Yaşayan efsaneler; Ryan Giggs, Carles Puyol
30 Kasım 2009 Pazartesi
Ada'dan 3 Maç
Haftasonu İngiltere Premier Liginde çok heyecanlı maçlar oynandı. Ben Manchester maçlarını hemen hemen her hafta zaten yazmaya çalışıyorum ama bu hafta Chelsea Arsenal ile, Liverpool da Everton ile karşılaşınca, bu maçlar da büyük maçlar olunca bir nevi panaroma yapayım dedim. Önce her zaman olduğu gibi Manchester United tabii. Hafta içi Beşiktaş'a Old Trafford'da uzun zaman sonra ilk kez mağlup olan Manchester; ligin dibinde yer alan ekiplerden Portsmouth'a konuk oldu. Maça bu defa as oyuncularıyla çıktı Ferguson. Maçın ilk yarısı Manchester ataklarıyla başladı bu ataklardan birinde Brown ceza sahası içinde Rooney'in ayağına basınca hakem tereddütsüz penaltı noktasını işaret etti. Topun başına geçen Rooney takımını 1-0 öne geçiren isim oldu. 8 dakika sonra ise bu defa Portsmouth adına penaltı verdi hakem. Sağ kanattan kullanılan frikikde ceza sahasında içinde oluşan pozisyonda Wes Brown'un Kaboul'u formasında çektiğini öne süren Mike Dean bir kez daha penaltı noktasını gösterdi, Unitedlı oyuncular karara itiraz ederkende maçı takip edenler uzun süre hakemin verdiği kararı çözemedi. Topun başına geçen Boateng skoru eşitledi. İlk yarı 1-1'lik skorla sona erdi.İkinci yarının hemen başında Fletcher Giggs'i, Giggs ise Rooney'i kaçırdı attıkları mükemmel paslarla. Rooney'de yaptığı güzel vuruşla durumu 2-1'e getirdi. 54. dakikada Piquionne müdalesiyle Giggs yerde kaldı. Hakem Mike Dean üçüncü kez penaltı noktasını gösterdi. Beyaz noktanın başına gelen Rooney topu ve kaleciyi ayrı köşelere yollarken, Premier Lig'de 10. golünü kaydetti ve hat-tricki tamamladı. Rooney, Ronaldo'nun takımdan ayrılmasıyla çok fazla öne çıkmaya başladı. Şu anda takımın en golcü oyuncusu, ligde ise Defoe ve Drogba'nın ardından ikinci sırada geliyor gol krallığında. Dakikalar 87'yi gösterdiğinde ise yaşayan efsane Ryan Giggs sahnedeydi. Kaleyi cepheden fakat biraz soldan gören bir yerden kazanılan frikikte topun başına geçti. Rooney topun üzerinden atladıktan sonra Giggs çok ama çok şık bir gol kaydederek Premier Lig'de dalya demeyi başardı. Bu gol Giggs'in 100. golüydü. Manchester maçı 4-1 kazanarak puanını 31'e çıkardı ve Chelsea'yi takibi sürdürdü.
Barclays Atp World Tour {Şampiyon Davydenko}
Sezon finalinin yapıldığı Londra'da son sözü Nikolay Davydenko söyledi. Final maçına Roger Federer'i eleyerek gelen Davydenko, yarı finalde Soderling'i eleyen Del Potro ile karşılaştı. Maç boyunca rahat bir oyun çıkaran Rus raket maçı 2 sette kazanarak turnuvanın şampiyonu oldu. Davydenko bu sene Londra'da düzenlenen Barclays Atp World Tour'da şampiyon olurken sezonun en iyilerini yenerek şampiyon olduğundan hakettiğini söylersek yanlış olmaz. Şöyle ki; Davydenko grup maçında Avusturya Açık şampiyonu Nadal'ı, yarı finalde Wimbledon ve Roland Garros şampiyonu Federer'i, finalde ise Amerika Açık şampiyonu Del Potro'yu mağlup etti. Sezonun en önemli 4 turnuvası olan Grand Slam şampiyonlarını sıradan geçirerek sezon finalini yaptı diyebiliriz Kolya için. Böyle başarılı bir raketin kariyerinde Grand Slam şampiyonluğunu geçtim bir finalde bile mücadele edememiş olması üzücü tabii. Bir de dikkat çekici bir olay daha var. Geçen sene de bu sene de Davydenko yalnızca Djokovic'e mağlup olmuş. Djokovic dışında Kolya'yı alt edebilen olmamış.
Maça dönecek olursak; final maçı 1 saat 24 dakikada tamamlandı ve 6-3 6-4 Davydenko'nun galibiyetiyle sonuçlandı. Davydenko her sette birer kere olmak üzere iki kere servis kırdı, Del Potro'nun ise servis kıramadığını görüyoruz. Davydenko önceki gün Federer'i yendiği yarı final maçından sonra hayatının en önemli galibiyetini kazandığını söylemişti. Düne kadar ilk onda yer alan Federer hariç bütün oyunculara karşı galibiyeti bulunan Kolya, dün aldığı galibiyetle seriyi tamamlamış ve artık yenemeyeceği hiçbir oyuncu olmadığını söylemişti. İşte bu güvenle final maçına çıkan Davydenko'nun, Del Potro'yu iki sette yenerek şampiyon olması hiç şaşırtıcı değil. Sezon resmi olarak tamamlandı şimdi. Tabii son olarak takımların yarıştığı Davis Cup var. Davis Cup finalinde bu sezon İspanyol raketler, Çek raketlerle karşılaşacaklar. Maçlar bu haftasonu oynanacak. İspanya'yı; Nadal, Verdasco, Ferrer ve Lopez temsil ediyorlar. Çek Cumhuriyeti adına ise; Stepanek, Berdych, Hajek ve Dlouhy mücadele verecekler. Maçlar Barcelona'daki Palau Sant Jordi stadında oynanacak.
Altın Top Adayları 10'a Düştü
Didier Drogba (Fildişi Sahili - Chelsea)
Samuel Eto'o (Kamerun - Inter)
Steven Gerrard (İngiltere - Liverpool)
Zlatan İbrahimovic (İsveç - Barcelona)
Andres Iniesta (İspanya - Barcelona)
Xavi (İspanya - Barcelona)
Lionel Messi (Arjantin - Barcelona)
Kaka (Brezilya - Real Madrid)
Cristiano Ronaldo (Portekiz - Real Madrid)
Wayne Rooney (İngiltere - Manchester Utd.)
Ibracadabra! {Barcelona:1-0:Real Madrid}
Kadro seçiminde Pellegrini'yi alkışlayabiliriz, ama oyuncu değişikliklerinde malesef sınıfta kaldı. Sahanın en iyi isimlerinden birisi olan Ronaldo'yu -tüm kaçırdığı gollere rağmen- oyundan alıp yerine Benzema'yı soktu. Evet Benzema o dakikalarda Real'in tam da istediği adamdı. Ama biraz risk alıp Ronaldo-Kaka-Benzema üçlüsünü sahada tutabilmeyi başarsa belki de maçtan galip ayrılacaklar ve liderliğe daha sağlam oturacaklardı. Ronaldo'nun bu maça çıkmak için yanıp tutuştuğunu, gol atmayı çok istediğini ayrıca belirtmeme gerek var mı bilmiyorum. Hakem triosuna girmeyeceğim ama genel olarak pek tarafsız karar verdiklerini söylemek güç açıkçası. Her neyse.. Bir Barcelona-Real Madrid maçını da böylece bitirmiş olduk. Ibra'mı kutlar başarılarının devamını dilerim. Barcelona yatsın kalksın kendisine dua etsin. Ibra bu akşam maça dahil olmasa maçı almayı bırakın puan bile kazanamayabilirdi Barcelona. Her sene Real'i eze eze yeniyorlardı. Bugün de yendiler. Ama hak ettiler mi? İşte bunu tartışırım..
29 Kasım 2009 Pazar
Günün Fotoğrafı {Kazım}
"Fenerbahçe Spor Kulübü futbolcusu Colin Kazım'ın bu sabah bir trafik kazası geçirdiğini üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Değerli Fenerbahçeli futbolcunun sağlık durumunun iyi olması sevindiricidir. Kendisine ve Fenerbahçe camiasına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz."
Dev Maça Saatler Kala.. {Barcelona vs Real Madrid}
Aynı şehrin takımlarının oynadıkları maçlar derbi olur diye bir fikir empoze edilmeye çalışılır yıllardır biz futbol severlere. Oysa durup düşündüğümüzde Manchester United-Manchester City maçından daha heyecanlı maçın Manchester United ile Liverpool arasında oynandığını görürüz. Evet Atletico Madrid-Real Madrid maçı müthiş geçebilir ama kim Barcelona-Real Madrid maçını beklemez ki? Bunlar derbi değilse ben derbi sevmiyorum arkadaş. Yılın en keyifli maçları olarak 3 maçı gösterebilirim. Bir; Şampiyonlar Ligi finali.. Her zaman keyiflidir, heyecanlıdır.. Özellikle son senelerde bu durum alır başını gider. Devreye 3-0 mağlup giren takım maçı 3-3'le berabere bitirir ve sonunda da kupayı alır mesela. Yada Dünya'nın en iyi 2 oyuncusunun kıyaslanacağı maçta favori çıkarılamaz ortaya, nefesleri kesen 90 dakika izleriz. İki; Galatasaray-Fenerbahçe maçları. Ne kadar çekişirsek çekişelim Fenerbahçe ile oynadığımız maçlar sezonun futbol açısından en keyifli maçları olur her zaman. Ekimlerde kasımlarda Fenerbahçe hakimdir. Mayıslar ise Galatasaray'ındır.. Üç; Barcelona-Real Madrid maçları. Namı değer El Clasico. Her türlü zevkli geçer. Geçen seneki 6-2'lik skor kimseyi yanıltmasın, bu sene Real en az Barcelona kadar güçlü. Ayrıntıları birazdan konuşacağız. Top 3 maçımdan 2'si derbi değil ama inanılmaz maçlar işte.
Mes Que Un ClubÖnce ev sahibi Barça'yı konuşalım. Bir kaç senedir kurdukları sistem ile tüm Dünya'nın gıpta ile baktığı bir takım haline geldiler şüphesiz. Geçen sezonu 5 kupa ile kapattılar, 6.sı da yolda. Kadro kalitesiyle kulüp takımları düzeyinde en iyi orta saha kurgusuna sahip takım. Evet Barcelona'yı pek sevmiyorum ben. Çünkü mutlak favori olmaları, maçları antrenmanda pas çalışması yapan takımlar gibi geçirmeleri futbolun heyecanını baltalıyor. Ben Barcelona maçlarını izlerken uyuklarım genelde mesela. Arkadaşlar bana kızar. Ya Serap iyisin güzelsin de Barcelona'nın futbolundan anlamıyorsun derler. Keyif almadığımı söylerim çünkü. Ama güneş balçıkla sıvanmaz gibi de bir atasözümüz var yani. Benim keyif almamam Barcelona'nın "bir kulüpten daha fazlası" olması özelliğini değiştirmiyor elbette. Sezona Zlatan Ibrahimovic'i kadrosuna katarak başlayan Barcelona -ki bence bu senenin tartışmasız en iyi transferi Ibra'dır- ligde oynadığı 11 maçtan 8'ini kazarak ve 3'ünde berabere kaldı. Ligin tek namağlup takımı olarak tabloda Real'in 1 puan gerisinde 2. sırada bulunuyor. Takımın en golcü isimleri 7'şer gol ile Zlatan ve Messi. Bu maç öncesinde oynanan 2 resmi maçta izleyemedik kendilerini. Bu maçta ise sahada olacaklar. Maç öncesinde Barça'nın en zayıf halkası olarak ise Valdes göze çarpıyor. Takımda Valdes'i tutmalarının tek sebebi bence başka dünyadan olduklarını kamufle etme çabası.
Los GalacticosGelelim konuk ekip olan Real Madrid'e. Barcelona'nın tüm turnuvalarda göz önüne çıkarak parlamasıyla biraz sönük kalsalar da Real sezona Kaka ve Cristiano Ronaldo'yu kadrosuna katarak çok önemli bir işe imza attı. Gerçi son haftalarda Cristiano'nun sakatlanmasıyla pek yararlanamadılar ama oynadığı her maçta golü olan Ronaldo hâlâ takımın en önemli gol silahı konumunda. Gelen son haberler Cristiano'nun iyileştiğini ve El Clasico'da sahada olacağını gösteriyor. 2 sezondur yapılan Cristiano Ronaldo mu yoksa Messi mi dünyanın bir numaralı futbolcusu polemiklerinin yanıtını geçen sene oynanan Manchester United-Barcelona Şampiyonlar Ligi Finali'nde öğrenememiştik. Bu maçta iki futbolcu karşı karşıya gelecekler. Ronaldo'nun maçtan önce "El Clasico'da oynamak istiyorum. Fizik olarak bazı sıkıntılarım olsa da, Barcelona karşısında elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. Ben kendimi iyi hissediyorum, artık Pellegrini'nin kararını bekliyorum" açıklamaları var. Yalnızca Ronaldo için değil aynı zamanda Kaka için de çok önemli bir maç bu tabii. Real'in en güçlü bölgesi hücum olarak görünürken en zayıf bölgesi de defans olarak göze çarpıyor. Defansın içine Iker'i katmadan söylüyorum bunu. En sevdiğim kaleci diye demiyorum ama Casillas'ın çoğu maçta gösterdiği insanüstü performans maçları Real Madrid'e çeviriyor. Hücum silahları kadar Casillas'ın performansı da maçın dengelerini alt üst edebilir.
Barclays Atp World Tour {Yarı Final}
Londra'da düzenlenen sezon sonu turnuvası Barclays Atp World Tour'da dün yarı final maçları oynandı. Federer ile Davydenko'yu, Del Potro ile de Soderling'i izledik. Günün ilk maçında Federer daha önce 12 defa yendiği Davydenko ile karşılaştı. Kağıt üstünde Federer'in mutlak favori olduğunu düşünenler çoğunluktaydı -ki bunlardan biride bendim- fakat Davydenko turnuva boyunca süregelen ezber bozan raket olma özelliğini bu maça da yansıtmakta zorlanmadı. Federer maça bundan önce gruplarda yaptığı 3 maçta olduğu gibi yine set vererek başladı. Davydenko seti 6-2 kazandı. Herkes bu noktadan sonra Federer'in diğer 3 maçta yaptığı gibi 2 set alarak sonuca, yani finale uzanacağını düşünüyordu. Ama işler hesaplandığı gibi gitmedi açıkçası. Aslında 2. sette yine toparlanarak başarılı bir oyun grafiği çizdi Fedex. İkinci sette Federer'in servis performansı düzelince başa baş bir mücadele oldu. 4-4'e kadar servis kırılmadan geçilen bölümden sonra Federer harika açılar bulduğu oyunda servis kırarak 5-4 öne geçti ve kendi servis attığı oyunu da alarak setlere dengeyi getirdi. Son sayıyı da alarak seti 6-4 kazandı. Seride durum 1-1 olmuştu ve son seti alan finale yükselecekti. Final seti adına yakışır heyecanda geçti diyebiliriz.Karşılıklı sayılar bulan iki raket durumu 5-5'e getirerek setin tie-break ile çözümleneceğini söylüyorlardı artık. Son anlarda konsantrasyon problemi yaşayan Federer seti 7-5, maçı da 2-1 kaybederek evine döndü. Böylece ilk finalist Nikolay Davydenko oldu.
İkinci finalisti belirlemek için kortta bu defa turnuvanın sürpriz ismi Soderling ile yılın sürpriz ismi Del Potro vardı. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki topa sert vuruşlar yapabilen iki raketin mücadelesi tam bir savaş şeklinde geçti. Agresif oyun seyir zevki yüksek bir mücadele izletti bize. Tie-breake giden seti 7-6 Soderling kazandı. İlk sette başarılı servisleriyle dikkat çeken Soderling'in ikinci sette çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Durum 4-3 iken maçtaki ilk servis kırmayı gerçekleştiren Del Potro seti 6-3 kazandı. İlk yarı final maçında olduğu gibi bu maçta da durum 1-1'e gelmişti, son seti alan finalist olacaktı. İlk setin adeta kopyası olan son set de tie-breake gitti. Son sette maç boyunca yakaladığı ilk servis kırma şansını değerlendiren Soderling durumu 4-2'ye getirdi. Hemen ardından Del Potro cevap vererek eşitliği sağladı ve bu set de tiebreake gitti. Bu sefer tiebreakte etkili olan taraf Del Potro'ydu ve finalde Davydenko'nun rakibi olmayı başardı. Final maçı Del Potro ile Davydenko arasında 16:30'da oynanacak. Amerika Açık'ın şampiyonu Del Potro sezonun finalini de bir güzel yapar diye tahmin ediyorum. Final maçının yazısı yarın bu saatlerde blogda olur :)
Formula Bitti Karting Başladı
1. Yarış SonucuYarışa orta sıralarda başlayan Schumacher'in yarışı zirvede tamamlaması kimse için sürpriz olmadı aslında. Schumacher önündeki rakiplerin mücadele ve hatalarından faydalanarak ön sıralara tırmandı ve finiş çizgisini ilk sırada görmeyi başardı. Yarışa pole pozisyonundan başlayan ve büyük bölümünü lider götüren Piquet daha sonra performansını kaybetti ve arkasında ki gruba geçilerek pist dışına çıktı. Daha sonra Luizzi ve Di Grassi'nin mücadelesine sahne oldu. Yarışın sonuna doğru bu ikilinin mücadelesinden faydalanan Schumacher liderliği ele geçirdi ve yarışı kazandı. Liuzzi yarışı 2. sırada tamamlamayı başarırken yarışa 11. sıradan başlayan Felipe Massa, çok iyi yükselme göstererek yaz ayında geçirdiği üzücü kazanın ardından fiziksel olarak da oldukça gelişme kaydettiğini gösterdi ve 3. oldu. Aslında kimse olayın yarışında falan değil. Yani kendi aralarında eğlendikleri bir olay nihayetinde. Ama bu adamı tulum içinde bir arabanın direksiyonunda görünce insan ister istemez heyecanlanıyor. Daha önce milyon kere söyledim bir daha söylüyorum; Schumi Formula'ya dön me li!
1 - Michael Schumacher (ALE) - 28 voltas em 26 dakika 28sn 571
2 - Vitantonio Liuzzi (ITA) - a 2s768
3 - Felipe Massa (SP) - a 4s684
4 - Lucas di Grassi (SP) - a 5s553
5 - Vitor Meira (DF) - a 6s727
6 - Rubens Barrichello (SP) - a 7s989
7 - Tony Kanaan (BA) - a 8s288
8 - Antonio Pizzonia (AM) - a 8s423
9 - Nelsinho Piquet (DF) - a 16s237
10 - Duda Pamplona (RJ) - a 17s775
11 - Ricardo Zonta (PR) - a 26s208
12 - Tarso Marques (PR) - a 26s671
13 - Enrique Bernoldi (PR) - a 27s088
14 - Mario Moraes (SP) - a 27s447
15 - João Paulo de Oliveira (SP) - a 29s485
16 - Popó Bueno (RJ) - a 30s511
17 - Luciano Burti (SP) - a 33s342
18 - Felipe Giaffone (SP) - a 38s662
19 - Bia Figueiredo (SP) - a 39s039
20 - Eduardo Berlanda (SC) - a 50s544
21 - Xandinho Negrão (SP) - a 1 volta
22 - Marcos Gomes (SP) - a 18 voltas
23 - Raphael Matos (SP) - a 25 voltas
24 - Christian Fittipaldi (SP) - a 25 voltas
25 - Max Wilson (SP) - a 27 voltas
Sistem Çöküşü {Fenerbahçe:1-3:Kasımpaşa}
Fenerbahçe'yi genellikle 4-4-1-1 sistemi ile izliyorduk. İleri uçta Guiza, son haftalarda Kazım, forvet arkası da Alex oluyordu. Bu hafta Kazım'ın 4 maçlık cezası nedeniyle forma giyemediği karşılaşmada 4-4-2'ye döndü Daum. Forvette ise Semih ve Guiza'yı birlikte izledik. Hemde arkalarında Alex ile.. Fenerbahçe'de, Beşiktaş maçında sakatlanan Emre'nin yerine Kasımpaşa'ya karşı orta alanda Cristian'ın yanında Selçuk'a görev verilirken, bu futbolcu bu sezon ligde ilk kez 11 kişilik kadroya alındı. Ligde bu sezon 7 lig maçında ikinci yarılarda görev alan Selçuk, sakatlıklar nedeniyle Kasımpaşa maçında 11'de şans buldu. Fenerbahçe'de cezalı Bilica ve Kazım ile Emre'nin yanı sıra sakatlığı bulunan Dos Santos da maç kadrosunda yer almadı. Sakatlığının ardından antrenmanlarda kendisini gösteren Deivid, Kasımpaşa maçının 18 kişilik kadrosuna dahil oldu. Maçın geneline baktığımız takdirde bu yeni sistemin Fener'i pek açmadığını ve aydınlatmadığını söylemek mümkün. Bunun en büyük sebeplerinden biri de Emre'nin yokluğuydu şüphesiz. Alex topu ne kadar iyi kullanırsa kullansın Emre gibi bir oyuncunun onu desteklemesine ihtiyaç duyuyor. Bugün Emre'nin yerine Selçuk'u izledik ve ilk defa 11'de kendine yer buldu dedik ya, neden ilk 11'de oynamadığını anlamak çok zor değil Emre ile kıyaslayınca..
Maça hızlı başlayan taraf Kasımpaşa oldu. Henüz bir dakika dolmadan yenen gol gerçekten soğuk duş etkisi yarattı takımda. Santrayı yapan Kasımpaşa, ilk atakta rakip kaleye gitmek isterken; Cenk İşler'in ceza sahası içinde kaleyi sağ çaprazdan gören noktadan zayıf vuruşunu, kaleci Volkan arka direkte iyi kontrol edemedi ve elinden kaçırdı. Fırsatçılığını konuşturan Gökhan Güleç topu filelere yolladı ve konuk takımı maçın başında 1-0 öne geçiren golü kaydetti. Bu gole cevap ise Guiza'dan, 4 dakika sonra geldi. İlk yarıda başka gol olmadı ve taraflar soyunma odasına 1-1'lik eşitlikle gittiler. İlk yarıya hızlı başlayan Kasımpaşa; ikinci yarıya da hızlı başlayan taraf oldu. Henüz 2. dakikada sol kanatta Ergün pasını Cenk'e verdi. Cenk aldığı topla tek başına ilerledi ve ceza sahasına girdi. Volkan ile karşı karşıya kalan deneyimli golcü, topu Volkan'ın yanından ağlarla buluşturdu. Maçın son anlarında Fenerbahçe sistemini bu defa 3-5-2'ye döndürmeye çalıştı. Çok başarılı olduğu da söylenemez. Zaten Fenerbahçe beraberliği kurtarma çabasıyla açık vermeye başlayınca Kasımpaşa'da kontralarla, hızlı toplarla rakibi avlamaya çalışıyordu. Amacına da 81. dakikada ulaştı. Savunmanın arkasına atılan topa Şahin hareketlendi. Volkan kalesinden açıldı topa dokunamadı ve topu ıskaladı. Şahin önünde kalan topu boş kaleye yolladı ve durumu 3-1 yaptı. Maçın son anlarında başka gol olmazken Fenerbahçe'de 3. mağlubiyet ile sahadan ayrıldı..
28 Kasım 2009 Cumartesi
Bursaspor-Galatasaray Maçından Enstantaneler
Dün akşam bayramın ilk gününde keyifli bir maç izlemek için ekran karşısına geçtik Galatasaray'lılar olarak. Ama hevesimiz kursağımızda kaldı. Maçı Volkan'ın golüyle 1-0 Bursaspor kazandı. Puanını 29'a yükselten Bursa averaj fazlasıyla 2.liği de ele geçirerek hakettiğini aldı açıkça söylemek gerekirse. Geçtiğimiz hafta Manisaspor beraberliği aslında perşembenin gelişini gösteren çarşamba gibiydi. O maçı milli takım arasıdır dedik, takım toparlanır dedik yuttuk. Ama dün akşamki ruhsuz oyunun gerçekten telafisi de affı da yok. Elbette takım toparlanacaktır, çok çok daha iyi olacaktır ama geçecek yahu. Bu da geçecek ve biz sezonu en iyi yerde, zirvede bitireceğiz. Önümüzde 20 tane maç var daha. Kazanılacak puanlar var. Gelin biz maçın fotoğraflarına dönelim;Maçın en keyifli görüntülerinden birisiydi :) Bursaspor taraftarının domuz gribini tiye alarak bir timsaha maske geçirmesi güzeldi açıkçası.

İki takım sahaya birlikte taşıdıkları Kurban Bayramınız kutlu olsun pankartı ile çıktılar.

Sonra da omuz omuza saygı duruşunda beklediler Bursaspor'un rahmetli başkanı için.
Volkan'ın golü görülmeye değerdi ama gol sevinci daha da keyifliydi :) Sevimli çocuk yahu..
Maçın son anlarına yaşanan gerginlikler damgasını vurdu.
Maçın sonunda Bursaspor'un haklı sevinci..
Bizimse "haklı" üzüntümüz vardı..
Barclays Atp World Tour #3
Sezon sonu turnuvası olan Barclays Atp World Tour'da grup maçları oynandı ve yarı finalistler belli oldu. A grubu ile başlamak istiyorum. Turnuvayı tanıtırken yazdığım yazıda bu grup ölüm grubu olacaktır demiştim. Son maçlar öncesinde de ortaya çıkan tablo böyle olduğunu tasdikler gibiydi. Son maçlar oynanmadan önce durum şöyleydi; Federer kazanırsa Federer lider, Murray ikinci olarak çıkar. Federer 2 sette kaybederse Murray lider, Del Potro ikinci olarak çıkar. Federer 3 sette kaybederse Federer kesin çıkar ama üçlü averaja bakılır. Çok ince hesapların eşliğinde çıkılacaktı maçlara yani. Günün ilk maçında Verdasco ile Murray arasındaki mücadeleyi izledik. Maçın başındaki oyunlara baktığımızda iki raket birbirini tamamlar gibiydi. Verdasco iyi servis & kötü oyun ile; Murray ise kötü servis & iyi oyun ile başladı. Murray'ın iyi oyunu kendisine ilk seti 6-4 ile getirdi. Bu setten sonra turnuvanın en zevkli maçını izlemeye başlamıştık. Kalan 2 set de tie-break ile sona erdi. İkinci sette kendini toparlayan Verdasco; Murray'ın hatalarıyla seti tie-break ile 7-6 kazandı. Seride durum 1-1 olmuştu. Final setini alan maçı da kazanacaktı. Son set de 2. set gibi tie-breake gitmişti. Ve durum yine 7-6 olarak sona ermişti. Fakat bu defa kazanan Murray oldu. Akşamki maçı beklemeye geçti, aldığı 2 galibiyetle. Verdasco ise maç kazanamadan sezon sonu turnuvasından ayrıldı.
Bir nevi Amerika Açık finalinin rövanşını izleyeceğimiz maçta Federer ile Del Potro karşı karşıya geldi günün ikinci maçında. Maçtan önce bakılan istatistiklerde Fedex 1 set aldığı takdirde yarı finalist olmaya hak kazanacaktı. Bu maçta bir de sürpriz konuk vardı, hepimizin yakından tanıdığı. Tevez; vatandaşı Del Potro'yu izlemek için Londra'daydı bu maç öncesinde. Maça iyi başlayan raket Del Potro oldu. İlk sette Federer'in yaptığı hataları değerlendirmeyi bilerek seti 6-2 kazandı. İkinci sette ortada bir oyun izledik ve set tie-breake gitti. Tie-breakte Del Potro 5-4 öndeydi ve servis atma sırası ondaydı. Federer 2 mini breakle set sayısı yakaladı ve seti 7-6 kazandı. Del Potro'nun yarı finale yükselebilmesi için son seti 6-3 kazanması gerekiyordu. Durum 3-3 olmuşken Federer 3 kez servis kırma şansı yakaladı ama Del Potro, Murray'nin ve kendisinin kaderini belirleyecek 4. oyunu almasına izin vermedi Federer'in. Bir de üstüne Federer'in servisini kırdı ve seti 6-3 aldı. Burada iki raketin de maçı kaybetmediğini söylemek mümkün tabii. Grup lideri Federer oldu. Del Potro ise Murray'den sadece 1 oyun farkla yarı finale çıktı. Uzun zaman hafızalardan çıkmayacak bir grup oldu şüphesiz. Yarı finale Federer ile Del Potro elele çıktılar.
B grubuna dönecek olursak; Nadal'ın sezonun tamamının özetini bir kez daha yaşadığını söyleyebiliriz. Sezon boyunca hayranlarına yaşattığı hayal kırıklığını bir kez de sezon finali olan bu turnuvada yaşattı. Djokovic ile oynayacağı son maçtan önce yarı finale çıkamayacağı kesinleşmişti zaten. En azından son maçı alır mı acaba diye düşünmeden edemiyordum. Ama malesef set bile alamadan tamamladı turnuvayı. Nadal son maçını da 7-6 ve 6-3'lük iki setle kaybederek turnuvadan elendi. Turnuvadan önce az da olsa klasmanı birinci bitirme ihtimali vardı şimdi o ihtimal de yerle bir oldu. Djokovic ise Soderling-Davydenko maçının sonucuna göre yarı finale çıkacaktı. Akşamki son grup maçında da Soderling ile Davydenko'yu izledik. İlk sette her iki tenisçi de servis kırma puanları elde etti ama değerlendiremediler. Tie-breake giden seti Davydenko kazandı. Bu set, Soderling'in turnuvada kaybettiği ilk setti. İkinci sette de Soderling'in oyununu izledik. Seti 6-4 kazanan Soderling durumu eşitledi. Son set artık kader seti olmuştu. Hem Davydenko için, hem Soderling için, hem de Djokovic için.. Davydenko seti 6-3 ve maçı 2-1 kazanarak yarı finalde Federer'in rakibi oldu.Yarı final maçlarındaki eşleşmeler ise şu şekilde oluştu;
14:30 Roger Federer - Nikolay Davydenk
21:00 Robin Soderling - Juan Martin Del Potro
Geçmiş Olsun Rijkaard
Teknik direktörümüz Frank Rijkaard Bursa deplasmanından acilen Hollanda'ya gitmek durumunda kaldı. Bunun sebebini resmi siteden öğle saatlerinde öğrendik. Resmi site buradaki haberde; Teknik Direktörümüz Frank Rijkaard, hamile olan eşinin geçirdiği ciddi bir rahatsızlık sonucu sabaha karşı kamptan ayrılarak Hollanda’ya gitmek durumunda kalmıştır. Bu ani gelişen olay karşısında yapılan durum değerlendirmesi sonucu teknik direktörümüzün ülkesine dönmesi sağlanmıştır. Bu nedenle bugün oynanacak Bursaspor maçında Frank Rijkaard’ın aramızda olamayacağını bildirir, eşine acil şifalar dileriz.diyordu. Bursaspor maçında da takımın başında Neeskens'i gördük. Sağlık her şeyden önce gelir tabii. Kimse bunun aksini iddia etmiyor. Ama düşünmeden edemiyorum. Rijkaard'ın eşine bir şey olmasaydı, takımın başında kalsaydı, maçta kenardan takımı o yönetseydi.. Acaba Bursa maçın sonucunu daha farklı görebilir miydik? Keşkelerle, acabalarla yürümez elbette. Benimki sadece bir fikir. Neyse resmi sitenin yaptığını ben de yapıyorum. Acil şifalar dilerim patrona. Seviyoruz kendisini ve yolunu gözlüyoruz..
Hangi Maç Hangi Kanalda? {28-29 Kasım}
28 Kasım Cumartesi
14:45 Aberdeen-Rangers; Futbol Smart
16:30 W.Bremen-Wolfsburg; TRT 3
17:00 Celtic-St.Mirren; Futbol Smart
17:00 Portsmouth-M.United; Spormax
19:30 Aston Villa-Tottenham; Spormax
20:00 Fenerbahçe-Kasımpaşa; Lig TV
20:00 Paris SG-Auxerre; Kanal A
21:00 Genoa-Sampdoria; NTV Spor
22:00 Lens-Marsilya; Kanal A
23:00 Sevilla-Malaga; NTV
29 Kasım Pazar
13:30 Vitesse-Ajax; Futbol Smart
13:30 Ç.Rizespor-Karşıyaka; D Spor
15:30 Everton-Liverpool; Spormax
16:00 İnter-Fiorentina; NTV Spor
16:00 Trabzonspor-Eskişehirspor; Lig TV
16:30 Leverkusen-Stuttgart; TRT 3
18:00 Nancy-Bordeaux; Kanal A
18:00 Arsenal-Chelsea; Spormax
18:30 Hannover-Bayern Münih; TRT 3
20:00 Barcelona-Real Madrid; NTV
20:00 Sivasspor-Beşiktaş; Lig TV
21:00 Corinthians-Flamengo; Spormax
21:45 Catania-Milan; NTV Spor
22:00 Lyon-Rennes; Kanal A
27 Kasım 2009 Cuma
Bayram Rezil Oldu {Bursaspor:1-0:Galatasaray}
Geçtiğimiz hafta Manisaspor karşısındaki oyundan kimse memnun kalmamıştı. Ben dahil bir çok kişi takımın kötü oynadığı için kaybettiği konusunda hem fikir olmuştu. Bu maça kadar takım toparlanır diye düşünenler malesef yanıldılar. Takıma güvensizlik değil aslında bu, ben çok umutluydum toparlanacağımızdan. Bursa deplasmanında bile olsak puan kaybetsek de tatminkâr bir oyunla kaybederiz diye düşünüyordum. Puan kaybettik ama oyun asla tatmin edici değildi. Puan kaybı da kaçınılmaz oluyor böyle oynayınca. Tabii yalnızca Galatasaray'a kötü demek Bursa'ya büyük haksızlık olur. Zira Galatasaray'ın kötü olmasının nedeni Bursa'nın, Galatasaray'ı kitlemesiydi. Arda'yı müthiş marke ettiler ki ilk yarım saat Arda'yı gördüğümü hatırlamıyorum. Arda kadar kitlenen diğer isim ise Keita'ydı. Onu da çok aktif göremedim bu maçta. Kewell yine tek başına bir şeyler yapmaya çalışan isimdi. Orta üçlüde yine Mustafa Sarp, Barış Özbek ve Mehmet Topal'ı izledik. Orta üçlüden de en çok Mustafa Sarp'ı beğendim. Bu üçlünün takımda olması orta sahanın defans yönünün kuvvetlenmesine sebep oluyor. Geçtiğimiz hafta Barış'ın olmaması ile bu üçlünün yokluğunda atakları genelde göbekten yemiştik. Bu hafta ise ataklar daha çok sağ kanada kaydı. Sabri bugün hücuma katılmak adına takımı bol bol zor durumda bıraktı. Bursa adına ise en başarılı isim Ergiç'ti. Kâh ortada, kâh solda, kâh sağda izledik kendisini. Galatasaray yarı alanında tabiri caizse basmadığı yer kalmadı.
İlk yarıdan itibaren maçı daha çok hakeden taraf Bursa'ydı. İlk yarıda kimi ataklarda kale direğine takılan yeşil beyazlılar, kimi ataklarda ise son vuruşlardaki başarısızlıkları ile istedikleri golü bir türlü bulamadılar. Sahaya forvet olarak Arda çıkmıştı Galatasaray adına. Tabii Arda'nın oynadığı yere tam manasıyla forvet diyemeyiz fakat ileri uç elemanı olarak onu kullandık. Arda gibi çok uzun boylu olmayan bir futbolcunun Zapo ve Ömer Erdoğan gibi 2 metrelik iki adamın arasında kaybolup gitmesi gayet doğaldı. Neden ısrarla Arda ileride oynatılıyor -hele ki elimizde Kewell gibi bir adam varken- akıl sır erdiremiyorum ben. İlk yarıda iyi görünen taraf Bursa'ydı ama ikinci yarıya iyi başladığımızı söyleyebilirim. Özellikle 45-55 dakikalar arasında takım hem baskılı hem de ofansif olmaya başlayınca keyif de almaya başlamıştım. Bu anda ise Ertuğrul Hoca devreye girdi, oyunu okuyarak Galatasaray'ı yeniden kitlemeyi başardı. İlk yarıda genelde pas yaparak rakip ceza sahasına gelen Bursa ikinci yarıda uzun paslarla gelmeye başladı. Yeni taktiği uygulamaya başlayınca Galatasaray kalesine daha rahat gelen bir Bursa izlemeye başladık yeniden. Bu ataklardan birinde Volkan sağ kanattan ceza sahasına girdi. Kale önünde bulunan Sercan'a bir pas çıkarmak istedi fakat bu top tekrar önünde kaldı. Sert ve şık bir vuruş yapan Volkan takımını öne geçiren isim oldu. Ligde en beğendiğim genç futbolcuların başında geliyor Volkan. İtiraf etmek gerekirse; dilerim bir gün Galatasaray'lı olur diye her gördüğümde iç geçiririm.
Golden sonra Galatasaray'ın öne geçmek için hemen bir çabası olmadı açıkçası. Golün şokunu üzerimizden atamadığımızı düşünüyorum ben. Maçın ilk dakikalarında gol atarsak kaleci hatasıyla atarız diyordum, olmadı. Ivankov; bilhassa son dakikalarda, adeta kalesinde devleşti. İstediğimiz sonuca bir türlü gidemedik. Tabii atak yapmak isterken verilen boşluklar Bursa tarafından değerlendirildi. Yürek ağızda bir maç izledik. Son 10-12 dakika Bursaspor kalesini ablukaya alsak da sonuca bir türlü gidememiş olmamız Bursa deplasmanından puansız dönmemize neden oldu. Geride kalan 20'nin üzerinde maçta çok gol atıyoruz, pozisyon sıkıntısı çekmiyoruz diye memnunduk takımdan. Fakat son iki maçtır takımda bir durgunluk var. Erken form tuttuk diye sevinirken, hızlı koştuk çabuk yorulduk sendromuna doğru ilerlediğimizi düşünüyorum. Demin dedim ya yürek ağızda bir maç izledik diye; bunun sebebi sadece Bursa'nın atakları değil aynı zamanda maçın gergin geçmesiydi. İki takım da agresif ve güzel bir futbol oynadılar sezon boyunca. Ama bugünkü agresiflik biraz farklıydı her zaman izlediğimizden. Sahadaki futbolcuları gergin gördüm. Bilhassa Arda'yı. Derdi ne bilmiyorum ama bu tavırlası can sıkmaya başladı artık. Maça üzülüp duygusal konuşuyor da olabilirim tabii..
Son Dakikalardaki Gerginliklerİstediği oyunu sahaya bir türlü yansıtamayan Galatasaray'lı futbolcular ve Neeskens maçın genelinde gergindiler zaten. Biraz önce Arda'yı yazdım ama onun dışında Neeskens tam tabirle çılgına döndü. Özellikle ilk yarıda Sabri'ye sık sık kızan teknik direktörümüz maçın son anlarında rakip oyunculardan Ozan'ın üstüne yürüyerek gerginliğin büyümesine neden oldu. Neeskens maç sonunda konuyla ilgili olarak; "Pozisyondan sonra çok gerildiğim doğru. Topla oynamadı ve doğrudan Sabri'ye bir hareket yaptı. Sabri çok şanslıydı o pozisyonda ayağı kırılabilirdi." dedi. Sabri'ye Ozan tarafından yapılan faul tam Galatasaray yedek kulübesinin önündeydi. Takım istediklerini sahaya yansıtamayınca gerilen Neeskens de bu pozisyonda Sabri'ye zarar gelmesinden çekindi. Futbolcusunu korudu da diyebiliriz biz bu duruma. Gerginlik araya futbolcuların ve hakemlerin girmesiyle çok büyümeden sonlandı. Pozisyon sonucunda Sabri sarı kart görürken Ozan kırmızı kart ile cezalandırıldı. Maçın bitiminden sonra ise Arda, Servet ve Gökhan Zan itirazlarıyla sarı kart gören isimler oldular. Bu arada Bursaspor taraftarını çok beğendim. Esprili pankartları ve tezahüratları vardı. Bu konuya ayrıca değineceğim fotoğraflara ulaştıktan sonra :) Bursaspor bu galibiyetle puanını 29'a yükseltip averajla ikinci sıraya yükselirken, son iki haftada 5 puan kaybeden Galatasaray aynı puanla üçüncü sıraya geriledi. Şimdi perşembe günkü maça kitlenmek lazım. Desteğe devam. Sevinmek için sevmedik zira. Yürüyedur Galatasaray'ım!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







