31 Ağustos 2016 Çarşamba

Manchester'da Bir Aslan Var


Jason Denayer ismini bir ömür unutmak zor, şu gösterdiği duruşu, takındığı tavrı ve Galatasaraylılığı unutmayız, unutulmaz. Yaz aylarının başından bu yana kendisine gelen tüm teklifleri reddetti. Bunun içinde Porto'su da var, Premier Lig'de Everton'a kadar çeşitli takımlar da var, Portekiz ve İtalya'dan gelen başka teklifler de. Kiralık gidebilirdi, üstelik futbolunun üzerine daha çok koyabilirdi. Oralarda gelişme imkanı daha fazla, futbol ortamı ve bakış açıları. Ama o ısrar etti, son ana kadar inadına Galatasaray dedi ki daha önemlisi, 6 ay futbol oynamamayı göze alarak.

Bu büyük bir duruştur, Galatasaraylılıktır. Bu karakteri de bir ömür unutamayız, Dün gece saatlerinde gelmesi bekleniyordu, belli ki ışık almış ve hava alanına gitmişti ama sabaha kadar beklemesine rağmen o izni vermedi işte Manchester City. Neyin mücadelesi bu anlamıyorum, Guardiola kendisine şans falan da vermeyecek. City'nin istediği takımlara kiralık gitmediği için böyle bir tavır takındılar ama Denayer geri adım atmadı, City'de kaldı ama oynamamayı, şans bulamamayı da göze alarak. 

Guardiola'nın şu tavrını anlamak güç, futbolcu istiyorsa bırakmalıydı. Denayer'le ilgili bir düşüncesi olduğunu da sanmıyorum. Mangala'nın gidişi bu transferi engellemedi, Denayer eğer o takımlardan birini kabul etse zaten gitmiş olacaktı. Onu da geçtim, ellerinde iyi bir stoper rotasyonu olduğu gibi Guardiola'nın orta sahalardan, beklerden de stoper yaptığını biliyoruz. Denayer'in haliyle hiç şansı yok ama futbolcuyu böyle cezalandırması da çok mantıksız, saçma sapan bir hareket.

Ama bizler Mannchester'da bir aslan olduğunu biliyoruz, Denayer'in bu hareketini asla unutmayız ve Levent Nazifoğlu'nun da dediği gibi Ocak ayında bu adamı almak için tüm şartları zorlamalıyız. 7-8 milyon avro bonservis istiyorlardı, Ocak ayında daha da düşer bu rakam. Maalesef ki Serdar Aziz için 4.5 milyon avro o kadar kolay verilmemiş olsa, Denayer için elimiz haliyle güçlü olacaktı. Yanlış başladı bu transferi dönemi, sonrasında doğruyu buldu ama Denayer için hamle yapamadık.

Elimizde şu kadar stoper var diye bakmıyorum, bu konuda tamamen duygusal taraftayım. Bu duruşun ve Galatasaraylılığın hakkı verilmeli, transferi için de kendi elimden geldiğince takipçiyim. Bu formayı böyle futbolcular giymeli, Jason Denayer'in en az hepimiz kadar Galatasaraylı olduğunu düşünüyorum ki şu yaptığını da her Galatasaraylıyım diyen yapamaz, göze alamaz..

Nigel De Jong Galatasaray'da, İlk Gerçekleşmesi Gereken Hamleydi


İlk gerçekleşmesi gereken hamleydi ama sezonun son transferi oldu. Leiva'yı çok bekledik, olmadı. Lass Diarra gündem oldu, yine bekledik ama olmadı. Bu şartları göze aldığımızda da son 2-3 gün kala gündeme gelen Nigel De Jong ismine burun kıvırmak imkansız. Beğenmeyenini anlarım da beğenmediği için olmayan şeyleri oldu gibi gösterenleri anlamam. Şu adama "tahta bacak" dendiğini okudum, bu seviyede yorumları okumak üzücü ve alakası olmayan şeyler.

Milan'da pas yüzdesi %92, sağdan aldım sola kısa pas attım durumu da değil, iyidir bu konuda. Teknik anlamda Lucas Leiva farklıydı ya da Lass Diarra seviyesi bir tık daha yukarıda ama Nigel De Jong da 1-2 sene öncesine kadar Avrupa'nın en iyi defansif orta sahalarından biriydi. Geçtiğimiz sezonda da gündem olmuştu ama dönemin "veto" şartıyla karşılaştı, sonra Milan'da devam etti, akabinde de MLS. Onun adına MLS bir düşüş olarak görünebilir ama kalitesinden çok şey kaybettiğini düşünmüyorum. 

Sert, agresif bir futbolcu, bahsedildiği gibi "tahta bacak" falan da değil. Şu da soruluyor, geriden oyunu kim kuracak diye. Tolga Ciğerci son 2 maçtır bu işi yapan isim zaten, Selçuk İnan'ı da çeken isim durumunda. Hepsini geçtim, Sneijder'in Akhisar maçında gösterdiği görüntü devam etsin, zaten böyle bir sorun ortada kalmıyor ki Nigel De Jong'un sağlayacağı sertlikle birlikte daha ısıran, savaşan bir takım olacağız. Geçen sezonun en büyük sorunlarıydı, ısıramıyorduk, agresif değildik, kırılgan bir görüntü vardı.

Riekerink istedi kendisini, tanıdığı da bir futbolcu. Bu da yeterli zaten, 2.5 milyon avro yıllık ücret alacak, MLS'de 600 bin avro'ya oynadığı da yanlış bir bilgi. 6 ay bu parayı aldı, sonrasında 6 milyon avro'ya çıkıyordu ki bu ücreti, takımının da kendisini bedelsiz bırakma nedeni bu. Bonservis yok, son 2-3 kala da böyle kaliteli bir ismi kadroya katmak başarıdır. İyi bir transfer yaptığımızı düşünüyorum ve hayırlısı olsun.

Teknik konulara daha önce girdiğim için çok fazla uzatmayayım, dileyenler geçmiş yazıyı da okuyabilir;

Galatasaray & Elmander, İsveç Basınının İddiası


İsveç basının iddiası var. Haber diyor ki, Galatasaray Elmander'e takımın 3. forveti olması ve futbolu Galatasaray'da bırakması için bir teklif yapmış. Taraftarların da Elmander'i çok sevmesinden yola çıkarak. Söz konusu Elmander olunca duygusalız tabii, böyle bir tabloya kimse karşı çıkmazdı. Ama Elmander bu teklifi kabul etmemiş, futbola başladığı yer olan Örgryte'de döndü ve futbolu burada bırakmak istiyor. Bu geri dönüşü de 15 yıl sonra gerçekleştiriyor, hayallerinde bu var ama eminim ki kendisini fit hissetmediği ve takıma yararlı olamayacağı için bu teklifi kabul etmedi. Böyle de bir karakter, mücadele ve savaş ruhunda var ki elinden gelenin de en iyisini yapardı. Maalesef güvenemedi, tribünde bekleyip, futbolu bırakmayı da beklemeyi kendine kabul ettiremezdi. Mutlaka bu yol bir noktada birleşir, Elmander'i antrenörlük döneminde izleriz belki de. Başımızın üzerindeki yeri değişmez..

30 Ağustos 2016 Salı

Tarık Çamdal'ın Değil de, Necati Ateş'in 77'si Diyelim Biz


Formayı da giydi, hayırlı olsun diyelim. Dün de yazdığım gibi, şartlar dahilinde atılan bu adım o kadar doğru ki. Verilen rol belli, Eren Derdiyok'u alternatif altına alacak, o olmadığında sistemi devam ettirecek, sessiz, sakin, işini yapacak ve mücadele edecek. Akılcı bir hamleydi ki maddi şartları da aynı ölçüde. 700 bin avro kiralama bedeli, 1.2 milyon avro yıllık ücret ve 3.8 milyon avro satın alma opsiyonu. Bir de şu konu var, dün bayağı yanlış bilgilendirme yapıldı. Daha doğrusu Ceylan Çalışkan'ın şovunu izledik ama abartı ve yalanlarla dolu. 2 aydır bu transfer için uğraştım, kiralama bedelini 2 milyon avro'lardan düşürdük diyor da, bu hamle günü birlik gerçekleşen bir hamle. Scout ekibinin dahi dahli yok bu işte, o an gelişti ve anında imza atıldı. 1-2 günlük süreç hatta. Bu zamana kadar neden bekledik, bu eleştirilir ama 1-2 gün içerisinde de daha iyisi olamazdı..

Jason Denayer & Galatasaray, Bunun Adı Bağlılık


Transferin hikayesiyle başlayalım, çünkü esas nokta o. Potansiyelli, geleceği olan bir stoper, bunu hepimiz biliyoruz. Manchester City'nin de kendisinden beklentisi var ve bu uğurda da 3 senedir çeşitli takımlara kiralıyorlar. Önce Celtic'e gitti, sonra Galatasaray'a geldi, şimdi de tekrar Galatasaray'a dönüyor ama olayın hikayesi bu sefer biraz daha farklı.

Geçtiğimiz sezon Galatasaray'a gelirken, City'nin düşüncesi "Şampiyonlar Ligi" üzerinden gelişmişti. Celtic'den sonra Denayer'i bu arenanın içine attılar ki Denayer de Marsilya gibi kulüplerle de görüştü o dönem ama bizi tercih etti. Hatırlarsınız, 2 kere İstanbul'a gitti geldi. Galatasaray'da da çok parlak bir dönem geçirdi diyemem, sakatlıklarla da boğuştu, stoper oynamayı beklerken sağ bek oynadı, sürekli değişen partnerler ve sezonun sonuna doğru istikrar yakaladı. Ama bir şey var, Galatasaray'ı çok sevdi, bağlandı.

Hikaye de burada başlar. Giderken de kalmak istiyorum diyordu ama City'de doğal olarak şansını denedi, olmayacağını hepimiz bekliyorduk. City'nin ve Guardiola'nın yeni düşüncesi ise Denayer'i gelişebileceği bir takıma kiralık göndermekti. Sporting istedi mesela, şu son günlerde Southampton devreye girdi, İspanya, Portekiz ve İngiltere ekseninde çeşitli takımlar da oldu ama Denayer'in Galatasaray ısrarı bu transferi gerçekleştirdi.

Aslında City'nin düşüncesi mantıklı olan, oyuncunun da gelişmesi anlamında ama Denayer'in bu bağlılığı çok kıymetli. Chedjou, Hakan Balta, Serdar Aziz, Semih Kaya derken elde ki rotasyon da bu ama o rotasyonun içine girmeyi göze alıyor, üstelik Avrupa da yok. Riekerink ısrarcıydı, bu kadar stopere rağmen Denayer'i son ana kadar bekledi ve istedi. 

Chedjou & Hakan Balta hattının sıkıntılı olduğunu düşünüyorum, hatta top rakip kalede oynandığı sürece iyi stoperler. Chedjou'nun sezon sonunda sözleşmesi de bitiyor, şu tabloda ayrılması gereken bir numaralı isim. Pas aksiyonu, oyun kurma gibi özellikler işin diğer noktası ama önceliğiniz savunma güvenliği olur, o güveni alamıyoruz. Lider stoper de değil artık mevzu, ağır kalıyorlar, ayakta duramıyorlar, mücadele gücü düştü. Hakan Balta iyi bir alternatif olabilir ama Chedjou o güveni maalesef vermiyor.

Soru şu tabii, Serdar Aziz için o maliyete girmeye gerek var mıydı, Denayer de döndüğüne göre. Yoktu ama yapacak da bir şey kalmadı, bundan sonrasını konuşacağız. Denayer & Serdar Aziz tandemini bekliyorum, ne derece iyi bir ikili olurlar bilinmez ama tablo bu. İkisi de hızlı, hamleli, daha ayakta kalan isimler. Chedjou & Hakan Balta tandeminden de çok daha iyisi olacaktır, ben umutluyum.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Kolbeinn Sigthórsson Galatasaray'da, Günün Şartlarını Anlamak Lazım


Her günün şartı bir değil, önce onu anlamak lazım. Geçtiğimiz sezon ihtiyaç duyduğumuz profil iddialı bir golcüydü ki bu transfere hata olur gözüyle bakıyordum. Bugün ise Eren Derdiyok'a bu yatırımı yaptıktan sonra, onun üzerinde bir forvet almak hem zor, hem de lüks. Ffp gibi bir dert var, maaş sınırınızı belli ölçülerde tutmak zorundasınız ve kalan gün sayısı 2. Açık konuşayım, şu şartlarda daha iyisi olmazdı.

Şu algı da hata, Hamza Hamzaoğlu üzerinden bu transfer değerlendirilemez. Geçen sezon bitti, daha çok kötüsüyle. Yukarıda da dedim, her dönemin farklı şartları var. Bugünü konuşmak durumundayız. Forvet hamlesinin şu zamana kalmasını eleştirelim, scout ekibinin yeterince dinlenmiyor olmasını yerden yere vuralım ya da futbol aklı olmaması gibi temel konulara girelim. Hepsinde de bu durumu eleştiren herkes haklı ama ben gerçekleşen hamleyi yorumluyorum, o anın şartları çerçevesinde ve şu ana bakınca da Sigthorsson iyi hamle.

Eren Derdiyok bu takımın birinci forveti, kesin olan o. Onun üzerine kurulu bir sistem gelişiyor ki Eren Derdiyok'un da buna iyi cevap verdiğini düşünüyorum, katkılı olacak. Ama gördüğümüz bir kusur var, mesela ben diyordum ki Podolski ve Sinan Gümüş'le forvet rotasyonu tamam. Öyle değilmiş işte, 2 maçta da gördük ki kenardan gelebilecek bir isme ihtiyaç var. Eren Derdiyok'un da üzerinde bir isim almanın maliyeti yüksek olacak, şu kalan günlerde de hayli zor iş. Doğal olarak, Sigthorsson ismi doğru bir profil olarak duruyor.

Sessiz, sakin bir adım bu. Kenarda tutarsın, ses çıkarmaz, rolünü bilir. Mücadeleci bir isim, savaşır, mücadelesi ile ortalığı karıştırır ve Eren Derdiyok'un olmadığı zamanda da sistem devam eder, farklı bir plan yaratmak zorunda kalmazsınız. Gol özelliğinin zayıf olduğuna ben de katılırım, daha çok oyun içi katkısı var dediğimiz isimlerden ve 26 yaşında, bu da önemli. Josue için dediğim şeyler Sigthorsson için de geçerli, maliyetsiz ve mantıklı bir alternatif yarattık.

Fransa Ligi'nde olmadı, Nantes performansı hayal kırıklığı. 3 golde kalması eleştiriliyor ama Elmander'in Galatasaray'a gelmeden önceki sezonda 33 maçta 5 gol atabildiğini herkes bilmez. Kalite anlamında kıyaslamıyorum, tarz anlamında benzerliği dile getiriyorum. Hükümlerin çoğu peşin, beklemek, zaman vermek ve günün şartlarını tekrar değerlendirmek lazım. Ajax forumlarında şu yazılıyor diye transfer yorumlanmaz ki Galatasaray'ın yeni golcüsü gibi bir iddia da yok. Alternatif yaratılıyor, maddi tablo da ne acı ki bu. 

İzlanda formasıyla 44 maç 22 gol, Euro 2016'da da 2 golü vardı. Ben katkı vereceğini, mantıklı bir hamle olduğunu düşünüyorum. Aklıma gelmemişti, sürpriz bir adım. Yerli basında da adı geçmedi, öğrendiğimiz kaynak Fransız Basını. Hayırlısı olsun, hiç forvet almamakta vardı, neyse ki alternatif yarattık..

Nigel De Jong & Galatasaray, Soz Konusu Riekerink ve Sneijder


Defansif orta saha, Galatasaray'ın kara deliği. Aylardır konuşuyoruz, hatta geçen sezonu bütünüyle bu konuya ayırmıştır. Melo'nun son dün gitmesi, hatalı Donk transferi, Chedjou denemeleri, Selçuk İnan & Emre Çolak'la geminin karaya yanaştırılması derken transferin önceliği bu konuydu ama son güne geldik ve hala bir defansif orta saha arıyoruz. Yapılan hamleler (maliyetlerinden bağımsız) doğru, bu doğru hareketlerin de son 2-3 gün kala bozulmasını istemem. 

Lassana Diarra büyük hayal, şu günlerde gelme ihtimali ne derece var bilmiyorum ama atılan tüm adımlar "ya olmazsa" üzerinden gelişmeye devam ediyor. Tiote bu uğurda geldi ama olmadı. Temmuz ayında da gündemdeydi, istenmiyordu ama son günlere kalınınca bir anda mecbur bırakıldı ki şu sakatlık durumu bence bizleri kurtardı. Çünkü Riekerink'in istemediği bir isim. Sakatlık durumu olmasa mutlaka katkılı olurdu, boş bir isim asla değil ama sakat bir ismi almanın mantığı yoktu. Bu tarz hareketlerle zor duruma girdi kulüp, Pandev örneği yakın.

Nigel De Jong'a gelirsek, geçen sezon bonservisi yoktu ve İstanbul'a kadar gelmişti görüşmek için ama dönemin teknik direktörünün vetosu gelmişti. O dönem gelmesini çok istemiştim, doğru bir hareket olacaktı. Sonrasında Milan ile sözleşme yeniledi ama sezonun ortasında MLS yolunu tuttu. 6-7 aydır da orada, gözlerden uzak. Ne durumda olduğunu bilemiyorum, takip edemedim. Fizik ve sağlık durumunun Tiote'den iyi olduğuna kefilim ama, o anlamda düşmemiştir. Yine de oynadığı ligin bir ölçüsü pek yok, yaşı da 32 olacak derken bazı soru işaretleri olacak.


Sertliği ve agresifliği üst düzeyde bir futbolcu. Bazen orantısız sertliği dahi olur, bu anlamda çok katı. Kendi de diyor zaten "ben pis işleri yapmayı seviyorum, görevim topu Sneijder'e aktarmak" diye. Galatasaray'ın saha içerisinde bir agresiflik ve sertlik sorunu var, buna çare olur. Temposunu bilemiyorum, onu izleyince göreceğiz ama düşüşte ve yaşı ilerleyen bir isim. Milan günlerinden hatırladığımız Nigel De Jong'a herkes kefil olur ama MLS'e gidişi şaşırtıcıydı, büyük paralar da kazanmıyor oradan.

Riekerink'in istediği bir isim ama, vardır bir planı diye düşünmek istiyorum. İşin defansif kısmında büyük sertlik katacak, ayağı da yine odun olmayan orta sahalardan, pas özelliği de gayet güzel. Benim sorunum ilerleyen yaş ve temposunun ne durumda olduğunu bilmemem. 4-3-3 için ideal isim aslında, 4-2-3-1 olduğunda Selçuk İnan veya Tolga Ciğerci'yi ne ölçüde tamamlar bilemiyorum ama Tolga Ciğerci'yle oynaması daha mantıklı, sertlik ve temposunu koruyabilmesi adına.

Olcan Adın Granada'da, İyi Niyeti İçin Teşekkür Ederim


O dönemin yerli futbolcu dayatmaları, maalesef belimizi büken unsur. Mecburen aldık, üstelik Olcan Adın'ı da aldığımızda takımın bir teknik direktörü yoktu, başkanın kararı. Yüzde 80'imiz de ben dahil olmak üzere karşı çıkmadık, dönemin en iyi yerli futbolcularından biriydi çünkü ve bu transferin de şampiyonluk adına önemli bir mesaj olduğunu söylemiştim ama geçen 2 sezonda yaşanan çok büyük hayal kırıklıkları var.

Olmadı yani, yapamadı Olcan Adın. Hücumun kanatları adına düşündüğümüz bu isim maalesef Galatasaray'da istikrara az yakın olan maçlarını sol bek olarak geçirdi. Bonservisi yüksekti, yıllık ücreti de o dönem sözleşme uzatılan veya alınan her yerli gibi göklerde. Derken bugün zorlanıyoruz, ffp'nin şartlarına uyamıyoruz. Kimse kafamıza silah dayamıyor, o dönemin yerli futbolcu dayatması bir mazeret ama akıllı hareket edilebilirdi, etmedik. Gökhan Töre gündemdi ama riske girmedik, saha dışı sorunları konuşuluyordu ama o riski Beşiktaş kazandı mesela ama yaşı, maliyeti itibariyle daha akılcı adımdı. Bunu da gördük.

Olcan Adın demişken, geçen 2 sezonu düşünüyorum da Galatasaray formasıyla aklımda kalan tek bir iyi anı var, sanırım herkes bunu söyler. Fenerbahçe deplasmanında attığı gol ve şampiyonluk kutlamalarında çaldırdığı "kum gibi". Maalesef iyi bir maç hatırlamıyorum, sol bek olarak iyi görüntü verdiği oldu ama açık oynadığında iyi bir maç yazamıyorum. Kötü bir transfer oldu, üzerinde uzun uzun konuşmaya gerek yok.

Kadro dışı kalması doğruydu, çünkü Galatasaray'la bir geleceği yok. Aldığı ücret itibariyle de kesin gitmesi gerekiyorken sözleşmesinin fesih olduğu haberini aldık. Bir konuda teşekkür etmek lazım, diğer kadro dışı kalan isimler gibi uğraştırmadı, ayrılmak adına çok çabaladı. Yurt içinde bir takıma gitmek istemedi, yoksa Bursaspor ve Kayserispor gibi talipleri vardı ama o yurt dışı dedi ve yarın Granada'ya imza atacak. Herkes adına en hayırlısı ki bu iyi niyeti için bile Olcan Adın'a teşekkür etmeli. Göremiyoruz çünkü bu tarz hareketleri.

Açık Büfe Galatasaray


Daha önceki yazılarda da sıkça bahsettim. Çok çeşitli, dev potansiyelli ve kalabalık bir kadro kuruluyor diye. Açıkçası ben bu kadar derin bir kadro kurulacağını o zaman bile tahmin etmemiştim. Sezona 9 yabancıyla giriyoruz. Takımda her tip oyuncu var. Eksiksiz. Açık büfe gibi.. Euroleague’de çok yoğun bir tempo bizleri beklediği için bu derin kadro takım için çok önemliydi elbet. Fakat 5+1 yabancı sınırının olduğu ligde bunu dengelemek hiç kolay olmayacak. Ama kadroyu tamamen kendisi organize eden Ergin Ataman’a bu konuda güvenimiz tabii ki sonsuz. Bu yazıda genel takım yapısının üzerinde durmaya çalışacağım.

Ergin Hoca’dan bahsetmişken.. Geçen gün tüm transferler tamamlandıktan sonra, resmi siteye verdiği röportajda kurulan kadrodan ne kadar memnun olduğunu gördüm. Tamamen istedikleri oyuncuların alındığını, buna rağmen 9 milyonluk bütçeden 500 bin arttırdıklarını bile söylemiş. Bu ekstra paranın şöyle bir artısı olabilir, sezon içinde herhangi bir aksilik nedeniyle bir oyuncuyla yolları ayırmak durumunda kalırsak, onun maaşını da üstüne ekleyerek, ayrılışı kaliteli bir şekilde telafi edebiliriz. Hoca’nın değindiği önemli noktalardan biri ise, takım savunması. Benim son yazıda da bahsettiğim üzere, hücumda korkunç potansiyelli bir takım olduk ama işin savunma kısmı ve oyuncuların görece “yumuşak” tarzda olmaları soru işareti. Benim kafamdaki soru Hoca’ya da sorulmuş olacak ki, kendisi “bu konuda kimsenin şüphesi olmasın, çok efor sarf eden ve iyi savunma yapan bir takım olacağız” demiş. Ergin Ataman her zaman hücumda çeşitliliği olan, pivot hariç herkesin şut atabildiği ve savunmada da ekstra gayret göstererek rakibi bozan takımlarla başarılı oldu bu zamana kadar. Hedefi yine aynı anlaşılan.

Takımın oyun kurucu rotasyonunda Russ Smith ve Justin Dentmon; iki büyük potansiyelli, patlayıcı hücum gücü. Herkesin şut atabildiği, sırtı dönük oynayabilen, içeri de delebilen oyunculardan oluşan bu takımda topun nasıl dağıtılacağı en kilit nokta. Bu noktada bu ikili hayati derecede önem taşıyor. İki oyuncuda da, özellikle Justin Dentmon’da el yakan topları sokabilme ve takım kilitlendiğinde yoktan pozisyon var edebilme özelliği bulunuyor. Arroyo’dan sonra bu özellik çok kıymetli. Geçtiğimiz sezon McCollum bunları zaman zaman yapabildi ama genele baktığımızda oldukça istikrarsızdı. Arroyo demişken.. O gittiğinden beri hep takıma öncülük edebilecek, oynamasa bile oynatabilen bir oyun kurucu arıyoruz. Alınan ikilinin o tarzda olduğunu söyleyebilir miyiz bilmiyorum ama, Hoca faktörünü hesaba katarsak, ayrıca rotasyona alınan Can Korkmaz ve sıkça bu bölgede oynayabilen Sinan Güler’i de düşünürsek oyun kurucu pozisyonumuzun “en azından” emin ellerde olduğunu söyleyebiliriz.

Takımın her rotasyonu çok zengin ama özellikle 2-3 numaradaki zenginlikle Hoca nasıl baş edecek bilmiyorum gerçekten. Sinan, Micov, Diebler, Schilb, Göksenin. Oyunu ateşleme, penetre etme, keskin nişancılık, liderlik, savunma sertliği.. Tüm özelliklerin ayrı ayrı oyuncularda olduğu zengin bir rotasyon. Kim ne zaman oynar, kim ne zaman tribünde oturur bilemiyorum. Sanırım burada en zayıf halka Schilb ama Ergin Ataman onun yeteneklerine güveniyor. Yine de ligde neredeyse her maç tribünde olmasını bekliyorum. Burada ana dişli yine Micov gibi görünüyor. Hücumun her alanında etkili olabilen, takıma liderlik edebilen, sahaya yüreğini koymakta asla tereddüt etmeyen ve kritik anlarda eli titremeyen bir adam. Takımda tutulması gereken ilk adamdı ve tutuldu. Ayrıca üst üste 3. sezon bu formayı giyecek olan Micov, efsane Dawkins’ten (üst üste 8 sezon) sonra bu alanda bir ilk. Onun dışında Sinan’ın kesinlikle geçen sezonun üstüne koyması gerekiyor. Diebler’dan beklentim yüksek. Uzun süredir hasretini çektiğimiz keskin nişancı rolünü yerine getireceğine inanıyorum. Göksenin de yine hem ligde, hem EL’de yerli rotasyonundan 12 kişilik kadroda olacağı için, rakibin patlayıcı kısalarını durdurma görevinin maç içinde ara ara kendisine verileceğini ön görmek zor değil.

Son olarak uzun rotasyonu.. 2-3 numaraya çok zengin dedik ama, “açık büfe” takımın bir açık büfe ekibi de 4-5 numara rotasyonunda bulunuor. Tyus, Krstic, Daye, Thompson, Orhan, Ege. Özellikle sanırım pivot bölgesinde Tyus ve Krstic’in verecekleri sezonun kilit noktalarından biri. Lasme’nin ayrılışını kendi adıma hala hazmedemezken, Tyus’dan onun yerini almasını büyük umutlarla bekliyorum. Tarz olarak farklı olsalar da, Lasme’nin yüreğinin çok özel olduğunu düşünsem de, takıma uyum sağladığı takdirde Tyus’ın da önemli katkılar verebileceğini düşünüyorum. Krstic ise umarım sakatlığın emarelerini atlatır ve o çok özel fundamentalını bizlere sergileme şansı bulur. O kalitede bir oyuncuya göre çok düşük ücretlere aldık biliyorsunuz, beklenen katkıyı verebilirse özellikle EL’de çok kıymetli bir parça haline gelecektir. 

Austin Daye ise bu rotasyonda benim en fazla beklentim olan topçu. Hücumun her çeşidini oynayabilen, eşsiz yetenekte bir oyuncu. Muazzam çeşitliliği olan bir uzun olarak, ritim bulduğu takdirde takımın en önemli kozlarından biri olacak. Pozisyon hazırlamanız dışında, topu eline verdiğiniz zaman kendi hücumunu da yaratabilen, çok değerli bir parça. Bu bir kenarda dursun. Thompson’a geçelim.. Orta mesafe atabilen, post-up ve pick and pop’ları çok iyi oynayabilen bir 4.5 numara denebilir Deon Thompson için. Ayrıca pota altında bitirişleri ve hücum ribaundlarıyla da takımın önemli parçalarından biri olacağını ön görebiliyorum. Ege Arar Ümitler Avrupa Şampiyonası’nda çok başarılı bir turnuva geçirdi. Henüz hala çok genç ama ondan da beklentilerimiz var. Bu güçlü kadroda süre bulması kolay olmayacaktır. Ancak ligde ara ara kendini gösterecek fırsatı olacak. İyi değerlendireceğini düşünüyorum.

Velhasıl-ı kelam.. Her mevkide zenginliği bol olan, her tip oyuncunun olduğu, çok kalabalık ve kaliteli bir kadro kuruldu. Elbette o maliyetlere ulaşamadığımız için bir Fenerbahçe kalitesi yok. Ancak birlik ve uyum ile çok iyi yerlere gelme ihtimalimiz az değil.

Fenerbahçe demişken.. Ergin Ataman’ın da açıkladığı üzere, bu sezon ana amaç kesinlikle lig şampiyonluğu olmalı. Hem sorgusuz sualsiz EL’ye gidebilmek için, hem de uzun süredir şampiyon olamadığımız için. Bunun tek yolu bence ligi lider bitirmekten geçiyor. Fenerbahçe ile her karşılaştığımızda saha avantajı kimdeyse onun ipi göğüslediği bir tablo çıktı ortaya artık. Ligin en güçlü ekibi olarak kesin final oynayacaklarını düşünürsek.. Geçtiğimiz sezon en az 3-4 maçta rakibe galibiyeti hediye ettik adeta. Bu sezon çok daha güçlenen kadroyla bu hataları asla yapmamalı ve ligi 1. sırada bitirmeliyiz. Gerisini Ergin Ataman ve öğrencileri halleder.

Çağlar Yıldız - https://twitter.com/caglarryildiz

28 Ağustos 2016 Pazar

Cheik Tiote & Galatasaray, İyidir de Leiva ve Lass'dan Sonra?


Beklenmedik gelişmelerle dolu bir süreç bu, her an her şey olabiliyor. Lass Diarra için odaklıydık, bir anda gelişen Tiote ismi sürpriz oldu. Temmuz ayında gündeme gelmişti, Ağustos ayının başında da yeniden konuşuldu ama kabul görmemişti diye hatırlıyorum. Sonrasında da Lass Diarra süreci başladı, hala da devam ediyor. Tiote ismi de Lass Diarra için bir mesaj mı, yoksa her iki isim birden mi isteniyor ya da olur da Lass olmazsa üzerinden Tiote ile anlaşıldı mı henüz bilen, cevaplayan yok. Hep birlikte izleyeceğiz.

Tiote konusunda bir hata var, insanlar tepkili ama bu tepkiyi de anlayışla karşılamak lazım. Önce Leiva, sonrasında Lass dedikten sonra çıkan Tiote ismine tepki gösterilir, bir iletişim hatası var. Bu isimler hiç gündem olmadan Tiote hamlesi gerçekleşseydi çoğu kişi tepkili olmaz, hatta transferine sevinilirdi. Çok abartılıyor, kötü futbolcu olduğu üzerinden vurulmaya başlandı ama bundan 2 sene önce 20-25 milyon avro'ların konuşulduğu bir futbolcuydu. 2 senedir piyasada pek olmadığı, en iyi durumunda olmadığı doğrudur ama kötü bir hamle asla değil.

Maliyeti bilmiyoruz tabii, onu görsek daha iyi konuşurduk ama 1.5 milyon avro yıllık, 1.5 milyon avro bonservis ve 2+1 yıllık sözleşmeden bahsediliyor. Makul rakamlar bunlar, Tiote'yi yeniden ayağa kaldırabilirsek doğru katkıyı alırız diye düşünüyorum. Neden 30 yaşındaki bir ismi alıyoruz da Delaney'ler için bu kadar ısrarcı olamadık sorularını soranlar ise haklıdır, o konu benim de hoşuma gitmiyor ki Lass gelse bile alternatifi olacak Tiote bu anlamda lüks kalacak, mantıklı da bir yapılanma olmayacaktır.

Sert ve tempolu bir isimdir Tiote. Hücum tarafında çok etliye, sütlüye karışmaz, o anlamda yaratacağı bir fark yok ama odun da değil bu adamın bacağı, pas özelliği de fena değildir. Kara delik dediğimiz işin defansif tarafında farkını mutlaka yaratır ama Lass Diarra veya Leiva gibi isimlerle de bana göre kıyaslanmaz, onların işin hücum veya topa sahip olma tarafında da yaratacağı farklar büyük olacaktı. Tiote bir defansif hamle, bir anlamda da çapa. 4-3-3 adına daha makul ama 4-2-3-1 olduğunda Selçuk İnan veya Tolga Ciğerci'nin doğru alternatifi mi sorusuna pek olumlu bir yanıtım yok.

Transferin bittiği ve kendisinin bugün İstanbul'a geleceği söyleniyor, Bekleyip görelim, sadece Tiote ile bitecek bir süreç olmadığı belli. Lass Diarra hala gündemde, bir de konuşulan Nigel De Jong ismi çıktı. Bir şey deneniyor ama ne olduğunu henüz çözemedim, transfer dönemi bittiğinde tüm sorulara cevap bulmak mümkün olacak..

Sneijder Oynadığında, Ahkisar Belediyespor 1-3 Galatasaray


Şok bir başlangıç, ilk 3 dakikada kendi yarı sahamızdan çıkamadık. Carole'nin ayak altından kaçırdığı topla başlayan süreç, kornerde Selçuk İnan'ın Vaz Te'yi en iyi yerden izlemesiyle devam etti ve bir anlamda 1-0 geride başladık. Karabükspor maçını düşünerek bu tablo olabilecek en kötü başlangıç ama geçen 1 haftada Galatasaray'ın boş oturmadığını, çalıştığını ve uyandığını gördük. Müthiş bir 45 dakikaydı. Yüzde 85'lere dayanan topla oynama yüzdesi, şut denemekten çekinmeyen bir takım, akabinde pozisyonlar da bulan ve Sneijder'in önderlik ettiği.

İlk 45 dakikada Akhisar'ı kendi yarı sahasına iyi ittirdik, burada da başrol Sneijder'in. Karabükspor maçında bu alınamayan sorumluluklardan bahsediyorduk, bu sefer sahneye Sneijder çıktı ve iyi oyun onun üzerinden döndü. Topa sahip olduk, pozisyon da yakaladık, dolayısıyla da 1-1'i bulmak kaçınılmazdı. Hücumda kalmak önemli tabii, Eren Derdiyok faktörü bu. Genel görüntü iyiydi, tek kusur ise Eren Derdiyok'u yeteri kadar beslememek oldu.

Carole üzerinden konuşmak lazım, 3. golün asistini muazzam yaptı ama bu asist kaynaklı iyi oynadı gibi bir görüş var, bu hata. Savunmada da hatalar yaptı ama asıl hata hücum kısmında. Ligin en isabetli orta yapan isimlerinden biri ama az deniyor. Eren Derdiyok gibi bir forvetiniz varsa bunu sık sık denemek zorundasınız. Carole ise sol çizgiye iyi inmesine rağmen ya çalım deniyor ya da kısa pasla içeri dönüyor. Sabri Sarıoğlu en iyisini yaptı mesela, sürekli ortaladı. Başaramadı ayrı ama bunu denemek lazım. Caner Erkin örneğini o yüzden verdim, gelsin diye demiyorum ama bu tarz bir sol bek Eren Derdiyok'u ihya edebilirdi. Carole de eder ama sık denemesi lazım, iyi bir pivotumuz var artık.

İkinci yarıda ise Akhisar biraz daha pas yapmaya başladı, topa sahip olmayı denedi derken sıkıntılar ortaya çıkmaya başladı. Chedjou & Hakan Balta ikilisi top bizdeyken müthiş savunmacılar, topla oynama, pas özellikleriyle ile fark yaratırlar da bir savunmacıdan önce bunu mu beklersiniz? Ağır kalıyorlar, ayakta kalamıyorlar ve çabuk yıkılıyorlar. Chedjou çok yıkıldı mesela, Hakan Balta da geri koşamadı, çok pas hatası yaptı. Rodallega'nın bu ikiliyi dövdüğü dakikalar da 2. yarıda. Bir de buna Eren Derdiyok'un sakatlığını eklediğimizde rakip yarı sahada hiç kalamadık, Akhisar'ın etkisi başladı.

Eren Derdiyok'un yerine Josue'nin girmesi beklemediğim bir hamleydi. Sahte 9 olarak başladı, sonra sağ kanada geçti ve Bruma'yı en öne attık. Bu kadar teknik oyuncuyla da pas yapıp, topa sahip olmamız lazımdı ama büyük baskı yedik. Kontradan Yasin Öztekin'in attığı gol bizler adına büyük bir şans oldu, 2-1 öne geçmemizi o an beklemiyordum. Son 10 dakikaya kadar da baskı yemeye devam ettik ama son 10 dakikada uyandı takım, pas yapmaya, topa sahip olmaya başladı. Akhisar'ın hücum direnci de o dakikada kırıldı ve 3-1'i de yine bir kontrayla bulduk.

Sahte 9 Bruma tuttu yani, kontra özelliğini müthiş kullandık ve 1 gol 1 asistle maçı tamamladı. Daha da güzeli Josue'yi beğendim, her iki golün oluşumunda da imzası var. İyi hareketlilik kattı, Sneijder de düşmeye başlamışken bunu telafi etti, nefes aldırdı. O dakikalar Riekerink bir orta saha da hamlesi yapmalı diye düşünürken belki de Hamit Altıntop ve Donk'a güvenemedi, bilinmez. 

İlk haftalar zor, 2'de 2'yle başlamak bu anlamda mükemmel. Takım iyi yolda, bundan eminim. Gelişen bir ekip, daha da iyi olacaktır. Hareketli ve pasa yatkın bir takım hedefleniyor, yeni gelen isimlerin de verdiği bu katkı mutluluk verici. Tolga Ciğerci, Eren Derdiyok ve Josue, iyi bir maç çıkardılar. Tolga Ciğerci yine maçın en çok mesafe kat eden ismi mesela, Selçuk İnan'ı da taşıyayım derken büyük oynuyor, gözden kaçmamalı ama beni en çok mutlu eden isim Sneijder oldu. O oynadığında takımın aklı çok yükseklerde..

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Josue'yi Ayağının Tozuyla 11 İzler Miyiz?


Geçen sezonu felaket geçtik ama Akhisar karşısında değil. Şansımızın tuttuğu tek takımdı belki de, her iki lig maçını da kazandığımız gibi Türkiye Kupası'nda da dört kez karşılaştık ve her seferinde bana göre istediğimizi aldık. Tablo değişti tabii, artık görüntüler farklı. Akhisar yine Rodallega temelli yürümeye devam ediyor ve başarılılar. Galatasaray'ın ise çehresi değişiyor, en azından değişim adı altında hareket edildi ve bunu bekliyoruz.

Karabük karşısında görüntü kötüydü, böyle kötü bir maçı son dakika golüyle kazanmakta bir anlamda 28. hafta galibiyeti. Genelde şampiyonluk alameti denir bu tarz goller için ama böyle başlamanın da iyi olmadığını düşünüyorum, insanları düşüncelere itti. Riekerink de bunu düşünüyor, ona göre bir plan mutlaka yapacaktır. Acaba Karabük karşısında çıkan 11'le devam mı yoksa bazı isimlere kesik mi atacak bilinmez. Ben olsam aynı 11'le devam ederim.

Akla gelen iki isim de Linnes ve Sinan Gümüş. İkisi de kötü bir maç çıkardılar ki Linnes felaket bir gün yaşadı, Sinan Gümüş ise sezona kötü başlayan isimlerden biri (Beşiktaş maçı da dahil olmak üzere). Linnes'i kesmenin onu kaybetmek yolunda atılacak en büyük adım olduğunu düşünüyorum ve bence Riekerink bu maçta da onda ısrar edecek. Sinan Gümüş'ün yerine ise iki aday var, Yasin Öztekin veya Josue.

Josue ne durumda bilmiyorum, takıma katılalı birkaç gün oldu ki hemen 11 başlatılır mı, zor. Ama sezon içerisinde kendisini daha çok sağ açık gibi izleyebiliriz, Braga'da olduğu gibi. Bu da daha hareketli, topa sahip, pas aksiyonu geniş ve yaratıcı bir Galatasaray'ı beraberinde getirebilir. Yasin Öztekin hamlesi bu maç özelinde daha yakın gibi duruyor ama Josue de aday. Neredeyse her yerde 11 başlayacağı söyleniyor. Bu durumda da;

Muslera
Linnes/Sabri Chedjou Balta Carole
Ciğerci Selçuk
Josue/Sinan/Yasin Sneijder Bruma
Derdiyok

'lu 11'i izleyeceğiz. Düşündüren iki pozisyon var, ne olacağını maçta göreceğiz. 2'de 2 başlamak önemli, Milli Takım arasına rahat girmek ve gerçekleşmesi beklenen son hamlelerle birlikte sezona devam etmek..

26 Ağustos 2016 Cuma

Söz Konusu Değişim, Operasyon İse Büyük


Operasyon doğru, bunu yazarak başlayalım. Fatih Terim üzerine düşen görevi yapmış mıdır sorusuna verilecek cevap göreceli, bazı kesimler istifa bekledi ama değişim demişken de hocanın başladığı iş bana göre bitmemişti. Fatih Terim de devam ettiğine göre, bu durumun üzerinden yorumlamak gerekecek. Bu anlamda doğru operasyon, Fatih Terim'in İspanya maçının ardından söylediği tam olarak buydu ve Arda Turan, Selçuk İnan, Burak Yılmaz, Caner Erkin ve Gökhan Gönül gibi isimler kadroda yok.

Hakan Balta'yı ayrı tutuyorum, onun yaş haddine takıldığını düşünenlerdenim. Prim mevzusuydu, takım içi sorundu gibi konuların içerisinde asla yer almaz. İşini yapar, hem ede elinden gelenin en iyisini. Sessizdir, kariyeri boyunca da herhangi bir sorun içerisinde asla adını duymadım. İhtiyaç anında da çıkar yine oynar ama değişim rüzgarına yaş haddi itibariyle o da katıldı.

Kadroyu ilk gördüğümde, neden Tolga Ciğerci ve Sinan Gümüş yok üzerinden bir soru sordum, durumu da eleştirdim. Ama gelen haberlere bakınca bu iki isim de kadroya davet edildiler, evrakların yetişmesi durumunda da kadroda yer alacaklar. Sinan Gümüş sezona kötü başlamış olsa bile gerekli, madem değişim diyoruz, böyle bir yetenek kadroda olmalı. 

Tolga Ciğerci de Galatasaray'a transfer oldu diye olmalı demiyorum, çok daha önceden bu kadroda yer almalıydı. Kaan Ayhan var mesela, pozisyonu farklı ama Tolga Ciğerci'nin Bundesliga geçmişi ondan iyidir ya da yetenek ve kalite anlamında Okay Yokuşlu'nun önündedir. Değişim ve gençleşme diyorsak bu isimlerin yer alması son derece doğru, daha ne yaptılar ki gibi bir soru sormayın. Nuri Şahin yıllardır ne yapıyor mesela veya Salih Uçan 2 yıldır neredeydi?

Kadroyu da beğendim bu arada, 24.4 yaş ortalamalı bir Milli Takım bu, en yaşlıları Mehmet Topal. Genç ve yetenekli bir ekip, umarım ısrar edilir. Enes Ünal konusunda heyecanlıyım mesela, iyi bir başlangıç yaptı ki tecrübe kazanması gerekiyor, forvet konusu da en sıkıntılı rotasyon. Hücum rotasyonu da oldukça zengin, keşke Ömer Toprak konusu da çözülse diyeceğim ama belli ki o tren de artık kaçmış. 

Dieumerci Mbokani & Galatasaray, 2010'dan Bu Yana 7 Farklı Takım ve Ülke


2010'dan itibaren bakıyorum, formasını giydiği 7 takım var ve hepsi de iddialı ekipler. Fransa'dan, Almanya'ya, Belçika'ya, İngiltere'ye ve Ukrayna'ya kadar iyi gezmiş, hepsinde de ödenen önemli bonservisler var. Bu anlamda bir istikrarı yok ama gittiği takımlarda da önemli işler yapmış bir isim. Toplam gol ve asist istatistiğine bakınca da 293 maçta 125 gol 54 asist, yaş 30. Beşiktaş'ın da gündemindeydi ama vazgeçtiler, şimdi de Galatasaray'ın kiralamaya çalıştığı söyleniyor. Maliyetli bir iş, yapabilir miyiz bilmiyorum. Geçtiğimiz sezonu da Norwich'de kiralık olarak geçirdi, 29 maçta 7 gol 1 asist. 

Rodallega'yı çok istemiştim, önceden de sık sık yazdığım gibi. Aradığımız bir tarzdı, hızı, gücü ve bitiriciliği itibariyle. Eren Derdiyok'la doğru rotasyon olabilirdi ki Riekerink'in de her maçta Eren Derdiyok'u kullanacağını düşünmüyorum. Maç maç düşünecektir ve bazı maçlarda daha güçlü, hızlı bir forvet ihtiyacı olacak. Mbokani'yi bu anlamda Rodallega'nın önünde tutabilirim, bir tık daha iyi bir isim. Rotasyona önemli bir derinlik katacağı gibi farklılıkta yaratacak. Bu tarz forvetlerin de ülkemizde genelde iş yaptığını görüyoruz. Hızlı ve güçlü bir isme ihtiyaç var, Mbokani'nin bu ihtiyacı karşılayabileceğini düşünüyorum.

Maliyeti anlamında fikrim yok, Beşiktaş istediğinde fiyatı 4.5 milyon avro'lardaydı. Galatasaray'ın ise kiralamak istediği söyleniyor, başarabilirler mi bilinmez. Acil bir forvet hamlesi yapmaları gerekecek ki zaman olmadığından kesenin ağzı biraz açılabilir. Niasse'yi kiralayıp, köşeye çekilmekte mümkün ki bence daha makul, hatta mantıklı bir iş de olabilir, Mbokani'nin bonservisini kestiremediğim için. Önce zor ihtimalleri zorluyoruz, umarım b ve c planları hazırdır ve daha garanti adımlardır.

Tarz anlamında Rodallega'ya yakın, kalite anlamında ise bir tık daha üstü. Savunma arkası var, güçlü ve ayaklarına da hakim. Patlayıcı özelliği mevcut ki kenardan getirdiğimizde de 65'den sonra maçı çevirebilecek kalitede. Zaten böyle bir isim ihtiyacı mevcut, konuşulan isimler tarz anlamında genelde böyle. Nonda'dan bu yana da bu tarzda bir forvetimiz olmadı ki Nonda'nın yarattığı etki malum. Roma'da yaşadığı sakatlıklar ve hayal kırıklığından sonra onu iyi geri döndürmüştük. Mbokani için de umutluyum.

Sıkıntı ise istikrar anlamında, yazının başında dediğim gibi 2010'dan bu yana dolaştığı 7 takım var, 7 farklı ülke. İyi iş çıkardığı ülkelerde bile tutunamadı, sürekli transfer oldu ki bu da gerçek kalitesini göstermesine en büyük engeldi. Türkiye'nin bu tarz forvetleri kendine getirmesi en büyük şans, Ukrayna Ligi istatistikleri belki aldatıcı da olabilir ama Rodallega'yı izleyince Mbokani'nin de yapabileceğini düşünüyorum.

İletişim Başarılı, Taraftarın Böyle Bir İsme İhtiyacı Vardı


Başarı veya başarısızlık kısmında değilim, göreceli durumlar. Serdar Aziz için yapılan açıklama ve uygulama hataydı mesela, Levent Nazifoğlu'nun kimseye danışmadan bu transferi bitirmesi ya da Eren Derdiyok, Tolga Ciğerci gibi isimlerin ücretleri. Transfer döneminde gerçekleşen hamlelerin yüzde 90'ı bana göre doğru, hala transferi düşünülen, konuşulan isimlerde ama maddi tabloyu eleştirebilirsiniz, o noktada değilim.

Galatasaray'ın en büyük sorunu iletişimdi. Yönetiminden, teknik direktörüne kadar her kafadan çıkan farklı sesler. Dursun Özbek'in medyaya söylediği ama gerçekleşmeyen tüm durumlar, teknik direktörünün yönetiminden bağımsız yaptığı açıklamalar, medya önüne atılan yöneticilerin takındığı üsluplar gibi. Tablo başarısızdı ama mevcut başarısızlık içerisinde de bu iletişimsizliğin payı o kadar büyük oldu ki.

Karabükspor maçının ardından şunu düşündüm, ya maç sonu konuşan Cengiz Özyalçın olsaydı. Geçen sezonu hatırlarsınız, maç sonu açıklamalarını. İstifa tepkileri, olmayan başarıları büyük bir başarı olarak adlandırması, Galatasaray taraftarının duymak istemediği her şeyi söylemesi gibi. Bu sezonun ise en önemli artısı iletişim, doğru iletişimi kurduk, bu anlamda Levent Nazifoğlu'nun doğru profil olduğunu ve konuşmalarının taraftara güven verdiğini düşünüyorum.

Yapısı da bu yönde, 2-3 aydır tanıyoruz ama taraftarın güven duyduğunu söyleyebilirim. Doğruları söylüyor çünkü, neyse o ve sadece kendisi konuşuyor, Dursun Özbek'i uzun zamandır konuşurken, medya önünde göremiyoruz mesela. Ya da diğer yöneticileri, iletişim ayağında Levent Nazifoğlu var ki transferlerin imza törenlerinde de futbolculardan çok o ön plana çıkıyor, yapacağı açıklamaları büyük merakla bekliyoruz.

Güven duygusu güzel, doğru iletişim, tek bir ağızdan kulüple ilgili gelişmeleri duymak. Bilgi kirliliğinin önüne geçtik, Ön plana da çıktı, umarım önü kesilmez. Futboldan da anladığını düşünüyorum ama bu kadar teknik detaya girmesi beni biraz korkutuyor, umarım teknik direktörün işine çok fazla karışılmaz. 

Taraftarın böyle bir isme ihtiyacı vardı, sezona biraz daha güvenli bakabiliyorsak biraz da duyulan güven duygusu, doğru iletişim. Yapılan hamleler de yerinde, her ne kadar maddi tabloyu eleştiriyor olsak. Ayrıca, iş bitiren bir yönetici olduğunu da düşünüyorum. 

İletişim konusunda atılan adımlar genel anlamda iyiye yöneldi. Pay kimin bilemiyorum ama teknik direktörün her maç öncesi basın toplantısı uygulaması güzel ya da Galatasaray'ın medya önünde hakkı yendiği, saygısızlık yapıldığı ortamda gösterilen duruş, sergilenen tavır ve yaptırımlar. Devam etmesini diliyorum, yönetime tepkim kolay kolay bitmez ama iyi tarafları da söylemem lazım, özellikle de Levent Nazifoğlu'nun varlığının önemli olduğunu..

25 Ağustos 2016 Perşembe

Paul Dawkins'in Ardından Vladimir Micov


Paul Dawkins'e ben yetişemedim, Galatasaray tarihinin unutulmaz isimlerinden biriydi. Belki de gelmiş geçmiş en büyük ismi. Ondan bu yana yaşanan bir ilk gerçekleşti, Micov bu sezon itibariyle Galatasaray'da 3. sezonuna girecek ve Dawkins'in ardından Galatasaray'da 3. senesine giren ilk yabancı oldu. Özellikle Galatasaray basketbolunda istikrara pek alışık değiliz, her sezon neredeyse sıfırdan kadrolar kurulur. Basketbolun gelişimiyle birlikte bu konuda biraz daha tutarlı olduk ama böyle istikrarlı yabancılara alışık değiliz ki Micov ezber bozdu. Micov'un da Galatasaray tarihinde büyük yeri var, gerek oyunu gerekse karakteriyle. Ekonomik anlamda sıkışık olduğumuz bir döneme geldi ve ödemeler düzenli yapılamazken onun isyanını hiç duymadık. Ya da ertesi sezon için takımda kalmak uğruna kontratını da düşürdü, daha iyi teklifler varken. Sesi fazla çıkmaz, yüzü çok gülmez, soğukkanlı bir sporcudur ve işini de en iyi şekilde yapar. Geçen sezon gelen Euro Cup zaferinin en büyük kahramanlarından, takım içerisinde en büyük aktörlerden biri. Umarım çok daha uzun yıllar bu formayı taşır, kendisinin varlığı bizim için çok önemli.

Marina Maljkovic'in Kulüp Takımlarındaki Kaderi, Az Paraya Büyük İş Hedefi


Muhteşem bir Milli Takım kariyeri arkasında var ki üzerine de koymaya devam ediyor. Sırbistan ile 2013'de Avrupa 3.'lüğü, 2014'de Dünya 8.'liği, 2015'de Avrupa Şampiyonluğu ve 2016'da Olimpiyat 3.'lüğü. Kulüp kariyerinde ise daha çok az paraya büyük işler başardığını görüyoruz, Galatasaray onun adına (kulüp kariyeri için) en büyük vitrin. Gönül isterdi ki daha büyük bütçelerle ve hedeflerle yola çıkılsın ama Marina Maljkovic'i yine zor bir sınav bekliyor. Az paraya büyük işler başarmayı deneyecek, apoletlerde Euroleague Şampiyonluğu var ama şu aşamada bir Euroleague Şampiyonu gibi hareket edemiyoruz. Marina Maljkovic'i getiren aklın ve vizyonun daha sağlam, gerçekçi bir bütçeyi hocanın eline vermesini isterdim. Ama itiraf edelim ki Ekrem Memnun'un yerine de gelecek en iyi isimdi, Umarım düşünceler uzun vadelidir, ilk etapta genç isimleri kazanma yoluna girelim, devamında da bütçeyi yükselterek tekrar büyük hedeflerle yol alalım. Bunun bir yapılanma hamlesi olmasını umut ediyorum, aksi takdirde bu vizyon çok işe yaramayacak. Eylül ayında Marina Hoca mesaiye başlıyor, güzel ve heyecanlı bir sezon olmasını dilerim..

Seviye Bu, Çıta Bizim, Ne Mutlu Galatasaraylılara


Seviye bu, çıta bizim. Ne mutlu Galatasaraylılara, 25 Ağustos 2000, Süper Kupa. Kutlu olsun. İlkler ve Galatasaray. Ne mutlu ki bu ülkenin bayrağını Avrupa'da göndere çekenlere, böyle ilkleri kutlayanlara..

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Göründü Ki Forvet Alternatifi, Tahmin Edildiğinden Büyük İhtiyaç


Rodallega'yı almayarak hata yaptık diyebilirim. Rodellaga'nın istediği ücretin bu transferi engellediği söyleniyor ama Akhisar'da 900 bin avro civarına oynayan bir futbolcunun da 1.5 milyon avro gibi bir rakama ikna edilebileceğini düşünüyordum. Önemli bir alternatif olacaktı, 1.5 milyon avro'luk çıkış maddesi de büyük imkandı.

Akhisar'ın Rodallega üzerine kurulu bir hücum hattı var ve Rodallega'nın Akhisar adına geçen sezona göre daha da olmazsa olmaz olduğunu düşünüyorum. Kurulu hücum hattı derken, takımı hücumda neredeyse tek başına sırtladığından bahsediyorum. 40-50 metre top sürmek zorunda kalıyor, 3-4 ismi de geçebiliyor ama nefesi yettiği kadar ilerliyor. Geçen sezon da yalnızdı ama en azından onu besleyen bazı kanallar vardı, Kayserispor deplasmanında iyice yalnız kaldığını gördüm.

Attığı frikik golü muhteşemdi ve gösterdiği hücum performansı. Rodallega için bir eleştiri şuydu, sistemin kendi üzerine kurulu olması gerekiyor deniliyordu ama katılmıyorum. Sistemin iyi bir parçası olabilirdi, mesela iyi bir kafacıdır ve Galatasaray'ın hücumunda etkili isimleri var. 28 orta denemesi vardı Karabükspor maçında, Rodallega'yı kullanabilirdik bu konuda. Ayrıca hızlı, güçlü ve bitirici bir isim, mesafe tanımadan vurduğu şutlar da var. Her anlamda iyi bir alternatifti ama bu konuda geç kaldık, artık ayrılığı imkansız.

Galatasaray'ın ise bir forvete ihtiyacı var, bunu gördük. Eren Derdiyok iyi isim ama alternatifi yok. Kenardan bir forvet getiremedik mesela, böyle bir isim gerekli. Biraz daha sahte 9 oynayabilecek, hızı ile ön plana çıkacak bir isim. Çok büyük bir bütçe de kalmadı, scout işi mi olur yoksa gözden çıkmış bir isim mi kiralanır ama şu kalan zamanda bir isim gerekli. Rodallega'dan geçtik artık ama Niasse olabilir mi diye düşündüm. Ya da Antalyaspor'la yaşadığı mevzular göz önüne alınınca, ayrılığını kesin gördüğüm Eto'o.

Eto'o da Antalyaspor adına aynı ağırlıkta bir isimdi, tek başına takım diyeceğimiz. Forvet yazılıyordu ama oyun kurucu gibi oynuyordu, takımın da ligde rahat şekilde kalmasında büyük faydası oldu. Büyük futbolcu, zaten tartışılmaz ki iyi bir sistem takımında da 20 golün aşağısında asla kalmaz ama yıllık ücretiyle alakalı bir sorun olabilir ki 2.5 milyon avro'dan aşağısına da imza atmaz. Bonservis sorunu olmaz diyorum, Antalyaspor'un yeni başkanının kendisinin yıllık ücretinden çıkmak adına çabaladığını düşünüyorum. Beşiktaş işi ise inada bindi, o durum farklı.

Niasse konusunu ise daha önce yazdım. Everton adına büyük hayal kırıklığı oldu, kendisinden vazgeçildi. Kiralık durumu mümkün, yıllık ücretini makul seviyelerde tutmak daha mümkün. Biz nasıl Umut Bulut'ları kiralamaya çalışıyorsak, Everton adına da aynı çaba Niasse için geçerli olabilir. Katkı da verir, iyi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum. Türkiye'de de kendini kanıtladı, Rusya'da da üzerine koydu ama Everton'da tutunamadı. Mümkün görüyorum.

Cornelius gibi isimleri de sezon başında konuşuyorduk gerçi, 1.5 milyon avro bonservise bitmesi mümkün olacak bir işti ama tercih edilmediler. Delaney, Johensen gibi isimleri de bu adımlar arasına koymak mümkün, orada yapılan büyük bir hataydı. Gelecek adına da doğru hamleler olabilirdi.

Performansının Tek Ölçütü, Attığı Gol Değil


Karabükspor maçının ardından yeni transferleri konuşuyoruz, Muslera'yı bir kenara bıraktığımızda da sahanın en iyi iki ismi Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok oldu. Eren Derdiyok'un golle başlaması, üstelik böyle hikayesi unutulmayacak bir gol olması Galatasaray kariyeri anlamında yaşanabilecek en güzel başlangıçlardan biri.

Yeterince de kullanamadık aslında Eren Derdiyok'u, her seferinde topa kendisi gitmek durumunda kaldı. İlk kez topla doğru yerde buluştuğunda dakikalar 75 civarıydı ki az kalsın asist yapıyordu. İkinci topla buluşması da 90+3, neticesi Chedjou'dan müthiş bir orta ve Eren Derdiyok'un düzgün kafa vuruşu. Drogba'nın Akhisar'a attığı kafa golüne bir selam aslında.

Kafasını raket gibi kullanabiliyor, topu istediği gibi yönlendiriyor ki en son böyle bir pivotumuz ne zaman oldu bilmiyorum. Hava toplarını hep kazandı, topu da doğru yerlere servis etti ama biz o topları toplayamadık, kanatları sağlıklı şekilde kullanamadık. Eren Derdiyok'u beslemek gerekiyordu, orta denemelerimiz de var ama doğru yerlere değil.

Duvar olma, servis yapma özelliği yüksek. 15 golün üstüne de çıkamayabilir bu arada, onun performansını sadece golle değerlendirmek hata olacak. En önemli özelliği takımın oyununa katkı anlamında, servis yapması, duvar olması, alan açması, mücadelesi gibi. Karabükspor maçında da kendi yarı sahasına kadar rakibi kovaladı, top kazanmaya çalıştı, ön alanda bir baskı uyguladı. Belki bir Elmander değil ama Eren Derdiyok'un da kendine has iyi özellikleri var ki takıma büyük katkısının olacağını düşünüyorum.

Yanında bir forvetle de izlemek isterdim bu arada. Yanında oynayacak, gole yatkın bir forvetle de bu performansını katlayabilir. Karabükspor maçındna 4-4-2'e döndük ama doğru partner yoktu, Podolski sahada olsaydı bu olabilirdi ama sanki bir alternatif gerekecek. Eren Derdiyok'u çok fazla yalnız bırakmamak lazım, şu an alternatifi görünmüyor..

Ve Tolga Ciğerci, Yanıltmadı


12.5 km mesafe kat etti ki Bundesliga'da 14 km'yi zorladığı maçlar da olmuştu ama bu mesafe kat etmelerin tek başına bir şey ifade etmediğini düşünüyorum. Tolga Ciğerci'yi öveceğimiz esas nokta, sürekli dikine gitmeyi düşünmesi, yüzde 92'lik başarılı pas yüzdesi ve bunu da sürekli öne oynamayı düşünerek başarması, topla dikine çıkışları, özellikle 2. yarıda Selçuk İnan ve Sneijder'in alamadığı sorumluluğu alması.

Beşiktaş maçı zordu, neredeyse ayağının tozuyla çıktığı bir 90 dakikaydı, hatta 120 diyelim. Hataları da çok oldu ama 120 dakika ayakta kaldı, daha da önemli olan potansiyelini yansıtmasıydı. Karabükspor maçına da çok iyi başladığını söyleyemem, ayağından kaptırdığı ilk top rakibin gol pozisyonuna dönüştü mesela ama devamında müthiş toparladığı gibi, Muslera'yı da bir kenara bıraktığımızda ayakta kalan isimler 2 yeni transferdi. Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok.

Sneijder ve Selçuk İnan sorumluluk alamadı. Sneijder ilk yarıda sola o kadar kaydı ki, 2. yarıya girerken Riekerink 4-4-2'e döndü ve Sneijder'i sola çekti ama yine beklentinin uzağındaydı. Selçuk İnan ise Tolga Ciğerci'nin partneri, 4-2-3-1'de de 4-4-2'de de. Geçen sezonlarda Selçuk İnan'ın yanında oynayan isimleri Selçuk İnan'ın toparlamaya çalıştığını ve bu yüzden çok defansif hareket ettiğini söyleriz ama bu sefer tam tersi, Tolga Ciğerci bunu hem savunmada hem de hücumda yaptı.

Rakibe en çok basan adam, Galatasaray temposuzdu, Karabükspor ise anormal tempolu ki Tolga Ciğerci tek başına ayakta kalmaya çalıştı. Hücumda ise dikine çıkan yine tek o, şut deneyen, kilit pas düşünen, ısrarla dikine oynayan. Beşiktaş'ın Atiba'sı bu anlamda değerli işte, bu özellikleriyle vazgeçilemiyor ki Tolga Ciğerci 24 yaşında, Galatasaray da şu mevcut kadroda vazgeçemez. 6 numara hamlesini düşünüyoruz, Tolga Ciğerci'yi alternatif olarak kadrolara yazıyoruz ama bu durumda yedek kalacak isim o olmayacak, aksine 6 numaranın yanında oynayan isim olarak izlememiz mümkün. Hatta şu an adil nokta.


Opta'nın verileriyle Tolga Ciğerci'nin pas haritası. Anlatmak istediğim de bu, sürekli dikine düşündü ve takımı da hücum anlamında ayakta tutan unsur bu oldu. Topa sahiptik ama organize olamadık mesela, yukarıda da dediğim gibi Sneijder ve Selçuk İnan kayıptı. Kanatlardan sağlıklı şekilde gelemedik, Bruma'nın zorlamalarını izledik, Sinan Gümüş ise 2. yarıda daha çok 4-4-2'nin 2. forveti gibiydi. Bekler hücuma çıktı ama Eren Derdiyok'u ortalarla besleyemedik mesela, oradan da alınan bir verim yok. Sadece Tolga Ciğerci'nin dikine çıkışlarıyla rakibin dengesini bozması var elimizde. bana göre de maçın adamı oldu (Muslera bir kenara)..

23 Ağustos 2016 Salı

Maddi Kayıpları da Olmayacak Ama Galatasaray'a Zarar Vermeyi Güdüyorlar


Bu iş vicdani boyutlara geldi artık, sözleşmesi var, dilediğini yapar gibi konuları geçtik. Nasıl bir düzen bu onu da anlamış değilim. Ortada bir zarar yok çünkü, x kulübün ona önerdiği rakamın üzerini tamamlıyor Galatasaray, bir maddi kayıp yok. Bu olsa tamam diyeceğim ya da talibi olmasa ve ayrılmak istemese yine bir derece diyeceğim de Umut Bulut'un şu tavrı Galatasaray'ı öyle zor durumlara sokuyor ki.

Bu takımdan ayrılırken tazminat dahi düşünmeyen, bunu istemeyen isimler tanıdık. Çoğu da yabancı isimlerdi ama aynı iş ahlakı maalesef bu tarz futbolcular için geçerli değil. Olcan Adın'ın ayrılmak için çabaladığını duyduk, hadi onu ayıralım da Umut Bulut ve Tarık Çamdal'ın her gelen teklifi reddetmesinin tarifi var mıdır, maddi bir kayıpları da olmayacakken. 

İstenilmemek, sevilmemek kötü bir duygu olmalı. Öyle bir ortamda daha fazla kalmak istemez ve gitmek için çabalardım. Bu isimler sevilmiyor ve bu hareketleri sonrasında da bu sevgisizlik katlanarak devam ediyor. Talipleri de var üstelik, isteniyorlar. Umut Bulut'a tonla takım teklif yaptı, bunun içinde Kasımpaşa'sı da var, Karabükspor'u da ya da yurt dışı bazı takımlardan gelen teklifler. Düzenimi bozamam demiş, e İstanbul'dan da istediler seni. Ayrılmıyor, kendilerinden nefret edilmesi hoşlarına mı gidiyor bilmiyorum.

Sabri Sarıoğlu gibi bir dönüş sağlamaları da imkansız, neyin çabası bu? Böyle bir hayalleri varsa da yalan olacak, şansları yok. Uğraşıyor Galatasaray böylelikle, maalesef geçmişin acı faturası bu, bugün bizleri oldukça zorluyor. Bu 3 ismin ayrılması durumunda oluşan açıkla yeni bir forvet mümkün mesela ya da x transfer.

Neyse ki kadro dışılar, geçen sezonun ortamı devam etmiş olsaydı bugün A takımla da devam ediyor olurlardı. Bu da bir gelişme ama yolları ayıramıyoruz. Teklif geliyor, bunu kulübe iletme gibi bir düşünce içine dahi girmiyorlar ve ayrılmamak için çabalıyorlar. Sözleşme fesih çabaları falan da hak getire. Yekta Kurtuluş'u beğenmezdik ama ayrılırken sorun yapmamış ve sözleşmesini fesih etmişti mesela, alacağı ücretin de yarı rakamına. Bir de şu tabloya bakalım.

Oynamak da zorundalar. Zamanında bu tavır içinde olmuş bazı isimlerin bugün takım bulamadıkları görünüyor ya da alt liglere indikleri. Eboue bir örnek, Engin Baytar ya da Yiğit Gökoğlan gibi diğer örnekler de var. Bu yaptıkları Galatasaray'a zarar ama futbol ahlakına da ihanet. Galatasaray'a zarar vermek istemelerini anlamıyorum, anlamayacağım. Yazık yani, ne denir ki..

Böyle Maliyetlere Alışık Olmadığımızdan..


Mutlu son, uzun zamandır beklediğim bir hamle. 1.5 ay oldu, Josue bizi bekleyeli. Braga yine kiralamak istedi, ülke içinden de teklifler oldu ama Galatasaray için ısrar etti ve takıma katıldı. Sneijder, Selçuk İnan, hatta kanatlar adına bir alternatif daha. Saha içi noktaları gerek blogda, gerekse twitter'da uzun zamandır yazdığım için tekrar üzerinde durmayayım. Konuşulması gereken nokta bu işin maliyeti, alışık olmadığımız bir tablo var. Porto'ya kiralama bedeli verilmemesi gibi ya da yıllık ücretinin 700 bin avro'da kalması. Yerliler için cömert hareket ediyoruz ama bu tarz yabancı hamlelerin ücretlerine bakınca da yapılan akıllı işler de var. Cavanda da böyle, Josue'yi de ekledik. Ya da geçen sezon Carole, Denayer böyleydi. Böyle bir rakama daha iyi bir alternatif bulmak imkansız, hem iyi bir futbolcu kazandık, hem de bu işi çok ucuza başardık. Satın alma opsiyonu düşündürücü ama, 5 milyon avro'nun Galatasaray tarafından sözleşmeye koydurulmaması. 5 milyon avro ile üst tabanı belirlemek mümkün olacaktı, herhangi bir zarar getirmiyordu bu kulübe. Josue'nin beklentiyi karşılaması durumunda daha az bir rakama (en fazla 2.5 milyon avro gibi) takımda kalacağını düşünüyorum ama opsiyon konusunda hatalı hareket edilmiş, o açıklama çok içime sinmedi..

Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok, En Yeniler & En İyiler; Galatasaray 1-0 Karabükspor


119 km koşmuş Karabükspor, Galatasaray ise 109 km. Neredeyse 1 futbolcu fazla koşturmuşlar ki bu durum ikili mücadeleler için de geçerli. Karabükspor daha çok çalışan ve isteyen taraf. Oyuna baktığımızda da bu böyle, sayısız girdikleri pozisyon var. Dakika 30'u gösterdiğinde 1 şutu vardı Galatasaray'ın, Karabükspor ise neredeyse 10 kez geldi kalemize, 8'i de gol pozisyonu. Konuşulacak kötü durum fazla ama çılgın bir başlangıç bu, umarım iyi şeyler için alamettir.

Topun Galatasaray'da kalması önemli değil, yüzde 70'leri gördü bu yüzde ama bir şey ifade etmiyor. Pozisyon hazırlayamıyoruz, rakip yarı alanda pas yaparken kaybolduğumuz gibi, kaptırdığımız her topta da rakip hızlı geliyor ve pozisyon buluyor. Hızlı hücumcuları var, orta sahada da Galatasaray'a göre daha dirençlilerdi. 

Çok pas hatası yaptı Galatasaray, Selçuk İnan & Sneijder felaketti, Tolga Ciğerci ise tek sorumluluk alan isim. 12.5 km koşmuş, o bir yana, zaten beklediğimiz ve söylediğimiz özelliği ama topla dikine çıkışı, takımda tek şut deneyen isim olması, sürekli ileri oynaması gibi yaptığı şeylerle bugün ayakta kaldı Galatasaray. Uyum sorunu var, 2 pas hatası ve kaptırdığı bir topla rakip hızlı gelerek pozisyon da buldu ama bu Tolga Ciğerci oynar yani, Lass Diarra gibi bir isim geldiğinde de kesilen isim o olmaz.

Muslera'yı bir kenara bırakıyorum, günün Galatasaray adına en iyi oynayan iki ismi, Tolga Ciğerci ve Eren Derdiyok. Hücumda doğru oynayan isim de Eren Derdiyok'tu, istediği topları alamamış olmasına rağmen. Rakibi bozdu, mücadele etti, hava toplarını hiç ıskalamadı ki sürekli servis yapmaya, duvar olmaya çalıştı. Doğru yerde ilk topla buluştuğunda asist yapıyordu, ikinci buluşmasında da golü buldu zaten. Doğru profil, doğru futbolcu. Her iki transfer için de yazdığımız iyi şeylerin gerçekleşmesini görmek sevindirici.

Sneijder & Selçuk İnan hattı sıkıntılı ki maalesef bu ikili birlikte olmaz diyenlerin sözüne doğru geliyorum. Selçuk İnan'ın pas özelliğini yitirmeye başladığını görmek üzücü, kendisini çok sever ve beğenirdim ama inanılmaz pas hataları yaptığı gibi oyunun iki tarafında da yoktu. Sneijder ise kaçak dövüştü, maçın sonlarına doğru sorumluluk aldı ama aynı pas hatalarını o da yaptı, kilit rol üstlenemedi, daha doğrusu her iki isim de Tolga Ciğerci'nin aldığı sorumluluğun gerisindeydi.

Chedjou asıl ilginç olan, ilk yarıda Linnes'le birlikte maçın en kötüsüydü belki, o sağ kanadın öyle koridor olmasında Chedjou'nun giremediği kademelerin payı da var. Genel anlamda da savunma iyi görüntü vermedi maalesef, ağır kaldılar, çok pozisyon yedirdiler ama bugün 2 gol atabilirdi Chedjou. Eren Derdiyok'a yaptığı asist de öyle bir asist ki kaç stoper o pası atar? Bir savunmacıdan öncelikli beklentiler elbette bu değil ama farklı bir adam işte, yine yaptı Anderlecht maçında yaptığını.

Beşiktaş maçına göre düşük mücadele. Sıcak, seyircisizlik etken ama isteksizliğin tanımı yok. Çılgın bir galibiyet, böyle bir başlangıç çok önemli ama oynanan oyun endişe verdi. Oyunun iki tarafında da olmamamız, mücadele anlamında düşük kalmamız, rakibin neredeyse 1 futbolcu fazla koşturmuş gibi üzerimizde ettiği mücadele ve ayakta kalamamış olmak. Kazanmak güzel, beraberliğe sevinecektim, sen Galatasaray'sın demeyin, oyun onu anlattı ama bu galibiyet gerçekten çok değerli..

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Milli Takım'ın Forvet Sorununa En İyi Adres Enes Ünal Olacak


Özel bir yetenek, doğru kariyer planlamasıyla da yükselmeye, potansiyelini daha iyi yansıtmaya devam ediyor. Büyüyor Enes Ünal, hem de çok güçlü bir şekilde. Manchester City transferinin ardından attığı bu adımlar son derece doğru ki bugün Türkiye'de olsa birilerinin arkasında beklemek durumunda kalacaktı yine. Hollanda ve Belçika gibi liglerin ortamından söz edenler oluyor da en uygun ortamda bana göre, daha iyisi de olmayacaktı. İlk maçında da Groningen karşısında 16 dakikada attığı 3 gol var. 3 gol atması da bir yana, attığı gollerin kalitesi ve tekniği inanılmaz. Hepsinden öte de gösterdiği fiziksel gelişim. Milli Takım için de forvet sorununu biliyorsunuz zaten, en iyi adres Enes Ünal olacak..

Carole'ye Alternatif Gerekli, Önüne Bir Sol Bek Değil


Frank De Boer'in Caner Erkin için gitmesine yönelik bir söylemi yok, daha fazla çalışması gerekiyor diyor. Inter'in kalabalık bir sol bek rotasyonu olduğu doğrudur da o rotasyona da baktığımızda Caner Erkin'in bu takımda oynamak adına fazlasıyla şansı var. Hem sol bek, hem de sol ön anlamında. Avrupa'nın en kaliteli sol beklerinden biriydi ki ne olduysa geçen sezon öncesine kadar oldu, Vitor Pareira sonrası ters dönen bir kariyer.

Euro 2016 da iyi geçti diyemeyiz, uzun bir süre oynamadan geldiği için. Hatta o kadar kötü haldeydi ki İsmail Köybaşı formayı kaptığı ilk maçta Caner Erkin'e oranla fark yarattı ama arada kalite farkı var, Türkiye'de Caner Erkin gibi bir sol bek yok. Bir an önce ayağa kalkması ve oynamaya başlaması Milli Takım'ın da hayrına.

Mancini kalmış olsaydı da Caner Erkin'in durumu değişmeyecekti, Frank De Boer'e ihale bırakamam. Bence mevzu daha farklı, Caner Erkin'in yeni özel hayatıyla alakalı Inter kararından pişmanlık duyduğunu düşünüyorum. Galatasaray teklif yaptı mı bilmiyorum ama sezon başı itibariyle yapmış olabilir ya da Adriano öncesinde Beşiktaş'ın da düşünmüş olabileceğini düşünüyorum. Ya da Vitor Pareira sezon sonu itibariyle ayrılmış olsa Fenerbahçe'de de kalabilirdi.

Menajeri öyle bir açıklama yaptı ki üç tane ihtimal sunmuş, zaten geriye başka bir ihtimal de kalmıyor. Ya Inter'de kalacak, ya Avrupa, ya da Türkiye. Avrupa'dan gelen teklifler de Inter ölçeğinde değilmiş, haliyle geriye Türkiye kalıyor diyeceğim ama burada da işler zor. Carole'nin önünde bir sol bek istemem mesela, bir sol bek alternatifi gerekiyor, Carole'nin önüne bir isim değil. Yoksa Telles devam ederdi zaten. Beşiktaş'ın da Adriano'su var, onlar da alternatif düşünür, Fenerbahçe ise İsmail Köybaşı'na önemli bir para verdi ama İsmail Köybaşı + Hasan Ali Kaldırım desek bile ortaya bir Caner Erkin çıkmayacaktır.

Inter günlerinin hayal kırıklığı olmasını istemem, zaten Avrupa'da çok fazla futbolcumuz yok. Avrupa'ya gideceğim diyenler dahi bir şekilde Türkiye'de kalıyor, rakiplerin formalarını giyme pahasına. Önemli bir transferdi bu ama çabuk bitecek gibi. Caner Erkin'in düşüşü akıl almaz, böyle bir sol bek'in..

Oumar Niasse & Galatasaray, Eğer Yeni Bir Forvet İsteği Varsa


Galatasaray'ın forvet isteği var, bunu da Levent Nazifoğlu'nun son açıklamalarında görmek mümkün. Gitmesi gereken futbolculardan yola çıkıp, oluşan kaynakla birlikte forvet için yaptığı yorum. Devamında da gelen Riekerink'in forvet isteği. Ama bu iş maliyetli bir hareket olmaz, gidip Dzeko gibi hayallere girmeyelim. Eren Derdiyok'un arkasında bekleyecek ya da onunla rekabete girecek (en az o ayarda), maliyetsiz bir hedef doğacaktır. Burada da adres Niasse, en azından çıkarımların sonucu.

Everton'un Niasse'yi düşünmediği ve büyük bir hayal kırıklığı olarak gördüğü bir gerçek. Koeman'ın açıklamaları vardı bu konuyla alakalı, kendisi asla düşünülmüyor, şu tabloda da iddialı bir teklif de görünmüyor. Kiralık ihtimali doğar bu durumda, bonservisiyle bu işi bitirmek imkansız. Maliyetinin de önemli bir kısmını Everton'a yıkarak, gayet mantıklı bir hamle olabileceğini düşünüyorum. Nasıl ki bizim göndermek istediğimiz ve kiralarken belli bir ücreti ödemeyi gözden çıkarmamız gibi. Niasse de şu an o hesaba yakın ki yaşı da 26, Türkiye'yi bilen, burada başarılı bir isim olması cabası. İhtimali varsa hayır diyemem.

Eren Derdiyok, Podolski ve Sinan Gümüş'ün lig için yeterli bir rotasyon olduğunu düşünüyorum. Hala buradayım, fikir değiştirmedim. Bunu da mali tabloya bakarak söyledim, forvet için şartları çok da zorlamaya gerek yok gibisinden. Aynı şeyi stoper hamlesi için de diyorum, lig için iddialı bir stoper hamlesine ihtiyaç yok ama bu takımın lider bir stoper ihtiyacı var (Chedjou yerine). Forvet konusunda da alternatif yaratılmalı, normal olanı bu ama ligde idare edilebilir, şartlar bu sezon için zorlanmasa da olur. Ama Niasse adına da dediğim şartlar oluşuyorsa (Josue misali), buna da hayır demem, doğru bir adım olur.

Rodallega'yı da isterdim mesela, 1.5 milyon avro bonservisi verip keşke alsaydık. Doğru ve değerli bir alternatif olacaktı ama istemedik belki de, vazgeçtik. Hatadır bu, şartları makul seviyedeydi. Niasse de o şartlara yakın, imkan varsa ve bu imkana rağmen almamak hata. Dediğim gibi, ligi bilen ve bu ligde de başarılı olmuş bir isim. Hadi burayı da kıstas almayalım, Lokomotiv Moskova'da kalitesinin de üzerine koyarak oynadığı ligin en iyi futbolcusu seçilmiş, takımını taşımıştı. Devamında da rekor bir ücrete transfer oldu zaten, Everton hata yapmıştır ayrı ama Niasse o piyasayı yaptı ve Türkiye günlerine göre de üzerine koyduğunu düşünüyorum.

Eren Derdiyok pivot özellikli, Niasse ise daha sahte 9. Birbirlerini tamamlayacak isimler. Niasse daha gezerek oynar, kendini unutturur, pas aksiyonuna katılır, hızlıdır ve kolay yıkılmaz. Topla teknik özellikleri de var, iyi bir tamamlayıcıdır bu anlamda. Podolski'yi bu rolde düşünüyoruz ama Niasse daha hareketli ve 26 yaşında. Burada yine parlayabilir, yükselebilir, kendini hatırlar. Akıllı bir hareket olur, hayır denilmesi güç.

Everton'da kadro dışı, şartlar da hiç olmadığı kadar makul. Kiralamak mümkün, üstelik yıllık ücretinin de önemli bir kısmını Everton'a ödetmek. Büyük bir maliyet olmayacak, kadro derinliği adına da önemli bir adım. Niasse'yi tekrar ayağa kaldırmak mümkün, Eren Derdiyok'u da tamamlar, onunla rekabete de girer, sahte 9 da oynar, hücumun kanatlarında da alternatif yazılabilir..

19 Ağustos 2016 Cuma

Josue Galatasaray'da, Çok Beklettik Ama Sabırla Bekledi


Sona yaklaştık, nihayetlenmesi yakın. Temmuz'un başından bu yana konuşuyoruz, Telles'in Porto'ya gitme durumunun takas ihtimaliydi, devamında ise alternatif. Beklenen isim Dzemaili'ydi, Riekerink de görelim yanlısıydı, gördük ve olmadı. Talibi var, yedek bir isme göre fazla kazanıyor ve hiç de iyi durumda değil. Ayrılığı doğaldı ve gerçekleşti. Josue'yi ise bu zamana kadar beklettik.

Josue'nin de talibi vardı, Braga tekrar kiralamak istedi mesela ama kabul etmedi. Türkiye içinden de soranlar oldu, Galatasaray'a söz verdim diyerek bugüne kadar sabırla bekledi. Porto onu B takıma yolladı, satmak için ısrarlıydı ama kiralık olarak göndermeye de sıcak baktı. Ffp için önemli bir detay bu, Dzemaili'den doğan boşluğu Josue ile doldurmanın kazançlı olduğunu düşünüyorum.

Ama Dzemaili üzerinden yorumlamak hatalı, beğenmeyen olabilir ama Emre Çolak üzerinden yorum yaparım bu işe. Riekerink'le birlikte gelişme gösteriyordu, kalmasını isterdim. Kalmış olsaydı da bugün böyle bir adım atma gereği olmayacaktı. Josue daha yetenekli ve Emre Çolak'a oranla kendini kanıtlamış bir isim ama gösterdiği gelişime bakarak Emre Çolak'ın kalmasını isterdim. Gittiği için de Josue gibi bir adım atmamız gerektiğini, o pozisyon için bir boşluk olduğunu düşünüyorum.

6 numara öncelik, olmazsa olmaz. İlk gerçekleşmesi gereken adımdı ama belli ki en sona kalacak, transferin son gününe kadar konuşacağız. Transfer sıralaması eleştirilebilir ama gelen isimler üzerinden durumu yorumlamak durumundayız.

Braga'da 4-4-2'nin sağında oynadı, 12 maçta 2 gol 4 asist. Geçen sezonun 2. yarısını orada geçirdi, verdiği görüntü iyiydi. Bursaspor'da ise forvetin arkasındaydı, Şenol Güneş ondan çok iyi bir verim aldı ama Ertuğrul Sağlam bunu sürdüremedi, Hamza Hamzaoğlu ise klasik şekilde bu tarz isimlerin yüzüne dahi bakmaz. Şenol Güneş dönemiyle değerlendirmek lazım, Riekerink'in varlığını düşünerek. Bu tarz isimleri kazanmasını biliyor, onlardan katkı alıyor. Sorunlu deniyor ama bu meselenin de çok abartıldığını düşünüyorum. Sneijder'in varlığında da Galatasaray'a geliyorsa zaten yedek kalmayı göze almış demektir.

Manchester United maçının ardından yazdık, 6 numara ihtiyaç ama Selçuk İnan'ın tek alternatifi yok. 10 numaradır Josue ama 8 de oynatabilirsiniz. Şu an orta saha oyuncularını saysak, içlerinde bir tane dikine çıkabilecek, hareketli bir isim söyleyemeyiz. Böyle bir isim yok rotasyonda, bu anlamda da gerekliydi. Hücumun jokeri olacaktır, Sneijder'in geçen sezonunu düşünerek önce oraya alternatif, sonra 8, sonrasında ise kanatlar. Yasin Öztekin yerine de Josue'yi düşünebiliriz.

İşin özü şu, kulübede hücuma bakan 2 isim olacaktı, 3.'sü gerçekleşiyor. Orta saha konusunda ise hücuma bakan bir alternatif yoktu, kenardan getireceğimiz ve patlayıcı özelliği olan bir futbolcu. 25 yaşında, kumar gibi de bakmıyorum. Cavanda transferi de doğruydu, Josue de doğru olacak. Umarım haberler doğrudur ve kendisini Galatasaray'da izleriz. Çok beklettik ama sabırla bekledi..

Emrah Başsan Rizespor'da, Transferi Gerçekleştiği Gün Yazdığım Gibi


Emrah Başsan'ın transferi Riekerink'e sorulmadı, yönetim inisiyatifi bir hamle. Maaşı çok yüksek değildi, bonservisi de olmadığı için çok ses etmedik, ya tutarsa hesabı. Önce geçmişi ile alakalı "acaba sol bek olur mu" düşüncesi, sonradan "orta saha oynayabilir mi" soruları derken pozisyonu olan kanatlarda oynadı hazırlık maçlarında, haliyle de tutunamadı.

Galatasaray'ın şu an en güçlü pozisyonu belki de, kanatlar. Bruma, Podolski, Sinan Gümüş ve Yasin Öztekin gibi bir rotasyondan bahsediyoruz, şimdi bir de Josue'nin orada oynayabilirliğini ekledik, bu rotasyonda nefes alması bile imkansızdı. Tutmayacağı belliydi de aslında, Galatasaray kalitesinin çok gerisindeydi, Antalyaspor'da da 1. tercih olmayan bir futbolcu. Serdar Özkan'ın arkasındaydı rotasyonda, öyle söyleyelim.

Doğal yani, Riekerink'in kendisinden bu kadar çabuk vazgeçmesi. Kendisine sorulmadı, tanımıyordu ve tanıdı, kiralık gidebilir dedi. Şimdi de Rizespor'a kiralık gidecek. Şu artı oldu, maaşı düşük olduğu için zarar edilmedi, talibi kolay bulundu. Maaşını da Rizespor ödeyecek, maaş bütçesinden 400 bin avro daha düşmüş olduk. Umarım iyi bir görüntü verir, gelecek adına bir şans yaratır. Galatasaray'ın Rizespor'la ilişkileri iyi, Volkan Pala ve Alperen Uysal derken Emrah Başsan da 3 oldu. Belki başka isimler de dahil olabilir.

Transferi gerçekleştiği gün yazdığım gibi;

Chedjou Giderse..


Lassana Diarra'nın transferi ihtimallerinde Chedjou ile takası konuşulmaya başlandı. Sözleşmesinde çıkış opsiyonu var mı yok mu bilmiyorum, var da deniliyor ama Marsilya buna karşı da duruyor. Böyle bir durumda iş kesinlikle Fifa'lık olur ama Marsilya'nın bir Chedjou ilgisi vardı. Olası hamlede de bu kullanılabilir, Chedjou da sözleşmesinde son sezonuna giriyor. Geleceğine yönelik adım atacaktır. Belki bu sezon kazandığını kazanamayacak ama en azından imza atacağı 3 yıllık sözleşmeyle de geleceğini garantiler.

Chedjou, uzun zamandır iyi durumda değil. Yaş ve sakatlık durumuyla da alakalı olmak üzere, sürekli geriye giden bir futbolcu. İyi bir Chedjou'yu beğenirim, yarattığı fark da büyük olmuştur. Hem pasör özelliği, hem topla dikine çıkabilmesi, duran toplarda yarattığı etkiyle de ülkemiz için farklı bir adam ama düşüşte olan Chedjou da aynı oranda büyük bir kumar. Odak kayıpları, buna bağlı hatalar, ayakta durmakta zorlanması, hamle yapamaması, hatta ağır kalması gibi. Hakan Balta'yı yaşı ne olursa olsun bir çizgide görebiliyoruz ama Chedjou için ivme çok inişli çıkışlı ki stoperde de öncelikli olarak hissetmeniz gereken şey "güven".

Avrupa mücadelesi yok, önümüz lig. Stoper rotasyonunu da buna göre kurgulamak gerekecek. Lider bir stoper ihtiyacı var, iddialı bir stopere kimse hayır diyemez. Bu kadar yıl geçti ama hala Ujfalusi diyoruz, çünkü yerini dolduramadık. Ama lig rotasyonunda da aranan liderliği Hakan Balta'nın doldurabileceğini düşünüyorum, çok sırıtan bir iş olmaz. Serdar Aziz'le Milli Takım'ın tandemini oluşturuyor zaten, Serdar Aziz'e de anlamsız paralar ödendi ama kötü bir stoper değil, iki tane 45 dakikalık hazırlık maçı izleyerek bu yargıyı yapmamalıyız.

Sezon sonunda düşünüyorum iddialı bir stoperi, Avrupa katılım hakkı elde edildiğinde. O vakit Hakan Balta'nın yerine bir lider stoper düşünülür ama şu aşamada bunu gerçekleştirmek zor duruyor, ilgilendiğimiz isimlere de bakınca. Geçtiğimiz sezon, savunma anlamında sorunlar yaşadık, stoperler döküldü ama takım savunması olmayan, orta sahasında defansif bir boşluk olan takımdı. O yönde atılan doğru adımlar var, bu yüzden de stoperlerin bu kadar sırıtacağını düşünmüyorum.

Gelelim Chedjou giderse konusuna. Denayer gündemdeydi en son, 1 yıl daha kiralanacaktı. Hakan Balta'nın formasını garanti görmekle birlikte, Serdar Aziz & Denayer rotasyonuyla da ligde yürümek mümkün olacaktır. Riekerink'le birlikte yükselişe geçen isimlerden biriydi Denayer, özellikle de ligin son haftalarında ve Fenerbahçe ile oynanan finalde. Hızlı ve hamleli bir stoper, daha önce de yazdım, kendisini çok sever ve isterim. Chedjou sonrası da bir kayıp olmaz, bu rotasyonla ligi göğüslemek mümkün olacaktır..

18 Ağustos 2016 Perşembe

Sneijder & Selçuk İnan, Beni Mutlu Eden Bir Fotoğraf


E güzel kare. Yine Riekerink diyeceğim ve sizler "yeter be kardeşim" diyebilirsiniz ama takımın havası bu. Yüzler gülüyor, doğru adımlar atılıyor ve takım içerisinde bir huzur var. Taraftar için de aynısını yazarım, Levent Nazifoğlu'nu iyiydi kötüydü diye yorumlarsınız ama tek bir ses var ve doğruları söylüyor, neyse o. Bu yüzden de sezona mutlu gidiyoruz, umutluyuz, inanç var. Sneijder ve Selçuk İnan üzerinden sürekli yorumlar gelir ya, sorunlular, araları iyi değil gibisinden. Bu ikili uzun zamandır iyi, hatta Burak Yılmaz'ı da eklerim bu ekibe. Kötü gidişat ve ortam kaynaklı bölünmeler olmuştur ama doğru operasyonlarla şu ortam kolaylıkla yaratılabiliyor. Takımın iki kaptanı ve görüntü bu, beni mutlu eden bir fotoğraf..

Galatasaray'ın Yeni Kaleci Antrenörü, Frans Hoek


Riekerink'in atılımlarını izlemeye devam ediyoruz ve istediklerini yavaş yavaş da olsa yaptırdığını görmek beni çok mutlu ediyor. Alman bir kondisyoner vardı, hatırlarsınız. Riekerink'in talimatı sonrası yeni bir kondisyoner olarak getirilmişti ama yönetimin bulduğu bir isimdi. Denendi, beğenilmedi ve gönderildi. O süre zarfında da takımı fizik olarak hazırlayan yine Riekerink oldu ve geçtiğimiz günlerde, kendi isteği doğrultusunda Youssef Vos bu göreve geldi. Kendisini tanımıyorum, hakkında pek yorum yapamadım ama Riekerink'in özel olarak istediği bir isim.

Asıl konu ise kaleci antrenörü konusunda. Taffarel'in önce devam edeceği söylendi, hatta yeni sözleşmeye de imza attı ama son anda gitmek istedi, ülkesine dönmek adına. Muslera'nın görüntüsüne bakarak bence işini de iyi yaptı, işini iyi yapmasından ötesi de takım için sadece bir kaleci hocası olmanın ötesinde olmasıydı. Kalmasını isterdim, geçen istikrarlı bir 5 yıl vardı. Teknik direktörler, yönetimler değişiyor ama Taffarel devam ediyordu. Sağlık olsun, yıllar uzun, yine gelir. Evi burası.

Yeni kaleci hocamız Frans Hoek oldu. Tanınan, bilinen ve alanında en iyilerden biri, bu konuda yorum yapabiliriz işte. CV'sine baktığımızda da büyük kulüpler var, Ajax, Barcelona, Bayern Münih ve Manchester United gibi. Van Gaal'in ekibindeydi. Van Der Sar, Neuer ve De Gea gibi kalecilerle de çalışmış bir isim. 


Yine Riekerink'in özel isteği ve Taffarel yerine de gelebilecek en doğru isimdi belki de. Taffarel konusunda duygusaldık ama Frans Hoek ile oldukça başarılı bir işe imza attık. Muslera konusunda büyük artı olacağını düşünüyorum, geçmiş yıllarda çalıştığı isimlere bakarak. Ayrıca diğer isimlerde de gelişim olacak mı göreceğiz, bu da Taffarel'in en çok eleştirilen tarafıydı ama bir kaleci oynayarak gelişir. Muslera da öyle bir istikrar yakaladı ki 2. bir kalecinin bu şansı bulması neredeyse imkansız. Ama hazır tutulabilirler, bu konuda çok sıkıntılar yaşadık.

Hollanda Milli Takım'ında da çalışıyor, oradaki görevi de devam edecek. Yönetim hedefi, yeni bir kaleci hocası almamak üzerineydi. Taffarel'in yardımcısı olan Fadıl Koşutan ile devam edilecekti ama Riekerink yeni bir isim istedi ve alanında en iyi isimlerden biri olan Frans Hoek geldi. Gerçekten büyük bir iş yaptık, keşke diğer yardımcılar konusunda da bunu görebilseydik. Riekerink'in bu konuda da bir isteği var diyorlar gerçi. İlk istediğinde kabul edilmemiş ve Ayhan Akman'a görev verilmişti..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir