30 Kasım 2010 Salı

Elano Santos'ta

27 Eylül'de yazdığım bir yazıda aslında bu senaryoyu dile getirmiştim. O zamanlar takımın başında Rijkaard vardı ve Elano'dan da 1.5 sezon boyunca beklenen katkıyı asla alamadı. Aslında onu kullanmadığı da mevki kalmadı gibi ama Elano & Rijkaard uyumu bir türlü sağlanamamıştı. Ama Dünya Kupası'nda parlaması falan derken Elano'dan büyük paralar kazanılabileceği düşüncesi de oluşması değil. Galatasaray'ın 7-8 milyon avro'luk teklifleri de reddetti tarzında haberler okuyorduk ama bu durumu iyi değerlendiremeyen, zamanında hamleyi gerçekleştiremeyen sevgili yönetimimiz bugün Elano'yu 2.9 milyon avro'ya Santos'a gönderdi. Ayrıca başka bir takıma gitmesi durumunda da bonservisin yüzde 50'sinin Galatasaray'a geleceği söyleniyor ama Robinho veya Adriano misali artık Elano'nun Avrupa kariyeri başlatacağını düşünmüyorum. Bu yüzden 8 milyon avro gibi bir rakama transfer edilen {büyük umutları hiç saymıyorum} futbolcuyu 1.5 sezonda 2.9 milyon avro gibi bir rakama göndermiş olduk. Benim Eylül 27'de dediğim olay yüzde 80 oranla gerçekleşmiş oldu. Ben kiralık gider diyordum ama bonservisiyle beraber gönderilmiş oldu. Yani 10 numara mezarlığımıza bir cenaze daha. Lincoln, Misimovic gibi...

Hagi'den sonra aslında umutlarım artmıştı. Elano'nun performansında ve mücadelesinde ciddi şekilde artış gördük. Daha fazla sorumluluk alan, yıldız futbolcu gibi davranan ve mücadelesinden de ödün vermeyen bir Elano. 1.5 sezonda o ruhsuz, mücadeleden uzak, sahada olmaktan nefret eden yapısından da oldukça uzaklaşmıştı ama ısrarla takımdan ayrılmak istedi. Üstelik bizden alacağı yıllık 3.5 milyon avro'dan da fedakarlık ederek. Buradan da olayın para olmadığını, bazen başka özlemlerin daha da baskın çıktığını görüyoruz. Zaten Elano'nun Avrupa kariyerine baktığımızda da oynadığı her takımda beklentilerin altında kaldığını ama potansiyeli sayesinde de her zaman büyük transferler gerçekleştirdiğini görüyoruz. Shakhtar'da tutmadı ama Manchester City'e transfer oldu, orada tutmadı bize geldi ve şimdi kendi kutsal topraklarına dönmüş oldu. Bazı Brezilyalılar böyle, Avrupa'da ne olursa olsun tutunamazlar. Ülkelerine dönerler ve orada krallıklarını ilan ederler ama yeniden Avrupa denemesi yapan futbolcu sayısı da az değil. Ama ben Elano'nun bir daha Avrupa'ya adım atmayacağını düşünenlerdenim.

Yönetimin politikası için ise fazla konuşmaya gerek yok. Zaten durum ortada. Galatasaray'ın resmi sitesinde oyuncu alacakları falan derken birkaç matematik oyunu dememişler ve kazançlı tarafın Galatasaray olduğunu belirtmeye çalışmışlar. Lincoln örneğinde olduğu gibi, onda da aynı numaralar vardı. Gerçekten ilginç bir yönetimimiz var, futbol konusunda bilgileri çok zayıf ve kulübü nereye götürdüklerini kendileri de bilmiyor. Elano'dan da uğrattıkları zararı hep birlikte gördük.

Hagi ise Elano'dan neden vazgeçti anlamadım. Tam futbolcuyu kazandım derken, yönetime uyup Elano'dan vazgeçti. Belki bunda Elano'nun gitmek istemesi de baskın çıkmış olabilir ama şu aşamada böylesine bir satış yararımıza olmadı. Arda'nın dönüşüyle teselliler başlar artık ama orta sahamız kimlerin elinde görüyoruz. 4 hafta boyunca Mustafa Sarp, Ayhan, Barış gibi isimleri izlemeye devam edeceğiz, ligin devre arasında da yıldız olmaktan uzak mücadeleci futbolcu transferi gerçekleşir ama yeni stadyumda nasıl bir ambiyans yaratacak göreceğiz. Bu arada Misimovic'i de yok ettiğimizi söylemek lazım. Son yılların en kötü, en içi boşaltılmış Galatasaray'ını izliyoruz.

Fatih Tekke & Beşiktaş

Fatih Tekke & Schuster ilişkisi neden bu kadar kötü bilemiyoruz. Schuster her ortamda Tekke hazır değil gibisinden açıklamalar yapıyor, Fatih Tekke ise son olarak kendimi dışlanmış hissediyorum demiş. Dışlanmaktan öte Fatih Tekke'yi Schuster mi istedi merak ediyorum. Acaba o takım yapısına, takımın içerisine hiç dahil oldu mu? Bir yerden dışlanmak için önce içeri dahil olmak gerekiyor. Ben ise Fatih Tekke'nin Schuster'den öte Beşiktaş'ın yapısına uymadığını düşünüyorum. İşin kötüsü ise Fatih Tekke için her zaman bir çıkış yolu vardı. Trabzonspor onun eviydi ve başı dara düştüğü anda ona kucak açacak bir yuva vardı. Bu saatten sonra ise Fatih Tekke her ne kadar Trabzon'un çocuğu olursa olsun o kucak ona açılmaz. En azından faal futbol yaşantısına devam ettiği sürece. İlerleyen yıllarda antrenör, menejer gibisinden birşeyler olursa bilemem. Trabzonspor, ısrarla Fatih Tekke transferini gerçekleştirmek isterken takımdaki gol sorununu çözmekten öte önemli bir lideri kazanmak istiyordu. Geçtiğimiz sezon o lider açığı da fazlasıyla yaşandı, geçiş sürecinde Fatih Tekke'nin yardımına ihtiyaçları olmuştu. Ama o biraz daha fazla maddi imkanı tercih etti ve büyük bir ters köşeyle Beşiktaş'a gitti. Şimdi ise Trabzonspor ona kucak açsa takımın müthiş giden ahengini bozacağından eminim. Bunu Şenol Güneş'te fazlasıyla biliyor, o ne olursa olsun bir futbolcuyu kazanmak adına herşeyi yapacak adam. Ligin devre arası Tekke & Beşiktaş ilişkisinin resmen kesileceği gündür, bakalım kariyeri Anadolu'nun hangi köşesine taşıyacak kendisini...

Kazandık Derken Kaybetmemeli

Ertuğrul Sağlam'ın en sevdiğim yönü oyunu iyi okuması ve kader anlarında gerçekleştirdiği oyuncu değişiklikleriyle bir anda maçın seyrini değiştirmesidir. Mesela geçtiğimiz sezon kazandıları Beşiktaş ve Fenerbahçe deplasmanlarını unutmamak lazım. Ertuğrul Sağlam'ın hamleleri yenik durumdaki Bursaspor'u son 10 dakikada galibiyete taşımıştı. Dün oynanan ise Kayserispor maçı yine aynı tabloya şahit oldu. 0-0 giden maça 74. dakikada Sercan ve Ergiç hamleleri geldi ve maç bir anda Bursaspor'a dönerek, çok önemli bir üç puan kazanıldı. Bir de bizim Hagi'ye bakınca arada ufak çaplı dağlar olduğunu görüyorum. Hagi geldiğinden bu yana her maçta yaptığı oyuncu değişiklikleri bir noktada aleyhimize olumsuz sonuçlar doğurdu. Bunun en son örneğini de Beşiktaş karşısında yaşadık. Pino'yu sağa çekti, Mehmet Batdal'ı santrafor koydu, Cana'yı geriye sürdü ve Barış'ı oyuna aldı kısmında değilim. O değişiklikler ya da hamleler de hatalıydı ama Elano'nun oyundan alınıp Baros'un girmesi kırılma anı oldu. O dakikadan sonra geride olan Galatasaray'ın hücum aksiyonları tamamen ölerek, hazır olmayan Baros'un bireysel yeteneklerine bakan bir hal almaya başladık. Elano'yu kazandı diye övdüğüm Hagi de bu değişikliğiyle beraber büyük hayal kırıklığı yaratmış oldu. Özellikle de Elano üzerinde. Oyundan çıkarken Elano'nun ruh halini gördük, o ruhsuz dediğimiz adamın gözünü hırs, mücadele azmi bürümüş. Bunlar iyi gelişmeler ama kazandık derken yanlış hamleler yapmanın da geri dönüşü olmaz. Özellikle de bu kötü günlerde...

Beşiktaş ---> Fernandes, Bursaspor ---> Altidore

Manuel Fernandes ismi bir süredir Beşiktaş için geçiyordu ve son gelen haberlerde bu transferin bittiği yönünde. 2007 yılında 18 milyon avro gibi bir rakama Valencia'ya transfer olan bu futbolcu, ligin devre arasında satın alma opsiyonlu olarak Beşiktaş'a kiralık gelecek. Opsiyonun da 8 milyon avro civarında olduğu söyleniyor. Aslında Beşiktaş'ı bu yıl Galatasaray'ın geçen seneki haline benzetme uğraşı var ve olanlara da baktığımızda benzerlik kurmak mümkün. Galatasaray da geçen sezon ligin devre arasında ihtiyaç duyduğu bölgelere kiralık, genç diyebileceğimiz ve kendini tekrar hatırlatmak isteyen Jo ve Giovani gibi isimleri kadrosuna katmıştı. Beşiktaş ise Tabata da bulamadığı 10 numara ihtiyacını Fernandes ile kapatmak istiyor. Ernst ve Guti ile iyi bir ikili kurulmuştu ama Schuster, Necip'in üzerinde ısrar etmeden yeni bir transfer istedi. Fernandes son zamanlarda büyük düşüş içerisinde olsada kalitesini ispatlamış bir futbolcu, Dünya piyasasında da adını tekrar duyurmak için Beşiktaş önemli bir fırsat olacak. Ayrıca Beşiktaş'ın ligde iyi bir konuma geçmeye başladığı ve Avrupa Ligi de düşünülürse bazı bölgelere takviye şarttı. Tabata'nın yerine Fernandes'i almak iyi bir hamle ama en büyük hamle pert olan Bobo'nun yerine çok sağlam bir santraforla anlaşmak olacak. Artık parayı kıyıp çok önemli bir isimle anlaşmak gerekiyor.

Bursaspor ise sezon başında yapması gerekeni şimdi yapıyor diyebilirim. Bu sezon Bursaspor adına konuşabileceğimiz yegane konu, sezon başında yaptıkları bütün transferlerin istenilen ayarda olmaması üzerine. Bir Arjantin furyası başladı ve gidiyor derken, hiçbirinden beklenen katkıyı göremedik ve bugün Bursaspor hala yarışın içerisindeyse, geçen sezondan kalan sağlam iskeleti tamamen korudukları için. O iskeletin üzerine daha sağlam hamleler yapılsaydı, parayı harcamaktan korkmasalardı bugün Şampiyonlar Ligi için bile farklı şeyler konuşuyorduk. Mesela Nunez değil de, Makukula alınsaydı. Ya da şimdi konuşacağımız Altidore. Sezon başında bütün büyük takımlarımız için adı geçmiş olan Alditore ile Bursaspor'un anlaşmak üzere olduğu söyleniyor. Ligin devre arasında yapılabilecek en büyük ve doğru transferlerden birisi olur ve Bursaspor hücumlarına yeni bir boyut kazandırır diyorum. Altidore, hala büyük bir potansiyeli olan, fizik anlamda çok güçlü ve kaliteli bir futbolcu. Bursaspor gibi bir takımda da fark yaratır, bundan eminim. Nunez'le falan kıyaslamayız bile, bunu söylemek lazım. Anlaşmanın detayları ise ne şekilde olacak göreceğiz.

Bir Takım Çok İyi Oynadı, Diğer Takım Çok Kötü


"Bir takım çok iyi oynadı, diğer takım çok kötü. Bir takım kazanmayı hak etti, diğeri yenilgiyi."

''Kariyerimde hiç 5-0'lık mağlubiyet almadım ancak yenilgiyi hak ettikten sonra skoru hazmetmek kolay oluyor.''

Hepimiz maçın ardından Mourinho'nun neler söyleyeceğini merak ediyorduk ama ondan beklenen açıklamalar gelmedi. Bu sefer egolarını biraz daha geri plana alarak, rakibi övmesini bilmiş, yenilgiyi kabullenmiş. Umarım hafta içinde hakemlerden girip, Barcelona'dan çıkmaz. Bazen susmak ve durumu kabullenmek en iyisi.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Barcelona'nın Oynadığı Futbolsa / Barcelona 5-0 Real Madrid

Mourinho'nun belirli bir oyun sistemi yoktur. Mesela Rijkaard gibi her gittiği takıma 4-3-3 gibi bir sistem aşılamaz. O takıma uygun bir sistem yaratır, hatta çoğu maçta da rakibi durdurma önceliğini ele alarak değişik sistemlerde denerdi. Geçtiğimiz sezonda da Barcelona'yı bu şekilde alt etmişti. Şimdi ise Real Madrid'sin sen büyük düşün mantığından mı yola çıktı bilmiyorum ama sezon başından bu yana oynadığı 4-2-3-1'i bozmadan, sakat Higuain'in yerine de Benzema'yı koyarak bu sezonki sisteminden ödün vermedi. Barcelona ise hep aynı, yıllardır işleyen kusursuz Total Futbol bu yıl biraz daha kudretli, David Villa hamlesi ile de geçtiğimiz sezondan kalan Ibrahimoviç izleri silinmiş durumda. Ayrıca geçen sezondan kalan Mourinho & Barcelona hesaplaşması derken de bütün Katalan halkını bu maç öncesinde farklı bir ruh hali bürümüştü ve ilk dakikalardan baskısını ortaya koyan Barcelona uzun yıllar unutulmayacak bir skora, daha da önemlisi futbola imza attı. Real Madrid'i tamamen durdurarak, rakibe pozisyon vermeyerek, bunun yanında pas manyağı yapıp futboldan tamamen ilişkisini kestirerek inanılmaz bir sonuca ulaştı. Hatta bu maçın imzası, ikinci yarı başlarken Mesut'un oyundan çıkıp Lass'ın oyuna girmesiydi. Yani Mourinho galibiyetten falan geçmiş, skor daha da büyümesin mantığıyla bir hamle yaptı gibi göründü ve bu da unutulmayacak bir durum oldu.

Yukarıda da dediğim gibi Mourinho, sen Real Madrid'sin büyük düşün mantığından mı yola çıktı ya da 4-2-3-1'ine mi çok güveniyordu bilmiyorum ama bu maçta rakibe özel hiçbir önlem almadığını gördük. Bu durumda da sistemlerin çatışması ortaya çıkacaktı ve daha baskın çıkan taraf elbette Barcelona oldu. Higuain'in yokluğunda aslında Lass mı oynar tartışmaları da yaşandı. Mourinho'dan böyle bir hamle beklerdim ama egolar devreye girdi ve Barcelona'ya özel bir önlem almadan çıkılan maçta hezimetle sonuçlandı. Barcelona savunması araya neredeyse araya atılan bütün toplara çare bulamadı. Messi, David Villa ve Pedro hücumda şovunu yaptı, özellikle de Messi nokta birkaç pası nakavt etkisi yarattı diyebilirim. Real Madrid ise bunun karşısında hücum edemedi, Mesut Özil'in oyun anlamında kitlenmesi Real Madrid adına kontağı kapattı. Bu durumda da Cristiano Ronaldo'nun özel yetenekleriyle devreye girmesi beklendi ama onun da sıfıra yakın futbolu ve Benzema'nın rakip savunma üzerinde etkisizliği böyle kısır bir Real Madrid'i yaratmış oldu. Bir de buna Mourinho'nun skoru koruma amaçlı diyebileceğim saçma hamleleri geldikçe de Barcelona iyice azıttı ve farklı skoru izledik.

Denilenler doğru, Barcelona'nın oynadığına futbol deniliyorsa bizim ülkemizde ya da Dünya üzerinde oynanan futbola farkı bir isim bulmak lazım. ABD'lilerin soccer'i misali. Kusursuz bir sistem, pas trafiği, hızlı hücumlar ve bunun gibi sayılabilecek birçok özellik bu bünye çatısı altında buluşmuş. Mourinho ise normalde başarıyla götürdüğü ve işe yaradığı egolarını bu tip maçlar öncesinde biraz törpülemeli. Geçen sezon bu takımı durdurmuştun ve Barcelona'nın kiliti senin elinde. Ama Real Madrid'in havasına fazla kapılıp, farklı bir duyguyla maça çıktığında neler olduğunu gördük. Kim olursanız olun, rakip Barcelona olduğunda fazlasıyla ödünler vermeniz gerekiyor.

Pires'in Dönüşü

İstese para için ABD veya Arap yarımadası seyahati yapabilirdi. Teklifler de vardı ama onun futbol hırsı 37 yaşında bile devam ediyor. Villarreal günlerinin ardından Aston Villa ile Premier Lig'e geri dönüşünü yaptı, üstelik Arsenal'e karşı. İşin ilginç olanı da, sezon başı hazırlık kampına katılmadan ve harhangi bir maça da çıkmadan Premier Lig gibi bir ortamda direk formasını kapabiliyor. Büyük bir profesyonellik örneği, kolay Pires olunmuyor.

El Clasico'ya Doğru

''Dünyanın en büyük derbisi'' tadında bir giriş yapmak istemem ama benim adıma heyecanı en yüksek derbi günü geldi çattı.

Bir tarafta futbolun son yıllardaki yüz akı Barcelona, bir tarafta futbolun dahi, deli ya da ne sıfatı yakıştırmak isterseniz Mourinho'sunun Real Madrid'i.

Son dört maçta Real'in hiç puan alamaması, Real Madrid'in o geçen derbi performansları gibi hiçbir etkenin artık geçerli olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum değerlendirmeye. Şayet böyle yapmasaydım Mourinho'nun yapısına haksızlık etmiş olurdum diye düşünüyorum. Her gittiği takımda, eskiden olmayan şeyleri bir nevi onlara armağan ederek ayrıldı oradan. İnter'in hasretlerini nasıl dindirip gözyaşları içinde oradan gittiğini henüz unutmadık. Bir takımın başında böyle bir adam varken, eskileri konuşmak, eskilerden destek almak çok büyük yanlış olur.

Barcelona cephesinde ise kendi sahalarında oynayacak olmalarının verdiği bir güven olacaktır. Mourinho diğer takımlarıyla Barcelona'yı elemeyi başardı ama Nou Camp'tan henüz galibiyet alabilmiş değil. Bu hem Real, hem kendisi için bir ilk olabilir ve Mourinho bunu çokca almak isteyecektir, bu stadın böyle de garip bir yönü olacak bugün. Takımın psikolojisinin, ruh halinin değişeceğini pek sanmıyorum. İlk haftalardaki garip bazı sonuçlardan sonra yine düzgün bir hava yakaladılar. Messi hala daha bildiğimiz Messi ve O'nun bir kaç dönemlik alevlenmeleri bile şu konuştuğum her şeyi silip atabilir.

İşin teknik kısmında Real Madrid'in savunma yapısı en çok merak ettiğim nokta aslında. Mourinho bu stada en son geldiğinde Barcelona'yı nasıl eledi, nasıl eleştriler aldı hatırlamayan yoktur sanırım. Bugün onları yapması bana çok uzak bir ihtimal olarak geliyor. İki ayaklı bir maçtı ve o skor alınması gerekiyordu, bence doğru olanı da yaptı. O gün yaptırdığı şey bizim takımların yaptığı gibi her adamın ayağını kırarcasına sert girmek değildi, her futbolcunun kendi görevleri dahilinde savunmayı kusursuz yapması sanatını izlemiştik. Bugün ise o sanattan ziyade işin ileri kısmını da düşüneceğine eminim. Evet her maç gibi rahat bir futbol olmayacaktır ama maçı izleyenler açısından ''zevksiz'' -çoğu kişinin tabiri buydu, bence zevkin ötesiydi- hale getireceğini sanmıyorum.

Barcelona açısından ise çok fazla bir şey söylemenin mümkün olmadığını bilmek beni mutlu ediyor. Onlar tam bir futbol makinesi ve onları izlemek gerçekten çok zevkli. O kadar zevkli ki ülkemizde onlardan başka takım izlemeyip, her örneği Barcelona üzerinden veren nadide spor yorumcularımız bile mevcut. Her zaman bildiğimiz, rakibi pasa boğarak, topu kontrol ederek oynadıkları sistemi devam ettirmeye çalışacaklardır.

Maç adına benim dileklerime gelirsek, ben büyük bir Messi hayranıyım ama desteklediğim takım küçüklüğümden beri sempati duyduğum Real Madrid olacaktır. Zidane, Raul, Ronaldo gibi, futbolu düşünürken aklıma ilk beş sırada gelecek adamların üçü buralardan gelip geçti diye belki, beyaz gözüme çok hoş geliyor diye belki, nedenini bilemiyorum ama dünya üzerinde en çok haz almadığım futbolcu olan C.Ronaldo'yu bile destekletecek kadar büyük benim içimdeki Real Madrid sempatisi. Bu yüzdendir ki Real Madrid kazansın istiyorum ama utanmadan da söylüyorum ; bütün maç boyunca gözüm sadece bir adamın üzerinde olacak.. Bu yaşlarda, bu kadar genç, bu kadar ulaşılamaz bir yeteneği izlediğim için bir kez daha futbolun ne kadar güzel olduğunu, O'nu izlemenin ne büyük bir zevk olduğunu anlayacağım. İşte bu zevki yansıtacak derecede güzel bir derbi olması dileğiyle..

Adamsın ...

''Galatasaray beklentileri büyük olan bir kulüp. Puan tablosunda oldugumuz yeri haketmedik ama şampiyon olmayı da haketmiyoruz zaten. Çok zor bir durumun içindeyiz. Ama bırakıp gidecek değiliz. Bu durumdan çıkartmanın yolunu bulmalıyız. Büyük kulüplerin büyük problemleri olur. Bu problemleri çözmek zorunda olan biziz. Gidecek bir yer yok. Savaşacağız !!!''

Bazı açıklamalar vardır, Mehmet Batdal'ın ya da Servet'in maç sonu söylemleri gibi. '' Aslında kadro kalitesi çok iyi ve biz bunu haketmiyoruz''. Ya da ''şanssızlık var üzerimizde, çıkışa geçmemiz yakın '' gibisinden. Ben futbolcunun gerçekçi olanını seviyorum, bu tip durumlarda yaşanan durumu direk olarak yüzlere vuracak. Lorik Cana sevgim, saygım belki blok okuyucularını sıkmış olabilir ama bu adam ne derse benim için yeni bir felsefe o an başlar. Cana'nın da dediği gibi şampiyon olmayı haketmiyoruz, çok sıradan bir Süper Lig takımından da daha da sıradan durumdayız. Bu yoldan çıkış ise savaşmaktan, mücadele etmekten geçiyor. En azından kalan dört maç için konuşalım bunları, sonrasında gerçekleşmesini umduğumuz revizyon gerçekleşir umarım. Stadı açan ben olacağım demek uğruna egosundan ödün vermeyen yönetim de gider, takımda işi olmayan futbolcularda. Cana gibi futbolcu sayımız arttıkça bizim sırtımız yere gelmez diyorum, umarım en doğru hamleler yapılacaktır.

Ayrıca bir alkış da futbolun iyi niyetlisi Neill'e. Nobre ile pozisyonunda Nobre'nin haksız yere sarı kart yememesi için çok uğraştı ama başaramadı. Olsun yine de, o iyi niyetini ortaya koydu. Maç için de Galatasaray adına konuşabileceğimiz iyi durumlar yarattıkları için Cana ve Neill'e teşekkür etmek lazım.

Mourinho'nun Kupa Koleksiyonu


Bunlar Mourinho'nun aldığı kupalar. Tabii bazı kupaları da ikişer kez aldığını atlamamak lazım. Şampiyonlar Ligi gibi. Şimdi Mourinho'yu da çok övüyorsun diyenler olacaktır ama bu blogun esas varolma sebeplerinden birisi de Mourinho'nun varlığı zaten. O olmazsa Sportif Cümleler ölür. Hatta benim de futbol sevgimin yüzde 30'u biter. Şaka bir yana gerçek anlamda bir kupa koleksiyoncusu ve başarı garantisi olan bir teknik adam. Sen Mourinho'yu takımının başına getirdiğinde bu adam birşeyler yapar, beni amacıma ulaştırır diyebiliyorsun. Porto'da önce Uefa, sonra ise Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak nasıl birşeydir? Büyüksün Mourinho...

Les' Adnans

Birgün belki hayattan, geçmişteki günlerden
Bir teselli ararsın, bak o zaman resmime
Gör akan o yaşları

Benden sana son kalan, bir küçük resim şimdi
Cevap veremez ama, ağlar yalnızlığına

Ve işte arda kalan, bir avuç anı şimdi
Koyup da bir başına, bırakıp gittin beni

Sen yalnız değilsin, biliyorum neredesin
Bu üzerdi beni, yaşasaydın ve görseydin

Birgün belki hayattan, geçmişteki günlerden
Bir teselli arasın, bak o zaman resmime

Not: Cem Baba'ya saygılarımla...

28 Kasım 2010 Pazar

Bir Devir Böyle Kapandı / Galatasaray 1-2 Beşiktaş

Ali Sami Yen Stadyumu... Ne büyük anılar var orada, müthiş mutluluklar da. En güzel anlarımızı o stadda yaşadık ve Avrupa'da dize getirmediğimiz takım kalmadı. UEFA Kupası'na giden, Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline giden süreçleri gördü o stad. Şampiyonlukları, kupaları falan hiç saymaya gerek yok. Acılarda elbette oldu, acısıyla tatlısıyla en güzel günler yaşandı ve bu stadyum son maçlarını yaşıyor. Beşiktaş maçı da Ali Sami Yen'de oynanan son derbi oldu ama hiçbir acı bu kadar mutsuz etmedi beni. Ali Sami Yen'e böylesine bir veda yakışmadı, mücadeleden uzak ve bu kadar aciz bir durum. Galatasaray'ın nereye gittiğini inanın bende kestiremiyorum, Hagi bir umut ve her zaman da öyle kalacak, Hagi'ye olan destek bitmez. Ama vadesini çoktan dolduran yönetim, yeni stadyum derken ortaya çıkardığı bazı şişkin egoları sayesinde takımı bu hale getirmiş durumda. Bugün Beşiktaş karşısında alınacak galibiyette aslında birşey değiştirmeyecekti, tek teselli Ali Sami Yen'e göndereceğimiz güzel bir selamdı ama bu da olmadı. Kadrodaki bazı isimlerler arasında bulunan zihniyet farkı, sahaya inanılmaz bir şok dalgası yayıyor. Takım içerisinde çok farklı frekanslar var ve bu kadro kalitesi de zaten bizi bir yere taşımayacak. Ben yine de maçın bazı detaylarını yazmaya çalışayım.

Ali Turan'la Başlayan Süreç

Hagi'nin de dediği gibi, bu takımın iyi bir 9 numarası yok. Baros tam olarak hazır olmadığı sürece de biz kaçan goller sonrasında kafaları duvarlara vurmaya devam edeceğiz. Maça hızlı başlamak ve ilk dakikalarda baskıyı rakibe hissettirmek zaten öncelikli felsefeydi. Yaptı da, maçın ilk bölümüne oldukça hızlı girdik ve bir anda Beşiktaş'ı etki altına aldık. Ama Ali Turan'ın son derece amatör hatası {Holosko'yu durduramayacağını bildiği halde onu zamanında düşürmemesi} bize pahalıya mal oldu. Yine de maçın 1-0'a gelmesi Galatasaray'ı oyun anlamında düşürmedi. İlk yarı boyunca Pino'nun bire birde etkisi, Elano'nun da paslarıyla hücumu organize etmesi derken iyi pozisyonlar bulduk, işte o anlarda 9 numarayı aradık aslında. Pino'nun son derece teknik futbolu ama gol vuruşunda ve tercihlerinde bir o kadar beceriksizliği. İlk yarıda Beşiktaş ise Holosko ile kontra atak denedi, orta sahada mücadele gösterdi ve diğer maçlarda olduğu gibi defansını orta sahaya yakın bir yerde kurmadı. Bu da onlara kontrolü ve zaman ilerledikçe maçın anahtarını vermiş oldu.

Schuster'in Ezberini Bozması

Maçın kilit noktası ise işte burada. Schuster bu sezon {ligde} ilk defa ezberini bozarak, kendi futbolundan öte rakibin futbolunu kabul etti. Hagi'nin bundan önceki maçlarda uyguladığı sistem gibi. Fark ise Schuster istediğini aldı, ne kadar eksik olurlarsa olsunlar kadro kalitesi ortaya çıktı. İbrahim Toraman ve Ersan Gülüm'lü stoper hattı çok fazla öne çıkmadılar, bu da Galatasaray'ın maç içerisinde çok fazla açık alan bulmasını engelledi. Maç öncesindeki düşünce Beşiktaş stoper hattının ön tarafta oynayacağı düşünülerek, Pino'ya inanılmaz alanlar kalacağı yönündeydi ama Pino ilk yarıda tekniğiyle ayakta kaldı. Ayrıca Hilbert ve İsmail Köybaşı da geçmiş maçlara oranla biraz daha defansif futbolu benimseyince Galatasaray'ın kısır hücum hattı iyice kısırlaştı ve orta sahasında Ernst, Guti gibi kaliteli ayakları olan Beşiktaş bir bölümden sonra maçı kopardı diyebiliriz. İlk yarı ile ikinci yarıdaki Beşiktaş arasında da inanılmaz farklar var aslında ama bu farkı yaratan da biraz Hagi'nin tercihleri oldu.

Hagi'nin Alışık Olduğumuz Yanlış Değişimleri

İkinci yarının başında 1-0 geride olduğumuzu düşünerek herkes Baros'un oyuna girmesini bekledi ama bu konuda Hagi eleştirilemez. Sonuçta hazır bir futbolcu değil ve ne durumda olduğunu biz bilmiyoruz. Bu yüzden Ali Turan'ı oyundan alıp Mehmet Batdal'ı oyuna sürmesi güzel. Sabri'yi de geriye çekerek o bölgeden Holosko'ya karşı hız anlamında güzel bir tedbir de almış oldu. Orta sahada da Ayhan ve Cana kaldı ama zaten olması gereken buydu. Yanlış ise aynı sistem üzerinden devam etmesi. Batdal'ı oyuna alınca, o ana kadar gol vuruşlarını bir yana bırakırsak Galatasaray'ın hücumdaki en önemli heyecanı olan Pino sağ kanada kitlenmiş oldu ve o andan sonra etkisi sıfırın altındaydı. Pino'nun doğru bölgesini bulup, onu bize kazandıran Hagi bu yanlışı yapmamalıydı. Pino sağ tarafta kitlenince de bütün yük Elano ve Kewell'ın üzerine kaldı ama Baros & Elano değişikliği de derken bütün yapı çökmüş oldu. Baros'un oyuna girmesi güzel ama hücum organizasyonlarını yapacak Elano oyundan çıkınca 72. dakikanın ardından Galatasaray'ın maçla ilişkisi kesildi diyebilirim. İşte o andan sonra Schuster'in yaptığı Necip hamlesi de Hagi'ye önemli bir ders olmalı. Beşiktaş oyunu bizim yarı sahamıza yıktı, Necip'in basit ve seri oyunu da Beşiktaş hücumlarını açtı, kontra imkanlar sağladı ve skor 2-0'a gelmiş oldu.

Malesef futbolcular arasında müthiş bir kalite & zihniyet farkı var ve bu durum ilerleyen dönem adına en büyük soru işaretimiz. Cana'nın mücadelesine bakıp, Ayhan'ın yavaş futbolunu görmek, Ali Turan ve Hakan Balta'nın olayla hiç alakalarının olmamasını görmek ama Neill'in o savaşı, Baros'un golden sonra topu alıp orta sahaya dikmesi, Kewell'ın maç 2-0 olduğunda bile hala bir çaba içerisinde olması ama bazı futbolcuların salladığı bayrak sallaması. Galatasaraylı garip duygular içerisinde desem yanlış olmaz. Ekledemeden geçmeyelim, maç sonunda Beşiktaşlı futbolcuların Galatasaray taraftarı tarafından alkışlandığı söyleniyor. Güzel hareket gibi görünebilir ama Beşiktaş taraftarının bu sezona damga vuran marşını çok terbiyesizce şekilde küfürlü bir konuma sokan ve kendi takımını bu küfürle bulandırmış Beşiktaş marşıyla motive etmeye çalışan da bir taraftar var. Bunu maç içerisinde gördük, çok yanlış hareket bunlar. Umarım yeni stadyum derken taraftar da kendi içerisinde zihniyet devrimini gerçekleştirir, yönetime hep beraber sallayalım kabul ama biraz da kendimize bakalım...

GALATASARAY: 1 - BEŞİKTAŞ: 2

Stat:
Ali Sami Yen

Hakemler:
Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun

Galatasaray:
Ufuk, Ali Turan (Dk. 46 Mehmet Batdal), Neill, Servet (Dk. 65 Barış), Hakan, Ayhan, Cana, Elano (Dk. 72 Baros), Sabri, Kewell, Pino

Beşiktaş:
Cenk, Hilbert, İbrahim Toraman, Ersan, İsmail, Tabata (Dk. 75 Necip), Guti (Dk. 90 2 Fink), Aurelio, Ernst, Holosko (Dk. 86 Ali), Nobre

Goller:
Dk. 8 Guti (Penaltıdan), Dk. 79 Nobre (Beşiktaş), Dk. 90 1 Kewell (Galatasaray)

Sarı Kartlar:
Dk. 25 Hilbert, Dk. 49 Nobre, Dk. 51 Holosko (Beşiktaş), Dk. 40 Sabri, Dk. 44 Cana, Dk. 72 Elano (Galatasaray)

Galatasaray - Beşiktaş / Anket Sonuçları

İçi boş bir derbi demiştim. İki takımın bulundukları konum itibariyle bu maç öncesinde fazla bir heyecan yok. Yine de adettendir diye maç anketini açmıştık. Gelen oyların yüzde 68'i Galatasaray kazanır diyor. Baros'un iyileşmesi taraftarı umutlandırmış olacak, son günlerde Galatasaray'a gelen oy oranı iyice artmış durumda. Beşiktaş kazanır yüzde 18, beraberlik ise yüzde 12 oy almış. Umarım güzel bir maç olur ve maç bittiğinde güzel bir futbol şöleni izledik diyebiliriz.

Gidiyorum, Hayır Sonuna Kadar Kalıyorum

Cristian adına yapılan en büyük eleştiri, asla ekstra oynamaması ve kağıt üzerinde ona çizilen mevkinin de dışına çıkmaması. Yani tipik bir ön liberoyum deyip, rakip orta sahaya geldiğinde presini yapar, o bölgede mücadele gösterir, çoğu zaman defansına da yardım eder ama asla orta sahanın ilerisine geçip bir ön alanda baskı, ön tarafta pres gücü ya da hücuma yardım gibi olgular içerisine girmezdi. Durum böyle olunca taraftarın gözünden düşmesi uzun sürmedi ve ligin devre arasında da takımdan ayrılmak istiyorum tarzında açıklamalar geldi. Son iki maça baktığımızda ise ezberleri bozmaya çalışan bir Cristian var. Bucaspor maçında hücuma katkı veren, rakip ceza sahası içerisine giren ve hücum zenginliği yaratan bir isim haline dönüşmüştü, İstanbul B.B maçındaysa ön alanda kurduğu baskı sonucunda takımına golü kazandırdı diyebilirim. Ayrıca da maçın genelinde çok da iyi bir futbolu vardı. Tam Fenerbahçe'nin ön libero ihtiyacı var denildiği dönemde {hala var} ezberleri bozması ve takımına istenen katkıyı sağlaması olumlu. Tabii bunun devamında da sözleşmemin sonuna kadar buradayım mesajını çaktı. 15 gün önce takımdan ayrılmak istiyorum derken, şimdi ise takımda kalmak istediğini söylüyor. Böyle oynamaya devam ederse takımda kalır ama Fenerbahçe istediği orta saha transferini yine yapar. Cristian da rotasyon içerisinde önemli bir parça olur, tabii bunu kabul ederse. Ben ilk 11 adamıyım deme ihtimali de fazla ama Emre Belözoğlu varken bu açıklamalar neden yoktu deriz kendisine.

İçi Boş Bir Derbi / Galatasaray - Beşiktaş

Galatasaray ve Beşiktaş'ın durumlarına baktığımızda tablo pek iç açıcı değil. Beşiktaş 6. Galatasaray ise 10. sırada ve kaybedenin işi zora girecek tarzında bir söylem yanlış olmaz. Gerçi bu sözü Beşiktaş için söylesek daha doğru. Galatasaray'ın dört puan önündeler ve kaybetmeleri durumunda da fark bire düşmüş olacak ama Trabzonspor ve Fenerbahçe'nin kazandığını düşünerek yaşanacak puan kaybının artık geri dönüşü olmaz. Galatasaray için ise kazanması durumunda bile pek bir çıkış umudu yok, bizim için şu saatten sonra önemli olan gelecek adına umutlanmak. Bir planlama içerisine girerek, sağlam adımlar atmak lazım. Bunun için de Beşiktaş maçının kazanılması, bir hava yakalanması ve bunun devamında özgüven kazanılması gerekiyor. Beşiktaş ise Galatasaray deplasmanında kazanarak zirve yarışında önemli bir mesaj vermiş olacak ama önemli eksikleri en büyük handikapları. Quaresma, Bobo gibi isimlerin olmaması son zamanlarda son vuruş anlamında sıkıntı yaşayan takım için büyük sıkıntı. Galatasaray cephesinde ise Baros'un dönüşü önemli ama son haftalarda yaşanan bir gol kısırlığı var ve Baros'un ne durumda döneceği de bunun adına büyük etken.

Schuster'in felsefesini bozacağını pek sanmıyorum. Fenerbahçe deplasmanında da oynarken rakibe özel herhangi bir önlemleri yoktu ve o hücumcu takım karşısında da özellikle ikinci yarıda sağlam durmuşlardı. Oysa savunma hattını önde kurmaları ve stoperlerinin süratli isimler olmaması geriye dönüşlerde büyük sıkıntı. Galatasaray'ın da bunu iyi değerlendirecek bir Pino gibi silahı var. Ama Baros'un döndüğünü düşünürsek ve Hagi'nin ısrar ettiği dokuz numara mesajı göz önüne alındığında Pino'yu kanatlara da çekebilir. Ya da bir sistem değişikliğine giderek çift santraforla da maça çıkabilir. Baros'un dönüşü taktik anlamında birçok varyasyon hakkını Galatasaray'a tanımış durumda ama Hagi'nin esas planı Beşiktaş'ın savunma kurgusu üzerine olacaktır. Elano'nun kullanacağı toplarda Pino veya Baros'u defansın arkasına sarkıtmak birinci öncelik.

Ayrıca Beşiktaş'ın kanatlarda da büyük sorun yaşadığını söyleyebiliriz. Gerçek anlamda bir sağ bekleri olduğunu söyleyemem ve Galatasaray'ın sol kanadında oynayacak Kewell veya Pino da bu avantajı lehine çevirebilir. Beşiktaş savunmasının geriye dönüşlerde sıkıntı yaşadığını tekrar söylemek lazım.

Beşiktaş'ın artısı ise güçlü orta sahası. Ernst'in ve Guti'nin bu maçta oynayacağını düşünerek, bu futbolcuların yanına ekleyebileceğimiz Necip Uysal'la beraber sistemlerinin en güçlü yönünü korumuş oluyorlar. Hücumda Quaresma ve Bobo gibi etkili isimlerin olmaması bu orta sahanın çıkaracağı etkili topların doğru kullanılamaması anlamında sıkıntı yaratabilir ama Holosko ve Galatasaray maçlarını çok seven Nobre'nin de ne olursa olsun etkili olabileceğini düşünüyorum. Çünkü Galatasaray savunması da çok iyi durumda değil, beklenmedik bireysel hataları izliyoruz.

Ayrıca şu durumu da eklemek gerekiyor. Galatasaray bundan önce oynadığı ve iyi not aldığı Fenerbahçe, Kayserispor ve Trabzonspor deplasmanlarında önceliğini rakibi durdurmak üzerine kurmuştu ve bunda bir nebze başarılı oldu diyebilirim. Rakiplerine fazla şans tanımadan, oldukça da iyi bir mücadele örneği gösterdi. Şimdi ise işler değişik, çünkü Beşiktaş bizden daha iyi durumda değil. Bu yüzden Galatasaray adına kazanmaktan başka bir yol yok ve Hagi'nin de öncelikli düşüncesi hücum olacak. Bundan önce kazanmak için oynadığımız Antalyaspor maçında ikinci yarıda yaşanan sıkıntılar, Manisaspor karşısında gösterilen sıfır etki kafalarda soru işareti yaratıyor. Galatasaray'ın en büyük sorunu gol bulmak ve bunu da aşmanın tek yolu Baros. Bu yüzden Baros'un ne ölçüde dönmüş olacağı bizim adımıza kader noktası. Beşiktaş cephesinde ise kaliteli orta saha hatlarının oyunun iki yönünde göstereceği etki çok önemli. Ya da bir sürpriz isim sahneye çıkabilir. Mesela Fatih Tekke gibi. Bizler Nobre oynar diyoruz ama Fatih Tekke sürprizi de bir anda dengeleri bozabilir. Fatih Tekke bu tip büyük maçları oynamasını bilen ve daima da iyi işler çıkarmış, tecrübeli bir futbolcu.

Umut Işığı

Derbi totemim Kewell'la devam etsin. Gerçi ilk totemde Baros ve Kewell üzerineydi. İlginç bir gülüşü var bu adamın, sinerjisi çok farklı. En umutsuz zamanda bile insanın yüzünde bir tebessüm ve umut ışığı doğmuş oluyor. Beşiktaş maçında da en çok güvendiğim isim olacak.

Sahne Mourinho'nun ''Macera Devam Ediyor''

''Barcelona herşeyi kazandı ama hiçbir zaman Real Madrid'in stadı Santiago Bernabeu'da bir Şampiyonlar Ligi finali kazanamadı ve kimbilir 30-40 yıl bu fısatı bir daha yakalayamayacak.''

Son Uefa Finalinin Şükrü Saraçoğlu'nda oynanacak olması da bizim için büyük bir hayaldi. Düşünün oradan kazandığınız bir Uefa Kupası size nasıl bir duygu kazandıracaktı. Olmadı ama, kötü futbol yönetimi bizi o finalden oldukça uzaklara itmişti. O Hamburg maçını hiçbirimiz unutamaz ve aynı duygular Barcelona için de geçerli. Santiago Bernabeu'da kazanılacak Şampiyonlar Ligi Kupasının neler getireceğini konuşmaya bile gerek yok, Barcelona adına binyılın olayı olacaktı ama Mourinho çıktı ve bu rüyayı sonlandırdı. Galatasaray'ın bir avantajı var, o anları yüzümüze vuran birisi yok. Barcelona ise şanssız, bunu sürekli hatırlayacak bir Jose Mourinho var. Bir de pazartesi günü maçı Real Madrid kazanacak olursa neler diyeceğini tahmin bile edemiyorum.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Bırak ve Bizi de Kurtar

Tevez'i severim, çok da beğendiğim bir futbolcudur. İlginçte bir fiziği var. Boyu kısa, görünüşte de oldukça kalıplı ama bunların aksine bir forvette arayabileceğiniz bütün özellikleri bünyesinde toplamış. Tek eksiği ise güçlü olmayan karakteri, zaten bu yüzden elitlerin şahı denilen bölümde ismi anılmıyor. Sürekli de ilginç açıklamalarıyla gündeme gelmekten de sıkılmıyor. Son zamanlarda gerçekleştirdiği bombaları ise futboldan sıkıldım, artık bırakıyorum, futbol ilgimi çekmiyor, Milli Takım'ı bırakmak istiyorum, bu tempo beni bitirdi tarzında söylemleri. Çok genç yaşlarda futbol piyasasına atıldı ve çok uzun yıllardır Premier Lig'de forma giyiyor kabul ama 26 yaşındaki bir futbolcunun şimdilerde bu tarzda açıklamalar yapması da oldukça ilginç. Aklıma nedense Lincon geldi. O da Galatasaray'a geldiğinde 4 yıllık sözleşmem bittiğinde futbolu bırakacağım diyordu ama o 4 yıl geçmesine rağmen hala futbolun içerisinde. Tevez de böyle olacak, 33 yaşına geldiğinde de bu tarz açıklamalarını duyacağız ama kendisi hala futbolcu olarak kalacak. Manchester City'e geçişinde dünyaları kazandı ve kazanmaya da devam ediyor. Ayrıca takımının da lideri durumunda ve kaptanlığı bile ona verdiler. Bu da Mancini'nin ona duyduğu güvenin göstergesi ama Tevez mi kendine güvenmiyor bilmiyorum. Ayrıca Arjantin'deki Fuerte Apache mahallesindeki yaşamını özlediğini söyleyen Tevez, sadece babasının istemesi halinde Boca Juniors'ta forma giyebileceğini söyledi. Burada da biraz Robinho kokusu var diyorum, malesef bazı yetenekler böyle.

Romanyalı Değil, Portekizli Cadu

Hagi'nin gelişi zaten bu tip haberlerin çıkacağının işaretiydi. Rumen futbolcular, Romanya Ligi ve Balkanlar artık Galatasaray'ın radarı altında ve ligin devre arasında yapılacak transferler içerisinde de bu saydığım unsurlar esas alınacak. Bu saatten sonra büyük bonservisler, yıldız futbolcular devri yerine mücadeleci, savaşan, takım oyuncuları devri başlıyor diyebilirim. Tabii bu transferler ne ölçüde tutar, başarı gelir mi bilemiyorum ama Hagi'nin bu konuda mutlaka iyi bir planlaması vardır diyelim. Bu aralar gündeme gelen isim ise Cluj forması giyen Cadu. Kendisi şu ana kadar Cluj formasını 102 kere giydi ve 11 de golü var. Stoper olmasına rağmen gol konusunda da kendini hatırlatan bir futbolcu. Ama şunu atlamamak lazım. Futbolcu Portekizli. Hatırlarsınız, Bilica da uzun süre Rumen futbolcu diye ülkemizde anılmıştı. Romanya Ligi'nden gelmenin dezavantjı olsa gerek ama Fenerbahçe'ye geçtiğinde hatırlandı Brezilyalı olduğu.

Cluj'un 2006 yılında başlattığı yabancı akınının ürünlerinden birisiydi Cadu ve istikrarlı şekilde de dört yıldır bu formayı giyiyor. Ayrıca futbolcu 1.82 boyunda ve bu boy stoper için ideal midir soru işareti. Haberlerde ise yeni Meira şeklinde yer almasına rağmen tarz olarak daha çok eski Fenerbahçeli Luciano'yu andırıyor diyebilirim. Top tekniği iyi, oyunu iyi okuyan, bir stopere göre tekniği ortalama üstü olan, tandem konusunda oldukça başarılı bir stoper. 28 yaşında ve bir defans oyuncusu için de olgunluğa ulaşma dönemine geçiş yaptığı zamanlarda. Neill ile de iyi bir ikili oluşturacağını düşünüyorum ama bazı haberlerde Neill'in sağ beke kaydırılacağı konusunda da haberler var. Bu durumda ise Servet Çetin'den vazgeçilmesi söz konusu olmaz. Benim fikrim sağ beke de sağlam bir futbolcu transfer etmek ve Neill'in yerini bozmamak yönünde. Çünkü Hagi'nin Sabri'yi bu saatten sonra sağ bek olarak kullanacağını düşünmüyorum. Bu yüzden iyi bir sağ bek ve stoperle defanstaki bazı sorunlara çözüm bulunabilir. Cadu da bu açıdan fena bir transfer olarak görünmüyor. Bakalım bu transferin olurluğu ne ölçüde olacak ve bu tip haberler ne ölçüde çıkmaya devam edecek.

Kewell & Baros










''Milan Baros’la aramızda hangimizin takıma daha çok puan kazandıracağına dair tatlı bir rekabet var. Baros, birkaç gol daha önümde yer aldığından şu anda daha avantajlı konumda. Aramızdaki bu tatlı rekabetin haricinde sizin attığınız golle takımınızın galip gelmesi çok güzel bir duygu, takıma bir üç puan kazandırmış oluyorsunuz. Mesela bir penaltı olduğunda, oraya gelene kadar oyunun hangi evrelerden geçtiği önemli. Takımın hazırladığı bir pozisyonun ardından siz bir gol atıyorsunuz. Profesyonel bir futbolcunun golü atsa bile arkasında bir takım çalışması olduğunu, attığı golün takım çalışmasının ürünü olduğunu unutmaması gerekiyor. Onun haricinde attığınız golle gelen 3 puan size farklı bir mutluluk verebiliyor.''

Şu an Galatasaray formasını giyen en sevdiğim iki adam, hatta bunu genele vurduğumuzda da benim için yerleri çok farklı. Biri ruh, diğeri mücadele. Bundan 10 yıl sonra Galatasaraylı yerliler ve yabancılar arasında şöhretler maçı düzenlense, açılacak oylamada en yüksek oyu alacak iki futbolcu. Totemse bu da benim totemim olsun, bu ikilinin beraber bulabildiğim bütün fotoğraflarını ekliyorum. Umarım sakatlıktan uzak bir dönem bizleri bekler. Bu ikilinin aynı anda sahada olmasını, onları beraber izlemeyi çok özledim...

Ne Kadar Değerli Olduğunun Kendisi Farkında Değil

Dün Eskişehirspor adına harika bir geri dönüş izledik. Aslında tam da bir geri dönüş denemez. Maç boyunca üstünlük kuran, rakip kaleyi abluka altına alan ama ilk yarıda bitirici santrafordan öte, rakip savunmanın dengesini bozan santrafor ihtiyacını fazlasıyla hissettiler. Tabii bu arada da Mehmet Güven'in muhteşem golüyle yenik duruma düştüler ama futbol anlamında çok doğru işler yapıyorlardı. Ben de o arada twitterda Batuhan Karadeniz oyuna girmeli, oyuna girerse dengeler değişir tarzında mesajlar yazıyordum ve Batuhan'ın ikinci yarıda oyuna girdiğinde yarattığı farkı gördük. Eskişehirspor'un aradığı rakip savunma üzerinde hakimiyet kuracak, top saklayacak ve mücadele edecek bir santrafordu. Orta karar bir ismin de yararlı olacağını düşünüyordum ama bu maçta Batuhan'ın yetenek repertuarından bölümler izledik. Bu da fark yaratmasını ve ibrenin iyiden iyiye Eskişehirspor'a dönmesini sağladı. Zaten tek kale oynayan takım, bu sefer daha etkili pozisyonlar üretti. Daha önemlisi topu sürekli ayaklarında tuttuklarından Manisaspor'a kontra imkanı tanımadılar. Isaac ve Simpson etkili olamadığında zaten Manisaspor'un kolu kanadı kırılıyor. Makukula'yı da kanatlardan getirdiğin toplarla buluşturamadığında hücumda etkinliğin tamamen bitiyor diyebilirim. Benim adıma maçın adamı Batuhan oldu, maçın kırılma anı yine Batuhan'un oyuna girmesi oldu. Ülkemiz şartlarını göz önüne alırsak çok değerli bir futbolcu, kafasını futbola verdiğinde çok etkili. Ama sorun şu, kendi bunu bilmiyor. Ne kadar değerli bir isim olduğunun farkında değil, zaten sorun buradan kaynaklı. Sporda eğitimin önemini Batuhan'ı gördükçe anlıyorum, insanın okuması daha önemlisi kendini karakter anlamında geliştirmesi en önemli durum.

Para Mı, Futbol Aşkı Mı Ağır Basacak?


Henry ve Marquez New York'da iyi bir ikili oldular. Gerçi oralarda takımın başarısının falan fazla bir önemi yoktur, onlar için büyük yıldızları takımlarında görmek öncelik. Bunu Beckham'dan biliyorum diyebilirim. Sadece orada Donovan gibi gerçek futbol emekçilerine acırım diyebilirim. Malesef bizim futbol ABD'de fazla sevilmiyor ve bu sporun sevilmesi adına da uygulanan politika yanlış. Bu arada Beckham'ın da Ronaldinho'yu Los Angeles Galaxy'a çağırdığını biliyoruz. Ronaldinho ise tekrar Milli Takımına döndü ve 2014 Dünya Kupası'nın şerbetini içmiş durumda. Bu saatten sonra onu Avrupa'dan kimse ayıramaz ama istediği yıllık ücrete de Milan'da tutunması zor. Özellikle de Ronaldinho'nun alternatifleri yaratılmış durumdayken, çünkü Milan'ın da bankosu değil. Bana kalsa gözüm kapalı kadroya yazarım ama Robinho'nun ardından böyle bir durum oluştu. Bakalım yaz döneminde para mı futbol aşkı mı daha ağır basacak?

26 Kasım 2010 Cuma

O da Geldi Geçti / Stjepan Tomas

Türkiye'ye ilk adımını attığı dönem Luciano ile iyi bir ikili olmuşlardı ve Fenerbahçe'nin 2003/2004 sezonunda gelen şampiyonluğunda da Tomas'ın payı büyüktü. Kiralık olarak transfer olduğunu düşündüğümüzde de Fenerbahçe'nin bu futbolcuyu kadroya katması daha muhtemel gibi duruyordu ama sorunlu bir ayrılık geçirdi. Bir maçta oyundan çıkarken formasını yere attığı için bir anda aforoz edildi ve belki de onun intikamı olacak Galatasaray'a transferi gerçekleşti. Fenerbahçe forması giymiş bir futbolcunun sonraki sezonda Galatasaray formasını giymesi kafalarda soru işareti yaratabilir. Mesela aynı durumu bu yıl Caner Erkin için yaşadık ama Caner'in çocukluktan gelen durumu zaten biliniyordu. Tomas ise bir yabancı futbolcu ve olaya daha profesyonel bakması muhtemel olacaktı. Bu yüzden de Galatasaray, sezonun başlamasına sayılı günler kala Tomas'ın bonservisini alarak transferini gerçekleşti. Bundan sonraki geçecek yıllarda ise Tomas'ı Fenerbahçe'de de forma giymişti söyleminden ziyade, Galatasaraylı olarak tanıyacaktık. Çünkü Galatasaray forması altında geçirdiği üç sezon geçirdi ve Song'la da zihinlerde yer edinen iyi bir ikili olmayı başarmıştı.

Tomas'ın transferi aslında ilk etapta kafalarda soru işareti yarattı. Fenerbahçe forması giymiş bir futbolcu neden transfer edildi düşüncesi oluşmadı değil ama o zamanlar büyüyen Petre öfkesi böylesine bir transfere zemin hazırlamış oldu. Ligin ilk maçında Hagi'nin Petre'yi Song'un partneri olarak kullandığını gördük, hatta böyle bir tepki gelmese Petre ilerleyen dönem için de düşünülebilirdi ama bir öncesi sezon Rumen oyunculardan ağzı yanan Galatasaray, Petre'yi bir şekilde takımdan göndermeyi başardı. Petre'nin ardından ise Tomas'ın ilk 11'e yerleşmesi o sezon gelen iyi futbolda, Türkiye Kupası'nı kazanan süreçte önemli bir etken olmuştu. Song ile beraber müthiş bir uyum gösterdiler ve ligimizin bir dönem en iyi stoper hattı oldular diyebilirim.

Gerets döneminde ise daha hücumcu bir Galatasaray vardı. Maçlara tek ön libero Saidou ile başlıyorduk. Bu da hücum anlamında önemli bir yarar getiriyordu ama orta sahanın mücadele gücünün azaltılması savunmanın yükünü de oldukça arttırdı. İşte o dönemde Song & Tomas gibi bir ikili yakalamamış olsaydık rekor puanla gelen şampiyonluğu konuşmuyor olurduk. O yıl gelen şampiyonlukta psikolojik etmenlerin yarattığı birlik, beraberlik gibi unsurların yanında iyi bir takım yaratılmasının da payı büyüktü. Bir sonraki sezonda ise yaşanan düşüş içerisinde Tomas'ın da yavaştan gözden düşmeye başladığını gördük. Nitekim Kalli göreve geldiğinde ilk icraatlarından birisi Tomas'ı takımdan göndermek olacaktı. Tomas'ın yolu Galatasaray'dan sonra Rubin Kazan'a düştü ve burada bir sezon oynadıktan sonra geçtiğimiz yıl Gaziantepspor'da, bu yıl ise Bucaspor'da forma giydi. Şimdi ise Bucaspor'la da ligin ilk yarısı bile bitmeden yollar ayrılmış durumda. Bu kararda ise Tomas'ın futbolu bırakma düşüncesinden falan bahsediliyor ama gelecek neler gösterecek bilemiyoruz. Ben Tomas'ı iyi hatırlayacağım, üç sezon içerisinde takıma verdiği katkı gayet pozitifti.

Futbolcudan Öte Sanatçı

Bana göre hala Dünya'nın en büyük futbolcusu, Ronaldinho futbolu bıraktım diyene kadar da benim için bu asla değişmeyecek. Attığı çalımdan öte, gösterdiği futbol zekası muazzam. Bu hareketi yapan adama futbolu demekten öte sanatçı demek isterim.

Yönetimi Kim Kadro Dışı Bırakacak / SC Ritüeli #11

Manisaspor karşısında alınan skoru ve oluşan tabloyu bayramdı, benim Samsun'da olmamdı derken ritüele dökemedik. Tabii bir de Misimovic olayı var. İşin özü o aslında, Hagi kiralık futbolcu istemiyorum mesajının ardında Misimovic'i gizliyormuş ama biz bu açıklamayı başka yerlere yorduğumuzdan sınavda çıkan soru çalışmadığımız yerden gelmiş oldu. Bu haftaki ritüelin ana teması da Misimovic üzerine kurulu. Ayrıca Kayserispor deplasmanında oynanan futbol gelecek adına kafalarda iyi bir izlenim yarattı diyebilirim. Sahaya çıkan kadro, ligin en iyi savunma takımı karşısında bulunan pozisyonlar ve gösterilen mücadele gayet iyiydi ama Hagi'nin yanlış değişimleri ve takımın enkaz halinin hala kendini belli etmesi istenen skoru getirmedi. Şimdi ise önümüzde oynanacak bir Beşiktaş derbisi var. Üstelik sakatlarımız dönüyor, bunun aksine Beşiktaş'ın en önemli parçaları bu maçta olmayacak. Mutlaka galibiyet gelmeli diyorum ve bir sonraki gün oynanacak El Clasico'yu da kafalarda düşünceler oluşmadan izlemek hepimizin dileği. Sanırım ritüel vakti geldi...

Yoldan çevirdiğimiz Galatasaray taraftarlarına ya da futbolu gerçekten seviyorum diyen insanlara, Galatasaray'ın kurtuluşu sizce nasıl gerçekleşir tarzında bir soru sorsak cevapların yüzde 99'u bazı futbolcuların takımla ilişkisinin kesilmesi lazım şeklinde olur. Bu futbolcular arasında da Mustafa Sarp'tan, Servet Çetin'e, Ayhan Akman'a kadar çoğu futbolcu girer. Yine yüzdelik hesaba vurursak yüzde 5'lik dilim bile Misimovic gitsin demezdi ama Hagi'nin ilk icraatı Misimovic'in biletini kesmek oldu. Önce kiralık futbolcu istemiyorum dedi ve biz bu söylemi devre arasında kiralık futbolcu transferi yapmayacak ya da Insua'nın işi bitti tarzında yorumladık ama Hagi'nin anlatmak istediği futbolcunun kendi kafasında kurduğu kiralık zihniyeti olmuş. Yani parama bakarım, burada biraz takılırım ve abbas yolcu olurum mantığı. Sen neler düşünüyorsun bu konu hakkında? Hagi doğru bir karar mı verdi ve Misimovic harekatı için büyük öncü bir şok diyebilir miyiz?


Atilla Çelik: Sorunun ana kaynağı Misimoviç midir? Hiç sanmıyorum. Sorunun asıl kaynağına inilmediği sürece on tane Misimoviç’i kadro dışı bıraksanız dahi çözüm üretemezsiniz. Sonuçta Misimoviç gibi bir oyuncuyu bulup getiren yönetimdir. Onunla ilgili garip bir sözleşmeye imza atan yine yönetimdir. Misimoviç burada önemsiz bir özne, sembolik bir figür. Misimoviç’e gelene kadar kapı gösterilmesi gereken çok oyuncu var. Nerede kaldı, Misimoviç bu takımda en iyi anlaşabileceği oyuncularla aynı zeminde top oynayamamış, Arda’nın yokluğunda uzun zaman asıl mevkisinin dışında oynamıştır. Asıl önemli olan, eğer Misimoviç bir isteksizlik göstermişse, neden göstermiştir, bu soruyu sorabilmek ve cevaplandırabilmektir. Futbolcuya dayalı düzeni görmek istemeyip sürekli teknik direktörün kellesini alan yönetimi kim kadro dışı bırakacaktır? Bence asıl sorulması gereken soru bu.

Manisaspor maçında rakip kaleye şut atmaktan bile aciz olan bir Galatasaray vardı. Kayserispor maçında {rakibin bu ligin en kaliteli savunma anlayışına ve en az gol yiyen takımı olduğunu söylemek lazım} pozisyonlar bulan, mücadele anlamında iyi sinyaller veren ve bir büyük maçı daha kaybetmeyen bir Galatasaray izledik. Hagi, bu enkaz ortamında büyük maçları kaybetmeyerek önemli bir mesaj veriyor ama belli başlı sıkıntıları da es geçmemek lazım. Gol yollarında kısırız, son maçlarda golümüz yok, ikinci yarılarda oyundan düşüyoruz. Sen Kayserispor deplasmanını nasıl değerlendiriyorsun? Oynanan futbol ve alınan skor ilerisi için umut verici mi?


Atilla Çelik: Hagi geldiğinden beri Galatasaray sadece Manisaspor maçında gerçekten kötü oynamıştı. Manisa maçı haricindeki tüm maçları da kazanabilirdi. En azından, kazanabileceği bir oyun oynamıştı. O yüzden salt Kayserispor maçına bakarak umut verici bir durumdan söz etmek gereksiz. Manisa maçı haricinde Hagi yönetiminde fena maçlar çıkarmamıştı takım. Gol yollarındaki kısırlığın nedenini ise tüm cümle alem biliyor zaten. Galatasaray’ın belki de en iyi iki oyuncusu sayılabilecek Arda ve Baros olmayınca, bu duruma şaşmamak lazım. Geçen sezonu aklımıza getirirsek Baros ne zaman olmamışsa, Galatasaray gol atmakta oldukça zorlanmıştı. Aynı durum hala devam ediyor. Bu kısırlığa sebep olan asıl etken ise yönetimden başkası değildir. Ne yapıp ne edip, Baros’un yokluğunda kullanabileceği etkili bir santrforu kadroya dahil etmeliydiler.

Takımın ikinci yarı oyundan düşmesi de çok doğal. Çünkü Galatasaray uzun zamandır çok farklı çalıştırıldı. Rijkaard ve ekibinin, koşmak ve mücadele etmek üzerine değil, rakibi koşturmaya yönelik bir sistem anlayışı ve buna ilişkin olarak ortaya koydukları antrenman sistemi vardı. Gerçi pas futbolunun en önemli öznelerinden biri hız futboludur ve hız futbolu da kondisyona bakar. Takımın yeterli kondisyona sahip olmadığını futbol ile ilgilenen herkes biliyor. Futbolcu biraz da kendine bakacak ve gerekirse antrenmanlardan sonra özel çalışacak.

Hafta sonunda içi boşalmış bir derbi oynayacağız. İçi boşalmış derken her iki takımın da sürekli eleştirildiği, puan tablosunda gerilerde kaldığı ve futbol anlamında umut vermedikleri söz konusu. Ayrıca Beşiktaş cephesinde Quaresma ve Bobo'nun oynamayacağı açıklandı. Yani Beşiktaş'ın en sevmediği üçlü olan Holosko, Nobre ve Tabata'nın sahada olması muhtemel. Bir de bunlara son haftaların parlayan ismi Ersan Gülüm'ün eklenme ihtimali var ve bu durumda da Zapo & Toraman stoper hattı karşımıza çıkıyor. Galatasaray için ise Arda ve Baros'un geri dönüş yaptığını söylemek lazım. Nasıl bir derbi bekliyorsun? Yukarıda dediğim gibi gerçekten içi boşalmış bir derbi mi olacak ve maç hakkındaki ön analizin nedir?


Atilla Çelik: Her şeyden önce kesinlikle zevkli bir karşılaşma olacağını düşünüyorum. En azından iki takımın da kaybedecek fazla bir şeyi yok. Şampiyonluk potasından yeterince uzaklaştılar. Fakat Beşiktaş için durumun daha kritik olduğunu söylemek lazım. Beşiktaş’ın şampiyonluk potasından tamamen uzaklaşmamak için galibiyete daha fazla ihtiyacı var. Eğer kaybederse şampiyonluğa şimdiden bir nevi elveda demek zorunda kalacaklar.

An itibariyle Arda ve Baros dönerse takım üzerinde çok fazla etki yaratmasını pek beklemiyorum. Uzun zamandır oynamayan bu iki oyuncunun bir anda büyük katkıda bulunacaklarını düşünmüyorum. Baros’un Ali Sami Yen’de oynanan Beşiktaş maçlarını boş geçmediğini biliyoruz. Bu sihirli durumdan bir medet umulabilir belki.

Bu maçın favorisi olarak Galatasaray’ı görüyorum. Uzun zamandır Ali Sami Yen’de rakibine önemli bir üstünlük kurmuş durumda. Schuster bilindik oyun düzenini Galatasaray’a karşı oynamaya devam etmek isterse işleri daha zor olacak gibime geliyor. Özellikle defans kurgusunu ileride kurmaları durumunda Pino’nun çok etkili olabileceğini ve Galatasaray’ın bu zafiyetten fazlasıyla yararlanmak isteyeceğini düşünüyorum.

Gol krallığı yarışına baktığımızda Alex 9, Niang 8 ve Semih 7 golde. Galatasaray ise takım olarak 14 gol atabilmiş. Sanırım bu tablo belli başlı sorunları ortaya koyuyor. Galatasaray'ın santrfor sıkıntısı diye bir yazı dizisi yazsak, cilt cilt ansiklopedi çıkaracağımız kesin ama şöyle bir görüş ortaya çıkmış durumda. Herşey Nonda'nın takımdan gönderilmesiyle başladı, biz o zamanlar Jo sarhoşluğuna kapıldığımızda belli başlı sorunları unutmuş gibiydik. Gerçekten Nonda'nın ahı mı bu yoksa bir beceriksiz zihniyet tablosu mu?

Atilla Çelik: Kesinlikle yönetimin beceriksizliğidir. İnsanoğlu geçmiş yaşananlardan dersler çıkarmalıdır. En azından tarih ve geçmişin en önemli fonksiyonu budur. Bir yaşanmışlık söz konusudur ve bu yaşanmışlıklardan, acılardan, kederlerden ileriye yönelik olarak dersler çıkarırsınız. Bu acılar sizi pişirir, deneyim kazandırır ve ileride hata payınızı en aza indirir. Geçen yıl salt Baros’tan uzak olmanın bile takımı ne kadar etkilediğini biliyoruz. Baros’un yerine kimi koyduysanız yine de sıkıntılar yaşamıştınız. Baros’un olmadığı dönemlerde Nonda oynuyordu ama uzun zaman gol bile atamamıştı. Nonda özellikle Baros’un rakip savunmayı dağıttığı ve yorduğu anlardan sonra oyuna dahil olarak bitirici vuruşları yapmıştı. Geçen yıl Baros yok diye bu takımın neler çektiği ortadaydı. Bir sezon boyunca kesintisiz oynayabileceğini kimse garanti edemezdi. Onun yokluğundaysa an itibariyle Mehmet Batdal’ın yeterli olacağı söylenemezdi. Böyle bir noktada Baros kalitesinde bir santrfor almayı düşünmeyen zihniyetin sorgulanması gereklidir.

Mesela bazı maçlara bakıyorsunuz. Daha doğrusu son oynanan tüm maçlara bakın. Sahada gerçek bir santrfor var mı? Sahaya çıkan 11 içerisinde hücuma yönelik üç oyuncu vardı: Misimoviç, Elano ve Pino.. Sonradan bunlara Kewell katıldı ama Misimoviç bir tarafa atıldı. Yani nereden bakarsanız bakın koskoca Galatasaray Futbol Takımı’nda bilmem kaç maçtır sahaya hücuma yönelik üç oyuncu çıkarabiliyorsunuz ve bunların arasında bir tane bile santrfor yok. Mehmet Batdal’ı bu listeye alma gereği duymuyorum. Uzun süre sakattı ve sakatlıktan dönse bile kimse ondan Baros etkisi beklemez.

Hani, Baros sakat olsa bile bunun üstesinden bir türlü gelebilirdiniz. Onun yerine Pino, Kewell’ı koyarak gol kısırlığını bir nebze çözmeye çalışabilirdiniz. Ama tek bir koşulla. Eğer takım olabilirseniz! Galatasaray bir takım değil. Uzun zamandır takım olmayı başaramadı. Takım olmayı başaramamış oyuncular topluluğunu bir arada tutmaya çalışan şey bireysel becerisi olan yeteneklerdir. Arda gibi.. Baros gibi.. Takım olamamış bir futbol kulübü, bu denli önemli iki isimden de mahrum kalınca, ortaya gol atma konusunda kısır bir takım çıkıyor. Galatasaray bir takım olabilseydi, bir çok şey doğru uygulansaydı bir iki oyuncunun eksikliği aranmazdı bile..

Mourinho sözleriyle yine şovuna başladı. Guardiola'dan giriyor, Barcelona'dan çıkıyor, dövüyor mu seviyor mu anlaşılmıyor. Önce Guardiola müthiş bir teknik adam diyor ama sonrasında onu başka takımlarda da görmek isteriz diyor. Geçtiğimiz günlerde de yine Guardiola müthiş bir teknik adam, ben olsam 50 yıllık sözleşme imzalardım diyor ve devamında da Guardiola'nın son 20 yıldaki kariyeri ortada diyor ama Guardiola sadece 3 yıldır Barcelona'nın başında. El Clasico öncesinde senin görüşlerin neler, nasıl bir maç bizleri bekliyor ve bu maçlarda hangi takımı tutarsın?


Atilla Çelik: Jose’den uzun uzun bahsetmeye gerek yok. Müthiş bir karizma, müthiş bir futbol ve taktik bilgisi ama bir o kadar da insanları uyuz edici, doruklarda dolanan bir narsisizm. Bu herifin narsistliğini hiç sevmesem de çok sevdiğim ve takdir ettiğim bir yönü var. Oyuncularını ve takımını kurda, kuşa yem etmiyor. Jose içinde yer aldığı takım için bir paratoner. Tüm kötü elektrikleri, şokları, sorunları kendi üzerine çekiyor. Tüm şimşekler onun üzerinde. Takım ve oyuncular sadece işlerine bakıyorlar. Onlara bir rahatlık sunuyor Jose paratonerliğiyle. Jose ön planda rakiplerini delirtirken ve psikolojik olarak bozuma uğratırken, oyuncuları arka planda işlerini yapıyor. Hem de rahat bir şekilde. Üzerlerinde fazla bir baskı olmadan.

Jose büyük bir hoca. Çok etkili bir hoca. Ama Barca karşısında, hele bir de Camp Nou’da tutunabilmek oldukça zor. Barca gibi bir takıma karşı oldukça açık oynamak söz konusu bile değil. Jose’nin takım savunması konusunda ne kadar müthiş bir taktisyen olduğunu bilmeyen yok. Real Madrid kontrollü oynayarak ve takım savunmasını sağlıklı işleterek başarılı bir sonuç çıkartabilir oradan.

Real Madrid’e pozitif gözlerle baktığım söylenemez. Barca sempatizanı olduğum için tabii ki Barca’yı tutacağım. Oldukça zevkli bir karşılaşma olacağını umuyorum. Sonu Barca’nın mutluluğuyla bitecek olan..

Hagi ''Nostalji''


Biraz Hagi nostalji yapalım dedik ve gezinirken bu fotoğraflara rastladım. Çıkartma albümü için Brescia formasıyla verdiği poz ve S.Bükreş günlerinden güzel bir kare.

Taraftarın Her Kötü Sonuçtan Sonraki ''Keita'' Sesleri

Galatasaray'ın her mağlubiyetinden sonra duyulan Keita sesleri. Eminim Keita'yı özleyen çok, onun sağdan yardırışlarını görmek çok güzeldi. Müthiş bir tekniği, harika bir görsel futbol şovu vardı. Geçtiğimiz sezonu kötü sayıyoruz ama Keita'nın bizlerde bıraktığı bazı izlenimlerde güzel oldu. Yine de şunu söylemek isterim, Galatasaray yönetimini yerden yere vururum ama yaptığı en doğru hareket Keita'yı satmak oldu. Her kritik maçta ortalardan kaybolan, Dünya Kupası'nda müthiş bir oyunculukla Kaka'yı attıran ve aynı şeyleri ülkemizde de çok fazla yapan bir isimdi. Sevildiği kadar, inanılmaz da bir antipati doğurmuştu ve sorunlu futbolcu imajını fazlasıyla veriyordu. Zaten 28-29 yaşında olan bir futbolcunun {böylesine de önemli yetenekleri varken} Katar'a gitmek ve para havuzunda yüzmek adına taklalar atmasının tek bir sebebi olabilir. İnanın bu yıl Keita takımda olsaydı işler iyi gitmeyecekti ve Keita'dan kurtulmak adına herşey yapılacaktı. Doğal olarakta müthiş bir zarar ortaya çıkıyordu. Bu yüzden Keita'nın takımdan gönderilmesi doğru bir hareket olmuştu. Onu kötü bilmeden, bıraktığı güzel izlenimlerle bırakmış olduk.
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir