28 Şubat 2013 Perşembe

Gündem; Pavel Horvath


Napoli'yi beklerken Pizen'in Fenerbahçe karşısına çıkacak olması, Fenerbahçe'yi umutlandıran unsur oldu. Pizen demişken de eski bir tanıdık olan Pavel Horvath'a çevrildi gözler.

Kendisi 37 yaşında şu sıralar ama Pizen formasıyla yıllanmış şarap etkisi veriyor. Takımının en önemli kozlarından biri olmuş ve Avrupa Ligi'nde de bu noktaya kadar gelebildiler. Bu onlar adına büyük bir başarı olmalı.

Horvath işini biliyor ama, bizler bu tur öncesinde onun için ''eskiden Galatasaray forması giydi'' diyecekken şimdi açıklamaları üzerinden yürüyoruz. Bir de cevaplar geliyor kendisine, Ayhan Akman ve Bülent Korkmaz bu konu hakkında yorum yapmış. Ümit Karan ise twitter'dan daha ağır yükleniyordu.

Hikayeyi başa saralım. 2001-2002 sezonu öncesine giderek. Maddi sorunların ortaya çıktığı sezondur. Uefa Kupası'nı alan takım, bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nde de çeyrek final oynadı ama ekonomi aynı oranda büyümedi, hatta küçüldü. Takımın en önemli isimleri takımdan ayrılmak zorunda kaldı. Kimi Ümit Davala misali iyi bir bonservis kazandırdı, kimi Emre Belözoğlu, Okan Buruk ve Fatih Akyel misali bedavaya takımdan ayrıldı.

2001-2002 sezonunda yeni bir takım kurmak zorunda kaldı Galatasaray. Sponsor kriziyle başlamıştı zaten sezona, buna ödeme sorunları da eklenince küçülme politikasına gidildi ama Galatasaray'ın hedefi yine büyüktü. Lucescu bu anlamda büyük bir şanstır, az parayla büyük işler yapan teknik adamların hastasıyız.

Jardel de dönemin ekstra transferiydi. Şimdilerde Drogba, Sneijder gibi isimleri alıp, maliyetini de rahatlıkla karşılıyorsun ama o dönemde böyle bir durum yok. Jardel geldi ama ikinci sezonunda o maliyeti karşılayamayacak duruma gelmişti Galatasaray. Bu yüzden de gözden düşmek durumunda kaldı, batan geminin malları misali bir transfer öyküsüne imza atıldı.

Jardel ülkesine dönerken, bu sefer rotasını S.Lisbon'a kırdı ve S.Lisbon da bu transferi para + takasla gerçekleştirmek istedi. Onlar adına da büyük maliyetti bu transfer. Galatasaray da mecbur kabul etti. 5 milyon dolar gibi bir para ve Horvath, Mbo Mapeza, Spehar geldi.

Bu oyuncular Şampiyonlar Ligi listesinin bildirileceği zamanın 2-3 gün öncesinden gelmişti, son anda kendi ücretlerinde bir arttırım istediler, bunu da kabul etmek durumunda kalmıştı Galatasaray, böyle bir transfer öyküsüdür.

Geri kalan hikayeyi de biliyorsunuz. Mbo Mapeza hiç şans bulmadı diye hatırlıyorum ve bonservis karşılığı gönderildi. Spehar'ın Antalyaspor'a kiralanma durumu vardı ama o bunu kabul etmedi ve kalitesini de sonradan oyuna girdiği Malatyaspor maçında görmüştük zaten. Bir tek Horvath dayanabildi biraz, o da 2-3 maç oynayabildi sadece, o da 45'er dakikalar.

Bu üçlüyü hatırlamamızın sebebi de Jardel'in ismi yine, o transferin ilginçliği. Karakter olarak bilmem bu futbolcuları ama Horvath'ı az çok şimdilerde tanıdık. Söyledikleri bana göre alakasız şeyler, gündem yaratmaya çalışıyor, kendisini ön plana çıkarıp ama gereken cevaplar, o dönemin futbolcu ve yöneticilerinden gelmiş zaten.

Bakalım Horvath, Fenerbahçe karşısında neler yapacak, söylemleri kadar iddialı bir futbol oynayabilecek mi?

27 Şubat 2013 Çarşamba

Şimdi Schalke 04 Düşünsün


Bu itirazdan birşey çıkmayacağını Schalke 04 de biliyordu aslında ama yine de itiraz ettiler. Formalitedir bu tip durumlar, üzerinde de fazla durmamak lazım ama yaşanan süreç çok komik. Galatasaray, Uefa'dan iznini alarak bu transferi gerçekleştirdi ve futbolcunun ismini Şampiyonlar Ligi listesine ekledi ama Schalke 04'ün itiraz zamanlaması ilginç.

İlk maç öncesinde hiç durmadılar bu konunun üzerinde, ne olduysa ilk maç oynandıktan sonra oluştu böyle bir hava. Hatta Shanghai kulübünün de intikam almak için Schalke 04'e yardımcı olduğu bile söylendi ama beklenildiği gibi itiraz reddedildi.

Bunun üzerine Schalke 04 yarın bir açıklama yapacağını dile getirmiş. Ellerinde ne var ve neye dayanarak bu kadar iddialı adımlar atıyorlar bilmiyorum, bunu öğrenmek lazım. Benim yarattığım bir hayali senaryo var tabii, Shanghali onlara 1-2 belge yolladı bence Drogba'yla ilgili, onlar da buna dayanarak bu itirazı yaptı.

Bu tip durumlar Galatasaray'ı uyandırır, bunu da söylemek lazım. Ortamın gerilmesi Schalke 04'ün işine asla gelmez...

26 Şubat 2013 Salı

Düşme Hattında Ateş Körüklenmeye Başladı


Küme düşme hattında ateş iyice körüklenmeye başladı ve müthiş bir mücadele bekliyor bizi. Puan durumunda puanların birbirine yakın olmasından sebep birçok takımın küme düşmek için ihtimali var aslında ama bazı gidişatlar bizlere kimin ne yapabileceğini şimdiden gösteriyor aslında.

Şu an 30 puanlı takımların bile küme düşme ihtimali var, 9. sırada bulunan Gençlerbirliği'ne kadar. 16. Elazığspor ile puan farkları sadece 6 ve bu da iki maçla kapanabilecek bir fark. Ama kim düşer, kim düşmez diye tahmini rahatlıkla yapabiliyoruz, bu yüzden de 11. sıradaki Sivasspor ve üzerindeki takımların bu potaya gireceğini sanmıyorum.

Orduspor ve İstanbul BŞB çok keskin düşüş yaşayan takımlar. Orduspor, geçen sezona da çok iyi bir başlangıç yapmış ama devamını getirememişti. Yine de geçen sezonu rahat bitirdiler diyebiliriz ama bu sezon ateş hattının tam içerisindeler.

Onlar adına tıkanan şeyler var, gitmiyor. Cuper'in bu duruma çare olamadığını görüyoruz, yoksa kadro olarak çok kötü bir takım değiller ama oynadıkları futbol da ışık vermiyor. Deplasmanda galibiyetleri bile yok ve bu deplasman fakirliği de en büyük handikapları. Karabükspor'la gelecek hafta oynayacaklar maç onlar adına bu sezonun en önemli maçı.

İstanbul BŞB de aynı şekilde. Sezona kötü başladılar ama Bülent Korkmaz'la birlikte iyi toparladılar. Ligin ikinci yarısına girerken ise Webo, Gökhan Süzen gibi futbolcuları kaybetmeleri onların tüm dengesini bozdu. Durumu şöyle özetleyelim, Webo'nun yerine Zenke alınınca fark ortaya çıkıyor. Sol tarafta da Doka'yı kazanmayı denediler ama Doka eski Doka değil derken İstanbul BŞB çok keskin bir düşüşün içerisinde.

Aslında Karabükspor'u da bu potanın içerisinde görüyorum ben. Onlar da düşmeye başladı, felaket bir ligin ikinci yarısı geçiyor onlar adına. Ligin ilk yarısında onları çok konuştuk ama bu kötü tabloyu da konuşmamız gerekiyor.

Elazığspor ve Akhisar Belediyesi ise alttan çok sağlam geliyor. Elazığspor, Yılmaz Vural'la birlikte iyi bir hava yakaladı ve çıkışa geçti. Ayrıca ligin ikinci yarısında yaptıkları takviyelerle ve gönderdikleri isimlerle de maliyeti de kıstılar, ekonomik olarakta bir rahatlama var. Bülent Uygun'un yarattığı kötü mirası kısa zamanda telafi ettiler diyebiliriz.

Akhisar Belediyesi ise mütevazi bir takım, şartları belli ama bu şartları sonuna kadar zorluyorlar. Hamza Hamzaoğlu'nu kutlamak lazım. Onlar küme düşseler bile gelecek yıl Süper Lig'e çıkmak adına en büyük aday olurlar yine, o kadroyu da kurdular çünkü. Gol sıkıntısı yaşayan takıma yaptıkları Gekas takviyesiyle birlikte geldikleri seviyeyi hep birlikte görüyoruz. Küme düşmesini istemediğim tek takım diyebilirim.

Gaziantepspor da toparladı aslında, son haftalarda iyi sonuçlar alıyorlar. Bülent Uygun takviyesi onlar adına kısa vadede bir çözüm olmuş gibi görünüyor. Zaten iyi kadroları vardı ama Hikmet Karaman'ın kafasının çok başka diyarlarda olması onları bu konuma getirmişti bence. Şimdi ise toparlanma sürecindeler ama hala tehlike çanları onlar adına çalıyor.

Mersin İdman Yurdu ise yalnızlığa demir atmak üzere. Net şekilde hayal kırıklığı bu takım. Giray Bulak hamlesini zaten eleştirmiştik, bir de bunun üstüne yine büyük maliyetlerin altına girdiler, transfer konusunda çok uçtular derken küme düşmeleri durumunda bu maliyetin altından kalkamayacaklar. Gelirler kısılacak çünkü ve sorunlu günler onları bekliyor olacak. Büyük kumar oynadılar ve ligde kalmak zorundalar ama zor görünüyor, onlar adına da ışık yok.

Şampiyonluk Ateşini Yaktıranlar


Cuper'in ikinci yarıda hiç ayağa kalkmamasını, ilk etapta totem gibi nitelendirdim aslında. Maç sonunda ise Fatih Terim atıldığı için onun da atıldığı söylendi, mini bir Cuper destanı yazıldı ama sesini duyuramadığı için oturduğunu kendi açıkladı. İlginç bir durumdu.

Bu maç en az konuşulan konu Orduspor oldu aslında. Aklımda kalan bir tane pozisyonları var, attıkları iki gol de Galatasaray'ın ikramı bir anlamda. Ama bu deplasmanda kazanmak onlar adına iyi bir nefes olacaktı. 3-0 yenilseler mesela bu kadar olay olmaz ama 2-0'dan maçın 4-2'e gelmesi özgüven kaybına neden verir.

Fornezzi de çok büyük kaleci, bir kere daha hayran kaldım. İlk yarıda Orduspor adına skoru tutan isimdi ama ikinci yarıda oluşan baskıya dayanamadı.

Eboue'nin de sorunu nedir bilmiyorum, aslında bir sorunu da olduğunu düşünmüyorum ama medyaya sorunu varmış gibi yansıtılıyor. Sezon boyunca iyi günlerini arattı ama son zamanlarda performansı daha da aşağıya inmiş durumda. Sabri Sarıoğlu'nun yükselen grafiği bu sağ bek sıkıntısını en az düzeye indiriyor ama Eboue'nin bu gidişatı iyi değil.

Burak Yılmaz'ın bu sezon Galatasaray formasıyla oynadığı 27. maç ve 21 gole ulaşmış durumda. Ligde de 14 golle gol krallığında ilk sıraya yerleşti, müthiş bir Şubat ayı geçirdiğini söyleyelim. Orduspor maçında ise attığı iki golden öte, gösterdiği mücadele, o isyanı konuşulması gerekendir.

İlk yarıda şunu farkettim, savunmaya yardım eden tek isim yoktu. Herkes hücum yapıyor ve bunun da cezasını daha iyi bir takım kesebilirdi. Orduspor özellikle sağ kanatlarından etkiliydi aslında. Selçuk İnan tek başına duran isimdi, özellikle de savunmada.

Gökhan Zan'a da ayrı bir parantez açalım. Bu sezon ligde ilk defa 11 oynamasını bırakın, ilk defa süre aldı. Ligin ilk yarısında Cris'le uğraşmaktan Gökhan Zan'ı görmemiştik ve Gökhan Zan'dan bir Emre Aşık performansı gelir mi diye şüpheliydim. Emre Aşık'ı 40 maç oynatmasanız, 41. maç oynar ve 40 maç oynamış gibi bir performans gösterir. Gökhan Zan da oldukça iyiydi bu maç, hatta Dany'i de ekleyelim. Yedekte bir stoper olmadığı için son 20 dakika ayağı bandajlı oynadı, fedakarlık yaptı. Bunlar önemli.


Sneijder'e de hoşgeldin diyoruz, attığı muhteşem golle. İkinci yarıda Galatasaray'ı ayağa kaldıran adamdı, isyanı o başlattı. Sorumluluk almaya başladığında neler yapabildiğini görüyoruz. Drogba'yı görenin top şişirdiği ortamda Sneijder sorumluluğu aldı ve önce golünü attı, sonrasında da takımını yönlendirdi. Bu adamı sol tarafa hapsetmemek gerekiyor, serbest bırakılmalı.

Fatih Terim'in atılma nedeni de; "Sizden tek ricam var, 2. yarı daha kötü yönetin" söylemidir. İnanılmaz bir hakem performansı izledik. Bu yüzden de Orduspor maçı için, geçen sezon evimizde kaybettiğimiz Gaziantepspor maçının kazanılmış hali diyebiliriz.

Zemini zaten konuştuk, tarihimizin en kötü zeminiyle karşı karşıyayız belki de. Cluj maçının ardından bitme noktasına gelen bu zemin maalesef toparlanamıyor. Ligin devre arasında çalışmalar yapıltı ama takvim yoğun, zeminin en az bir ay yatması gerekirken üst üste maçlar oynadık, hala da oynuyoruz. Bu yüzden de zeminin oturması bir süre daha alacak.


Drogba'dan da öğrenilecek çok şey var, maç biter bitmez Barral'ı ziyaret etmesi çok şık bir olay.

Barral'a da geçmiş olsun, onu o halde görmek bir anda maçın tüm heyecanını aldı götürdü benden. Önce sağlık. Neyse ki durumu iyi...

Daha İyisi Yok


Şanssız bir gol yedi diye kalitesinden elbette ödün vermeyeceğiz. İleride gülerek hatırlanacak bir gol olsun o, Muslera ile yolumuz çok uzun. Çok büyük kaleci ve çok güzel bir karakter...

25 Şubat 2013 Pazartesi

Galatasaray 4-2 Orduspor, Bu Maçın Adı İsyan


Bazı maçları taktikle, teknikle açıklamak zor. Bunun adı başka. Genelde bu tip maçların ardından, iki perdeli oyun deriz, ilk yarısı farklı ikinci yarısı farklı. Bu maç ise iki perdeli bir oyun değil, tek perdelik isyandır.

Konuşulması gereken şeyler var, hakemi de geri plana atıp. Zemini konuşalım önce, Galatasaray gibi önemli yatırımını hücuma yapmış bir takımın kendi sahasında yaşadığı bu handikap.

Futbol olarak bakalım olaya, bu zeminde nasıl organize olmamız beklenebilir. İlk yediğimiz gol şok oldu, ilk yarı biterken yediğimiz penaltı golü aynı şekilde. Bu iki golün arasında yaşadığımızın adı da panik, bu kadar panik olmaya hiç gerek yoktu.

Dediğim gibi, zemin büyük bir handikap. Bu zeminde istediğini yapma şansı bulamıyorsun, topu ayağında tutamıyorsun ama topu ayağında tutmak istiyorsun. Antalyaspor maçında oynadığımız futbol güzel bir gösterge olmalıydı ama hücum diyoruz, savunma gerekliliğini unutuyoruz.

İlk yarının özeti şu, yalnız adam Selçuk İnan ve onun yanına gelip oyun kurmaya çalışan Gökhan Zan. Kimse mi yardım etmez savunmaya, nerede kaldı o mücadele?

İki tane de şok gol yiyorsun, futbolun ışık vermiyor, zemin desen olan ışığı da karartıyor ama Galatasaray'ı uyandırmayacaksın, uyandığında bu takım isyan eder ve o isyanıyla birlikte ayağa kalkar, maçı çevirir, çok da önemli mesajlar verir.

Bu maçla birlikte şampiyonluk ateşi yanmıştır, hepimize hayırlı olsun.

İsyani Sneijder başlattı, Burak Yılmaz ve Drogba körükledi, Selçuk İnan ise maç boyunca dik durdu. Sneijder'in golünden sonra da zaten agresif futbolun kaliteyle birleştiğinde ortaya ne çıkacağını gördük.

Sneijder'in ortaya geçmesi olayı başlattı. Daha fazla sorumluluk alan Sneijder kalitesini ortaya koydu. Drogba topu hücumda tutan isimdi, Sneijder'in pasları Drogba'yı da etki alanına soktu ve Burak Yılmaz'ın da mücadelesi, isteği, arayışı ona iki golü getirdi. Selçuk İnan'ın da attığı gol, maçın imzası oldu.

Konuşulacak şeyler var Galatasaray adına ama şimdi değil, bu maçın adı isyan çünkü...

Akhisar Belediyespor İçin Özel Bir Ödül İcat Ederdim


7'den 77'e herkesin sahiplendiği bir takım oldu Akhisar Belediyesi. Mütevazi bir takım, bütçeleri, sınırları belli olan ama bu kapasiteyi sonuna kadar zorlayan.

Güzel futbol oynuyorlar, futbolu çirkinleştirmeden, rakibin kim olduğuyla pek ilgilenmeden. Akılcı transferler yapıyorlar. Küme düşme hattında olan takımlar neredeyse bütün kadroyu değiştirirken onlar nokta 1-2 atışla devam ediyorlar.

Sezon başında da kadrolarını pek bozmadan, mevcut kadronun üzerine takviyeler yaparak ilerlediler, bu da pek alışık olmadığımız bir durumdu.

Doğru bir futbol yönetimi, özet bu aslında. Küme düşmesini hiç istemediğim bir takım ama oldu da küme düşseler bile onlar bir alt ligin şartlarını da hesaplayarak o ligin de kadrosunu kurdular aslında. Ligde kalırlarsa ne ala ama küme düşseler bile yapıyı hiç bozmadan bir sonraki sezon için Süper Lig'e yükselmek için en iddialı takım olurlar.

Mersin İdman Yurdu'nun oynadığı kumar mesela. Tüm kadroyu değiştirdiler neredeyse, maliyetli de isimler aldılar. Süper Lig'den düşseler ve maddi kaynaklar kesilse bir alt ligde bu kadroyu nasıl koruyacaklar, yola nasıl devam edecekler? Bunu da düşünmek lazım ve bu anlamda Akhisar Belediyesi'ni takdir etmemek elde değil.

Gekas gerçeği var bir de. Nokta atışı transfer budur. Samsunspor'un yaptığını bu sefer Akhisar Belediyesi yaptı ve gol yollarında sorun yaşayan bir takıma alınabilecek en iyi forveti aldılar, durum da ortada. IBB, Karabükspor gibi deplasmanlardan üçer puan alıyorlar ve gol yükünü Gekas çekiyor.

Hamza Hamzaoğlu'nu kutlamak lazım, yaptığı iş müthiş. Lig sonunda ödüller dağıtılsa ben olsam Akhisar Belediyesi için özel bir ödül icat eder ve onlara verirdim. Umarım ligde kalırlar ve bu hikayeyi daha çok anlatırız...

23 Şubat 2013 Cumartesi

Özgüven Bir Silah Mı?


Ask.fm'de soru cevaplarken aklıma geldi böyle bir yazı. Orada bir soru geldi, Dany'i beğenenlerden misin yoksa beğenmeyenlerden mi diye. Buna da cevabım, ikisinin arası oldu ama genel olarak baktığımızda cevap şu oluyor, Dany'e mecburuz.

Sezon başına gidelim, neydi planı Galatasaray'ın diye.

Ujfalusi ve Semih Kaya'nın yakaladıkları müthiş bir uyum vardı geçen sezon. Ujfalusi'nin tecrübesi, Semih Kaya'nın da yükselen futbolu derken bu ikiliyle müthiş bir uyum yakalandı ama gelecek sezon adına önemli bir alternatif sorunu vardı aslında.

Servet Çetin'le yola devam edilmedi, Gökhan Zan'a güvenilemedi derken oraya bir isim alınması gerekliliği ortaya çıktı ve sürpriz bir şekilde Dany transferi geldi. Beklemiyorduk bu transferi, imzalar atıldığında herkes öğrendi. 86 doğumlu bir futbolcu, son iki sezonunu Türkiye'de geçirmiş bir isimdi ve bonservisi için de çok önemli bir rakam ödenmişti.

Dany de yetenekli bir adam. Genç sayılmaz belki, futbolunun olgunluğa ulaşmaya başladığı dönemde geldi Galatasaray'a ve zirvesini gördü bu şekilde. Ama planlar farklıydı, o planlar içerisinde Dany iyi transferdi derken Ujfalusi'nin sakatlığı sonrasında forma Dany ve Semih Kaya'ya kaldı.

Cris transferi sonrasında da şunu söylemiştim, Cris alternatif olacaktır bu ikiliye diye. Semih Kaya ve Dany oynar diyordum, genellikle böyle de oldu. Cris tutunamadı o ayrı konu derken yeni bir stoper hamlesi de yapılması devre arasında ve bizler Semih Kaya & Dany ikilisine daha da muhtaç olduk.

Bu açıdan baktığımızda Dany'i ne kadar eleştirsek bile ona muhtaç olduğumuzu tekrar yazalım. 3. bir stopere güvenilemiyor, Gökhan Zan'ın forma bulması zor. Hakan Balta'yı stoper oynatma ihtimali var ama o daha da zor derken bu ikili yoluna devam edecek.

En büyük sıkıntı şu aslında. İki futbolcunun da tarzı birbirine benziyor. Hızlı, hamleli ama dengesiz stoperler. Yanlarında Ujfalusi vari onları tamamlayacak bir stoper tarzı olsa, o tecrübeyi hissetseler farklı şeyler konuşuyor olabilirdik. Aynı tarz iki stoperimiz var ve bu da bazı durumlarda sıkıntı doğurabiliyor. Bunu da aşmanın bir numaralı yolu beklemek, zaman lazım o uyumun tam anlamıyla oturması için. İmkansız birşey değil ama biraz daha uzun vadeli bakmak gerekiyor.

Semih Kaya bu süreçte eleştirilen isim değil, onun futbolu yükselmeye devam ediyor ama Dany biraz daha eleştirilerin odağı oldu. Özgüveni ve bu özgüvenine dayalı aldığı riskler Dany için iyi bir özellik mi yoksa kötü bir durum bu, bunu da tartışmak lazım.


Dany'nin elinden bu özelliği alsanız ortaya belki de çok düz bir stoper çıkacak. O da aldığı bu risklerin onun olmazsa olmazı olduğunu söylüyor. Yani Dany bunları yapmaya devam edecek. Başarabildiği sürece o hareketleri heyecan verir, taraftar maç içerisinde alkışlar ama yaptığı bir hatayla da {Schalke 04 maçında olduğu gibi} tüm iyiler gider, geriye kötüler kalabilir.

Ben beğeniyorum onu yine de, cidden yetenekli bir adam. Top kapma özelliği mesela, ülkenin bu konuda en iyisi belki de. Hızı ya da, çok önemli bir özellik. Topu da fena kullanmıyor ama tüm bu iyilerin yanına eklediği özgüven durumu Dany'i her zaman bir canlı bomba kıvamında tutmaya yetiyor.

Bir yerde patlayacak diyordum, maalesef Schalke 04 maçında oldu bu ama bir maçta da Dany'i bitirmek çok yersiz. En başta da dediğim gibi, en azından sezon sonuna kadar Dany'i muhtacız ve yapıcı olmak zorundayız. İyi şeyleri görmek ve buna yönlendirmek şu aşamada en doğrusu.

21 Şubat 2013 Perşembe

Hamit Altıntop ve Direkler


Burak Yılmaz'ın Şampiyonlar Ligi'nde 7. golü oldu bu. 7 maçta attığı 7 gol ve Cristiano Ronaldo'yu yakaladı gol krallığında. Seviye atladı Burak Yılmaz, bu net. Trabzonspor'daki görüntüsünün de üzerine koydu ve bu yükselişi devam ediyor. Drogba da onun adına çok büyük bir şans, bunu da ekleyelim.




Zemin kötü, hatta kötüden de öte. Zemin işini beceremiyoruz ve bu sorunu da yaşayan sadece biz değiliz ama bu kadar güzel bir stada bu zemin yakışmaz. Kendi sahamızda kendimize handikap yaratmaktır bu. Schalke 04 deplasmanında zemini görün bir de, aradaki farkı düşünün derim.

Hamit Altıntop'un direklerden yana şanssızlığı da bitmiyor. Sezon başından bu yana kaç oldu bilemiyorum. Orada golü yapsa, maç 2-0'a gelse belki başka şeyler konuşurduk ama kırılma anı da değil bu, Schalke 04'ün de kaçırdığı çok bariz pozisyonlar oldu.

Jones deplasmanda yok bu arada, iyi haber. Schalke 04 adına maçın adamıydı diyebilirim. Schalke 04'ün pres gücünden konuştuk maç boyu, nefes aldırmadılar ve bu kadar sağlam durmalarının ana sebebi Jones'di bana göre.

Deplasmanlarda daha iyi oynadığımızı düşünüyorum ayrıca. Manchester United, Cluj, Braga deplasmanları hep iyiydi bizim adımıza. Deplasmanda roller değişebilir, bu yüzden de tur hala ortada.

Sneijder'i forvetin arkasında, serbest bir rolde kullanmak önemli, bunu da görmüş olduk maçta. Kanatta oynayan Sneijder'in yapabilecekleri kısıtlı ve 45. dakikada oyundan çıkarırsın. Daha serbest rolde izlersek Sneijder'i, işte o vakit Drogba, Burak Yılmaz ve Sneijder'li harika bir üçlüden konuşmak mümkün.

Drogba da ne klas bir isim bu arada. Yaptığı her hareket etkili, ince düşünüyor ve bu anlamda çok büyük bir kazanç.

Ujfalusi'yi de aradığımızı söyleyelim, defansta bir lidere ihtiyaç var. Savruk oluyoruz onun yokluğunda. Dany ve Semih Kaya aynı tarz iki stoper, birbirlerini tamamlamıyorlar ve daha önemlisi biri Dany'e dur diyebilmeli. Bu adamın farkı şu risk olayı belki ama yaptığı bir pas hatasından yedik golü, bekliyordum bu tip bir hata. Ama mecburuz işte onunla oynamaya, alternatif yok. Drogba ve Snijder transferlerinde bu riski aldık.

Şunu da söyleyelim, Şampiyonlar Ligi 2. turundayız. Bunun tadını da çıkartmak lazım. Sezon başında ikinci tur yeter derken, ikinci turda Schalke 04 ile eşleşmek hedef yarattı ama şu an içerisinde olduğumuz seviyeyi de atlamamalı.

Seviyenin Şampiyonlar Ligi Olduğunu Hatırlamak Lazım


Seviyenin Şampiyonlar Ligi olduğunu tekrar hatırlamak lazım. Schalke 04'ün eksikleri, konumu üzerinden çok konuştuk. Seviyenin farkına vardığımızı düşünüyorum, rakip tehlikeli, Galatasaray'a ters gelecek bir yapıya da sahipler.

Akhisar Belediyesi maçında da zor duruma düştük, hücum oynamaya çalışırken çok fazla kontra veriyoruz ve rakipler hızlı kanat oyuncularıyla etkili oluyorlar. Zaten herhangi bir bek savunmamız yok, stoperler de hızlı ve hamleli oyuncular belki ama hataya müsait isimler. Akhisar bu cezayı kesemedi ama Schalke 04 çok rahat kesti ve buradan galibiyetle de ayrılabilirlerdi.

Maç öncesi de yazmıştım, dengeli bir oyun şart, yerine göre 0-0'a bile razı olmak. 0-0 kötü bir sonuç olmazdı diyebiliriz, gol yememek önemliydi. Antalyaspor karşısında dengeli bir oyun oynamıştık aslında, fazla pozisyona girmedik belki ama pozisyon da vermemiştik.

Schalke 04'ün en büyük artısı yaptıkları pres oldu, maç boyunca nefes aldırmadılar, Galatasaray'a oyun kurma imkanı tanımadılar. Galatasaray da topu hücumda tutamadı. En önemlisi ise, Galatasaray'ın da tempo istemesi, topu her aldığında hızlı çıkmak istemesi. Bu rakibin ekmeğine yağ süren durumdu, pas oyunu denemedi Galatasaray, tempoyu düşürmek istemedi. Tempo oyununda da kanat etkisi gerekir ama bizim için böyle bir etki söz konusu değil.

4-3-1-2 gibi bekliyordum formasyonu ama 4-4-2 izledik. Sneijder ve Hamit Altıntop'u kanatlarda düşündü Fatih Terim ve formasyonda da ısrar etti. Amrabat'ın ikinci yarıda oyuna girmesi kanat etkinliği adına bir çabaydı ama beklenen hücum etkisi gelmedi, biraz savunmada Farfan yavaşlatıldı bu sayede ama hücumda hiç organize olamadı, top tutamadı Galatasaray.

Hücumda organize olmak adına Sneijder ya da Selçuk İnan gibi isimlere bakarsınız. Sneijder'i kanatta kullanmak bunun için bir engel oldu, buna rağmen atılan golde topu kapan ve aksiyonu başlatan isim o, Hamit Altıntop'un direkten dönen topunda da aynı şekilde. Selçuk İnan ise yalnız kaldı derken organize olamadık.

Burak Yılmaz koşularıyla rakip savunmayı yıpratmayı denedi ve etkili de oldu. Drogba ise belki beklenen etki olan hücumda top tutma işini yapamadı ama sürekli ince düşündü, etki yarattı. Ama üç kişiyle maçı kazanmak çok güç, Schalke 04 kontra ataklarda inanılmaz organize olabilirken, Galatasaray ise sürekli rakibi kovaladı ve kötü düzeninde çok ısrar etti.

Her iki takımın da ortak noktası kötü savunmaları aslında. Deplasmanda oynanacak maçta bana göre roller değişecek ve deplasmanda çok daha iyi oynayacağımızı düşünüyorum. Biz de yerine göre kontra takımı olabiliriz ve bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanlarda çizdiğimiz görüntü ortada. Bu yüzden de imkansız diye birşey yok, tur hala ortada.

Jones cezalı duruma düştü mesela, bu Schalke 04 orta sahası adına büyük handikap. Bu tip handikapları çok iyi değerlendirmemiz ve iyi hazırlanmamız gerekiyor. Ben ümitliyim...

19 Şubat 2013 Salı

Orada Bir Selçuk Var Ki...


''Muhakkak ki Drogba, Burak ve Sneijder Avrupa'da konuşulmalı. Ama orada bir Selçuk var ki ben ondan da bahsedilmesini isterim.'' Fatih Terim
Yiğidin hakkını yiğide vermektir bu. Drogba ve Sneijder transferleriyle gündem oldu Galatasaray ya da Burak Yılmaz'ın Şampiyonlar Ligi'nde attığı 6 golle vitrine çıkması. Bu ortamda Selçuk İnan geri planda kalmış gibi görünebilir ama bu takımın en önemli birinci ismi Selçuk İnan'dır. Fatih Terim de bunu dile getiriyor, Selçuk İnan'ın hakkını veriyor ve Schalke 04 maçını da maç başlamadan oynamaya başlıyor aslında. Burada verdiği çok önemli bir mesaj. Schalke karşısında en önemli kozumuz Fatih Terim olacaktır...

Yine, Yeniden Şampiyonlar Ligi


Schalke 04 ile eşleştiğimizde şansların yüzde 50-50 olduğunu söylemiştim. Bunun da nedeni Şampiyonlar Ligi seviyesidir. Yüzde 50 ihtimal yaratabildiğin bir kurayı istiyorsun. Ama geçen günler, Galatasaray'ın şansını her dakika yükseltti sanki.

Schalke 04 birçok sorunla uğraşıyor. Sakatlıklar onlar adına en büyük bela. Huntelaar maç kadrosunda yer alıyor ama Afellay, Uchida, Papadopoulos, Marica gibi isimler yok. Forvet rotasyonlarının yediği darbe sonrası da geçen sezon Beşiktaş forması giymiş Edu'yu Şampiyonlar Ligi listesine bildirdiler, şans da buluyor. Schalke 04'ün tablosu bu.

Lig ile Şampiyonlar Ligi'ni ayırmak lazım aslında. Lig'de şu an 9. sıradalar, işler onlar adına hiç iyi gitmiyor ve tek umutları Şampiyonlar Ligi. Gruplarından lider çıktıklarını ve hiç yenilmediklerini atlamamak lazım, onlar da Avrupa'da çok başka oynuyorlar ama bu sakatlıklar, eksikler, gidenler derken güç dengeleri oldukça bozuldu. Bastos transferiyle nefes almaya çalıştılar ara transfer döneminde.

Galatasaray ise daha güçlendi. Sneijder ve Drogba transferleriyle birlikte ara transfer döneminin en çok ses getiren takımı oldular desek yalan olmaz. Ligde de işler iyi gidiyor, 2. ile oluşan 6 puanlık bir fark var ve bu durum da Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligi'ne fazlasıyla odaklayacak.

Şampiyonlar Ligi'ne kötü başladık, iyi bitirdik, güçlü devam ediyoruz. Tablo bu. Son 3 maçta alınan 3 galibiyet var ve bunların ikisi de deplasman. Alınan 10 puan önemli. Kura şansımız olduğuna da fazlasıyla inanıyorum, Braga ve Cluj gibi takımları çekmek büyük avantajdı, hatta Schalke 04'ü de çekmek ama dediğim gibi seviye farklı, kimseyi hafife almanın lüksü yok.

Galatasaray'ın sistemi de değişti aslında. Alıştığımız 4-4-2'nin yerine iki maçtır 4-4-1-1 ve 4-3-1-2 denendi, iki galibiyet alındı. Schalke 04 karşısında da 4-4-2 yerine bu sistemlerden biri denenecek. Drogba'nın da ilk 11'de şans bulacağını düşündüğüm için, çift forvetten ödün vermeyecektir Fatih Terim ama kanatlardan ödün verip, orta sahayı kalabalık tutmak bir numaralı düşüncesi olabilir.

Kendi sahamızda oynuyoruz ve gol yememek zorundayız. Yenen golü çıkartmak bir yana, rakip sahaya avantaj sağlayıp gitmek zorundayız. Elbette tempolu başlar Galatasaray ama savunma güvenliğini de elden bırakmayarak. Akhisar Belediyesi maçında sürekli hücum yaptık ama bunun faturasını Sertan ve Kenan gibi hızlı oyuncular kesebilirdi, o imkanı buldular.

Farfan ve Bastos etkisini düşünerek, aynı durumun tekrarlanması durumunda Schalke 04 kontra ataklarda çok ekmek bulur, bu yüzden de kontrollü gidip, gerekiyorsa 1-0'a dahi razı olmak gerekiyor.

Galatasaray'ın şu an vitrininde olan isim Burak Yılmaz, 6 maçta attığı 6 golle. Ama takımın bir numarası ise sadece 30 dakikayla Drogba oldu. Drogba'nın Burak Yılmaz açısından büyük şans olacağını düşünüyorum, gol ve asist anlamında daha çok yükselecek bence. Böyle iki forvete sahip olmak Galatasaray'ın en büyük avantajı olsa gerek. Schalke 04 karşısında en büyük kozumuz bana göre bu iki futbolcu olacak.

Selçuk İnan'ın ön liberolaşma süreci var bir de. Bir açıklamasında da söylemişti, ben ön liberoyum diye. O an şaşırdım, geçen sezonu düşündüğümde Galatasaray'ın hücumda bir numaralı ismiydi aslında. Melo ile birbirlerini mükemmel tamamladılar ve skor yükünü de bu iki isim çekiyordu. Bu sezon ise aynı etki yok, Selçyk İnan biraz daha savunmaya çekilmiş durumda ve Sneijder transferiyle de birlikte bu anlamda katkı veriyor.

Bu durum da 4-3-1-2 oynarken, orta saha üçlüsünün ortasında Selçuk İnan'ın oynaması anlamını taşır. Melo ve Hamit Altıntop da sol ve sağ iç olarak oynayarak, Schalke 04'in kanat etkisi üzerinde daha savunmacı bir görüntü çizerler. Fovet arkasında oynayacak Sneijder, önlerinde de Drogba ve Burak Yılmaz. Bu üç isimle Galatasaray'ın hücumları şekillenir ve 4-3-1-2 sisteminde hücumda ne kadar fazla top tutabilirsek, o kadar verimliyiz, olmazsa olmazı bu sistemin.

Çok uzun bir aranın ardından son 16'dayız, bunun kıymetini bilelim. Özlediğimiz, beklediğimiz ortam bu ve çeyrek final kapıları da açık Galatasaray'ın. Yakalanan Şampiyonlar Ligi başarısının artısını hep birlikte gördük, maddi anlamda da yaşıyoruz. Bunun devamı gelmeli, süreklilik halini kazanmalı. Bunun şu an için en önemli adımı da Schalke 04 maçları...

16 Şubat 2013 Cumartesi

Ligde Kalan 12 Maçın 7'si TT Arena'da

Drogba resimleri, videolarıyla dolup taştı sosyal medya. Hatta İspanya ve İngiltere'de de twitter'da tt olmuş durumdaydı Drogba. Çok acayip bir etki gerçekten. Mesele de Drogba'nın maç kazandırması, 1 gol 1 asist olayı da değil, başka ama tarihini bulamıyoruz.

Sneijder'in de etkisi Drogba'nın oyuna girişinden sonra yükseldi. Atılan iki golü başlatan pas ona ait, bu maç daha fazla sorumluluk alan bir Sneijder vardı, bu uyum yükseldiği sürece de Sneijder'i gerçek anlamda izlemeye başlayacağız.

Son 30 dakika şunu gösterdi ayrıca, Drogba bu takımın bir anda lideri olmuş, bu mühim. Bu saygıyı çok kısa bir zamanda takım içerisinde yaymış.

Drogba ve Sneijder ile ilgili son olarak şunu yazayım, Galatasaray forması altında bir gol sevincinde bu iki adamı birlikte gördük ya, ölsek bile gam yemeyiz sanırım.

Burak Yılmaz'ın da isminin altını çizelim aslında, 1 gol 1 asist o da, hatta Drogba'nın pası az daha yavaş gelse 2 gol de diyebilirdik buna. Şu durum ortaya çıkıyor, bu iki adam birbirinden rol çalmayacak, aksine ikisi de gol ve asist sayısı anlamında yükselecekler. Burak Yılmaz adına büyük bir şans oldu bu durum.

Çok sert bir maçtı, 9 tane sarı kart var maçta. Verilmeyen kırmızı kartları da sayarız, üstelik karşılıklı. Gergin değildi ama aşırı sert bir maçtı, bu da her iki takımın önceliğinin hücum ve tempodan kaynaklanmasıdır. Hızlı bir maçtı, iki takım da risk aldı, kazanmak istedi ama kalite farkı bu anlarda ortaya çıkıyor.

Çimler maç öncesi boyandı dediler bir de, anlamadım durumu. Anlayan biri varsa beni aydınlatsın, hayatımda ilk kez böyle bir şey duydum.

Semih Kaya'nın ilk yarının sonunda yediği sarı karta da takıldım aslında. Çok alakasız bir noktada, alakasız bir kart. Dany de 2 dakika önce bir sarı kart yemişti ve iki stoperimiz, böylesine tempolu bir maçta sarı kartlı oynadı ikinci yarıda ve bu büyük bir riskti aslında.

Dany demişken, ikinci yarının sonunda bizim yarı sahada rövaşata ile uzaklaştırdığı bir top var, yerden ne kadar yükseldi bilen var mı, akıl almaz bir vuruştu o.


Fikstür avantajlı bir konuma geldi, 12 maçın 7'si içeride ve oluşan bu havayla da içeride maç kaybedeceğimizi pek düşünmüyorum. Şampiyonlar Ligi'ne odaklanmak adına güzel bir avatajdır bu, keşke kaybedilen o basit puan kayıpları hiç olmasaydı.

Gekas faktörünü de gördük bu arada, adam hata avcısı, normal şartlarda affetmiyor ama bu maçta üç tane kırılma anı varsa ikisi ona ait. Kaçırdığı ilk golde Sertan bomboş, pas atsa Akhisar 1-0 öndeydi. Direkten dönen top ikinci kırılma anı, üçüncüsü ise Drogba'nın oyuna girmesi...

15 Şubat 2013 Cuma

Drogba'nın Yazıp Yönettiği Muhteşem Bir Şov


Bu tip maçlarda iki perdeli oyun derim hep. Bu sefer tek perdeli bir oyun izledik, Drogba'nın yazıp yönettiği muhteşem bir şov.

Drogba oyuna girene kadar geçen süreci yazalım. Yine bir formasyon değişikliği vardı Galatasaray'da, sanki Drogba'ya hazırlık gibiydi bu. Geçen haftanın iyi işleyen 4-4-1-1'i bu sefer 4-3-1-2'e bıraktı kendisini. Umut Bulut'un varlığı, Drogba'nın hazırlandığına işaretti ama ilk maçtan 11 başlatmadı Drogba'yı Fatih Terim.

4-3-1-2 olması gereken ama riskli bir formasyon. Bu formasyonun olmazsa olmazı hücumda top tutabilmek, rakip yarı sahada kalmak. Galatasaray'ın başaramadığı bu oldu. Maça hızlı başladı, ilk 30 dakika rakip yarı sahada geçti ama bu tamamen Akhisar Belediyesi'nin önce bekleyelim mantığıdır.

30 dakikanın ardından etkiyi gösterdiler. Sertan ve Kenan gibi hızlı futbolcularla Galatasaray'da beklerin öne çıktığı her an etkili oldular, pozisyonlar da yakaladılar. Risk aldı Galatasaray, aldığı riskten de ödün vermedi ve topu hücumda da tutamayınca istediğini sahaya yansıtamadı. Bu süreçte öne de geçebilirdi, pozisyonları vardı ama geri de düşebilirdi, Gekas'ın iki tane net pozisyonu var, direkten dönen top kırılma anı hatta.

Organize olmakta da sıkıntı yaşıyor Galatasaray. Özel yeteneklerle sonuca gidiyor daha çok ama organize bir atak göremiyoruz pek, bu maçta da Drogba oyuna girene kadar geçen süreçte göremedik. Sneijder'in henüz uyum sağlayamamasından, hücumda top tutamamaya kadar uzanır bu durum.

63. dakikadan sonrası ise devrim, Drogba devrimi. Bir futbolcunun bu kadar kısa bir sürede böyle bir etki yaratması pek görülmüş bir durum değil. 3 dakika içerisinde 1 gol 1 asist. Bunun yanında gösterdiği etkiyle tüm takımı şahlandırdı, sadece kendisi değil, Sneijder de hoş geldi dedirtti.

Sneijder biraz daha orta sahanın derinliklerine çekilince, önünde bulduğu boş alanlarda topu sürdü ve atılan her iki golde de onun muhteşem iki pasının başlangıç noktası olduğunu görüyorsunuz. Drogba ise hücumu tanımlayamayacağım bir seviyeye çıkarttı derken tek başına işi bitiren bir isim oldu ama Drogba'nın getirdiği, yarattığı durumun tanımı çok başka, o tanımı ben bulamıyorum.

2-1'den sonrasına bakın hatta. Şu maçta bile rahat değildik diyebiliriz, 2-1'den sonra da herşey olabilirdi, Galatasaray savunmada hataya müsait bir takım ama Drogba'dan hücumda top nasıl tutulurun dersini aldık. Düşmemesi, adam geçmesi, devamında yine düşmemesi, yeniden adam geçmesi derken yakılmadı bu adam ve üç puanı Galatasaray'a kazandırdı.

Kalan 12 maçın 7'si iç sahada ve önemli bir deplasman galibiyetidir bu. Oluşan şu hava ve sinerji içerisinde de iç sahada puan kaybedeceğimizi düşünmüyorum, şampiyonluk ihtimali çok yüksek...

14 Şubat 2013 Perşembe

Hedefler?


Basketbolda çok karmaşık günler yaşıyoruz. Mali sorunlar gündemdeydi, yabancı oyuncuların kulübe çektiği ihtarnameler, Lindsay Whalen'in ayrılığı derken bir süre gündemi oluşturdu bu durum. Daha önceden de dediğim gibi, basketbolu yöneten profesyoneller twitter'dan şov yapacağına, biraz şu işlere odaklansa bu tip hadiseleri yaşamayacağız ama bazı isimler fazlasıyla şov peşinde. Whalen hadisesi de ilk vukuat değil, sezon başından bu yana neler yaşadık bir düşünün.

Erkek takımıyla başlayalım, çünkü hedefler birer birer kayboluyor. Sezon başında yakaladığımız hava ve kurduğumuz kadronun üzerinde esen garip bir rüzgar var. Temellerini kaybetti bu takım, sürekli yeni bir hava yakalamaya çalıştı derken bir yerde tıkandı takım.

Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'ye kaybetmemizin üstünde çok durmuyorum aslında. Fenerbahçe'yi kupayı kazandığı için tebrik ediyorum ama o kupayı asıl hak eden taraf hakemler oldu.

Kendi hatalarımız da var tabii. Hawkins ve Domercant'ın ardından bu takımın skor anlamında en çok güvendiği iki isim Arroyo ve Jamont Gordon. Bu ikili skorda etkin olmadığı sürece Galatasaray'ın büyük maçları kazanma ihtimali çok düşük ve bu iki adam son iki maçtır hiç ortada yok. Fenerbahçe maçında da kayıplardı, Unics Kazan maçında da kayboldular.

Mali sorunlar takımı etkilemiş olabilir ama profesyonelim diyen isimler oynadığı maçlarda katkısını gösterir. Böyle bir şey mi oldu bilemem, kimsenin günahını almam ama Arroyo ve Jamont'dan hiç katkı alamadığımız bir ortamda da Unics Kazan'ı deplasmanda yenmek zor.

Engin Atsür, Furkan Aldemir gibi isimlerin sahaya koydukları yürek olmasa daha da farklı şeyler konuşuyor olurduk, bunu da ekleyelim.

Üzüldüğüm nokta şu, şu gruptan çıkamamamız. Şu Unics Kazan'a ilk maçta kendi sahamızda yenildik, deplasmanda ise kazanabileceğimiz maçı resmen hediye ettik. Ulm'u kendi sahamızda farklı geçtil ama deplasmanda yediğimiz farkla birlikte sayı averajını rakibe verdik. Euro Cup'u kazanmak gibi bir hedef koyduğumuz ortamda da son 8'e kalamamak büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Lig şampiyonluğu hedefi kaldı bir tek, başarabiliriz ama zor bir ihtimal. Takımın toparlanması, artık bir hava yakalaması şart. Ergin Ataman'a güveniyorum.


Kadın takımında ise işler erkek takımına göre kötü gitmiyor. Lindsey Whalen'i kaybettik ve yeri de bana göre dolmayacak bir isim ama yeni transferler var. Lindsay Harding ve Eshaya Murphy. Lindsay Harding'i ligde kullanacağız, Eshaya Murphy ise Karadağ Milli Takımı'nda oynadığı için bosman bir oyuncu ve onu da Euroleague'de kullanacağız.

Whalen açıklamasını okudum bu arada, gerçekten skandal. 4 aydır parasını alamıyor, sözleşmesinde de iki ay parasını alamazsa serbest kalır gibi bir ifade var. Bunu kullanmak en doğal hakkı. Kulübe bu konuda ihtar çekiyor ama dikkate alınmıyor, o ne yapsın? Oysa idareciler bunu görmezden geliyorlar ve Whalen'i afaroz ilan ederek işin içerisinden sıyrılmak istiyorlar. O açıklama Galatasaray tarihi adına çok büyük bir yanlış olarak tarihte yerini alacaktır.

Maddi sorunlar çözüldü, Ünal Aysal işe el attı ve 3 milyon dolar'lık ödemeyi yaptı. Bu saatten sonra da maddi durumlarla ilgili bir sorun duyacağımızı sanmıyorum, sezon sonunda da sponsorla ilgili yeni bir çalışma içerisine girilecektir ama bu basketbol sezonu hem erkek hem de kadın takımında hiç unutulmayacak. Bu denli büyük bütçeler, kurulan iyi takımlar ama basketbolu yönetememek...

13 Şubat 2013 Çarşamba

Bugün Günlerden Milan Baros


Olması gereken, hatta geciken bir ayrılıktı. Bu tip ayrılıklar kaçınılmaz oluyor, ayrılık gereklidir diyoruz ama bu ayrılık yaşanınca da maziyi hatırlayıp üzülüyoruz. Baros'un da Galatasaray mazisi çok derindir ve sadece Galatasaray'ın da değil, bu ülkenin gördüğü en büyük gol ayaklarından biriydi.

Maziye uzanalım, kariyerini biraz hatırlayalım. Onun Galatasaray kariyeri denildiğinde ilk söylenmesi gereken şu olur sanırım, Ağustos ayının son günlerinde katılmıştı Galatasaray'a. Şampiyonlar Ligi ön elemesi sonrası. Eğer S.Bükreş maçlarında Baros olsaydı belki o sezon Şampiyonlar Ligi'nde oynayacaktık ama önce Nonda ile yola devam edildi, sonrasında bu alternatif yaratıldı.

Ama o Baros ligde ve Avrupa Ligi'nde büyük işler yaptı. Ligde gol kralı olmasının yanında, Avrupa Ligi'nde de Galatasaray'ı ileri iten isimlerden biriydi. Kötü bir sezondu yine de, çok fazla sorunlarla uğraştık. Skibbe döneminde yükselen bir Baros grafiği vardı ama Bülent Korkmaz döneminde bu yükseliş biraz sarsıldı. Sadece Baros üzerinde de değil, kaliteli hücum düzeni farklı bir yapıya kavuştu.

Arda Turan, Lincoln, Kewell ve Baros'lu 4-2-3-1'i unutmayız sanırım, o hücüm düzeninin verdiği keyifi uzun zaman alamadım, hala da alamıyorum hatta.

Baros'un kariyerinde Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu da var, Liverpool geçmişi de var, Çek Cumhuriyeti ile Euro 2004'de gol krallığını yaşadı ama kariyerinin hiçbir döneminde Galatasaray'da yaşadığı ilk sezonu gibi de bir dönem yaşamadı. 31 maçta attığı 20 gol vardı o sezon.

Baros'un yaşadığı sakatlıklar ise Galatasaray adına bir kırılma noktasıdır. Rijkaard'lı döneme iyi başlamadı aslında Baros, Nonda ona göre daha formda girdi sezona ama Baros Galatasaray'ın olmazsa olmazıydı. İyi bir forvet bulmak zor, hele ki yabancı transferlerinde tam bir kumar. Baros'la nokta atışı yapılmıştı ama Fenerbahçe maçında yaşadığı sakatlık o sezonun hatta diğer sezonların da kaybı demekti.

Baros'un sonrası şu şekilde gelişti. Baros sakatlıktan döndü, yeniden golleri atmaya başladı, sonrasında yine sakatlandı, yine döndü ve gollerini atmaya başladı, yine sakatlandı, yine döndü diye ilerledi bu iş. O sakatlık sürecinde Baros'la sözleşme uzatıldı, daha fazla da para kazandı aslında. Bu hamle Galatasaray'ın Baros'a gösterdiği vefa, fedakarlıktı.

Bu noktada zaten Baros'un Galatasaray'da kalmak için ısrar etmesini, sözleşmesini tamamlamak istemesini anlayamadım. 31 yaşındasın, sık sakatlıklar yaşıyorsun, eski gücünde değilsin ama bir sezon futbol oynamamayı göze alıyorsun, tüm teklifleri reddediyorsun. Palermo'nun, Parma'nın tekliflerini kabul etmesi, Katar veya Rusya'ya gitmek istemedi, böyle bir tercih yaptı ama sonunda dayanamadı ve ülkesine döndü, başladığı yerde bitirecek futbolu.

Geçen sezon gelen şampiyonlukta da katkısı büyüktür aslında. Forma girdiği bir dönem vardı, üst üste golleri atıyordu, Elmander'le iyi bir ikili olmuşlardı ama dediğim gibi, o sakatlıklar bırakmadı yakasını ve sonraki geri dönüşünde eskisi gibi geri dönemedi, Saraçoğlu'nda Fenerbahçe ile 2-2 berabere kalınan maçta direkte kalan o topla birlikte Baros'un da Galatasaray kariyeri bitmişti aslında.

Galatasaray tarihinde unutulmayacak bir isim olacak, orası kesin. 5 sezondur bu takımdaydı, bir yabancının herhangi bir takımda bu kadar uzun süre kalabilmesi çok sık rastlanan bir durum değildir. Baros, yaşadığı tüm sakatlıklara rağmen bunu başardı, Galatasaray onun arkasında durdu, o da formanın hakkını verdi. Bizlere tüm yaşattıkları için teşekkür etmemiz gerekiyor. O bize, biz ona çok şeyler kattık...


12 Şubat 2013 Salı

Ve Drogba'nın Lisansı Çıkar

Antalyaspor karşısında tek forvet oynadık, başarılı da olduk ama Burak Yılmaz'ın Antalyaspor karşısında göstermiş olduğu performans sonrasında da Fatih Terim maç sonunda mesajı net verdi ve Drogba ile Burak Yılmaz'ı beraber kullanabileceğini söyledi.

4-4-1-1 olan formasyon, 4-3-1-2'e geçiş yapabilir bu nedenle. Drogba transferinden sonra en başından beri düşündüğüm şekilde. Drogba & Burak Yılmaz ikilisinin arkasında Sneijder. Orta sahada ise Selçuk İnan, Melo ve Hamit Altıntop. Böylece, Elmander ve Umut Bulut gibi isimleri de rotasyon içerisinde beraber kullanmak mümkün.

Yine de beklemek gerekli, eldeki mevcut kadro birçok formasyonu beraberinde getirebiliyor ve maç içinde görebiliyoruz nasıl oynayacağımızı. Antalyaspor maçı öncesinde de ne yaparız, nasıl oynarız derken Burak Yılmaz'ın tek forvet sahaya çıktığını gördük ve başarılı bir 4-4-1-1 formasyonu izledik.

Bu arada, Drogba'nın da lisansı gün itibariyle çıkmış durumda. Akhisar Belediyesi maçında sahada olması anlamını taşıyacaktır bu. Sneijder'de olduğu gibi bekleme yapmaz diyorum Fatih Terim, Drogba'nın da Kasım ayından bu yana oynadığı çok maç yok ama Afrika Uluslar Kupası bu anlamda ilaç gibi geldi ve daha hazır olduğunu düşünüyorum.

Bir sonraki maç Schalke 04 ve sezonun en önemli maçı. O maça da hazırlık ve uyum için Drogba'nın Akhisar Belediyesi karşısında 11'de başlaması beni şaşırtmaz ama 18 içerisinde dahi yer alsa mutlaka şans bulacaktır, onu izleme fırsatına kavuşacağız.

Güne damgasını vuran kare ise Drogba ve Burak Yılmaz'ın samimi halleri. Hani diyorlar ya, bu futbolcular takım içerisinde huzursuzluk yaratacak, maç içerisinde bu isimlere pas atılmıyor, Galatasaray'da yabancılar sevilmez gibi şeyler.

Güzel bir cevap olmuş sanki...

Gerekli Olan, Basketbol Şubesine Daha Ciddi Yaklaşım

Galatasaray'da basketbolun iyi yönetilemediğini düşünüyorum ve iyi yönetilememenin sonuçlarını da hep birlikte görüyoruz. Hem kadın hem de erkek takımımızda bazı ödeme sorunları ortaya çıktı, Lindsay Whalen takımdan ayrıldı, çoğu yabancı da ihtarname çekti. Oysa büyük umutlarla ve maliyetlerle kurulan iki kadro. Hem bu sorunu, hem de Galatasaray'ın basketboldaki bu sezonunu sevgili Eyüp Yıldız'la konuştuk.


Şunu merak ediyorum. Erkek takımında sezon başından bu yana sıkıntılar yaşandı, sakatlıkların ardından Arroyo ve Markoshvili transferinde önemli bonservisler ödendi ama yaşanan maddi sorunlar var deniliyor. Bazı isimlerin kulübe ihtarname çektiği haberleri var, kadın takımında Lindsay Whalen ayrıldı. Bu sorunu nasıl değerlendiriyorsunuz, uzun yıllardır konuşulmayan konular olmuştu bu tip ödeme sorunları ama her iki cephede de tarihin en yüksek bütçeli takımları kurulmasına rağmen maddi sorunlar var deniliyor?

Eyüp Yıldız:  Galatasaray Spor Kulübünün ekonomik olarak refah içinde olduğu konuşulurken, futbolda Drogba ve Sneijder gibi çok önemli oyuncu transfer edilmişken, basketbolda ödeme sorunu yaşanmasını ve bazı oyuncuların kulübü FİBA'ya şikayet etmesini yöneticilerin vurdum duymazlığı olarak görüyorum.

Galatasaray'ın Ünal Aysal ile beraber hedef büyüttüğü bir dönemde bu umulmadık ve umursamazlıktan kaynaklanan para sorunu, Galatasaray başkanı Ünal Aysal'ın görevi şuana kadar ki görevi boyunca bence en büyük hatası bu sorunu çözemeyerek basketbol şubesini kaosa sokmasıdır. Umarım bundan sonra Ünal Aysal ve diğer yöneticiler basketbol şubesine daha ciddi yaklaşırlar.

Galatasaray'da basketbol doğru yönetiliyor mu peki? Hakan Üstünberk gibi başarılı bir yöneticiyi yaşadık ve onun döneminde aslında basketbolda çağ atlandı ama şu zamanlarda idare anlamında sorunlar olduğunu şahsen düşünüyorum. Siz bu duruma nasıl bakıyorsunuz, idare boşluğu sizce de var mı yoksa tüm yaşanan kötü durumlar şanssızlık veya sponsorla ilgili sorunlar mı?

Eyüp Yıldız:  Galatasaray, basketbol şubesinde bir profesyonelleşme söz konusudur profesyonel çalışan insanların görevini iyi yaptığını düşünüyorum ama şubenin başında Hakan Üstünberk veya geçmişte Ahmet Dedehayır'ın ilgilendiği gibi ilgilenen bir yöneticiyok malesef. Bunu zaten maçlarda da görebiliyoruz, yöneticiler maçlara gelmiyorlar, basketbolu kendine dert eden basketbolun peşinden giden oyuncuların sıkıntılarıyla ilgilenen bir yönetici yok gibi gözüküyor.

Bu nedenle bu kriz yönetilememiştir. İşin idare kısmında da hatalar olabilir ama şu unutulmamalı ki patron maaşları yatırmıyorsa müdür cebinden çalışanların maaşını veremez. Belki oyuncularla sürekli konuşarak onları ikna etmeye çalışabilirlerdi, ihtarname göndermemeleri için ricacı olabilirlerdi ama bunun dışında bence idarecilerin ödeme konusunda yapabileceği bir şey yok.


Hawkins, Domercant temelli bir takımız derken sakatlıklar, Hawkins'in yaptığı kariyer intiharı derken farklı bir yapıya büründü aslında Galatasaray. Ergin Ataman yine kaos içerisinden başarıyı yaratmanın peşinde. Siz, lig ve Eurocup şansını nasıl değerlendiriyorsunuz takımın, sizce başarı yolunda kilit nokta yine Ergin Ataman mı olacak?

Eyüp Yıldız: Galatasaray'ın Türkiye Kupasında ki performansını çok beğendim, Hawkins, Göksenin ve Domercant gibi çok önemli oyuncular gitmesine rağmen, ortaya konulan performans çok başarılıydı. Kupanın favorisi olan Efes'i formda Banvit'i eleyen bir Galatasaray vardı. Fenerbahçe maçında ise yorgunluk ve hakem hataları maça damgasını vurdu, sonuçta kupa gelmedi ama başarılı bir oyun vardı. Savunmada ki sertlik ve hücumda uzunların daha işlevli hale gelmesi bundan sonra ki süreçte başarıyı getirebilir.

Ayrıca Ergin Ataman ne kadar önemli bir taktisyen olduğunu kupa maçlarında bir kez daha gördük, maç içinde yaptığı hamlelerle sürekli dengeleri takımı lehine değiştirmeyi başardı, başarı gelecekse Ergin Ataman'ın konsantrasyonu da bunda önemli bir etken olacak.

Uzun yıllardır iyi takımlar kuruluyor ama bir türlü oyun kurucu takviyesi yapılmadı derken Lindsey Whalen'le bu sorun çözüldü. Sakatlıklar da bitti, geri dönüşler başladı derken mali sorunlar sonucunda geleceği belirsiz bir yapı var aslında. Bu sorunlar çerçevesinde nasıl bir gelecek bekliyor kadın takımını?

Eyüp Yıldız:  Ödeme sorunları nedeniyle kadın takımında bütün konsantrasyon bozulmuş durumda, öncelikle bu sorunun çözülmesi ve oyuncuların tekrardan basketbola döndürülmesi gerekiyor. Bu sağlanırsa Galatasaray kadın basketbol takımının özellikle TKBL'de başarıya ulaşma şansını fazla görüyorum. Play off serisinde Fenerbahçe'ye karşı ev sahibi avantajı olmasa bile, kadro kalitesi takım kimyası olarak Galatasaray bir adım öne çıkıyor. Özellikle uzun rotasyonunda ki avantaj şampiyonluğu getirebilir düşüncesindeyim.

Şu ana kadar geçen süreçte, hem erkek hem de kadın takımlarımızı düşünerek sizler adına umutlandırıcı noktalar ve hayal kırıklığı yaratan isimler kimler oldu?

Eyüp Yıldız:  Ben 2 takımında çok iyi durumda olduğunu düşünüyorum, oyuncu bazında beni hayal kırıklığına uğratan kimse olmadı, Ergin Ataman ve Ekrem Memnun bence çok hakimler takımlarına ve başarılı olacaklarına inanıyorum. Fakat Galatasaray taraftarının maçlara olan ilgisizliği ve yöneticilerin şubeye gereken ehemmiyeti göstermemesi bende büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığı yarattı bu sorun çözülmezse bir sezon çöpe atılabilir dikkat edilmesi gereken nokta bu bence.

11 Şubat 2013 Pazartesi

Basketbolu Yönetememe Sorunu


Basketbolda uzun zamandır konuşmadığımız konulardan biriydi, ödeme sıkıntıları. Sponsor dönemlerinden bu yana yükselen bir grafik vardı ve maddi anlamda da sorunlar yaşanmadan hedefe yürünüyordu ama kadın basketbol takımında yaşanan ödeme sıkıntıları üzücü olduğu kadar, bizleri eskiye götürüyor ve düşündürüyor.

Kadın takımımızdan emin değilim ama erkek takımımız bugüne kadar kurduğu en yüksek bütçeli takımı kurdu. Domercant ve Hawkins gibi şanssızlıklar da yaşadı ama buna rağmen yeni transferler yapmasını bildi, bütçeyi de aştı hatta ve bonservisler ödeyerek transfer yapmaya devam etti.

Kadın takımından bu sezon çok umutluydum. Yıllardır iyi takımlar kurduk ama şu takıma bir türlü oyun kurucu takviyesi yapamadık. Bu sezon ise Lindsay Whalen'i {bu ligin bence en iyi oyuncusu} transfer edildi ve Whalen'in Dünya'nın sayılı oyun kurucularından biri olduğunu söyleyelim.

Oynadığı maçlarda da katkısı ortadaydı, neler yaptığını bizledik. Kazanılan Türkiye Kupası'ndan tutun, hemen hemen kazanılan her maçta maçın en iyisi olmasına kadar. Bir takım oyun kurucusu kadar konuşur derler, biz de Lindsay Whalen kadar konuşuyorduk ama onun ayrılığı tüm taşları yerinden oynatır.

Bazen diyorum, Murat Özyer twitter'da gösterdiği performansı keşke basketbol takımları için de gösterse. Şovu seviyor, bu belli ama işler iyi gitmiyor. Sezon başından bu yana yaşanan 1000. hadise olabilir bu ama ısrar ediyor. Kötü yönetiliyoruz, bu çok belli.

Futbolda, diğer branşlarda herhangi bir maddi sorun yaşamıyorken basketbol takımlarında yaşanan bu sorunlar da bana göre adresi gösteriyor. Orkun Darnel gibi başarılı bir idareci va rmesela voleybolda, aynı etki basketbolda alınıyor mu sizce?

Whalen hadisesinde başkanın da haberi yoktur. Ceo olarak Lütfi Arıboğan'ın bu işe el atması gerekiyor, basketbolun çekip çevrilmesi şart. Yoksa Whalen olayı ilk olmayacak, devamı da gelebilir. Ki Whalen eğer geri dönmezse sezonu bitirdik demektir zaten, kurulan bu iyi kadronun bir anlamı kalmayacak.

Edit: Son gelen haberlere göre sorun erkek takımında da var, tüm yabancılar kulübe ihtar çekmiş durumdalar ve bu krizden nasıl çıkarız bilinmez...

Ligin İkinci Yarısı'nın Galatasaray Adına Adamı; Sabri Sarıoğlu


Sabri Sarıoğlu'nun yükselişi yeni değil ama zirve anını bugün yaşadı. Geçen sezonu hatırladım, Eboue'nin yokluğunda yaşadığımız sağ bek sıkıntısı. Eboue eski formunda değil aslında ama yokluğu bu sezonda da sorun yaratır derken, Sabri Sarıoğlu o yokluğu aratmamanın yanında, performans anlamında daha üst noktaya çıktı.

Doğacak yabancı kontenjanı sorusunda, Riera ya da Melo kesilir derken Eboue kesilen isim olacak gibi. Sabri Sarıoğlu'nun bu yükselişi önemli. Mücadelesi gerçekten üst düzey ve bu performansın ardından da umarım şu dalgacı insanlar durur ve kendilerine bir kez daha bakarlar.


Fatih Terim'in Burak Yılmaz mesajı da önemliydi. 2 haftadır neden oynamıyordu sorusu üzerine cevaplar arıyorduk ve bu cevapların gittiği en uç nokta, Galatasaray Burak Yılmaz'ı satmak istiyor noktasıydı. Oysa cevap net, Burak Yılmaz Galatasaray'ın hücum felsefesine uygun oynamadığı için 2 haftalık bir kesik yedi.

Bu hücum felsefesinin de cevabı açık. Önde basan, mücadele eden, sadece ofsayt kovalayan bir forvet olmamak. Fatih Terim'in takımlarında kaçak dövüşmektir bu bir anlamda, Burak Yılmaz da bu mücadeleden uzaktı ama iki haftalık ara ona yaradı. Mücadele anlamında üst düzey bir maç çıkarmasının yanında, onun bu mücadelesi iki golle taçlandırdı performansını ve 11 gole ulaştı.

Burak Yılmaz'la ilgili ayrıca şöyle bir detay da var, 2010-2011 sezonundan bu yana çıktığı 81 maçta 63 gole imza attı. Müthiş bir istatistik.

Tribünler de günün bir diğer kazananı aslında. Bu sezonun en iyi tribün performansı olduğundan eminim ama iş TT Arena tarihinin en iyi tribün performansı olmasına kadar da gidebilir. Tribünlerin oyuna etkisi müthişti ve bu tribünler hep böyle oldukça, Galatasaray'ın içeride puan kaybetmesi çok uzak bir ihtimal.


Drogba, Marsilya'dan Chelsea'e geçerken arkasında bıraktığı taraftarlar adına üzülüyordu. Marsilya da bu konuda bir ekoldür aslında, müthiş bir tribünleri vardır. Drogba da arkasında hissettiği tribün desteğiyle çok daha iyi oynadığını söyler. Bu tribün performansını gördükten sonra çok etkilendiğine eminim, bir ara telefonuyla tribünü çekiyordu. Schalke 04 maçında onu sahada görürüz umarım, bu tribünün desteğiyle neler yapacağını tahmin bile edemiyorum.

Değişen bir formasyon vardı bugün, 4-4-2'den tek forvete geçişi yaptık ve oynanan futbol itibariyle de başarılı olduk. Drogba'nın bu formasyona uyumu önemli şimdi. Büyük ihtimalle en ileri uçta o oynayacak ama bu formasyon içerisinde Burak Yılmaz'ın rolü ne olacak? Solda da oynayabilir, sağda da oynayabilir ama önemli olan onun bu formasyonu benimsemesi. Çünkü gole en yakın olan o değil Drogba olacak bu sefer.

Sneijder'i de ilk defa 11'de izledik. O da Eylül ayından bu yana ilk defa bir maça 11 olarak çıktı, çok uzun bir ara gerçekten. Maç içerisinde sorumluluk alması biraz uzun sürdü ama zaman ilerledikçe yapmaya çalıştığı ince işleri izledik. Önünde ve arkasında oynayan futbolcularla ile bir uyumu henüz yok ama bu da oynayarak aşılacak bir durum.

Son olarak şunu söyleyelim, bu sezon izlediğim en iyi savunma performansıydı. Rakip eksik, hücum anlamında çok hamle yapamadılar bu yüzden ama Muslera'ya gelen bir şutları yok, Muslera'nın yattığını görmedik sanırım. Bu sezon oynadığı her maçta mutlaka gol yiyen Galatasaray'ın da gol yemeden, savunma konusunda gösterdiği bu performans oldukça olumluydu.

Selçuk İnan'ın doğum gününü de tekrar kutlayalım...


10 Şubat 2013 Pazar

Galatasaray 2-0 Antalyaspor, Sezonun En İyisi


Bu sezonun en iyi Galatasaray'ı demek mümkün. Tribün atmosferinden, takımın gösterdiği mücadeleye kadar. Yeni transferlerle birlikte gelecek değişim başladı bir anlamda, atılan ilk adım da formasyon değişikliği oldu ve yeni formasyonun etkilerini de ilk maçtan hissettik.

Lig performansı, puan tablosu itibariyle işi genele vurduğumuzda Galatasaray adına birçok konuda olumsuz yorumlar yapmak mümkün ama son üç iç saha maçında alınan galibiyetlere bakın. Fenerbahçe, Beşiktaş ve Antalyaspor galibiyetleri. Puan durumunda Galatasaray'ın yakınında olan takımlar ve bu galibiyetleri önemli görüyorum. Rakibini kendinden uzak tutuyorsun ve şu an puan tablosunda 2. ile arandaki fark 5, yani en az iki maç demek bu.

Antalyaspor'un eksikleri onları etkilemiş olabilir, özellikle de alternatif anlamında sorun yaşadılar. Hücum organizasyonlarında Murat Duruer arandı mesela, ya da işler kötü girerken Ömer Şişmanoğlu'nun kenardan gelip etki edebilmesi. Türkiye Kupası'nı da işin içine katarsak, onlar da sık maç trafiğindeler ve buna alışmak zor, yeterli alternatifi yaratamıyorlar.

Galatasaray ise tek forvete geçiş yaptı. 4-4-1-1 gibiydi formasyon ve mücadele, pres, alanı daraltma, topun Galatasaray'da kalması önemli oldu. Antalyaspor'a pozisyon imkanı tanınmadı, hatta Galatasaray yarı sahasında yaşanan bir tehlike oluşumu dahi hatırlamıyorum. Sezonun en iyi defansif performansı da bu olabilir.

Hücumda organizasyon anlamında, pozisyon bulma anlamında sorunlar yaşandı ve bunun da tek nedeni uyum. Sneijder'in 11'deki ilk maçı ve Sneijder de maç içerisinde biraz sorumluluk almaya 40. dakikada başladı. Önü ve arkası ile henüz uyum sağlayamadı haliyle ama zamanla aşılacak bir durum bu. Sneijder'in saha içerisinde yaratacağı kaliteyi izlememiz çok yakın, bunun mesajını maç içerisinde alabiliyoruz.

Aradığım diğer bir isim de Melo oldu ve yeni formasyonun da tam ona göre olacağını düşünüyorum. Yekta Kurtuluş işin mücadele ayağında etkiliydi, basit de oynadı ama Melo'nun oyunun iki tarafındaki etkisi şart, onun ölüsü dahi şu formasyonda iş yapar. Bunu söylemek lazım.

Bu formasyon ayrıca forvet odaklı oynamanızı beraberinde getiriyor. Çift forvet oynarken, forvetlerin mücadele gücü ön plana çıkıyordu ama tek forvet oynarken durum değişiyor. Burak Yılmaz yine de mücadele anlamında da ayaktaydı, iki maç yedek oturmak yaradı sanki ona ve bulduğu iki pozisyonda da golünü attı.

Özellikle de ikinci golde gol vuruşu harikaydı diyebilirim. Pozisyon bulmakta zorlandığınız, hücumda organize olamadığınız bu tip maçlarda bu tip kaliteli hücum ayakları sivriliyor. Bu anlamda Burak Yılmaz'ın klasik maçlarından birini izledik.

Sabri Sarıoğlu maçın adamı benim için, ligin ikinci yarısından bu yana yükselen bir grafiği var ve zirvesini de bu maçta gördü. Hamit Altıntop'la da uyumlular ve sağ kanadı bu anlamda iyi kullanıyoruz. Sol tarafdan aynı etkiyi yarattığımız söylenemez, Amrabat'ı da bu anlamda eleştirebiliriz ama ikinci golü de yoktan yaratan adam Amrabat oldu.

4-4-2'i uzun zamandır oynuyorduk ve bu yeni formasyonu tam olarak oturtmak bu anlamda zaman alacak ama bu tip maçları kayıpsız geçmek önemli. Bu takıma Drogba da katılacak, o zaman oluşacak şenliği de tahmin dahi edemiyorum.

Hazır Selçuk İnan Demişken ''Ağır Nostalji''

Selçuk İnan'la ilgili fotoğraflara, gollere bakarken bu fotoğrafa denk geldim. Çocukluk, gençlik dönemlerinin birçok fotoğrafını gördüm ama bu fotoğrafı ilk kez görüyorum...

Bizim Selçuk İnan'ımız Var


Böyle adamlar eskiden de çok yoktu, günümüzde ise sayısı iyice azaldı. Bu yüzden de böyle isimleri bulunca erken kaybetmemek, onların hakkını vermek lazım.

Selçuk İnan olabilmek gerçekten büyük olay. Nasıl bir karakterdir bu adam, bir futbolcu ancak bu kadar sevilebilir. Galatasaraylıların gözünden de bakmıyorum olaya, şu ülke topraklarında Selçuk İnan'ı sevmeyen bir insan olduğuna ben inanmıyorum.

Belki Trabzonsporlular ama onların da yaptığının adı sitemdir. Sitem de sevgiden doğar, kimse kaybetmek istemez böyle bir futbolcuyu, daha ötesi karakteri. Ama herkes kazanmak ister. Bu yüzden de Selçuk İnan Galatasaray forması giydiği için ben çok gururluyum.

Milli Takım'da forma giymiyor, tüm Türkiye ayaklanabiliyor bu duruma, neden sorusunu çok rahat soruyor. Deriz ya, Milli Takım için kulüpçülük yapmamak lazım ama hepimiz de yaparız bunu. Selçuk İnan bu durumun istisnası olmayı başarabiliyor, bu çok önemli.

Galatasaray açısından da baktığımda olaya, en kötü anımızda bile ''ama bizim Selçuk İnan'ımız var'' diyebilmek inanılmaz bir duygu.


Alex De Souza, Lig TV'nin Quiz programında en yumuşak futbolcu için Selçuk İnan demişti ama bunu deme sebebi de, Selçuk İnan'ın yaptığı her faulün ardından özür dilemesi, sertlikten kaçınması dile getirmesiydi. Bunun adı da saygıdır, bu saygıyı kazabilmek büyük olaydır.

Sneijder, Drogba gibi transferler geldi, haliyle de son günlerde bu isimlere odaklandık ama gözümüzden asla kaçmayan detay, Selçuk İnan'ın varlığıdır. Galatasaray tarihinde en çok sevdiğim futbolcu olma yolunda hızla ilerliyor.


Transferini hatırlıyorum, son yıllarda bir transfere ancak bu kadar sevinebilirdim. Evin içerisinde istemsiz çığlıklar atıyordum, bu adam Galatasaray formasını giymeliydi ve giydi. Formayı giymesinin ötesinde de efsane olma yolunda koşar adım ilerliyor.

İyi ki doğdun maestro, seni yaşamak, sana sahip olmak, senin Galatasaray forması giydiğini görmek bizler adına çok büyük bir gurur kaynağı...

9 Şubat 2013 Cumartesi

Bursaspor, Hikmet Karaman ve Gelecek?

Son dönemin en çok konuşulan konusu bu oldu, Hikmet Karaman'ın Bursaspor'un başına geçmesi. İlginç bir hikaye gerçekten, teknik direktör tercihinin doğru mu yanlış mu olmasından öte bu olayın gerçekleşme şeklini çok konuşuyoruz. Bu yüzden de işin içinde olan birine soralım dedik bu olayı, Bursaspor cephesine pası attık ve arkadaşım Gökhan Sezer'e bu gündemi sorduk...


Ertuğrul Sağlam ayrılığıyla başlayalım aslında, olayın temeline inelim. Bence yaşanılması gereken bir ayrılıktı ama zamanlama yanlış oldu, sezon sonu beklenmedi. Zordur böyle efsane teknik adamlarla da ayrılmak, o ayrılıktan sonra yaşanan süreç çok sancılı olur ve Bursaspor'da bunu yaşıyor, görüyoruz. Sen bu ayrılığı nasıl değerlendirdin, olması gereken bir ayrılık mı oldu yoksa Ertuğrul Sağlam üzerinde ısrar etmek daha doğru bir yol muydu?

Gökhan Sezer: Ertuğrul Sağlam ile Bursaspor’un yollarının ayrılmasının doğru mu, yoksa yanlış mı olduğunu görmek ve söylemek için bence daha zamana ihtiyacımız var. Ama gelinen aşamada zamansız bir ayrılık olduğu görüşüne ben de katılıyorum. Çünkü durum şu; uzun süredir teknik ve taktik tüm planlamasını, en kısa vadede bakacak olursak ise devre arası transferlerini (bence son dönemdeki en ‘nokta atışı’ transferler) Ertuğrul Sağlam’ın yaptığı Bursaspor, ligin geri kalan bölümünde farklı bir antrenörle, Hikmet Karaman ile çalışacak.

Planlamanın parçalarından olan bir futbolcu takımdan ayrılabilir, eğer yapınız sağlam ise yerini doldurabilirsiniz. Ama planlamanın bizzat önderi olan teknik direktör ile yollarınızı ayırdığınızda, ister istemez, birçok tartışma ve değişim de beraberinde geliyor.

Sağlam, Bursasporlular’a yaşattığı başarılarla Bursa’da çok farklı bir yerdeydi, halen de öyle. Bu sebeple, Bursaspor’da lig devam ederken yaşanan teknik direktör değişikliğinin beraberinde getirdiği sancılı sürecin aşılması, bence ülkemizde alışılandan çok daha zor olacak.

Çünkü Bursasporlular’ın en başta, teknik direktör koltuğuna gelecek isimde aradığı kriterler Ertuğrul Sağlam gelmeden önce çok farklıydı, gittikten sonra bir o kadar daha çok farklı. Bu en ana tartışma. Bunun gibi daha birçok örnek sayılabilir. Belki de bu sebeple Sağlam’ın takımdan ayrılışı iki kat daha zamansız bir gelişme. Ayrılma fikri kafasında net şekilde oluştuğu vakit, sezon sonunu beklemeyi düşünseydi bence çok daha yerinde bir tercih yapabilirdi, ama yapmadı.

Bu tercihi yaptığında, bunu duyurabilecek kadar krediye de sahipti halen bana göre. Ertuğrul Sağlam’ın Bursaspor camiasıyla arasındaki bağ ve Sağlam’ın kişisel kariyeri açısından olumlu, Bursaspor’un menfaatleri açısından ise tartışmalı bir ayrılık oldu kısacası. Ben böyle düşünüyorum.

Peki Hikmet Karaman ilk tercih miydi ve Hikmet Karaman haricinde başka alternatifler var mıydı, çok merak edilen bir soru bu.

Gökhan Sezer: Hikmet Karaman’ın ilk tercih olduğuna inanmıyorum. İsmi medyaya yansıyan veya yansımayan bazı yerli ve yabancı isimlere dönük çeşitli araştırmaların yapıldığı çokça kulağımıza geldi. Camianın Karaman tercihini anlamsız bulması ve yalnızca konan fiili tepkilere değil yapılan anketlerin sonuçlarına da bakıldığında bu tercihin desteklenmemesinin ardında, az da olsa bu da yatıyor. Hepsi gerçek olmasa da, Eriksson’dan Gerets’e, Ziege’den Maradona’ya, Souness’tan Şenol Güneş’e kadar birçok ismin Bursaspor ile geçtiği bu dönemdeki Karaman tercihi uzunca bir süre tartışılmaya devam edecek.

Ersel Uzgur'la sezon sonuna kadar devam etmek hiç düşünülmedi mi, yeni teknik direktör tercihini sezon sonuna bırakmak? Bana göre olması gereken durumdu, yeni bir teknik direktör demek yeni hedefler demektir ve olası bir başarısızlıkta sezon sonu yeni planlar, yeni bir dönem anlamına gelir bu. Sen ne diyorsun bu konuda?

Gökhan Sezer: Beklenti ve istek olarak en gür şekilde dillendirilen isim aslında Ersel Uzgur oldu. Bahsettiğiniz gibi, daha çok “En azından sezon sonuna kadar Ersel Uzgur ile devam edelim” şeklindeydi bu beklentiler. Ben de bu konuda “Keşke” diyenlerdenim, olsaydı sevinirdim. Bursa insanı özledi çünkü bunu. Baktığınızda Bursa’da taraftarın son dönemde altyapıya olan ilgisi arttı, biraz da bunun getirisi diyebiliriz bu talep.

İnsanlar Sağlam’dan sonra, teknik direktör koltuğunda oturacak kişi konusunda maneviyata da çok değer veriyor ve “Yerli olacaksa bizden biri olsun” dendi. Başkan Yazıcı bu yolu seçmedi.

Ersel Hoca şimdi Karaman’ın ekibinde ve görevine Karaman’ın yardımcılarından biri olarak devam edecek. Bu sebeple bu tartışmayı derin dondurucuya kaldırmak sanırım en mantıklısı.

Gelelim Hikmet Karaman tercihine. Yönetim iki kere yalanladı ama bu olayı sağır sultan bile biliyordu bence. Hikmet Karaman da Bursaspor'a gelmek için tabir yerindeyse 40 takla attı, Bursaspor da buna kayıtsız kalmadı ve etik olmayan durumlar yaşandı. Sen süreci yakından takip ediyorsun, bizleri bu konuda aydınlatır mısın?

Gökhan Sezer: Bunu Başkan Yazıcı veya Yönetim Kurulu üyelerinden herhangi birine söylediğinizde “Neymiş o yaşanan ve etik olmayan durum? Biz kendisi ile görevden ayrıldıktan sonra görüştük” diyeceklerdir. İmza töreninde Hikmet Karaman’ın konu hakkında söyledikleri de bu yönde. Ama Gaziantepspor camiası başta olmak üzere spor kamuoyunun bu cevaplardan tatmin olmadığı ortada. Birçok Bursasporlu da bu durumu sorguluyor. Sosyal medyada ufak bir tarama ile “Dik duruş” sorgulaması yapan birçok Bursasporlu görebilirsiniz.

Karaman’ın isminin, daha Gaziantepspor’da görevinin başındayken Bursaspor ile geçmesi ve Gaziantepspor cephesinden bu haberlerin ardından yapılan açıklamalar, bunlara karşılık olarak Bursaspor Kulübü’nün verdiği cevaplar burada başlıca etkenler aslında. Yani tartışmanın odağı medyada o dönemde çıkan haberler. Bunların doğruluğu asıl mesele. Bunu nasıl açıklığa kavuşturacağız?

Medyada o dönemde çıkan haberlerin doğruluğu veya yanlışlığı açığa çıkmadıkça, bu tartışma kısır bir tartışma olarak kalacak. O yüzden fazla konuşmak istemiyorum. Şahsi olarak şunu söylemek isterim yalnızca, bir Bursasporlu olarak bu konuda etik olmayan bir davranışın varlığının kanıtlanması halinde, bunun karşısında en dik duracak kitlenin Bursaspor taraftarı olacağını bilmek beni mutlu ediyor.


Hikmet Karaman başarılı da olabilir, şaşırtmaz aslında bu ama hamle başarısız. Bursaspor'un şampiyon bir takım olduğunu söylerim hep ve yapması gereken hamleler de şampiyon bir takıma yakışan hamleler olmalı ama sıradan hamleler izliyoruz, Hikmet Karaman tercihi de böyle bana göre. Bu açıdan bakarsan nasıl bir hamle bu, Bursaspor'daki geleceğini nasıl görüyorsun Hikmet Karaman'ın?

Gökhan Sezer: Daha önce de dediğim gibi, Bursaspor taraftarının birçok şeye bakış açısı şampiyonluktan önce ve sonra olarak ikiye ayrılıyor. Yani diğer bir değişle, Sağlam’dan önce ve sonra… Bursaspor taraftarı, kendisini şampiyon yapan ve daha kulübe adımını attığı ilk gün sağladığı kenetlenme ile başarıyı getirdiğine inanılan Sağlam’dan sonra, benzer ve hatta daha üstün niteliklerde bir teknik adam bekledi.

Bu Hikmet Karaman mıydı? Kimsenin bu soruya bir çırpıda “Neden olmasın?” cevabını verebileceğini zannetmiyorum. Tartışmalı bir şekilde ve eleştiri eşliğinde geldi bir defa. İmza törenine bu birlikteliği istemeyen taraftarlar gitti. İlk antrenmanın ardından tesiste Karaman aleyhine protestolar vardı. Sağlam böyle gelmemişti. Aybaba böyle gelmişti, Kurtar böyle gelmişti!

Bursaspor taraftarı şampiyonluk görene dek, yani 47 sene boyunca şampiyon olunca bambaşka bir dünyanın kapılarının aralanacağını sandı. Aslında öyleydi de bazı açılardan. Ama ne o kapıdan tam manasıyla girildi, ne de kapının eşiğinden ayrılındı. Cereyanda kalındı gibi bir durum var ortada. Şampiyonluk beraberinde getireceği düşünülen gelişim sebebiyle güzeldi, yoksa kupalar pek değer taşımıyor Bursaspor taraftarının gözünde.

Şimdi, bu gelişim beklentisi içerisinde Hikmet Karaman tercihi tabii ki sorgulanacak ve daha uzunca süre tartışılacak. Hiç de anormal bir durum değil bu. Çünkü bu başlı başına bir antrenör seçimi meselesi değil ki, aynı zamanda vizyon tartışmalarının bir parçası. Anormal olan birilerinin buna anlam veremiyormuş gibi davranması.

Umarım Karaman’ın Bursaspor’daki sonu Güvenç Kurtar ve Samet Aybaba’ya benzemez. Umarım, aksi yöndeki düşüncelerime rağmen üst düzey bir başarı yakalar. Ama ben bunu pek de olası görmüyorum. Geldiği ilk günlerde taraftarla ve şehirle arasında bir bağ oluşmayan antrenörlerin Bursa’da başarılı olamayacağı, tarihe yazılan bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

https://twitter.com/gkhnszr

Hakan Şükür & Seedorf; Inter Dönemi


Bu tip nostaljileri seviyorum. Hakan Şükür'ün de Inter günlerini özledim aslında, o da farklı bir heyecandı. Gol atsın diye televizyonun gözlerinin içine bakardık bir anlamda. Lig TV'de Hakan Şükür'ün 100 golü gösterildiğinde de o günleri tekrar bir hatırladık, bu fotoğrafla da daha bir hatırlayalım dedim.

O dönem tam bir forvet kaosu yaşıyordu Inter, o kalabalık içerisinde Hakan Şükür forma arıyordu. Seedorf ise o dönemde Hakan Şükür'e en çok destek olan isimdi belki de, bu ikiliyi az izledik ama güzel bir ikiliydiler.

8 Şubat 2013 Cuma

Başlıyoruz; Didier Drogba


Didier Drogba dönemi de gün itibariyle başlamış oldu. Bugün İstanbul'a geliş, Fatih Terim'le tanışma, Florya'yı gezme, yarın da ilk sağlık kontrolü, ilk idman derken Drogbalı günleri başlatıyor Galatasaray.

Kısaca geçelim transferin üzerinden. Bazı futbolcuların yaşı yok, o futbolcular her yaş ve dönemde çok büyük katkı sağlarlar. Drogba da onlardan biri, zaten bu yüzden Galatasaray dışında da çok önemli talipleri vardı ama Drogba tercihini Galatasaray'dan yana kullandı. Galatasaray'ın bu tip isimler için tercih edilen bir kulüp haline gelmesi çok büyük bir olay. 1.5 sezon içerisinde bu değişim sağlandı. Ünal Aysal vizyonunun altını da çizmemiz lazım.

Drogba transferiyle de birlikte, en iyi savunma hücumdur felsefesini benimsemiş olduk. Stoper, sol bek gündemi arasından sıyrılıp Drogba ile anlaşmak ve takımda da Burak Yılmaz, Umut Bulut, Elmander gibi forvetlerin varlığını hatırlayarak bizleri bu sonuca götürüyor. Galatasaray'da bu sezon golleri forvetler atıyor ve takımın da en iyi çalışan tarafı belki de bu ama Galatasaray'ın daha fazla hücumda kalmaya, hücumda kalite arttırmaya da ihtiyacı var.

Mesele Şampiyonlar Ligi diyoruz çünkü, Şampiyonlar Ligi'nde de fazlasıyla Burak Yılmaz'a bakıyoruz. Aydın Yılmaz'ın Braga maçında attığı gol de var ama 7 golün 6'sını Burak Yılmaz attı, gol olayını takım geneline yayamadık. Hücumda da çok kalamıyor Galatasaray, bu da oyun üstünlüğünü kurmasında büyük engel. Lig için olaya baktığımızda da, birçok maçta kapalı savunmayı açamadığımızı ve gereksiz puan kayıpları yaşadığımızı hatırlamak lazım. Birçok maç var böyle.

Bu anlamda Drogba transferi hücuma hayat verecek ve daha fazla hücumda kalan Galatasaray'ın savunma zaafları da belli oranda azalacak aslında. Drogba transferiyle birlikte bu felsefenin oluşacağına inanıyorum ve Sneijder'den önce Fatih Terim'in ilk olarak güveneceği tercih bence Drogba.


Gerekirse Hakan Balta stoper oynasın ama Drogba transfer edilsin söylemi var Fatih Terim'in. Geçen sezon da çok konuşulan bir transferdi bu ama gerçekleşmedi. O Drogba da Chelsea ile Şampiyonlar Ligi Kupası'nı kazandı. Geçen Mayıs ayında gerçekleşen bir hadise bu, Drogba için yaş üzerinden eleştiri yapacak olanlar bence bunu hatırlasın.

Drogba çok sıcak bir futbolcu, bunu hissedebiliyoruz. Fatih Terim'i de uzun zamandır böyle görmedim. Sneijder transferinde ortam daha ılıktı ama Drogba'nın gelişinde inanılmaz bir atmosfer oluştu. Her futbolcunun karakteri farklı tabii, Drogba'nın bu sıcak hallerini Eboue'den doğru görebiliriz aslında, bu tarz futbolcular böyle.

Sneijder ve Drogba. Böyle bir ara transfer dönemi daha önce yaşamadık, uzun bir zaman da yaşar mıyız bilemem. Rakibin Schalke 04 türlü türlü sorunlarla uğraşırken sen bu transferlerle birlikte psikolojik avantajı da ele geçirmiş oldun, bu çok önemli.

Önemli olan saha içi tabii ki, bunu da zaman gösterecek...

7 Şubat 2013 Perşembe

Bir Zamanlar; Real Madrid


Forma lansmanı olsa gerek. Üç büyük efsane; Beckham, Raul ve Zidane o sezonun yeni formalarıyla boy göstermişler...

6 Şubat 2013 Çarşamba

Yeni Paul Dawkins Olabilirdi Oysa


David Hawkins'in bu numunesi de pozitif çıktı. Zaten iyi yönde bir beklentim yoktu, Hawkins'in son atılımlık bir kurşunu vardı ve onu da boşa atarak bana göre basketbol hayatını bitirdi. Yaşı ve daha önce aldığı ceza da malum derken 2-2.5 yıl arasında ceza alacağını düşünürsek, zor döner bir daha. Hele böyle üst düzeyde basketbol oynaması çok daha zor.

Böyle bir durumdan sonra konuşacak fazla şey yok, hayat devam ediyor. Galatasaray adına şanssız bir sezon. Hawkins ve Domercant temelinde kurulan bu takımın temeli şu an sadece Ergin Ataman. Bu tip kaos ortamlarını sever, bu kaos ortamlarından umut ışığını yaratır. Galatasaray da bu zor zamanlarda geçen sezon vermediği bütçeleri şimdi veriyor derken, hedefler yolunda ilermeye devam ediyoruz.

Bu yüzden karalar bağlamaya gerek yok. Sarsıldık, yara aldık ama yıkıldığımızı düşünmüyorum. Hala iyi bir takımımız var. Arroyo önderliğinde, Jamont Gordon ve Macvan gibi isimlerin de skorer etkisiyle yeni bir oluşum doğacak gibi.

Hawkins ise efsane olma şansını elinin tersiyle itti, geleceğini bitirdi. Yaptıkları geçen sezon Beşiktaş formasıyla yaptıklarıyla sınırlı artık. Oysa, Galatasaray taraftarı onu çok sevmişti ve Dawkins'in ardından ilk defa bir isim için çok büyük beklentiler kuruldu, konuşuldu. Hawkins, yeni Dawkins olabilirdi ama başka bir yola soktu kendisini. Galatasaray'a da, Ergin Ataman'a da, taraftara da ayıp etti.

Garanti kontratı bir yana, ödeyeceği tazminatı düşünecek artık. Basketbol hayatı zaten çok zorda, bu seviyede dönüşü bana göre imkansız, yaşı da ortada.

İnkar Edilen Ama Sağır Sultanın Bildiği Son


Ertuğrul Sağlam ayrılığı kaçınılmaz sondu, bu zaman biraz daha erkene alınarak yollar ayrıldı. Kolay da değildir, böyle efsane olmuş teknik adamlarla yolları ayırmak, ondan sonra yaşanan süreç daima sancılı olmuştur ve bu süreci bir şekilde aşan takımlar büyük takım olarak anılmıştır.

Hep söyledim, yine söyleyeyim. Bursaspor, şampiyon olmuş bir takımdır ve sıradan işlere imza atmaması gereken bir caimadır artık. Onlar herkes gibi değildirler, farklı olmak zorundadırlar. Şampiyonluğun getirdiği bir misyondur bu. Bir kere şampiyon olduysanız, şampiyonluk potasının dışında yer aldığınız her sezon sizin adınıza büyük başarısızlıktır.

Bursaspor'u da Ertuğrul Sağlam ayrılığı sonrasında yakından takip ettim, ne yapacak, ne edecekler diye. Şu zaman diliminde kolay da değil aslında yeni bir teknik adamla anlaşmak, çok büyük risk. Şu zaman diliminde yeni bir teknik adamla anlaşıyorsanız, bu sezon için hala ümit var demektir bu.

Ya da Trabzonspor vari bir hamle yapabilirsiniz, biz gelecek sezonun takımını kuracağız hedefiyle. Bu açıdan Tolunay Kafkas, Trabzonspor adına doğru bir adımdır ama Hikmet Karaman Bursaspor adına çok kötü bir adımdır.

Bu hikayenin gerçekleşme şekli zaten ayrı bir hikaye. Bağıra bağıra gerçekleşen bir durum oldu bu. Gaziantepspor, Hikmet Karaman ayartılıyor dedi, sonrasında Bursaspor'dan jet bir yalanlama, hatta Hikmet Karaman konusunda iki yalanlama yaptılar ama bugün geldiğimiz sonuç, Hikmet Karaman Bursaspor'da.

Bursaspor'un yaptığı hamlenin şekli yanlış o bir yana, yaptığı hamle de yanlış. Bu sezonu Ersel Uzgur'la tamamlayıp, teknik direktör olayına sezon sonunda baklamaları en doğrusuydu. Ersel Uzgur'la yola devam edilseydi Bursaspor küme düşmeyecekti, en kötü ihtimalle yerinde sayacaktı ama gelecek sezon için de yeni planlamalar yapmak adına kafalar rahat olacaktı.

Şimdi Hikmet Karaman gelince bu sezona yönelik hala umut var dediler, peki Hikmet Karaman başarısız olursa, Bursaspor kalan sezon içerisinde bir adım ileri gidemezse? O zaman düşünceler ne yönde olacak, sıfırdan bir teknik direktör adımı daha mı atılacak?

Hikmet Karaman'ın da bu göreve gelmek için büyük çaba gösterdiğine inanıyorum. Geldiği takım, şampiyon olmuş bir takım ve şampiyon bir teknik direktörün yerine göreve geliyorsunuz. Bu onun kariyeri açısından zirve anıdır ama dediğim gibi, böyle göreve gelmek hiç iyi olmadı.

Gaziantepspor zor durumlar yaşıyor, maddi anlamda sorunlar yaşadıkları her hallerinden belli. Sürekli futbolcu kaybediyorlar, maddi sorunlar sürekli gün yüzüne çıkıyor ama bunların yanında Hikmet Karaman'ın olaya yaklamışı çok önemli. Sezon başını hatırladım, takımlar kamp dönemini başlatmış ama o Avrupa Şampiyonası yorumluyordu televizyonlarda. Bu sezon Gaziantepspor'u bir adım ileri taşımak adına yapmış diyelim ya da, maç seçen futbolcuyu gördüm ama maç seçen bir teknik adamı da ilk defa görmüş oldum.

İşin özü, Hikmet Karaman amacına ulaştı. Bursaspor ise bu hamlesiyle birlikte şampiyon bir takım kimliğinden öte sıradan bir kimliğe bürünmüş oldu, ayrıca bu olayın gerçekleşme şekli de son derece kötü. Bursasporlu taraftarların da bundan rahatsız olduğuna inanıyorum.

5 Şubat 2013 Salı

Mahalle Maçlarında Hepimiz Hagi'ydik

Hagi için çok yazdık, çizdik, ne kadar yazsak az, çizsek az. Kelimelerle ifade edemeyeceğimiz bir isim. Hagi'yi yaşayan bilir demek lazım aslında. Benim jenerasyonum için çok büyük bir rol model, mahalle maçlarında hepimiz Hagi'ydik çünkü. Böyle bir futbolcuyu bir daha yaşayacağımızı sanmıyorum, büyük konuşmamak lazım ama Hagi isminin büyüklüğü bana bu lafı rahatlıkla söyletiyor. Büyük ustanın bugün doğumgünü, çok şükrediyorum Hagi'yi Galatasaray forması altında yaşadığımız için...


4 Şubat 2013 Pazartesi

Sinan Bolat'ın Yolu?


Çok takip ettiğim bir kaleci değil aslında Sinan Bolat. Milli Takım'dan dolayı tanıyorum, biliyorum ve takip etmeye çalışıyorum. Gurbetçi etiketi, şu dönemde Milli Takımımız açısından önemli, Milli Takım'a seçilebilmek adına önemli bir referans ve bundan 2-3 sene öncesine birşey diyemem ama şu dönemde Anadolu'da bu kadar iyi Türk kaleci varken, Sinan Bolat'ın bir hazırlık maçında 3. kaleci olarak Milli Takım'a girmesi beni çok şaşırttı.

Yerli kaleci önemli, yabancı kontenjanı uygulanan bir ülkede kalecini yerli yapman sana büyük avantaj sağlıyor. Saha içerisinde ekstra bir yabancı daha demek bu. Shakhtar'ı düşünün. En iyi kaleciyi alabilirler isteseler ama ilk 11 için uygulanan yabancı kontenjanından ötürü kaleciyi yerli kullanıyorlar, bundan asla ödün vermiyorlar.

Türkiye'de de geçerli bana göre bu. Muslera gibi yabancı kalecilere her zaman kapı açık, sözüm bu tip fark yaratan kalecilere değil ama yerli kaleci benim de önceliğim olurdu. Muslera kalacaksa kalsın, kalmalı da ama bazı teklifler var önünde durulmaz. Bu tip bir teklif gelirse, kaleci tercihini yerliden yana kullanmak önemli. Bu isim Sinan Bolat olmaz ama Galatasaray'ın ağırlığını kaldıramaz. Bu konuda da tek alternatif Onur Recep Kıvrak olur, gelir mi bilemiyorum ama.

Sinan Bolat'a dönersek. Bu sezon sakatlıktan çıktı, Fulham'a gitti gitmedi mevzusu oldu derken takımında kaldı. Sezon sonunda da sözleşmesi bitiyor, belli ki ayrılığı kafasına koydu ve Standart Liege'nin de planları arasında yer almıyor. Kadro dışı kaldığı haberini aldık ve sezon sonunda bedelsiz bir şekilde ayrılığı kesin gibi.

İbre onun adına Türkiye'ye döner bu anlamda. Milli Takım'da devam etmek istiyorsa, Türkiye'ye gelmesi ve burada boy göstermesi onun açısından en hayırlısıdır. Yurt dışında devam edecekse, forma giyeceği takımın Standart Liege kalitesinden yüksek olacağını düşünmüyorum, ortalama altı takımlarda yoluna devam edecek ve yerli kalecilerin bu yükselişi içerisinde de işi zor. Onun rekabet etmesi lazım ve rekabet Türkiye'de.

Beşiktaş'a gidecek diyorlar. McGregor'la geçen güzel günleri var ama Cenk Gönen için yapılan eleştiri de şu, McGregor'a mı kaleci kaptırdın? Mutlaka onlar da yerli adımı atacaktır ve Cenk Gönen & Sinan Bolat ikilisi onlar adına ideal olurdu. Ya da Bursaspor. Carson gitse ve Sinan Bolat gelse. Yine nokta atışı. Galatasaray açısından ise ancak kulübeye atılan bir adım olurdu Sinan Bolat ama onun oynaması lazım, oynayabileceği ve rekabet edebileceği bir takıma gitmesi lazım.

Türkiye'nin kaleci düzeyi çok değişti, yükseliyoruz bu anlamda...
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir