30 Haziran 2015 Salı

Yedek Kaleci?


Yıllardır yaşadığımız sıkıntı sabit, Galatasaray'ın iyi bir yedek kalecisi yok. Sinan Bolat'la bu sorunu aşarız dedik, önemli de bir yatırım yaptık (yedek kaleci için 1.2 milyon avro yıllık ücret + maç başılar) ama Sinan Bolat'dan da istediğini alamadı Galatasaray, orası kesin. 

Mert Günok'u almamız gerekiyordu, büyük bir fırsat kaçırdık. Muslera sonrasını dahi kurgulamak adına çok büyük bir adım olabilirdi, gerçekleşmedi. Kendisi adına mantıklı bir adımdı aslında, Bursaspor'a giderek oynama garantisini aldı ama Galatasaray adına atılması gereken bir numaralı adımdı.

Gökhan Değirmenci'yi ise uzun süre konuştuk, hatta anlaşıldığı söylendi. Geçen sezon oynamak istediği için gelmemişti, yoksa Sinan Bolat'dan önce tercih edilen isim kendisiydi ama bu sezona geldiğimizde de Taffarel vetosu yedi, o da Göztepe ile şu sıralarda sözleşme imzalıyor. Göztepe adına fazlasıyla iddialı bir adım. Geçen sezon Kayserispor'un Hakan Arıkan'ı alması gibi.

Bu durumda da fazla bir tercih hakkı kalmadı elimizde. Hakan Arıkan hala Trabzonspor'la anlaşmadı ama orada kalacaktır, beklentim o. Yoksa en ideal hamle kendisiydi, geçen sezon yaptıklarını gördük. Adanasporlu Hayrullah Mert Akyüz deniliyor, kendisi Milli Takım'a kadar yükselmişti. O da olabilir, iyi bir isim ve şu tabloda en olabilir adım.

3. bir ihtimal ise yabancı kaleci. Bu durumda da o yabancı kalecinin tribünde oturur, maç içerisinde kulübede Alperen Uysal olur ve Muslera olmadığında o kaleci oynar. Boffin ismini bile duyduk ama genç bir potansiyel almak bu düşünce kapsamında daha mantıklı olurdu. Taffarel'in önerebileceği genç bir Güney Amerikalı. Yine de düşük bir ihtimal bu, 2. bir yabancı kalecinin lüks olabileceğini düşünüyorum.

İşin özü şu, Alperen Uysal ve Eray İşcan ile yarın sezonu açıyoruz. Eray İşcan'ın bu sezon takımda kalacağına ise ihtimal vermiyorum..

Süper Lig Transfer Tablosu


Futbolcu alımı ve satımı anlamında en çok para eden futbolcular çok güzel bir şekilde listelenmiş. Üstelik bugunün şartlarına da uygulandığını görüyoruz, fiyatlar avro'ya çevrilmiş ve bu listede de birçok Galatasaraylı futbolcuyu görmek mümkün.

Türk futbol tarihinin en pahalı transferi Jardel olmuş mesela. Jardel için transferi büyük ölçüde Cem Uzan gerçekleştirdiği diye konuşulur. O zamanlar için de gerçekten büyük hamleydi, Avrupa altın ayakkabı sahibi bir isim Galatasaray'a katılmış ama bu birliktelik sadece bir sezon sürmüştü. Ekonomik zorluklarda Jardel'in yıllık ücretini taşıyamadı Galatasaray, Jardel ayrılığının nedeni budur. Saçma bir transfer harekatıyla da Sporting'e gitmişti, hikayeyi sonra anlatırız.

4. sırada ise Arda Turan'ın Atletico Madrid'e transferi yer almış. Bu transferin de önemi şuradan gelmekte, futbolcu satımı anlamında en pahalı yerli futbolcu. Bonuslarla birlikte 13 milyon avro gibi bir rakama denk gelmiş ve futbolcu satımı anlamında da bu rakamın yanına dahi yaklaşamıyoruz, bu da Galatasaray'ın en büyük sorunlarından biri. Ayrıca Arda Turan'ın olası transferinden yüzde 5'lik pay daha gelecek, eğer 41 milyon avro'luk serbest kalma maddesi gerçeli olacaksa 2 milyon avro gibi bir kazanç daha Galatasaray'ı bekliyor.

10. sırada ise Bruma var, bu da üzerine çok konuşulacak bir transfer hamlesi. Onu da farklı kılan, böyle potansiyel bir yeteneğe bu rakamlara daha önce çıkmamıştı Türk futbolu, Bruma bu anlamda bir ilk. Orada 10 milyon avro gibi bir rakam yazıyor ama bonuslarla birlikte bu fiyat çok daha yükseldi. Şimdi ise Sociedad'ın kiralık almak istediği konuşuluyor, Galatasaray'ın bu yönde bir isteği var. Doğru satın alma opsiyonu olacaksa güzel bir iş olabilir ama genele baktığımızda Bruma'dan kaynaklı zarar edildiğini söyleyelim. Henüz 20 yaşında, önü açık, kazanılma ihtimali de yüksek ama şu ana kadar gösterdiği görüntü o kadar da iyi değil. Hamza Hamzaoğlu, Bruma konusunda uğraşmaya devam ediyor, umarım başarır.

18. sırada Amrabat'ın transferi yer almış. 8.6 milyon avro'luk bir bonservis, haliyle de bu paranın altında ezilen bir Amrabat. Bu transferden kaynaklı çok zararı olmadı Galatasaray'ın, Malaga'ya 3.5 milyon avro'ya satıldı, kiralama bedelleri var, Amrabat'ın bonservis için kendi yıllık ücretinde yaptığı büyük fedakarlık derken zarar o kadar büyük boyutta değil ama bu parayı verebilecek gücü olan Galatasaray'ın o dönem çok daha iyi isimler alabileceğini düşünüyorum. Bu anlamda sağlıklı bir hamle olmadı, zaten Amrabat'dan da beklediğimizi alamadık.

19. sırada ise Misimovic yer almış, 8.5 milyon avro'luk bir bonservis. İnanılmaz bir hikaye daha, böyle büyük bir yatırımdan o kadar çabuk vazgeçildi ki, Hagi'nin en büyük yanlışlarından biri oldu. Çok büyük bir hata bu, Misimovic'den kaynaklı zarar çok büyük. Oysa Misimovic o sezon olmasa bile bir sonraki sezon belki de kullanılacaktı, bunun dahi önü kapatıldı, sadece 2-3 ay içerisinde. Çok yazık.

Misimovic'le aynı sırayı Hakan Şükür de paylaşıyor, o da 8.5 milyon avro gibi bir rakama Inter'e gitti ama bu transferin özelliği şuradan gelmekte. Hakan Şükür'ün sözleşmesi bitmişti ve o dönem bosman henüz geçerli değildi, bir sonraki sezon bu kural geçerli oldu ve Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Fatih Akyel gibi isimler bonservisi olmadan gitmişlerdi. Hakan Şükür'den ise bonservis geldi. Sözleşmesi devam ediyor olsa daha büyük bir rakam da gelebilirdi, Hakan Şükür'ün en iyi dönemiydi çünkü.

22. sırada ise Keita'nın Al-Sadd'a transferi var. 8 milyon 150 bin avro'luk bir satış ama Keita'yı bir sezon önce 8 milyon avro'ya transfer ettiğimiz düşünülürse ortada bir kazanç yok, aksine kayıp var. Galatasaray'ın yıllardır arayıp bulamadığı bir futbolcuyu bu kadar kolay kaybetmek hiç iyi değildi. O sezon bu paraya Misimovic geldi işte, ne kazanabildik?

29 Haziran 2015 Pazartesi

Yeniden Doğuş? "Pato"

 
Öyle bir isim ki 18 yaşında 28 yaşında olan bir futbolcunun tecrübesine sahipti. Milan'da çok genç yaşlarda forma giymeye, üst düzey maçlarda oynamaya başlamıştı ve Dünya futbolunun en büyük yıldızlarından biri olma yolundaydı, düşüş başladı. Bu düşüşün hikayesiyle başlayalım, Pato'nun bu durumda olmasının nedenleri sence nedir?

Hasan Yıldırım: Pato'nun Milan'da gözden düşmesine neden olan en önemli sebep, yaşadığı sakatlıklardı diye düşünüyorum. Pato Ocak 2013'te 15m € bonservis bedeliyle Corinthians'a transfer olana kadar (2010-2011, 2011-2012 sezonları ve 2012-2013 sezonunun ilk yarısında) son 2.5 sezonda 13 farklı sakatlık yaşadı. Bu sakatlıklar yüzünden 70 resmi maç kaçırdı. Sakatlıkların çoğu kas problemleriydi. Sakatlık nedeniyle oynayamadığı maçlar haricinde, bu kadar çok sakatlık yaşayınca form tutması da sıkıntı oldu. Sakat olmadığı birçok maçta da hazır olmadığı için ya hiç forma giyemedi, ya da kısa süreler sahada kaldı. Yetenekli olduğu tartışılmaz. Her hareketi kalitesini ortaya koyuyor. Ama beklenti büyük olunca, sakatlıklar sonrası beklentileri karşılayamayınca hayal kırıklığı da büyük oldu ve Milan onu gözden çıkarttı.
 
25 yaşında, bu anlamda girilebilir bir risk olduğunu düşünüyorum. Düşüşte bir isim ama büyük yetenek, bunu kimse inkar edemez. Huntelaar, Soldado, Llorente gibi isimleri konuşurken maliyetlerinin de çok yüksek olduğunu ve 30 yaş ve üstü isimler olduğunu unutmamak lazım. Uzun vadeli kontratlar bu anlamda can yakabilir, Pato'yu ise bir proje gibi düşünmek mümkün. Sen ne söylemek istersin, girilebilir bir risk mi ve bu transferin kısa, orta ve uzun vadelerde Galatasaray'a getirisi ne olur?
 
Hasan Yıldırım: Pato çok yetenekli bir futbolcu ve henüz 25 yaşında. Yıllardır düşüşte olduğu bir gerçek. Oyuncunun alacakları ve imaj haklarından dolayı Corinthians ve São Paulo'dan 8m € civarı bir alacağı ve bu konuda kulüplerle davalık olduğu iddiası var. Bu sebeple oyuncunun sözleşmesini iptal etme ve bonservisini eline alma ihtimali de var. Oyuncunun Brezilya'da tepkiler nedeniyle çok da mutlu olmadığını ve tekrar Avrupa'ya dönmek istediğini düşünüyorum. Eğer alacakları sayesinde sözleşmesini iptal ettirip bonservisini alabilirse ve abartı bir yıllık ücret talep etmezse, Pato transferi bence girilebilir bir risk olur. Ama sözleşmesini alamazsa, Brezilya basınında iddia edildiği gibi 7-8m € bonservis ödeyip Pato'yu alacağımızı düşünmüyorum. Çünkü performansı nedeniyle zaten risk var. Yıllık ücretinin de çok düşük olacağını sanmıyorum. Buna 7-8m €'luk bir bonservis de eklenirse, risk girilemez hale gelir.
 
 
Sakatlık durumu da çok soruluyor, yaratılan algı Pato'nun kronik sakat, bu sakatlık sorunuyla çok uğraştığı yönünde ama son 2 yıla baktığımızda da durumun böyle olmadığını görüyoruz. Bu konuyu biraz daha detaylandırmak gerekirse bizlere ne anlatırsın?
 
Hasan Yıldırım: Öncelikle Pato için "kronik sakat" iddiası var. Bu iddia oyuncuya bakışı daha da olumsuza çeviriyor. Ama ben Pato'nun kronik sakat olduğunu düşünmüyorum. Pato; Brezilya'ya döndüğü Ocak 2013'ten bugüne kadar 2.5 senede 83 resmi maça çıktı, sakatlık yüzünden sadece 1 maç kaçırdı. Kronik sakat bir futbolcunun bu süreç içinde birçok sakatlık yaşaması ve birçok maç kaçırması gerekirdi diye düşünüyorum. Brezilya'ya dönmeden önceki son 2.5 senesinde 13 kez sakatlandığı ve 70 resmi maçta oynayamadığı düşünülürse, Pato'nun Brezilya performansına baktığımızda Pato için "kronik sakat" diyemeyiz. Brezilya futbolunu iyi takip eden isimlerden Alper Öcal da, Pato'nun yaşadığı sakatlıklar için; kronik olmadığını ve İtalya'da antremanların kaslara fazla yüklenen tarzda olmasından kaynaklı olduğunu yazdı. Ben bu açıdan çok fazla bir sorun olduğunu düşünmüyorum.
 
Pato'nun gelmesi durumunda benim kafamda yarattığım şablon 4-3-3 ve Podolski'nin sol, Pato'nun sağ kanatta oynadığı bir düzen. Burak Yılmaz'ı da en ileri uçta kullanarak ve bu üç ismin maç içerisinde pozisyon dönüşümünü sağlayarak üç forvetli bir düzen dahi kurmak mümkün olacak. Bu durumda Niasse de gelebilir mesela, alternatif olarak değerlendirilir. Sen ne düşünüyorsun, Pato Galatasaray'a neler katar?
 
Hasan Yıldırım: Eğer Pato transferi gerçekleşirse; Podolski'nin de geleceği düşünülürse, senin de belirttiğin gibi sağda değerlendirilebilir. Pato santrafor. Ama gerektiğinde sağ ve sol kanatta da oynayabiliyor. Tabi defansif açıdan takım savunmasına çok katkı veren bir futbolcu olmadığı düşünülürse; tam bir kanat gibi değil de, kanat-forvet gibi daha etkili olabilir. Kadromuza baktığımız zaman; Hamza hocanın geçen sezon sık kullandığı 4-2-3-1'de ileride Burak, sol tarafta Podolski, sağda Pato, Burak'ın arkasında Sneijder hücum hattı etkili olabilir. Pato tekrar kendisini ispat etme çabasına girerse, o zaman hücumda formasını giydiği takıma ciddi katkı verebilecek meziyetlere sahip bir futbolcu. Tekniği üst düzey, driplingi etkili, hızlı. Bitiriciliği iyi. Ama çok formda olmadığı ortada. Tabi çok hırslı bir futbolcu olduğunu söylemek de zor. Biraz umursamaz bir tavrı var. Derler ya "dünya yansa umrunda olmaz" denilen cinsten. Ama sahip olduğu yeteneklerle neler yapabileceğini Milan ve Brezilya Milli Takımı formalarıyla daha önce gösterdi. Tekrar eski günlerine dönmek isteyecektir diye tahmin ediyorum. Risk olduğu ortada. Ama daha önce de belirttiğim gibi; eğer mali açıdan bazı şartlar yerine gelirse, her açıdan Pato'dan daha az riskli, mali açıdan da daha uygun ve gelir gelmez takıma katkı verebilecek başka bir futbolcu bulunamazsa, Pato girilebilecek bir risk gibi görünüyor.

1.5 Sezon Önce PTT 1.Lig'deydi, Şimdi Roma


Lawal'ın yükseliş hikayesi de muazzam. 2012-2013 sezonunda sezonunda Adana Demirspor forması giyiyordu. Denenip beğenilen ve takıma katılan bir isimdi. Sonrasında Mersin İdman Yurdu ile Süper Lig'e adım atmış ama o sezon küme düşmekten kurtulamamışlardı. Buna rağmen takımdan ayrılmadı, 1.Lig'de mücadelesine devam etti derken Ertuğrul Sağlam, takımdan ayrılan N'Diaye nin yerine Eskişehirspor'a transfer etti ve Lawal'ın yükseliş hikayesi de başladı.

Lawal'ın da öyle bir yapısı var ki, sanki daha yaşlı bir futbolcu izlenimi veriyor ama henüz 25 yaşında. Bana sorarsanız da ligin iyi yabancılarından biriydi, benim beğendiğim bir isimdir. Topla dikine çıkışları, orta sahada top saklayabilme, faul alma kabiliyeti iyi iyi özellikleri var. Hızlı, hareketli ve tekniği de olan bir isim ama çabuk düşüyor gibisinden eleştiriler var, daha önemlisi de istikrarında dalgalanmalar olabiliyordu. Büyük maçlarda ortaya çıkan bir Lawal gerçeği var ama aynı çizgiyi korumakta sorun yaşayabiliyor.

İşi özü şu, transfer edilebilir bir futbolcuydu. Olası Melo kaybında değil ama, Melo'nun alternatifi olarak düşünülerek. Ben iş yapabileceğini düşünüyordum, bu uğurda vasat sevici de ilan edildim, vizyon lafı zaten ağızlara sakız oldu. İyi futbolcu Lawal, karşılığını da Roma'ya transfer olarak alıyor. Roma'nın Lawal'ı takip etmesi ve transfer etmesi önemli. Bu durumda Roma'nın da mı vizyonsuz olduğunu dile getireceğiz?

Lawal, bu ligin iyi yabancılarından biriydi. Roma'ya transferi şaşırtıcı görünebilir ama takip edilen, beğenilen bir isim olduğu da bir gerçek. İtalya kariyerinin nasıl şekilleneceğini bekleyip göreceğiz..

28 Haziran 2015 Pazar

SC Nostalji #25; Saša Ilić

Hagi sonrası Felipe olmamıştı. Teknik direktörlüğe Hagi geldiğinde ise 10 numaralı bir sistemle takımı oynatmamıştı. Gerets göreve geldiğinde de taraftarın beklentisi iyi bir 10 numara transferi üzerineydi ve Sasa İliç'in transfer olduğunu öğrendiğimizde yaşanan bir hayal kırıklığı vardı ama o dönemin maddi şartları bunu gerektirdi. O dönemi andığımda Gerets'in bu konuda hakkını veririm, az paraya büyük işler başardı ve Iliç de o dönemin en büyük yıldızlarından.

10 numarayı kimin giyeceği de büyük sorundu mesela, bir anlamda ateşten gömlek. Sasa İliç 22 numarayı tercih etmişti, 10 numarayı ise Necati Ateş giydi. Pozisyonları oyun kurucu değildi belki ama 10 numara katkı vermişti bu iki futbolcu da. 

Sasa İliç'in ilginç bir tarzı vardı. Oyun kurucu değildi, forvet özellikleri taşıyan bir futbolcuydu. Hakan Şükür, Necati Ateş, Hasan Kabze ve Necati Ateş'den oluşan bir forver rotasyonu olmasına rağmen Sasa İliç'i de bu rotasyona dahil ederim. Gerets o sezonu hemen hemen üç forvetle oynuyordu, bu isimlerden biri de Iliç. Öyle ki, Iliç olmadığında da 11 başlayan isim Hakan Şükür olurdu, Necati Ateş biraz daha Iliç'in pozisyonuna kayardı. 

2005-2006 sezonunda 30 lig maçında attığı 12 gol var. Kendini rakip yarı alanda unutturup, rakip ceza sahası etrafında ise bir anda etkin olarak gol vuruşunu yapar ya da verkaç sonrasında kendisini ceza sahasına çok iyi atardı. Mustafa Denizli'nin 10.5 numara diye tabir ettiği oyuncu o aslında ve o şampiyonluğun da en büyük pay sahiplerinden biri Iliç olmuştu. Bir anlamda az paraya büyük işler başarmanın resmi.

2006-2007 sezonu ise Galatasaray adına iyi geçmedi ama Iliç'den yine beklediğimiz performansı aldık. 29 lig maçında 10 gol 5 asist yapmıştı, Şampiyonlar Ligi'nde de 2 golü vardı. Ama o sezon hayal kırıklığı yaşandı, ligi 3. bitirdi Galatasaray, sezon sonunda Gerets ile yollar ayrıldı derken Iliç'in takımdan ayrılmasına anlam veremedim, üstelik Salzburg gibi bir takıma gitmesine. 

Galatasaray forması giydiği 2 sezonda maksimum katkıyı vermişti ve belki 10 numara ihtiyacına değil ama Galatasaraylıların başarı ihtiyacına cevap vermişti. Büyük bir transfer başarısıdır, Bülent Tulun'u çok sevmem ama bu konuda hakkını vermek lazım. Iliç'in gönderilmesi ise büyük bir yanlış ve başarısızlıktı. Az paraya bu denli katkı alabileceğin çok fazla futbolcu yok, Iliç'in bu anlamda yeri ayrıdır ve Galatasaraylıların çok sevdiği, her dönem hatırladığı bir futbolcu.

Bugünlerde ise 37 yaşında ve Partizan formasını hala giymekte. Bu yaşta dahi takımının kader adamlarından biri, bu da profesyonelliğini ortaya koyuyor zaten. Buradan da şu sonuç çıkabilir, Galatasaray'da uzun bir kariyeri olabilirdi, yapacak çok işi olduğunu düşündüğüm bir futbolcu ve ayrılmış olmasına asla anlam veremeyeceğim. Menajer kurbanı oldum der, bu yönde açıklamaları vardır ama olayın da aslını asla öğrenemedim.

26 Haziran 2015 Cuma

Türk Futbolunda Güzel Şeyler de Oluyor


Türk futbolunda güzel şeyler de oluyor. Enes Ünal'dan hemen bir yıldız yaratıldı gibisinden bir algı da oluştu ama bu çocuk henüz 18 yaşında ve Manchester City'e transfer oluyor. Birçok takımın da radarındaydı, bu büyük bir olaydır. Enes Ünal'ın da önü fazlasıyla açık, en güzel zamanda Avrupa'ya açıldığını ve doğru yapılanmaya gittiğini düşünüyorum. İlk etapta Groningen'e kiralanacağı söyleniyor veya Hollanda, Belçika arası bir takımda düzenli olarak oynamaya başlayacak (Bursaspor'da da düzenli oynamıyordu), devamında City'de güzel işler yapabilir, artık top onda. Ayrıca City'nin rezerv takımı da hiç fena değildir. Zamanında Batuhan Karadeniz'i de istemişti City ama bu transfer olmamıştı, eğer o transfer gerçekleşseydi Batuhan Karadeniz'in şu halinden daha kötü olmayacağı kesindi. Enes Ünal için daha fazlası geçerli, kendini geliştiren, akıllı bir çocuk. Futbola saygısı büyük, çok çalışarak iyi yerlere geleceğini düşünüyorum. En azından bunu deneyecek, bu da bir cesaret. Bu tip örneklerin artması dileğiyle..

25 Haziran 2015 Perşembe

Nordin Amrabat Malaga'da


Amrabat'ın Galatasaray'a transfer olduğu ücrete odaklanıp bir zarar tablosu ortaya çıkarmamak lazım. Malaga'nın 1.5 sezonda ödediği kiralama ücretleri, Amrabat'ın Galatasaray'a gelirken yaptığı fedakarlık, kur farkı derken Galatasaray'ın Amrabat'dan kaynaklı büyük bir zararı yok. Ayrıca Galatasaray'da forma giydiği 1.5 sezonda da özellikle Şampiyonlar Ligi'nde etki etmiş, çeyrek finale kalınan dönemde katkı da verdiğini düşünüyorum. Şu günlerde 3.5 milyon avro'luk bir bonservisin de ilaç gibi geleceğini söyleyelim, bu anlamda Amrabat'ın Malaga'ya transferi olumlu.

Son çıkan haberler üzerine Amrabat'ın Galatasaray'da kalacağını, rotasyonun bir parçası olabileceğini düşünüyordum ama atlanan bir detay var. Amrabat, Malaga'da kanat gibi değil, daha serbest bir rolde, sahte 9 gibi oynuyor. Galatasaray'da istenileni tam anlamıyla verememesinin nedeni buydu, kanatlara hapis oldu, sistem içerisinde de bu gerekliydi, Malaga'da ise daha özgür. Beklentinin de düşük olması Amrabat'ı orada bir yıldız yaptı ve uzun bir aranın ardından böyle önemli bir bonservisle transfer yapıyor Malaga. Bu detay da önemli. Araplar kaçıp gittiğinden bu yana maddi sorunlar yaşıyorlardı ve bonservis ödemiyorlardı, Amrabat'ı bu paraya transfer etmeleri de futbolcunun onlar için değerini gösterir.

Galatasaray her anlamda iyi bir iş yaptı. Önemli bir bonservis bedeli kazandı, şimdi bu paranın nasıl kullanılacağı önemli. Amrabat'ın gidişi +1 kanat transferi anlamına gelecektir. Dzsudzsák gündemi oluşmasını bekliyorum, sözleşmesinin son 6 ayı ve makul bir bonservis karşılığında bu hamleyi yapmak mümkün. Amrabat'ın çok üzerinde bir katkı da vereceği net. İyi bir sıcak para geçti şu an Galatasaray'ın eline ve iyi değerlendirilmeli.

Amrabat ise güzel bir vedayı hak ediyor. Hiçbir şey yapmamış olsa bile kendini sevdirdi, bu da yeter. Kayserispor'dan geldiği bonservis üzerine büyük beklentiler yarattık (ki bu doğal), o da beklentileri karşılayamadı belki ama elinden geleni yaptığına inanıyorum ve Şampiyonlar Ligi'nde de kritik asistleri olmuştu. Bu anlamda enkaz edebiyatı yapmaya da gerek yok, Amrabat futbol oynamak için fedakarlık yapan bir futbolcu. Galatasaray'a transfer olurken yaptığı fedakarlıklar malum, istese kalıp kulübü de zarara uğratabilirdi ama belki de daha düşük ücretlere Malaga'da oynamayı tercih etti. Yolu açık olsun..

2015-2016 Sezonu Galatasaray Formaları


Kırmızı ve siyah formaları daha önce görmüştük, gün itibariyle de parçalı formayı da görmüş olduk. Geçen sezon giyilen üç parçalı formayı ben çok tutmamıştım, klasik parçalı seviyorum. Üç parçalının da Metin Oktay'dan kaynaklı özel bir yeri var ama klasik düşünüyorum ve bu parçalı forma da geçmiş yılların aksine fazlasıyla klasik ve çok beğendim. Böylelikle dört yıldızlı formayı da ilk kez görmüş olduk. Diğer formalar sezon içerisinde görüldüğü için üç yıldızlı, bunu belirtmek lazım. Bir konu da formaların Ocak ayında hazırlanmaya başladığı ve bu yüzden üç yıldızlı basıldığı yönünde. Yani dördüncü yıldız üç yıldızın üzerinde olabilir. Durumu tam bilmiyorum ama satışa sunulan formalar böyle olabilir, bekleyip göreceğiz. Geçen sezonu hatırladım da formalar piyasaya çıktığında taraftarlar üç parçalı yerine tam parçalıyı istemişti ama Ünal Aysal bunu Nike'a kabul ettirememişti. Yine aynı durum olabilir, yıldız muhabbetinden kaynaklı formalar nasıl satışa sunulacak, bunu hep birlikte göreceğiz.

SC Nostalji #24; Aydın Yılmaz

Aydın Yılmaz'ın bu kadar uzun bir Galatasaray kariyeri olacağını kimse tahmin edemezdi. Bu kadar istikrarsız bir futbolcunun da Galatasaray formasını uzun yıllar giymiş olması diğer bir konuşulacak konu. Son dönemde konuştuğumuz bir konu var, "Galatasaray'ın çocuğu" diyoruz, kimler bu çocuklar, Galatasaray'ın çocuğu nasıl olunuyor ve böyle nitelendirilmek ne olursa olsun Galatasaray formasını giymeyi mi gerektiriyor?

Galatasaray'ın meşhur bir 87-88 jenerasyonu var. Arda Turan, Cafercan Aksu, Özgürcan Özcan, Mehmet Güven, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun diye uzar liste. O jenerasyonun iddialı isimlerinden biri de Aydın Yılmaz'dı. O jenerasyondan bir tek Arda Turan çok önemli yerlere geldi ama Aydın Yılmaz'ın da bu kadar uzun bir süre Galatasaray formasını giymiş olması şaşırtıcı bir konu.

Aydın Yılmaz'ın kariyerinde kırılma noktaları var. 2005-2006 sezonu, Gerets ile gelen şampiyonluk. Konya deplasmanı vardır, 90+'da Aydın Yılmaz'ın golüyle gelen galibiyet. O dönem herkes konuştu, Aydın Yılmaz var dendi, yeni yıldız doğuyor. Yeni bir yıldız doğmadı belki ama Aydın Yılmaz o golün hatrını yıllarca kullandı, değerlendirdi ve bu uzun Galatasaray kariyerinin de en önemli noktası belki de. Oysa kariyerinin başıydı.

2004-2005 sezonunda profesyonel olmuştu, 2005-2006 sezonunda ise süre almaya başladı. Gerets çok kullandı onu, bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nde PSV karşısında ilk 11 oynatmıştı mesela. O dönem potansiyel bir isimdi, üzerine gidildi ama çok sık sakatlanıyordu, o dönemde de belli olmuştu kariyerinin nasıl şekilleneceği. 

Onun adına diğer bir kırılma noktası da 2005 yılında Peru'daki U17 Dünya Şampiyonası'nda gösterdiği performans. Abdullah Avcı'nın takımı, içerisinde Nuri Şahin, Caner Erkin gibi isimler de vardı. O dönem gösterdiği performansla zaten 2005-2006 sezonunda Gerets kendisine şans vermeye başladı.

İstanbul BB'de kiralık geçirdiği dönem var bir de, Abdullah Avcı kendisini kiralık olarak takıma katmıştı ve Galatasaray'a karşı oynadığı mükemmel bir maç vardır, o da akıllarda kaldı. Hatta sonraki sezon Galatasaray'a geri dönmesini sağladı. Abdullah Avcı kendisiyle bir sezon daha yola devam etmek istiyordu. Keşke kabul edilseydi, Galatasaray'a geri döndüğü sezonda beklentiyi karşılayamadı çünkü ve sakatlık yaşadığı dönem de oldu derken kendisini çok geriye attı. Abdullah Avcı'nın elinde bir sezon daha oynamaya devam edebilseydi belki farklı bir yerde olurdu, bu da bir kırılma anı mesela.

Sonraki sezonlar ise hayal kırıklıklarıyla geçti. Şans buldu, iyi değerlendiremedi, her kamp döneminin ve hazırlık maçlarının yıldızıydı ama sezon içerisinde yokları oynadı, sakatlandı derken Aydın Yılmaz'ın Galatasaray formasıyla tek istikrar yaşadığı döneme gelelim. 2011-2012 sezonu, o sezonun da ikinci yarısı.

Bir Mersin İdman Yurdu deplasmanıydı, Aydın Yılmaz sonradan oyuna girmiş ve 80'den sonra çevrilen maçta büyük katkı sağlamıştı. O dönemde de taraftarlar Aydın Yılmaz özelinde tepkiliydi ama Fatih Terim "bana süre verin, Aydın Yılmaz'ı kazanacağım" dediğinde de buna hep ihtimal vermiyordum, o sezon için kazandı. Aydın Yılmaz 12. adam gibiydi, oyuna girdiği her maç etki etti, hareket getirdi. Galatasaray kariyerinde de tek iyi dönemi o olmuştu.

Ondan sonraki sezon ise Braga deplasmanında attığı gol akla gelir, Şampiyonlar Ligi'nde devam biletiydi ama sezonun geneline baktığımızda da istikrarsız, kötü görüntüsü devam etti. Sezon sonunda da sözleşmesi bittiğinde istediği teklifi alamadığı için Eylül ayına kadar bekledi, o süre zarfında Erman Kılıç'ı aldı Galatasaray ama anlamadığım şekilde Aydın Yılmaz ile son gün imzalandı, Erman Kılıç ile yollar ayrıldı. Bu büyük hataydı, Erman Kılıç'a da yapılan büyük bir ayıp. O günden sonra da Aydın Yılmaz özelinde sayabileceğimiz tek iyi maç yok zaten. Üzerinden 2 sezon geçti, aklımda kalan tek bir iyi şey yok.

Bu sezonu ise hiç yazmaya gerek yok, tüm sezonu sakat geçirdi. Kitaplara ders konusudur, üniversitelerde okutulmalıdır, abartmıyorum. Aydın Yılmaz'ın bu kadar uzun bir süre Galatasaray forması giymiş olmasının bir açıklaması yoktur. Taraftar tepkisi olmasa belki bu sezon için de sözleşme yenilecekti, bilemiyoruz. Taraftar tepkisi işe yaradı ve Aydın Yılmaz ile devam edilmeyecek. Aydın Yılmaz için de tek çıkar yol Başakşehir'e gitmek, Abdullah Avcı hocası sever onu, bu yönde bir adım bekliyorum.
Öyle ki Aydın Yılmaz'dan önceki 7 numara Okan Buruk. O kadar uzun yıllar bu numarayı taşıdı. Kewell giyemedi bu formayı, ötesi yok..

Lille'in Stoper Çarkı


Lille'nin de finansal fair play kuralları ile başı dertte. Bonservisi olan futbolcuları transfer etmek için 15 milyon avro'luk bir futbolcu satışı yapmak zorundalar. Kjaer'i Fenerbahçe'ye 7.6 milyon avro'ya sattılar, yerini de geçtiğimiz sezon Bursaspor forması giyen Civelli ile doldurdular. Civelli'nin de bonservisi elindeydi. Finansal fair play da değil aslında mevzu, bu kural olmasa bile az paraya büyük işler başarmayı zorlayacaklardı yine. Chedjou'yu 2.5 milyon avro'ya almışlar mesela, 6.3 milyon avro'ya da Galatasaray'a sattılar. Chedjou gidince Kjaer'i de 2.5 milyon avro'ya almışlar ve Fenerbahçe'ye 7.6 milyon avro'ya sattılar. Şimdi ise Civelli'yi bonservisi yokken transfer ettiler. Civelli'nin yaş itibariyle yeni bir büyük transfer yapması zor ama en azından ihtiyacı karşılamak anlamında Lille'nin maddi durumunu göz önüne alınca iyi hamle. 2 sezon Bursaspor forması giydi, ilk sezonu eleştirilir ama ikinci sezonunda önemli katkı verdiğini düşünüyorum. Sert bir isim, Kjaer'in tarzına yakın, Lille bu anlamda doğru adım atmış olabilir. Mexes gibi isimler konuşuluyordu ama Civelli geldi. Beşiktaş ile de adı geçiyordu, Şenol Güneş'den kaynaklı. Bu arada Bursaspor da güzel iş yaptı, Civelli'nin boşluğu da Sivok ile doldu.

Paranın Açtığı Kapı

 
Gignac'a bakalım. 29 yaşında ve geçtiğimiz sezon Marsilya forması altında fazlasıyla iyi geçirdi. Bu da piyasa yapması anlamını taşıyor ki sözleşmesi de bitmişti. Fırsat transferlerini yazarken de Gignac gelmez ama biz yine de yazalım üzerine yazdık, beklemiyorduk ama gündem oldu. Galatasaray'a da gelebilirdi, imkanlı hamleydi ama gerçekleşmedi. Bunun üzerine transfer başarısızlığı yazamam, nedeni de 4 milyon avro gibi bir yıllık ücretle Meksika yolunu tutması. 29 yaşında, Euro 2016 hedefli bir futbolcunun Meksika'da ne işi var demeyin, son büyük kontratıydı, saygı duymak lazım. Galatasaray'ın ise o fiyata çıkması mümkün değildi, bu anlamda transfer başarısızlığı değil. Şu eleştirebilir, 1-2 ay öncesinden bu iş bitemez miydi, Tigres mevzuya girmeden önce. Bitirebilirdi, bu da doğru planlama olmamasından kaynaklı ama Gignac gelmiş olsaydı çok iyi bir forveti Türkiye'de izlemiş olacaktık.

 
Luiz Adriano. O da 28 yaşında, sözleşmesi Ocak ayında bitecek ama şimdiden bitirip, makul bir ücret karşılığı bitirebilir bir hamleydi. Onu da fırsat transferleri içerisinde yazmıştık ama umutlu değildik. Büyük talipleri vardı, Brezilya Milli Takım'ına da seçilmiş bir isim. Daha dün bile Roma, Milan deniliyordu, bir süredir Fenerbahçe alır diye düşünülüyordu ama Al Ahli yolunu tuttu, Arap coğrafyasına gidecek. O da para yolunda böyle bir adım attı. Saygı duymak lazım, bu yaş döneminde büyük kontratlara kimse hayır diyemiyor. Shakhtar'ın da sözleşmesi 6 ay kalmış bu futbolcudan kazancı olacak, bir anlamda onlar da piyango ama Luiz Adriano da Türkiye'ye gelmiş olsaydı fazlasıyla iyi bir golcü izleyecektik.

24 Haziran 2015 Çarşamba

Eto'o Antalyaspor'da


Benim açımdan sıkıntı yok, Eto'o gibi bir futbolcuyu Türkiye topraklarında görmekten mutluyum. Antalya şehri açısından da çok büyük bir iş olduğunu düşünüyorum. Bu adam sadece iki sezon önce Chelsea forması giyiyordu, Mourinho ile "yaş" muhabbeti üzerinden soğuk savaş yaşıyordu. 34 yaşında, geçen sezon itibariyle de "bitmeye yaklaştım" mesajını veren bir isim ama Eto'o nun futbola duyduğu saygı Antalyaspor ve Türkiye kariyerini belli edecek.

Elbette para için geldi, bu yorumu yapmak çok saçma. Kariyer anlamında göreceğini görmüş, kazanmadığı kupa kalmamış bir isim. Barcelona ve Inter günleri ortada. Inter'den Anzhi yolculuğunda da futbola "pas" demişti zaten, biraz daha maddiyat düşündü. Sonrasında Chelsea ile yeni bir çıkış olur mu derken yapamayacağını anladı ve bir sonraki sezon Everton, Sampdoria gibi takımlarda boy gösterdi ama hayal kırıklığıyla. Antalyaspor'la ise kariyerinin son virajını almak istiyor. Katar'a veya ABD'e, Çin gibi ülkelere de gidebilirdi, Türkiye'ye geldi. Bu önemli.

Saha içini şu aşamada konuşamayız, Antalyaspor'un diğer hamlelerini de görmek gerekiyor. Bir de bunun üzerine Ronaldinho diyorlar mesela, burada amaç futbol takımını başarılı kılmak mı yoksa Antalya şehrinin tüm Dünya tarafından konuşulmasını sağlamak mı? İkinci şık daha ağır basıyor, saha içerisinden çok vitrin yaratılmaya çalışılıyor. Kötü bir düşünce değil ama Eto'o yu futbola odaklamayı da başarırlarsa Eto'o nun atımlık kurşunu vardır, fark yaratabileceği zamanlar da gelir ama bunları söylemek için erken. Diğer hamleleri, nasıl bir takım kurulacağını görmek lazım.

Her anlamda Anadolu açısından ezberi bozan bir hamle. Zamanında Vassell'i alan Ankaragücü, Cuper'i takımın başına getiren Orduspor'u izlemiştik ama bu farklı, yıllık 3 milyon avro ücret deniliyor ki böyle bir para Antalyaspor'da yok. Sponsor destekli bir adım, umarım o sponsorlar çekilmez ve doğru plan, program vardır. Ya da Antalyaspor'da maddi zorluklar yaşanmaz, diğer futbolcular da paralarını zamanında alırlar diyelim. Plan, program varsa, sponsor temeli sağlamsa bu tip hamleler için sorun görünmüyor ama bugünü yaşamak uğruna yarınlar feda edilirse de Antalyaspor'u çok daha zor koşullarda, konumlarda izleyebiliriz.

Dediğim gibi, benim için güzel bir gelişme. Eto'o nun Türkiye topraklarında oynayacak olması, Galatasaray'a rakip olarak sahaya çıkması hoşuma giden bir durum, benim gibi de düşünen birçok futbol seyircisi vardır..

Aurélien Chedjou..


Kadji'de oynarken Sneijder gibi hep forvet arkasında oynadım. Hep 10 numaraydım Lille'de stopere geçtim. Hayalim hep orta saha oynamaktır. Rudi Garcia bana 'orta saha oynarsan banko oyuncu, stoper oynarsan hep sahada kalan olursun dedi. Galatasaray'da bana şans verirlerse orta saha'da oynamayı çok isterim ama Selçuk, Melo & Hamit var önceliğim sahada kalmak.

Geçtiğimiz sezon, Melo'nun sakatlandığı dönemde uygulanabilir tercihlerden biriydi. Yukarıda kendi de söylemiş, orta sahadan devşirme bir stoper ama Lille günlerinde orta sahada da oynadı, başarılı da oldu. Melo'nun yokluğunda da tercih edilebilirdi, mücadelesi ve topla dikine çıkışlarıyla etki de edebilirdi ama Semih Kaya'nın da olmaması stoper anlamında böyle bir risk aldırmadı belki de. Chedjou'yu da 2 senedir başka bir pozisyonda görmedik, ön libero veya sağ bekte de kullanabileceğimizi düşündüğüm, çok değerli bir isim. Hakkını vermek lazım.

İyi stoper rakip baskı yaparken topla çıkabilen, her zaman sakin kalan, kendini kontrol eden, topu iyi uzaklaştıran sezgili isimdir. Burası Galatasaray. Galatasaray oyunu kurmak isteyen 1 takım. O yüzden topla çıkmak zorundayım. Bu risk ama her hoca bu güveni görmek ister.
Chedjou'nun da en önemli özelliği zaten, topla dikine çıkışları. Sıkıntı olan taraf ise, o topla çıkarken ona hadi yürü diyecek bir lider stoperin olmaması. 29-30 yaşına gelmiş bir futbolcunun lider stoper aramaması gerektiğini düşünenlerdenim ama Chedjou özellik itibariyle lider bir isim değil, onu yönlendirecek, arkasını toplayacak bir lider vasıflı stopere ihtiyaç duyuyor. Adil Rami ile yürümüşlerdi mesela, Rami bu işi yapmıştı. Sonrasında Marko Basa geldi, Chedjou yıldız oldu. Aynı Marko Basa, Kjaer'i de yıldız yaptı. Chedjou'nun da aradığı bugün bu, Galatasaray o stoperi bulursa çok büyük fark yaratacak.

Semih Kaya 24 yaşındaki birine göre çok iyi ama eksikleri var. Bunların biri çok az konuşuyor, ikincisi konsantre eksikliği çekiyor. Bir takımın stoperinin gol atması bonustur. Bunu Koray ve Semih'e de söylüyorum. Gol atmamı orta saha oynamaya bağlıyorum.
Chedjou'nun ekstrası da gol özelliği. Fenerbahçe yıllar boyunca Lugano'nun ekmeğini bu sayede yedi, Chedjou'nun da bu sezon ligde attığı 4 gol var, dahasını da atabilirdi, duran toplarda çok etkili bir isim ama duran toplarda Semih Kaya'nın topa kafa bile vuramadığını görürsünüz. Her duran top ileri çıkar, etki yaratamaz. Geliştirmesi gereken özelliklerden biri de bu. Chedjou bu işi mükemmel yapıyor. Duran toplarda gol atmasını ben geçmişte orta saha oynamasına bağlamıyorum ama onun fark yarattığı özelliklerden biri. Kamil Glik diyorlar mesela, çok zor ya alınması, oldu da geldi diyelim. Chedjou'nun ihtiyaç duyduğu liderliğin yanında gol özelliği Chedjou'ya oranla x2 diyebileceğimiz bir isim. İş çok daha farklı noktalara gelebilirdi.

22 Haziran 2015 Pazartesi

Yine Bir Dzemaili Yazısı


Dzemaili'nin yeni sezonda kullanılması gerektiğini söylüyorum, sık sık bu konuda yazdım, beni takip edenler bilir. Bunun üzerine de ask.fm'de "ilk sezonunda hayal kırıklığı yaratıp, ikinci sezonunda iş yapan yabancı var mı" gibisinden bir soru geldi ve çok güzel bir konu olduğunu düşündüm. Olayı Dzemaili'nin yeni sezonda takımda kalmasına bağlamak adına.

Alioum Saidou. 2004-2005 sezonunda Galatasaray'ın yaşadığı maddi sıkıntılar neticesinde transfer edilen bir isim. Saidou gibi bir isim bugün transfer edilse isyan çıkardı, o gün kimse ses çıkaramadı. Conceicao da gelmişti, Saidou ise onun alternatifiydi. 

Conceicao da beğenilmedi gerçi, değeri ise o gittikten sonra anlaşıldı. O sezon Conceicao oynadı, Saidou bekledi. Trajik olan ise şu, 2005-2006 sezonunda yine maddi sorun vardı, Conceicao'nun yerini dolduramadı Galatasaray. Kadro dışı bıraktığı Saidou'yu çağırdı, kampın son günlerinde takıma dahil etti. Forması dahi basılmamıştı, son hazırlık maçında Ergün Penbe'nin formasının ismi üzerine yapıştırma Saidou ismi yazılmıştı, o derece bir hikaye.

Ama o Saidou, 2005-2006 sezonunda gelen şampiyonluğun kritik isimlerinden biri oldu. İlk sezonu hayal kırıklığıydı belki ama ertesi sezon şampiyonlukta söz sahibi oldu, ayrıldığı sezon yine maddi sorunlardan yeri doldurulamadı, son gün Inamoto & Mehmet Topal gibi isimler geldi. Düşünüyorum da, Gerets çok çekmiş cidden.

Riera örneğini de vermemiz mümkün, ilk sezonunda yarattığı hayal kırıklığının tarifi yok. Arda Turan'ın ardından sol kanat olarak gelmişti ama sezonu Emre Çolak'la geçirdi Galatasaray, Riera ise çoğu maçta yedek olduğu gibi iyi oynadığı bir maçı da hatırlamıyorum. Ama bir Kayserispor maçı vardı, o sezon oynanılan. Sol bek oynadı, Amrabat'a karşı. İyi de görüntüsü vardı. Belki de o görüntü Riera'nın yeni sezonuna yakılan ışık oldu.

İkinci sezonunda ise Hakan Balta'dan istediğini alamadı Galatasaray, transfer de yapamadığı için Riera'yı sol bek olarak kullanmaya başladı ve işe de yaradı. Şampiyonlukta da, Şampiyonlar Ligi başarısında da Riera büyük pay sahibiydi, ilk sezonuna oranla çok başarılı bir görüntüsü vardı.

Devid De Souza örneği de vardır Fenerbahçe için. Forvet olarak geldi, ilk sezonu da forvet olarak hayal kırıklığı yarattı ama ertesi sezon orta sahada oynadığında çok büyük fark yarattı. Bunun gibi örnekleri de çoğaltabilirim ama ilk olarak aklıma gelenler bu isimler.

Bu yüzden de Dzemaili'den kaynaklı umutsuz değilim. İlk sezonu hayal kırıklığı olmuş olabilir, eşinin hamileliğinden, sakatlığından kaynaklı yaşanan bir sorun var ama görünen o ki beklenen talipleri de yok. Dzemaili ismi ise kariyerli bir isim, aldığı parayı hak ediyor mu muhabbetine girmek istemiyorum. Yeni sezonda da alternatif olarak yazılır, katkı vereceğine de inanıyorum. Belki böyle bir fark yaratmayacak ama transfer yapılamayan şu zamanlarda da böyle isimleri kolay harcamak istemiyorum.

Mancini & Inter, Dolayısıyla da Galatasaray


Son dönemde taktığım diğer konu da "ikili ilişkiler". Burak Yılmaz transferinde Selçuk İnan'ın payını hatırlıyorum en son, Moskova dolaylarından Türkiye'ye gelmesinde Selçuk İnan'ın açtığı telefonun da büyük payı olmuştu. Bunun dışında ne yaptık sorusuna da verilecek tek cevap, Ontivero'nun Honved'e kiralanması, Mancini aracılığıyla olmuştu ama Ontivero'yu da Galatasaray'a aldıran Mancini olmuştu, onu unutmadım.

Mevzu geçmiş değil, bundan sonrası. Kondogbia hamlesi geldi Inter'den, Imbula'yı da alacakları söyleniyor. Bir anlamda orta saha devrimi yaşıyorlar, çok büyük paralar harcayarak. Böylelikle Melo'dan da vazgeçtiklerini söyleyebiliriz. 

Bu iki hamlenin ardından da boşa çıkaracakların futbolcular olacak. Kuzmanovic, Obi, Hernanes, belki Medel, Guarin ya da Taider gibi. Olası Melo ayrılığı durumunda atalabilecek büyükten küçüğe adımlar. Biraz para harcamak gerekir ama Mancini'den kaynaklı da Inter'den rahat transfer yapmak, yıllardır kullanılamayan ikili ilişkileri bu tip hamlelerde kullanmak mümkün.

Prandelli ayrılığında Ergin Ataman'ı aracı olarak kullanmayı akıl edebilen yönetimin transfer konusunda da bu tip girişimler yapabileceğini düşünüyorum.

Son olarak eklemek gerekirse, bu ikili ilişkileri de futbol aklı belirler aslında. Fenerbahçe bu anlamda iyi iş yaptı, sonuçlarını transferlerle alıyorlar. Maalesef Galatasaray'ın ihtiyacı ve olmayanı bu, iyi bir sportif direktör, futbol aklı. Bu yok, olmadığı için de transferin bir aklı, kontrolü kalmıyor..

21 Haziran 2015 Pazar

Atletico Madrid'in Sıradaki Forveti?


Bu isimlerden elde edilen kâr 187 milyon avro. Alım bedeli düşüldüğünde Atletico Madrid'in kasasına giren rakam bu. Bülent Timurlenk bugün yazdı, fazlasıyla ilgi çekici bir konu. Sürekli bir değişim var, son yıllarda Atletico Madrid'in tüm forvetleri ilgi görüyorlar, transfer oluyorlar ve bir şekilde yerleri de doluyor. Torres gitti Agüero & Forlan gibi isimler kazanıldı, o isimler gittiğinde de Falcao. Üstelik Falcao transfer edilirken 40 milyon avro bonservisi vardı ve kazandırdığı başarılar bir yana, 60 milyon avro'ya sattılar. Diego Costa ise şapkadan çıktı, bu kadar yükseliş göstereceği beklenmiyordu ama o da 38 milyon avro'ya Chelsea yolunu tuttu. Sonrasında da yeri Mandzukic'le dolduruldu. Belki bir Diego Costa değildi ama o da bugün 15 milyon avro gibi bir rakama Juventus yolcusu. Bakalım Atletico Madrid'in sıradaki hedefi kim olacak?

20 Haziran 2015 Cumartesi

Chedjou & Adil Rami, Ne Güzel İkiliydi


Lille her şartta kazanan. Rami'yi Valencia'ya, Chedjou'yu Galatasaray'a, Kjaer'i de Fenerbahçe'ye satarak kazandılar, kazanmaya da devam ediyorlar ama konumuz bu değil. Lille dosyasını açarsak o işin içerisinden çıkmamız mümkün değil.

Chedjou ve Rami ikilisi Lille'yi şampiyon yapmıştı, devamında da Rami Valencia yolunu tuttu, oradan da Milan. Bu transferlerde çok büyük paralar konuşuldu, Adil Rami gündem isimlerden biriydi ama Milan günleri o kadar da iyi geçmedi. Şu noktada da Milan'dan ayrılığı söz konusu ve Lyon istiyor diye biliyorum. Konuşulan miktar ise sadece 5 milyon avro.

Diyoruz ya nokta veya fırsat transfer diye, buyrun size bu kavramların tanımı. Hala 29 yaşında, yıllardır aramızda gibi ama kariyerinin en güzel döneminde (bir stoper için). Lider stoper arıyoruz ya, Rami o isim. Chedjou ile uyumu malum, bu ikili birbirini yücelten isimler olmuştu, Fransa Ligi'nin en değerli stoperleriydi. Sonrasında Marko Basa ile Chedjou yoluna devam etti ama Galatasaray'a geldiğinde o lider stoper varlığını konuşmaya devam ettik.

Bu yazıyı çok uzun tutmayacağım. İşin özü şu, elinizde Chedjou veya Semih Kaya gibi isimler varken, Ujfalusi vari bir futbolcuya ihtiyaç duyarsınız. Chedjou da gün itibariyle 30 yaşına girdi, bu yaşa gelmiş bir isim de lider stoper aramamalı ama maalesef ihtiyaç bu, Rami da bu derde çare olurdu. 5 milyon avro gibi bir rakam da Adil Rami için değerdi ama bizler alakasız hedefler peşinde koşmaya devam edelim.

Aklıma geldi, Maxi Pereira mesela. Porto'ya imza atacağı söyleniyor, yıllık 2 milyon avro gibi bir rakam. Sabri Sarıoğlu ile yenilenen sözleşmeyi düşünün ve öyle hatırlayın Maxi Pereira'nın elden kaçırılışını veya görülmemesini. Ne kadar acı..

19 Haziran 2015 Cuma

Zoran Erceg'in Vedası


Geçtiğimiz sezon takımdan ayrılmamış bütün isimlere teşekkür etmek lazım, Erceg için de teklifler olmasına rağmen gitmedi ve sezonu tamamladı. Bu sezona girerken yolların ayrılması ise doğru karar. Daha mücadeleci, enerjisi yüksek, atletik bir takım kurma sevdasıyla yola giriliyor ve belli ki daha düşük bir bütçe var. Bu anlamda Erceg'in ayrılığını olumlu karşılayabilirim. Hücumda çok büyük bir koz olmasına rağmen işin savunma kısmında direnci oldukça düşüktü ve işin içerisine Arroyo'yu da kattığımız dönem savunma anlamında Galatasaray için sıkıntılı bir durum doğuyordu ama hücum kısmında büyük bir artıydı bu. Ama savunma anlamında bunu kaldıramadığımız zamanlar oldu, kırılgan bir takımdık. Geçen iki sezona baktığımda ise Erceg'in Galatasaray'a katkıları büyük olmuştur, kazandırdığı maçlar fazlasıyla vardır, el yakan anlarda Erceg'in şutuna daima güvendik ve o da çoğu zaman yüzümüzü kara çıkarmadı. Bu yüzden de güzel bir vedayı hak ettiğini düşünüyorum, kendisine teşekkür etmek lazım ve yolu açık olsun..

18 Haziran 2015 Perşembe

Galatasaray'ın Çocukları


Geçen sezon yaşanılanların üzerine bu sezonda da Galatasaray'da devam etmek cesaret işi. Ergin Ataman ise bunu ücretinde indirim yaparak gerçekleştirdi, 800 bin avro aldığı yerde 500 bin avro alacak. Kulübün durumu ise belki de geçen sezona göre daha kötü, herkesten indirim isteniyor, yine feda deniliyor ve büyük bir cendere ama Ergin Ataman kalmayı tercih ediyor, iyi ki Galatasaraylıyız diyor.


Sinan Güler'in derin bir Galatasaray geçmişi yok, en azından Galatasaray altyapısından yetişen bir isim değil. Sağda solda da "şöyle Galatasaraylıyım, böyle Galatasaraylıyım" gibi şovlara girmez, işini yapar, bu uğurda tek bacakla da oynar, kafası gözü yarılır ama o halde maç kazandırır. Ekonomik sorunların konuşulduğu, herkesin para alamadığı, ihtarnamelerin havada uçuştuğu ortamda da sesini çıkartmaz. Biri Galatasaray'ın çocuğuysa eğer bu Sinan Güler.


Yasin Öztekin ne alaka demeyin, Galatasaray'a gelmek için 500 bin avro'yu kendi cebinden ödeyen, herkes marka arabalarıyla tesislere gelirken taksi ile tesislere gidip gelen bir isim. Takımdan gönderilmesi söz konusu olduğunda buna karşı duran, oynayan, çalışan ve kazanan. Böyle isimler Galatasaray'ın çocuğu olmalıdır.


Onların yaşadığı sorunları ise Allah biliyor, acaba kulüpten kimlerin haberi var ve ne gibi bir çözüm yolu düşünüyorlar?

Bu listeyi uzatmak mümkün, geçmişe de inerek birçok örnek verebilirim. Eskiden Galatasaray'ın çocuklarına boş sözleşme imzalatılırdı, kimsenin de sesi çıkmazdı. Şimdi ise 4.8 milyon tl yıllık alıyorlar ve "5 dakika sürdü, Galatasaray'ın olduğu yerde pürüz çıkmaz" diyerek durumu daha da pişkin bir duruma getiriyorlar. Aslında sözleşmeyi imzalayana değil de o teklifi götürene kızmak, bu paraların hesabını sormak lazım, bu kadar kolay olmamalı.

Ayew ve Gignac gibi isimleri elden kaçırmanın başarısızlık olmadığını söylüyordum. Çünkü inanılmaz ücretler dönüyor, Gignac kemiksiz 3.9 milyon avro alacak mesela ve imza ücreti de var bunun. Ayew'in de ücreti çok yüksek ve Premier Lig avantajını da eklediğimizde Galatasaray'a gelmesi o gün için imkansızdı, Sabri Sarıoğlu'na verilen kontrat sonrasında değil. Bu kontratı gördükten sonra Ayew ve Gignac gibi isimleri elden kaçırmanın başarısızlık olduğunu söylüyorum. 

Bu kontratı veren yöneticiler şu dakikadan sonra maddi şartlar, dengeler diyerek transfer olayının üzerini örtmeye, beklenti düşürmeye çalışmasınlar.

İpin ucu çok önceleri kaçtı, Yekta Kurtuluş, Eray İşçan gibi isimlerle sözleşme yenilerken. Sabri Sarıoğlu'na gelene kadar birçok ismi konuşurum, sağ bek transferleri üzerinden yürür ve daha büyük maddi veriler de ortaya koyarım, herkes gitti Sabri Sarıoğlu kaldı derim, geçen sezon itibariyle kalmayı hak ettiye getiririm işi ama mesele o değil, devir de eski devir değil. Biraz futbol aklı, başka birşey istemiyorum. 14 yabancı kuralı sonrası hani yerli oyuncuların ücreti düşecekti, yerli bağımlılığı bitiyordu. 1.6 milyon avro gibi bir rakam, 20 maç oynadığında 2 milyon avro. Galatasaray'ın alternatif sağ beki olacak, duruma bakar mısınız?

Ben Sneijder'in yerinde olsam yeni sözleşme için kapıyı 5 milyon avro yıllık ücretten açarım, çünkü Galatasaray'ın ortalaması bu. Melo da haklıymış yeni sözleşme derken, bunu anlıyoruz. Melo'dan da kendi adıma özür dilerim, sözleşme üzerinden gereksiz yorumlar yapmışım.

Ergin Ataman kalmak için ücretinde indirim yaparken ve geçen sezona göre daha zorlu bir tablonun içerisine girerken, Sabri Sarıoğlu yüzde 60'lık bir zam alıyor ve takımda kalıyor. Diyecek birşey yok, benim için kimin Galatasaray'ın çocuğu olduğu belli..

Bilal Kısa "Oyun Yapısı, Analiz"


Galatasaray, Spor Toto Süper Lig takımlarından Akhisar ile sözleşmesi sona eren Bilal Kısa'yı kadrosuna kattı. Bilal ile 2+1 sözleşme imzalanırken, yıllık 2.407.500 TL ve 11 kişilik kadroda oynadığı her resmi karşılaşma için 45.000 TL maç başı ücreti alacağı açıklandı.

2012/2013 sezonunun devre arası transfer dönemiyle birlikte Akhisar Belediye Gençlik ve Spor'a geçiş yapan Bilal Kısa, 2.5 yıl bu takımın formasını terletti ve başarılı maçlar çıkardı. Akhisar Belediye ile birlikte 80 resmi maçta forma giyen ofansif orta saha oyuncusu, bu maçlarda 9 gol - 21 asistlik performans sergiledi. Özellikle orta sahada oyunu yönlendirme hususunu çok iyi bir şekilde yapan ve bu anlamda fark yaratan 32 yaşındaki tecrübeli oyuncu Bilal, artık Galatasaray'ın başarısı için mücadele edecek.

Bilal Kısa, geride bıraktığımız 2014/2015 sezonunda 35 resmi maçta 6 gol - 11 asistlik performans sergiledi ve dikkat çekti. Bu 35 maçın 31'i lige ait olduğundan ne kadar istikrarlı bir grafik çizdiğini görebiliyoruz. Baş mevkisi ofansif orta saha olan (10 numara) ama zaman zaman merkezdeki iki oyuncudan biri rolü verilen, oyunu kurmakla yükümlü olan yetenekli bir sol ayak. Özellikle uzaktan attığı şutlardaki isabetli ve tehlikeli şutlar, geçtiğimiz sezon en göze çarpan durumuydu. Takımın kurgusu tamamen üzerine olan Bilal'in, tahmin edilemezliğinden dolayı maçlarda skora ciddi bir etki yaptığı aşikar. Akhisar ve muadili takımlar için oyunu Bilal Kısa gibi oyuncuların üzerine kurmak mantıksız bir uygulama olmayacaktır. Türkiye özelinde bir Anadolu kulübüyseniz ve kadronuzda bu değerde bir isim varsa, onu bu şekilde kullanmak ve bundan sonuç almak ne denli bir doğru karar verdiğinizin göstergesidir.

Güçlü Yönleri

Bilal Kısa'nın müthiş bir teknik kapasitesi ve bunun yanında harika bir oyun görüşü var. Sol ayağı çok güçlü olan bu oyuncu, topu istediği yere istediği bir şekilde gönderebiliyor. Ayrıca sağ gösterip sol vurmasına da sıkça şahit oluyoruz. Tahmin edilemezliği yüksek bir oyuncu. Bu özelliği ile ligde çoğu savunmanın canını yakıyor.

Zayıf Yönleri

Yaşı itibariyle temposuz olduğunu söylemek gerek. 10 numara pozisyonunda oynadığı müsabakalarda ceza sahası koşularını çok nadir yapıyor. Atletik bir oyuncu değil, hiç olamadı zaten. Bunun yanında omuz omuza ikili mücadelerinde çok başarılı olduğunu söylemek zor. Geri dönüşlerde de temposuzluğunun ve kuvvetsizliğinin getirmiş olduğu eksiklik ile epey zorlanıyor. Bunları yaşına göre olağan karşılamak gerek.


Galatasaray'a Ne Katar?

Bilal Kısa, şu durumuyla Galatasaray'da asla ve asla direkt olarak oynayabilecek fiziki yapıda bir oyuncu değil. Ondan beklentiyi doğru bir şekilde tutmak gerek. Rotasyon ve alternatif anlamda bir rolü üstleneceği hepimizin malumu. Hamza Hamzaoğlu da Bilal'i tanıdığından dolayı bu kilit görevi çok net bir şekilde ona emanet etti. Neden kilit? Ben her zaman oyuna sonradan giren oyunculardan ciddi performans beklerim ve benim için o ana özel önemli oyuncu konumundadırlar. Bilal Kısa, skorun gelmediği maçlarda oyuna sonradan dahil olarak ortaya teknik ve oyun kapasitesini koyar, maçın sonucuna direkt etki edecek hareketi gerçekleştirir. Attığı akıl dolu paslar ve hep söylediğim "tahmin edilemez" özelliği ile baskı yenilen anlarda takımı rahatlatabilir, kanat/santrfor/bek oyuncularının yaptığı koşulara karşılık verir. Bu nitelikte bir isim.

Fakat, Bilal Kısa Hamza Hamzaoğlu'nun 4-2-3-1 formasyonunda orta 2'liden bir oyuncu olduğu vakit, takım defansif anlamda ciddi zafiyet çeker ve top kazanma konusunda oldukça zor bir duruma düşer. Bu sebeple hocanın Akhisar döneminde Bilal'i zaman zaman oynattığı orta saha merkezinde pek fazla düşünmemesi gerekir. Tanıdığı ve bildiği oyuncu olduğu için bu konularda çok fazla şüphem yok demek isterdim ama maalesef öyle değil. Ben hocadan birkaç maçta Bilal'i orta saha merkezinde oynatmasını bekliyorum ama dediğim gibi yanlış bir tercih olur.

Video Analiz


Bilal Kısa'nın 5-1 kazanılan Karabükspor maçında Güray Vural'a yaptığı nefis asist. Burada o hep bahsettiğim tahmin edilemezliğini konuşturmuş ve Güray'ın koşusunu gördükten sonra topu yuvarlamış.


Bilal'in uzun paslarına değinmesek olmaz. Yukarıda da söylediğim gibi topu istediği yere istedği şekil ve şidette gönderebiliyor. Selçuk-Burak arasındaki uyumu Bilal-Burak arasında da görürsek şaşırmamak gerek.


Bilal Kısa'nın boş top attığı nadirdir. Burada da rakip savunması ile kaleci arasına attığı doğru ve akıllıca top mevcut. Mehmet Akyüz'e sadece vurmak kalıyor. Bilal için arkadaşlarının koşu yapması kâfi.


Son olarak Bilal'in Eskişehirspor'a attığı muazzam frikik golü. Selçuk, Sneijder ve Bilal'i aynı anda sahada düşündüğümüz vakit, duran toplardaki paylaşımı merak etmiyor değilim. Üç oyuncu da kaliteli vuruşlar yapan isimler.

Sonuç

Yukarıda da sıkça bahsettiğim gibi Bilal Kısa tam olarak "10 numara" pozisyonu oyuncusu. Bu transferi yaptıktan sonra orta saha merkezine gerekli olan box to box (çift yönlü) oyuncu hamlesini yapmamak intihar bir durum olur. Dolayısıyla pozisyonlardaki zayıflığı doğru analiz edip ona göre transfer hamlesi yapılmalı. Benim sonradan oyuna girerek katkı vereceğine inandığım bir oyuncu Bilal Kısa. Allah utandırmasın. Saygılarımla. 

17 Haziran 2015 Çarşamba

Gün İtibariyle Galatasaray'ın Alması Gereken Santrafor "Fernando Llorente"


Son döneminde Morata ve Tevez'in alternatifi durumuna düşmüştü ama Dybala ve ufukta görünen Mandzukic hamlesi sonrasında da Juventus'dan ayrılacağı kesin gibi görünüyor. Galatasaray'ın ilgilenmesi durumunda bu transferde şansı ne ölçüde?

Hasan Yıldırım: Senin de belirttiğin gibi son sezonunda Juventus'ta Tevez ve Morata'nın gölgesinde kaldı. Juventus sezonun bitmesiyle önce Dybala'yı transfer etti, şimdi de Mandzukic Juventus yolcusu. Tevez büyük ihtimalle Boca Juniors'a dönecek gibi görünüyor. Juventus'un Zaza ve Berardi için 25m € teklif ettiği iddiası var. Bu da Llorente yolcu demek. Birkaç gün önce dış basında Wolfsburg'un Llorente'yle ilgilendiği iddiası vardı. Sonrasında da Monako iddiası ortaya atıldı. Bu iddialar ne kadar doğru bilmiyorum. Ama Llorente'nin şartlarını yoklamakta fayda var. Galatasaray iyi bir santrafor arıyor gibi bir görüntü var. Juventus'un bonservis ödemeden aldığı bir futbolcu. Belki kiralama, veya satın alma opsiyonlu kiralama, yada satın alma imkanı doğabilir. Juventus'un yeni sezon kadroda düşündüğünü sanmıyorum. Transfere yine ciddi paralar harcıyorlar. Llorente için çok uçuk bir bonservis talep etmeyebilirler diye tahmin ediyorum. Her halükarda 'imkansız' bir transfer değil.

Galatasaray'ın ihtiyaç duyduğu forvet tarzının pivot özellikli, top saklayan, beraberinde teknik özellikleri de getirebilen bir isim olduğunu düşünüyorum. Huntelaar isteğim bu yüzdendi ama Llorente daha sağlıklı, istikrara yönelik bir hamle gibi duruyor. Llorente'yi nasıl anlatırsın bizlere, iyi ve kötü özellikleri nelerdir?

Hasan Yıldırım: Fernando Llorente; 1.95 boyunda, hava toplarında çok etkili, tekniği boyuna göre oldukça iyi, adam eksiltebilen, bileklerine hakim, sağ ayağını daha etkili kullanabilen, takım arkadaşlarına hava topu indirebilen, pas dağıtabilen, oyun zekası iyi, top kontrolü iyi, topu saklayabilen, ileride top tutabilen, rakip kaleye sırtı dönük oynayabilen, takım arkadaşlarına tabiri caizse duvar olabilen tarzda bir pivot santrafor.

En büyük handikaplarından biri ağır bir futbolcu olması sanırım. Çok hızlı, çabuk bir futbolcu olduğunu söylemek zor. Kontraataklarda bu yüzden ağır kalabiliyor. Juventus'un beklentilerini belki tam olarak karşılayamadı. Ama Galatasaray'ın tam da aradığı santrafor olduğunu düşünüyorum.


Galatasaray'da yaratacağı fark ne ölçüde olur ve Burak Yılmaz'ı da düşünerek nasıl bir formasyon bizleri bekler? Llorente'den maksimum fayda nasıl alınır, sistem içerisinde ne gibi alternatifler yaratılır?

Hasan Yıldırım: Llorente biraz önce de belirttiğim gibi ağır bir futbolcu. Bu yüzden Llorente'yle hızlı hücum etmek zor. Yanında kendisinden daha hızlı, çabuk ve fırsatçı bir golcüyle birlikte daha etkili olabilir. Burak'la bu açıdan iyi bir ikili olabilirler. Çünkü çok farklı özelliklere sahipler. Birisi hızlı, çabuk, savunma arkasına iyi sarkabilen, fırsatçı... Diğeri ise arkadaşlarına top indirebilen, pas dağıtabilen, ileride top tutabilen pivot santrafor... Galatasaray'ın Elmander sonrası bu tarz bir pivot santraforun eksiğini yaşadığını düşünüyorum. Diğer bir seçenek ise; 4-2-3-1'de ileri uçta Llorente, arkasında Sneijder, kanatlarda 2 skorer, kaliteli kanat-forvet... Olası bir Llorente transferi Galatasaray'ın her açıdan elini kuvvetlendirecek bir hamle olur.

Llorente'nin Bilbao performansı hafızalarda ama Juventus günleri istediği gibi gitmedi. Geçen sezonunu da düşünerek Juventus günleri nasıl geçti ve 30 yaşına gelmesi itibariyle de geleceğini nasıl şekillendirecektir?

Hasan Yıldırım: Fernando Llorente'nin Juventus macerası, 2013 yazında Athletic Bilbao teknik direktörü Marcelo Bielsa'nın da takımın başından ayrılması ve sözleşmesinin son ermesi sonrası başladı. İlk sezonunda (2013-2014 sezonunda) Juventus formasıyla ligde 34 maçta 16 gol, 5 asistle oynadı. Şampiyonlar Ligi'nde ise 5 maçta 2 gol attı, 1 asist yaptı. Geçtiğimiz sezon (2014-2015 sezonunda) ise ligde 31 maçta 7 gol attı, 1 asist yaptı. Şampiyonlar Ligi'nde 9 maçta 1 gol attı, 2 asist yaptı. İtalya Kupası'nda ise 4 maçta forma giydi; 1 gol attı, 1 asist yaptı. Juventus dev bütçelerle futbolcu öğüten bir değirmen misali, her yaz yüksek maliyetli transfer yapmaya devam ediyor. Gelenler olduğu kadar gidenler de oluyor. Harcanan paraya, kurulan kadroya bakıldığı zaman beklentiler büyük. Hem Avrupa'nın önemli liglerinden Serie A'da şampiyonluk, hem Şampiyonlar Ligi'nde en iyi sonuçları alabilmek. Llorente belki tam olarak Juventus'un beklentilerini karşılayamadı. Ama formasını giydiği 2 sezon iyi işler yaptığını düşünüyorum. Bu yaz bence Juventus macerasının son bulacağı aşikar. Yapılan transferler ve yapılacağı iddia edilen transferler düşünüldüğü zaman, önümüzdeki sezon Juventus kadrosunda Llorente'ye yer yok. Juventus sonrası yine önemli hedefleri olan iyi bir takımın formasını giymek isteyecektir. Ya üst düzey bir ligde, ya da Şampiyonlar Ligi'nde yer alan bir takımda yer almak isteyecektir. Tabi kazanç da önemli bir faktör. Yaşı 30. Bu yaz öngördüğümüz gibi bir takıma transfer olursa, son büyük sözleşmesine imza atacağını tahmin etmek zor değil. 3-4 yıllık bir imza sonrası en iyi parayı kazanabileceği kulübü tercih etmek isteyecektir. Vergi avantajı (eğer bir temas olursa) Llorente için Galatasaray'ı avantajlı konuma getirebilir. 

Bilal Kısa Galatasaray'da


31-32 yaş aralığında bir futbolcunun büyük takımlara transferi gündeme geldiğinde verilen ilk örnek Yusuf Şimşek olur. 2008-2009 sezonunun ara transfer döneminde katıldığı Beşiktaş'ın şampiyonluk yolunda çok büyük bir rol ve pay sahibi olmuştu. Öyle ki hala hatırlarız, dile getiririz.

Bilal Kısa'nın durumu yine de Yusuf Şimşek'ten farklı. Yusuf Şimşek genç yaşlarda piyasa yapmış, Fenerbahçe'ye transfer olmuş ama tutunamamış bir futbolcu. 30'lu yaşlarda uyandı, belki de hatalarının farkına vardı ve odaklandığı futboluyla 30'dan sonra iyi bir kariyer yaptı. Bu özelliği Bilal Kısa'ya benziyor aslında. Bilal Kısa'nın geçmişini bilemem ama o da geç uyananlardan ve 28'den sonra piyasa yapan, ben buradayım mesajını veren bir futbolcu.

Bilal Kısa da Fenerbahçe altyapılı ama Fenerbahçe'de tutunamamış, forma giyememiş isimlerden biri. Devamında da bir Anadolu kariyeri oldu ama çıkış noktası Akhisar Belediye ile gösterdiği performans. Karabükspor'da da 2 senesi var mesela ama böyle bir performansı yoktu, Bilal Kısa'nın Hamza Hamzaoğlu ile buluşması onun futbolunu yükselten etmen.

Türkiye'nin en etkili orta sahalarından biri, bunu kimse inkar edemez. "Turkish Pirlo" söylemleri de boş değil, tarzı itibariyle andırıyor. Çok teknik, oyunu iyi okuyan bir futbolcu. Şut ve pas özelliğiyle fark yarattı ve bu özellikler onu Galatasaray'a taşımış oldu. Şöyle düşünün, gerilmeden, olduğu yerden bu kadar sert ve isabetli şut çıkarabilen kaç tane futbolcu var? Bu sezon Akhisar'da attığı gollerin neredeyse hepsi jenerik.

Önemli olan Galatasaray'da ne vereceği, özelliklerini hepimiz biliyoruz zaten. Bilal Kısa 11'den ziyade alternatif anlamda fark yaratması beklenen bir isim. İdeal bir kulübe hamlesi. Topu hücumda tutman gereken zamanlarda veya oyunu açman gereken, kapalı savunmalar karşısında Bilal Kısa ideal çilingir, pas ve şut özelliğiyle çok fayda sağlar. Özellikle de 60-70. dakikalar sonrası Galatasaray'a çok kapı açar ve bu anlamda Yekta Kurtuluş veya Dzemaili kulübede oturacağına Bilal Kısa otursun diyorum.

Bu teknikte, bu özelliklerde transfer edilen bir yabancı olsa Bilal Kısa için daha iyi düşünen insanlar olacağını biliyorum ama bonservisi elinde, ne yapacağını, ne vereceğini az çok kestirebildiğin, daha önemlisi Hamza Hamzaoğlu'nun inandığı, güvendiği eski öğrencisi. Hamza Hamzaoğlu'nun bu hakkı var, kendi bildiği bazı isimlerle yola devam etmek isteyebilir, bu anlamda da Bilal Kısa için kötü hamle diyenleri anlayamam.

Akhisar'da tipik 10 numaradan ziyade daha çok bir 8 numara gibi, mücadele gücü belki üst düzey değil ama hücum aksiyonu fazlasıyla iyi ama Galatasaray'da Sneijder'e alternatif olabilir ya da hücum aradığın zamanlarda orta sahada 8 numara pozisyonunda ama daha çok hücuma dönük oynar. Bu anlamda Emre Çolak'a göre Bilal Kısa bana daha çok güven veriyor, hatta Bilal Kısa Emre Çolak'a nerede duracağını öğretsin o bile yeter. Sneijder öğretemedi mi diyebilirsiniz ama onun öğrencisi Yasin Öztekin, Emre Çolak'ın dilinden Bilal Kısa anlayacaktır.

Hak etti de böyle bir transferi, 32 yaşında olsa bile Galatasaray'a transfer olmak Bilal Kısa'ya yakıştı diyebiliriz, sevindiğim bir hamle oldu. Yeni yabancı düzeni mevzusuna da hiç girmiyorum, ne olursa olsun elde kaliteli yerliler de bulundurmak zorundayız ve genel anlamda Bilal Kısa'nın Galatasaray'a transferi konusunda mutluyum.

Kimse Sol Bek Konuşmazken "Jordan Amavi"

 
Üstüne ısrarla bastığın, hergün bahsettiğin bir isim. Şöyle başlayayım, Amavi ile Telles'i kıyaslamak gerekirse ne söylersin?

Hasan Yıldırım: Alex Telles Brezilyalı, 92 doğumlu. Jordan Amavi ise Fransız (Togo asıllı), 94 doğumlu. Jordan Amavi Fransa U21 Milli Takımı'nın ve Ligue 1 takımlarından Nice'in futbolcusu. Jordan Amavi bence defansif açıdan Alex Telles'ten çok daha hazır ve daha iyi bir futbolcu. Jordan Amavi, Lucas Digne ve Layvin Kurzawa'yla birlikte Fransa Ligue 1'in bence en fazla dikkat çeken genç sol beki. Güçlü, yere sağlam basan bir isim. Telles'e göre ikili mücadelelerde daha etkili. Adam markajı Telles'ten iyi. Sanırım Ligue 1'in en fazla top çalan futbolcularından biri. Nisan ayına kadar Ligue 1'de 147 top kapmayla oynuyordu, ki bu maç başı 4,3 top çalmaya denk geliyor. Sadece bu istatistik bile, oyunu ne kadar iyi okuyabildiğinin ve sezgilerinin ne kadar kuvvetli olduğunun bir göstergesi. 1.76'lık kısa boyuna rağmen, hava toplarında %50'nin üzerinde başarısı var. Solbek olmasına rağmen, sağ ayağını da çok iyi kullanabiliyor.
 
Solbek olmasına rağmen; etkili driplingleri ve hücumda çizgiyi etkili kullanabilmesiyle dikkat çekiyor. Hızlı, çabuk ve atletik bir futbolcu. Bu sezon ligde 36, kupada 1 maçta forma giydi. Bu maçlarda 11 sarı kart gördü, ligde oynayamadığı 2 maçta kart cezalısıydı. Ligde forma giydiği 36 maçta 4 gol attı. Forma giydiği 37 resmi maçın 36'sında 90dk sahada kaldı, 1 tanesinde ise 83dk sahada kaldı. Ne kadar istikrarlı bir futbolcu olduğunu buradan da anlamak mümkün. Telles'le en büyük farkı defansif açıdan çok daha sağlam bir bek. Hücumda ise Telles'ten eksiği olduğunu düşünmüyorum. Telles'e göre pozisyon bilgisi çok daha iyi. Nerede durması gerektiğini, rakibini nerede karşılaması gerektiğini daha iyi biliyor. İyi bir kesici. Oldukça sert bir futbolcu olduğunu söylemek lazım. Ama zaman zaman sertliği abarttığını, rakiplerine çok sert müdahelelerde bulunabildiğini de belirtmek lazım. Brezilya'da yetişen bekler, defansif açıdan Avrupa futbolu için hazır olmayabiliyorlar. Eksiklerini giderene ve Avrupa futboluna alışabilmeleri için zaman gerekebiliyor. Tıpkı Telles'te olduğu gibi. Brezilya futbolu Avrupa'daki çoğu lige göre daha yumuşak. İkili mücadele bu kadar çok değil. Bu yüzden de Brezilyalı oyuncular Avrupa'ya transfer olduklarında sıkıntı yaşayabiliyorlar. Amavi bu açıdan çok daha avantajlı.
 
OGC Nizza formasını giyen önemli bir potansiyel, hatta yıldız adayı. Fransa Milli Takım'ının da alt yaş kategorilerinde forma giymiş bir isim. Taliplerinin de olacağını düşünüyorum, Galatasaray'ın bu olası transferde şansı ne olur?
 
Hasan Yıldırım: Adı kısa süre önce Atletico Madrid'le anıldı. 2 gündür de Aston Villa'yla anılıyor. İngiliz basınında Nice'in Aston Villa'nın teklifini kabul ettiği, ama oyuncunun henüz kararını vermediği ve bu transfer konusunda kararsız olduğu iddia ediliyor. Galatasaray devreye girerse bence bu transferi 4m € gibi bir bonservisle bitirebilir. Tabi Alex Telles kadrodayken yeni bir yabancı solbek alınacağını zannetmiyorum. Alex Telles'e teklifler geldiği iddia ediliyor, ama bu ne kadar doğru bilemiyorum. Alex Telles'in durumu netleşene kadar Jordan Amavi için bir hamle yapılmayacağını tahmin edersek, Jordan Amavi için geç kalınması da muhtemel.
 
 
Galatasaray'a gelmesi durumunda neler katar, hangi özellikleriyle fark yaratır ve futbolcunun eksikleri neler?
 
Hasan Yıldırım: Telles'in bu sezon ilk geldiği döneme göre kendisini bir nebze geliştirdiğini düşünüyorum. Özellikle ligin son maçlarında oldukça iyiydi. Ama hala eksikleri var, özellikle defansif açıdan. Jordan Amavi 2 yaş daha küçük bir futbolcu olmasına rağmen bu açıdan çok daha hazır bir futbolcu ve Türkiye Ligi'ne çok daha uygun bir isim. Eğer Amavi hücumda ve savunmada eksiklerini giderebilirse; Galatasaray'a olası bir transferi sonrası ileride çok ciddi para da kazandırabilir.
 
Bu transferi Telles'in gitmesi durumunda mı düşünüyorsun yoksa Telles'in kalması durumunda da mı? Ayrıca futbolcunun piyasası ne ölçüde, nasıl bir gelecek kendisini bekliyor?
 
Hasan Yıldırım: Telles varken yeni bir yabancı bek alınır mı, emin değilim. Bunu biraz önce de belirttim. As oyuncunun yabancı olacağı düşünülürse, yedeği yerli tercih edilebilir diye düşünüyorum. Misal Amavi transfer edilir ve Telles yedek kalırsa, bu sefer 6.5m € bonservis ödenen ve hala eksikleri olan Telles'in denli forma giyemeyeceği için kendisini geliştirememe riski doğabilir. O yüzden yönetim ve teknik heyet böyle bir hamleye çekimser bakabilir diye düşünüyorum. Oyuncu Fransız futbolunun bence en yetenekli beklerinden. Bu yaz büyük ihtimalle daha büyük bir takıma transfer olacak ve Nice'ten ayrılacak. Daha sonrasında daha büyük sıçrama yapma ve daha iyi yerlere gelme ihtimali bence yüksek. O yüzden şimdi tam vakti. Eğer bu transfer döneminde elden kaçarsa, sonrasında oyuncunun maliyetinin ciddi anlamda artma ihtimali yüksek.

16 Haziran 2015 Salı

Benim Galatasaray 11'im

Transfer duyumuyla, haberiyle alakası yok. Benim düşündüğüm bir 11, biraz daha makul şartlarda kalarak yaratmaya çalıştığım bir takım. Sizlere de sormak istedim, ne düşünürsünüz?

Savunmayla başlayalım, Galatasaray'da sağ bek mutlak ihtiyaç. Fırsat transferleri yazı dizisinde çok fazla sağ bek yazdık ama geriye bir tek Glen Johnson kaldı. Micah Richards dahi takım buldu, bu anlamda Glen Johnson alternatif. İlsinho'nun da sözleşmesi bitiyor ve tam anlamıyla bir sağ bek değil belki ama yönlü bir futbolcu, kendisini orada da kullanmak mümkün.

Stoper konusunda ise öncelik lider tipli bir stoperdi, ben öyle düşündüm. Vlaar olabilir ama sakatlık durumu var, ihtimaller arasında ise Spahic benim için ön plana çıktı. Yaş itibariyle olumsuz bakan olabilir ama en az bir sezon Ujfalusi etkisi yaratacaktır. Chejdou ve Semih Kaya gibi lider stoper arayan isimler için ideal tamamlayıcı. Sol bek konusunda ise mutlaka bir alternatif daha yaratılmalı.

Melo'nun gideceğini düşünüyorum, o sorun da en kısa sürede çözülmeli ve önümüze bakmalıyız. Melo'nun ayrılığı durumunda da Nigel De Jong ismi ön plana çıkıyor. Tarz anlamında Melo'dan farklı, De Jong daha bir ön libero ama kanatlara güveniyorum, De Jong'un çapa görevini yapması, orta sahaya direnç ve agresiflik katması yeterli. Selçuk İnan'ın yeri ise garanti. Bilal Kısa, Jem Karacan, Emre Çolak hatta Dzemaili gibi isimler de alternatifleri, belki de yabancı bir alternatif daha yaratılır, bilinmez.

Kanatlarda ise Podolski ve Boateng isimleri ön planda. Podolski'nin gol özelliği mühim, onun gol anlamında getireceği katkıyla birlikte forvetin üzerindeki yük kalkacak ve forvet konusunda o kadar da büyük bir maliyet altına girmemiz belki de anlamsız. Boateng ise orta saha özellikli, biraz daha orta sahayı tamamlayacak ama iyi gününde hücumda getireceği katkı çok değerli, tek başına maç kazandırır. Sidney Sam ve Yasin'i ise alternatif olarak düşündüm, Sidney Sam'ın sakatlıkları soru işareti ama alternatif olarak düşünülürse çok katkı verir. O da gol özelliği yüksek bir kanat oyuncusu ve forvet konusunda bu durum Galatasaray'a rahatlama getirir. Sneijder ise zaten bu takımın yıldızı.

Forvet konusunda ise Huntelaar, Van Persie gibi isimler konuşuluyor. Keşke olsa, kimse hayır diyemez ama çok büyük maliyetler ve Galatasaray bunun altına girebilir mi, işte onu bilmiyorum. Bu yüzden de biraz daha makul kalmak istedim. Podolski ve Sidney Sam vari kanat hamleleriyle zaten gol sorunu için önemli bir çözüm getirdik, Burak Yılmaz'ı da kullanmaı adına böyle bir çözüm düşündüm. Burak Yılmaz'ın alternatifi ise Guidetti, onun da bonservisi elinde ve kaçırılmasını istemem, yetenekli, genç bir forvet, çok da katkı vereceğini düşünüyorum. 3. alternatif olarak Belfodil gibi bir isim de düşünülebilir, onun da bonservisi elinde. Inter günleri iyi geçmedi ama yetenekli bir oyuncu, 3. isim olarak o düşünülebilir veya makul bonservis şartıyla Muhammet Demir.

Falcao Yeniden "Kaplan" Olabilecek Mi?


Radamel Falcao, Atletico Madrid'den ayrıldığı vakit benim için Dünya'nın en iyi santraforuydu ama sadece iki yıl içerisinde yaşadığı düşüşün tarifi yok. 

Monaco transferi başlı başına hataydı. Kim istedi bilmiyorum ama kazanan Falcao olmadı. Monaco büyümeye çalışan, bu uğurda çılgınca para harcayan bir takımdı, Falcao da en büyük kozları oldu ama maddi anlamda şartlar biraz daha değişince Falcao ile yollar ayrıldı. O dönem Falcao'nun şanssızlığı sakatlığı yüzünden Dünya Kupası'nda da yer alamamak oldu, Kolombiya iyi işler çıkardı ama Kolombiya denildiğinde Falcao değil de James Rodriguez'in ismini söyledik. O da Monaco'luydu Real Madrid'e gitti, Falcao ise kiralık olarak Manchester United'a.

Şöyle de birşey var, Falcao'yu henüz Şampiyonlar Ligi sahnesinde izleyemedik. Atletico Madrid'de tarih yazdığı dönemlerde Avrupa Ligi'nin tozunu attı, tam Şampiyonlar Ligi potasına yükseldiklerinde Monaco'ya transfer oldu. Monaco da o dönem Ligue 1'e yeni çıktı. Atletico Madrid ise Falcao'suz şampiyon oldu, Şampiyonlar Ligi finali gördü, Falcao gitti Diego Costa piyasaya çıktı. İlginç olan ki Diego Costa ve Falcao'yu Chelsea formasıyla yeniden birlikte izleyeceğiz ama bu sefer esas oğlan Diego Costa.

Manchester United'e gitmesi de hayal kırıklığıydı, en gitmemesi gereken takıma gitti ve o yeniden yapılanan, bu uğurda transfer denizinde boğulan Manchester United'de de kendini gösteremedi, gözden düştü. Bu açıdan baktığımda Chelsea'e gidişi onun adına yeni bir şans ve Atletico Madrid'in ardından da sonunda gitmesi gereken takıma gittiğini düşünüyorum.

Drogba da ayrıldı, Diego Costa'nın alternatifinin en iyi şekilde yaratıldığını düşünüyorum. Mourinho, Falcao'ya yeni bir şans verecek, Falcao da hala en iyilerden biri mi bunun cevabını arayacak. 10 milyon avro kiralama bedeli, opsiyonu ise 50 milyon avro. Falcao'nun da hala çok çılgın rakamlar ettiğini böylelikle görebiliriz. 

Şu açıdan yazdım, Galatasaray'la görüşüyor deniliyordu ya, gerçekten büyük ütopya. Monaco'dan aldığı yıllık ücreti hatırladım da, inanılmaz çılgın bir rakam, bunu kolay kolay herhangi bir dev takım da karşılayamazdı, ancak Chelsea gibi bir takım. Ayrıca riskli bir adım, son 2 senesi kayıp olan bir futbolcu, ne kadar ismi büyük olursa olsun ve yaşı da 20'lerde değil, 29'u gördü. Kariyerinin en olgun, en iyi olması gereken zamanlar ama o kendisini yeniden bulmayı deneyecek.

Jem Paul Karacan "Oyun Yapısı, Analiz"


Jem Paul Karacan, geride bıraktığımız 2014/2015 sezonunu sakatlıklarla boğuşmaktan dolayı 11 maçta 601 dakika süre alarak tamamladı. Bu maçlarda 1 gol - 1 asist ile oynayan oyuncunun sözleşmesi 30.06.2015 tarihi itibariyle bitiyor.

Twitter hesabındaki paylaşımlarıyla fanatik bir Galatasaray taraftarı olduğu bilinen orta saha oyuncusunun, Galatasaray'a transferinin bitme aşamasında olduğu medyada belirtiliyor.

Jem'in geçtiğimiz sezonki istatistiklerine bakarak yorum yapacak olursak, transfere pek anlam yükleyemiyoruz ama sakatlıklarla uğraştığından dolayı en azından oynadığı maçlardaki durumuna göz atmak daha mantıklı bir seçim olacaktır. Sakatlığı hakkında "çapraz bağ" kopması denmişti. Futbolda önemli bir sakatlık ve geri dönüşü oldukça zor. Planlı ve programlı bir şekilde çok iyi çalıştıktan sonra güçlü dönebilir ve tekrar çıkışa geçebilirsiniz. Sakatlık döneminde kendinize bakmadığınız takdirde, geri döndüğünüz vakit tekrar aynı sakatlığı yaşamanız kaçınılmaz olur ve bu sefer daha hasarlı bir duruma gelirsiniz.

Jem Paul, bu sezon yalnızca iki resmi müsabakada 90 dakika forma giydi. Takımın teknik direktörü Steven Clarke'nin öncelikli sistemleri olan 4-4-2 ve 4-3-3 formasyonlarında aynı (sağ iç) pozisyonda oynadı. Jem, net 4-4-2 oynanan sistemde sağ iç pozisyonunda forma giydi ve öne çıkışlarda daha kontrollü olması istendi. Keza 4-3-3 formasyonunda da sağ iç gibi oynayan oyuncu, rakibi karşılamadaki görüntüsü ile dikkat çekti.


4-4-2 formasyonunun orta göbeğindeki 2'liden biri olan Jem, stoperlerin kademesine girmeyi alışkanlık haline getirdi. Özellikle Arsenal ile oynanan FA Cup maçındaki pozisyon alışı ile göze çarpmayı başardı. Rakibinin pas ve şut açısını daraltan Jem, hataya zorlamayı başardı.

Güçlü Yönleri

Hareketli ve tempolu savunma, ilk toplara baskıyı çok iyi bir şekilde yaptığını gözlemledim. Yukarıda da dediğim gibi topla birlikte gelen rakibin pas açısını ve opsiyonlarını daraltıyor, hataya zorluyor veya geriye dönmesini sağlıyor. Bunlar işin savunma anlamındaki artı tarafları. Yerini boşaltan stoperlerin kademesine girmeyi huy edinen ve oldukça doğru bir iş yapan, hızlı hücumlardaki geri dönüşlerde çabuk davranan ve bir 8 numaradan çok 6 numaraya doğru kayan bir oyuncu Jem. Savunmada çok doğru pozisyon alarak rakibin göbekten hücum etmesini zorlaştıran ve ikili mücadeleleri sert geçen ama sık faul yapmayan bir görüntüde.

Zayıf Yönleri

Stoperlerin kademesine giriyor dedik ama oyuncu takibi yapmıyor. Kademe ile oyuncu takibi farklı şeyler olduğundan bu özelliğini artıya çevirmeli. Top tekniği görece zayıf. Kazandığı veya ayağına gelen topları bir an önce kısa pas ile çıkarıp sorumluluk almaktan çekiniyor. Topla öne doğru dribling/çıkış yapamıyor. Bunlar zamanla aşılabilecek olgular fakat yeterli özgüveni depolaması gerekecek.

Sonuç

Genel itibariyle fena bir görünümde değil fakat topla haşır neşir olmaması eksi bir özellik. Çünkü 2'li merkez orta saha ile oynayan Galatasaray'da, hem defansif hem de ofansif anlamda katkı verebilecek türden isimler olmalı. Jem'in temposu savunma anlamında yüksek olmasına rağmen hücumda düşük diyebilirim. Ayrıca 4-4-2 formasyonunda ceza sahası koşularını yapmadığını lakin 4-3-3'de sıkça yaptığını belirtmem lazım. Bu hocası tarafından verilen bir talimat olabilir. Öte yandan, fizik olarak zayıf ve cılız bir futbolcu. Cepheden ikili mücadelede pek zorlanmayabilir fakat omuz omuzada sıkıntı yaşayabileceğini düşünüyorum.

Son olarak; Galatasaray'ın aradığı tarzda "net" bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum. Yukarıda da dediğim gibi, Hamza Hamzaoğlu'nun 4-2-3-1 formasyonunda 2'liden bir oyuncu olacak Jem'in, oyunu çift yönlü oynaması gerekecek. Benim gözlemlediğim kadarıyla böyle bir karakteri yok. Saygılarımla. 

 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir