31 Ekim 2015 Cumartesi

Bakambu 7 Maç 4 Gol, Ya Bruma?


Galatasaray Bruma'yı 10 küsür milyon avro gibi bir rakama aldı. Futbolcu büyük potansiyeldi de, böyle bir isme bu parayı verdiğinizde de o futbolcunun gençliği, gelişim süreci düşünülemez, hemen katkı beklenir. Bu paraları böyle genç futbolculara Avrupa'nın maddi anlamda dev kulüpleri verir, Galatasaray açısından lüks bir durumdu ve geldiğimiz günde de Bruma'dan zarar edildiği büyük bir gerçek.

Bursaspor ise Bakambu'yu 1.8 milyon avro'ya aldı diye biliyorum, kaynağım da Transfermarket. Villarreal'e satılmasından da kazanılan para 7.5 milyon avro. Sadece bir sezonda. Potansiyeli olan genç bir futbolcuya maksimum bu parayı verirsiniz, tutmasa bile zararınız olmaz. Tutması durumunda da sadece bir sezonda bu paraları kazanmak mümkün. Galatasaray da Bruma'yı bu hayallerle aldı, alakasız bir para verdi, zararı büyük oldu. Bursaspor ise Bakambu'dan büyük kazandı. Sevindiğim nokta ise Galatasaray'ın bu sezon itibariyle yola gelmesi ve Carole, Jose Rodriguez gibi hamleleri bu doğrultuda yapması.

Bruma'yı Real Socioedad'a kiraladık, 8 milyon avro gibi de bir satın alma opsiyonu var. Bakambu'yu ise Villarreal 7.5 milyon avro'ya transfer etti. Bakambu'nun 7 maçta 4 gol attığını görüyoruz ve Villarreal günleri mükemmel geçiyor. Bruma ise aynı ligde yedek durumda, üstelik doğru pozisyonu olan sol kanatta oynuyor daha çok. 0 gol 0 asist de istatistiği. Bu görüntüde de Sociedad'ın opsiyonu kullanması imkansız.

Bruma parlar, gelişim gösterir ve "ah, vah" deriz diye beklerken hiç ilerleyemedi. Bundan sonra ne olur bilinmez ama beklentim yok denecek kadar az. Şans da bulamıyor, ilk etapta 11 başladı, iyi bir hazırlık dönemi var derken çok keskin düştü. Galatasaray'da daha fazla şans bulurdu, en azından defansif bir kanat oyuncusu gibi bir yükselişi vardı, o yönde gelişiyordu ama gitmek istemedi kendisi açısından aldığı en yanlış karar olabilir..

SC Nostalji #43; Eric Gerets


Hagi'nin istifasını beklemiyordum. Bana göre 2004-2005 sezonunda başarılı olmasına rağmen, sezonun son maçı sonrası istifa etmişti. Başarılı dememin de nedeni, 2003-2004 sezonunun başarısız kadrosu üzerine, birçok maddi imkansızlıkla devam etmesi ve şampiyonluk yarışının içerisinde olması. Bir de kazanılan Türkiye Kupası var ama o sezon şampiyon da olabilirdik, Hagi'nin yapmaması gereken, hayati derecede hataları da oldu ama devam edebilirdi. Beklentim bu yöndeydi.

Didier Drogba, Galatasaray Formasıyla İlk Gol

30 Ekim 2015 Cuma

Ön Yargının Kırıldığını Düşünüyorum


2 yıldır yaşadığı sakatlıklardan ve bulduğu az forma şansından kaynaklı bir ön yargı vardı. Taraftarın çoğunun da tanımadığı, takip etmediği bir isimdi ve biraz da bundan kaynaklı soğuk bakılan bir transfer oldu. Öyle ki henüz forma giymeden kendisi adına verilen hükümler malum. Beklemeyi bilmiyoruz, görmeden hareket ediyoruz. Jem Karacan'dan ne beklediğimizle alakalı bir durum var.

Transfer edildiği gün de söylediğim gibi, geniş rotasyonda yer alabilecek, yedek kaldığında ses etmeyecek ama şans geldiğinde katkı sağlayabilecek bir isim. 2 senelik sakatlığı handikap ama bu 2 sene öncesinde de kaliteli bir orta sahaydı, Premier Lig ortamı görmüş, İngiltere çıkışlı bir isim. Bonservisi de elindeydi derken rotasyon anlamında kötü bir adım değildi. Büyük bir fark yaratmayacak belki ama Eskişehirspor maçında olduğu gibi şans geldiğinde iş görecek. Ya da tempo, enerji aranan anlarda sonradan oyuna dahil olacak bunu sağlayacak.

Eskişehirspor maçında büyük bir fark yaratmadı ama orada oynaması gereken doğru orta saha profilini bizlere gösterdi. Selçuk İnan'ın arkasını süpürecek, defansif tempo katacak bir isim olduğunda Selçuk İnan'ın hücum katkısı çok büyük. Selçuk İnan'ı bu anlamda hücuma taşıdı, öne attı. Belki yeterli değil ama doğru tarz.

Dün gösterdiği performansın diğer artısı da ön yargıların kırılması anlamında, taraftarlar şimdi "rotasyonda iş görür" diyebiliyor. Görmeden, izlemeden yorum yapmamak lazım, maalesef peşin hükümlüyüz. Eskişehirspor karşısında da Galatasaray'ın en çok mesafe kat eden futbolcusu Jem Karacan'dı. Uzun zamandır 90 dakika forma giymiyor, performansı eleştirirken bunu da göz önünde bulundurmalıyız. Geniş rotasyon için iyi bir alternatif..

Hamza Hamzaoğlu Oyunu Okuyamıyor Mu, Bir Daha Düşünelim


Galatasaray'ın kulübe kalitesini eleştiriyoruz, hala da aynı fikirdeyim. Yeterli derinliğe sahip değiliz ama önemli bir istatistik. Nedeni de kulübenin yeterlilik tartışması değil, Hamza Hoca için yapılan oyunu iyi okuyamıyor, doğru değişikliği yapamıyor eleştirileri. Burak Yılmaz'ın bu istatistiğe iki maçta katkısı oldu mesela, onu sonradan oyuna dahil edip fayda sağladığı anlar var. Yasin Öztekin'i de kenardan getirdiği her maç etki sağladı. Eskişehirspor karşısında Bilal Kısa da bu istatistiğe katkı sağladı. Kulübe kalitesini yine eleştiriyorum ama Hamza Hamzaoğlu iyi bir not daha. Oyunu okuma, skoru değiştirme anlamında doğru adımlar atıyor. Sıkıntı oyuna iyi başlayamamak, sürekli 1-0 geriden gelmekti. Geriden gelmenin de bir numaralı silahı Hamza Hamzaoğlu'nun yaptığı değişiklikler, istatistik bunu anlatıyor. Bu anlamda Avrupa'da da 7. sırada kendisine yer bulmuş. Çok konuşulmaz tabii bu, konuşulmayacağı için dile getirmek istedim..

Anlaşıldı ki Galatasaray'ı Selçuk İnan Şampiyon Yapacak


Selçuk İnan'ın (zorunluluktan) defansif evriminden bahsediyorduk. Melo'nun gönderilip, o tarzda bir ismin transfer edilmemesinden dolayı Selçuk İnan biraz daha defansif bir role büründü ve partneri Bilal Kısa oluyor. Bilal Kısa oynadığı maçlarda sahanın en çok mesafe kat eden ismi olmasına rağmen hücumcu bir futbolcu, hücumu düşünüyor ve Selçuk İnan defansif bir rol üstlendi. Bunu da iyi yapıyordu, kötülemiyorum ama Selçuk İnan'ın arkasını süpüren bir futbolcu olduğunda, yani partneri defansif karakterde bir isim olursa Selçuk İnan'ı hücumu düşünürken göreceğiz. Daha fazla topla dikine çıkacak, ara pas ve şut özelliğini kullanabilecek, bu anlamda Sneijder'le birlikte çok büyük bir tehdit halini alacak. 

Galatasaray'daki ilk sezonunda Selçuk İnan buydu, Melo'nun Melo olduğu sezon. Eskişehirspor karşısında da maçın ilk yarıda kazanılmasını sağlayan isim. Jem Karacan adına bir ölçü değil bu maç ama en azından doğru tarzı ortaya koymak adına önemli. Galatasaray adına sahanın en çok mesafe kat eden ismi Jem Karacan, görevi de orta sahayı süpürmekti. Bu da Selçuk İnan'ı öne taşıdı, Sneijder'in de yokluğunda hücum verimliliği düşmedi. Emre Çolak'ın da varlığı önemli, onun da sağladığı mücadele güveniyle Selçuk İnan'ın taşıdığı bir Galatasaray vardı. Selçuk İnan'ı böyle kullanabilirsek bu takımı şampiyon yapar, daha önce de yaptığı gibi.

Hamza Hamzaoğlu'nun rotasyon düşüncesi doğruydu. Hakan Balta'yı sezon başından bu yana hiç dinlendiremedik, her maç 90 dakika oynadı. Sneijder'in cezası, Carole'nin sakatlığı, Chedjou'nun ufak sorunları derken aç futbolculardan kurulu bir 11 oluştu. Belli ki o denge iyi sağlanmış, bugün oynayan alternatif isimlerin açlığı, mücadelesi fazlasıyla yerindeydi. Maça baskıyla başlayan, golü bulan, 10 dakika kopukluk yaşayan ama devamında yine bir baskıyla ilk yarıda 3-0'ı bulan bir takım izledik. 

Galatasaray'ın maça başlangıçlarını hep eleştirdik, baskıyla oyuna giremiyorduk ve genelde 1-0 geriye düşüp, sonrasında uyanan bir Galatasaray vardı. Bugün ilk 20 dakikada yaratılan baskı mükemmeldi, ön alanda hiç nefes aldırmadık. 15 dakika kopukluk oldu, ama 35. dakikadan sonra yeniden ön alan baskısının yükselmesi 3-0'ı getirdi. Hücum daha da verimli olabilirdi ama Yasin Öztekin oyuna hiç dahil olamadı, çok kötüydü. Yine de hızlı çıkarak, Selçuk İnan'ın getirdiği toplarda, Podolski'nin hücum önderliğinde kazanılan bir ilk yarı.

Bugün forvet arkasında Podolski vardı, pas organizasyonlarında çok beğendim. Girdiği pozisyonlar da var ama şanssızdı. Al veri güzel yaptı, takımın hücumda kalması gereken anlarda kalitesini konuşturdu diye düşünüyorum. Emre Çolak'ın da ön alanda getirdiği hareketlilik bahsettiğimiz bu baskı adına önemliydi, Burak Yılmaz da önemli bir tehdit. Bu maç itibariyle tamamen hazır olduğunu kanıtladı.

İkinci yarıda ise 3-0'ın rehaveti olduğu çok açık. Belki de Benfica maçı düşünüldü, bilemiyorum ama tempoyu düşürdük, çok fazla, biraz da gereksiz geri çekildik. O anlarda Eskişehirspor'un pozisyonları geldi. Net bir pozisyon vermedik belki ama duran top ve şutlarla etki yaratmaya çalıştılar ve bu da 80. dakikaya kadar sürdü. 80 sonrası Koray Günter stopere, Denayer sağ beke ve Sabri Sarıoğlu da sağ öne geçince o baskı yeniden geldi, Galatasaray'ın yeniden pozisyonlar bulduğunu gördük ve Bilal Kısa'nın jenerik golü de böyle geldi. 

Oyun kalitesinin yükseldiğini düşünüyorum ama kopuk kopuk oynuyoruz. Bunu biraz daha genele yaymamız lazım. Hamza Hamzaoğlu ise 50. maçında 33. galibiyetini almış oldu. Onun döneminde atılan gol sayısı ise 112. Önemli bir istatistik olduğunu düşünüyorum. Hamza Hamzaoğlu konusunda eleştirilerimiz sert oldu ama şu dönemde yükselen oyun kalitesini de görerek, Hamza Hoca'nın hakkını vermek gerekiyor. Umarım Olcan Adın da bu devamlılığını sürdürecek. Carole'nin yokluğu handikap ama 2 maçtır gayet iyi oynayan bir Olcan Adın var. Çizgiye kadar inip gollük pas çıkaran bek oyuncusu görmeyeli uzun zaman oldu, devamlılık sağlanırsa önemli bir kazanım olur.

Tribün cezası, maçın 21:45 oluşu ve tatilde olan insanlar derken 10 bin kişi şu maçı izlese iyi diyordum ama tribünde 21 bin seyirci vardı. Gayet iyi rakam ve oyun kalitesinin yükselmesi de bu seyirci sayısını yükseltecektir..

29 Ekim 2015 Perşembe

Yunus Mallı Türk Milli Takımı'nda


Alman Milli Takım'ına seçilmesi kolay görünmüyordu ama imkansız da değildi. Beklemeyi tercih edebilirdi, gösterdiği gelişim de o rotasyon içerisine dahil olabileceğini gösterdi ama Fatih Terim'in Yunus Mallı konusunda gösterdiği ısrar işe yaramış gibi görünüyor. Bizler açısından önemli bir kazanım oldu, Yunus Mallı henüz 23 yaşında olan ve geleceği parlak bir genç futbolcu. Hem geleceğe yönelik, hem de bugünü daha kaliteli hale getirmek anlamında atılan bir adım.

Forvet rotasyonu değil ama hücum rotasyonuna baktığımızda Türkiye tarihinin en kaliteli rotasyonu oluştu belki de. Arda Turan, Hakan Çalhanoğlu, Yunus Mallı, Gökhan Töre gibi isimleri Volkan Şen, Olcay Şahan ve Yasin Öztekin gibi isimlerle alternatif altına almak mümkün. 

Aynı durum forvet konusunda yok mesela, bu anlamda Cenk Tosun'un gelişimi önemli ama Burak Yılmaz dışında bir isim yazılamıyor. İki iyi isim var ama üçüncü ismi bulamıyorum. Kenan Karaman gelişim gösterirse bu rotasyona girebilir ya da Enes Ünal'ı bekleyeceğiz.

Fatih Terim değişiyor, kendisi adına ezber bozan hareketler bunlar. Mesut Özil tutumunu hatırlıyoruz, şimdi ise futbolcunun ayağına kadar gidip onu ikna etmek için çabalıyor. Ömer Toprak konusunda da gelişmeler var mesela, onunla da arayı yumuşattı ve sakatlığının geçmesinin ardından Ömer Toprak'ı da Milli forma altında izlemeye başlarız.

Geçtiğimiz sezon sonunda sözleşmesi bitiyordu ve bu anlamda fırsat transferiydi ayrıca ama sezonun bitmesine kısa bir zaman kala sözleşmesini uzatmıştı. Tuchel onu Dortmund'a götürür diyordum, bu yönüde haberler vardı. Şimdi gördüğümüz ise Yunus Mallı'nın Mainz'de kalarak doğru bir hareket yaptığı. Yükselen formu sonrası Almanya kendisini konuşuyor, bu ortamda Yunus Mallı'nın kazanımı fazlasıyla iyi bir hareket.

Ayrıca kendisini fırsat transferleri yazı dizisinde de değerlendirmiştik; 

3. Periyot Savunma İsyanda, 4. Periyot El Yakan Anlarda Alev Aldı


Sinan Güler'in 3. periyot ortaya koyduğu savunma isyanı, 4. periyotta ise el yakan anlarda alev almasıyla kazanılan bir Hapoel Jerusalem maçı. Grup liderliği anlamında önemli bir adımdı. İlk periyotta müthiş bir hücum ritmi yakaladık, tempoyu yakaladığımızda hücum bir anlamda alev alıyor. Tempoya uygun uzunlara sahibiz, Lasme, Dorsey ve Green gibi. Set oyununa döndüğümüzde ve oyunu kuran isim McCollum olduğunda nefes alamadık, fark eridi. Bu takımın set oynaması imkansız, ipleri salmak gerekiyor. Pota altında da sert bir oyuncumuz yok, maç boyu bunun da sıkıntısını yaşadık ama biraz hızlandığımızda hücum alev alıyor, patlayıcı gücü yüksek, yetenekli bir takımız. 3. periyot, Sinan Güler'in savunma isyanında Green skorda bizi öne taşıdı. Sezon başında yapılan yabancı transferler sonrasında en zayıf halka gözüyle baktığımız bu adam sezona iyi girdi, yükselerek devam ediyor. 4. periyot ise Sinan Güler'in insiyatifinde kazanmayı bildik. Schlib'in uyum sağlaması ve sorumluluk alması bir yana, Ege Arar'ın da rotasyona dahil olması olumlu. Sıkıntı ise McCollum'dan kaynaklanacak. Önce ilk 5'deki yerini kaybetti, bu görüntüde de çok fazla barınamaz. Günü geldiğinde tek yarıda 50 sayı atar ya da diğer bir maçı sayı atmadan tamamlayabilir. Hele ki set hücumunda, ondan oyun kurması beklentiğinde bu sezon zor geçer. O konuya bir çare bulunmalı ve takımın iplerini mutlaka salmak gerekiyor. Trabzonspor veya Royal Halı Gaziantep gibi takımları rahat geçiyoruz ama bu tip maçlarda ne kadar ivme yakalarsak yakalayalım bir noktada yakalanıyoruz.

Johan Elmander & Hakan Kadir Balta

28 Ekim 2015 Çarşamba

Taraftar Hep Takımın En İyi Olmasını İster; Uğur Kırgöz

Uğur Kırgöz (Captano) Ağabey, bizler için çok kıymetli bir insan. Çoğumuz hırslıyız, bu hırs uğrunda da olmadık tepkiler verebiliyoruz. Uğur Ağabey ise bize doğruyu, pozitifi, işin olumlu taraflarını da gösteriyor, Galatarasaray taraftarlığından nasıl keyif almamız gerektiğini bizler için anlatıyor. Tabii anlayabilene. Bu kadar yoğunluğun arasında bizleri kabul ettiği için çok teşekkür ederim, blog adına çok kıymetli bir iş oldu..

Çok daha iyi başlamayan ama devamında toparlanma belirtisi gösteren bir Galatasaray izliyoruz. Tüm bu toparlanma belirtilerine rağmen de isyana hazır, pusuda bekleyen bir taraftar kitlesi de var. Hamza Hamzaoğlu'nu bu anlamda ne yaparsa yapsın seveceklerini düşünmüyorum, sen bu taraftar algısı için ne söylemek istiyorsun?

Uğur Kırgöz: Başarılı biten sezon sonrasında transfer döneminin iyi geçmediği görülüyor. Fakat sorun şu ki; kime göre başarılı geçmedi? Kulübün ekonomik şartlarına göre belki de hedeflenene ulaşıldı. Sıkıntının cevabını bir sonraki soruda vereyim. Ancak, takım Hamza hoca gelene kadar 2 sezonu çöpe atmıştı. Gereksiz denemeler, Galatasaray ruhuna uygun olmayan oyun şekilleri hem takımı başarısız kıldı hem de taraftarı soğuttu. Hamza hocanın geldiğinde yapabileceği tek şey takıma özgüven kazandırmak, oyuncuların futbol oynamaktan zevk almalarını sağlamaktı. Kondüsyonu arttırmak gibi, yeni oyuncular almak gibi seçenekleri elinde yoktu. Takıma çok doğru yaklaşarak özgüvenlerini kazanmalarını sağladı. Zaten kaliteli olan kadro kendine geldi. Selçuk İnan'ı örnek vermek isterim. Çünkü, takımın oyununu belirleyen en önemli oyuncu, playmaker. İtalyanların sisteminde mutlu değildi, oyuna çok geride dahil oluyordu, hücum seven oyuncu hiç için hiç hoş değil. İddialar gibi, yabancı oyuncuya tepkiyle ilgisi yok. Bu yeniçeri muhabbeti çok saçma gelmiştir bana en başından beri. Oyun sisteminin ve felsefenin değişmesi hücum seven oyuncuların performanslarını bariz şekilde arttırdı. Bu sezonun başında da taraftarın transfersizliğe tepkisi, eldeki oyuncuları çöp gibi görmelerinin dışında geçen yıldan beri Hamza hocaya güvenmeyen azımsanamayacak bir grup özgüveni zedeledi. Kim ne derse desin, takımdaki herkes yazılanlardan, söylenenlerden etkilenir, etkilendi de. Ancak en başından beri takıma ve hocaya güveniyorum, maçlar başladıktan sonra bu sıkıntıyı atlatacaklarını biliyordum. Bir nevi geçen sezon Hamza hocanın takımı devraldığına benzer bir durum oluştu. Geçen yıl üstesinden geldikleri gibi bu sezonda üstesinden gelebileceklerini biliyordum.

Taraftar hep takımın en iyi olmasını ister, kendi açısından ödenecek bedelleri ödediğini düşünür. Kombine almak, maça gitmek, lisanslı ürün almak, maçta takımı desteklemek gibi bedellerdir bunlar. Kulüp seçimlerinde oy veremediği için elinden gelen de budur. Benzer şekilde takımı, oyuncuları, hocayı, yönetimi, başkanı protesto etmeyi de aynı başarıyı hak ettiği gibi hakkı görür. Bunun doğruluğu yanlışlığı tartışılacak bir şey değil, durum bu. Bütün dünyada benzeri bir taraftar profili var. Taraftar tuttuğu takım dışında hayatla zaten mücadele ediyor, bari takımım iyi olsun istiyor. Ayrıca, patronuna maaşını arttırmadığı için, hoca kötü not verdiği için, müşterisi ödeme yapmadığı için sert bir tavır takınamazken takımıyla ilgili küfüre, fiziksel müdahaleye kadar giden protestoyu normal ve hak görebiliyor. 

İnsanlar müdahale edemedikleri, sorumlu olmadıkları şeylerle ilgilenmeye bayılırlar. Bekara karı boşamak kolay derler. Bir de coşkulu bir toplumuz biz. Sevinci de üzüntüyü de coşkulu yaşarız. Bu yüzden taraftar kendisini gaza getirecek şeyleri duymayı sever. İyi ya da kötü olması önemli değil. Örneğin "Zlatan transferi Burak Yıllmaz üzülmesin diye yapılmadı" fikrine inanabiliyor. Suçlu lazım, sinirini çıkarabileceği birileri lazım. Neymiş, tamamen uydurma olduğunu düşündüğüm habere göre: Burak Zlatan'ın transfer edileceğini duyunca üzülmüş. Ayrıca, yedek kalacağını düşünüp de üzülmeyen futbolcuyu değil tesislere Florya semtine sokmam bana kalsa. 
Gel gelelim insanları da anlıyorum. Hayatta herkesin değerleri farklı. Aradaki problem buradan çıkıyor birazda.

Bir etken de Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'un yaptığı transferlerin gölgesinde kaldı bizim aldıklarımız. Taraftar istiyor ki takım her yerde şampiyon olsun. Okula işe gidince "olum biz van Persie'yi aldık siz Bilal'i mi aldınız hahahaha" dendiğinde cevap verebilsin istiyor. Halbuki cevap basit, Sneijder'i tanıyor musun diye soracaksın, konu kapanacak. :)

İletişim sorunu da diğer bir gerçek. Yönetimin taraftarla iyi bir iletişimi yok, bu iletişim probleminden kaynaklı da felaket bir yaz dönemi geçirildi gibi görünüyor ve iç sahada oynanan maçlara dahi gelemeyen bir Galatasaray Başkanı var. Bu yönetimi başarılı buluyor musun ve sen de en büyük problemin iletişimden kaynaklı mı olduğunu düşünüyorsun?

Uğur Kırgöz: İletişim problemi gerçekten büyük. Özellikle transfer sezonunda büyük sıkıntısı çekildi. Tarih bile verildi ama beklenen transferler yapılamadı. Neden transferlerin yapılamadığını hala bilmiyoruz. Dolaylı yollardan kulübün ekonomik durumunun transfer için uygun olmadığını öğreniyoruz. Doğru olduğunu hepimiz biliyoruz ama başkandan ya da futbol a takım yöneticilerinden duymak istiyoruz bunu, hakkımız bence. Başkanın başarılı olup olmadığını söylemek için erken. Ama kriter trasferse ve rakiplerin transferleriyse başarısız bulunabilir ama benim kriterim kesinlikle transfer değil. Bu yüzden bekleyeceğim karar vermek için.


Transferde ise doğru ama eksik bir politika izlendiğini düşünüyorum. İlk defa scout ekibine güvenildi, bu kadar rahat çalışması sağlanıldı ve Denayer, Jose Rodriguez, Carole gibi genç, potansiyelli isimleri takıma kazandırdık ama bunun yanında taraftar tepkisinden çekinip birçok transferden de vazgeçildi. Sormak istediğim soru ise hem transfer politikası hem de taraftarın transferler üzerinde bu kadar etkili olması sence doğru mu ve yönetim politikalarından bu yüzden vazgeçmeli mi?

Uğur Kırgöz: Transfer taraftara göre yapılmaz. Bir de hangi taraftara göre transfer yapacaksın ya da yapmayacaksın? Senin ciddi çalışmaların oldu mesela ama adam diyor ki; bilmem kimi alın fm'de takıma aldım süper adam. Transfer dediğin şeyin birçok faktörü var. İhtiyaç, uyum, para, oyuncunun istemesi ve rakipler tabii. Hangi oyuncu neden alınamadı bilemiyoruz ki. Bir de Cüneyt Tanman olayı yaşadık. Kim sportif direktör, transfere kim karar veriyor bilemedik hiç bir zaman. Genelde kulübün futbol aklı olmasından bahsedilir. Bir sportif direktöre bırakılarak yanlış ifade edildiğini düşünüyorum. Fenerbahçe'nin Terraneo ile yaşadığı bu oldu örneğin. Zafer ya da hayal kırıklığını bir akla bırakmak büyük risk. Sen iyi oyuncular alındı diyorsan, öyledir. Benim çok fazla bilgim yok. 

Hamza Hamzaoğlu'nu nasıl değerlendiriyorsun? Sence başarılı mı, gelecek adına kendisiyle istikrarlı bir şekilde devam etmek mi gerekiyor? Hatalarına rağmen potansiyelli bir teknik direktör olduğunu düşünüyorum, bu konuda ne söylemek istersin?

Uğur Kırgöz: Hamza hoca başarılı ve daha başarılı da olacak. Onun sorunu da iletişim. Arda Turan'a benzeyen bir tarzı var. Ne sorulursa aklından geçeni söylüyor. Acaba ne manşet olur, twitterda çok sallarlar mı diye düşünmüyor. Ancak, hocadaki tek iletişim sıkıntısı dürüst olması değil. Kendi takımına, taraftarına ve rakibine vermesi gereken mesajlarda da başarılı değil. Örneğin, Atletico Madrid'i favori göstermesi hataydı. Tribünde en az 1.000 seyirciye mal oldu o açıklama. 

Diziliş, oyuncu seçimi, oyuncu değişiklikleri konusunda hata yapmıyor mu? Tabii ki yapıyor da, benzeri hataları bütün hocalar yapıyor. Sonuç olumlu olduğunda kimse dönüp onlara bir şey söylemiyor. Hamza hocanın algılanış şekli sebebiyle kazansa da eleştiriler durmuyor. Ya bir tek oyuncu değişikliği sebebiyle bir teknik adam aslanlara atılmaz yahu.

Uğur Abi, işin uzmanı olarak bu konuyu en iyi sen yorumlarsın. Sinan Gümüş özelinden gidiyorum ama bu tip genç, şans bekleyen tüm futbolcular için de geçerli bir durum aslında. Geçen sezon en çok konuşulan gençlerden biriydi ama şans bulamadı. Bu sezon ise o şansı yakaladığı anlar oluyor ama genel hakkı yeterli şansın hala verilmediği yönünde. Sinan Gümüş bu süreçte ne yapmalı, kendisini nasıl hazır tutmalı ve Galatasaray gibi bir takımın formasını taşıyabilmek için nasıl bir psikolojik gelişim sağlamalı?

Uğur Kırgöz: Çok çalışacak ve asla vazgeçmeyecek. Hoca takımı kurarken oyuncuların ne kadar istediklerine de bakar. Oynamayı öyle istemeli ki; tabiri caizse gözlerinden ateş çıkmalı. Florya'daki çimleri yemeli. Şans verilmez alınır. Her zaman genç oyuncular için bunu söylemişimdir. Arda Turan'a şans mı verdiler? Geçen sezon Sinan formda olsa bile Hamza hoca o riski almak istemedi. Kimse almaz o riski. Hele ki yeterli isteği görmüyorsa. Bu çocuk Astana maçında girdi, iyi oynadı sonra yine kulübeye. Ne yapıyor acaba bu çocuk idmanda? Bırakmayacak, asılacak, gücünü sonuna kadar kullanacak. 


Seni sürekli pozitif görüyoruz, en kötü zamanda bile iyi bir çıkarım yapabiliyorsun ve mutlu kalıyorsun. Taraftar ise isyana meyilli, kendim açısından söylemem gerekirse ben de sert eleştiriye meyilliyim, erken tepki gösterebiliyorum. Sence futbola bakış açımız nasıl, ortada bir sorun görünüyor ama bu sorun nereden gelmekte?

Uğur Kırgöz: Pollyanna taraftarım ben belki ondandır :) Hayata yaklaşma meselesi, ben her zaman insanları anlamaya çalışmışımdır. Ellerindeki olanaklara ne yapıyorlar, kendileriyle çelişiyorlar mı bunlara bakarım. O zaman yapılan hataları tolere etmek kolay oluyor. Bir de futbolun, tuttuğun takımın hayatında ne kadar yer kapladığı önemli. Eskiden böyle değildi tabii. Sabahladığımız dönemlerde Galatasaray'dan başka bir şey yoktu hayatımda. Ama baktım ki, yahu hayat kayıp gidiyor elimden, tamamen değil tabii ki ama ayırdığım zamanın büyük kısmından vazgeçtim.

Genel duruma bakınca, taraftarın büyük çoğunluğu için olay futbol değil ki. Amerikada doğmuş olsa bir beyzbol takımın fanatiği olacak milyonlarca insan var. Tavla, dokuztaş, seksek ne olsa tuttuğu takımın kaybetmesine sinirlenen insanlar var, olacaklar da. Benim fikrim; hayat sinirlenmek, mutsuz olmak için çok kısa. Konu ne olursa olsun böyle ama hele spor için, çok saçma.

Son olarak şunu sorayım ve bizleri kırmadığın için teşekkür edeyim. Bizler için tavsiyelerin neler, doğru bir taraftar profili sence nasıl olmalı ve Galatasaray'ı hayatımızın merkezinde tutarken nelerden ödün vermememiz gerekiyor?

Uğur Kırgöz: Galatasaray'ı hayatınızın merkezinde tutmayın yahu. Sakin olun, hayat sizin..

SC Nostalji #42; Milan Baros


Galatasaray'ın Nonda'dan aldığı verim yüksekti ama forvet kalitesini bir tık daha yukarıya taşımak adına bir arayışı vardı, geç kalındı. Şampiyonlar Ligi bileti kaçtı çünkü, Galatasaray tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi ön elemesini geçemedi. O dönemin de bir numaralı tartışma konusu, Milan Baros'un S.Bükreş maçları öncesinde transfer edilmemesiydi.

Inter Formasıyla 7 Maç, 5 Sarı, 1 Kırmızı Kart; Felipe Melo


Melo'nun kart sorunsalını Galatasaray'da forma giydiği dönemde çok tartıştık. Inter'e transfer olduğunda da kendisine ilk sorulan sorulardan biri buydu ama Melo'nun dayanağı "kart sorunum yok, geçtiğimiz sezon Türkiye'de hiç kırmızı kart görmedim" üzerineydi. Geçen sezon takım olarak Galatasaray hiç kırmızı kart görmedi (formalite Rizespor maçını saymıyorum) ve bu konuda tartışıldı aslında ama ligi kırmızı kart yemeden bitiren takımlar genelde ödüllendirilir, biz ise tartışıyoruz. Melo'ya dönersek, bu sezon Inter formasıyla 7 maça çıktı ve 5 sarı 1 kırmızı kart gördü. Dün oynanan Bologna maçında 7 dakika içerisinde çift sarıdan atıldı. Inter'de formunu övdük, bildiğimiz Melo bu derken düşüş yaşadığı da ortada. Güçlü bir orta saha hattında tecrübe ve agresiflik katması amacıyla orada, Mancini bunu arıyor. Bu yüzden de Melo'nun kart yemesi doğal ama 7 maçta 5 sarı ve 1 kırmızı kart çok fazla. Konuyla alakasız ama Telles'i de överken formayı kaptırdığını söyleyelim. Jesus sakatlıktan döndüğünden bu yana forma onda, Telles ise birkaç maçtır yedek bekliyor. Inter'in gidişatı ise iyi, 1-0'larla kazanmaya devam ediyorlar ve şampiyonluk yarışının içerisindeler..

Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye Attığı Son 4 Golde Sneijder'in İmzası Var


Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye attığı son 4 golün 3'ü Sneijder'e ait, 1'de asisti var. 4 golün imzası demektir ki bu Alex De Souza'nın zamanında derbilerde Galatasaray'ı ne kadar yıprattığını düşünürsek, Sneijder'in de Fenerbahçe karşısında aynı etkiyi yarattığını söyleyebiliriz. Büyük futbolcular bu tip maçlarda sahne alırlar. Sneijder de Fenerbahçe karşısında Galatasaray'ı taşıyan isim. Son oynanan derbide de yaptığı büyük bir fedakarlık var. İlk yarının sonunda sakatlanmış ve ikinci yarıya acaba başlar mı soruları arasında sahne almıştı. Sağ ayak bileğine yakın bir bölgede 10 cm'lik açılma ve kanama vardı, buna rağmen sahneye çıktı. Maç boyu dayak yediğini zaten söyledik, çok sert faullere maruz kaldı ki Josef De Souza'nın sarı kartı çok geç yemesi de ayrı bir nokta. “İyiyim, bu maçta takımı yalnız bırakmam, oyundan çıkmıyorum” diyerek sahne aldığı ikinci yarıda sakat sağ ayağıyla yaptığı asistle takımı beraberliğe taşıdı. Ayrıca ikinci yarıda da büyük oynadığını söyleyelim, sorumluluk alan isimdi. Kazanılan puanda Sneijder'in payı çok büyük.

27 Ekim 2015 Salı

Denayer'in Galatasaray'da Stoper Oynadığı Sadece 45 Dakika


Manchester City'nin gelecek adına güvendiği, ısrar edeceği bir futbolcu. Bu tip futbolcuları da çok var, Enes Ünal'ı da bu yolda aldılar ve gelişimini izliyorlorlar. Genç yaşlarda önemli potansiyelleri takıma katıp, gelişim sağlayacağı liglere bu futbolcuları kiralık göndererek geleceklerini şekillendiriyorlar. Para var, istediğimizi alırız mantığı geçerli ama transfer politikalarının merkezi de bu değil ki ilk defa kâr açıkladılar, bundan sonra da açıklamaya devam ederler.

Denayer'e gelirsek. Galatasaray'a kiralık olarak gelmesi futbolcudan önce kulübün kararı. Celtic kendisiyle devam etmek istedi ama Denayer'i biraz daha zorlayıcı bir ligde ama özellikle Şampiyonlar Ligi'nde görmek istediler. Galatasaray da oynama garantisini mutlaka vermiştir. Stoper olarak geldi ama Galatasaray formasıyla stoper oynadığı sadece bir 45 dakika var. Sağ bek olarak izliyoruz kendisini ve bu durum Manchester City'nin hoşuna gider mi bilemiyorum.

Hızlı bir isim olmasından dolayı daha önce sağ bek oynatılması düşüncesi doğmuş ama stoper olarak devam etmiş. Bir anlamda ilk defa sağ bek olarak Galatasaray'da oynuyor. Stoper oynayabilmesinin yanında sağ bek özelliği kazanması onun adına bir artı ama stoperden uzak olması da stoper gelişimi açısından eksi. Bu anlamda Denayer'i ne kadar doğru kullandığımız tartışılır ama Chedjou & Hakan Balta tandemi tartışılamaz. Bu yüzden de Denayer'in forma giyebilmesi sağ bek performansından geçecek.

Bir haber okudum, ihtimal vermedim. Fenerbahçe derbisi öncesinde Hamza Hoca, Denayer'i sağ bek oynatmak istemiş ama stoper oynamayacaksam oynamayayım şeklinde bir cevap almış. İhtimal vermedim tabii, araştırdığımda da asılsız bir haber olduğunu okudum. Sonrasında Denayer'in kendi ülke basınına yaptığı açıklamaları takip ettim.

İstanbul'un çok başka olduğundan, Galatasaray'a gelmekle en doğru kararı verdiğinden, Sunderland, Atletico Madrid, Lyon, Marsilya gibi takımların da teklifini reddederek Galatasaray'ı tercih ettiğinden bahsetmiş. 2016 Avrupa Şampiyonası'nda Milli Takım'da yer almak istiyor ve Galatasaray'da gösterdiği sağ bek performansıyla da Milli Takım'a seçilmeye devam ediyor. Üstelik çok genç yaşta ki Belçika futbolcu havuzunu biliyorsunuz. O kadroda yer almak çok da kolay iş değil, Denayer'in kalitesini ve potansiyelini gösterir.

Denayer oynamak istiyor, şans bulduğu her pozisyonda da elinden geleni yapar. Eskişehirspor karşısında da 11'e dönmesini bekliyorum, asıl beklentim Fenerbahçe maçındaydı ama tercih edilmedi. Denayer'in stoper alternatifi olarak Semih Kaya'nın da önünde olduğunu söylemek lazım. Daha sık kullanmalıyız, ısrar etmeliyiz bu futbolcu üzerinde. Jose Rodriguez'in yaşadığı sıkıntı malum, Denayer de şu aşamada onun bir tık altını yaşıyor.

Kevin Grosskreutz, Bence 6 Numara Oynamalı


Ara transfer döneminin Galatasaray adına belirleyici unsuru Grosskreutz'un hangi pozisyonda oynayacağı ile alakalı. Birçok pozisyonda oynayabiliyor, bu durum da ara transfer döneminde transfer stratejisini belirleyecek. Favori pozisyonlar da kanat, orta saha ve sağ bek. İdeal pozisyonu sol açık ama sağ ayaklı bir futbolcu, ön alanda defansif katkı veren bir isim. 
 
Geçiş oyunu dediğimiz, hücumun da savunmaya katkısını sağlayacak isim Grosskreutz olacaktı. Geçen sezon Bruma bu anlamda katkı verdi ama kendisinden beklenti çok farklıydı. Grosskreutz'dan ise beklenti bu olabilir, bu yüzden de sol veya sağ kanatta oynaması kendisi adına daha yakın bir durum. Ama bu durumda Galatasaray'ın iyi bir orta saha alması gerekecektir, orta sahayı sertleştirmek, basan, top kazanan ve agresif düzeyi yüksek bir futbolcu gerekliliği var. 
 
Grosskreutz'u orta sahada da kullanabiliriz, daha önce oynadığı ama istikrarlı bir şekilde görev almadığı bir pozisyon. Özelliklerine bakarak bu çıkarımı yapabiliyoruz. Çok mesafe kat eden, savaşan, top kapan bir isim ki Galatasaray orta sahasının bir diğer sorunu da dikine çıkan bir orta sahanın da olmaması. Melo'nun yokluğunda Hamit Altıntop'u överken bu özellikleriyle ön plana çıkmıştı. Hamit Altıntop, Grosskreutz'a göre futbol aklı daha üst düzeyde bir futbolcu, teknik özellikleri daha yüksek ama Grosskreutz'un mücadelesi, hareketliliği ve temposu da Hamit Altıntop'da yok. Topla da dikine çıkabilen bir isim ki bu özellikleriyle kendisini orta sahada deneyebiliriz. 
 
Sağ bekte de oynayabilir tabii ama ben genç, scout ürünü bir yabancı sağ bek alınması taraftarıyım, Grosskreutz yerine göre sağ bek oynayabilir. Uzun vadede onu o pozisyonda kullanmak büyük fark yaratmaz.

Twitter'da açtığım ankette ise kanatta oynaması daha baskın çıktı. Podolski'yi sola atıp, Grosskreutz'u sağda kullanmak takımı dengeleyecektir ama orta saha transferini gerekli hale getirir. Orta sahaya çekersek, yeni bir kanat oyuncusu almadan da yürümek mümkün, belki Jose Rodriguez'i sağ tarafta deneme vaktimiz gelmiştir.

Fenerbahçe karşısında da Grosskreutz keşke olsaydı dedik, çoğu zorlu maçta olduğu gibi. Ön alanın savunmaya yeterli katkıyı veremediğini gördük, Fenerbahçe stoperlerine basamadık, kanatlar beklerine çok fazla yardım etmedikleri gibi kaptırdıkları her top kontra atak olarak kalemize geri döndü. O dengeyi Grosskreutz sağlayabilirdi.

26 Ekim 2015 Pazartesi

Türk Basketbolu Çok Önemli Bir Coach Kazanıyor


Bir yandan üzülüyor diğer yandan seviniyorum. Üzüntü kaynağım, Yağızer Uluğ çok değerli bir basketbol adamı ve 2. adam olmanın da tanımıydı. Galatasaray'ın da yakaladığı başarılarda çok büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum. Sevindiğim nokta ise Yağızer Uluğ kaynaklı, zamanı gelmişti ve 1. adam olarak yine aynı başarıyı gösterebilir. Ergin Ataman'ın son dönemde Yağızer Uluğ'u ön plana çıkarmak istediğini görüyorduk, geçen sezon formalite de olsa Euroleague maçlarında direksiyonu ona vermişti. Yine bir Fenerbahçe maçı vardır ki Ergin Ataman'ın da yokluğunda 6 kişiyle kazandığı maç. Bu sezona da Ergin Ataman rahatsızlığı yüzünden başlayamamıştı, Trabzon ve Neptunas deplasmanlarını sayarız. Ayrıca Ergin Ataman'ın 2 yıldır Milli Takım'ın başında olmasından ötürü yaz dönemlerinde takımı hazırlayan kendisi. Türk basketbolu çok önemli bir coach kazanacak, orası kesin. Ben kendisini Ergin Ataman sonrası Galatasaray için düşünüyordum ama o da mutlaka olacaktır. Beşiktaş'ta kendisine başarılar dilerim, işi zor ama 1. adamlığı uzun zamandır hak ediyordu.

Galatasaray, Ligde Oynadığı 9 Maçın 6'sına 1-0 Yenik Başlıyor


Ligde 9 maç oynadık, 5 galibiyet 3 beraberlik ve 1 mağlubiyetle 18 puanımız var ve 2. sıradayız. İyi başlamadık ama toparladık, fena da devam etmiyoruz. Fenerbahçe deplasmanında alınan beraberliğin de oynanan futbola göre o kadar kötü olmadığını düşünmekle birlikte, rakip gördüğünüz takımın sahasında kazanmasına izin vermemek avantajdır.

Sorun ise başka. Bu 9 maçın 6'sında geriye düşen taraf Galatasaray olmuş. Sivasspor, Osmanlıspor, Mersin İdman Yurdu, Gaziantepspor, Gençlerbirliği ve Fenerbahçe maçları. Gaziantepspor ve Gençlerbirliği maçlarında geri dönmesini bildik ve kazandık, diğer maçlarda ise puan kayıpları var. Osmanlıspor'a kaybettik, Sivasspor'a karşı 2-0'dan dönüp 2-2'yi yakaladık, Mersin İdman Yurdu'nu o kadar pozisyona rağmen yenemedik ve son olarak Fenerbahçe deplasmanında 1-1'i kurtardık.

Şu 9 maçın ise ortak özelliği, Galatasaray'ın maçlara kötü başlaması, rakibin bulduğu pozisyonlarla ve genelde öne geçmesiyle ilerleyen süreç, geri dönmeye çalışan Galatasaray. Reaksiyon göstermek, bir şekilde geri dönmek, vazgeçmemek ve kolay kaybetmemek iyi görünebilir ama lig mücadelesinde Galatasaray'ın baskılı başlaması, öne geçmesi ve devamında rahat bir maç geçirmesi gerekir. Böyle olmuyor, sürekli geri dönmek zorunda kalıyoruz. 

3 beraberlik ve 1 mağlubiyetin açıklaması bu. Sivasspor, Mersin İdman Yurdu ve Osmanlıspor maçlarında yaşanan puan kayıpları çok boş oldu. Havaya giden bir 7 puan var ki Sivasspor'un henüz galibiyeti yok, Mersin İdman Yurdu da ligin dibine demir atanlardan, Osmanlıspor maçında da kaçan dolu pozisyon.

İlk yarılarda uyuyor yani bu takım, 45 dakikaların boşa geçtiğini düşünüyorum. Geriye düşmeden de reaksiyon gösteremiyor. Henüz herhangi bir maça müthiş bir tempoyla, baskıyla başlayamadık. Sakin kalmak istiyoruz da sakin kalıp, sabırla gol arayabilecek bir kadro derinliğimiz, karakterimiz yok. Takımın hücum oynadığında ne kadar verimli olduğunu görüyoruz. Benfica karşısında da böyle değil miydi, Astana karşısında savunma dedik ve ne oldu?

Hamza Hamzaoğlu döneminde oynanan maç sayısı ve atılan gol sayısını övdük, buna uygun hareket etmemizi bekliyorum. Benfica maçının ilk yarısı, Gençlerbirliği maçının ikinci yarısı, Fenerbahçe karşısında 70'den sonra oynanan futbol benim adıma doğru olan. Baskıyla başlasak zaten iş istediğimiz noktaya gelecek, bu yüzden Eskişehirspor maçını merakla bekliyor ve böyle oynamamızı umut ediyorum.

25 Ekim 2015 Pazar

Fotoğrafa Bakınca Arkadan Ahmet Kaya - Kum Gibi Çalıyor


Sevgili Oğuz'a (twitter.com/sir_mancio) selam olsun, onun paylaşımıdır bu. Ben de üzerine bir şeyler ekleyeyim dedim. Çünkü Oğuz güzel bir detay yakaladı, Olcan Adın da attığı golle konuşulmayı hak etti. Geldiği günden bu yana en çok eleştirdiğimiz isim. Aldığı paradan, kilolarından, kötü futbolundan ve varlığından dolayı hep eleştiriyorduk, ve bu eleştiriler de doğru, hala geçerli ama bir kere de iyi bir detayı göreyim dedim. Fenerbahçe karşısında önemli katkı verdiğini düşünüyorum. Carole'nin sakatlığı sonrasında Carole'den iyi oynadı ama süper bir futbol yoktu. Önemli olan sorumluluk alan, isyan eden futbolculardan biri olmasıydı. Attığı gol de sorumluluktur, sol bekin orada ne işi var. Üstelik boy anlamında Fenerbahçeli Josef, Ba, Kjaer, Topal ve Volkan Demirel gibi kulelerin arasında. Çıktı ve kafayla golünü attı. Trabzonspor günlerinde çok yapardı da Galatasaray formasıyla hiç göremedik. Bir sonraki iyi performansı ne zaman olur bilinmez, beklenti içerisine girmesem bile şu golün hakkını veririm ki belki de sezon sonunda gelen şampiyonlukta konuşulan anlardan biri olacak. Geçen sezonun şampiyonluk kutlamalarında da herkes hareketli şarkılarla kürsüye çıkarken o Ahmet Kaya - Kum Gibi ile yürüdü. Güzel detaydı, hoş bir hareketti. Kendisi sıkı Atatürkçüdür, her zaman bu sevgisini dile getirir, ortaya çıkarır. Bu da güzel insan olduğunun kanıtı, keşke biraz da beklentiyi karşılasa. Herşey çok daha güzel olacak..

16 Yıldır Kazanamamak Kötü de Baskı Olayına İnanmıyorum


Ligde oynadığımız 9 maçın 6'sında geriye düşen taraf olmuşuz. Sürekli geri dönmeye çalışan, oyundan kopmayan ve geri de dönmesini başaran bir Galatasaray. İçerisinde iyi taraflar da olmasına rağmen neden bu takım sürekli geriye düşüyor ve göstermesi gereken reaksiyonu geç gösteriyor. Cevabı da basit aslında, ilk yarılarda uyuyan bir Galatasaray.

16 yıldır kazanamamak kötü ama baskı kavramına inanmıyorum. Galatasaray, baskı altına girmemeli, kendi futbolunu oynamalı. İlk yarıda inanılmaz korkak bir futbol vardı, çıkardığı 11'e ihanet eden bir Galatasaray. İkinci yarıda biraz daha baskı, biraz cesaret, biraz da doğru oyun eklendiğinde geri dönmesini bildi. Belki yine iyi oynamadı ama reaksiyonu doğru gösterdi ve biraz ısırınca önce golü aradı, sonra 1-1'i buldu. 1-1 sonrasında kazanabilirdi de, imkan vardı.

Hamza Hoca'yı bu tip maçlarda aldığı önlemler yüzünden hep eleştirdim. Telles'i sol önde oynatmak, Umut Bulut'dan kanat yaratmak gibi hataları olurdu. Bu sezonda da Atletico maçında Hakan Balta'yı orta sahada izlemiştik ve bu önlemlerin başarıya ulaştığını hiç görmedim. Galatasaray savunamıyor, açık ve net. Önce savunma dediği an hücumu da unutuyor. Fenerbahçe karşısında çıkan 11 beni umutlandırmıştı, Benfica maçında olduğu gibi kendi futbolumuzu oynarız derken mevcut 11'i ile önce savunma dedi ve ilk yarıyı 1-0 geride bitirmek bizim adımıza şanstı.

Fenerbahçe'nin maç boyu en iyi yaptığı şey iyi baskı kurmasıydı. Ba ve Kjaer'e baskı kuralım, iyi oyun kuramıyorlar, orta sahalarında da geriye dönüp top alacak, oyun kuracak isim yok derken o baskıyı Fenerbahçeliler bize kurdu. Geriye paslar, Muslera'nın attığı uzun toplar ve seken topların hepsini Fenerbahçelilerin toplaması. Diego ve Nani ile de hızlı çıkan, pozisyon yaratan Fenerbahçe. Umut Bulut'un 11'de olma nedeni buydu, önce baskı kurması ama varlık göstermedi. Kendisi tehdit de değil ki bu anlamda ilk yarı boşa gitti. 

Tek sorun bu da değil, Galatasaray ligin en iyi pas yapan takımıydı ama ayaklar birbirine dolandı. Bilal Kısa sürekli hata yaptı, Sneijder'in her kilit pas denemesi hataydı derken top tutamadık. Bir de Sneijder'in ilk yarıda yediği dayak ve o sarıların geç gelmesi de Galatasaray'ı oyunun içerisinde tutmadı. Çok top kaptırdık, rakip hızlı geldi derken etkili oldu. 

Chedjou ve Hakan Balta'nın da sarı kartlı olması ikinci yarı öncesinde en büyük handikaptı. Çünkü Galatasaray gol arayacaktı, risk alacaktı ve Markoviç, Nani gibi isimlerle etkili olabileceklerini düşündüm. Bu hızlı hücumları da durdurmanın yolu çoğu zaman kartlık faullerden geçiyordu, görüntü de iyi değil derken tedirgindim ama ikinci yarıda reaksiyon göstermeyi başardık.

Josef de sarı kartı gördükten sonra Sneijder biraz daha rahatladı, sorumluluk aldı. Pas yapmaya çalıştı takım, en önemlisi de hücumu düşündü. Çok fazla pozisyon yaratamadık ama şut denemesi yaptık, hızlı oynamaya çalıştık, rakip yarı sahada kalmayı denedik. Bu da doğru oynamaya yaklaşmaktı. Yine çok top kaybettik, yediğimiz her baskıda Sabri Sarıoğlu, Bilal Kısa, Yasin Öztekin ve Podolski inanılmaz toplar kaybetti, rakip hızlı geldi ama Nani ikinci yarıda düştü, Markoviç hiç etkili olamadı, Van Persie de rakip savunma arasında kayboldu derken önce Diego çıktı, sonra Fernandao girdi ve Fenerbahçe'nin hızlı çıkma imkanı da azaldı, skoru korumak öncelikleri oldu ve onlar da bizim gibi savunamadığından Olcan Adın o kulelerin arasından kafa golünü attı.

Ofsayttan gol yediğimiz ve bariz hataların olduğu bir maç 1-1 bitiyorsa hakem skora etki etmiştir. Çok fazla hakem konuşmam ama böyle maçlarda bu tip hatalar çok etki ediyor. İlk yarıda oynanan korkak futbolun, sahaya çıkan 11'e aykırı oynanan futbolun da üzerine gitmek lazım. İkinci yarıda biraz doğruya yöneldiğinde taşlar zaten yerine oturuyor, baskı falan bu işin hikayesi. Baskıya inanmıyorum, kazanabileceğimiz bir maç olabilirdi. Özellikle de 1-1 sonrası.

Kenara gelmesi gereken isimler de olacak. Yasin Öztekin, Sabri Sarıoğlu ve Bilal Kısa gibi. Umut Bulut'u saymama gerek yok. Perşembe günü Burak Yılmaz, Sinan Gümüş, Jose Rodriguez ve Denayer vakti olduğunu düşünüyorum.

Genel olarak bakarsak, Fenerbahçe deplasmanında kaybetmemek, hafta içerisinde de Benfica maçını kazanmış olmak iyi bir tablodur. Geçen sezon kaybettiğimiz bir deplasmandı ve iyi de bir maç çıkardığımızı söyleyemem. Bu ortamda bir puan felaket değil ama üzücü. Benfica karşısında alınan galibiyet ise çok değerli, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele devam edecek. Yarışın içerisindeyiz, üstelik güçlü bir adayız. Lig de ortada, Şampiyonlar Ligi'nde şans var..

24 Ekim 2015 Cumartesi

Shabani Nonda

Önlem Adı Altında Hücum Ezberi Bozulmasın

 
Saraçoğlu'nda 16 yıldır kazanamayan bir Galatasaray ve bunun yarattığı gerginlik derdim normalde ama ilk defa bu kadar eğlenerek, rahat bir Fenerbahçe deplasmanını bekliyoruz. Futbolcuların yaşadığı psikolojiyi bilemem ama taraftarlarda gördüğüm bu. Bu maç öncesinde ben inanılmaz gerilirdim ama kendimi rahat hissediyorum. Kazanırız hissiyatı da değil bu, Galatasaray'ın istediğini almak adına en iyi mücadeleyi göstereceğini düşünüyorum.

Galatasaray'ın 11'inden çok Fenerbahçe'nin 11'ini merak ediyorum aslında. Geniş ve kaliteli bir rotasyonları var ama ilk 11 dengesini hala yakalayamadılar. Acaba çift forvet mi oynayacaklar, tek forvet olacaksa Fernando mu Van Persie mi, orta saha üçlü mü çıkacak, eğer üçlü oynayacaklarsa tercihler kimler, Mehmet Topal & Josef De Souza yan yana olur mu, Diego oynar mı oynamaz mı, Meireles'i 11'e yazarlar mı gibisinden sorulacak çok soru var. Fenerbahçe adına emin olduğum, kalede Volkan Demirel, stoperde Kjaer & Ba, sağ bek Gökhan Gönül (Ajax performansı sonrası), sol bek Caner Erkin ve kanatlarda Nani & Markovic ikilisinin oynayacağı. Volkan Şen'in de sakatlığı yüzünden oynayamayacağı söyleniyor ki Beşiktaş maçında yaptıklarını düşününce Galatasaray karşısında 11 de oynasa, kenardan da gelse büyük sorun yaratırdı. Bu avantaj.

Geçen sezona dönelim, Hamza Hoca'nın bu tip maçlarda aldığı önlem paketleri olurdu. Geçen sezonki Saraçoğlu deplasmanında da Olcan Adın sol bek, Telles'i de onun önüne yazarak başlamıştı. Umut Bulut da sağ kanattaydı ve Galatasaray'ın herhangi bir hücum gücünden bahsedemediğimiz gibi (ilk 10 dakika'daki hızlı giriş hariç) savunma önlemleri de fark yaratmadı. Hamza Hoca'nın takıma aşıladığı bir hücum karakteri var. Dün de yazdım, 48 maç 107 gol. Önce savunma dediğimiz maçları da kaybetmişiz, o maçlarda hücümu unutarak. 
 
Benfica karşısında ise bu anlamda doğruyu yaptık, ilk defa rakibe önlem adı altında beklenilmeyen tercihler gelmedi. Galatasaray kendi 11'iyle o maçı kazandı. Podolski ve Sneijder'in savunma katkıları ekstra düzeye ulaştığında o 11'le sorun yaşamadığımız gibi hücumu da kaybetmedik ve 2. yarıda pozisyonlar verdiğimiz, düştüğümüz anlar oldu belki ama hücum oynamaya çalışarak kazandık. Başka da şansımız yok zaten, yine bildiğimiz düzende, hücumu düşünerek oynamalıyız.

Savunma önlemi ancak şöyle olur, Yasin Öztekin'i kenara alırsın ve 60'dan sonra patlayıcı güç olarak oyuna sürersin ve 11'e yazdığın isim kanatta Jose Rodriguez olur. Geçen sezonu sağ kanat oynayarak geçirmiş bir isim, bilmediği bir pozisyon değil. Galatasaray'da henüz bu pozisyonda denenmedi ama katkı sağlayacağını düşünüyorum. Tabii bu bir tercih meselesi, Podolski sağ kanatta yükselirken bunu düşünmeden ideal 11 ile sahaya çıkılabilir ama Yasin Öztekin, Benfica maçındaki gibi olacaksa bu iş olmaz. Podolski geriye bu kadar geliyorken, savunma katkısı veriyorken Yasin Öztekin'in mücadeleden uzak oynaması kabul edilemez.

Muslera
Denayer Chedjou Balta Carole
Selçuk Bilal
Podolski Sneijder Yasin
Burak

İdeal 11 bu. Sabri Sarıoğlu'nun 2 maçtır yükselen grafiğine saygı duyuyorum ama bu tip maçlarda Denayer'in oynaması savunma anlamında daha büyük bir hareket sağlar. Bu maçta da buna ihtiyacınız var. Burak Yılmaz'ın da 11'e dönüşü Fenerbahçe karşısında olur diye tahmin ediyorum. Oynaması da gerekli, Kjaer & Ba arkasına sarkılacak her pozisyon büyük tehlike ki buna müsait bir ikili. Burak Yılmaz'ı kullanmak zorundayız, ayrıca Podolski de bu anlamda iyi bir isim. Benfica maçında attığı gol misali.

Kjaer veya Ba'nın oyun kurma özelliği yok, Meireles olmadığında da savunmaya gelip top kullanacak bir futbolcuları olmuyor. Emre Belözoğlu bu işi iyi yapardı ama şu an Meireles dışında böyle bir isim yok. Meireles'in oynamamasını tercih ederdim. Üçlü orta saha mı yoksa ikili mi oynayacaklar bilmiyorum ama Josef & Topal ikilisiyle çıksalar orta sahanın hücuma katkısı anlamında yine sorun yaşıyorlar ki Ozan Tufan da henüz beklenileni veremedi. Diego'yu kullanmak onlar açısından artı olabilir, kazanmak isteyeceklerdir ve orta sahada ofansif bir karakter yaratabilirler. 

Gökhan Gönül'ün güçlü dönmesi Fenerbahçe'nin en büyük avantajı oldu. Belki yoğun tempodan bilinmez ama Şener Özbayraklı düşüş yaşıyordu, kanadı defansif anlamda çökmüştü. Gökhan Gönül ise o dengeri sağladı. Eğer Şener Özbayraklı oynasa kesin Yasin Öztekin'i kullanırdım, büyük avantaj yaratırdı. Caner Erkin & Hasan Ali Kaldırım rotasyonunu da sık görüyoruz ama bu maçta daha agresif, dominant bir oyun isteyecektir Fenerbahçe, Caner Erkin'den vazgeçemezler. Nani'nin görüntüsü de iki maçtır formsuz, bir sakatlıktan da söz ediliyor ama kağıt üzerinde çok güçlü bir kanat. Biraz da bu yüzden Denayer oynamalı diyorum, Podolski de Benfica maçında olduğu gibi geriye mümkün oldukça katkı vermek zorunda.

Van Persie kaliteli, her an seyir değiştirecek bir isim ama fizik anlamda ortada yok. Fernandao ise pis işleri sever, orayı karıştırır ki Galatasaray karşısında da 5 maçta 4 golü olan bir isim aslında. Geçen sezon oynanan kupa finali hala aklımda. Bu sefer Chedjou var, durum değişebilir ama Fernandao bize daha çok sorun çıkarırdı. Bu iki isim birlikte kullanılacaksa orta saha anlamında avantaj Galatasaray'a döner ki en çok istediğim şey de bu.

Chedjou & Hakan Balta ikilisi fazlasıyla iyi bir görüntü çiziyor. Özel futbolcular. Her ikisi de topla gidebilen, pas yüzdesi yüksek, geriden oyun kuran hatta sürpriz asist yapan futbolcular. Karşılarında da hareketli iki kanat oyuncusu olacak belki ama hareketli bir forvet olmayacak. Muslera'yı da dahil edersek Fenerbahçe maçında en çok güvendiğim olay da bu.

Uzaktan atılan şutlar en büyük silah. En çok şut atan ve isabet sağlayan takımız. Bilal Kısa ve Podolski gibi şutör futbolcuların varlığı bu istatistiği yukarı taşıyan etmenler. Sneijder ve Selçuk İnan zaten bu konuda iyiydi ki şimdi şut kozu da Galatasaray'ın elinde gibi görünüyor. Aynı şey duran toplar açısından da geçerli. Sneijder, Selçuk İnan ve Bilal Kısa iyi duran top kullanan futbolcular. Kaleye vuruş ve orta anlamında etkiliyiz. Chedjou, Hakan Balta ve oynaması durumunda Denayer'in de duran toplarda bulduğu kafa gollerinin yülsek sayısını hatırlayınca kazanılan her duran top potansiyel tehlike oluyor. Fenerbahçe karşısında diğer bir silah da bu.

Kazanabileceğimiz bir derbi. Psikolojik faktörleri bir yana bırakırsak Galatasaray adına şans var, yeter ki önlem adı altında ezberler bozulmasın, Benfica maçı örnek alınsın. Galatasaray kendi futbolunu oynamak zorunda. Savunursak, durdurmak için oynarsak kaybederiz. Kendi oyunumuzu oynarsak, topa sahip olup, hücum oynarsak şansımız hiç de az değil. Ben umutluyum..

23 Ekim 2015 Cuma

Böyle Bir Ortamda Altyapının Konuşulma Şansı Var Mı; Gökay Akpınar

U19 takımının Benfica karşısında aldığı 1-11'lik mağlubiyetin ardından herkesin gözleri altyapıya çekildi ve uzun zamandır görmezden gelinen tüm sorunlar bir anda sorulmaya başladı. Biz de GSfutbolakademi hesabının sahibi, altyapı organizasyonlarını çok yakından takip eden Gökay Akpınar'a sorduk ve bizler için Galatasaray altyapısını değerlendirdi..


87-88 jenerasyonundan bahsederdik, beklerdik ama Galatasaray istediğini, beklediğini alamadı o jenerasyondan ve öylesi de daha gelmedi. Bugüne baktığımızda ise altyapıdan sayabildiğimiz bir isim yok ki geçen sezon Sinan Gümüş özelinde takip edilen bir yapıydı. O da Galatasaray altyapısından değil. Bu sorun neden kaynaklanıyor, Galatasaray altyapısı sizce neden konuşulmuyor?

Gökay Akpınar: Açık konuşmak gerekirse dediğiniz gibi 87-88 jenerasyonundan sonra A takıma verilen oyuncu sayısı ve oyuncu niteliği konusunda büyük bir gerileme oldu. Özelikle Ali Yavaş’ın görevden ayrılması sonrası süreçte her gelen Yönetim ve A Takım ekibi neredeyse her yıl değişen bir Altyapı sistemi ve yönetimi uyguladı. Bu kadar çok değişimin olduğu bir yerde oyuncuları doğru bir şekilde eğitmek imkansıza yakın bir iş. Benim görüşüm oyuncu yetiştirme konusunda en önemli unsurlardan biride devamlılık. Tabi bunu iyi yetiştiricilerle uygulamak gerekiyor. Bu süreçte 92 jenerasyonu gibi iyi bir ekip yakaladık fakat bu kadar karmaşanın içinde onlarda elden kayıp gitti diyebiliriz. 

Günümüze bakacak olursak ise son 2 seneyi 95-96 jenerasyonları ile U19 ve U21 ligi şampiyonlukları yakalamamıza rağmen bu jenerasyonlarda yıldız kapasitesinde bir oyuncumuz yoktu açıkçası yada olanlardan da beklediğimiz gelişimi göremedik. Daha çok takım oyununu iyi oynayan oyuncuların yanında 1-2 bireysel yetenekleri yüksek oyuncu ile geçtik bu sezonları. Bu sezon başına da baktığımızda da bu oyuncuların birçoğunun ayrıldığını görebiliriz. Tabi elimizde bu kadrolardan faydalanabileceğimiz 3-4 isim hala var. Fakat bunların U21 Takımından gelip direkt katkı vermesini kimse beklemesin. Biz onlara hala Milli Takım araları olmasa A takımda antrenman şansı bile veremiyoruz. Dünya ya baktığımızda takımlar 16-17 yaşlarında oyuncularını A takıma hazırlarken biz hala 20 yaşına girmiş oyuncuyu U21 Takımında pişsin diye tutuyoruz. Böyle bir ortamda Altyapının konuşulma şansı var mı gerçekten.

Kazanılan başarılardan öte o altyapının üst tarafa kaç tane futbolcu çıkardığı önemlidir ama bizler Galatasaray'ın altyapılarda kazandığı şampiyonlukları görüyoruz sadece. A takıma gelen en son isim Emre Çolak ve Semih Kaya olmuş, ondan sonrası yok. Peki bundan sonrası olabilir mi yoksa beklemeye devam mı edeceğiz?

Gökay Akpınar: Bu işe birazda jenerasyon yakalama işi olarak bakarsak özellikle 92 jenerasyonundan sonra üstünlüğü rakiplerimize bıraktık diyebiliriz. Günümüzde forma giymesi beklenen 95-96-97 jenerasyonlarında bireysel yetenek olarak baktığımızda Bursaspor ve Fenerbahçe’nin üstünlüğünü görebiliriz. Tabi burada 97 jenerasyonunda Altınordu’nun ekibini atlamamak gerek. İlk soruda da bahsettiğim gibi 95-96 jenerasyonlarında belki bir yıldız oyuncu kapasitesinde oyuncumuz yok fakat 1997 li Birhan Vatansever ile bunu kıracağız diye düşünüyorum. 1998 ve 2002 jenerasyonları arasında ise A takıma düzenli oyuncu verecek kadar yeteneğimiz elimizde var, yeter ki bunu değerlendirebilecek bir yapılanma oluşturabilelim.

Benfica karşısında alınan 1-11'lik mağlubiyet çok konuşuldu ki insanların ilgisini bir anda altyapıda neler oluyor durumuna getirdi. Avrupa kıyas alındığında Galatasaray altyapısı bu kadar kötü durumda mı?

Gökay Akpınar: Yetenek bazında baktığımızda bu kadar fark gerçekten yok fakat aynısını Teknik sorumlular ve Altyapı Sistemi için söyleyemeyeceğim. Maç özelinde baktığımızda geçtiğimiz yıldan gelen ve u19 kadrosunun büyük bir çoğunluğunu oluşturan 98 jenerasyonundan ilk 11 de sadece 3 isim olduğunu ve birçok oyuncunun alışık olduğu pozisyonlar dışında oynatıldığını görüyoruz. Bu jenerasyon son 5 sezonu bir arada geçirmiş ilk 11 oyuncularının %80 i Milli Takıma seçilmiş bir takım. Ama sene başı yapılan hoca değişikliği ile başta oyuncular adına olmak üzere her şey altüst oldu diyebilirim. Karşınızda bu kadar güçlü bir takım varken siz bu kadar farklı pozisyonda oyuncu denerseniz olacaklar az çok bellidir. Bunu ben dışarıdan bakan bir göz olarak daha önce birçok kez dile getirebiliyorken siz elinizdeki her gün birlikte olduğunuz takım için bunu göremiyorsanız bazı sıkıntılar var demektir. Hele bu son lig maçında son yıllardaki kadrolarından daha zayıf bir kadro ile mücadele eden Gençlerbirliği karşısında 4-3 yenildiğiniz maçta açıkça ortadayken. Bu konuda söylenecek çok şey var birçoğuna da son yazdığım yazıda yer verdim zaten.


En büyük sorun sizce nereden gelmekte, nerede yanlış yapılıyor veya görmezden geliniyor olabilir?

Gökay Akpınar: En büyük sorunların başında yeterli seviyede eğitimcimizin olmaması, eğitime geç başlanması, eldeki tesis ve saha şartları ve oyunculara herhangi bir mentör desteği sunulmaması diyebilirim.. Burada 9-10 yaşından 19-20 yaşına kadar oyunculardan bahsediyoruz, futbol eğitiminin yanı sıra soysal gelişimleri içinde oyunculara destek sağlanması şart diyebilirim. Bunu daha önce Sosyal Gelişim Koordinatörü Hakan Kaya hoca ile başarılı bir şekilde uyguluyorduk fakat Fatih Terim ile birlikte oda Milli Takımda göreve getirildi.

Altyapıya futbolcu transferinde de çok ufak miktarların bile ödenmemesinden ötürü önemli yeteneklerin kaçırıldığı söyleniyor. Yönetimlerin bu olaya bakış açısı nasıl?

Gökay Akpınar:  Daha önce bu konuda sıkıntı yaşanan isimler oldu bildiğim kadarı ile fakat burada en büyük sıkıntı şu benim görüşüm. Amatör veya profesyonel bir takımın elindeki potansiyelli oyuncuyu alacağınız zaman eğer bir rakibiniz yoksa belli şartlarda anlaşılıp bu transferler yapabiliyorsunuz fakat araya özelliklede büyük takım tabirini kullandığımız rakipleriniz girdiğinde işler tamamen değişiyor. Kulüpler bir anda oyuncuya farklı gözle bakmaya işi tamamen daha fazla nasıl para kazanırım düşüncesine getiriyor. Şöyle bir örnek vereyim 3 yıl önce İstanbul’un profesyonel takımlarının birinden 13 ve 14 yaşlarında 2 oyuncu transfer edilmek istendi. Araya ezeli rakiplerimizden biri girdi ve bu transferleri bizim ilk teklifimizin 5-6 katı bir seviyeye kadar çekip yaptı. Ödenen para gerçekten dudak uçuklatacak cinsten. Peki oyuncular beklenen seviyeye ulaşıyor mu veya ulaşabilecek mi.? Benim dışarıdan gördüğüm seviyelerinde her geçen yıl gerileme olduğu.

Sizin tahmininize göre Galatasaray altyapısını ne zaman konuşmaya başlarız, iyi gelen bir jenerasyon var mı ve umutla bakmamızı sağlayacak herhangi bir gelişme?

Gökay Akpınar: Daha öncede bahsettiğim gibi doğru bir yapılanma olması takdirinde 2 yıla kadar çok ön planda jenerasyonlarımız üst yaş gruplarında forma giymeye başlayacak. Başta 2000 jenerasyonu olmak üzere 1998-1999-2001-2002 çok iyi jenerasyonlar ile geliyor. Tabi burada 2000 jenerasyonuna özel bir parantez açmak lazım. Eldeki 22 kişilik kadrodan 6-7 tanesi sürekli Milli Takım kadrolarında yer alan 13-14 tanesi ise geniş Milli Takım kadrosunda yer bulan isimler. Oyuncuların %90 lık bir kısmı çok uzun süredir birbirleri ile oynuyorlar ve inanılmaz bir uyum içindeler. 

Sadece bu bahsettiğim jenerasyonlar bile bizi en az 10 yıl A takım düzeyinde temsil edebilecek kalitede isimlerden oluşuyor. Bu jenerasyonlar sonrası için belki konuşmak erken fakat 2003-2004-2005 doğumlular için şu anda görünen Beşiktaş ve Altınordu’nun daha önde olabileceği.

48 Maç 107 Gol, Hücum Kimliği


Hamza Hamzaoğlu'nun hakkının teslim edilmesi gereken bir istatistik daha. Son 20 yılda Galatasaray'da teknik direktörlük yapmış isimlerin zamanında yakalanan gol ortalamaları. Bunda da Hamza Hamzaoğlu, 48 maçta 107 gol ise maç başına 2,23'lük bir ortalama yakalamış ve ilk sırada. Bunun içerisinde Türkiye Kupası maçları da var diyebilirsiniz.

Balçova maçı gibi mesela, 9 gol atıldı ama takımın hücum kimliği var, hücum oynamaya çalışan bir Galatasaray ve istatistiğe bakarsak bunda da başarılı olduğunu görüyoruz. Galatasaray'ın çok kötü maçlarına bakarsanız, hücum kimliğinden vazgeçip, önce savunma dediği ve ezberini bozduğu maçlardır. Bu yüzden de hücumdan vazgeçmemek, hücum ederek kazanmak veya kaybetmek gerekiyor. Savunduğunuzda zaten kaybediyorsunuz, en azından hücumu unutmamalı.

Prandelli'nin istatistiği çok kötü mesela, 16 maçta 15 gol. Maç başına 1 gol ortalaması bile değil. Lucescu için de savunmacı derler ama yukarıda bahsettiğim olayı o başarıyordu. Hücum edilmesi gereken maçta yüksek gol ortalaması yakalar, savunulması gereken maçta da iyi savunurdu. Sonucunda da istediğini alırdı. 106 maçta 213 gol çok iyi, maç başına 2 gol ortalaması. Fatih Terim dönemlerini ise kenara ayırıyorum, çok başka dönemlerdi. Onun gibi olmak imkansız ki her döneminde zorlu Avrupa mücadelesi de vardı.

Gerets için ölümüne hücumcu deriz ama 91 maçta 176 gol ve maç başına 1.94 gol ile 6. sırada yer almış. Rijkaard da bu kimliğiyle bilinir, o da 5. sırada. 67 maçta 132 gol, maç başına 1.97 gol ortalaması.

İstatistik Taner Karaman'a ait, kendisi bunu Sabah Gazetesi'nde yayınladı..

Hamza Hamzaoğlu, Podolski'den Sağ Kanat Yapmayı Başardı


Bu sezon eleştirdiğimiz noktalar çok oldu ama hakkının teslim edilmesi gerektiği anlar da var. Önce kendimi dahil edeyim, devamında da hepimizi. Podolski'nin sağ tarafta oynayabileceği üzerine umutlu yaklaşımda bulunan kimseyi görmemiştim. Podolski'nin ilk verdiği reaksiyon da bunun kanıtı gibiydi ama gelinen noktada Podolski'nin sağ kanat oynamaya alıştığını, Benfica maçıyla da birlikte zirveyi gördüğünü düşünüyorum.

Hamza Hoca'nın hücumda bu tip yer değişimleri oluyor, katkı sağladığı da oldu. Geçen sezon forvet arkasına çektiği Burak Yılmaz gibi. Bundan verim almıştı, özellikle de ofsayt belasından kurtarmak adına çok başarılı bir adım olmuştu. Umut Bulut, Telles gibi kanat denemelerini saymak istemiyorum, verim alamadığı ama ısrar ettiği bazı yanlışlar da oldu. 

Podolski'de ise başardı. Podolski'nin Köln günlerine bakmak lazım ya da Alman Milli Takım'ı ile geçirdiği zamana. Sol açıkta izleriz kendisini, onun pozisyonu sol forvettir. Zorlandığınız anda da ileri uçta kullanabilirsiniz, sahte forvet veya yardımcı santrafor gibi. Forvet arkasında da oynadığını gördüm ama sağ kanat oynadığına hiç şahit olmamıştım.

Eleştirdiğimiz nokta da buydu, Podolski'den orada verim almak imkansız, Hamza Hoca neden ısrar ediyor derken ısrar sonuç verdi, Podolski sağ kanatta performans gösteriyor ki bu da Yasin Öztekin'i daha verimli olduğu yer olan solda kullanma imkanını sağlıyor. 
 
Podolski'nin içe kat etmeye başladığını görüyoruz. Müthiş bir sol ayağı var ve şut özelliği, yakaladığı pozisyonu bitirebilmesi gibi çok iyi olduğu yerler var ama sağdan kat ettiğinde solu ile çok rahat şut atıyor. Benfica maçında iki şutu var ki az farkla kaçırdı ama etki etti. 

Benfica karşısında geriye yardımı da muazzamdı, bekine çok yardımcı oldu. Diğer özelliği de dikine oynaması zaten, çok güçlü, durdurulması zor. Rakibi arkasına aldığında ve kaleye dikine gitmeye karar verdiğinde formasından çekilse, faul yapılsa dahi durmuyor, kaleye ilerlemeye çalışıyor. Gençlerbirliği maçında çalımlarla kale sahasına girdiği pozisyon vardı, yine dikine oynadığı, durdurulamadığı. Teknik özelliğini ilk defa o kadar iyi kullandığını gördüm (Galatasaray formasıyla). Performans anlamında büyümeye devam ediyor.

İşin özü, kimse ihtimal vermiyordu ama Hamza Hoca'nın Podolski konusunda ısrarı işe yaradı ve Podolski'yi de Köln günlerinden bu yana ilk defa gol istikrarını yakalamış, performans anlamında da sürekli yükselen bir şekilde izliyoruz. Transferini isteme nedenim buydu, Galatasaray'a yakıştırıyordum, yapacaklarını az çok tahmin ediyordum ve o da boşa çıkarmadı. İstikrarsız göründü ama mutlu, huzurlu en önemlisi de doğru takımda neler yapabileceğini gösterdi..

Chedjou'nun Skora Etkisi Umut Bulut'dan Fazla


Galatasaray'ın bu sezon 18 futbolcusu (kaleciler dahil değil) şans bulmayı başardı ve bu isimlerin skora etkilerini gösteren bir istatistik. Podolski'nin 12 maçta 5 golü var mesela, Bilal Kısa'nın 8 maçta 2 gol 2 asisti de değerli (insanlar görmeyi çok istemiyor), aynı şekilde Selçuk İnan da 10 maçta 2 gol 2 asist yapmış. Sneijder'in de 12 maçta 2 gol 3 asisti bulunuyor ama daha önemli bir konu var. O da Chedjou'nun skora Umut Bulut'a oranla daha fazla katkı yapması. Chedjou 7 maça çıkmış, 1 gol 2 asisti bulunuyor. Umut Bulut'un ise 12 maçta 2 golü var ve Galatasaray'ın en çok süre alan forveti Umut Bulut. Hamza Hoca ısrar etmeye devam ediyor ki Burak Yılmaz'ın yokluğunda da Umut Bulut'a çok daha fazla şans verdi. Tablo net, bu anlamda Burak Yılmaz'ın dönüşü değerli. Podolski'nin yükselişi ve orta sahanın gol noktasında yarattığı etkinin de altını çizelim. Umut Bulut ise yokları oynamaya devam ediyor.

İstatistik Opta'dan alıntı, sevgili Mert'e de paylaşımı için teşekkür ederiz..

22 Ekim 2015 Perşembe

Rijkaard Dönemi Jan Derk Altyapı Koordinatörüydü, Ne Kadar Sabrettik?


Benfica maçında alınan galibiyetle seviniyoruz, Avrupa'da yeniden varlığımızı hatırlattık ama maçtan önce U19 karşısında alınan hezimet unutulmamalı. 1-11'lik skor çok büyük bir ayıp. Şahsım adına ben utandım. Bu utancın asıl kaynağı da skordan öte Galatasaray altyapısının içler acısı durumu.

Fatih Terim'i en çok eleştirdiğim konulardan biridir, kadrolaşmayı çok sever. Eski futbolcuysan, onun döneminde varlık gösterdiysen işin hazır. Türkiye'nin genelinde de durum aslında bu. İşsiz mi kaldın, gel altyapılarda hocalık yap ya da gel scout ekibine katıl. Avrupa'da altyapı sistemlerini, gözlem ağlarını konuşurken bizde bu sistem tamamen ahbap çavuş ilişkisi. Sonra neden Türk futbolu ilerlemiyor, neden Almanya kaynağından beslenmeye çalışıyor. Maalesef şans eseri futbolcu çıkarıyoruz, 100 senede bir Arda Turan gibi isimler çıkar. Özellikle Galatasaray'da tablo bu.

U19 takımının teknik direktörü Saffet Akyüz. Fatih Terim döneminden kalan bir isim. Nasıl göreve geldiğini az çok tahmin edersiniz. Bu göreve gelene kadar altyapı ile ilgili yaptığı çalışmaları merak ettim, araştırdım ve birşey bulamadım. Altyapıyı takip eden arkadaşların ise söylediği şu, sol bekten stoper, açıktan bek yaratmak gibi sürekli futbolcuların yeriyle oynayan bir isim. Bunun adının fark yaratmak olduğunu zannedebilir ama 1-11'lik skor unutulmayacaktır, her hatırlandığında da Saffet Akyüz hatırlanır.

Bu takım bir önceki sezonun Türkiye şampiyonu üstelik. Anlayacağınız Türk futbolunun resmi bir anlamda bu skor. Bu hezimetin Galatasaray adına bir şeyleri düzelteceğini de sanmıyorum, düzen devam eder.

Rijkaard döneminde Jan Derk altyapı koordinatörü olarak işe başlamıştı. O zamanlar hayaller Barcelona'ydı ve altyapı anlamında adım atmak istenildi. Rijkaard bu konuyla ilgilendi, gençleri kazanmaya çalıştı, altyapıya önem verdi, güzel bir proje kuruldu ama bunun arkasında ne kadar durduk ve bundan daha büyük bir proje bir daha kurabilir miyiz?

Sanmıyorum, en iyisi yapıldığında da arkasında durulmuyor. Fatih Terim göreve geldi ve altyapının başına Müfit Erkasap geçti, Rijkaard'ın o düzeni bozuldu, başka şeyler denendi derken bu kadrolaşma meselesinde Galatasaray'ın altyapısı falan kalmadı. Mucize eseri futbolcu çıkarıyoruz, jenerasyon yakalamanın da mümkün olmadığını görüyoruz. Güzelim 87-88 jenerasyonu nasıl yenildi hatırlayın, bu konu çok derin. İçinden çıkmak da mümkün değil.

Chedjou'nun Asistinde Podolski'nin Kontrası

Hatırla Galatasaray'ı Avrupa


En büyük korkum silinmeye yüz tutmuş Avrupa kimliği üzerineydi. En kötü gününde bile Avrupa'da son ana kadar mücadele eden bir Galatasaray'la büyüdük biz, en azından benim jenerasyonum. Ama 2 sezondur işlerin iyi gitmediği ortada, geçen sezon yaşanan faciayı bir kenara bırakıyorum, bu sezonda da iyi başlamadık. Atletico Madrid karşısında önlem adı altında bozulan ezber ve atılan erken havlu, Astana karşısında 2. yarıda kaybedilen kontrol. Benfica karşısında da 2. dakikada gelen golde ne oluyoruz derken geri dönen Galatasaray.

Benfica grubun lideri ve Atletico Madrid deplasmanında kazanmış bir takım. Futbol ekolleri üzerine zaten yorum yapamam ve grubun da seribaşı takımı onlardı. Şampiyonlar Ligi'nde de en son ne zaman kazandığımızı unuttuğumuz düşünülürse bu galibiyetin önemi daha da ortaya çıkar. Astana deplasmanında 3 puan gelmiş olsaydı ilk 2 adına daha iddialı yorum yapabilirdim, şimdi şansımızı devam ettiriyoruz ama 3. sırayı cebimize koyduk. 
En önemlisi Avrupa kimliği geri döndü, kendimizi yeniden Avrupa'ya hatırlattığımızı düşünüyorum. Galatasaray'ı diğer Türk takımlarından ayıran en önemli özelliği Avrupa kimliğidir. Bu kimliği de ne olursa olsun kaybetmememiz, diri tutmamız gerekiyor.

Hamza Hoca kartları açık oynadı. Rakibe önlem adı altında ekstra bir hamlesi yoktu, orta sahayı üçlemek, orta saha veya kanatlarda defansif anlamda bir isim kullanmak anlamında. Kadroyu da bir gün öncesinde açıkladı, bu da riskli bir tablo gibi göründü ama kadroyu da az çok tahmin ediyorduk. Bu yüzden üzerinde çok durmadım. Maç öncesinde ise yorumum bu maçı Galatasaray hücumunun kazanacağı, savunarak herhangi bir maçı kazanamayacağımız yönündeydi. İlk yarıda Galatasaray hücumu fazlasıyla iyiydi, ikinci yarının hemen başında fişi çekebilirdik ama 50. dakikadan sonra savunarak tutunmayı tercih ettiğimizde Benfica'nın baskısı karşısında Muslera'ya güvenmek durumunda kaldık.

Kusursuz bir Podolski ve Sabri Sarıoğlu performansı vardı, önce onu belirtelim. Gaitan karşısında bu ikili defansif anlamda beni korkuturken olabilecek en iyi savunma direncini gösterdiler. Podolski çok fazla geriye geldi, top çıkardı, baskı yaptı. Sabri Sarıoğlu da hücum & savunma dengesini iyi kurdu. Aynı şeyi Carole için de yazabilirim ama tam Yasin Öztekin'in maçı olabilecekken, özellikle 2. yarıda tamamen ortadan kayboldu. Sağı iyi ama solu o kadar da iyi kullanamadık, Carole tek başına solda varlık gösterdi. Podolski ise takımı hücuma taşımasının yanında harika bir gol attı, ikinci yarıda da takımın şut silahıydı.

Benfica'nın attığı gol şok etkisi yarattı, bu şok sadece Galatasaray için de geçerli değil. Benfica'nın da dengesi bozuldu aslında, tempoyu düşürmek istediler, hızlı hücumu o kadar fazla düşünmediler ama Galatasaray'ın hücum direnci özellikle ilk yarıda harikaydı. Umut Bulut'la top tutamadık, forvet etkisi yaratamadık, herhangi bir mücadeleyi kazanamadık ama orta saha, bekler ve özellikle de Podolski'nin özellikle hızlı hücumlarda yarattığı etki ilk yarıda Galatasaray'ı öne taşıdı.

Sneijder de orta saha gibiydi, tam olarak 4-2-3-1 diyemeyiz aslında, 4-3-3'e yakındık. Bazı zamanlar Sneijder geriye, Bilal Kısa önüne geçti. Sneijder'in kazandığı ve takımı hızlı çıkardığı pozisyonlar var. Selçuk İnan ve Bilal Kısa'nın da maç boyu iyi mücadelesini atlamamak lazım. Orta sahada defansif karakterde bir isim yok ama bunu mücadele ile kapatmaya çalışıyoruz, bu mücadeleyi de iyi gösterdik. 2. yarıda çok geriye çekildik, orta sahanın direncinin düştüğü dakikalar olsa da son ana kadar elimizden geleni yaptığımızı düşünüyorum ama ısrarla savunmaya çalışmak, beklemek Benfica'nın orta sahayı rahat ve hızlı geçmesine yol açtı. Dolayısıyla da pozisyonlar geldi, Muslera, Chedjou ve Hakan Balta'nın performansı ön plana çıktı. 2. yarıda mahkum oynadığımızı kabul etmek lazım, kontra imkanları varken bile çıkamadık. Çünkü ileride kimse yoktu.

Burak Yılmaz'ın oyuna girmesi de Galatasaray adına pozitif bir etki yarattı. Umut Bulut'la ne hücumda kalabildik, ne kontra imkanlarını değerlendirdik ne de herhangi bir mücadeleyi kazanabildik. Belki 15 dakika oynadı ama Burak Yılmaz bunların hepsini yaptı. Defans arkasına koşuları tehdit ki Benfica'nın ağır savunması var. Podolski'nin golünde gördük. Burak Yılmaz'ın bu tehditi Benfica stoperlerini çıkarmadı. Sonrasında top tuttuk, faul almaya başladık ve hücumda kaldık. 11'de kullanabilseydik Burak Yılmaz'la çok daha farklı şeyler yapabilirdik, eminim.

İkinci yarıda korkmadım değil, çok fazla baskı yedik, pozisyonlar yakaladılar, çok hızlı çıktılar. Hamza Hoca'nın artısı hücum karakterini oturtması ve Benfica gibi bir takım karşısında ilk yarıda hücumu ile 1-0'dan dönebilmesi, hücum ederek rakibe savunma yapması. Hatası ise Bilal Kısa & Jose Rodriguez değişikliğini 90+'da yapması, direnci daha erken kazandırabilirdi. Yasin Öztekin'in oyundan alınması da doğru, hiç etki yaratmadı ama Olcan Adın'la da bir savunma karakteri oturmadı. 85 sonrası yaptığı 2 faulün faturası ağır olabilirdi. Emre Çolak'ı düşünmesi de orta sahaya daha fazla direnç, oyuna da biraz daha akıl getirebilirdi. Bir hata da bu ama Burak Yılmaz'ı çok doğru zamanda oyuna soktu, herkes orta saha beklerken forveti forvetle değiştirdi. Doğru 11 ve doğru karakterle de Benfica karşısında 3 puanı almasını bildi. Hamza Hamzaoğlu'nu tebrik etmek lazım.

İşin özü ise kazanılması gereken bir maç kazanıldı, Şampiyonlar Ligi'nde hasret giderildi, Galatasaray'ın Avrupa kimliğine bir selam çakıldı. Atletico Madrid ve Astana karşısında hatalar yaptık, ezber bozduk. Benfica karşısında ise doğru olanı yaptık. Bu doğrunun Fenerbahçe karşısında da sürmesi dileğiyle..

21 Ekim 2015 Çarşamba

Arda Turan'ın Galatasaray Formasıyla Son Maçı


Ujfalusi ve Melo'yu gördüğümüzde ilginç gelebilir ama o sezonun tüm hazırlık dönemini Galatasaray'la birlikte geçirdi Arda Turan. Takımda da kalacaktı, ikna olmuşa benziyordu ama ligler Eylül ayına ertelendi derken o arada oluşan tatil dönemi dönüşünde Arda Turan gidiyorum dedi ve gitti. Ayrılığı beklenmiyordu ve zamansızdı, o kısa sürede Riera'ya büyük bir sözleşme vermek zorunda kaldık. O anlamda Arda Turan'ı affetmem, yanlış bir hareketti ama Avrupa'da yürüdü, bizi en iyi şekilde temsil etti ve kimsenin kazandırmadığı bonservisi kazandırdı. Şimdi de Barcelona'ya gitti, bir futbolcunun ulaşabileceği en yüksek mertebe. Hayallerini gerçekleştiriyor, yürüyedursun. Fotoğraf da Galatasaray formasıyla son maçı olan Liverpool karşısında. 3-0 kazandığımız bir hazırlık maçıydı, Baros'un 2 golü hala aklımda, tam bir gövde gösterisiydi..

20 Ekim 2015 Salı

Adebayor & Galatasaray, Kapıyı Tamamen Kapatmamak Lazım


Kafadan yazayım, Galatasaray'ın devre arası transfer döneminde asıl önceliği genç, potansiyelli, geleceğe dönük ama en az maliyete iyi iş çıkarabileceğiniz türden futbolcular olmalı. Carole, Jose Rodriguez misali ya da Denayer tarzı kiralık hamleler. Bu tarzda başarı yakalamışken daha da geliştirmek ve üzerine gitmek Galatasaray'ın geleceği açısından en doğru adım. Yaşlanan bir kadro var (özellikle yerliler) ama bunun yanında genişleyen bir yabancı sınırı. Bu tablo da size gideceğiniz yolu gösteriyor.

Adebayor konusuna gelirsek. Beklediğim bir gelişmeydi, kendisi Galatasaray'a önerilmiş ve bakılıyormuş. Devre arasında olabilirliği ihtimal dahilinde olan bir hamle. 31 yaşında, bonservisi elinde, son yıllarda düşüş yaşamaya başlamış bir isim. Tottenham onu transferin son gününde serbest bıraktı ki başka bir takımla sözleşme imzalamaya zamanı olmadı. O hamleyi 2-3 gün önce yapsalar belki de Galatasaray forması giyerdi, ateşli şekilde forvet aradık ama kimseyi alamadık. Adebayor ihtimal olabilirdi.

Ara transfer döneminde ise ihtimali düştü, çünkü Galatasaray'ın ortaya koyduğu yeni transfer politikası başarılı oldu. Yine de Adebayor tarzı forvetlerin ülkemizde iş görebildiğini düşünüyorum. En yaşlısı dahi müthiş işler yapabiliyor, sadece büyük takımlar olarak baklamayalım konuya. İyi savunmalar yok, bu savunmaları aşmanın yolu da kaliteyi baki kılan forvetlerden geçiyor. Galatasaray'ın Umut Bulut'la yapamadıklarını düşününce Adebayor ile fazlasını yapar diyebiliyorsunuz. Ya da Burak Yılmaz'la rotasyona sokabileceğiniz bir kalite. Düşüş yaşamasına rağmen kaliteyi hala koruduğuna inandığım ve atımlık bir kurşunu vardır. Doğru bir yıllık ücret ve 1.5 yıllık sözleşme karşılığında girilebilecek ve kaybedilmesi durumunda da çok şey götürmeyecek olan bir kumar.

Ama öncelik genç bir isim, geleceğe yönelik bir adım asıl beklentim. Eğer öyle bir isim bulunamıyorsa Adebayor alternatifler arasında yer alabilir, düşünülebilir. Kapıyı da tamamen kapatmamak, kesin bir ifadeyle olmaz dememek lazım. Bir forvette arayabileceğiniz bütün özellikler Adebayor'da var ama onu futbola geri döndürmek gerekecek..

Hücum Oynamak İsteyen, Hücumla Kazanmak İsteyen


Atletico Madrid karşısında alınan mağlubiyet doğaldı ama ekstra önlem düşüncesinin tutmaması ve ilk yarıda atılan havlu neticesinde Galatasaray'ın savunma anlamında ekstra önlemler alarak herhangi bir takıma karşı etkili olamayacağını gördük. Nedeni de basit, savunma anlamında (özellikle orta sahada) ekstra isimler yok, bu önlemler genelde orta saha ve kanatlardan geçer. Bu profilde isimler olmadığından ekstra alınan önlemler yarar sağlamıyor, eldeki hücum silahından da oluyoruz.

Geçen sezonda da yaşadık bunu. İçeride oynanan Bursaspor maçında Volkan Şen'i yavaşlatmak anlamında sol açık Telles, sol bek Hakan Balta'ydı ama Volkan Şen hayatının maçını oynadı. Ya da büyük maçlarda kanatlarda Umut Bulut tercihini sürekli izledik, herhangi bir fayda sağlamadı. Bu sezon Atletico Madrid maçında Hakan Balta'yı orta sahada gördük, olmadı. O profilde isimler yok, Chedjou, Denayer gibi isimleri ortaya çektiğimizde de stoper uyumu sorunu ortaya çıkar ki Chedjou veya Denayer'i bu pozisyonda denemedik bile. Bu yüzden de özellikle içeride oynanan maçta, rakip kim olursa olsun hedefi kazanmak olarak belirliyorsanız kendi bildiğiniz oyunu oynamak en doğrusu.

Hamza Hamzaoğlu 11'i çok erken açıkladı, bunu tartışabiliriz ama hemen hemen beklenen bir 11 olduğundan üzerinde çok durmuyorum. Fatih Terim bunu çok yapardı, bir gün öncesinden 11'i açıklar ve gövde gösterisi yapardı. Hamza Hamzaoğlu'nun yaptığı da biraz buna benzedi ama bence gereksiz bir çıkıştı, maça 1-2 saat kala 11'i öğrenmek daha doğrusuydu ama dediğim gibi çok da üzerinde durulacak bir mevzu değil.

Muslera
Sabri Chedjou H.Balta Carole
Bilal Selçuk
Podolski Sneijder Yasin
Umut

Gençlerbirliği maçının 2. yarısında müthiş hücum performansı sergileyen 11 bu. Yasin Öztekin ve Podolski kanatlarda iyi performans göstermişti ve Sneijder'in de en iyi oynayacağı pozisyon forvetin arkası. Orta sahanın defansif aksiyonu tartışılacak, maalesef Jose Rodriguez tercih edilmiyor. Bana sorsanız Podolski'yi öne atar ve sağ tarafta Jose Rodriguez'i Benfica'nın hızlı kanatlarını durdurma ve orta sahayı destekleme amaçlı oynatırdım. Bunun adı da ekstra önlem olmazdı ama maalesef Hamza Hoca tercih etmiyor. Burak Yılmaz ve Denayer'in de sakatlıktan yeni çıktığını düşünürsek ideale yakın bir 11. Rakip Benfica olmasına rağmen sıfır önlem, tamamen kendi oyununu oynamaya, hücum etmeye ve kazanmaya çalışacak bir takım.

Hücumu iyi oynamak zorundasınız, kazanmanın tek yolu bu. Hızlı bir rakip var, özellikle kanatları çok değerli ki bu orta sahayı da rahat geçerler gibi görünüyor. Sabri Sarıoğlu & Podolski kanadı bu anlamda endişe veriyor. Sabri Sarıoğlu'nun hücum & savunma dengesini doğru ayarlaması gerekecek. Aynı şekilde orta sahanın da ekstra savunma performansı göstermesi. Sneijder'i dahi rakip kovalarken görebiliriz, böyle bir maç.

Galatasaray'ın kazanacağına inanmak istiyorum. Daha önce denemediğimiz formasyon, futbolcu tercihlerini görmemek güzel. Hücum etmek, kazanmayı böyle istemek bir tercihtir, bu tercihin de ne kadar doğru olduğunu oynanan oyun ve sonuç belirleyecek. Buna kumar da diyebilirsiniz ama futbolcu profiline baktığımda da yapabileceğimiz en iyisi buydu. 

Özetle, savunmayı düşünerek hücumu unutan bir Galatasaray var. Savunarak kaybetmektense hücum ederek kaybetmek çok daha doğru. Çünkü Galatasaray savunamıyor..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir