Fenerbahçe öncesinde kendisini çok fazla tanımıyordum, Fenerbahçe'de gösterdiği performansla herkesin dikkatini çekti. Kiralık olarak formasını giydiği Fenerbahçe'nin o sezon şampiyonluğunda da önemli payı vardır. Luciano ile birlikte iyi bir ikili olmuşlardı ama sorunlu ayrıldı, bir maçta formasını yere fırlatmıştı diye hatırlıyorum, sonrasında da Fenerbahçe kendisiyle yola devam etmedi.
Fenerbahçe'de iyi bir sezon geçirmesine rağmen kendisini Galatasaray günleriyle hatırlyacağız, tam 3 sezon Galatasaray formasını giydi ve Song ile birlikte unutulmaz ikililerden biri olmayı da başardılar.
Galatasaray'a transfer olduğu dönem, maddi anlamda Galatasaray'ın sorun yaşadığı bir zamandı. O kötü kadroya çok da transfer yapılamadı aslında, Song, Tomas ve Conceicao etki eden isimler mesela. Devre arası döneminde de Ribery gelmişti. En son Fenerbahçe formasını giymiş olması kimse için sorun yaratmadı tabii, sorunlu ayrılmıştı çünkü. Tomas da belki onun etkisiyle geldi, bilinmez. Transfer döneminin hemen başında da gelmemişti, sezon başlamıştı o transfer edildiğinde. Hagi bir maç Petre'yi stoperde denemiş ama Petre'nin yediği taraftar tepkisi sonrasında Petre de gönderildi, Song & Tomas ikilisiyle başarı sağlandı, istikrarlı bir ikili oldular.
Başarılı bir stoperdi, Fenerbahçe günleri sorunluydu ama Galatasaray günleri bir o kadar sorunsuz geçti. 2005-2006 şampiyonluğunun da önemli parçalarından biridir. Song'la iyi bir ikili oldular, fazlasıyla uyum gösterdiler ve Tomas'ın forma giydiği üç sezon boyunca da bu istikrar bozulmadı. Feldkamp göreve geldiğinde ise Tomas'ı gönderdi. Necati Ateş, Emre Aşık, Hasan Kabze gibi isimlere yapıldığı gibi. Çok anlam verememiştim Tomas'ı gönderdiğinde ama Servet Çetin'i kazandı mesela, Servet Çetin'in Kalli döneminde gösterdiği performans kusursuzdur ama çok hakkı verilmez.
Tomas da Galatasaray sonrasında Hasan Kabze gibi Rubin Kazan'a gitti. Orada bir sezon oynadıktan sonra Gaziantepspor'a geldi, Bucaspor formasıyla yarım sezon geçirdi derken futbolu bıraktı. Sonrasında da antrenörlük yaptı, Gaziantepspor ve Elazığspor gibi takımlarda yardımcı hocalık yaptı.
49 kere Hırvatistan Milli Takım'ı formasını giymiş bir isim. Dinamo Zagrep ile üst üste kazanılan 5 şampiyonluğu var mesela, Hırvatistan'ı domine eden yapının da içerisindeydi. İtalya günleri onun adına iyi geçmedi ama istikrarı yeniden Türkiye'de buldu. Fazla ön plana çıkmamıştır belki ama kariyerli de bir futbolcudur, ayrıca Galatasaray'ın sevilen isimlerinden biri.
Üst düzey bir stoper olmadığının ben de farkındayım ama Galatasaray'ın şu an kaç tane üst düzey stoperi var sorusuna nasıl bir cevap verebiliriz? Chedjou dahil, üst düzey, Ujfalusi vari fark yaratan bir stoperimiz bence yok. Dany de ortalama bir stoperdi, her takımın kadro rotasyonunda a, b ve c sınıf futbolcular olur, herkes a sınıfında olamaz. Dany'nin bu anlamda iyi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum. Hadi bu sezon yabancı kontenjanı sorundu ama geçen sezon gönderilip yerine Burdisso'nun gelmesinin mantıklı bir açıklaması yok. Gelecek sezon 14+14'lük yapıda da Dany'nin mutlaka yer bulabileceğini düşünüyorum.
Anlam veremediğim nokta, bu kadar değersizleştirilmesi. Galatasaray Dany ile şampiyon oldu, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final gördü. İyi veya kötü, eksikleri elbette var, dediğim gibi üst düzey bir stoper değil ama değersiz bir futbolcu da değil. Fazlasıyla da sorunsuz. Beşiktaş'a git dersin gider, Granada'ya git dersin gider, oradan Evian'a geçer. Sorun, sıkıntı da yaratmıyor. Takımında olduğunu düşün, oynatmazsın sorun çıkarmaz, tribüne çıkarırsın ses etmez, oynatırsın elinden geleni yapar. Böyle hızlı stoperi de çok fazla bulamazsın, bu anlamda iyi alternatif olacak. Gelecek sezonda takıma katılması gerektiğini düşünüyorum, bu anlamda Amrabat'dan da değerli.
Granada günleri hayal kırıklığı oldu ama Evian formasıyla kendini bulmuşa benziyor. Sürekli görüyoruz, haftanın 11'lerine girmiş, en son Fransa Ligi'nde Mart ayının 11'indeydi, bir internet sitesi 2015'in en etkili 12. stoperi seçmiş. Yükseliyor, kendini buluyor ve bu yaptıklarının da asla hafife alınmaması gerekiyor. Beşiktaş veya Granada performanslarına bakarak Dany'i eleştirmek bence yersiz, risk almayı seven hatta "bomba" gibisinden eleştirilen Dany'nin aslında yararlı bir futbolcu olduğunu düşünüyorum. Bugün yükselişiyle de demeye başlamadım bunları, giderken de söylemiştim. Aklım almamıştı, Dany'den vazgeçip neden Burdisso.
Bizler dışarıdan bir gözle takip ediyoruz, bu yüzden içeriden bir göz dedim ve Fransa'da yaşayan sevgiliFırat Demirtaş'a Dany'i sordum, bir de ondan okuyalım;
Evian'ın Dany'i transfer etmesi senin deyiminle "firsat transferi
oldu". Ellerindeki iki stoper Mongongu ve Mensah Afrika kupasına
gittiği için ellerinde stoper kalmadı. Evian gibi kulüplerin bir
futbolcuya en fazla aylik 25-30 bin euro maas veriyor. Maasininin %
70'ni Galatasaray verdiği için bu eksiklerini kap'a bildirdiler.
Maçları
istatistik olarak değerlendiren ( whoscored ) gibi site tarafindan
haftanın 11'ine 4 kez seçildi ama Lequipe ve France football gibi sadece
istatistiğe bakmayan yaptığı kritik müdahale ve takıma kattığı artıya
bakarak değerlendiren siteler tarafından bir kez 11'de yer aldı.
Evian'ın
teknik direktörü Dupraz Pascal, ellindeki en atletik stoper olduğu için
Dany'e ilk toplara basan ve hiç riske girmeden sadece savunmadan
uzaklaştırma görevini verdi. Dany de Galatasaray'daki risk alma ve oyun
kurmaya çalışmak yerine hocasının dediklerini yaptığı için 8 maçta 87
tane tehlikeli atağı kesmesi ile ön plana çıktı (22 maça çıkan David
Luiz'in Dany'den sadece 1 tane fazla atağı engellemiş). Haftanın 11'inde
yer almasınında en büyük etkeni bu tehlikeli atakları sonlandırması
oldu. Ama içe kat ederek oynayan hücümcülara karşı hala sorunlar
yaşıyor.
Eskiden bu tip yerliler daha değerliydi ama yeni yabancı kuralı
sonrasında Milli Takım tercihi Türkiye olmayan yerli futbolcular da
yabancı sayılacak. Yunus Mallı adına hala Türkiye bir ihtimal ama şu
aşamada Almanya U21 takımında oynadı, geçmiş yıllarda da Almanya'nın
çeşitli yaş kategorilerinde forma giydi. Sezon sonunda da sözleşmesi
bitiyor, sen Yunus Mallı için neler söylemek istersin ve yeni düzende
nasıl bir transfer olur?
Hasan Yıldırım: Yunus Mallı 92 doğumlu, yetenekli bir orta saha oyuncusu. Senin de
belirttiğin gibi yeni yabancı oyuncu kuralı öncesi bu tarz yerli
oyuncular daha değerliydiler. Artık takımlar kadrolarında 14 yabancı
oyuncu bulundurabilecekler. Bu da demek oluyor ki, takımlar yerli
oyunculara muhtaç kalmayacaklar tabiri caizse. Yine takım kadrosunun
yarısı yerli oyunculardan oluşacak, ama bir o kadar da yabancı oyuncu
istendiği takdirde kadroda bulundurulabilecek. Böylece çoğu yerli
oyuncunun yabancı oyuncu kontenjanındaki sınırlama nedeniyle şişen
piyasası, düşüşe geçecek. Takımlar 11 yabancıyı aynı anda ilk 11'de
oynatabilecekler. Böylece sadece sınırlama nedeniyle yerli olduğu için
zorunluluktan oynatılan ve yıllardır kendisini geliştirememiş yerli
oyuncular, artık formayı kapabilmek için daha fazla çalışmak zorunda
kalacaklar. Yunus'un A milli takım tercihi henüz netleşmedi. Kendisi de
bu konuda henüz karar vermediğini açıklamıştı.
Almanya
U17-U18-U19-U20-U21 genç milli takımlarında forma giymiş bir futbolcu.
En son Mart 2015'te hazırlık maçında İtalya U21 Genç Milli Takımı'na
karşına Almanya U21 Genç Milli Takımı'nda (90dk) ofansif orta saha
olarak forma giydi. Ama o da Almanya A Milli Takımı'nda forma giymenin
zorluğunun farkındadır diye düşünüyorum. Eğer A milli takım seviyesinde
tercihi Almanya olursa, önümüzdeki sezondan itibaren Türkiye'de yabancı
statüsünde forma giyebilecek. Bu konuda henüz karar vermemesinin
nedenlerinden birisinin de, kulüp geleceğinin netleşmemesi olduğunu
düşünüyorum. Çünkü önümüzdeki sezon bir Türk takımıyla anlaşırsa, böyle
bir tercih yüzünde yabancı statüsünde oynayacak olması sorun olur.
Sonuçta takımlar kadrolarındaki yabancı oyuncu sayısına göre federasyona
bir harç ödemek zorundalar. Eğer Yunus'un önümüzdeki sezon formasını
giyeceği takım yine Bundesliga'dan bir takım olursa, A milli takım
tercihi Almanya olabilir. Ama Yunus önümüzdeki sezon için bir Türk
takımıyla anlaşırsa, bu sefer önümüzdeki sezon yabancı statüsünde forma
giymemek için Türkiye A Milli Takımı'nı tercih edebilir. Daha önce
belirttiğim gibi Almanya A Milli Takımı'nda forma giymesinin daha zor
olduğu da bir gerçek. Galatasaray için düşünürsek; Yunus öncelikle
Galatasaray için iyi bir alternatif olabilir. Önümüzdeki yaz sözleşmesi
bitecek, yıllık kazancının da çok yüksek olduğunu sanmıyorum.
Maliyetinin düşük olması avantaj. Hem Sneijder için, hem de Selçuk için
iyi bir alternatif olabilir. Yine gerektiğinde kanatta da
değerlendirilebilecek bir futbolcu.
Mainz formasıyla hatırlıyoruz kendisini, M'gladbach'ın U17 ve U19
takımlarında da forma giydi ama Mainz ile Bundesliga kariyerini
başlattı. Genç de bir isim, henüz 23 yaşında. Normalde daha tecrübeli
isimleri bu yazı dizisinde öneriyoruz ama ilk defa bu kadar genç ve
yerli bir ismi önermiş olacağız. Galatasaray açısından nasıl
değerlendirirsin Yunus Mallı'yı, olası Türkiye kariyeri ona neler
getirir yoksa Bundesliga'da kalmasını beklediğin bir isim mi?
Hasan Yıldırım: Yunus Mallı; Mainz'da gösterdiği performans sonrası Bundesliga'dan da
teklifler almasını beklediğim bir oyuncu. Bu sezon Mainz formasıyla
Bundesliga'da 23 maçta forma giydi; 4 gol attı, 3 asist yaptı. Bu
maçların 17 tanesinde ilk 11'de sahaya çıktı, 6 tanesinde 90dk sahada
kaldı. Avrupa Ligi Elemeleri'nde 2 maçta forma giydi, 1 asist yaptı.
Asıl sorulması gereken; Galatasaray'a transfer olması durumunda hemen
formayı kalabilir mi, yoksa yabancı oyuncu kontenjanındaki rahatlama
nedeniyle önümüzdeki sezon bu çok daha mı zor olur? Bence mevcut kadroya
ihtiyaç duyulan takviyeler yapılabilirse, Yunus'un formayı kapması ilk
etapta zor görünüyor. Öncelikle iyi bir alternatif olabilir. Daha sonra
göstereceği performansla ilk 11'i zorlayabilir mi, formayı kapabilir mi,
bunun onun göstereceği performansa kalıyor. Galatasaray elini çabuk
tutar ve sezon sonu sözleşmesi bitecek kaliteli yabancı oyunculardan
ihtiyaçlar doğrultusunda bazılarını kadroya katabilirse, çoğu yerli
oyuncunun artık Galatasaray forması giymesi çok zor olacaktır.
Bir
Galatasaray taraftarı olarak Yunus gibi maliyeti düşük, ama yetenekli
oyuncuların transfer edilmelerine "Hayır" demeyeceğimi ifade edeyim. Ama
Yunus Mallı, Galatasaray'ın öncelikli ihtiyaçlarını karşılayabilecek
bir isim değil. Yani Galatasaray için olmazsa olmaz bir transfer değil.
Kiralık oyuncuların da önümüzdeki yaz takıma geri dönecekleri
düşünülürse, kadronun bayağı şişeceği de bir gerçek. Yunus tarzı bir
oyuncuyu transfer edebilmek için öncelikle; Galatasaray'da forma
giyemeyecek, veya Galatasaray'da beklentileri karşılayamayan oyuncularla
yolları ayırmak gerekecek. Düzenli oynayabileceği bir takım, Yunus'un
kendisini geliştirebilmesi açısından daha faydalı olabilir. Bu da başka
bir gerçek.
Bu sezon 23 maçta 4 gol 3 asisti var, bu anlamda istikrarlı bir isim,
formayı bırakmıyor. Yükselen de bir grafiği olduğunu söylemek mümkün.
Hangi özellikleriyle ön plana çıkıyor, nasıl bir futbolcu?
Hasan Yıldırım: Yunus Mallı; kanatlarda da oynayabilen, sağ ayağı daha etkili olan, gole
yakın, tekniği iyi, kolay adam eksiltebilen, hızlı, çabuk bir ofansif
orta saha. Merkez orta saha olarak da oynayabiliyor. Ama forvet
arkasında daha etkili. Oyun zekası iyi bir oyuncu. Takım arkadaşlarına
pozisyon hazırlayabilme özelliği var. İhtiyaç duyulduğunda kanatta da
(özellikle sol kanat) değerlendirilebilir.
Tolgay Arslan'ın da sezon sonunda sözleşmesi bitiyordu ama o devre
arasında Beşiktaş yolunu tuttu. Yunus Mallı için ise mutlaka teklifler
gitmiştir ama o kalmayı tercih etti, sözleşmesini de uzatmış değil. Onu
nasıl bir kariyer bekliyor ve Galatasaray adına önemli bir isim olabilir
mi?
Hasan Yıldırım: Hamburg artık kadroda Tolgay'ı düşünmüyordu ve Tolgay eskisi gibi
Hamburg ilk 11'inin banko oyuncularından değildi. Yunus ise Mainz'da
fazlasıyla forma şansı buluyor. Sezon sonu sözleşmesi biteceği için daha
fazla teklif alması muhtemel. O yüzden sözleşmesi bitene kadar
Mainz'dan ayrılmak istememiş olabilir. Bir oyuncunun bonservissiz
olması, ona talip olacak takımlar için büyük avantaj. Hiçbir takım;
kadrosundaki ihtiyacı bonservis ödemeden bir futbolcuyla
giderebilecekse, başka bir futbolcuya bonservis ödemek istemez. Yunus
gibi yetenekli, Almanya U21 Genç Milli Takımı'nın da formasını giyen bir
oyuncunun sözleşmesi de bittiği zaman talibi çok olacaktır diye
düşünüyorum. Daha önce de belirttiğim gibi Yunus Mallı transferi,
Galatasaray için olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir transfer değil. Bence
Yunus, Galatasaray'ın öncelikli ihtiyacı olan mevkilerin oyuncusu
değil. Ama kadrodaki Galatasaray'a fayda sağlamayacak oyuncularla yollar
ayrılabilir ve kadroda yer açılabilirse, sonra asıl ihtiyaç olan
mevkilere gerekli transferler yapılabilirse, daha sonrasında kimsenin
Yunus gibi bonservissiz ve yetenekli bir futbolcuya karşı çıkacağını da
düşünmüyorum.
Meselenin temelinde başarısızlık var aslında. Hajroviç transferi başlı başına bir başarısızlık öyküsü. Sadece 12 maç oynayan bir futbolcu için ödenen 3.5 milyon avro'luk bonservis bir yana, futbolcunun alacakları ödenmediği için Werder Bremen'e gitmesi de işin ayrı bir hikayesi.
Ribery'nin kaçışıyla aynı hikaye aslında, Ribery'nin de bonservis bedelini biz ödemiştik, Hajroviç'in de ödedik. Hajroviç'in de bir Ribery olamayacağı açık, Werder Bremen yedek kulübesinde pas tutmak üzere. Hajroviç'in farkı, sözleşmesinde yazan bütün bedeli istemesiydi, hem başka bir takımla sözleşme imzalayacak, hem de bizden para kazanmaya devam edecek. Hikaye başarısızlık hikayesi, buna evet ama böyle de bir dünya olmadığını gün itibariyle gördük.
5 milyon avro beklerken, 92 bin avro gibi bir rakam alacak. Hikaye başarısızlık hikayesi ama Galatasaray'ın bu davayı kazanması da bir başarıdır. Daha kötüsü olabilirdi, olmadı. Zararın neresinden dönsen kârdır. Hajroviç olayını özetleyen en iyi cümle.
Hajroviç'in simgeleştirdiği o ara tramsfer dönemi de fazlasıyla karanlık, bu da Aysal için en büyük handikap. Aysal'a sevgimi, saygımı bilirsiniz ama o dönemin de açıklığa kavuşması gerekiyor. Başarısızlık büyük olduğu gibi, bu başarısızlığın maliyeti de bir o kadar büyük oldu.
Prandelli davasında ise bu kadar şanslı olmayabiliriz, zor şartlar bizleri bekliyor olacak. Umarım ucuz atlatılır..
Ron Vlaar için söylenecek ilk şey tecrübesi olur, 30 yaşında, Hollanda
Milli Takım formasını da 33 kere giymiş bir isim. Ayrıca kariyerinde de
çok fazla değişiklik yapmadığını görüyoruz. AZ Alkmaar, Feyenoord ve
Aston Villa. Çok zirve takımlarda da oynamadı ama bir istikrarı var.
Vlaar için öncelikle neler söylemek istersin, Galatasaray'ın böyle bir
tecrübeli stoper ihtiyacı var mı?
Hasan Yıldırım: Ron Vlaar bu sezon sakatlıklar nedeniyle formasını kaybetti. Yoksa
Hollanda Milli Takımı ve Aston Villa'nın banko oyuncularından birisi.
Son 3 sezon adele ve kas sakatlıklarıyla fazla uğraşmak zorunda kaldı.
Bu sezon bunlara diz sakatlığı da eklendi. Bu sezon 3 kere ciddi
sakatlandı. Bunun sonucunda İngiltere Premier Ligi'nde Aston Villa'nın
30 maçından sadece 13'ünde forma giyebildi. Bunların 11 tanesinde 90dk
sahada kaldı. 11 kere sakatlıklar, 1 kere kart cezası nedeniyle forma
giyemedi. 2 kere de kadroda olmasına rağmen forma giyemedi. Sakatlıklar
ve sonrasındaki toparlanma döneminde formayı kaybetti.
Son 10 lig
maçında sadece 1 kere Stoke City'e karşı (90dk) forma giyebildi. FA
Cup'ta Aston Villa'nın 4 maçından sadece birinde forma giyebilirken, Lig
Kupası'nda ise forma giyemedi. Vlaar senin de belirttiğin gibi hiçbir
zaman zirveye oynayan üst düzey bir takımda forma giymedi. Ama
kalitesini Süper Lig'in kalitesine bakarak yorumlarsak (sakatlıklarını
tamamen atlatmış ve form tutmuş olduğunu varsayarak yorumluyorum);
kaliteli bir stoper olduğunu, ligimizde sakatlık sorunu yaşamadığı
takdirde kalitesini gösterip, kendisini kabul ettirebilecek, rakip
santraforlar, forvetler için rahatlıkla sıkıntı yaratabilecek bir oyuncu
olduğunu söylemek mümkün. Galatasaray konusuna gelirsek; sakatlık
sorunuyla uğraşmayan, sağlam, form tutmuş bir Vlaar, Galatasaray'da
faydalı olabilir düşüncesindeyim. Galatasaray'ın savunma hattının güven
vermediği aşikar. Şampiyonluğa oynayan bir takıma yakışmayacak goller
yiyoruz. Savunma hattına hem kaliteli stoper, hem de kaliteli bek
oyuncuları alınmalı diye düşünüyorum.
Daha genel bir soru sorayım aslında, Galatasaray'ın stoper ihtiyacı var
mıdır ve alınması gereken stoper tipi Vlaar vari bir isim mi?
Hasan Yıldırım: Biraz önce de belirttiğim gibi Galatasaray'ın bence stoper transferine
ihtiyacı var. Vlaar alınabilirse, faydalı olacaktır kanaatindeyim.
Sadece özellikle bu sezon geçirdiği sakatlıklar, daha sonra formasını
kaybetmesi ve geri kazanamaması soru işareti. Galatasaray'ın stoper
olarak lider özellikli bir stopere ihtiyacı var. Chedjou iyi bir stoper.
Ama bu ihtiyacı karşılayamadı. Semih, Koray gibi oyuncular, Ujfalusi
tarzı kendilerini yönlendirecek tecrübeli bir stoperin yanında daha iyi
oynayabilirler bence. Chedjou pek yanında oynadığı oyuncuları maç içinde
uyaran, onlara liderlik yapan tarzda bir stoper görüntüsü vermiyor.
Açıkçası Fransa'dan Galatasaray'a transfer olduğunda bu konuda daha
umutluydum.
Bu arada Chedjou'nun zaman zaman inanılmaz hatalar
yaptığını, özellikle Şampiyonlar Ligi maçlarında çok fazla güven
vermediğini, onun tecrübesinde bir stoperden Galatasaray taraftarlarının
daha büyük beklentiler içinde olduğunu da söylemek lazım. Vlaar daha
sağlam oynayan, boyu uzun, hava toplarında oldukça etkili, markajı ve
kesiciliği iyi bir stoper. İri fiziğine rağmen oldukça hızlı ve çabuk
olduğunu da belirtmek lazım. Hatta Chedjou'dan daha hızlı ve çabuk
olduğunu düşünüyorum. Ama Chedjou'nun da ayağı ve tekniği Vlaar'dan daha
iyi. Bunda Chedjou'nun futbola orta saha oyuncusu olarak başlamasının
da etkisi var. Vlaar tek hamleli, ama bu konuda iyi bir stoper.
Kendisinden daha hızlı, çabuk oyuncuları marke ederken kolay çalım
yemiyor, ceza sahası içinde çok kritik hamleleri rahatlıkla yapabiliyor.
Popescu tarzı bir lider, tüm Galatasaray taraftarının hayali. Ama hem
ayağı iyi, hem lider özellikli, hem savunmayı toparlayacak, hem geriden
oyun kurabilecek tecrübeli bir stoper bulmak, almak zor. Vlaar'ın
avantajı, sezon sonu sözleşmesinin bitecek olması.
Bu sezonu o kadar da iyi gitmiyor aslında, Aston Villa ile bu sezon 13
lig maçına çıkmış, yükselişte diyebileceğimiz bir isim değil.
Galatasaray neden alsın Vlaar'ı dersem ne söylemek istersin?
Hasan Yıldırım: Başta da belirttiğim gibi bu sezon çok fazla forma giyememesinin sebebi
sakatlıklar. Tabi bu sakatlıklar iddiaları soru işareti. Olası bir
Vlaar transferinde, oyuncunun çok kapsamlı bir sağlık kontrolünden
geçirilmesi lazım. Özellikle son 3 sezonunda 7 defa ciddi sakatlık
atlatmış; bu dönemlerde ikisi hariç geriye kalan sakatlıklarda sahalara
dönmesi 25 günle 50 gün arasında zaman almış. "Müzmin sakat mı?", "Bu
sezon yaşadığı son sakatlıklar sonrası toparlayıp eskisi gibi sahalara
dönebilecek mi?", "Eskisi gibi form tutabilecek mi?" soruları, Vlaar'ı
takip eden çoğu futbolseverin aklına gelmiştir eminim. Sağlam bir Vlaar
Galatasaray savunmasının toparlanmasında katkı verebilecek, boyu uzun ve
fiziği güçlü Fernandao tarzı santraforları savunabilecek, savunmaya
sertlik getirebilecek bir stoper. Geçen yaz adı sık sık Manchester
United'la anıldı. Ama transfer gerçekleşmedi. Sonrasında ise sakatlıklar
yaşadı ve bu sezon çok fazla oynayamadı. Eğer sakatlıkla ilgili en ufak
şüphe varsa, bu transferden uzak durulmalı.
Chedjou ile kıyaslamak gerekirse ne söylemek istersin?
Hasan Yıldırım: 2. soruda Chedjou'yla Vlaar'ı kısaca da olsa kıyasladım aslında. Eğer
Chedjou sezon sonunda iyi bir teklif gelir ve satılır, yerine de sezon
sonu sözleşmesi bitecek oyunculardan Vlaar alınırsa; yanına yine geriden
topu oyuna iyi sokabilecek bir stopere daha ihtiyaç olacağını
düşünüyorum. Eldeki Semih, Koray veya Hakan bu ihtiyacı karşılamak için
yeterli görünmüyorlar. Vlaar çok iyi bir kesici. Markaj, kesicilik,
pozisyon alma ve risksiz oynama konularında (sağlam) Vlaar'ın daha
güvenilir bir hamle olabileceğini düşünüyorum. Chedjou ise özellikle pas
verme, savunmadan topu çıkartma konularında daha önde görünüyor.
"Şenol Güneş, beni forvet pozisyonuna getiren isimdir. Futbol hayatıma forvet olarak başlasaydım, şimdi daha fazla gol atmıştım. Şenol Hoca; sen orta sahanın sağında oynayarak 20 gol attın, şimdi seni forvet olarak kullanacağım dedi ve sonra 33 gol attım. Şenol Güneş, futbolumun yanı sıra, insan olarak da çok büyük katkılar yaptı. Bana sürekli pozitif düşünmeyi öğretti. Minnetarım.."
Şartlar normal değil, Hollanda'ya beraberliğin yaradığı bir ortam var. 4. durumdayız, 2 puan farkla önümüzdeler ve bu maçta kaçan 3 puana kahrolmamak elde değil. Bu kadar akıllı ve doğru oynamışken, bir de üstüne Van Persie ve Robben'siz Hollanda'yı böyle yakalamışken kazanabilirdi Türkiye, olmadı.
Grubun geçmişine inmek lazım. Letonya ve Çek Cumhuriyeti maçlarında giden 5 puan var. Bugün 10 puanda bir Türkiye'nin iddiası çok fazlaydı, kazanılması gereken maçlar kazanılamadı. İlk İzlanda maçı, rakip öylesine hafife alındı ki bugün o İzlanda'yı izliyoruz. Üçlü savunmalar, beklerin kanat gibi oynaması, Olcan Adın'ın hedef kanat oyuncusu gibi oynatılması gibi. Hollanda maçında izlediğimiz Türkiye keyif verdi, fazlasıyla da umut. İş işten geçti mi sorusunun cevabını da verecek olan Türkiye ama şansımızın da fazla olmadığını söylemek lazım.
İzlanda veya Çeklerin aşağı ineceğini düşünmüyorum, ilk 2'yi onlar kapatır. Hollanda ile 3.'lük yarışındayız ama o Hollanda'ya da Robben ve Persie gibi isimler dönüş yapacak. Hollanda'nın reaksiyon gösterebilme ihtimalinin Türkiye'den fazla olduğunu düşünüyorum ama zoru zorlayabilecek potansiyeli olan bir Milli Takım var. Takım olmayı sonunda başardılar, sonunda kalitelerinin farkına vardılar. Geç oldu, fazlasıyla da durum güç ama ihtimal var.
Bugün oyun iyi kitlendi mesela, Huntelaar ve Dost'u kullanıp uzun toplarla gelmeye çalıştı Hollanda. Türkiye adına sorunlar da o dakikadan sonra başladı, Burak Yılmaz'ın oyundan çıkması tüm ayarı bozdu. Top tutan, kendi orta alanına kadar gelip faul alan ve oyunu rahatlayan bir Burak Yılmaz vardı. Onun Kazım'la değişmesi, Hakan Çalhanoğlu'nun sahte 9 gibi oynaması Hollanda savunmasını da rahatlattı, hücumda da kalamadı Milli Takım. Hollanda'nın da aldığı hücum riski bu anlamda işe yaradı, uzun toplar, yay çevresinde Sneijder gibi bir ismin de önüne düşen bir top ve gelen gol. Pozisyon da çok vermedik, rakibin organize olmasını engelledik, özellikle ilk yarıda çok akıllı oynadık ama yine kazanamadık, bunu da unutmamak lazım.
Hollanda hiç kanatlardan gelemedi, bu anlamda Caner Erkin ve Gökhan Gönül'ü övebiliriz. Maçın ilk etabında Sneijder Yasin'ini Depay'dan yaratmaya çalıştı ama o da uzun soluklu olmadı. Afellay ise sağ tarafta Bruma yanlızlığını oynadı. Mehmet Topal ve Ozan Tufan geriyi iyi süpürdü ama Selçuk İnan hücumda gerekli etkiyi gösteremedi. Önünde bir 10 numara olmamasının da etkisi olabilir ama hücumda dikine gidebilecek imkanı da vardı, arkası iyi toparlanıyordu.
Volkan Şen yerine Çalhanoğlu'nun olması gerektiğini de gördük, pas kalitesi fazlasıyla yükselebilirdi. Genel manada iyi, doğru futbol, Burak Yılmaz'ın çıkmasından sonra hücumda gidilen değişiklik sonrasında da Hollanda üstünlüğü ve kaçan üç puan..
Galatasaray belki iyi durumda değil, Euroleague'de de iddiasız konumda ama tüm bunlar Ergin Ataman'ın şu hareketini övmeye engel değil. Çünkü alışık olduğumuzda tarzda bir durum değil, Ergin Ataman fark yaratmayı deniyor, bunu da başarıyor.
6 kişiyle kazanılan Fenerbahçe maçında Ergin Ataman da cezalıydı, takımın başında Yağızer Uluğ vardı ve takımı mükemmel şekilde idare etti. O maçın kahramanlarından biri de Yağızer Uluğ'dur. Ergin Ataman da maç sonrasında Yağızer Uluğ'u işaret ederek, artık onun için zamanın geldiğini ve baş antrenörlük yapabileceğini dile getirmişti.
Panathinaikos karşısında da Yağızer Uluğ takımın başındaydı, Ergin Ataman köşeye çekildi, hiç karışmadı. Maç toplantısını da Yağızer Uluğ yaptı, takımı da o yönetti ve fazlasıyla da başarılı olduğunu yine izledik. Son ana kadar maçı zorladık, olmadı.
Fatih Terim'i bu anlamda eleştiririz mesela ya da Mustafa Denizli, Şenol Güneş gibi isimleri. Efsane teknik adamlardır ama efsane teknik adamlar beraberinde yeni teknik direktörler yetiştiren isimler değil midir biraz da. Derwall'in yanında yetişen Mustafa Denizli mesela, ilk aklıma gelen örnek. Ülkemizde bunun pek fazla örneği yok, bu işin de futbolu veya basketbolu yok. Ergin Ataman bu anlamda büyük hareket yapıyor ve Yağızer Uluğ'u da ön plana çıkarmaya çalışıp onu ülke basketboluna kazandırmak istiyor.
Ne olursa olsun bir Euroleague maçı (iddiası olmasa bile), Ergin Ataman'ın da bu maçta köşesine çekilmesi, sahneyi Yağızer Uluğ'a bırakması büyük iş. Yağızer Uluğ'un da işi zor, Fenerbahçe maçında 6 kişilik rotasyonla, bu maçta 7 kişilik rotasyonla oynadı ve fazlasıyla da iyi bir performans gösterdi. İyi bir coach yetişiyor, Ergin Ataman adına da önemli bir kazanım olarak hatırlanacak.
Olcan Adın hamlesi Galatasaray adına büyük bir hayal kırıklığı olmuştur, kendi özeleştirimi de yapmak isterim. Olcan Adın transferinin önemli bir mesaj olduğunu düşünüyordum, Trabzonspor'un o dönem en büyük silahlıydı derken önemli bir hamle yaptığımızı düşünüyordum ama sonuç öyle olmadı. Yaş 29, 4 milyon avro bonservis, hatta Salih Dursun derken bir de üstüne genişleyen yabancı sınırını eklediğimizde Olcan Adın hayırlı olsun demek düşer bizlere. Bu saatten sonra toparlanabilir mi, çok zor.
Aslan Statistic yine bombayı bırakmış, Olcan Adın'ın ilk 25 haftalar itibariyle son iki sezonunu kıyaslamış. Rakamlar da ortada, hayal kırıklığını tekrar gözler önüne seriyor. Geçen sezon 28 haftada 8 gol atan Olcan Adın bu sezon sadece 1 gol attı. Geçen sezon yaptığı 5 asist bu sezon 3'e düştü. 3 asistin 2'si de sol bek oynadığı dönemde geldi, bu da ilginç bir detay. Olcan Adın'ın alıştığımız pozisyonu olan kanatlarda herhangi bir etki gösteremediğini gördük. Sol bek oynadığında hücum anlamında biraz kıpırdadı ve istatistik yaptı ama savunma anlamında takım olarak sarsıldı Galatasaray.
Diğer rakamlar da ortada, etkili şutlarıyla bildiğimiz Olcan Adın'ı şut atarken bile göremiyoruz. Bir futbolcu hayal kırıklığı olur ama futbol anlamında bu kadar geriye gidemez. Trabzonspor'da takımın yıldızıydı, Galatasaray'da ise iyi parçalardan biri olması beklenildi ve kendisini kazanmak adına çok fazla da çaba gösterildi ama Olcan Adın'ın toparlayamayacağını görüyoruz. Şut atan, etkili orta yapan, gol istatistiği yakalayan Olcan Adın'ın yerini çok sıradan bir kanat oyuncusu almış durumda. Sol veya sağ kanatlarda da olmadı, sol bek olarak da kazanılamadı.
Yasin Öztekin böylesine yükselip Olcan Adın çok büyük bir düşüş içindeyse bunu bizler değil de Olcan Adın düşünmeli aslında. Hamza Hoca döneminde herkes bir çıt yukarı giderken Olcan Adın'ın sürekli geriye gittiğini görmek hayal kırıklığının boyutunu gözler önüne seriyor..
Savunmacılardan gidiyorduk, sonunda hücuma da geldik. Andre Ayew,
fazlasıyla piyasası olan ama sezon sonunda sözleşmesi bitecek, hala
herhangi bir takımla anlaşmamış bir isim. İhtimallere baktığımızda zor
bir adım gibi görünüyor, sence Galatasaray'ın bu ismi istemesi durumunda
şansı nedir ve fark yaratmasını beklediğin futbolculardan mı?
Hasan Yıldırım: André Ayew'in adı uzun zamandır özellikle Liverpool, Everton, West Ham
United ve Newcastle United gibi Premier Lig takımlarıyla anılıyor.
Ayrıca Borussia Dortmund, Wolfsburg ve Roma da adları sezon sonu
sözleşmesi bitecek Ayew'le ciddi ciddi anılan takımlardan. Hem Gana
Milli Takımı'nda, hem de Marsilya'da gösterdiği performans nedeniyle iyi
bir piyasası var. Ganalı oyuncu; sol kanat, sol forvet ve ofansif orta
saha olarak oynayabiliyor. Skorer bir kanat oyuncusu. Marsilya'ya
Haziran 2010'da transfer oldu. Marsilya formasını 200 resmi maçta giyen
Ayew; bu maçlarda 57 gol attı, 24 asist yaptı.
Gana Milli Takımı'nda ise
63 maçta forma giyerken, 11 gol attı. Bu sezon şu ana kadar Marsilya
formasıyla 23 resmi maçta 8 gol attı, 5 asist yaptı. Sakatlık ve Afrika
Kupası yüzünden 9 maç kaçırdı. Bu maçlarda forma giyebilseydi,
istatistikleri daha da artabilirdi. Geçen sezon 29 resmi maçta 8 gol
atan, 4 asist yapan Ayew, 19 resmi maçı sakatlık ve cezalar nedeniyle
kaçırdı. 2012-2013 sezonunda 45 resmi maçta attığı 12 gol, 2011-12
sezonunda 39 resmi maçta attığı 16 gol, 2010-2011 sezonunda 51 resmi
maçta attığı 13 gol, aslında çok daha golcü bir futbolcu olduğunun,
sakatlık, cezalar veya milli maçlar gibi sebeplerle maç kaçırmadığında,
her sezon rahatlıkla 10 golün üzerinde gol atabilen, 5-10 asist
yapabilen bir futbolcu olduğunun da göstergesi. André Ayew; birçok
talibine rağmen geç kalınmaz ve önümüzdeki sezon için ikna edilebilirse,
bence hücumda fark yaratabilecek ve büyük katkı sağlayabilecek bir
futbolcu.
Galatasaray'ın Kewell'dan bu yana gol atan bir kanat oyuncusu olmadı,
gol sayısı bir sezonda 10 civarını zorlayacak. Andre Ayew'in ise bu
özelliği var, forvet özelliğini de beraberinde taşıyor. Sence
Galatasaray'ın ihtiyacı bu tarz bir kanat mı yoksa kanat oyuncusunda
daha fazla kreatif özellikler mi arardın?
Hasan Yıldırım: Açıkçası André Ayew'in Galatasaray'ın uzun zamandır eksikliğini çektiği
skorer kanat oyuncusu ihtiyacını giderebilecek oyuncu olduğunu
düşünüyorum. Hızlı, çabuk, gole yakın, asist özelliği olan, adam
eksiltebilen bir futbolcu Ayew. Tekniği, oyun zekası, pası iyi. Hem
kanat, hem ofansif orta saha, hem de ihtiyaç duyulduğunda yardımcı
forvet gibi yararlanılabilecek hücum için joker bir oyuncu. Bu sezon son
dönemde Yasin Öztekin kanattan gol ve asist katkısı vermeye başladı.
Ama yeterli değil. Bruma henüz beklentileri karşılayamıyor. Ayew tarzı
kaliteli ve yetenekli bir oyuncu transfer edilirse, Şampiyonlar Ligi ve
Avrupa Ligi'nde de fayda sağlayacaktır.
Galatasaray'ın mevcut kanat oyuncularını düşündüğünde (Amrabat'ın da
dönüşü olacak) Andre Ayew'ın Galatasaray için önemi, yaratacağı farklar,
beraberinde getirdiği özellikler neler olabilir?
Hasan Yıldırım: Amrabat sezon sonu geri dönecek gibi görünüyor, ama La Liga'da
gösterdiği performans sonrası Malaga'da da kalabilir, veya farklı bir La
Liga ekibine transfer olma ihtimali de doğabilir diye düşünüyorum.
Amrabat'ın Galatasaray forması giyerken katkı vermediğini söylemek zor.
Amrabat'taki bence en büyük sorun; etiketinde yazan 8.5m€'luk bedelin,
Amrabat'ın sahip olduğu yetenekler ve takıma sağladığı katkıya göre
oldukça yüksek olmasından kaynaklı. Yoksa Galatasaray formasıyla çok
fazla gol atamasa bile, asist katkısı vermiş bir futbolcu. Amrabat'ın
oyun zekasının çok yüksek olduğunu düşünmüyorum.
Çalım atan, kolay adam
eksiltebilen bir futbolcu da değil. Boş alanda etkili olabiliyor. Ama
kapalı savunmalara karşı set hücumunda sorun yaşayabiliyor. Son topları
etkili kullanma konusunda sıkıntı yaşayabilen bir futbolcu. Ayew daha
farklı ve bence daha kaliteli bir futbolcu. Öncelikle gol vuruşları çok
daha iyi. Sol kanat haricinde forvet arkasında da oynayabiliyor. Ayew'in
Amrabat'tan daha kreatif bir futbolcu olduğunu düşünüyorum.
Galatasaray'ın ligdeki birçok rakibi, Galatasaray'a karşı kapalı savunma
ve kontraatak ağırlıklı oynamayı tercih ediyor. Böyle takımlara karşı
Amrabat (fazla boş alan bulamadığı için) çok etkili olamıyor. Amrabat,
serbest oynatıldığı zaman daha etkili olabilen bir futbolcu. Bunu
Kayseri'de gösterdiği performanstan da, Malaga'da gösterdiği
performanstan rahatlıkla anlayabiliyoruz. Galatasaray'da ise bu şekilde
oynatılması zor. Galatasaray oyun şablonunda diğer oyunculara nazaran
daha serbest oynayan tek oyuncu Wesley Sneijder. Zaman zaman sola
kayabiliyor, topu daha hızlı ve geniş alanda kullanabilmek için orta
sahaya gelebiliyor, boş alan bulduğunda 2. forvet gibi görev
yapabiliyor.
Amrabat'a iyi teklif gelmesi durumunda onu satıp, yerine
bonservissiz Ayew'i almak çok daha iyi ve mantıklı bir seçenek olarak
görünüyor. Bruma henüz beklentileri karşılayamadı. Bunda; geçen sezon
6+0+4 yüzünden çok fazla oynayamamasının, sezon ortasında yaşadığı ağır
sakatlığın ve sonrasında yaşadığı özgüven eksikliğinin, çekingenliğin de
etkisi büyük. Galatasaray'da hedefler büyük. Genç oyuncuların
eksiklerini oynayarak gidermesine çok fazla tahammül, sabır yok. Daha
çok hazır oyuncuların hemen katkı vermeleri bekleniyor.
Bruma'nın
kendisini geliştirebilmesi, eksiklerini giderebilmesi ve kaybettiği
özgüveni yeniden kazanabilmesi için önümüzdeki sezon Hollanda veya
Belçika'da düzenli oynayabileceği bir takıma kiralanması Bruma için de,
Galatasaray için de daha hayırlı olabilir. Galatasaray yönetiminden ve
teknik heyetinden öyle bir hamle gelirse, Ayew tarzı kaliteli bir kanat
oyuncu transferi daha büyük önem kazanır. Sağ kanatta da Yasin veya
Sinan Gümüş'e (A takımda çok başarılı olacağına inanıyorum) sağ
kanat/sağ forvet gibi şans verilebilir.
Yönlü bir futbolcu. Sol forvet, sağ kanat, orta saha gibi özellikleri de
var. Sormak istediğim ise şu, son 10-15 yıla baktığında Galatasaray'da
forma giymiş hangi kanat oyuncusuyla kıyaslardın Andre Ayew'i?
Hasan Yıldırım: Kıyaslamak zor. Ama Galatasaray'a verdikleri katkı düşünüldüğü zaman ilk
akla gelen isimler Keita, Kewell ve Arda oluyor. Oyun tarzları,
özellikleri çok farklı oyuncular. Ama 3 isim de Galatasaray'da forma
giydikleri dönemde kanadı etkili kullanmış, takıma ciddi gol ve asist
katkısı vermiş isimler. Eminim bu 3 ismin Galatasaray'da sergiledikleri
performanslar, tüm Galatasaraylıların tekrar Galatasaray'da görmek
istedikleri tarzdan performanslardandır. Ayew transfer edilmesi
durumunda Galatasaray'a bu 3 oyuncu gibi büyük katkı verebilir mi
bilmiyorum. Ama o potansiyele sahip kaliteli ve yetenekli bir futbolcu.
Çok önemli bir kariyer Nigel De Jong. Hamburg, Manchester City ve son
olarak Milan gibi takımların formasını giydi, Hollanda Milli Takım'ının
da önemli parçalarından biri. Hollanda bir değişim yaşadı belki ama
Nigel De Jong hala orada. Sezon sonunda da sözleşmesinin bitmesi
itibariyle değerli bir transfer gibi görünüyor ama Galatasaray'ın talip
olması durumunda şansı ne kadar ve böyle kariyerli bir futbolcu neden
hala bir takımla anlaşmamış olabilir veya Milan yola kendisiyle devam
etmiyor?
Hasan Yıldırım: Ajax altyapısında başlayan, daha sonra 2006'da Hamburg'la, 2009'da (18m€
gibi büyük bir bonservis bedeliyle) İngiliz devi Manchester City'le,
2012'den bugüne kadar ise eski günlerini arayan İtalyan devi Milan'la
devam eden bir kariyer... Hollanda Milli Takımı'nın da değişmez
oyuncularından Nigel de Jong. Milan eski şaşalı günlerinden uzak. En son
2010-2011 sezonunda İtalya Şampiyonu oldular. En son 2011'de İtalya
Süper Kupası'nı kazandılar. Uzun zamandır Avrupa'da önemli bir başarı
kazanamıyorlar. İtalya'da maç fazlasıyla 8. sıradalar. Beklentiler
karşılanamayınca da, kadroda sürekli bir değişim kaçınılmaz oluyor.
Nigel de Jong takımda kalır mı, Milan'dan böyle bir talep var mı
bilemiyorum. En azından şu ana kadar sonuçlanan böyle bir hamle yok.
Nigel de Jong'un adı, geçen yaz Dünya Kupası öncesi ve sonrası özellikle
Arsenal, Liverpool ve QPR'la çok anıldı. Ama Milan'da kaldı.
Önümüzdeki
yaz sözleşmesi bitecek olması; ona (bonservisi elinde olacağı için) hem
imza parası, hem de son yüksek ve uzun süreli bir sözleşme imzalama
şansı verecek. Peki Nigel de Jong bir teklif gelmesi halinde Galatasaray'ı tercih eder mi? Bu teklife bağlı. Yaşı 31'e dayanmış bir
futbolcu. Önümüzdeki yaz imzalayacağı sözleşme, futbolu bırakana kadar
kazanabileceği son büyük para olacak. O yüzden de en yüksek teklifi
degerlendirmek isteyecektir. Şampiyonlar Ligi'nde yer alma, şampiyonluğa
oynama veya hedefler de oyuncunun transfer durumunu belirleyecek büyük
ihtimalle. Tabi Nigel de Jong'a Galatasaray'ın bir ilgisi olursa,
Hollanda Milli Takımı'ndan takım arkadaşı Wesley Sneijder da oyuncuyu
ikna etmek için aracı olarak değerlendirilebilir. Mayıs'ta seçim olması
(geç kalma açısından) ve Galatasaray'ın mali durumu böyle bir transfere
olanak verir mi bilemiyorum.
Sert ve fazlasıyla agresif bir futbolcu. Taraftarların seveceği tipten
bir isim, Melo'dan iyi biliyoruz. Galatasaray'a ne gibi artıları
olacaktır, mesela Mbia'yı da konuşmuştuk. Bu iki ismi kıyaslarsan ortaya
çıkan farklar neler?
Hasan Yıldırım: Nigel de Jong; zaman zaman rakiplerine çok sert ve centilmenlik dışı
müdahalelerde bulunabilen, takımını her an 1 kişi eksik bırakma
potansiyeli yüksek, hırslı bir futbolcu. Bu açıdan Melo'ya çok benziyor.
Mbia'yla kıyaslarsak; isim ve kariyer olarak piyasası daha fazla olan
bir futbolcu. Ajax altyapısı çıkışlı olması, Hollanda Milli Takımı'nda
forma giyiyor olması ve Hamburg'daki performansı sonrası Manchester
City'e 18m€ bonservis bedeliyle transfer olmuş olması da bunda etken.
Maliyet olarak Mbia'nın çok daha uygun şartlarla alınabileceğini/ikna
edilebileceğini düşünüyorum. Nigel de Jong için sert bir futbolcu dedik;
ama Nigel de Jong'un kulüp kariyerinde 1'i doğrudan, biri de 2. sarı
karttan olmak üzere sadece 2 kırmızı kart gördüğünü, Mbia'nın ise 6'sı
doğrudan, 2'si 2. sarı karttan toplam 8 kere kırmızı kart gördüğünü de
belirtmekte fayda var. Sarı kartlarda ise 100'e 85 Nigel de Jong önde.
Mbia'nın avantajı uzun boyu ve stoper olarak da oynayabilmesi. Forma
giydiği tüm takımlarda hem stoper, hem de defansif orta saha olarak
görev yapmış bir oyuncu. Mbia; 1.90'lık boyuyla hava toplarında çok
etkili bir futbolcu. Nigel de Jong'un ise 1.74'lük boyuyla hava
toplarında çok etkili olduğu söylemek zor. 2 oyuncunun kulüp
kariyerlerine baktığımız zaman Mbia'nın 309 resmi maçta 24 golü, 17
asisti var. Nigel de Jong'un ise 444 resmi maçta 26 golü, 14 asisti var.
Her ikisi de defansif açıdan faydalı oyuncular. Ama Mbia'nın atletik
yapısı, uzun boyu ve stoper olarak savunmada da oynayabiliyor olması
nedeniyle tercihim Mbia olur açıkçası. Nigel de Jong daha çok Melo tarzı
bir futbolcu. Mbia ise, (Melo'nun zaten kadroda olduğunu da düşünürsek)
'süpürücü' özelliğiyle Galatasaray orta sahasındaki defansif eksiği
daha iyi giderebilir gibi. Ayrıca daha önce belirttiğim gibi (net olarak
kazançlarını bilmediğimi de ifade edeyim) Mbia'nın yıllık maliyetinin
de, Nigel de Jong'dan daha az olacağını tahmin ediyorum. Bu da bir
avantaj. Ama olası bir Nigel de Jong transferi de Galatasaray'a katkı
sağlayacaktır. Sneijder'ın Galatasaray forması giymesi de Nigel de Jong
için bir avantaj. Böylece hem de Jong'un uyum süresi kısalacaktır, hem
de Sneijder'ın Hollanda Milli Takımı'ndan birlikte oynadığı ve iyi
tanıdığı bir takım arkadaşının kadroda olması Wesley'in performansına da
olumlu yansıyacaktır.
Nigel De Jong bir düşüş içerisinde mi sence, hala zirve takımlarından
birinde ama eski durumunun da olmadığını görüyoruz, yine bir zirve
takıma imza atması zor. Melo vari bir geri dönüş yapmak isteyebilir,
yeniden çıkışa geçmek için Galatasaray iyi bir tercih. Bu konuda ne
düşünüyorsun ve mevcut yapıda böyle bir orta saha gerekli mi?
Hasan Yıldırım: Nigel de Jong'un kariyerinin düşüşte olduğu bir gerçek. 2009'da
Manchester City'e 18m€'ya transfer olurken, 2012'de Milan'a transfer
olurken bonservisi 3.5m€'ya kadar düştü. Yaşı da ilerliyor. Galatasaray
onun için iyi bir seçenek olabilir. Sert futbolu, hırslı ve mücadeleyi
seven yapısı, ikili mücadelelerde etkili bir futbolcu olması, Süper
Lig'i onun açısından ideal kılıyor. Burada hem taraftarın sevdiği bir
futbolcu olma ihtimali yüksek, hem de şampiyonluğa oynayan bir takımda
zirveye oynaması onu daha fazla motive edebilir. Galatasaray'a defansif
bir orta saha oyuncusu şart. Ama bu isim Nigel de Jong'dansa, tabiri
caizse savunmanın önünde orta sahanın hamallığını yapacak bir defansif
orta saha diye düşünüyorum. Daha önce de belirttiğim gibi Nigel de Jong
biraz Felipe Melo tarzı bir futbolcu. O yüzden belki Mbia tarzı farklı
özelliklere sahip bir orta saha oyuncusu daha iyi bir alternatif
olabilir.
Peki Felipe Melo ile birlikte nasıl olacaktır, Melo ile kıyaslamak
gerekirse neler söylemek istersin ve ikilinin aynı anda 11'de oynama
şansı nedir? Nigel De Jong'a alternatif gözüyle bakamayız diye
düşünüyorum.
Hasan Yıldırım: Felipe Melo ve Nigel de Jong birlikte oynayabilirler mi? Bence birlikte
oynayabilirler. Sonuçta her ikisi de iyi ve kaliteli futbolcular. Olası
bir Nigel de Jong transferinde; Melo daha ofansif, de Jong ise savunma
önünde daha defansif bir görev yapar diye düşünüyorum. Ne Melo, ne de
Nigel de Jong alternatif olmaya sıcak bakmaz. Zaten yıllık kazancı
3m€'dan fazla olan bu tarz oyunculardan sadece 'alternatif' olarak
yararlanabilecek kadar iyi bir mali durumumuz da yok. Süper Lig'in
kalitesi de düşünülürse; böyle isimli ve kaliteli oyuncuları Türkiye'ye
getirip, sadece alternatif olmaya ikna etmek de pek gerçekçi görünmüyor.
Kojiro Hyuga'nın verdiği müthiş bir detay. Şu fotoğrafta yer alan 9 futbolcunun 8'i Galatasaray forması giydi, giymeye de devam edenler var. Galatasaray formalıların yanında Rigobert Song, Ceyhun Gülselam, Burak Yılmaz ve Selçuk İnan..
Burak Yılmaz'a dilenme fırsatını bulmuşken kaçırmak istemedim. Bu adamın hakkı verilinceye kadar da yazmaya, çizmeye devam edeceğim. Bu konuda bazı arkadaşlara, takipçilere bıkkınlık gelebilir ama Burak Yılmaz gibi bir forvete sahibiz, hem Galatasaraylılar için hem de Milli Takım bazında bu söylediğim.
Gelelim istatistiğe. Burak Yılmaz Milli Takım formasıyla 37 maçta 15 gol. Neredeyse her 2 maçta 1 gol demek bu. Milli Takım'ın golcüsü yok diyorlar ya, herhangi bir forvetin bundan daha iyi bir istatistik sağlayacağını düşünmüyorum.
Hakan Şükür hala futbola devam etmiyor ve o dönemde de Hakan Şükür'ün alternatifi yoktu, bu yüzden yıllarca oynadı, içinde bulunduğumuz dönemde de Burak Yılmaz'ın alternatifi yok, o da yıllarca oynar.
Ayrıca Burak Yılmaz, Milli Takım formasıyla son 10 resmi maçta 7 gol bulmuş. İsabetli şutlarının yüzde 41'i de gol olmuş. Alın size Milli Takım forveti, atıyor. Galatasaray'da değeri o olmadığında anlaşılmıştı, umarım Milli Takım böyle bir dönem yaşamaz, Burak Yılmaz'ın değerini anlamak için.
Hakan Şükür'ün Kral diye bahsettiği bir futbolcu Burak Yılmaz. Bundan daha büyük bir onur olmasa gerek, bir forvetin alabileceği en büyük iltifat..
Ara transfer döneminde Beşiktaş'ın da çok istediği bir isimdi ama
transferi gerçekleşmedi. Sezon sonunda sözleşmesinin de bitiyor olması
itibariyle değerli bir futbolcu. 30 yaşında olduğunu düşünürsek,
kariyerinin en olgun, en iyi zamanlarının da geldiğini düşünüyorum. Maxi
Pereira için ne söylemek istersin, sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Hasan Yıldırım: Beşiktaş Pereira'yı almayı becerebilseydi, çok iyi bir transfer yapmış
olurdu. Uruguaylı milli oyuncu bence iyi bir sağbek. 8 yıldır Portekiz
devlerinden Benfica'nın forması giyiyor. Uruguay Milli Takımı'nda
Muslera'nın takım arkadaşı. 90'ın üzerinde maçta Uruguay Milli
Takımı'nın formasını giymişliği var. Benfica formasını 319 resmi maçta
giymiş; 19 gol atmış, 43 asist yapmış. Hücumu seven bir bek.
Çok geçmişe inmeden, Galatasaray'da sağ bek performanslarına baktığımda
en iyi ismin Eboue olduğunu görüyorum ama onu da son dönemlerinde çok
eleştiriyorduk, istikrarı düşmüştü. Maxi Pereira Galatasaray için neler
verebilir, Eboue ile kıyaslamak mümkün mü ve hangi özellikleriyle ön
plana çıkar?
Hasan Yıldırım: Eboue, son dönemde Galatasaray'ın en iyi sağ bekiydi bence. Ama
özellikle son döneminde maç içinde sürekli kendini yere atmaları,
istikrarsız performansı, savunmada verdiği açıklar yüzünden çok
eleştirildi. Mevcut kadrodaki en iyi sağbek Sabri olarak görünüyor. Ama
onun da performansı ortada. Galatasaray'ın çok kaliteli, sağlam,
istikrarlı, hem hücumda, hem savunmada daha etkili bir sağbeke ihtiyacı
var. Eboue'yle kıyaslarsak; Maxi Pereira yere daha sağlam basan, ikili
mücadelelerde kendisini kolay kolay yere bırakmayan, hırslı bir bek.
Defansif açıdan bence daha güvenilir ve sağlam bir bek. Eboue'nin son
döneminde sık yaşadığı sorunlardan birisi de, hücumda kaptırılan
toplarda zamanında geri dönememesiydi. Maxi Pereira bu açıdan da daha az
açık veren bir oyuncu. Hücum ve savunma özellikleri düşünüldüğü zaman,
daha 'komple' bir sağbek olduğunu düşünüyorum. Sağ ayağı etkili bir
oyuncu olmasına rağmen, solu da kötü değil. Bu da pozisyon bulduğunda;
zaman zaman çizgiye inmek yerine, ceza sahası dışından içe katederek
kaleyi yoklama şansı da veriyor ona.
Kariyerinde sadece iki tane takım var, bu da ilginç bir detay.
Ülkesinin Defensor takımından Benfica'ya gelmiş ve 2007 yılından bu yana
Benfica forması giyiyor. Bu anlamda çok büyük bir istikrar. Sormak
istediğim şu, Benfica & Porto gibi takımların iyi futbolcuları, iyi
paralara sattığını biliyoruz, bu denli yıllarca aynı takım forması giyen
futbolcu sayısı az. Maxi Pereira ile neden Benfica yola devam etmiyor
ya da geçmiş yıllara bakarsak herhangi bir transfer yapmamış olabilir?
Hasan Yıldırım: Bazı oyuncular; eğer formasını giydikleri takımda mutlu ve
huzurluysalar, taraftar tarafından seviliyorlarsa, gelen başka
tekliflerle (teklif hangi takımdan gelirse gelsin, daha çok para kazanma
imkanı olsa bile) ilgilenmeyebiliyorlar. Sanırım Maxi Pereira da
onlardan. 2007'den beri aynı takımın formasını giymesi de bunu
gösteriyor. Bu süre içinde neredeyse her sezon İngiltere Premier Lig,
İtalya Serie A, İspanya La Liga takımlarından teklif almış bir oyuncu.
Uruguay Milli Takımı'nın banko oyuncularından. Benfica'da gösterdiği
performansla, Avrupa'nın dikkat çeken sağbeklerinden olduğunu
söyleyebiliriz. Peki yine niye Benfica'yla yoluna devam etmiyor? Bence
bu durum Benfica kaynaklı değil.
Tabii işin iç yüzünü bilemiyoruz. Son
dönemde takım içinde (yönetimle, teknik direktörüyle, veya takım
arkadaşlarıyla) yaşadığı bir sorun varsa bile ben böyle bir habere denk
gelmedim. Kimse yıllardır iyi oynayan, kaliteli, istikrarlı bir
oyuncusunu bonservissiz kaybetmek istemez. Pereira'nın yaşı 30 oldu.
Sakatlık yaşamazsa 3-4 sezon daha üst düzey bir performans ortaya
koyabilir. O da futbolu bırakmadan önce, önümüzdeki yaz sözleşmesi
bittikten sonra büyük para kazanabileceği son sözleşmeyi (3-4 yıllık)
imzalamak istiyor olabilir. Bu da doğal. Sonrasında maksimum 2-3 sezon
daha forma giyip futbolu bırakması muhtemel. İsmi 2014 yılı içinde ismi
Arsenal, Liverpool, Juventus gibi takımlarla anılmış, hala da anılmaya
devam eden bir futbolcu. En son devre arasında senin de belirttiğin gibi
Beşiktaş'la adı anılmıştı.
Galatasaray'ın bu sezon sağ bek katkısı aldığını düşünmüyorum. Tarık
Çamdal hayal kırıklığı oldu ve Sabri Sarıoğlu ile günü kurtarıyoruz. Ben
sağ bek hamlesinin olmazsa olmaz olduğunu düşünüyorum, bu anlamda Maxi
Pereira nokta atışı olacak mıdır?
Hasan Yıldırım: Bu konuda sana sonuna kadar katılıyorum. Sağbek olarak sadece günü
kurtarıyoruz ve eldekilerin en iyisi Sabri. Tarık büyük hayal kırıklığı.
Zaten ona 4.5m€ ödenmesi başından yanlıştı ve o da su ana kadar
etiketinde yazan bu büyük rakamın altında ezildi, ezilmeye de devam
ediyor. Ne defansif olarak çok iyi, ne hücumda kullanılmak istese
kişisel meziyetleri bunun için yeterli. Bal yapmayan arı gibi maç içinde
çok koşuyor, ileri-geri çalışıyor, ama verim çok düşük. Ortaları kötü,
isabetsiz. Gol ve asist katkısı yok. Kolay çalım yiyor, ikili
mücadelelerde güçsüz. Sağbek transferi önümüzdeki yaz olmazsa olmaz
hamlelerden bence. Maxi Pereira bu açıdan nokta atışı olabilir diye
düşünüyorum. Pereira çok iyi, kaliteli bir sağbek.
Tek sorunu, maç
içinde zaman zaman agresifleşebiliyor. Eğer yapmak istediklerini sahaya
tam olarak yansıtamazsa, tuttuğu oyuncuyu marke etmekte sorun yaşarsa,
rakiplerine çok sert müdahelelerde bulunabiliyor. Son Dünya Kupası'nda
Kosta Rika maçında Joel Campbell'e attığı kasti tekme, bir Arjantin
maçında Messi'ye attığı dirsek gibi hareketleri çok sık olmasa bile
zaman zaman görebiliyoruz. Ama bu tarz centilmenlik dışı faulleri çok
fazla yapan bir oyuncu olmadığını da belirtmek lazım. Muslera'yla milli
takımdan takım arkadaşı olması da avantaj. Sonuçta Pereira bir savunma
oyuncusu ve Muslera'nın iyi anlaştığı bir oyuncu. Ama talibi çok olan,
yaza kadar daha da artacak bir oyuncu. Eli çabuk tutmak ve sözleşmesi
bitmeden oyuncuyla anlaşmak lazım. Maxi Pereira, Galatasaray'ın sağ beke
sorununa çare olabilecek bir oyuncu.
Koray Günter'i daha önceleri kendileri ile konuşmuştuk, kendisi üzerinde beklentiler sabitti. Yasin Öztekin'in şu noktaya geleceğini ise neredeyse kimse tahmin edemedi, bizler de bu yükselişe kayıtsız kalamadık, işin en derinine inmek istedik. Sağolsunlar, bizleri asla kırmıyorlar ve her seferinde ricamızı kabul ediyorlar. BVB Türkiye ekibiyle Yasin Öztekin'in Dortmund günlerinden Galatasaray günlerine ve Dortmund altyapısına kadar güzel bir söyleşi gerçekleştirdik..
Koray Günter'i yine sizlerle konuşmuştuk ama Yasin Öztekin
özelinde büyük bir beklentim olmadığı için sizlerle Yasin Öztekin'i
konuşmak aklıma dahi gelmedi ama şu an geldiği nokta Yasin Öztekin
özeline inmemiz gerektiğini söylüyor. Yasin Öztekin'in Dortmund
günlerinden başlamak gerekirse, nasıl bir futbolcuydu, beklentiler
nelerdi ve Dortmund'dan ayrılma süreci nasıl oldu?
BVB Türkiye: Yasin tam anlamıyla bir Dortmund çocuğu olarak başladı kariyerine. Bunu
rahatlıkla söyleyebiliriz. Dortmund amatör kulüplerinden Alemannia
Scharnhorst'a başlayan kariyeri şehrin tüm genç oyuncularının rüyası
olan Borussia Dortmund'da devam etti. Scharnhorst'a babasınında
antrenörlük yapması onun çekirdekten sıkı çalışmasına sebep verdi ve
daha sekiz yaşında BVB'nin dikkatini çekerek sarı siyahlı aileye
katıldı. Yasin'in altyapı kariyeri mükemmele yakındı demek mümkün. Hemen
her sene üst kademeye atlamayı başardı. O dönem de çok Türk arkadaşı
olsa bile bu başarıyı sadece Yasin, Nuri Şahin ve Nizamettin Çalışkan
yakalamıştı. A takım öncesi son adım olan ikinci takım performansı da
oldukça göz kamaştırıcı olunca Yasin için herşey iyi gidiyordu demek
mümkün..
Takıma Jürgen Klopp'un gelmesiyle genç oyunculara verilen destekten
Yasin de nasibini almış, A takım idmanlarına çıkmaya başlamıştı. İşte ne
olduysa bu andan sonra oldu ve Yasin için BVB kariyer çöküşü başladı.
Yasin güvenle tırmandığı basamakları A takıma çıktıktan sonra nasıl
olduysa birden unuttu. Büyük bir güven problemi yaşadı, takım
arkadaşları ile Nuri Şahin gibi iletişim kuramadı. Kendini kötü
hissettiği açıktı. Çok büyük umutlarla girdiği Leverkusen maçında çok
kötü bir performans gösterince zaten sallantıda olan morali tamamen
sonlandı diyebiliriz. Sanırım Yasin için Klopp'un antreman sistemi de
biraz ağır geldi. Aslında takımda sakatlıklar çoğalmış, Yasin için
ikinci, üçüncü şanslarda gelmişti ama moral bozukluğu + sıkı çalışma
temposu Yasin'in fiziğini de etkilemiş ve sakatlık sorunu yaşamıştı.
Bu
süreç sonrası yeniden ikinci takıma gönderilen Yasin için BVB olayı
bitti denebilir, aslında tekrar çalışıp bir şans daha ihtimali vardı ama
sanırım artık BVB'de kendini rahat hissetmediğine karar verdi. O
dönemlerde Bundesliga'dan teklif almamasıda onun yolunu çizmesinde
etkili oldu mutlaka. Alman ikinci ligi yerine Türkiye Süper ligine
gitmeyi tercih etti.
Gençlerbirliği, Trabzonspor ve Kayseri Erciyesspor gibi takımların
formalarını giydi ama istikrar anlamında hep dalgalı dönemler yaşadı.
Buna rağmen sürekli transfer olmayı, bir üst basamağa çıkmayı başardı ve
27 yaşında Galatasaray'a 2.5 milyon avro gibi bir rakama transfer
olmayı başardı. Yasin Öztekin'in Galatasaray kariyeri öncesini nasıl
değerlendirirsiniz ve onu Galatasaray'a taşıyan etmenler sizce neler
oldu, nasıl karşılamıştınız bu transferi?
BVB Türkiye: Yasin Türkiye liginde hep dikkat çekti aslında özel bir yetenek olduğunu
hep gösterdi ama topla oynamayı çok sevmesi sürekliliğini etkilemiş
olabilir. Yinede 3 takımda da sönük kaldığını söylemek acımasızca
olurdu. Yasin'in Dortmund'daki çevresinide az çok bilen biri olarak
sadece Trabzonspor'da kendini rahat hissetmediğini düşünüyorum. O
dönemlerde Trabzonspor'da yaşadığı taraftar baskısı ve maddi sıkıntılar
Yasin'i olumsuz etkiledi.
Yasin'in özel yeteneği ayaklarına
hakimiyeti ve o dönem Galatasaray'da olan transfer abartısımı denir,
şunu da alalım bunu da alalım hevesi mi denir onu sarı kırmızılı renklere
bağladı. 2,5 m€ ''Türkiye'' için normal rakamlar olmuştu artık zaten.
Yasin'in Galatasaray transferini ilk duyduğumda tepkim netti: Zamanında topla vedalaşmayı başaramazsa birliktelik uzun sürmez. Yasin başardı..
Prandelli döneminde çok fazla şans bulamadı. Balıkesirspor
deplasmanında sağ bek denendi, Dortmund maçlarında bence hatır
durumundan sonradan oyuna girdi ama bir ertesi maç 18'de dahi yoktu.
Hamza Hoca'yla birlikte önce sürekli oyuna dahil olan bir isim olmayı
başardı, sonrasında 11'in vazgeçilmez bir ismi oldu. Galatasaray'da da
gözden çıkmıştı aslında ama o kalmak istedi, formayı da aldı. Şu an
şampiyonluk yolunda en önemli isimlerden biri. Bu yükselişi nasıl
değerlendirirsiniz, sizce de Yasin Öztekin en iyi dönemini mi yaşıyor?
BVB Türkiye: Yasin'in yükseliğinin sebebinin tamamen Türkiye ligi oyuncusu olma
özelliklerini kazanmasına bağlıyorum. Türkiyede iş yapacak yeteneklerini
zaten Dortmund'dan uçakla yanında getirmişti. Yasin'in ilk gittiğinde
Türkiye'deki futbol/antreman rahatlığına çok şaşırdığını biliyorum.
Antremana geç kalmanın çok büyük dert olmadığını anlaması ve bunun
belkide hoşuna gitmesi onun güvenini yeniden kazanmasına sebep olmuş
olabilir. İtalyan hoca ile anlaşamayıp Hamza hoca ile rahat hissetmesi
BVB'deki çöküş dönemi ile paralellikler gösteriyor olabilir. İletişim ve
antreman sistemi farklılığı bunda etkili olmuş olabilir. Şuan
Galatasaray taraftarlarını en heyecanlandıran oyunculardan biri belkide
bu dönemde ilki.. Bu milyonlarca oyuncunun hayallerinde bile
göremeyeceği kadar güzel bir duygu. Yasin'de şu sıralar bu duyguyu
yaşadığına göre kariyerinin en iyi dönemi demenin yanlış tek yanı bile
yok..
Sneijder & Yasin Öztekin uyumundan bahsediyoruz. İyi 10
numaralar beraberinde yükselttiği futbolcularla da anılırlar ve Yasin
Öztekin'in çıkışında da Sneijder faktörünün önemli olduğunu düşünüyorum.
Takip edebildiğiniz kadarıyla bu uyum, birliktelik için ne söylersiniz
ve 28 yaşına geldiğini de düşünürsek nasıl bir gelecek onu bekliyor
olabilir?
BVB Türkiye: Yasin'in kademe atlamasında Sneijder'in etkisi yoktur demek tabiki
olamaz ama Yasin'in de Sneijder'i rahatlattığı bir gerçek. Yasin
Hollandalıdan altığı topla güzel driplingler yaparak onu tehlikeli
bölgeye topsuz daha rahat taşıyor. Daha öncede bahsettiğim beni en çok
heyecanlandıran iş olan Yasin'in topu zamanı geldiğinde arkadaşlarına
vermesi Galatasaray'ın hücum gücünü çok arttırıyor. Çünkü Yasin'in bu
yaptıklarının hiç birine şaşırmıyorum ama o bencil oyunundan
vazgeçmesine şaşırıyor ve seviniyorum. Buda onu büyük oyuncu yapma
yolunda ilerletiyor zaten.
Son sorum biraz daha genel. Koray Günter, Yasin Öztekin ve Tolgay
Arslan gibi Dortmund çıkışlı yerli futbolcular ülkemizde forma
giyiyorlar ve devamı da gelecektir bunun. Dortmund altyapısının Türk
futbolculara etkisi ve yaklaşımı nasıl? Dortmund altyapısından bazı
isimlerin Genç Milli Takımlarımızda da oynadığını görüyoruz, siz ne
söylemek istiyorsunuz?
BVB Türkiye: Dortmund'da yaşayan Türkler arasında çocuğunu BVB'ye verme orada Türk
gençlerinin önünü kapatıyorlar diye bir söylenti vardır aslında.. Fakat
ben katılmıyorum. İnsanlar altyapıya giren her oyuncunun BVB A takımında
kaptan olacağını düşünüp bu olmayınca biraz kırılıyorlar. Sonuçta
futbol yenetek ve çalışkanlık işi. Bunu yaparsan nereli olduğun önemli
değil yükselmene kimse engel olmaz. Ki daha öncede olmadı, Koray, Yasin,
Nuri, Nizamettin hep çalışmalarının hakkını aldılar.
Evet belki 15
Türk oyuncudan 1 tanesi A takım yapabiliyor ama 30 Alman oyuncudan da en
fazla 2 tanesi A takım yapabiliyor sonuçta. Durum eşit bile denebilir
yani.. Sonuçta BVB olmasa da Kerem, Tolgay gibi başka takımlarda yola
devam etme şansınızda yüksek. Sonuç olarak BVB altyapısından yetişmek
başlangıç olarak çok güzel bir kariyer.
Şuan şehirde çok iyi
Türk-Amatör kulüpler mevcut ben gelecekte daha bir çok Türk oyuncuyu BVB
takımlarında izleyeceğimize inanıyorum..
Sevilla'nın Avrupa Ligi şampiyonluğunda da etki eden bir isim Stephane
Mbia. Önce o başarıda Mbia'nın yaptıklarıyla başlayalım aslında, Sevilla
Mbia'dan ne şekilde faydalanıyor, Mbia nasıl bir fayda gösterdi?
Hasan Yıldırım: Mbia; aslında defansif orta saha. Ama stoper olarak da oynayabiliyor.
Fransa'da (Rennes ve Marsilya'da birçok kez stoperde forma giydi.
Qpr'da yine arasıra stoper olarak forma giymesine rağmen, genellikle
defansif orta saha olarak değerlendirildi. Sevilla ise genellikle
defansif orta saha olarak kullanıyor. Ama ihtiyaç duyulduğunda, Mbia'yı
savunma hattına çekebiliyorlar. Defansif açıdan önemli bir oyuncu.
İhtiyaç duyulduğunda savunma ve orta sahanın her yerinde defansif olarak
yönlendirilebilecek bir oyuncu. Mbia, Sevilla'da senin de belirttiğin
gibi orta sahanın defansif yükünü çeken oyuncu konumunda. Ama özellikle
duran toplarda 1.90'lık uzun boyuyla rakip takımlar için ciddi tehlike
yaratabiliyor. Belki Barcelona, Real Madrid gibi üst düzey takımlar için
yeterli bir oyuncu değil, ama bunun haricindeki her takımda faydalı
olabilecek bir oyuncu. Sevilla'ya da ciddi defansif katkı verdiği bir
gerçek.
Çok iyi bir kariyer Mbia. Rennes formasıyla başlayan yükselişi önce
Marsilya, sonrasında QPR'ın transfer harekatının parçası olması,
devamında Sevilla'da kiralık olarak forma giydiği dönem. Ama sezon
sonunda sözleşmesi bitiyor ve bu konuda hala bir adım atılmış değil.
Galatasaray'a gelmesi durumunda ne gibi faydaları olur, nasıl bir
transferdir sana göre?
Hasan Yıldırım: 2009'da Rennes'den Marsilya'ya 12m€'ya, 2012'de Marsilya'dan QPR'a
6m€'ya transfer olmuş bir oyuncu Mbia. Daha sonrasında Mayıs 2014'te
Sevilla formasıyla kazanılan UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğu. Oynadığı
takımlarda (sakatlık yaşadığı dönemler haricinde) önemli katkı sağlamış,
istikrarlı bir oyuncudan bahsediyoruz. Geçen yaz Galatasaray'la
anıldığı dönemde de transfer edilmesini çok istediğim bir futbolcuydu.
Bonservisi yine elindeydi ve Galatasaray orta sahası için önemli bir
alternatif olabilirdi. Yıllık kazancının da çok olduğunu düşünmüyorum.
Melo'nun yokluğunda Galatasaray defansif açıdan ciddi sorun
yaşayabiliyor. Mbia tam da bu sorunlara çare olabilecek, maliyeti düşük,
savunma için de alternatif olabilecek oyuncuydu. Önümüzdeki sezon yine
bonservisi elinde olacak ve yabancı oyuncu sınırı rahatlayacakken bence
kaçırılmaması gereken bir oyuncu. Sonuçta Mbia'dan daha üst düzey
oyuncuların maliyetleri de göz önüne alınırsa, bonservisiz olarak
transfer edilebilecek Stéphane Mbia, 'fırsat transferi' olarak
görünüyor.
Melo'nun alternatifinin olmadığını görüyoruz, Melo'nun yokluğunda
yaşanan sıkıntı ortada. Ayrıca arkayı süpürecek "hamal" diye tabir
edilen bir isme de ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum, Sneijder, Selçuk
İnan, hatta Melo gibi isimleri taşıyacak bir orta saha gerekliliği bence
var. Mbia bu isim midir, sence Galatasaray'ın orta saha ihtiyacı hangi
ölçüde?
Hasan Yıldırım: Melo'nun Galatasaray'da alternatifsiz olduğu ortada. Dzemaili transfer
edildi, ama Dzemaili tam olarak Melo'nun alternatifi değil. Defansif
orta saha olarakta oynayabilen bir çift yönlü orta saha. O da İsviçre
Milli Takımı'nda yaşadığı sakatlık nedeniyle bir süre forma giyemedi ve
form tutamadı. Önümüzdeki sezon yabancı sınırı da rahatladığı zaman onun
da Galatasaray'a iyi katkı verebileceğini düşünüyorum. Ama
Galatasaray'ın orta sahadaki en büyük eksiği; çok koşan, ikili
mücadelelerde güçlü, pası iyi, oyun zekası iyi, hava toplarında etkili
bir oyuncu. Orta sahanın defansif yükünü çekebilecek, Melo'nun
yokluğunda ona alternatif olabilecek, gerektiğinde de Melo'yla birlikte
oynayıp, Melo-Selçuk ikilisinin arkasını toparlayabilecek bir oyuncu.
Melo'nun koşu mesafelerinin bir defansif orta sahaya göre düşük olduğu
yıllardır konuşulan bir konu. Mbia bu sıkıntıya da çare olabilecek bir
oyuncu. Bir yıldız değil. Ama takımlar sadece yıldız oyunculardan
oluşmazlar, generallerin yanında askerlere de ihtiyaç vardır. Mali
durumlar ve ligin kalitesi düşünüldüğü zaman; zaten takımların
kadrolarını 11 'yıldız' oyuncudan oluşturamayacakları da bir gerçek.
Mbia; tam da ihtiyaç duyulduğu gibi gösterişsiz oynayan, ama çok faydalı
bir oyuncu. Gerektiğinde stoper olarakta oynatılabilir. Mbia için
defansif bir joker desek yanlış olmaz.
Yönlü de bir isim, stoper olarak kullanmak mümkün ama iyi bir ön libero.
1.90 boyunda, fizik olarak fazlasıyla iyi bir isimden bahsediyoruz. Bu
tip isimlerin de geçmişe baktığımızda Galatasaray'da başarılı olduğunu
görüyoruz aslında. Sence bu transferin gerçekleşme ihtimali ne olur,
yani Mbia'nin başka talipleri olacak mıdır, Galatasaray'ın talip olması
durumunda şansı nedir?
Hasan Yıldırım: Mbia; geçen yaz Everton, Arsenal ve Liverpool'la adı anılmış bir
futbolcu. Bu sezon içerisinde de adı Crystal Palace ve Napoli gibi
isimlerle adı anılmaya başladı. Bu takım sayısı yaza doğru eğer bir
takımla anlaşmamış olursa daha da artacaktır. Birçok takım Mbia gibi bir
oyuncuyu bonservissiz olarak kadrosuna katmak isteyecektir. O yüzden
şimdiden anlaşılması gereken bir oyuncu. Ama Mayıs'ta seçim varken,
mevcut yönetimden böyle bir hamle yapmasını beklemiyorum açıkçası.
Galatasaray talip olursa, Mbia'yı ikna etmek çok zor olmaz diye
düşünüyorum. Ama geç kalınırsa, onun yerine sözleşmesi devam eden bir
oyuncu için yüksek bir bonservis ödemek zorunda kalınabilir. Bu fırsat
değerlendirilmeli. Gerekirse Mayıs'ta seçime girecek başkan adayları
böyle hamleler yaparak bu fırsatları kaçırmamalılar.
20 numaralar son günlerde moda. Bu yüzden de nostalji kuşağında efsane 20'yi anmanın vaktidir dedim. Milan Baros, Elmander, Drogba gibi Galatasaray forması altında efsane olmuş forvetler var son yıllarda. Transfer olduğu sezonun yıldızı ise Lincoln'dü belki ama o sezon asıl iz bırakan yabancı transferi Shabani Nonda olmuştu.
Daha üst noktada olması beklenen bir isimdi aslında, geldiği noktadan çok daha zirve seviyeye çıkabilirdi ama yaşadığı çok büyük sakatlıklar vardır, onu futboldan neredeyse bir sene uzak tutan. Monaco günleri efsane olmaya yaklaştığı zamanlardır, 2000-2001 sezonunda Galatasaray'ın Monaco ile Şampiyonlar Ligi mücadelesinde de Monaco forması giyiyordu. Topla dönüşleri vardır, hiç unutmam. Sırtı dönük topu aldığında topla mükemmel dönüyordu ve o hareketini de faul haricinde durdurmanın pek bir imkanı olmuyordu.
Monaco'da da 5 sezon oynadıktan sonra Roma'ya transfer oldu ama o bahsettiğim sakatlıklar Nonda'nın belki de en iyi döneminde onu çok geriye attı. Blackburn Rovers'e kiralık olarak gönderildi, orada yeniden geliyorum mesajını da verdi ama Roma kendisiyle devam etmedi, 2007-2008 sezonunda da Galatasaray'a transferi gerçekleşti. Transferin son günüydü diye hatırlıyorum. O son günler Hakan Balta da Galatasaray'a gelmişti.
O şampiyonluğun da yıldız isimlerinden biridir. Kalli'nin Lincoln'le çok yıldızı barışmamıştı, Linderoth'u da neredeyse hiç kullanamadık, kimi sakatlık kimi hastalık diyor ama o da birşeylerin kurbanı oldu. Bouzid vardı, Galatasaray tarihinin en anlamsız stoperlerinden biri. Carrusca takımdaydı, hiç unutmam. Song'la devam ediyorduk, o da ligin ikinci yarısında Emre Güngör'e kaptırdı yerini. Ligin ikinci yarısında Barusso geldi, 1-2 maç oynadı sadece derken düşünüyorum da o sezon fayda sağladığımız, istikrar yakalayan tek yabancı oyuncumuz Shabani Nonda olmuş. Bu çok hatırlanmaz mesela ama önemli bir detaydır.
Bir sonraki sezon ise Nonda alternatif konumuna düştü, ilk etapta şaşırmıştım. Böyle istikrarlı bir golcü neden alternatif olsun diye ama Milan Baros öyle bir etki yaptı ki kimse ses çıkaramadı. Baros ve arkasında Nonda ile Galatasaray forvet hattı güven veriyordu. Belki o sezon istenilen gibi gitmedi ama bu ikili adına kötü geçen bir sezon diyemem. Zaten Nonda da sözleşme yenilemişti o sezon, Galatasaray kendisinden son derece memnundu.
Ondan sonraki sezon işler karıştı. Baros yaşadığı sakatlığın ardından o sezon iptal oldu. Nonda iyi başlamıştı aslında, sonradan oyuna dahil olduğu her maç gol atıyordu. Kasımpaşa deplasmanı vardır, maçı kurtaran isimdi. Baros'un sakatlığının ardından Nonda 11'de beklentiyi karşılayamadı, o sezonun ilk yarısını Kewell forvet olarak geçirdi ve ligin en iyi futbolcusu konumdaydı ama o da sakatlık kurbanı oldu. Sonra Nonda döndü, forma giydi derken Jo transfer edildi, Giovani Dos Santos geldi ve anlam veremediğim şekilde Nonda'nın sözleşmesi fesh edildi. O sezon Avrupa Ligi'nde forvetsiz devam etmeyi göze aldı Galatasaray, Jo'yu kullanamıyordu çünkü.
Tüm bunlar olduğunda Nonda 33 yaşındaydı ve Galatasaray'dan sonra da hiçbir takımın formasını giymedi. Galatasaray son kulübü oldu. Futbolu bıraktı, öyle böyle oldu gibisinden bir açıklama da duymadım hiç, o günden bu yana Nonda'nın tek fotoğrafını dahi görmedim. Şu an ne yapar, nerdedir, futbolun içinde midir onu da bilmem ama Galatasaray'ın iz bırakan forvetlerinden biri olduğu da kesin. Forma giydiği 2.5 sezon boyunca hiç sorun çıkarmadan, hiçbir olaya karışmadan, sadece işine odaklanarak Galatasaray formasının hakkınmı sonuna kadar vermiştir.
Yabancı sınırının genişlemesiyle birlikte bu tip sözleşmesi biten iyi yabancı futbolcuların ülkemiz takımları açısından çok değerlendiğini, önem kazandığını düşünüyorum. Bu yüzden sevgili Hasan Yıldırım ile bu konuya eğilelim dedik ve bazı isimleri konuştuk, sizlerle paylaşmaya karar verdik. Kendisinin bu konu üzerinde uzun zamandır durduğunu ve paylaşımlar yaptığını söylemek isterim, futbol bilgisine, takibine çok güvendiğim bir isim. Bizleri de kabul ettiği için tekrar teşekkür ediyorum.
Yeni yabancı kuralıyla birlikte takımların yabancı transferi anlamında
hareket kalibiyetleri de arttı ve sözleşmesi biten yabancılar fazlasıyla
önem kazandı. Christian Fuchs'un da sözleşmesi sezon sonunda sona
eriyor. Avrupa'nın önemli sol beklerinden biri olduğunu düşünüyorum,
istenilmesi durumunda bu transferin gerçekleşme ihtimali nedir?
Hasan Yıldırım: Christian Fuchs, son dönemde adı Fulham ve Napoli'yle anılan bir
futbolcu. Schalke'yle sözleşmesini uzatmadı. Bu da Bundesliga'dan
ayrılabileceğinin göstergesi. Fuchs; 2008'den beri Almanya'da Bochum,
Mainz, Schalke gibi takımların formalarını giymiş bir futbolcu. Yaşı 28
oldu. Son senelerinde bir değişiklik isteyebileceğini düşünüyorum. Peki
yeni durağı Türkiye olabilir mi? Bence bu sorunun cevabı evet. Fuchs
genç bir futbolcu değil. Önümüzdeki yaz 3-4 yıllık son yüksek kazançlı
sözleşmesine imza atmak isteyecektir. Sonrasında önümüzdeki yaz
kazanabileceği rakamları kazanamayacağı bir gerçek. Kazanç açısından da
Türkiye en yüksek parayı kazanabileceği liglerden birisi olarak
görünüyor. Türkiye'ye transfer olması durumunda cebine girecek net
rakamı, Çin, Katar gibi bazı ülkeler haricinde kazanması mümkün
görünmüyor.
Telles önemli bir potansiyel olarak transfer edilmesine rağmen 1.5 yılda
hala beklentiyi karşılayabilmiş değil. Belki beklemek lazım ama
Galatasaray'ın da daha istikrarlı bir sol beke ihtiyaç duyduğu kesin.
Christian Fuchs ne gibi artılar getirebilir, hangi özellikleri
itibariyle transfer önerileri kısmında Fuchs'un ismini belirtmek
istedin?
Hasan Yıldırım: Telles'in tam olarak beklentileri karşılayamadığı aşikar. Hem savunmada
verdiği açıklarla dikkat çekiyor, hem de hücumda gol atma, veya asist
yapma konusunda şu ana kadar Galatasaraylıların beklentilerinin uzağında
kaldı. Fuchs'un Telles'e göre en büyük avantajları; Avusturya Milli
Takımı'nın da kaptanlığını yapan, yıllardır Bundesliga gibi önemli bir
ligde kendisini kabul ettirmiş, tecrübeli bir bek olması. Avusturyalı
futbolcu, çok iyi frikik kullanması ve attığı frikik golleriyle de
dikkat çekiyor. Ayrıca çok etkili ortaları sayesinde birçok asisti de
olan bir bek. Defansif açıdan da transfer edilmesi halinde, önemli katkı
sağlayabileceğini düşünüyorum. Ülkesinin milli takımında kaptanlık
yapması, lider özellikli bir futbolcu olduğunun da göstergesi.
Christian Fuchs nasıl bir futbolcu peki? Hangi özellikleriyle ön plana
çıkıyor, onu sadece sol bek olarak mı düşünmek mümkün, farklı yönleri de
var mı?
Hasan Yıldırım: Christian Fuchs; tecrübeli bir solbek. Defansif olarak iyi bir oyuncu.
Orta sahanın solunda da oynayabiliyor. Sol ayağı gerçekten iyi bir
futbolcu. Etkili muz ortalar yapabiliyor. Frikikleri de etkili
kullanabilen bir oyuncu. Maç boyu hücuma destek vermesiyle dikkat
çekiyor. Hücumu seven bir bek. İkili mücadelelerde etkili. Bu sezon
Almanya Bundesliga'da şu ana kadar 24 maçta 2 gol, 4 asistle oynuyor.
Şampiyonlar Ligi'nde ise 5 maçta 1 gol, 1 asisti var. Almanya
Bundesliga'da; 182 maçta 10 golü, 38 asisti, Şampiyonlar Ligi'nde; 16
maçta 2 gol, 3 asisti, Avrupa Ligi'nde ise 11 maçta 2 gol, 2 asisti var.
Çok fazla kart gören bir futbolcu olduğunu söylemek zor. Kariyeri
boyunca (Almanya + Avusturya) 396 resmi maçta 66 sarı kart, 3 2. sarı
karttan kırmızı kart, 1 kere de doğrudan kırmızı kart görmüş.
2011 yılından bu yana Schalke 04 forması giyiyor ve 96 maça çıkmış ama
hala sözleşme yenilemediğini, herhangi bir takımla anlaşmadığını
görüyoruz. Schalke onun için ne düşünüyor olabilir ve sence nasıl bir
gelecek onu bekleyecek?
Hasan Yıldırım: Schalke'nin neden şu ana kadar Fuchs'la sözleşme uzatmadığına dair bir
bilgim yok. Belki de Fuchs artık Schalke kariyerine bir nokta koymak ve
farklı bir maceraya adım atmak istiyordur. Daha önce de belirttiğim
gibi; önümüzdeki yaz (bundan sonraki kariyeri için) alabileceği son
büyük teklifi alacak büyük ihtimalle. O da bunu değerlendirmek istiyor
olabilir doğal olarak. Üst düzey liglerin hepsinde forma giyebilecek
potansiyele, tecrübeye, kaliteye sahip.
Geçmişe indiğimde transferini en çok istediğim futbolculardan biri Umut Bulut'du. Elmander'e alternatif arayan Galatasaray'da Elmander adına müthiş bir alternatif oldu. Sonrasında Drogba geldi, Burak Yılmaz yükseldi derken bu ikilinin de arkasında iyi bir alternatif olarak durdu ama o sezon kiralık olarak forma giyiyordu. Ne zaman opsiyonu alındı, çok sağlam bir kontrat yapıldı, o vakit Umut Bulut eleştirilmeye başlandı. Genç bir futbolcu değil sonuçta ama 2017'e kadar, çok sağlam bir kontratı var. Yani Umut Bulut'dan vazgeçmek o kadar kolay değil.
Mücadele anlamında kimse eleştiremez, çok çalışkan, büyük profesyonel. En kötü maçında bile en çok koşanlardan biridir, rakip savunmayı bozmak anlamında onun bu mücadelesi büyük artı katar ama bir forvetten gol atmasını beklersiniz, daha başka şeyler önceliğiniz olur. Çift forvet oynandığında, Umut Bulut'un bu mücadelesi büyük artıdır ama bu sezon çoğu maçta tek forvet olarak oynamak zorunda kaldı ve eksikler o vakit ortaya çıktı. İyi bir bitirici değil, top kontrolü yok, boyu uzun ama o kadar büyük bir hava hakimiyeti de yok. İyi takipçidir, çok koşar ama hücum kalitesi anlamında da tek başına oynatmamanız gereken bir isimdir.
Buna rağmen ilginç bir detay var, çok eleştiriyoruz ama 148 dakikada 1 gol ortalaması yakalamış. 12 kere ilk 11'de başlamış, buna rağmen attığı 9 gol 2 asist var. Ligin Burak Yılmaz'dan sonra en golcü yerli forveti. Sow'la eşit gol sayısı mesela, Emenike'den de çok daha fazla gol atmış. Gerçi Chedjou'nun da Emenike'den fazla golü var ama bugün çoğu forvetten daha çok golü var Umut Bulut'un. Üstelik daha az ilk 11'de şans bulmasına, daha az forma giymesine rağmen. Eleştiriyoruz ama bu istatistiği de görmek lazım, adam bir şekilde gol atıyor.
Ne onunla ne onsuz durumu bir anlamda. Burak Yılmaz'ın hücuma getirdiği kalite çok açık ama Umut Bulut'dan da yarar sağlamanın yolu, ya Burak Yılmaz'la birlikte kullanmak (sağ kanat olarak değil) ya da oyuna sonradan sokup, enerjisine güvenmek. Bu anlamda yarar sağlamak mümkün, diğer türlü ne kadar gol atarsa atsın her zaman eleştirinin odak noktasında olacaktır..
Yasin Öztekin & Sneijder uyumu. Üzerine yazılacak çok şey var, özellikle de Yasin Öztekin'in bu yükselişinde Sneijder'in rolü. Büyük oyun kurucular, beraberinde oynadıkları isimleri de yükseltirler. Bu yükseliş içerisinde de iyi anlaştıkları bazı isimler olur, Sneijder de Yasin Öztekin'i buldu, kimsenin büyük umut beslemediği bu adamdan Galatasaray'ın en iyi kanat oyuncusunu yarattı. Yasin Öztekin'e güvenen, şans veren, ısrar eden Hamza Hoca'yı da burada takdir ederim (Fenerbahçe ve Başakşehir maçında yaptığı hatalara rağmen), Sneijder'in de altını çizerim.
Tüm bu güzellikler arasında bir detay var. O da Galatasaray'ın fazlasıyla sol kanata kayması. Yasin Öztekin sol tarafta çok etkili, Sneijder de sola kayarak oynuyor ve ikili aralarında çok iyi anlaşıyor. Kasımpaşa maçında bir ara üç tane Galatasaray sol kanatı vardı, Sneijder, Yasin Öztekin ve Telles. Sağ kanat ise bir anlamda Allah'a emanet, orada oynayan isim fazlasıyla yanlız. Bek katkısı zaten alamıyoruz, ne sol ne de sağ tarafta. Hadi sol tarafta Sneijder & Yasin Öztekin iyi derken, sağ kanatta kim oynarsa oynasın kötü oynamak durumunda. Çünkü yalnız.
Bruma'nın da kötü futbolunun altında yatan etmen bu. Yalnız kalıyor, ne yaparsa tek başına yapmaya çalışıyor. Sneijder sol tarafa kayarak oynadığında çok daha etkili, hep böyle oldu ama Bruma'ya da destek olması gerekiyor, daha fazla gezerek oynaması lazım. Bunun yanında kanatların da maç içerisinde yer değiştirmesi önemli, Bruma da maç içerisinde sol tarafa gelsin, Sneijder onu da kullansın, yükseltsin. Sol kanattan böylesine fayda sağlıyorken, sağ tarafı tamamen unutmak Galatasaray'a hücum anlamında çok fazla yön veremiyor. Belki sol tarafına kimse önlem alamıyor ama sağ kanattan da gelemeyeceğini iyi biliyor.
Bruma daha sık oynadığı için onu örnek verdim, yoksa kimin oynadığı çok farketmez. Bu şekilde sonuç belli. Burak Yılmaz'ın dönüşüyle hücum daha anlamlanacaktır ama sağ tarafı da bir şekilde kullanmak gerekiyor. Bruma'nın kazanılması birinci öncelik olmalı ama kazanılamayacaksa en azından orada Emre Çolak'ı kullanmak hücumda top tutmak, olaya biraz daha orta saha özelliği katmak anlamında etkili olabilir.
Galatasaray'ın Kasımpaşa maçında kanatlardaki ısı haritası. Sol kanat ve sağ kanat farkına bakın. Yasin Öztekin ve Sneijder sola can verirken, sağ kanatta hayat belirtisi yok..