, Murray, Djokovic ve Nadal'ın başarılı performanslarının üzerine Roddick'in formsuzluğu da eklenince, düşüş kaçınılmaz oldu. Bu noktada verilen emeklilik kararının çok da yanlış olduğunu düşünmüyorum şahsen. Biraz korkup kaçmak ve/veya geri çekilmek olarak düşünsem de, Roddick kendisi için en doğru kararı verdi bence. Geri döner mi? Bekleyip göreceğiz.

Gelelim Amerika Açık gündemine. 27 Ağustos'ta resmen başlayan turnuva 8 Eylül'e dek devam edecek. Erkeklerde Stepanek ve Mahut, kadınlarda ise Wozniacki ilk turdan elenerek turnuvaya veda eden isimler oldu. İkinci tur maçları devam ediyor. Fakat ikinci turda erkeklerde yine bir sürpriz isim Tsonga elendi. Kadınlarda ise ikinci tur maçları tamamlandı. Clijsters'ın ikinci turdan elendiğini biraz evvel söylemiştim, Wozniak ve Venus Williams da Clijsters gibi turnuvadan elendiler.

Son olarak şu fotoğrafı da eklemeden edemedim. Amerika Açık'ta şampiyon olmuş isimlerden Kim Clijsters, Serena Williams, Roger Federer ve Andy Roddick bir gösteri maçına katıldılar. Bu fotoğraf da arşivlik bir fotoğraf oldu, özellikle de gelen emeklilik haberlerinin ardından.

Serap

Avrupa Ligi Kuraları, Fenerbahçe ve Vizyonumuz

Bursaspor'un normal şartlarda Twente'ye elenmesi normal bir durumdu ama şartları anormal şekle Bursaspor taşıdı. İçeride müthiş futbol oynadıkları ve 3-1 kazandıkları maçın ardından bu turun geleceğine inanıyordum, içimden geçen de Bursaspor'un deplasmanda mutlaka gol bulacağı yönündeydi. Buldu da, ilk yarıyı 1-1 bitirmek Bursaspor açısından büyük adımdı ama anlam veremiyorum ben böyle durumlara.

Bu tecrübesizlik değil ya da transferle açıklanacak bir tablo. Maçın geneline baktığımızda tur Twente'nin hakkıydı, Bursaspor fazlasıyla Carrson ve şansın arkasına sığınmıştı, hele ki bu stoper hattıyla ama turu da hediye eden Bursaspor'dur.

Trabzonspor'u ise hiç tartışmayalım bile. Trabzonspor'un oynadığı iki maçı da izlemedim, özete dahi bakmadım, gerek yok çünkü. Videoton'a 120 dakika boyunca bir gol dahi atamamanın başka bir açıklaması yok bana göre. Janko transferinin gecikmesi değil bunda sebep. Olayı transfere yoran zaten futbol aklını yitirmiş demektir.

Şimdi Bursaspor da transfer yapsın, Trabzonspor da Emerson'u getirsin ne farkediyor. Neden bu vizyon bizde yok, tartışmalıyız bunu. Aynı şey Fenerbahçe için de geçerli, transferler yapılacağı söyleniyor, Spartak Moskova maçı öncesi neredeydi bu isimler. Galatasaray'ın Karpaty'e elenmesinin ardından gelen Misimovic ve Insua'yı da hatırlıyoruz, futbol anlamında gerçekten çok sığ bir denizde yüzmeye çalışıyoruz ama su ayak seviyemizde bile değil.

Şurada üç takımla olabilirdik ama sadece Fenerbahçe'yi konuşacağız mecburen. Fenerbahçe'nin grubunda Marsilya, Mönchengladbach ve Limassol var. Zor bir kura bana göre, bu kurayı da zor kılan en büyük etmen üçüncü torbadan Mönchengladbach'ın gelmesi oldu. Reus gibi önemli bir futbolcularını kaybettiler ama bu sezon transferde fazlasıyla aktiftiler ve doğru bir futbol aklına sahipler.

Bu da onları özel kılan unsur. Üçüncü torbadan gelmemesi gereken üç takım vardı, Lazio, Newcastle United ve Mönchengladbach ama üçüncü torbanın en iyi takımlarından biri geldi.

İlk torbadan Marsilya'nın gelmesi avantaj aslında, daha zorlu takımlar da vardı ama dediğim gibi, üçüncü torbadan gelen takım işin rengini değiştirdi. Bana göre Gladbach grubu lider bitirir ve ikincilik için Marsilya ile Fenerbahçe'nin çekişmesini izleriz.

Dördüncü torbadan ise Anzhi'den kurtulmak güzel ama Limassol da denge bozan bir takım olabilir. Grubun tartışmasız en zayıf halkası onlar ama grubun dengesini bozma ihtimallerinin en güçlüsü Fenerbahçe üzerinden. Diplomasinin zirve yaptığı anları izleyeceğiz, çok zor bir deplasman olacağı görüşündeyim ama Kıbrıs Rum Kesimi'ne hiç bulaşılmasaydı diyorum.

Genel anlamda çok iyi bir kura değil ama Fenerbahçe'nin ilk iki adına şansı yüksek tabii. Şu bahsedilen orta saha transferinin gerçekleşmesi durumunda daha farklı bir Fenerbahçe izlemek mümkün olabilir. Fikstür ise avantaj bana göre. İlk maçı içeride Gladbach ile oynuyorlar ve olası bir 3 puanla başlamak Fenerbahçe'yi çok rahatlatır, avantajlı konuma geçirir ve moral olarak çok yükseltir ama olası puan kaybı da tam tersi bir etki yaratır. Devamında Marsilya deplasmanı geliyor çünkü ve ilk iki maçta alınacak puan kayıpları da tüm hesabı bozabilir.

Diğer gruplara bakacak olursak;

A Grubu'nda Liverpool, Udinese, Young Boys ve Anzhi Makhachkala yer alıyor. Avrupa Ligi'nin ölüm gruplarından biri. Çünkü son torbadan gelen takım Anzhi ve kimse onlarla eşleşmek istemiyordu, bu anlamda denge bozdular. Kağıt üzerinde bakınca Anzhi ve Liverpool çıkar diyoruz ama Udinese'yi de yabana atamıyoruz. Her ne kadar geçtiğimiz sezona oranla büyük bir güç kaybı yaşamış olsalar bile, Şampiyonlar Ligi biletini penaltılarla kaçırdılar. Anzhi bir olur, Liverpool ve Udinese arasında da 2.'lik mücadelesini izleriz diyorum.

B Grubu'nda ise Atletico Madrid, Hapoel Tel Aviv, Viktoria Plzen ve Academica var. Atletico Madrid çok şanslı bir kura çekti bana göre, rahatlıkla birinci olacaklardır. İkincilik mücadelesi ise ortada, güç dengesi açısından biraz daha dengeli bir grup, Atletico Madrid dışında kalan takımlar tabii.

D Grubu'nda da Bordeaux, Club Brugge, Newcaste United ve Maritimo var. Newcastle United 3. torbadan kimsenin istemediği takımlardan biriydi ve onlar adına bakınca olaya iyi bir kura demek mümkün. Bordeaux güç dengesi anlamında ilk torbanın istenen takımlarından biriydi ve kalan takımların ayarı Newcastle United düzeyinde değil. Newcastle bir olur, Bordeaux da 2.'lik için en büyük aday ama Club Brugge de grupta ne yapacağını kestiremediğimiz bir takım.

E Grubu'nda ise Stuttgart, Kopenhag, Steaua Bükreş ve Molde yer alıyor. Kopenhag'ın son yıllardaki Avrupa karnesi çok iyi. Aynı şekilde Steau Bükreş'in de büyük bir gelenek olduğunu düşünüyorum, her ne kadar eski günlerin çok uzaklarında olsalar bile. Stuttgart açısından çok iyi bir kura olduğunu söyleyemem, ilk iki adına üç takımın çekişmesini izleriz.

F Grubu'nda PSV Eindoven, Napoli, Dnipro ve AIK Stockholm yer alıyor. Napoli de ikinci torbanın en güçlü takımlarından biriydi ve genel olarak baktığımızda da zor bir grup aslında. Zorlu kış şartları geliyor yine akıllara ve Ukrayna, İsveç gibi deplasmanlar olacak. Dnipro sert bir takımdır, aynı şekilde AIK sürprizlere açık. Napoli bir olur, PSV iki gibi görünüyor ama ikincilik adına sürpriz beklentim var.

G Grubu'nda ise Sporting Lisbon, Basel, Genk ve Videoton eşleşti. İzlenesi bir grup olduğunu düşünmüyorum, yine güç dengelerinin Videoton haricinde birbirine yakın olduğu bir tablo var. S.Lisbon birinci olur gibi görünüyor olsa bile Basel ve Genk'in ne yapacağını kestirmek güç. Shaqiri'yi kaybetmiş Basel, Şampiyonlar Ligi ön elemesinde de hayal kırıklığı yaratmış olsa bile geçen sezon Avrupa'da yakaldıkları sürprizi burada da devam ettirmek isteyecektir.

H Grubu'nda da Inter, Rubin Kazan, Partizan ve Neftchi Bakü var. Neftchi Bakü açısından çok heyecanlı bir tablo, Azerbaycan adına bir futbol devrimi gerçekleştirdiler çünkü. İlk defa bir Azerbaycan futbol takımı Avrupa Ligi gruplarında yer alacak ve ön eleme denen olayı ilk defa aşmayı başardılar, umarım devamı gelir. Onlar açısından bakınca da olaya ilk sezonları böyle büyük bir organizasyonda ve önemli olan tecrübe diyorum. Bu yüzdend e Inter'le eşleşmiş olmaları çok büyük bir şans, Azerbaycan'da Inter'i ağırlama şansları olacak. Rubin Kazan ve Partizan da sert takımlar, bu açıdan onlar için iyi bir kura. Inter burada çok ağır basıyor, her ne kadar dengesiz bir görüntüye sahip olsalar bile ve Rubin Kazan ile Partizan arasında bir çekişme izleyeceğiz ikincilik için. Rubin de eski Rubin değil gibi, bu da Partizan'a umut veriyor. Deplasmanları zor bir kura demek lazım aslında.

I Grubu'nda ise Lyon, Athletic Bilbao, Sparta Prag ve Hapoel Kiryat eşleşti. Lyon ve Bilbao arasında birincilik mücadelesini izleriz, Sparta Prag veya Kiryat'a şans tanımıyorum. Bilbao'nun geçtiğimiz sezon finalist olması bu sezon seribaşı olmasına yetmemiş. Onlar da güç kaybetti ama yine de iyi durumdalar.

J Grubu'da ölüm gruplarından biri. Tottenham, Panathinaikos, Lazio ve Maribor eşleşti. Üçüncü torbadan istemeyeceğiniz bir takımdı Lazio ama ikinci torbadan Pana'nın gelmiş olması Tottenham ve Lazio açısından büyük bir şans oldu diyebilirim. Tottenham ve Lazio bu grupta liderlik mücadelesi yaparlar.

K Grubu'nda ise Bayer Leverkusen, Metalist Kharkiv, Rosenborg ve Rapid Wien eşleşti. Zor bir kura aslında, Metalist, Rosenborg hatta R.Wien ezber bozabilecek takımlar. Zor deplasmanlar olacak, yine Ukrayna ve Norveç deplasmanları olacak. Bayer Leverkusen favori ama ilk iki adına yine sürpriz beklediğim bir tablo var.

L Grubu'nda ise Twente, Hannover, Levante ve Helsinborg var. Takip edilesi bir grup değil, nitekim her torbanın çok iyi olmayan takımları bir araya gelmiş. Twente'yi dün gördük, bu grupta favori gibi dursalar bile her türlü sürprize açık bir tablo var yine.

Iniesta'nın Ödülü, Galatasaray'ın Fikstürü ve Diğer Gruplar

Ödülü Messi alamıyorsa, İspanya alıyor, çünkü Messi'den büyük bir İspanya var. Iniesta'nın ödülü almasına bu gözle bakıyorum, sonuna kadar helal olan bir ödül tabii. Cristiano Ronaldo'nun bu ödülü kazanmasının tek yolu Şampiyonlar Ligi şampiyonluğundan geçiyor, bu da net. Messi için ise bu sezon boş geçti aslında, Milli Takım'la zaten piyasada yoktular, Barcelona ile de lig ve Şampiyonlar Ligi kaçınca ödül doğal olarak İspanya'nın Avrupa Şampiyonluğuna odaklı Iniesta'ya gitti. Xavi'nin ödülü kazanmasını istedim hep ama bu ödülün yarısı da Xavi'nin demek lazım. Xavi & Iniesta'yı bir düşünüyorum ve bu ikilinin oluşturduğu bir ekol var. Xavi'nin bu saatten sonra bu ödülü kazanması imkansıza yakın ama Iniesta'yı buralarda görürüz yine. Messi de uzun bir aradan sonra ödülü kazanamadı, bu işin güzel tarafı tabii ama soğuk bir ödül töreni oldu, Messi ve Cristiano Ronaldo arasında yaşanan soğuk savaşın izlerini izledik yine. İzlemeye de devam edeceğiz gibi, işin zevkli tarafı bu.

Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi fikstürü de belli oldu bu arada. Manchester United deplamanı ile başlıyoruz. Rooney yok, Van Persie'yi takıma oturtma çabaları, defansif zaafiyetler derken ilk maçın Manchester United ile olması güzel. Keşke ilk maçı içeride oynasaydık ama bu da çok kötü değil. Sonrasında ise Braga ve Cluj ile sırasıyla içeride oynuyoruz. Bana göre bu da avantajlı bir tablo çünkü ilk üç maçtan alınacak 6 puan bana göre Galatasaray'ı bir üst tura çıkmak adına çok avantajlı kılar. Cluj ve Braga deplasmanlarında olası beraberlikler Galatasaray'ın çok işine yarar devamında. Dediğim gibi Manchester United favori, Galatasaray ise 2.'lik için en büyük aday ama bu avantaj Ujfalusi'nin yerine Ujfalusi ayarında bir stoper gelirse geçerli olur, eğer yeni bir stoper transferi olmazsa ne bu grup ne de bu fikstür avantajı bir işe yaramaz, sonuç çok büyük hüsran olabilir.

Diğer gruplar için de mini bir değerlendirme yapalım;

A Grubu'nda Porto, Dinamo Kiev, PSG ve Dinamo Zagrep var. Üçüncü torbadan Galatasaray'ın bu gruba düşmesi de büyük avantaj olurmuş aslında, bu anlamda PSG çok şanslı. İddialı bir kadro kurdular ve iddialarına odaklı bir gruba düştüklerini söyleyemem. Porto ile birlikte ilk iki adına en büyük aday konumundalar ama Dinamo Kiev ters bir takım, bu sezon güçlü bir kadro kurdular, bir anlamda onlar da paraya acımadı ve fikstüre odaklı Ukrayna deplasmanları çok zor olur. PSG konusunda bir sürpriz görmeyiz ama Porto ve Dinamo Kiev arasında bir çekişme çok büyük sürpriz olmaz. Dinamo zagrep ise iki sezondur burada ama Badelj'i falan da kaybettiler, eridiler bir anlamda.

B Grubu'nda Arsenal, Schalke 04, Olympiakos ve Montpellier yer alıyor. Arsenal ve Schalke 04 büyük favori görüldüğü üzere, ilk iki anlamında şanslı bir kura çekti bu iki takım. Yunanistan'da yaşanan kriz, Montpellier'in de kadro anlamında yaşadığı kan kaybı onları favori kılmıyor. Schalke 04'de kadrosunu güçlendirdi, Arsenal de Van Persie, Alex Song gibi kayıplara rağmen kadrolarını güçlendirme peşinde ve bu süreçte bu tarz rakiplerle eşleşmek onlar adına avantaj.

C Grubu'nda ise Milan, Zenit, Anderlecht ve Malaga yer alıyor. İlk torbadan en çok istediğim takım Milan'dı aslında. Hem şansımızın onlara karşı tutması, hem de yaşadıkları güç kaybı onları Şampiyonlar Ligi'nde favori kılmıyordu ama yine de iyi bir gruba düştüler. Malaga, 4. torbanın en güçlü iki takımından biriydi. Kriz yaşadılar yaz döneminde ama transferin son günlerinde bu krizi biraz olsun aştılar, transfer tahtalarını açtılar. Son hamlelerle kayıpların yerini doldurmaları güç ama toparlanacaklardır. Zenit'i de yabana atmak güç ama, kış şartlarında Rus takımları daima keskin nişancı moduna girerler. Anderlecht ise 4.'lük adayım, yarış bu üç takım arasında geçer ama Milan ve Malaga favoriler.

D Grubu ise ölüm grubu. Real Madrid, Manchester City, Ajax ve Borussia Dortmund bir arada. Manchester City 2. torbadan, Borussia Dortmund ise 4. torbadan istenmeyen takımlardı ve bir araya geldi bu takımlar. 1. torbadan da Real Madrid'in gelmesi bir anda Ajax'ın işini şimdiden bitirdi diyebiliriz. Gerçi bu tip ölüm gruplarında en az şans tanınan takımın aradan sıyrılma gibi bir özelliği vardır ama bu grupta çok zor. Manchester City de Borussia Dortmund da geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde istediklerini alamadılar, tecrübe sezonları oldu. Bu sezona ise çok daha güçlü giriyorlar ve bu lig için iddialı takımlar. Real Madrid yine ağır favori ve Manchester City 2.'lik adayım ama Borussia Dortmund'un neler yapabileceğini iyi biliyoruz.

E Grubu da ilgi çeken gruplardan. Chelsea, Shakhtar Donetsk, Juventus ve Nordsjaelland var. Nordsjaelland'ı tanımıyoruz, bir iddiaları da yok. Burada olmaları onlar adına başarıdır, zaten istekleri de mümkün olduğu kadar güçlü takımlarla eşleşmek ve tecrübe kazanmaktı. İstedikleri oldu bana göre. Geçtiğimiz sezonun şampiyonu Chelsea, bu sezon daha da güçlenerek geldi. Aynı şekilde Juventus da ait olduğu topraklara geri döndü ve son transferleriyle birlikte de geçtiğimiz sezonun daha üstündeler. Shakhtar'ı da yabana atmak güç, 2000'den bu yana müthiş bir Avrupa geleneği elde ettiler ve her an herşeyi yapabilecek kapasitedeler. Chelsea ve Juventus ilk ikinin en büyük adayları ama Shakhtar maçları onlar adına belirleyici olacak.

F Grubu'nda ise Bayern Münih, Valencia, Lille ve Bate Borisov var. Bayern Münih için rahat bir grup aslında, rahatlıkla 1. olacaklarını düşünüyorum. İkincilik için ise sürpriz beklentim var. Lille de ne olursa olsun tehlikeli bir takım, Hazard'ı kaybetmeleri birşey değiştirmez. Bate de her an sürpriz yapabilir, daha önce de yaptılar, yine böyle bir ihtimal var. Favori Valencia ama 2.'lik için sürpriz beklentim var.

G Grubu'nda da Barcelona, Benfica, Spartak Moskova ve Celtic yer alıyor. Barcelona için de hafif ölçekli bir grup bana göre. Benfica'nın Saviola'yı Malaga'ya sattığını duydum son olarak ve onlar da kan kaybıyla Şampiyonlar Ligi'ne başlayacaklar ama ikincilik için onlar en büyük aday gibi. Spartak Moskova'yı Fenerbahçe karşısında izledik, tek şansları Rusya'nın kış şartları, diğer türlü işlerini zor görüyorum, Jurado transferine rağmen. Celtic ise büyük bir ekol ama Şampiyonlar Ligi adına ne kadar yeterliler tartışmalı.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Ujfalusi İçin Erken Emeklilik?

Şampiyonlar Ligi heyecanıydı derken çok güzel bir gün yaşıyorduk. Dünden bu yana, bize kim gelir, kiminle eşleşsek iyi olur diye Şampiyonlar Ligi yolculuğuna çıkmıştık ama kura çekiminin esnasında gelen Ujfalusi'nin sakatlık haberiyle birlikte günün bütün neşesi benim adıma kaçtı.

34 yaşında Ujfalusi. Paraya odaklanmadan, başarının peşinde koşan bir futbolcu. İsteseydi eğer, Atletico Madrid kariyerinin ardından olası Katar ya da ABD kariyerleriyle de 2-3 sezon daha oynar ve maddi anlamda bir kariyer planlardı ama Galatasaray'ın teklifini kabul etti o ve en can alıcı sezonlardan birinde de bu takımın liderliğini yaptı, şampiyonlukta çok büyük pay sahibi oldu.

Bazı futbolcuların ayrılığı, Galatasaray'da büyük özlem olur ve sürekli bizleri arayışa yöneltir. Hagi sonrası yeni Hagi'yi çok aradık. Aynı şekilde de Popescu'yu. Song gibi istikrarlı bir stoper bu takımda oynadı ve başarılı oldu ama gerçek anlamda bu arayışı Ujfalusi ile dindirmiştik. Transferinin ertesi gösterdiği performansla bu takımın olmazsa olmazlarından biri oldu çünkü.

Büyük bir liderdi, takımın sağlam savunma kurgusunun temel taşlarından biri. Semih Kaya'yı kazandıran isim Fatih Terim diyoruz ama 2. sıraya da Ujfalusi'yi koyuyoruz. Ondan kazandığı tecrübe de çok büyük oldu derken Ujfalusi'nin şok sakatlığı ve sahalardan 4-5 ay uzak kalacak olması Galatasaray'ın tüm dengelerini değiştirdi.

Sezon sonunda futbolu bırakacağını söylüyordu zaten ve 34 yaşında olan bir futbolcu için de böyle bir sakatlığın ardından sahalara dönmek çok zor. Bu yüzden erken emeklilik görünüyor ufukta ve bu üzücü olan taraf.

Bu işin duygusal kısmıydı, bir de reel kısmı var ve bu gerçeklik bize yeni bir stoper transferinin şart oğlu şart olduğunu söylüyor. Manchester United, Braga ve Cluj güzel kura ama Şampiyonlar Ligi'nin kalbi savunmada atar, savunmada ayakta kaldığın sürece başarılısın. Bu yüzden de Ujfalusi'nin yokluğunda en az o kalitede bir stoperin gerekliliği doğdu. Ujfalusi gibi tecrübeli olacak, geldiğinin ertesi katkı verecek ve savunmayı derleyip, toparlayacak, liderlik yapacak.

Semih Kaya & Dany uyumu bana hiç güven vermiyor, hele ki alternatif anlamda tek isim Gökhan Zan kaldı arkalarında. Sol beke bir transfer yapılsa, eldeki imkanlarla Hakan Balta'yı da bu bölge için düşünebilirsin ama yetmez. Ya da Eboue'yi stopere yazıp, Hamit Altıntop'u sağ beke çekme ihtimalin doğar ama yetmez bunlar, bu tip hamleleri kısa vadeli deneyebilirsin, Ujfalusi maalesef 4-5 ay arası yok, hatta onun adına futbol bitti. Zorlu bir arenaya giriyoruz ve transfer şart oğlu şart.

Ricardo Carvalho müthiş olurdu mesela, tam aradığımız adam. Ya da Kolo Toure gündemi yine doğsa ama o da Manchester City'de 11 oynamaya başladı, City'de stopere hamle yapmadan artık vazgeçmez Kolo'dan. Akla gelen alternatifler içerisinde bir de Lugano var ama o da Ujfalusi'nin tarzıyla alakasız, Semih Kaya ile beraber iki hamleli stoper oluyorlar ama şu şartlarda da fazla bir transfer şansı yok.

Korkum şu, iş panik transferine doğru gidecek. 3-4 gün kaldı çünkü transferin bitimine ve hiç beklemediğimiz bir yerden fire verdik. Kaka diyorduk, sol bek alternatifi diyorduk ama öncelik stoper artık, parayı bu bölge için dökeceğiz. Riera vari bir transfer yapılmaz umarım, bu maddi ve manevi anlamda büyük zararlar verir Galatasaray'a. Bir Riera faciasını daha kaldırmak çok güç olur.

Manchester United, Braga, Galatasaray ve Cluj

Manchester United'in Türk takımlarına karşı olan kabusunu Galatasaray başlatmıştı. O sezon, Manchester United'i Şampiyonlar Ligi dışına itmemiz bu ligin tüm formatını değiştirmişti ve bu tip takımlar direkt olarak Şampiyonlar Ligi'ne katılmaya başlamışlardı.

Sonrasında Fenerbahçe'nin Old Trafford'da Manchester United'in serisini bozması ve zaman içerisinde Fenerbahçe ile Beşiktaş'ın Manchester United'e karşı galibiyetleri de var. Son olarak Bursaspor'la da eşleşmişti Manchester United.

Yani Şampiyonlar Ligi dediğimizde, Manchester United bizim için bir kader oldu. Galatasaray adına yeni bir başlangıç diyorsak, maziye dönüş oldu bir anlamda bu eşleşme ama benim şahsi fikrim Manchester United ile eşleşmemek üzerineydi. Bunun da nedeni sıkılmış olmam. Hangi Türk takımı bu ligde olsa seribaşı takım Manchester United oluyor çünkü, yenilik iyidir derim ama taa ki 3. ve 4. torbalardan gelen takımları görene kadar.

Kimseyi hafife almıyorum, zaten son yıllara baktığımızda da Şampiyonlar Ligi büyük sürprizlerle dolu. Cluj, Bate, Apoel, Basel ve sayısı böyle artan takımların Şampiyonlar Ligi'nde yakaladıkları büyük çıkışları konuşuyoruz. Yine bu tip tablolar oluşabilir ama dördündü torbadan B.Dortmund çekmek yerine Cluj'le eşleşmenin de büyük avantaj olduğunu kimse inkar edemez.

İyi bir kura, hatta çok iyi bir kura. İkinci torbanın en zayıf halkası gibi görünen Braga ve son torbadan da Cluj bizim grubumuzda. Bate gibi bir deplasman, maçın geldiği tarihe göre çok zorlu olabilirdi ama Romanya ekolü biraz daha iyi bildiğimiz bir ekol ve Cluj'la eşleşmek bu anlamda büyük avantaj.

Braga'yı ise son yıllardan tanıyoruz. Avrupa Ligi finali oynadıktan sonra önemli kayıplar geldi ve eski güçlerinden uzak görünüyorlar ama Udinese'yi eleyip buraya geldiler. Braga, Avrupa arenası söz konusu olduğunda can yakabilecek bir takım ama geçtiğimiz sezon Beşiktaş'la eşleşmelerinden onları iyi tanıyoruz ve Beşiktaş bu turu da geçmişti. 2. torbadan gelebilecek en iyi takımdı Braga, kim ne derse desin.

Öncelikle gruptan çıkmayı hedef koymuş bir takım adına da Braga ve Cluj gibi takımları eğer geçemeyeceksek zaten burada olmanın bir anlamının olmadığını düşünüyorum. 2. olarak bu gruptan çıkmak beklentim, şu gruba bakarak 3. olup Avrupa Ligi'nden yola devam etmek başarısızlık olacaktır.

Manchester United konusunda ise birşey diyemem. İyi bir Galatasaray, özellikle de kendi sahasında Manchester United'le de başa baş oynayabilir, o maçtan istediğimiz bir skor çıkabilir. Geçmişte de örnekleri var, Türk takımlarının Manchester United'e karşı şansı tutuyor ve Ferguson da Türk takımlarının neler yapabileceğini iyi biliyor olmalı.

Galatasaray'ın en büyük avantajı da şu aslında. Bazı takımların forumlarında, 3. torbadan gelen takımın Galatasaray olması isteniyordu, çünkü onlar adına kapalı kutuyuz. Galatasaray ismini herkes iyi tanır ama son yıllarda Avrupa sahnesinden uzağız ve yeni bir kadromuz, stadımız var.

Şöyle diyeyim. Bu takımın bana göre en iyi futbolcusu Selçuk İnan. Selçuk İnan'ın kariyerine baktığımızda, ne kulüp bazında ne de Milli Takım bazında doğru dürüst bir Avrupa maçı yok, o kadar da iyi bilinmeyen bir futbolcu. Şimdi Şampiyonlar Ligi sahnesine çıkacak ve herkes onunla tanışacak.

Bu durum da Galatasaray'ın en büyük avantajıdır bana göre.

2 Sene Önce Dünya'nın En İyi 3 Kalecisinden Biriydi

Bizim Kasımpaşa'ya ligimizin QPR'ı demek mümkün. Para var, seviye belli ve buna uygun büyük transferler gerçekleştiriyorlar. QPR, geçtiğimiz sezondan başlattığı bu transfer denizini bu sezon daha da büyüterek devam ettiriyor diyebiliriz. Julio Cesar ve Granero transferin son halkası oldu onlar adına. Julio Cesar'ın bu düşüşü ilginç ama. Henüz 2 sene önce, Dünya'nın en iyi 3 kalecisinden biri olarak anılıyordu ve Inter'in Şampiyonlar Ligi'ni kazandığı sezondan bu yana sürekli bir düşüş ivmesi içerisinde ve sonunda Inter de pes diyerek kaleye Handanovic'i transfer etti, Julio Cesar'ı gözden çıkardı. Bakarsınız, Van Der Sar vari bir çıkış yapar Julio Cesar ve 1-2 sezon içerisinde kendini bularak yeniden en üst seviyeye adım atar, buna hala gücü var ama şu an düşüş trendi içerisinde. Granero'yu da 8 milyon avro'ya transfer ettiler bu arada, bu transferi de atlamamak gerekiyor. Real Madrid, neredeyse tüm alternatif oyuncularını sattı, kulübede kim oturacak merak ediyorum. 1-2 güne Kaka'nın da transferini duyarız derken 20-21 kişiye inecek bir Real Madrid rotasyonundan bahsediyoruz. Granero da aslında Real Madrid açısından hayal kırıklığı yaratan isimlerden, rotasyon oyuncusu olmaktan öteye gidemedi, çok fazla forma şansı yakalayamadı. O da yeniden doğuş adına Premier Lig yolunu tuttu. QPR, takip edilesi ve çok ilginç bir takım olma yolunda. Transfer onlar adına son dakikaya kadar devam edecek gibi.

Şebnem Kimyacıoğlu & Galatasaray, Geri Dönüş

Her açıdan ilginç bir transfer hikayesi. 3 yıl önce basketbolu bırakmıştı diye hatırlıyorum ve ABD'e giderek eğitim kariyerine atılmıştı. Hatta geçenlerde de aklıma gelmişti, sormuştum basketbolu iyi takip eden arkadaşlara, Şebnem Kimyacıoğlu vardı, ne oldu diye. 3 yıl içerisinde hangi noktaya geldi, basketbol konusunda neler yaptı bilemem ama erken yaşta ara vermesinin meyvesini de Galatasaray'a geri dönerek aldı diyebiliriz. Hala 29 yaşında, önünde iyi bir gelecek olabilir. Ekrem Memnun bunun planlamasını mutlaka yapmıştır diyorum. Benim bıraktığım Şebnem Kimyacıoğlu, iyi bir dış oyuncuydu, şutör olarak iyi bir etkisi vardı. Böyle de bir ihtiyaç var, kenardan gelerek alan savunmasına karşı ceza kesebilecek bir oyuncu. Ülkemizde de yerli anlamında alınabilecek çok kaliteli isimler yok, bu yüzden böyle bir transfere yöneldik diyebiliriz ama ilginç bir transfer her açıdan. Hayırlısı olsun, bakalım geri dönüşü nasıl olacak, basketbolu hangi noktada bunu göreceğiz.

Çek Bir Milan

Geleneksel bir yazı diyemeyeceğim, çünkü blogu açtığımız zamandan bu yana ilk defa Şampiyonlar Ligi sahnesine çıkacağız. Avrupa Ligi'ni çok yazdık ama Şampiyonlar Ligi'nde yer almak başka bir olay. Daha önce de dediğim gibi, Avrupa arenası Galatasaray adına bir gelenek ama Şampiyonlar Ligi çok büyük bir özlemdi ve bu özlemi bugün dindiriyoruz. Kura çekimiyle beraber Şampiyonlar Ligi yolculuğumuz başlıyor.

Şans faktörü hayatın içerisinde çok etkin, hele ki bu tip durumlarda olmazsa olmaz. Son yıllara baktığımızda kimin ne yapacağı belli olmuyor aslında. Cluj, Bate ya da Apoel gibi sürprizleri de izleyebiliyoruz. Dortmund, Manchester City gibi takımlar gruptan çıkamıyor, Manchester United 3. oluyor gibisinden şeyler de oluyor. Bu yüzden de kurada kimin gelecek olması birşeyi garanti altına almaz ama yine de kura şansı bu tip durumlarda olmazsa olmaz.

İlk torbadan Milan'ı çekmek mesela ne güzel olurdu. Büyük kan kaybı yaşayan ve yaşadığı bu kan kaybına da çare bulamayan bir takım. Ibrahimoviç, Thiago Silva gibi isimler ayrılmış, ileri uçta Pazzini ve Bojan gibi futbolcularla Ibra'nın yerini doldurmaya çalışan, savunmada ise Yepes ya da Bonera gibi isimlere kadar düşen bir takım durumundalar. Ne kadar ismi Milan olursa olsun, geçmiş yıllarda da Milan'a karşı şansımızın tuttuğunu düşünerek Milan'ın gelmesini çok istiyorum.

Eğer Milan olmayacaksa Porto ya da Arsenal.

Şöyle de bir durum var ama. Bazı takımlar grubu süpürüyorlar. Real Madrid ve Barcelona buna en yakın takımlar, hatta Chelsea veya Bayern Münih de bunu zorlayabilirler. Böyle bir tabloda da, liderin işi garanti gibi görünüyor ve dört takımın ilk iki için çekişmesi yerine üç takımın ilk iki adına çekişmesi de düşünülmesi gereken bir olay. Bu ihtimali de atlamamak gerekiyor ama Şampiyonlar Ligi arenasında garanti yok gibi, herkes herkesden puan alabilir. Barcelona'nın en iyi zamanlarından birinde Rubin'in Nou Camp'ta Barcelona'yı yendiğini atlamayalım. Ben de çok isterim, Barcelona gelsin ya da Real Madrid ve onları geçmişte olduğu gibi yenelim ama gerçekçi bakmalı olaya.

İkinci torbada ise Manchester City dışında büyük bir güç dengesi yok gibi görünüyor. O torbadan Manchester City dışında herhangi bir takımın gelmesi Galatasaray'ın ilk 2 şansını ateşe atmaz diyorum. Shakhtar, D.Kiev ve Zenit gibi takımların deplasman maçları biraz düşündürür beni, kış şartlarında zor olur o maçlar ama dediğim gibi Manchester City dışında herhangi bir takımın gelmesi bizi ateşe atmaz. Valencia, Shalke 04 gibi takımlarla başa baş çekişiriz. Gönlümden geçen takım ise bu torbanın en zayıf halkası gibi görünen Braga elbette.

Bizim torbada da Juventus ve PSG gibi dengeleri değiştirebilecek takımlar var, bu takımlarla hiç uğraşmamak güzel. İşte bu yüzden 3. torbadan kuraya katılmak çok iyi oldu ve bu durum da 2. şansımızı şimdiden yaratan unsurların başında gelecek.

Son torbaya baktığımda ise yorum net. Dortmund gelmesin de kim gelirse gelsin modundayım. Ters takımlar var aslında. Cluj, Bate, D.Zagreb gibi takımlar bana göre fazlasıyla dengesiz ve bu takımlar da bulaşmadan Nordsjaelland, Celtic ya da her ne kadar son Fransa şampiyonu olmuş olsa bile Montpellier, hatta Malaga'yı isterim ama dediğim gibi, Dortmund gelmesin de kim gelirse gelsin bu torbadan.

Real Madrid, Manchester City, Juventus veya PSG, B.Dortmund keşke bir araya gelse, belki de tarihin en büyük ölüm gruplarından biri oluşurdu.

Galatasaray için ise Milan, Braga ve Celtic benim gönlümden geçen grup. Umarım iyi bir kura çekeriz ama hepsinin ötesinde yeniden Şampiyonlar Ligi müziğini duyacak olmak, o heyecanı şimdiden yaşamak, şu kura çekimi öncesi ve sonrası kurayı konuşmak, planı ona göre kurgulamak çok güzel.

Sizlerden de grup tahminlerinizi yorum bölümünde bekliyorum...

Şampiyonlar Ligi Geleneği ve Galatasaray

Şampiyonlar Ligi'nin ambleminde yer alan yıldızlar, turnuvaya ilk olarak katılan 8 takımı temsil eder ve bu 8 takımdan biri de Galatasaray. Avrupa, Galatasaray için bir gelenektir. Her ne kadar son yıllarda bu arenanın çok uzaklarında da olsak, özellikle de Şampiyonlar Ligi Galatasaray için büyük bir gelenektir. Bu yüzden de tekrar Şampiyonlar Ligi sahnesinde yer alacak olmaz büyük özlem duyduğumuz bir duygu. Kura çekimi öncesinde torbalar da belli oldu ve istediğimiz gibi 3. torbadayız, kafamızda kurayı çekmeye başladık aslında. Gerçekten büyük özlem bu. Kurada da kim çıkarsa çıksın, Şampiyonlar Ligi'nin müziğini duyacak olmak, yaşayacağımız o heyecan tarif edilemez. Herkesin Şampiyonlar Ligi özleminden daha büyük bir özlem Galatasaray'ın ki, çünkü dediğim gibi, Şampiyonlar Ligi bizim adımıza bir gelenek...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Özer Hurmacı, Beklentiler ve Geleceği

Olaya sadece Fenerbahçe cephesinden bakmamak lazım, Türk futbolu adına bir hayal kırıklığı oldu Özer Hurmacı. Ankaraspor'da oynadığı dönemde onun geleceği üzerine çok konuştuk ettik ama onun adına geçen dönem bir hayal kırıklığı oldu derken gün itibariyle Fenerbahçe ile yolları ayrılmış durumda.

Uzun zamandır hayatımızda olduğundan daha farklı bir profil oluşuyor kafalarda ama hala 25 yaşında, fizik olarak baktığımızda hala çok iyi bir potansiyel, yetenekli ama şu da soru işareti. Özer Hurmacı'nın geleceğe ışık saçtığı günlerde Aykut Kocaman ismi onun açısından çok önemliydi ve Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'sinde de Özer Hurmacı'dan hep daha iyisi beklendi, o şansı fazlasıyla yakaladı ama tutunamadı.

Alex'in yerine o oynar gözüyle bakıldı aslında ona. Aykut Kocaman'ın ilk geldiği dönemde de, şu günlerde de hep bir 4-3-3 sevdası oldu, Alex'i biraz dışarıda bırakacak gibisinden. İlk dönemde de orta saha hayali Mehmet Topuz, Emre Belözoğlu ve Özer Hurmacı üçlüsü üzerinden gidiyordu ama bu düzeli o zamanlar göremedik, şimdilerde ise yeni formatında yeni yeni izliyoruz.

Özer Hurmacı'yı da Fenerbahçe formasıyla daha çok sağ kanatta, orta sahanın ortasında izledik aslında, Alex'in pozisyonunda, hücuma daha yakın bir şekilde pek göremedik. Israr da edildi bu pozisyonlarda ve futbolcunun bekleneni verememesinin nedenlerinden biri de bu olabilir. Tabii zamanında 4 milyon avro + 2 futbolcu verildi onun için, beklentiler yüksek tutuldu ve yüksek beklentilerin hayal kırıklıkları da büyük olur, bu da etken. Herkes kaldıramaz bunu.

Kasımpaşa ile anlaştığını duydum ama tam transfer durumu nedir bilmiyorum. Özer Hurmacı hala iyi bir alternatif olabilirdi Fenerbahçe için, ya da bir sezon kiralama yoluna da gidebilirlerdi. Şans var hala onun için, ben umutlarımı koruyorum. 2 sezon içerisinde geleceği nokta çok farklı da olabilir. Kazım Kazım vari bir isim olsa sözleşmesinin karşılıklı olarak fesh edilmesini anlardım ama Özer Hurmacı ile de bu yola gidilmesi beni şaşırttı, sorunlu bir adam değil çünkü. Onun tek sorunu potansiyelinin yanına yaklaşamaması.

Bakalım, Özer Hurmacı'nın yolu nereye düşecek?

Nuri Şahin & Liverpool, Birbirine Yakışacak İki Karakter

Ben Samsun'dayken gerçekleşen bir transfer ve bu fotoğrafı da yeni görüyorum. Kısaca yazayım ve şöyle diyeyim. Babama Avrupa'da hangi takımı tutuyorsun diye sorduğumda bana Liverpool der. Neden dediğimde de, Gerrard orada diyor. Artık Nuri Şahin de var ve zaten anlamlı olan Liverpool, en azından benim için şimdi daha da anlamlı.

Uzun bir transfer gündemiydi ve bitmiş olmasına sevindim. Beklentileri şu an için karşılayamadı tabii, Real Madrid'deki ilk savaşını kaybetti ama hala şansı var, ona inanan Mourinho orada olduğu sürece bu şans Nuri Şahin'in eline tekrar geçecek. Satış opsiyonu yok ve tamamen Nuri Şahin'in gelişimi adına gerçekleştirilen bir transfer.

Gittiği takım da Liverpool, gelişmek için transfer olduğu takım. Bu da Nuri Şahin'in ne kadar büyük bir potansiyel ve yetenek olduğunun göstergesidir.

Nuri Şahin için şu denirdi hep, eğer Alman Milli Takımını seçseydi şu an Khedira değil de o Almanya ilk 11'inde oynuyor olurdu, Real Madrid'e giderdi diye. Benim de beklentim, Khedira yerine Nuri Şahin'i 11'e yazar Mourinho ve günler böyle geçer yönündeydi ama çok az forma şansı yakaladı, bir anda gözden düştü. Beklentiyi minumum tuttuğumuz Hamit Altıntop'un dahi çok kritik anlarda yakaladığı forma şansı vardı, Nuri Şahin adına hayal kırıklığı oldu ilk sezonu.

Bakalım Liverpool günleri nasıl geçecek, Premier Lig nasıl gelecek ona. Dediğim gibi, Liverpool'a daha da ısınmak adına önemli bir sebep daha, Nuri Şahin ve Liverpool karakterinin birbirlerine çok yakışacağını düşünüyorum...

Beşiktaş 3-3 Galatasaray, Yenen Basit Goller, Geri Dönüşler


Yeni bir takım değiliz ama nokta transfer dediğimiz isimler var ve Umut Bulut dışında da şu ana kadar istediğimiz verimi alamadık yeni transferlerden. Yeni takımların zamana ihtiyaçları olur ama bu takımın da zamana ihtiyacı var. Özellikle de Hamit Altıntop ve Melo için bunu diyorum.

Geçen sezonun en büyük artılarından biri, Galatasaray'ın basit gol yememesi üzerineydi. Takım savunması ve savunma dörtlüsü anlamında müthiş bir uyum vardı ama bu sezona henüz bunu yansıtamadık ve her maç bireysel hatalardan kaynaklı goller yiyoruz. İyi bir Melo'nun yokluğu takım savunmasını aşağıya çekti ama basit hatalar izlemeye başladık. İlk golde Melo'nun kendi kalesine attığı gol, ikinci golde Semih Kaya'nın pas hatası, üçüncü golde de Hakan Balta'nın uzaklaştıramadığı top.

Buna rağmen geri dönüşü yapabiliyor Galatasaray, çünkü güçlü hücum ayakları var ve iyi olduğu dönemde de maçı domine edebiliyorlar. Bu maçın ilk yarısı da böyleydi. Özellikle de rakip savunma arkasına yapılan tüm koşular Galatasaray'a pozisyon olarak döndü ama Elmander & Umut Bulut'un birlikte oynadığı dönemlerde getirdikleri artı kadar, götürdükleri şeyler de var. Bitirici etki gibi mesela. İlk yarıdaki görüntü ve Beşiktaş'ın savunmada yaptığı hatalar bana şu anda Burak Yılmaz ve Amrabat sahada olmalıydı dedirtti.

Ayrıca Eboue'nin de sağdan çok iyi geldiğini gördük ilk yarıda, Uğur Boral'ın kanadını iyi işledi. Hamit Altıntop ne kadar kötü durumda olsa bile yaptığı tek iyi iş varsa maçta, Eboue'nin önünü iyi boşaltmasıydı ama dediğim gibi bitirici etkiden uzağız ve bu gelen ortalar, kanat etkisi de bu yüzden çok verimli görünmüyor.

İkinci yarı ise çok farklı. Ne kadar kötü durumda olursa olsun, Melo'nun oyundan çıkması takım sistemini garip bir noktaya getirdi. Amrabat'la birlikte bu açık alanlardan yararlanmak istedi Fatih Terim ama orta saha direnci iyiden iyiye aşağıya düştü ve ne Hamit Altıntop ne de Emre Çolak bu noktada iyi işler yapmadılar. Bu sürede de Galatasaray'ın sistem arayışı çabalamasında Beşiktaş 3-2'yi de buldu, Burak Yılmaz'ın bana göre penaltıyla yakından uzaktan alakası olmayan penaltısına kadar da etkiliydi.

Veli Kavlak tüm maç boyunca etkiliydi ama ikinci yarıyla birlikte de Olcay Şahan'ı da, Holosko'yu da bu listeye dahil ediyoruz. Beşiktaş dikine çok iyi çıktı ve etkili oldu, taa ki Mustafa Pektemek sakatlığına kadar. Batuhan Karadeniz farklı bir tarz demek, o ana kadar dikine oynayan Beşiktaş mecburen uzun oynamak zorunda kaldı ve hücum etkisi düştü. Mustafa Pektemek'in de yokluğu sırasında bu sezonun Batuhan'la geçmeyeceği ortada, bu yüzden Mustafa Pektemek'e acil şifa.

Hakem çok konuşulacak bu maçta. İşin odak noktası verilen penaltı ama maçın genelinde nefes alınan her an faul çalması, oyunu sık durdurması ama buna rağmen kaliteli, yüksek tempolu bir maç izlememiz büyük sürpriz.

Galatasaray adına da ilk yarıdan ziyade ikinci yarıdaki görüntüye bakarak İnönü'den alınan bir puan hiç kötü değil ama yapılması gereken şey, oyunu domine ettiği ve iyi olduğu anlarda şu skor avantajını artık yakalaması. Gelecek haftadan itibaren Burak Yılmaz & Umut Bulut beraberliğini izlemeye başlarız zaten ama zaman gerekiyor.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Kim Bu Velet?

Serinin belki de en güzel fotoğrafı.. Bu defa kim olduğunu sormaktan ziyade, fotoğrafta da yazdığı gibi hangisinin Nando olduğunu bulmaya çalışıyoruz. Muslera hangisi hadi bilin.

Serap

21 Ağustos 2012 Salı

Bir Zamanlar; Selçuk İnan

Selçuk İnan'ın çocukluğuna indik bu resimde. Hatay günlerinde Selçuk İnan...

''Çilek'' Emre Çolak

''Çilek'' kod adını verdiğimiz bu transfer gündeminin içerisinde hala savrulup gidiyoruz. Kaka diyorduk uzun süredir, şimdilerde Quaresma & Baros takası vari bir gelişme var ama sürekli söylediğim gibi, bu çilek adını verdiğimiz olayın altında kalmayız umarım. Kaka vari bir futbolcuya kimse hayır diyemez ama Quaresma transferini de neden istediğimizi gerçekten bilmiyorum.

Örneği de ortada, Emre Çolak. Bizler Amrabat'ın yaratacağı etkiyi düşünüyorken, kafamızdaki 11'e Amrabat'ı yazıyorken, Emre Çolak'ın gösterdiği gelişimi izliyoruz aslında. Geçen sezon yakaladığı çıkışla ben buradayım mesajını veren bu çocuk, bu sezona çok daha farklı başladı ve futboluyla çok büyük bir keyif veriyor.

Verdiğim örnek yanlış anlaşılmasın, tarz olarak söylemek istiyorum, iyi bir Arda Turan'ın verdiği futbol keyfini dün Emre Çolak'dan aldım. Hücum olarak müthiş bir maç geçirdiğimizi söylemek güç, Selçuk İnan etkisini göremedik mesela. Ya da Hamit Altıntop ve Aydın Yılmaz gibi isimlerin iyi oynadığını söyleyemeyiz. Emre Çolak, hücumda Galatasaray'ı ayakta tutan bir numaralı unsur oldu. Topu ayağına aldığı her pozisyonda müthiş bir kreatif etki yarattı ve keyif verdi bu futbolu da.

Eskiye oranla fizik anlamda da daha da güçlenmiş, kolay düşmüyor, mücadelenin içerisinde ve oyun içerisinde de istikrarı yakalamış. İlk maçında verdiği izlenim buydu ama hazırlık maçlarında da bunu belli ediyordu aslında.

Böyle bir ortamda da çilek transferini geçtim, Amrabat'ın 11'e dahil olma süreci dahi uzar. Çilek diye tutturanlara duyrulur, önce elimizdeki değerleri kullanmaya bakalım. Hiç umudum olmayan bu adamın, iki sezon içerisinde gösterdiği gelişim inanılmaz. Hagi de boşuna demedi aslında, benim yerimde Emre Çolak oynayabilir diye ama asıl teşekkür Fatih Terim'e edilmeli. Çünkü bu adamın üstünde duran o, ısrar eden o ve takıma da kendisi kazandırdı. Emre Çolak, her zaman önemli bir potansiyeldi, yıldız adayıydı ama o etkiyi hiç göstermemişti, taa ki Fatih Terim'in ona şans vermesine kadar...

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Galatasaray 2-1 Kasımpaşa, Kazanma Alışkanlığı

Kasımpaşa'yı yaz döneminde çok konuştuk ama çoğumuz ilk defa izliyoruz Kasımpaşa'yı. Kapalı kutuydular ve ilk maçtan verdikleri izlenimle de oldukça beğeni toplamış olmalılar. Kontra bir takım Kasımpaşa, özellikle büyüklere ters gelebilecek bir oyun anlayışları var. Uche gibi hızlı bir forvetleri, Hakan Özmert ve Djalma gibi teknik ayaklara sahipler ve açık alanda can yakıyorlar.

Galatasaray karşısında da bunu iyi uyguladıklarını söylemek lazım. Hızlı oynadılar, orta sahadan dikine çabuk çıktılar ve defansın arkasına atılan her topta etkili oldular neredeyse ama yeni bir takım onlar da, uyum sorunu yaşıyorlar ve hücumda yaşadıkları bu uyumsuzluk onların birçok boş pozisyonu doğru kullanamamalarını sağladı.

Hamit Altıntop maça iyi başlamadı ve bu da Galatasaray orta sahasının direnç gücünü oldukça aşağıya çekti. Maçın ilerleyen bölümünde mücadele olarak yükseldi ve o anlarda biraz daha direnç kazanan Galatasaray'ın tempoyu yakaladığını ve seri pozisyonlar yakaladığını gördük ama beklenen hücum performansının da uzağındaydı Hamit Altıntop ve Melo'yu geçtim, Engin Baytar eksikliği bile Galatasaray'ın tüm dengesini bozdu diyebilirim.

Böyle maçlar zordur, skoru bulmak zorundasınız yoksa o golü mutlaka yiyorsunuz, gol geliyorum diyor. Kasımpaşa'nın da bu futboluyla golü bulacağı zaten bir gerçekti, bu uyum dediğimiz olayın Galatasaray'ı zora soktuğunu gördük aslında. Ujfalusi & Dany uyumu mesela. Sürekli oyunun içerisinde Dany'i gördük, Kasımpaşa'nın arkaya attığı her top tehlikeydi, bu pozisyonların da baş aktörü Uche oldu genellikle ama Dany bu toplarda hiç hata yapmadı. Buna rağmen süper bir performans gösterdi diyemiyoruz, hataları da fazlasıyla vardı. Ama şu net, Semih Kaya & Dany uyumu, Ujfalusi & Dany uyumuna göre daha etkiliydi.

Galatasaray'ın en büyük şansı Emre Çolak'ın bu performansı oldu. Selçuk İnan'ın da pek piyasaya çıkmadığı bir maçta, hücumda sorumluluk alması, yarattığı kreatif etki ve futboluyla verdiği büyük keyif. Atılan iki golde de onun asisti var ama bu asistlerden öte Kasımpaşa savunmasına çok zor anlar yaşattı ve takımını hücumda diri tuttu. Bir de buna Umut Bulut'un yükselen formunu eklediğimizde bu iki futbolcunun iyi durumda olması bile ortaya birçok pozisyonu çıkardı aslında.

Çok iyi bir performans göstermedik ama bu maçın 2'li ya da 3'lü farklara da taşıyabilirdik, böyle pozisyonlar da kaçtı. Şunu da farkettim ayrıca. Galatasaray ortadan dikine geldiğinde top hem Selçuk İnan hem de Hamit Altıntop'dayken araya kaçan bir forveti aradı Galatasaray, o tarz imkanlar hep doğdu ama bu imkanı kullanamadık. Burak Yılmaz'ın takıma girişi bu anlamda çok değerli olacak. Şu form grafiğinde Elmander'in kesik yeme ve Burak Yılmaz'ın 11'de olma ihtimali yüksek. Aynı şekilde Emre Çolak'ın 11'de olması ve Amrabat'ın yedek oturmaya devam etmesi gibi.

Ligin ilk maçları hep zordur, hele ki bu tarz temposu yüksek maçlar. Sürpriz bir sonuç gelmesi de mümkündü ama Galatasaray'ın geçen sezondan gelen en büyük özelliği ''kazanma alışkanlığı''. Bu durum yine ortaya çıktı ve sonuna kadar pes etmeyen bir Galatasaray izledik. Kazananlar da maçın son dakikasına kadar pes etmeyenlerdir, bu şampiyonluk yolunda çok önemli bir durum. Umarım bu futbol nazarlık olur ve gelecek haftalara yansımaz. Melo, Semih Kaya ve Burak Yılmaz gibi isimlerin takıma dahil olmaları çehreyi biraz değiştirir.

19 Ağustos 2012 Pazar

Baros'un Ayrılığı, Olası Quaresma Takası, İhtimaller...

Transfer gündeminin bir numaralı maddesi oldu bir anda. Normal tabii, iyi bir Baros'un neler yapabileceğini kestirebiliyorsunuz, bu yüzden de Beşiktaş ve Trabzonspor gibi forvet arayan takımların da gündemine Baros sokuluyor.

Gelinen bu nokta üzücü aslında, Baros sevdiğim bir futbolcu. Belki sakatlık dönemleri uzun oldu ama bir sezon gol kralı olmuş, diğer sezon takımın en çok gol atan ismi olmuş ve her sakatlık döneminin ardından bir şekilde dönmeyi başarmış bir futbolcuydu Baros. Ama yaş ilerliyor ve yıpranma payı o denli büyüyor. Artı olarak Galatasaray'ın son iki sezonda hedefleri çok büyüdü ve Baros'un geldiği şu nokta bu beklentileri karşılayacak düzeyde değil.

Bu yüzden işin realitesine iniyoruz ve Milan Baros'un yüksek maliyetinden de yola çıkarak olası bir transferi gerçekleştirmesi gerekiyor. İyi para kazanıyor, şu ortamda forma şansı da bulması imkansız derken karşılığında bonservis gelmeyecek olması bile Baros transferini değersiz kılmaz ama doğru bir transferle bu gerçekleşmeli.

Baros'un Beşiktaş veya Trabzonspor gibi takımlarda oynaması beni üzmez ama dediğim gibi doğru bir transferle. Quaresma ile takasıyla değil mesela.

Quaresma'yı beğenmediğimden değil mevzu, mesela Amrabat transferi olmamış olsaydı böyle bir takasa balıklama atlayacaktım belki ama ortada 8 milyon avro'luk büyük bir yatırım var. Quaresma da bir Kaka değil, geldiğinde formasyon değişsin. Olası Kaka ihtimali üzerine büyük heyecan yaşayıp, acaba bu sistem içerisinde onu nasıl kullanırız diye düşünürken, Quaresma'ya pek kafa yorulmuyor, mesele bu.

Şişkin bir rotasyon oldu, Riera gibi bir maliyet bile formanın çok uzaklarında ve Baros'un maliyetinden kurtulduk diye sevinirken, Quaresma gibi bir maliyetin içerisine girmek çok büyük bir yanlış olur bana göre.

İşin özü, Milan Baros'la yolların ayrılması gerektiği, yüzde 99 ihtimalle de ayrılacağı ama 1.5 milyon avro + Baros = Quaresma karşılığı olmaması gerektiği. İddialar ciddi diye yazdım bunu, hem Beşiktaş başkanının açıklaması, hem menajer Ahmet Bulut'un söylemleri, hem de Galatasaray cephesinden resmi bir yalanlama gelmemiş olması kafaları karıştırıyor.

Ama Quaresma konusunda Beşiktaş yönetiminin geri adım atacağına inanıyorum ben, takıma döneceğini düşünüyorum. Geçen bu süre Beşiktaş'ın lehine değil, aksine Quaresma'nın lehine. Takımın da olası kötü gidişatı Quaresma için daha yüksek seslere neden olabilir. O konuda Beşiktaş'ın yaptığı yanlış bir uygulama var. Mesela Galatasaray'dan da kimlerin gideceğini biliyoruz ama o futbolcu ayrılacağı günden bir gün önce bile takımla idmanlara çıkıyor, kadro dışı bırakılmıyor, yani değersizleştirilmiyor. Beşiktaş'ın Quaresma konusunda yaptığı bu, elindeki değeri değersizleştirmek.

Galatasaray Üzerine; Dar Alanda Uzun Paslar

Yeni sezon başladı, öncelikle iyi bir sezon yaşamak umuduyla, sadece futbola odaklandığımız. Bu sezonun Galatasaray adına önemi büyük. Son şampiyon unvanı, önemli transferler, Şampiyonlar Ligi arenası derken uzun, zorlu bir sezon bizleri zorluyor olacak ve her sezon başının da geleneği olduğu üzere sevgili Göksel Sert ile Galatasaray ve Türkiye Ligi üzerine konuştuk, sağolsun her zaman olduğu gibi bizleri yine kırmadı...

Yüksek maliyetli transferler yaptı Galatasaray, belki de yapmaya devam edecek. Burak Yılmaz, Hamit Altıntop, Amrabat, Dany ve Umut Bulut gibi isimler takıma dahil oldu, Melo takımda kaldı. Böyle bir harekatı çok uzun zamandır yapmamıştı Galatasaray ve geçen sezon tüm sorun duyduğu mevkilere gelen isimlerin transfer edildiğini görüyoruz. Galatasaray'ın transfer politikası için ne söylemek istersiniz ve maliyetler de göz önüne alındığında atılan bu adımlar ne kadar gerçekçi, düşünülen başarıyı getirecek isimler mi bu transferler?


Göksel Sert: Baros'un yaşadığı düşüşten sonra bitirici gücü yüksek bir santrfor ihtiyacı açıktı ve bu, ülke sınırları içerisinde alınabilecek en iyi oyuncuyla dolduruldu. Burak aşısı tutar ya da tutmaz(bence tutacak) onu bilemem ama teoride çok başarılı bir hamle olduğunu düşünüyorum. Maliyeti de oldukça uygun. Umut Bulut'un oyununu Elmander'e çok benzetiyorum. İkisi de çok çalışkan ve son vuruşlarda nispeten sorunlu. Galatasaray çift forvetle oynadığına göre 4 forvet alternatifi olması gerek. Baros'un ayrılacağını, resmen ayrılmasa dahi fiili olarak ayrıldığını düşündüğümüzde Umut Bulut gerekli olan bir opsiyon. Bana öyle geliyor ki Burak da formunu bulduğunda Galatasaray'ın forvet ikilisi Burak ile Umut'tan oluşacak.

Dany iyi bir oyuncu ama Anadolu'da stoper olmakla büyük takımda stoper olmak arasında fark var. Dany bu farkları eritebilirse Galatasaray'ın ideal stoperi olabilir. Anadolu'da harikalar yaratıp büyüklere geldiğinde bekleneni veremeyen pek çok oyuncu tanıyoruz. Bana Dany bunlardan biri olmaz gibi geliyor. Çünkü Kamerunlunun Ligue 1 ve Avrupa deneyimleri de bulunuyor. Ayrıca Dany'nin sırf ismiyle Semih'i kesmeyecek olması güzel bir nokta.

Büyük takımlar bazen bir oyuncunun transferine takar. Galatasaray'ın taktığı isim de Amrabat oldu. Amrabat da bu transferi çok isteyince zor da olsa transfer gerçekleşti. Amrabat çok yetenekli bir oyuncu. Galatasaray geçtiğimiz yıl topu ileri taşıyacak, sıkışan oyunu hareketlendirecek futbolcu ihtiyacını çok hissetmişti. İşte Amrabat bu yaraya derman olabilecek bir isim. Tabii törpülemesi gereken yönleri de var. Mesela egoist tarzı. Galatasaray'da Kayserispor'daki kadar bencil olacağını sanmıyorum ama yine de bu huyuna dikkat etmesi gerek. Zaten Fatih Terim konuyla yeterince ilgilenecektir. Amrabat için diğer bir tehlike yüksek bonservis bedelinin altında ezilmek. Bunun olmaması için taraftarın onu olabildiğince sahiplenmesi gerek.

Hamit Altıntop son yılların Türk futbolundaki en önemli isimlerinden. Bayern Munich, Real Madrid gibi dev kulüplerle önemli tecrübeler yaşadı. Tüm bunların yanında açık sözlülük gibi önemli bir meziyete sahip. Hamit oyun karakteri olarak Galatasaray'a büyük bir artı katacaktır. Fakat oynayacağı mevki hakkında soru işaretlerim var. Sağ açık oynarsa özellikle kapanan rakiplere karşı Süper Lig'de ölü top ve uzaktan şutları hariç çok etkili olamayacak; merkez orta saha zaten dolu, orada oynayamaz; sağ bekse Eboue tarafından parsellenmiş durumda. Hamit'e elbette yer bulunacaktır ama Galatasaray'ın onun futbolunun yanında oyun karakterinden de faydalanması gerek.

Melo'nun takımda kalışı çok doğru bir iş oldu. Eğer Melo geri getirilmese yapılan tüm hamleler boşa çıkabilirdi. Bonservisiyle alınamamış olması ve transferin epey gecikmesi sorun ama Galatasaray'ın önünde bu sorunları çözebilecek kadar zaman mevcut.

Yeni sezon öncesinde nasıl bir izlenim verdi sizlere Galatasaray? Özellikle de Fenerbahçe maçına bakarak bu soruyu sormak istiyorum sizlere, çünkü Melo'nun da olmadığı bir Galatasaray'ın orta sahada ezilmediğini, 10 kişi kalmasına rağmen fazlasıyla baskın olabildiğini gördük. Geçen sezon alternatifsizlik en büyük sorunu gibiydi Galatasaray'ın ve Melo olmamasına rağmen orta sahada ayakta kalabilen bir yapı var. Bunun nedeni sence ne olabilir?

Göksel Sert: Galatasaray iyi durumda. Zaten ön eleme oynamayacağı için birden çok yüksek form noktalarına çıkmasına gerek yok. Yavaş yavaş üst noktalara ulaşması Şampiyonlar Ligi sebebiyle Galatasaray adına çok daha doğru. Fenerbahçe karşılaşmasında özellikle Umut çok olumlu bir görüntü çizdi. Formayı kolay kolay bırakmayacağının mesajını verdi. Hamit'in durgunluğuysa beni yukarıda da anlatmaya çalıştığım "yer bulamama" düşüncelerine yöneltti. Neyse, ilerleyen haftalarda bunları çok daha net göreceğiz zaten.

Melo'suz orta saha hiç fena değildi ama ben yine de Melo'lu orta sahayı tercih ederim. Hele Engin'in aldığı cezadan sonra Melo'nun bir an önce form tutması gerekecek. En azından eylül ayına yani Şampiyonlar Ligi'ne dek.

Galatasaray'ın ''çilek'' kavramıyla sınavı ile ilgili ne söylemek istersiniz ve size göre yapılması gereken yeni transfer hamlesi hangi mevkiye, hangi şartlarda gerçekleşmeli?

Göksel Sert: Çilek olarak bugünlerde Kaka konuşuluyor. Kaka'ya bir şey söyleyecek halim elbette yok ama Kaka gibi bir oyuncunun transferi ne kadar gerekli tartışılır. Galatasaray 4-4-2 dizilişine bu kadar uyum sağlamış ve doğru bir çizgi yakalamışken Kaka'nın transfer edilmesi tüm planları alt üst edebilir.

Tabii Kaka ya da başka bir "çilek" ismin transfer edilmesi Galatasaray'ı bambaşka bir noktaya da ulaştırabilir. Bu noktayı görmezden gelmek imkansız. Belki transfer edilecek "çilek" Galatasaray'ın yeni Hagi'si olacaktır, kim bilebilir.

Özetlemek gerekirse "çilek" transferi gerçekleşse de olur, gerçekleşmese de. Gerçekleşmesi mevcut sistemi bozabileceği gibi takımı çok farklı noktalara da ulaştırabilir.

Bana göre sol beke bir alternatif transferiyle Galatasaray transfer dönemini noktalayacak hale ulaşır. Eğer bek için Riera ve Çağlar'a güveniliyorsa-ben henüz böyle bir mesaj alamadım- transfer dahi gerekmez.

Geçen sezona ve bu sezonu göz önüne aldığımızda, Galatasaray'ın düşündüğü ve yapması gereken farklılıklar sizce ne olmalı ve Şampiyonlar Ligi'nde kısa vadeli beklentileriniz neler?

Göksel Sert: Bu sezon için Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki öncelikli beklentisi gruptan çıkmak olmalı. Grup aşamasını geçtikten sonra her şey olabilir. İşte geçen yılki Apoel örneği. Tabii çekilecek grubun zorluk derecesine bağlı olarak grubu 3. tamamlayıp Avrupa Ligi'ne kalmak da başarı olarak değerlendirilebilir.

Galatasaray'ın geçtiğimiz yıl yaptığı ve bu yıl yapmaması gereken bir şey doğrusunu söylemek gerekirse aklıma gelmiyor. Yapıp yapmamaktan ziyade Galatasaray'ın geçen sezonki oyununu geliştirmesi çok daha önemli.

Genel olarak Spor Toto Süper Lig'e baktığımızda nasıl bir lig bizleri bekler? Şampiyonluk mücadelesi, diğer büyük takımların konumları, sürpriz yapabilecek takımlar ya da hayal kırıklığı olur dediğiniz takımlar için ne söylemek istersin?


Göksel Sert: Lig hakkında konuşmak için henüz çok erken. Fakat ilk bakışta Galatasaray ve Fenerbahçe'nin lig yarışını sürklase edebileceği görülüyor. Trabzonspor şans olarak bu iki takımın arkasından geliyor. Beşiktaş'sa şu an ne yapacağı belli olmayan bir kapalı kutu. Beşiktaş'ta mevcut baskının ve beklentinin az olması onları beklenenden daha iyi noktalara çıkartabilir. Bursaspor için yakın gelecekte en çok istediğim şeyse Avrupa Ligi gruplarına kalmayı başarmaları. Çünkü Avrupa'da başarı Anadolu devriminin daha sağlam temellere oturmasını sağlayacak.

Bu sezonki lig için herkes iki başlı olacağı şeklinde yorumlar yapıyor. İspanya'daki Barcelona-Real Madrid gibi bizde de Fenerbahçe-Galatasaray. Bu, ligin rekabetçi yapısı açısından pek iyi olmaz. Belki sezon sonu bu iki takım yine zirvedeki ilk 2 sırayı paylaşır ama şu anki görüntüyle Süper Ligi'mizin zirve rekabeti açısından La Liga gibi olacağını sanmıyorum. Bu sezon Anadolu takımları öyle transferler yaptılar ki hem Fenerbahçe'nin hem de Galatasaray'ın çok zorlanacağı, puanlar kaybedeceği maçlar izleyeceğiz.

Kim sürpriz, kim hayal kırıklığı olur sorusuna cevap vermek için ilk 3 haftanın geçmesini bekleyelim derim. Şimdi ne söylesek çok doğru olmayacak. Ortada geçtiğimiz sezonki Gençlerbirliği gibi bir örnek var. Ben dahil birçok kişi onları küme düşme adayı gösterirken muhteşem bir sezon yaşadılar. Ama ne yapacaklarını çok merak ettiğim Anadolu takımları var. Mesela ligimizin yeni ilçe takımı Akhisar Belediyespor, birçok transfer yapan Elazığspor, Carvalhal'in İBB'si ve tabii çok güçlü yönetimiyle Kasımpaşa. Bu takımların oynayacağı futbolu, oyun tarzlarını, oluşacak 11'lerini çok merak ediyorum.

Son olarak şunu söylemeliyim. Şimdi fark edilmiyor ama Avrupa Ligi play-off'unun kaldırılması pek çok Anadolu takımı adına çok kötü bir durum. Bu sezon yapılan transferlere, icraatlara baktığımızda en az 5-6 kulüp kendisine Avrupa hedefi koymuş durumda. Fakat Avrupa Ligi play-off'u olmadığı için bu takımlar ya 4. olmalı ya da Türkiye Kupası'nı kazanmalı. Bu da ne yazık ki çok kolay gözükmüyor. Umarım harcanan emekler boşa gitmez. Anadolu takımları Avrupa'da daha çok yer almalı. Futbolumuz ancak böyle kısır döngüdeki vaziyetinden kurtulabilir.

http://twitter.com/UzunPaslar - http://www.uzunpaslar.com/

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Yeni Sezon Formaları | Real Madrid

Dünkü Chelsea formalarından sonra bugün yine bir Adidas takımı olan Real Madrid'i ağırlıyoruz blogda. Geçtiğimiz senenin en güzel formasına sahip olan Real bu sene de hemen hemen aynı formayı kullanıyor fakat renk değişikliğiyle. Önce iç saha formasını irdeleyelim. Geçtiğimiz sene iç saha forması beyaz formanın üzerine kullanılan altın yazı tipleriyle tamamlanıyordu. Bu sene ise yine beyaz forma kullanılıyor fakat altın rengin yerine tamamlayıcı renk olarak lacivert seçilmiş. 1902'de kurulan Real Madrid'in 110. yılında kullanacağı beyaz forma, kuruluşun anısına hazırlanmış. Deplasman formasında da lacivert ağırlıklı kullanılmış. Henüz piyasaya sürülmemiş bir de üçüncü formaları var. Gelen duyumlar üçüncü formanın da yeşil olacağı yönünde. Yeşil formanın R.Madrid'in 60'lı yıllardaki formasına göz kırpacakmış. Ama dizaynı, şekli, şemali, tonu hakkında bir bilgi maalesef yok. Umarım en kısa sürede gelir zira ben yeşil formayı merak ederim. Bakınız Euro 2012'deki İrlanda forması. Casillas'ın forması olarak da biraz sonra göreceğiniz kırmızı forma hazırlanmış. Kaptana yakışır.

Deplasman formasında da tam tersi. Bu kez lacivert tek renk formanın üzerindeki yazı tipinde beyaz kullanılmış. Omuzlardan aşağı inen Adidas çizgileri ise fosforlu sarı. Lacivert formanın ön kısmında siyah fitiller iniyor aşağı doğru. Net değil, keskin değil fakat gayet belirgin ve formayı hareketlendirmiş. Lacivert formaya yine lacivert şort uygun görülmüş, makuldür. Şortlardaki Adidas çizgileri yine fosforlu sarı. Real Madrid formaları şu ana kadar gördüklerimin arasında en tuzlu olanlar. 70 euro'dan başlayan formalar 90 euro'ya kadar yükseliyor. Alacaklar, kullanacaklar hayrını görsün.

Yarın devam etmeye çalışacağım ama edemezsem şimdiden iyi bayramlar.

Serap

17 Ağustos 2012 Cuma

Yeni Sezon Formaları | Chelsea

Nike formalarının ardından bugün bir de Adidas ile karşılaşalım dedim ve sahneye Chelsea'yi aldım. Chelsea, bugüne kadar yazdığım takımlar içinde, Galatasaray'ı tenzih ediyorum, üçüncü forması açıklanan tek kulüp. İç saha ve dış saha formalarının yanı sıra üçüncü formaları da piyasaya sunulmuş durumda. Geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan Chelsea'nin önümüzdeki sezon giyeceği formalarındaki Şampiyonlar Ligi kupası amblemi en dikkat çeken şeylerden birisi. İlk olarak iç saha formasını inceleyelim. Chelsea'nin mavi rengi formanın tamamını oluşturuyor. Fakat bu sezon altın temalı formalar ön planda. Adidas çizgileri, forma numaraları ve hatta formadaki reklamda altın rengi kullanılmış. Aynı durum kaleci formaları için de geçerli tabii.

Dış saha formalarında ise beyaz rengi tercih etmişler. Tabii formadan çapraz olarak geçen ve güzellik yarışmalarında seçilen kızlara takılan şeye benzeyen açık mavi bandı saymazsak. Formanın yakasında ve omuzlardan inen üç Adidas bandında ise lacivert renk kullanılmış. Beyaz forma yine beyaz şortla birleştirilmiş ve Chelsea'nin deplasman forması da böylece ortaya çıkmış. Formaların içinde şahsen en çok beğendiğim forma deplasman forması. Bakmayın açık mavi bandıyla dalga geçtiğime, formaya çok hoş bir derinlik kattığı aşikar.

Son olarak da üçüncü forma. Siyah formaya sarı efektler verilerek hazırlanmış forma Chelsea'nin bu sezonki alternatif forması olarak görünüyor. Siyah formadaki sarı efektler iç saha formasındaki altın temasının devamı olarak yansıtılmış. Formayı siyah şort ile tamamlayan Chelsea, bu forma için taraftarına bir de güzellik yapıyor. Siyah formayı alana yanında bir de giysi torbası veriyor. Şu bez olanlardan.. Evet buradan Chelsea Store'a gidip cv'mi veriyorum. Şaka bir yana formaların fiyatları, uzun kollu formalar da dahil, 80 euro'nun üzerine çıkmıyor. Chelsea formaları şu ana kadar yazdıklarımın içinde en ucuzu. 65-70 euro'ya istediğiniz formayı alabilirsiniz kolayca.

Serap
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir