31 Ekim 2016 Pazartesi

Yasin Öztekin de Haklı, Kadro Dışı Bırakan da


Masum değiliz, hiç birimiz. Yasin Öztekin'in kadro dışı kalması bana bu şarkıyı hatırlattı. Öyle bir konu ki, Riekerink'e, Yasin Öztekin'e, bu kararı alanlara, bu kararı doğru veya yanlış bulan herkese hak veriyorum. Yasin Öztekin neden kadro dışı kaldı diyemem, o hareketin bir yaptırımı olmak zorundaydı ve bana göre doğru bir karar verildi. 

Ama Yasin Öztekin de neden o triplere girdi diyemem, seversiniz sevmezsiniz ama bu sezonun iyi isimlerinden, en azından Podolski'den daha çok hak ediyor formayı ama ısrarlı şekilde hakkının yendiğini düşünüyorum. Bir patlama anı yaşadı, ben de aynı tepkiyi verebilirdim. Bunun da neticesi kadro dışıdır.

Hamit Altıntop da benzer bir konu yaşadı, oyuna giremeyince su şişelerini tekmelemişti ve gecesi kadro dışı kaldı. Hemen özür dilediği için bir gün içinde çözüldü konu, Yasin Öztekin'in geri adım atmaması bu neticeyi doğurdu diye düşünüyorum. Kendince kendisini haklı görüyordur, saygı duyarım ama bu hareketin neticesi de kadro dışı bırakılmasıdır. Bugün bu yaptırım uygulanmasa yarın önü alınamaz.

Hakkının yendiği de net, empatiyle yaklaştığımda ben de hak veriyorum. Adanaspor maçında oyundan çıkması gereken isim o olmamalıydı ya da Trabzonspor maçında da forma onun hakkıydı ama süre dahi alamadı. Podolski leş atıyor ama 90 dakikaları tamamlıyor ya da form anlamında bakınca da Yasin Öztekin'in Sinan Gümüş'ün önünde olduğunu düşünüyorum (bu sezon için). Patlama anı yaşadı, umarım geri adım atılır. Şu tablonun devam etmesini istemem..

Memphis Depay & Galatasaray, Dış Basın Kaynaklı Zor İşler


Dış basın kaynaklı bazı haber sitelerinde yazılıyor, Galatasaray'ın Memphis Depay'ı kiralık olarak isteyeceği konuşuluyor. Marsilya, Lille gibi ilgiler var, Almanya'dan da Wolfsburg. Yanisi şu, maddi anlamda güçlü ekipler peşinde, Depay için istenilen olanakları sunabilecek takımlar. Galatasaray'ın bu anlamda şansı yok gibi bir şey, kiralanması bir ihtimal (onda da opsiyon imkansız ve gelmesi de ancak yeniden doğma ihtimali adına olur) ama onu da zor görüyorum. Beşiktaş'ın Talisca hamlesine benzer bu durum, o da büyük sürprizdi, bu da aynı şekilde olur. Çok fazla ihtimal vermiyorum ama konuşulan bir hamle ihtimali diyelim.

Şöyle bir durum doğdu ki bence bu hata, forvet özellikli kanatlara yöneliyoruz sürekli. Bruma, Podolski, Sinan Gümüş ve Yasin Öztekin zaten bu özellikte, bana sorsanız orta saha özellikli bir kanat ihtiyacından bahsederim ve hayalim de Ben Arfa misali bir isim olur ama Depay gibi de bir ihtimal doğsa buna kimse hayır diyemezdi diyorum. 

Kafamda bir 4-3-3 ihtimali belirirdi mesela;

Muslera
Denayer Serdar xxxx Carole
Jong Ciğerci Sneijder
Depay Derdiyok Bruma

Sneijder'in Hollanda Milli Takım'ında bu pozisyonda oynadığını izliyoruz, sol iç orta saha gibi. Bizde de kaydığı nokta bu ama 4-2-3-1 olunca formasyon işler değişiyor, bu şekilde oynaması da bir fayda getirmiyor. Depay misali bir kanat alınca buna dönülebilir mesela, düşüşte olduğu doğrudur, Manchester United adına hayal kırıklığıdır belki ama önemli bir potansiyeldir, orada olmamış olabilir ama Türkiye Ligi'ni de sallar geçerdi diye tahmin ediyorum.

Bruma'nın olası transferi üzerine şöyle de yorumlar vardı ya da hayal diyelim. Oldu da Manchester United Bruma'yı istedi, Depay takası kaynaklı bu işe evet der miydiniz gibisinden. Bruma sonrası olabilecek ihtimallerden de biri aslında ama talipleri bol ve güçlü. Maddi anlamda da çok yukarıdalar ve şu aşamada da bir kanat transferi lüks diyebiliriz. Stoper, sol bek, forvet, hatta orta saha. Başka eksikler var, devre arası da bu anlamda sıcak olacak..

30 Ekim 2016 Pazar

Eren Derdiyok Düşüşte, Ama Kendisiyle Değil Takımın Oyun Tarzıyla Alakalı


Eren Derdiyok sezona iyi girmişti, golleriyle de Galatasaray'ı taşıyan isimdi. Beğendiğim de bir forvettir, bu anlamda Galatasaray'da görmek beni mutlu etmişti. Bir pivot sıkıntısı olduğunu düşünüyordum, havadan çok aktif, sırtı dönük oynayabilen ve servis özelliği olan. Galatasaray'da uzun zamandır olmayan bir tarzdı bu, Eren Derdiyok'un da ilk haftalarda önemli bir fark yarattığını düşünüyorum.

Son haftalar ise düşüş zamanları, bu düşüşü ise Eren Derdiyok'tan öte takıma bağlıyorum. Çoğu isim düşüyor aslında, Bruma, Tolga Ciğerci ve Muslera'yı ayırarak konuşuyorum. Eren Derdiyok'un da takımın değişmeye başlayan oyun tarzına kaynaklı düşmeye başladığını görüyoruz. En basitinden şunu diyelim, bir pivotumuz var ama bunun gerekliliği ölçüsünde bir futbol tarzımız yok.

Kanatlarımız daha çok içe kat eden isimler, bekler ise yeteri kadar hücum desteği vermiyor. Carole'nin hücum özelliği pek aktif değil, çizgiye inip top ortalamıyor mesela. Sağ bekten de bu anlamda gerekli verimi aldığımızı düşünmüyorum, Sabri Sarıoğlu'nu eleştiririz ama orta özelliği iyi noktadadır mesela. O da bunu yapamıyor, haliyle de etkisiz bir Eren Derdiyok performansı.

Durum Adanaspor karşısında daha da değişti tabii, Podolski'yi top beklerken izledik, Eren Derdiyok ise gezerek oynuyordu ve pas yapıyordu. Savunma özelliği çok fazla yok, ön alanda basmasını da çok fazla beklemiyorum ama Eren Derdiyok'u böyle kullanmak büyük intihar. Kanatlara açılan da kendisi, ceza sahası içine orta yaptığını da gördüm, kanatlarda rakibe basıyordu. Oysa Podolski ile rolleri değiştirmesi gerekmez miydi?

Trabzonspor ve Adanaspor maçının bir ortak yönü var, ne zaman rakip ceza sahasına top ortaladık ve o bölgede bir kaos yarattık, işte o zaman etkiyi izledik. Eren Derdiyok karıştırdı oraları, bir kaos doğdu. Adanaspor karşısında o gol geldi, Trabzonspor maçında ise belki gelmedi ama Eren Derdiyok'un gerekliliği bir oyun oynandı, son dakikada kaçırdığı golü de hatırlarsınız. Havadan etkili ve atlet bir isim, Rizespor maçında attığı golü de unutmadık. Şu topu biraz daha ortalayalım, Eren Derdiyok'u kullanmaya çalışalım. Hatta Podolski sahadaysa ona bile yarar şu tablo.

Basın Mensubu Olsam, Bu Soruyu Soranlar Adına Ben Mesleğimden Utanırdım


Sezon başında da buna benzer bir konuyu konuşmuştuk. Süper Kupa maçının ardından Riekerink'e sorulan soru şuydu "sizin Galatasaray'a yakışmadığınızı düşünenler var". Haftalar geçti, düne geldik ve bu sefer sorulan soru da "kızlarınız garsonluk mu yapıyor". Bu soruların ardından bazı yaptırımlar uygulandı ama devamlılığını bilemiyorum, üzerinde duruldu mu? Maalesef ki Levent Nazifoğlu'nu sık sık o 2. soruyu soran muhabirin televizyonuna röportaj verirken görüyoruz mesela. Ntvspor için de bir yaptırım söz konusuydu, sonrasında baktık ki yaptırım sessiz sedasız kalkmış. İlk soruda da öyle oldu, yine öyle olmasından korkarım. Şöyle diyelim, Fatih Terim'e sorabilir misiniz böyle bir soru? Soramazsınız elbette, e o zaman Riekerink'e de soramazsınız. Adam kere adam Riekerink, Dünyanın en temiz, sakin, güzel insanlarından biri. Ona karşı kırıcı ve soru niteliği olmayan, hatta daha ağır tabirle de "aşağılık" diye nitelendireceğim sorular bunlar. Ben bir basın mensubu olsaydım bu soruyu soran insanlar adına mesleğimden utanırdım. Riekerink kırıcı değil ama, cevaplıyor bu soruları da ve durum böyle olduğunda da yüz bulup soruların dozu daha da yükseliyor. Taktik, teknik ayrı konular, konuşur ve eleştiririz ama Riekerink'e sahip çıkmak, böylelerine tepki göstermek lazım. Tabii bizler bir yere kadar, bunu yönetim yapacak, arkasında duracak, yaptırım uygulandığında da geri adım atmayacak..

29 Ekim 2016 Cumartesi

Bruma İyi Ki Var, Ya Olmasa.. Adanaspor 0-1 Galatasaray


Kazandığımız bir maçın ardından mutsuz olacağım aklıma gelmezdi, maalesef benim adıma öyle bir gün. Galatasaray iyi futbol oynamıyor, ligin başından bu yana böyle ama ilk zamanların yine de geleceğe yönelik pozitif mesajları vardı. Futbol iyiye gitmiyor, hücum iyiden iyiye kısır bir hal alır oldu. Bruma'ya bağımlıyız, Bruma kazandırıyor maçları. Bruma açısından muhteşem bir durumdur bu, hatta bizim için de. Muhteşem bir genç yeteneğe sahibiz, bu sezon iyi futbol da değil, karakter koyuyor ortaya. Riekerink'e de Bruma için bir ömür teşekkür ederim, kendisini o kazanmıştır ama şu oyunun her geçen zaman kötüye gitmesi de Riekerink'in eseridir, üzülüyorum ama gerçek bu. 1-0 da olsa kazandık, deplasman 3 puanı geldi ama ben bu galibiyete sevinemiyorum. Yarın belirsiz çünkü, şu görüntüde neyi hedefleyebiliriz, ne kadar daha ilerleyebiliriz.

Riekerink'den beklediğim 11'di bu, istediğim 11 ise başka. Serdar Aziz & Semih Kaya konusuna girmeyeceğim, Josue'yi 11 başlatırdım ben. 4-2-3-1 oynuyoruz, çift forvet düzeni değil bu. Böyle bir düzende de 10 numara özellikli bir isimle oynamanız çok daha faydalıdır ki Podolski'nin de fizik anlamda çok kötü olduğunu düşünüyorum. Dersimspor maçı ölçü değil, Trabzonspor maçıdır burada ölçü. Orada kayboldu, fizik anlamda yetersizdi ve bu fizikle kanat oynayamayacağını gördük. Burada da forvet arkası oynadı, fizik anlamda yine yetersizdi ve kayboldu. Trabzonspor maçında 90 dakika oynadı, 45'de çıkması gerekirken. Burada da 82 dakika oyundan kaldı, ilk 11 bile başlaması hatalıyken.

Erkek basketbol takımında da durum aynı, bir fark var tabii. Orada Bruma gibi sürükleyen, istikrarlı bir isim yok ve Muslera gibi tutanı. Futbol takımı ise Bruma ve Muslera'ya sahip, Bruma ve Muslera'nın sırtında bir şekilde kazanmaya devam ediyoruz. Trabzonspor maçı da kazanılabilirdi ama tablo değişmiyor, ortada doğru bir oyun yok. İyi oynadık diye kimse söyleyemez, hatta Beşiktaş maçının ilk yarısı ve Antalyaspor maçının ikinci yarısı dışında da iyi bir futbol gören varsa bana yazsın. Belki Akhisar maçının ilk yarısı da buna dahil olabilir ama onun dışında kalan tüm anlar, kaos ve sıkıntı ile dolu. Düzelmemesi, geleceğe yönelik verilen iyi ışığın sönüp gitmeye başlaması, insanların umudunu kaybetmesi kötü nokta. Umudu da yaratan Riekerink'di ama yok eden de maalesef o olabilir.

606 pasla bu sezonun pas rekorunu kırmışız mesela. X takım yapsa bunu başarı derim, Galatasaray için yeni bir durum değil. Pas yapmak veya topa sahip olmanın getirisi şu olur, oyunu boğar ve tempo yaparsınız, pozisyonlara girersiniz. Bence tempolu değiliz, hücum organizasyonu noktasında da geçen sezonun dahi gerisindeyiz. Pas yapıyoruz, topa sahip oluyoruz, bu noktada rekorlar kırıyoruz ama bunun geliştiği bir nokta yok, hatta hücumda o kadar yetersiz durumdayız ki belki de rakipler bunu tercih ediyor ve topu bize veriyor. Adanaspor karşısında da aynıydı, sağa pas sola pas, Bruma ve Tolga Ciğerci dışında sorumluluk alan kimse yok, gol yemememiz tamamen Adanaspor'un hücum kalitesi ile alakalı ve Bruma'nın kazandırdığı bir maçı daha geride bırakıyoruz.

Hantal dediğimiz, ağırlaştı diye bahsettiğimiz Nigel De Jong çoğu isimden daha hareketli mesela. İlginç noktalar çok, hangi birisini yazayım bilmiyorum. Oyuncu değişiklikleri bence yine hatalı (Sinan Gümüş iyi iş çıkardı ama o an çıkması gereken isim Yasin Öztekin miydi), Podolski'ye gösterilen tahammül, hücum plansızlığı gibi konu çok. Şöyle diyeyim, Eren Derdiyok gibi bir forvet var ama gezerek oynatıyoruz, bir ara orta yapan, kanatlarda topla buluşan kendisiydi. İkinci yarıda biraz olsun top ortalamaya başladık, ceza sahasında kaos yarattık ve gol de öyle geldi aslında. Podolski'nin gezerek oynaması gerekiyor ama topu ayağına bekleyen kendisi. Ne anlamı kaldı oynamasının, Josue gibi bir yaratıcıyı neden kullanmadık?

Marina Maljkovic Kadro Mühendisliği Konusunda Ders Veriyor, Kusursuz Tempo


Antrenör takımı izlemeyi özlemişim, kadın basketbol takımımız için bu tanımı kullanmak mümkün olacak. Mütevazi görülen ve küçülen bir ekibiz ama yeniden yapılanma anlamında bir plan yapıldı, bu konuda da en iyi isimlerden biri olan Marina Maljkovic takımın başına getirildi. İlk 3 maçta da iyi gidişatı, keyifli basketbolu ve planın ilk aşamada iyi başladığını görmek fazlasıyla iyi.

Oynadığımız 3 maçta 88 sayılık bir ortalama yakaladık, kadın basketbolu açısından çılgın bir rakam bu. Doğuş'a 97 sayı atmak bir derece makul görülür ama Euroleague takımı olan Mersin'e 92 sayı atmak ve büyük farkla kazanmak çok büyük iş. Zorlu bir maç bekliyordum ama ilk dakikadan son ana kadar Galatasaray'ın temposuna cevap veremedi Mersin Büyükşehir Belediyespor.

Muazzam bir tempo bu, çok hızlı bir basketbol oynuyoruz ve bunu da derin rotasyonla uyguluyoruz. Zaten başka türlü bu temponun devamı imkansız ama genç isimler şans buluyor, bir yandan da geleceği kazanmak anlamında yürüyoruz. Tüm sezon buna devam edebilir miyiz göreceğiz ama çok keyifli bir takım olduğumuz kesin, izlerken keyif alıyoruz. 

Tek sorun pota altı gibi görünüyor, pota altı savunması noktasında daha zorlu maçlarda sıkıntı yaşayabiliriz. Atletik bir ABD'li istiyor o pozisyon ama şu kadro yapısında da imkansız. Vitola'dan daha iyi bir Avrupalı bulabilir miyiz bilmiyorum, oraya bir ABD'li almak Yvonne'den vazgeçmek anlamına gelir ki bu takımın temposunun en önemli silahlarından biri, özellikle de ön alan baskısı anlamında.

Uzunlarımız da hareketli ve şutu olan isimler, bu da hücumda farkı yaratan unsur. Papova ve Yvonne'nin müthiş scout işleri olduğunu görüyoruz, Jefferson ise Loyd'un ardından bu takımın yıldızı durumunda ki sezon özelinde ne yapacağımız da Jefferson'a bakıyor diyebiliriz. Sürekli potayı zorluyoruz, delici kısalar var ve Işıl Alben bu takımı müthiş yönlendiriyor. Uzunlar hareketli ve içeri kat ediyor, kısalar delici derken çok fazla boş şut imkanı da yaratılıyor, bu konuda da fazlasıyla yüzdeli bir takımız. Işıl Alben'i bu anlamda da iyi kullandık ve Marina Hoca'nın elinde Işıl Alben'in çok farklı bir noktaya geleceğine inanıyorum.  

Bazı istatistikleri vereyim, Jefferson 23 sayı 8 ribaund 3 asist ve 5 top çalma, Işıl Alben 16 sayı 6 ribaund 8 asist, Vitola 16 sayı 6 ribaund, Papova ise 18 sayı 7 ribaund. Pınar Demirok'un 8, Yvonne Anderson'un ise 7 sayısı var. Yüksek temponun getirisi bir tempo, son ana kadar bu tempoyu da kurumayı bildik, bir noktada üç hücum üst üste kendi yarı sahasından çıkamadı Mersin. Nefes aldırmadık bugün, umarım sezonun geneline de bu yayılmış olur. Daha da önemlisi, kadro mühendisliği anlamında Marina Maljkovic büyük ders verdi, umarım izlemesi gerekenler izlemiştir..

Adanaspor Karşısında Podolski Mi Josue Mi, Benim Sorum Bu


Trabzonspor maçına takılmaya devam edeceğim, orada kaybedilen 3 puanın götürüsü çok oldu ama Beşiktaş'ın Gençlerbirliği deplasmanında aldığı beraberliğin ardından, telafi anlamında bir imkan var. Adanaspor deplasmanında kazanmak zorundayız, başka bir çıkar yol kalmadı. Maç öncesi bir öngörüm falan da yok, kazanmak zorundayız ve bunu da en doğru, adaletli 11'i bularak yapacağız.

Trabzonspor karşısında Sneijder'i 11'de beklemiyordum, Podolski & Cavanda ikilisinin ise 11 başlaması gerektiğini yazdım ama Riekerink gibi ben de yanıldım. Sneijder misali, Podolski de hazır değildi ve fizik anlamda ayakta duramayan Podolski'nin de elinde kalan tek şey var, bitiricilik. Kanatta kullanılınca bu da kalmıyor doğal olarak, haliyle o 90 dakikada kayboldu gitti. Adalet noktasında da soru şuydu, Yasin Öztekin?

Yasin Öztekin'i beğenmeyeni çoktur, orası ayrı ama bu sezon özelinde verilmesi gereken bir hak var. En istikrarlı isimlerden, iyi iş çıkardığını düşünüyorum ama Trabzonspor karşısında 11 başlamadığı gibi, sonradan da oyuna girmemesi büyük hataydı. Oyun ona bakıyordu üstelik, tercih edilmemesinin de bir akıl tutulması olduğunu düşünüyorum. Sneijder hazır değildi ayrıca, 11 kesinlikle olmamalıydı ve Sneijder & Podolski ikilisini taşıyamadık, rakip yarı sahada top bizdeydi ama pas oyunumuz içerisinde kaybolduk gittik. Pozisyon yok, bol bol şut var ama onların da içinde Sneijder, Podolski veya Selçuk İnan yok.

Adanaspor maçının kadrosuna baktığımda ise Sneijder, Hakan Balta ve Hamit Altıntop gibi isimler yok. Sneijder'le ilgili düşüncemi öncesinden yazdım, şimdi yazacağım şeyler de hemen hemen aynı olur. Hazır değilse oynamamalı, bu kadar basit. Olmaması da belki avantajımıza olacak. Hakan Balta sakat ama Hamit Altıntop'un da yokluğuna takıldım mesela, bir sakatlığı yok. Oynadığında elinden geleni yapan, hatta iyi işler çıkarabilecek bir tecrübe ama maç kadrosunda 3 sağ bek var, Hamit Altıntop ise yok. Burada da adalet duygusunu sorguladığım zamanlar gelir, bu da bir akıl tutulmasıdır.

Adanaspor maçı öncesinde ise soru şu, 11'de Podolski mi yoksa Josue mi? Dersimspor maçı asla ölçü değil, Podolski üzerinden büyük çıkarımlar yapamayız ama adam bitirici, bulduğunda affetmiyor ama fizik anlamda yetersiz olduğunda da çekilmiyor. Forvetin arkasında o da oynayabilir, Josue de oynayabilir. Josue ise daha bir 10 numara gibi oynuyor, Sneijder'in ne oynadığını bilmiyorum mesela. Sola yakın, orta sahanın etrafında gezinen bir isim, oysa rakip ceza alanı çevresinde gezmesi gerekirken. Josue hareketli ve tempolu, yeterlidir yetersizdir ayrı konu, daha bir 10 numara gibi oynuyor. Riekerink'in bu anlamda tercihini merak ediyorum.

Bir de Serdar Aziz mevzusu var ki umarım maç sonrasında bu konu hakkında konuşmak zorunda kalmam. Elde olan en iyi stoper, Riekerink'in beğenip beğenmemesi değil konu. Serdar Aziz konusunda ateşle oynamamalı Riekerink, şu an bana göre elde olan en iyi stoper ki Semih Kaya'yı onun önünde tercih etmesi büyük hayal kırıklığı olacak. Bu anlamda da maç kadrosunu merakla bekliyorum.

Şartlar Ne Olursa Olsun, İpekçi'de Alınan Fenerbahçe Mağlubiyetini Normal Göremeyiz


Şartlar ne olursa olsun, içeride alınan Fenerbahçe mağlubiyetini normal görmek mümkün değil. Bunu dile getirmek ise ayrı bir akıl tutulması. Daha zor şartlarda da mücadele ettik, bunu en iyi Ergin Ataman biliyor. 6 kişilik rotasyonla da Fenerbahçe'yi bu sahada yendik, kendisi o gün tribündeydi ama takım onun takımıydı. Ben bu kabullenmişliği anlamıyorum ve bunu dile getirmenin de büyük bir talihsizlik olduğunu düşünüyorum. Ergin Ataman Galatasaray'ı en iyi bilen isimlerden biri ki camianın en has insanlarından biridir ama bu sezon yaşadığı ruh hali beni fazlasıyla üzüyor.

Maç için çok yazacak şey yok, aynı konuları tekrarlamaya devam edeceğiz. İyi bir başlangıç vardı, Vesely'nin oyuna girmesinden sonra sertleşen Fenerbahçe savunması ve şuurunu yitiren Galatasaray hücumları. Bu takım Sinan Güler'in eline bakıyor hücum organizasyonu anlamında, şu bütçenin getirisi bu olmamalıydı. Sakin kalamıyoruz, daha organize olamıyoruz. Savunma ayrı nokta, 100 sayı civarında yemek bir Galatasaray klasiği durumunda, bir de Vesely & Udoh derken pota altımızda resmen voleybol oynadılar. Onlara karşı biraz olsun karşı durabilen isim Pleiss'di, onun da nasıl durabildiğini zaten izledik. Krstic'le sezona başlamayı hedefliyordu Ergin Ataman, düşünsenize Pleiss yerine bu maçta onun da olduğunu.

Fark ne zaman biraz olsun kapanma noktasına gelse ve bir Galatasaray kıpırtısı izlesek bir anda rüzgar değişti, Fenerbahçe'nin farkı yine açmasını izledik. Zorlandıklarını düşünmüyorum, bence rahat bir maç çıkardılar. Pota altında zaten ezildik, kısa savunmasında da Göksenin Köksal kenara geldiğinde ortaya bir şey kalmıyor. Geçen sezona oranla 3-4 milyon dolar daha fazla bütçeyle kurulan bir takım bu ama geçen sezonun gerisindeyiz. Bu kadro mühendisliği de kabul edilemez, geniş ama nicelik anlamda kayıp bir rotasyon içerisinde varlık gösteremiyoruz.

Dentmon'un zoraki şutlarına, Russ'un da bireysel çabasına bakıyorduk işte, daha fazla anlatılacak bir şey yok. Russ da ilginç adam, çok büyük hatalar da yaptı ama şapkadan tavşan çıkardığı anlar da fazla. Russ'ın eline baktı bu takım son periyotta, böyle geri dönmeye çalıştı. Dentmon iki zorlama üçlük attı mesela ama savunmada karşı duramıyorsun. Herkes kısa kalıyor, Tyus & Thompson da bugün döküldü, tek karşı durmaya çalışan Pleiss ama onu da boy avantajı kurtardı ki duramadı da zaten, o da yıkıldı 2. yarıda. Yok yani, kimsenin rolü belli değil, plan yok, sistemi falan zaten konuşmayalım. Her maç sonunda yaz dönemini anmaya tekrar devam ederiz. Öyle bir maçtı ki biraz kıpırdandığımız anda bile geri döneriz diyemedik.

27 Ekim 2016 Perşembe

Riekerink'i Doğru Yönlendirecek Bir Hocamız Var Ama Kendisi Tribünde


Kendisini daha çok Muslera'yla ilgili konularda konuşuyoruz ama Frans Hoek'i sadece bir kaleci hocası olarak görmenin de hata olduğunu düşünüyorum. Hele ki böyle bir teknik kadro içerisinde. Teknik kadronun yetersiz olduğunu çoğu kişi söylüyor, Ayhan Akman ve Orhan Atik gibi isimler bence Riekerink'e doğru anlamda veya yeterli anlamda destek olamıyorlar. Bunu maç içerisinde daha çok gözlemliyoruz, idmanlarda ne olup bittiğini bilmiyorum. Frans Hoek ise tribünde, kulübede değil. Kendisi kaleci hocası olarak takıma getirildi ama Van Gaal'in yardımcılarından biriydi mesela, sadece kaleci hocası değildi. Futbol bilgisi, tecrübesi üst düzeyde olan bir antrenör. Youtube'de de bazı videolarını görebilirsiniz, futbol anlamında önemli çalışmaları var ve bu konuda önemli bilgilendirmeler yapıyor. Dünya'nın en iyi ve iddialı kaleci antrenörlerinden biri ama önemli de bir futbol aklı, şu teknik kadro içerisinde de kendisinden daha doğru faydalanılabilir diye düşünüyorum. Riekerink'in de bunu isteyeceğini düşünüyorum ama maalesef yönetimin kılıcı hala üzerinde olduğu için bu konularda çok da rahat hareket edemiyor. İstediği kondisyoneri getirmesi Ağustos ayını buldu mesela ya da kaleci hocası hamlesini Eylül ayına doğru ancak yapabildi. Teknik direktör olarak açıklandığında Hollandalı bir yardımcı isteği de vardı ama kabul görmedi, Ayhan Akman göreve getirildi. Bu konuda Riekerink'e destek olacak, doğu yönlendirecek yardımcılara ihtiyaç var..

"Dominant Bir Takımız" Deniyor Ama Dominant Takımın Hücum Temposu Bu Değil


"Şu ana kadar maçlarımıza bakarsanız top ayağında olan dominant bir takımız... Biraz daha efektif olmalı, işi bitirmeliyiz"

Buna bir de ekleme yapalım, çünkü eksik çeviri geldi. Riekerink diyor ki gol anlamında sıkıntı çekiyoruz, Rizespor ve Akhisar Belediyesi maçı dışında 3 gol atabildiğimiz bir maç yok (o maçları da çok rahat kazanamadık) ve daha bitirici olmalıyız. Bu konunun da basın toplantısında konuşulan en önemli konu olduğunu düşünüyorum.

Dersimspor maçı elbette ölçü olamaz ama bizlerin o maç üzerinden bu kadar fazla çıkarım yapma sebebimiz şu oldu, takım seri oynadı, daha hareketliydi. Riekerink "dominant bir takımız" diyor ve bunu da topun bizde kalma oranına bakarak söylüyor ama tempolu bir takım değil Galatasaray. Oyun içerisinde topun bizde kalma oranı %70'lere dayanıyor ama dominant dememiz için daha seri oynamak ve bunu pozisyona dönüştürmek, rakibi böyle boğmak gerekiyor. 

Galatasaray'ın bitiricilik anlamında da sorunu var ama onun öncesinde pozisyon bulabilmek çok büyük bir sorun. Sneijder'in ne oynamaya çalıştığını anlamıyorum mesela, çok fazla sola kayması bir yana, orta sahanın derinliklerine de çok geliyor ve top yapmaya çalışıyor. Oysa rakip ceza sahasının etrafında oynaması ve gücünü ekonomik kullanması gerekli, Sneijder'i şut atarken dahi göremiyoruz. Sneijder orta sahanın gerisine kadar gelince de Eren Derdiyok'un daha gezerek oynadığını görüyoruz ve rakip ceza sahasında herhangi bir Galatasaray'lı kalmıyor. Oysa Sneijder'in Eren Derdiyok'a yakın oynaması lazım.

Şu da bir sorun, Eren Derdiyok gibi bir pivotumuz var ama biz pivot santrafora göre de bir oyun oynamıyoruz. Kenar ortaları bence yetersiz, Eren Derdiyok'u da doğru anlamda besleyebildiğimizi düşünmüyorum. Son haftalarda da düşüş yaşadı, gol atamıyor, o gol atamadığında da Galatasaray gol yollarında daha da büyük bir sıkıntı yaşamaya başladı. Podolski de işin içine tam anlamıyla giremedi, oysa en büyük bitirici silah kendisi ve bu anlamda Eren Derdiyok'a desteği büyük olabilir.

Temposuzluğun fazlasıyla Sneijder ve Selçuk İnan kaynaklı olduğunu düşünenlerdenim. Nigel De Jong'u Dersimspor maçında izleyebildik, keşke daha ciddi bir maçta görebilseydik ama 30-40 metreye rahatlıkla pas atabildiğini, bu anlamda kanatları etkin kıldığını ve sağ bekini de oyunun içine soktuğunu gördük. Selçuk İnan geçtiğimiz maçlarda bunu yapmadı ve Nigel De Jong'un bir artısı da topu ayağında tutmaması, daha seri oynamasıydı. Sneijder ve Selçuk İnan bir arada ağır ve temposuz kalıyorlar, Nigel De Jong'un oyun içine girmesi de Galatasaray orta sahasını hem daha sert kılabilir, hem de Sneijder'in orta sahaya gelmemesini sağlayabilir. 

Sneijder'in 10 numara gibi oynadığını düşünmüyorum, işin doğrusu bu. 10 numara gibi oynamaması da Riekerink'in de isteği olabilir ama Gençlerbirliği karşısında oynayan Josue'nin 10 numara gibi oynadığını gördük mesela. Bu eğer Riekerink'in isteğiyse Josue'den bunu istememiş olmalı. 4-2-3-1 mi 4-4-2 mi tartışmaları bir yana, Sneijder sahadaysa 10 numara gibi oynamalı. O da üretkenlik anlamında bir artı demek olacaktır, rakip ceza sahası etrafında etkin olmalı Galatasaray ama şu haliyle bireysel silahların ayağına bakıyor sadece. O isim de Bruma.

Adanaspor karşısında büyük ihtimalle Sneijder oynamayacak, bu durumda da 11'de Podolski'yi mi yoksa Josue'yi mi izleriz bilemiyorum. Dersimspor karşısında Podolski'nin 90 dakika oynaması doğru bir karardı, maç eksikliğini gidermesi anlamında. İyi bir bitirici, ceza sahası içerisinde gol anında Dünya'nın en iyi isimlerinden biri. Şu an için fizik anlamda yetersiz olabilir ama Podolski'yi etkin kılmanın yolu forvet oynamasında, rakip ceza sahası içerisinde daha çok topla buluşturulmasında. 10 numara Podolski de bunu yapamayabilir, Eren Derdiyok'a daha yakın bir Podolski'nin bunu yapabileceğini düşünüyorum.

Marina Maljkovic Hanım Diyeceksiniz


Ne yazık ki henüz izleyemedik, çünkü yayın yok. İki resmi maç oynadık, biri lig diğeri de Euro Cup olmak üzere. İzleyenler, kadın basketbolunu daha yakından takip edenler daha iyi yorumlar ama ışık var, gerçek bir coach takımı olma yolundayız. Çok fazla takip etmeyenler için olayı biraz da futbolla yoğurayım, Marina Maljkovic eşittir Lucien Favre veya Claude Puel diyebiliriz. Proje ve sistem hocasıdır, her gittiği yere projesini götürür ve projesine inanıldığı kadar başarılı olma durumu var. Marina Maljkovic adına da Galatasaray büyük bir olay, ilk defa bu denli güçlü bir takımın başında. Yeniden yapılanıyoruz, küllerimizden doğmak adına da en iyi tercihi yaptık. 2 yıllık bir proje deniyor kısa vadede, umarım arkasında dururuz ve bunun ısrarcısı olalım. İyi başlangıca rağmen de beklentiyi de doğru ayarlamak gerekiyor, ben gelişimi takip ediyorum ve başarı da bununla alakalı olacak. Şu kulübe devrim yaratabilecek isimlerden biri, kadın basketbol takımı adına heyecanlıyım..

26 Ekim 2016 Çarşamba

İlk Defa Bir Plan Vardı Ama Böyle Kaybetmek Üzücü


İlk yarıyla ilgili düşüncem şu, bu sezon ilk defa bir plan üzerine oynadığımızı gördüm. Başarılı da olduk ve ilk yarı istediğimiz gibi gitti. İki takımda benliğini arıyor, büyük savunma zafiyetleri var ve bunu daha iyi kullanan taraf biz olduk. Dentmon ve Sinan Güler'in takımını taşıdığı, Micov'un geri döndüğü ve Deon Thompson'un muhteşem mücadele ettiği bir ilk yarı. Her şey iyi gidiyordu ama bir Galatasaray klasiğidir, oyun içerisinde de istikrarı koruyamıyoruz.

İkinci yarı inşallah Maccabi serisi ile başlamaz derken o seri de geldi, sonrasında da bir daha geriye dönemedik. Hep oyun içinde kaldık, maçın sonuna kadar da bunu sürdürdük ama farkı Galatasaray'ın basit top kayıpları yarattı, neredeyse yarı yarıya fark olan top kayıpları. Oyun kurucu eksikliği burada devreye girer, takımı sakin tutamıyoruz, belli bir sistem içerisinde aynı istikrarda kalamıyoruz ve bir noktada o hücumlar da şuuru yitiriyor.

Maccabi ikinci yarıda neredeyse boş dönmedi, Galatasaray ise top kayıplarıyla geride kaldı ama Maccabi de savunamadı, bu sayede oyunun içinde kaldık ama 92 sayı attığımız Maccabi deplasmanında 98 sayı yiyerek kaybediyoruz. Bu da Galatasaray adına sezonun özetidir. Euroleague arenasında bu şekilde tutunmak imkansız. 

Yine de bu maç için faturayı Ergin Ataman'a kesemem. Bir konu dışında, o da Diebler ısrarı. En ufak hata yapan isim (Daye gibi) anında kenara gelebiliyor, Diebler konusunda ise ısrar vardı. Bundan önce oynanan maçlarda eleştirdiğim bir durumdu, Diebler gibi bir şutör var ama onun üzerinden çizilen tek bir hücum seti yok diye. Bugün o da vardı, ısrar ettik, top kullandırdık ama etkisini göremedim, anlamsız bir ısrar ve basit top kayıplarında onun da imzası var.

Bu maç özelinde faturayı hocaya kesemem dedim, genel konular dışında. Onu da her maç konuşuyoruz zaten, kötü kadro mühendisliği gibi. Maccabi maçı özelinde ise bir plan vardı, ilk defa gördüm ben bu planı. Kazanılamayacak bir deplasman da değildi ama savunma konusunun kaybettirdiği bir maç daha. Hücum anlamında hep işin içinde kaldık, Dentmon'u kazandığımız ve Micov'u geri döndürdüğümüz de bir maçtı. Bu anlamda kazanımlar da var, en azından istek ve çaba gibi ama kazanılabilecek bir maçtı, böyle kaybetmek üzüyor.

Dentmon konusunda ise, mevcut kadro içerisinde bu takımın birinci guard'ı o. Lig için de bu geçerli, kullanmalıyız ama Russ'un lig lisansının olduğu ortamda onun lig lisansı yok. Bugün düzen vardı, hücum anlamında da iyi işleyen. Dentmon'un önemli katkı verdiğini düşünüyorum, umarım bundan sonra ilk tercih o olacaktır.

Nigel De Jong & Felipe Melo Kıyaslamaları Üzerine


Fotoğraf konusunda bir yanlış var, Nigel De Jong olmadığını biliyorum ama ben istatistik üzerinden yürüyeceğim, baştan belirteyim. Yeni Melo tartışmalarını Nigel De Jong üzerinden de yapacağız doğal olarak, kıyaslanacak bu iki isim. Aslında hata olan bir nokta var, geçmişte de bunun örneklerini çok yaşadık. Yeni Hagi, yeni Popescu, yeni x, yeni y uğruna bir çok isim geldi gitti ve o beklentinin de altında kaldı. Melo arayışları da bu şekilde, gelen her defansif orta saha adına söylenecek "yeni Melo" kavramı. Nigel De Jong'un da dediği gibi, geçmişle kıyas yerine, her yeni gelen isim için arkaya bakmamak lazım, Nigel De Jong veya yeni transferler "yeni" birer isim sadece.

İstatistiği de paylaşma nedenim, Nigel De Jong için "tahta bacak" veya "ama temposu çok düştü" deniliyor ya, buna cevap olsun. Ama MLS diyenleri de duyar gibiyim, istatistiğin 2 yıllık olduğunu söyleyeyim. Bu istatistik içerisinde Melo'nun Galatasaray ve Inter günleri var, Nigel De Jong'un da Milan ve MLS dönemi. Melo 1 sezondur İtalya'da, Nigel De Jong'un ise son 1.5 sezonu orada geçti. Denk bir istatistik olduğunu düşünüyorum, ama MLS demeye hiç gerek yok.

Tahta bacak kısmına gelirsek, yüzde 87'lik bir pas istatistiği var Nigel De Jong'un. Pas oyununu onunla da oynarsınız, topu sizde tutar, saklar. Melo'nun hücumu daha güçlüydü, topla dikine çıkışları, şut özelliği, duran toplarda aradığı goller gibi. Nigel de Jong bu anlamda daha defansif ama pas oyunu da oynar, isabet yüzdesi de yüksek olduğu gibi, geriyen oynayan da bir isim değil, yanı veya önünü görür. Tahta bacak yorumu bu anlamda fazlasıyla talihsiz.

Çok faullü oynadığı söylenir, Melo neredeyse 2 katı daha fazla faul yapıyor. Temposunun düştüğü söylenir ama ikili mücadele kazanma oranı %81, Melo'nn ise %56. Maalesef ki Melo'nun güçten düştüğü, temposunu kaybettiğini Türkiye'de oynadığı son dönemlerde de söylüyorduk. Yaş ilerledi ve bunu kaybetti, eski gücünde değil ve İtalya'da daha da sırıttı bu durum. MLS bence de çok ölçü değil ama Nigel De Jong'un sertliği ve temposunun İtalya'da da devam ettiğini düşünüyordum. O da eski durumunda değil belki ama hala sertliğinden çok ödün vermiyor, temposunun da Türkiye şartlarında fazlasıyla yeterli olacağını düşünüyorum.

Pas arasında da mesela Nigel De Jong daha önde, top kapma konusunda ise Melo ama çok büyük bir fark yok. Melo'nun Galatasaray'da yarattığı fark büyüktü, yeri de dolmadı. Nigel De Jong ise günün şartlarında iyi bir hamle, mutlaka katkılı olacaktır ve aranan profil de olduğunu düşünüyorum. Tempo, pas özelliği ve gereksiz sert olduğu üzerine bazı endişeler vardı ama rakamlar bunu söylediği gibi, sıkı takip edenler de aynı yorumları yapıyor zaten. Korkmaya gerek yok, iyi bir transfer yaptık.

Son olarak, Nigel De Jong'un MLS'e transferi de bir anda gelişen bir durum. 600 bin avro kazandığı doğrudur ama 6 aylık bir ücret bu, sezon sonunda 6 milyon avro'ya çıkacaktı bu rakam. De Jong'un orada kazandığı para bu ki bonservisi olmadan gelmesi, takımının kendisinden vazgeçme nedeni de bu. Galatasaray'a transferinin ardından Gerrard'dan diğer isimlere kadar veda mesajı yayınladı, teknik direktörleri ne kadar üzgün olduklarını belirtti. Artık para demiş olsaydı kalırdı zaten, fırsatını bulduğu ilk anda yeniden Avrupa'ya dönmüş oldu. Galatasaray'ın ona verdiği 2.5 milyon avro'yu, 600 bin avro'luk rakam üzerinden değerlendirmemek, eleştirmemek lazım..


Edit: 2 Eylül 2016 tarihli yazdığım bir yazı, Nigel De Jong'a söylenen "tahta bacak" üzerine böyle bir kıyas yapma gereği duymuştum ki istatistikler goal.com 'a aitti. Dersimspor maçında rahatlıkla attığı 30-40 metrelik pasları da izledik, artık olarak Melo'dan bu yana isyan eden bir futbolcumuz yoktu. Nigel De Jong bu boşluğu da dolduracak..

Mevcut Kadroda Galatasaray'ın En İyi Stoperi "Serdar Aziz"


Geçmişe dönemem, bundan sonrasına bakmak durumundayız. Olanı geri alma şansı yok, bu yüzden de Serdar Aziz'in bonservisi üzerinden bir çıkarım yapamam. İyi futbolcu, benim için ülkenin en iyi yerli stoperi ama yüksek bonservis, bu doğru. Sonrasına bakalım, sonrasını konuşmalıyız. Ülkenin en iyi yerli stoperi dedim, şu an mevcut kadroda da Galatasaray'ın en iyi stoperi durumunda. En hamlelisi, orası da kesin ve 11 oynaması da bir o kadar önemli ki. Benim idealim Hakan Balta ile oynaması, devre arasında da lider bir stoper transferi, sol stoper olması da güzel olurdu. Savunma için Serdar Aziz'in mutlaka artı sağlayacağını düşünüyorum, Chedjou'dan çok daha iyi durumda olduğu kesin. Dersimspor karşısında da ilk kez resmi bir maçta forma giydi. Ölçü değil ama iyi bir performans izledik, yaptığı şeylerle de neden oynaması gerektiğini gösteriyor zaten..

25 Ekim 2016 Salı

Nigel De Jong, Nam-ı Değer Tahta Bacak.. Galatasaray 5-1 Dersimspor



Dersimspor futbolcularına ve taraftarlarına teşekkür etmek lazım. Futbolun içinde kaldılar, futbolu da güzel kılan bir numaralı unsur oldular. Benim adıma keyifli bir akşamdı, galibiyetten ziyade izlediğim futbol anlamında. Rakip bunu çirkinleştirmedi, ilk dakikadan son dakikaya kadar. Taraftar ise desteğini hiç esirgemedi, olabilecek en güzel şekilde. Eminim ki onlar adına da müthiş bir keyif oldu bu, Dersimspor'un rakibi olmaktan keyif aldım ben.

Ölçü bir maç değil, önce bunu belirtelim. Yazacağım yorumlar sonrasında bu gelecek çünkü, rakip ölçü değil, bu maç üzerinden çıkarım mı olur denilecek ama bazı görülen şeyler var. Bunları da konuşmak, üzerinde durmak lazım. Nedir bunlar dersek, Nigel De Jong ve Serdar Aziz üzerinden başlarız, hızlı oynamaya çalışmakla devam ederiz. Evet pas takımıyız, iyi pas yapıyoruz ve topa sahibiz ama bu takım temposuzdu, ağırdı ve buna bağlı pozisyona giremiyordu.

Nigel De Jong geldiğinde "tahta bacak" diyenler de olmuştu ve o günler bir istatistik paylaştım. Son 3 sezonu göz önüne alarak, Melo ile pas aksiyonunu kıyaslamıştım ve Nigel De Jong bu anlamda daha iyi durumdaydı. Melo'yu agresifliği kadar, bir defansif orta sahaya oranla tekniğiyle de bilirdik. Nigel De Jong da asla bir "tahta bacak" değildi, bir defansif orta sahaya göre ortalama üzerinde bir tekniği var ki, bu ligin standartlarında çok daha iyisi diyebilirim.

30-40 metreye rahatlıkla pas atabildiğini gördük, kanatları ve Sabri Sarıoğlu'nu bu paslarıyla müthiş kullandı. Bruma falan da işin içine girse eminim ki daha iyisi olurdu, oyunu hızlı ve mükemmel yönlendirdi. Maç ölçü olmayabilir ya da Nigel De Jong tam hazır olmayabilir ama doğru oynadı, hızlı ve hücuma tempo kazandıran isimdi. Kilit pasları da var, ceza sahasında arkadaşını pozisyona soktu ve görülen şu, Selçuk İnan'ın haftalardır oynayamadığı oyunu oynadığını düşünüyorum. Olması gereken bu yani, Selçuk İnan ve Sneijder'le çok ağırız maalesef, temposuzuz, hareketsiziz. Bugün hız vardı, tempoluyduk ki bunu da yönlendiren isim Nigel De Jong.

Beklediğim 11 vardı, bir tek Sabri Sarıoğlu & Cavanda tercihini tahmin edemedim. Podolski gibi bir isme oynama alışkanlığını geri getirmek adına önemli bir maçtı, 90 dakika sahada tutulması da doğrudur. Podolski benim için bir forvet, bu saatten sonra ya forvet ya da forvetin arkasında serbest adam olarak daha iyi katkı verecektir. Kanat olayı bence bitti ki, güçlendiğinde de Podolski önemli silah. Bu takımın en önemli bitiricisi, Dersimspor maçında da bunu bir kez daha izledik. 3 gol attı, dahası da olabilirdi ve artık geri döndüğünü düşünüyorum.

Serdar Aziz ise bu takımın en önemli stoperi, burası da net. Onun da 11'e yerleşmesi gerektiğini düşünüyorum ve gördük ki Linnes'i de kolay silmemek gerekiyor. Sabri Sarıoğlu ve Cavanda'nın üzerinde bir teknik, biraz daha ısrar etmek gerekiyor. Kerem Çalışkan'ın da iyi vurduğu ama kaçırdığı gol gerçekleşmiş olsaydı kusursuz bir akşamı geride bıraktık diyebilirdim. Yasin Öztekin'i ise mevcut kanat rotasyonunda mutlaka 11'de kullanırım, form dengesi onu gösteriyor. 

SC Nostalji #64; Nevriye Yılmaz


Ligin dengelerini değiştiren bazı isimler var, Nevriye Yılmaz da bu isimlerin başında geliyor. Yerli bir muadili yok çünkü, hatta Avrupa'yı genel olarak ele alalım. Fenerbahçe'de uzun yıllar oynadı mesela, ligi uzun bir süre domine ettiler.

Nigel De Jong ve Serdar Aziz'e Nihayetinde Merhaba


Dersimspor maçı güzel olacak, buna eminim. Türkiye Kupası'nın son yıllarda Galatasaray adına bir güzelliği var, rotasyon adına önemli isimleri bu kupa sayesinde kazanıyor. Son 3 yılda da kupanın kazananı oluyoruz, hem bu anlamda, hem de genel anlamda Türkiye Kupası'yla alakalı Galatasaray'ın ağırlığı çok büyük. İçinde olduğumuz sezonda da bu kupayı hedef olarak görüyorum, Avrupa'da olmadığımız bir sezon ve yorgunluk gibi bir bahanenin arkasına sığınamayız.

Derin rotasyon izleyeceğiz, bu imkan var. Bazı futbolcuları henüz göremedik, Nigel De Jong ve Serdar Aziz gibi. Keşke Sigthorsson'u da izleyebilme imkanı olsaydı, maalesef sakatlığının üzerine 3 haftada daha ekledi. Ayrıca Cavanda ve Podolski gibi isimlerin de maç eksiğini gidermek adına çok önemli, bu yüzden rotasyonun dibine ineceğiz ama çok fazla da gençleşmeyeceğiz gibi 11'de. Şöyle düşünüyorum;

Cenk
Cavanda Serdar Semih Linnes
Nigel Hamit
Sinan Josue Yasin
Podolski

Keyifli de bir 11 olur ama Riekerink böyle mi düşünür bilmem. Savunmanın yeri kesin, hatta orta sahanın ama hücum yönünde bazı genç isimleri de 11'de görebiliriz diye düşünüyorum. Belki Yasin Öztekin ve Podolski oynamaz, Josue ve Sinan Gümüş bence kesin. 

Riekerink'in de Nigel De Jong'u 11'e yerleştirmeyi düşündüğünü okuyorum, o işin içine girerse belki de düzen değişecek. 4-3-3 gibi bir format olabilir ama o durumda Sneijder veya Podolski'den biri kulübeye kaymak durumunda sanki. Tolga Ciğerci'den zaten vazgeçemezsiniz, Selçuk İnan'ı da kesmeyecektir. Farklı planlar var, görmek lazım. Bu maçlar önemli, belki ölçü değil ama en azından görmek, rotasyona yeni isimler katabilmek anlamında..

Arroyo Heyecanlandırır Ayrı da, Neden?


Arroyo haberleri çıkmaya başlamış ki Arroyo isminin yaratacağı heyecan büyük. Dibi de gerekirse onunla görelim diyeceğimiz adamlardan, bu konuda öncelikle duygusal bakarım olaya. Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden biri, kimine göre de en iyisi. Gelir, oynar, ne yapar bilemem ama Arroyo'yu ne durumda olursa olsun Galatasaray formasıyla izlemenin vereceği heyecan başkadır.

Mesele o değil ama, Ergin Ataman'ı tanıyamamaya başladım. İyi bir bütçeyle sezona başladık, 10 milyon dolarlık bir hedef gösterdi, 9 milyon dolarlık bir takım kuruldu. Hemen hemen de istediği her ismi aldığını düşünüyorum. Basketbol tayfanın genel görüşü ise kadro mühendisliğinin büyük sorun yaratabileceği yönündeydi, maalesef o sorunları sezonun henüz başında yaşıyoruz. Herkesin söylediği ve gelen eleştiriler birer birer gerçek oluyor, bu üzücü.

Bekleyelim, zaman verelim diyen de var, hocaya kayıtsız şartsız güvenen. Buna ben de katılmak isterim de şu zamanda Arroyo ismi öne atılıyor. Acil çıkış butonu gibi, batarsak onunla batalım gibisinden. Ergin Ataman değil miydi, bir daha Arroyo ile asla çalışmam diyen? Onu da geçtim, geniş bir kadromuz var, belki kötü kadro mühendisliği ama hala takım içerisinden çözüm bulma imkanı var ama rotasyonu daraltmak yerine böyle bir hamle düşünülüyor.

Dentmon'u hiç denemedik, güvenilmez deniliyor da neden kendisi takımın en çok kazananı. Ama lig lisansı bile yok, bu nasıl bir düşünce? Ya da Russ, hani bu çocuk Avrupa'nın yeni yıldızı olacaktı? 2-3 hafta içerisinde mi kendisinden vazgeçiyoruz? Ergin Ataman bu isimleri kazanmak için ne yaptı ya da veya neden aldırdı, ne düşünüyordu ve şu an neden Arroyo? Benim cevabı bulamadığım sorular.

Ergin Ataman maalesef formsuz, sezona iyi girmedi. Şu aşamada transfer istemesi de transfer döneminde yaptığı hataları kabul ettiğine yönelik işaret. Geniş rotasyon içerisinde kaybolduk, hocayı bu anlamda tanıyamıyorum. Umarım toparlar, ayağa kalkarız. Bunu da daha önce yaptı, biliyoruz ama hedefe kilitlenemediğini düşünüyorum..

24 Ekim 2016 Pazartesi

Riekerink'in İlk 11 İstikrarı, Sizce İyi Mi Kötü Mü?


11 istikrarından söz edebiliriz. 2. ve 6. haftalar arasında aynı 11'i hiç bozmadık mesela, 1. haftada Linnes ve Sinan Gümüş tercihleri değişik, 7. haftada Sneijder'in sakatlığında Josue oynuyor, Trabzonspor karşısında ise Cavanda, Semih Kaya (zorunluluktan) ve Podolski'nin 11'e yerleştiğini görüyoruz. 4-2-3-1 üzerinden devam ediliyor, oyuncu tercihleri de hemen hemen aynı. Bu iyi bir durum aslında, Riekerink uzun süre kazanan 11'i bozmadı ama Podolski, Cavanda gibi isimleri de bir noktada 11'e yazacaktı, o tercihi de kötüleyemem. Nigel De Jong ve Serdar Aziz de gelecek, onların da 11'e yerleşebileceğini düşünüyorum. Kazanan 11 bir noktada bozulacaktı, Trabzonspor maçının ardından da bazı köklü hamleler gelebilir ama gördük ki hazır olmayan Podolski ve Sneijder'in Trabzonspor karşısında zarar verdiklerini düşünüyorum. Bu arada, istatistik Serkan Çavuş'a ait ve kendisi her hafta çıkan 11'ler üzerinden bu istatistiği güncellemeye devam ediyor..

Bir Leiva Vardı, İlk ve En Güçlü Transfer Alternatifi


Orta sahanın defansa bakan yüzü adına ilk ve en güçlü alternatif Lucas Leiva'ydı. İki döneme ayrılır hatta transferi. Darbe girişimi öncesi biten ama bu hain girişim sonrasında kararından vazgeçme noktasına gelen Leiva. Bu ilk aşama, transferi bitmişti, hatta Max Kruse transferi de öyle. Sonrasında yine ikna edildi, Leiva gelecekti ama Liverpool'da yaşanan sakatlıklar sonrasında Klopp'un bu transferi veto etmesi. Klopp'a takıldık ve onu geçemedik, sonrasında da vazgeçen biz olduk. Lass Diarra gündeminin başlaması da Leiva sonrasıdır ve Leiva'dan vazgeçmemizin nedeni hem çok beklemek istememek, hem de Lass Diarra ihtimalinin doğmuş olması. Lucescu ihtimali belirince Mancini'yi istifaya zorlamak gibi, sonrasında Mancini'den de olmuştuk. Nitekim transferin son günü Nigel De Jong geldi, Lass Diarra hamlesi de olmadı. Neyse ki Tolga Ciğerci diye bir adam var, ekstra işler yapıyor ve beklentiyi büyük aştı. O değil de, Leiva'nın bu sezon Liverpool karnesine baktım ve durum Leiva açısından iç açıcı değil. Premier Lig'de sadece 3 maçta forma şansı buldu, toplamda 100 dakikası var. Leiva açısından da işler iyi gitmiyor ama şunu biliyorum, Riekerink'in şu düzeninde Leiva büyük fark yaratabilirdi. Pas oyununa yatkın, tekniği iyi bir defansif orta saha. Ayrıca Premier Lig'in en çok top çalan isimlerinden de biriydi ama şimdilerde iyi bir sezon geçirmiyor. Klopp'un alternatiflerinden biri ama pek de kullanılmıyor..

23 Ekim 2016 Pazar

90 Dakikada 12 Çalım, Sezonun Rekoru Bruma'nın


Trabzonspor karşısında 90 dakikada 12 çalım ile bu sezonun rekorunu Bruma kırdı. Bir önceki rekor da Antalyaspor maçında attığı 11 çalımla yine kendisine ait (istatistikler opta'dan). İki maçın da ortak özelliği şu, takımın geriye düştüğü ve fazlasıyla bireysel yeteneklerin ayağına baktığı maçlar. Bireysel yetenek dediğimizde de bu sezon aklımıza gelen ilk isim Bruma, takımı hücum anlamında taşıyan en önemli isim konumunda. 12 çalımlık rekorunu da yine Bruma kıracaktır, bu sezon fazlasıyla büyük ve öz güvenli oynuyor. Gelişiminin altını her zaman çizdik ve yaşadığı bu gelişimde de Riekerink'e ona verdiği güven & sorumluluğun payı oldukça büyük. Büyümeye devam ediyor ve takımının da bir numaralı ismi olmuş durumda. Eren Derdiyok'un da gol anlamında durduğunu gördük mesela, gol konusunda da takımı son zamanlarda sırtlayan isim Bruma oldu. Ama takımın bir hücum planı olduğunu düşünmüyorum, topa sahip olmamıza rağmen bunu pozisyona dönüştüremiyoruz. Bu yüzden de böyle futbolcular daha çok sorumluluk alıyor, Bruma kendini daha fazla ön plana çıkarma ihtiyacı hissediyor. Artı bir nokta var, bunu 90 dakikaya yaymış durumda. Belli bir noktadan sonra düşmüyor, ilk dakikadan son ana kadar arıyor, istiyor ve zorluyor. Allah sakatlık vermesin diyelim, Bruma'yı izlemek çok büyük bir keyif..

Kuzeyli Futbolcular Kolay Sakatlanmaz Algısı Var Ama Öyle Değil İşte


Ajax döneminde geçirdiği uzun sakatlık dönemleri var. Bir algı var ülkemizde, kuzeyli futbolcu kolay sakatlanmaz gibisinden ama öyle değil. Linderoth örneği veriliyor hemen, şöyle diyelim. Kopenhag döneminde 3 sezon, hiç maç kaçırmadan forma giydi ama Everton geçmişinde 1 sezon sakat kaldığı dönem vardı mesela. O da geldiğinde aynı algı vardı, oysa durum öyle değildi ki Linderoth'un olayı da farklıydı, hastalık söz konusuydu. Sonrasında da toparlayamadı ve sakatlıklar geldi. Sigthorsson da imzayı attı, Milli Takım'a katıldı ve sakatlık oldu, uzun süredir yok. Bugünlerde de tam dönüyor derken sakatlığına 3 hafta daha ekledi. Haliyle de Linderoth örneği geldi aklıma, konuşuyoruz. Önemli bir hamle oyuncusu, Trabzonspor maçında da gördük, kenardan getireceğimiz, önde mücadele edecek bir forvet arıyoruz. Onun için şöyle bir yorum vardı, varlığında değil ama yokluğunda değeri anlaşılır diye. Henüz kendisini izleyemedik ama önemli bir hamle şansı olduğunu da biliyorum, keşke bir an önce izleyebilsek. Sakatlık konusunda ise şanssız başladığı doğrudur ama geçmişinde de böyle dönemler var, çok sürpriz değil aslında..

Sneijder, Selçuk İnan Yok.. Onlar Denemezse Tolga Ciğerci Vurur


Bu sezon gol atamayan futbolcular içerisinde en çok şut çeken isim Tolga Ciğerci'ymiş, 23 şutla. Bugün de 24 kez şut atmışız, saymadım ama büyük çoğunluğu Tolga Ciğerci'ye ait. Peki bu iyi mi kötü mü, herkes tartışıyor bu konuyu. Şunu da ekleyeyim, Almanya günlerini düşünerek şut özelliği iyi bir isimdi ama burada da ısrarla denemesine rağmen etki gösteremedi. Peki etki edememesine rağmen neden bu ısrar?

Cevabı basit aslında, başka deneyen yok. Şut dediğimizde Galatasaray'da ilk sayacağımız isimler hemen hemen bellidir. Sneijder, Selçuk İnan, Podolski diye listeleriz, gerisi gelir. Özellikle de Sneijder geçmiş yıllarda ligimizin en çok şut deneyen ismi olurdu, açık ara. 

İşi bu sezona indirgeyelim, Galatasaray'da kim şut deniyor? Sadece Tolga Ciğerci, 2. bir ismi işin içine katamıyorum. Bazen Bruma deniyor, hatta Trabzonspor karşısında 1.5 yılın ardından Carole'nin dahi ilk kez şut attığını gördüm. Başka bir isim yok, ne Sneijder ne Selçuk İnan. Israr etmesi ve denemesi gereken isimler bunu yapmadığında da Tolga Ciğerci sorumluluk alıyor, deniyor. Buna da devam edecek, şu görüntüde etmelidir de.

Çok fazla top sekiyor ve yay civarında topla çok buluşuyoruz. O anlarda Sneijder genellikle solda kalıyor, Selçuk İnan ise orta sahada. Tolga Ciğerci zorlayan isim, gerek topla çıkarak, gerekse sekeni toplayarak. Pas ihtimali olduğunda bunu deniyor, kilit paslara baksak eminim ki Bruma'nın ardından Tolga Ciğerci'yi yazarız ama şut anında da deniyor, çekinmiyor. O anda da denersiniz, başka bir şansınız yok. Başka türlü kaleyi göremiyoruz zaten, hücum sorunlu. Trabzonspor karşısında da bunu yaşadık ve Bruma'yla birlikte tek zorlayan isim de Tolga Ciğerci oldu.

Sneijder ve Selçuk İnan gibi isimleri şut noktasında görmediğimiz sürece Tolga Ciğerci bu sorumluluğu almaya devam edecektir. Kaçanlardan da asla sorumlu değil, o bunu yapmasa başka yapan yok çünkü, o sorumluluğu kimse almıyor..

22 Ekim 2016 Cumartesi

Bruma Gol Atamadığında Görüntü Bu Mu, Galatasaray 0-1 Trabzonspor


Antalyaspor maçının 2. yarısında bir isyan vardı, 45'de gelen oyuncu değişiklikleri ve oluşan taktiksel esneklikle birlikte geri çevirdiğimiz bir maç oynadık. Trabzonspor maçının ilk yarısında da senaryo aynıydı, 2. yarıda bu isyanı bekliyordum ama gerçekleşmedi. Aramadık değil, Trabzonspor duvar ördü ve biz bu duvarı aşmak için aradık, çabaladık ama yetersiz. Mesele de bundan öte, 50 bin taraftar diyoruz ama tribünler oyuna hiç dahil olmadı, takımı ateşlemedi. Oysa ilk isyan orada başlayacak, sonra takıma yansıyacak ama Antalyaspor maçına gire 10 bin daha fazla taraftar vardı ama o etkinin öyle uzağındaydık ki.

Yanıldım, bunu dile getirerek başlayayım. 11 tahminim doğruydu, Cavanda ve Podolski'nin maçta 11 başlaması gerektiğini dile getirdim ki öyle de oldu ama Cavanda & Podolski o etkiyi sağlamadı. E bir de Sneijder'in hazır olmaması derken, biz bütün maç Sneijder ve Podolski'yi taşımaya çalıştık sanki. Sneijder kendisini sola attı ve orada kaldı, gücüyle bildiğimiz Podolski'nin ise ayakta kalabildiği tek pozisyon yok. Podolski'ye de 90 dakika dayandık, bir de bu nokta var. 

70'e kadar bekliyoruz, oyuncu değiştirelim diye. 45'de gelmişti Antalyaspor maçında hamleler, burada ise 70. dakikaya kadar bekledik. Mağlubiyeti bu anlamda Riekerink'e yazıyorum, o da bizler gibi izledi bu durumu. Yasin Öztekin'i tercih ederdim mesela, sonrasında Sinan Gümüş hamlesini de gerçekleştirirdim ve Josue'yle de hareketlilik sağlayabilirdim ama bunları daha erken yapardım. Organize olamıyoruz, tamamen bireysel yeteneklerin ne yapacağıyla alakalı bir hücumumuz var. Bruma sağ olsun 90 dakika zorladı, bir de buna Tolga Ciğerci'yi ekleyeyim ama 3. bir isim yok. En azından kanatlardan gelelim, Eren Derdiyok'u kullanalım derdim ama orta yapmıyor diye eleştirdiğim Carole dışında orta yapan da yok.

Topun bizde kalma oranı yüzde 72'leri bulmuş olabilir ama bir hücum akışkanlığı yok ki. Hücumun bir planı yok gibi, bireysel silahlarla ayakta kalmaya çalışan bir takım. Sneijder kendini sola kitledi mesela, kim kuracak bu oyunu, kim sorumluluk alacak? Tolga Ciğerci hem savunmada hem hücumda var, sonra şut attı diye kızılıyor. Başka vuran yok ki, haliyle deniyor ve sorumluluk alıyor. Selçuk İnan'ı da piyasada pek göremedim, Sneijder zaten hiç olmadı derken Bruma'ya baktık, onun da elinden geleni yaptığını düşünüyorum. Rakip ceza sahası çevresinde bir hücum organizasyonu yok yani, kaçan pozisyonlar var ama bir organizasyon dahilinde değil, kaçan şutlar anlamında.

Trabzonspor geldiğinde rahat geldi ama bunu çok fazla denemediler. Herkes topun arkasındaydı, 1-0'ın ardından da işin tamamen savunma yönündeydiler. Cavanda'nın tarafını iyi kullandılar yine de, özellikle ilk yarıda oradan etkileri vardı ama buldukları tek pozisyonu gole çevirdiler, sonrasında da sadece savunma diyerek beklemeye geçtiler. Açamadık biz de Trabzonspor'u, topa sahip olduk, pas yaptık, bol bol şut denedik, Onur Kıvrak'ın da devleştiği anlar oldu ama bir hücum planı veya organizasyonu yok. Belki pozisyon çok vermedik ama yenen gol savunmamızın hatası ki Chedjou & Semih Kaya ikilisinden beklenen görüntü. Rakibin de zaten 1-0'ın ardından çok fazla pozisyon bulma niyeti yoktu. Kötü gidişatları var ve Galatasaray'a ters gelen bir Ersun Yanal. Tarife değişmedi yani.

Eren Derdiyok'un son dakikada kaçırdığı gole üzüldüm ama, onun dışında mağlubiyeti de hak ettik diye düşünüyorum. Umarım dersler alınmıştır ve hücum yönünde bazı şeyler düşünülür. Buna taktik esneklikte dahil, hücum akmıyor maalesef ki bu maçın sorunu da değil sadece, sezonun geneli böyle. 3-4 diye gidemiyor Galatasaray, maçlarını çok rahat koparamıyor, zorlanıyor. Defansif anlamda bazı sorunlar düzelse bile hücumu kaybetmeye başladık, sadece bireysel ayaklara bakar durumdayız..

21 Ekim 2016 Cuma

Geniş Rotasyon ve Ergin Ataman, Farklı Tellerden Çalıyorlar


Geniş rotasyondan bahsediyoruz ama gerçek anlamda bir tane oyun kurucumuz yok. Sinan Güler yönlendiriyor takımı, o da elinden geleni yaptı ama 35 dakikayı gördü neredeyse. Ergin Ataman hala takıma hakim değil ve geniş rotasyon içerisinde de kaybolmuş durumda. 12 kişi de oynuyor, rotasyonun dibine vurayım derken fark eriyor, rakip öne geçiyor ama seni ayakta tutan şey bireysel performanslar. Austin Daye yaktı o ateşi, beraberinde takım savunması büyüdü ama kaybettik. Üstelik telafisi olmadığını düşündüğüm bir maç, kaybetmenin herhangi bir telafisi yok.

İyi başladık, özellikle hücumda çok ateşliydik. Göksenin Köksal çok ince görüyordu mesela o anlarda, aynı etki savunmada da vardı derken iyi bir ilk periyot geçirdik. İkinci periyot ise rotasyonun dibine vurduğumuz anlar, sürekli bir oyuncu sirkülasyonu. O anlarda da organizasyondan koptuk, Russ konusunda ısrar ettik ama Schilb'i unuttuk mesela, oysa ilk periyotta takımı yönlendiren isimlerden biriydi. Tyus'u unuttuk, hem hücumda hem de savunmada yine takımı ayakta tutan isimlerin başında geliyordu. Best Balıkesir maçında Russ'a hiç tahammül göstermedi mesela hoca, Kızılyıldız karşısında ise ısrar etti. 2. periyotun izahı yok ki yarattığı enkaz da büyük oldu.

Üçüncü periyotta ise fark açıldı, geriye düştük, dağıldık derken Austin Daye sahneye çıktı. Özel bir isim, hücumda çok büyük bir silah. Daye'nin hücumu, Tyus'un savunması ve Sinan Güler. Bu üç isimle savaştık, fark kapandı, öne geçtik ama Daye'i koruyamadık. 2. periyotta geniş rotasyon içinde kaybolan bir Ergin Ataman vardı, kalan 15 dakikayı ise neredeyse 5 kişiyle oynadı. Yoruldu herkes doğal olarak, son 2-3 dakika büyük bir sıkıntıyla geçti. Daye yoruldu ve soğudu, sadece Sinan Güler'in eline baktık. Dentmon da sorumluluk alayım derken tüm taşları dağıttı ve kaybettik.

Son 1 dakikanın özetini yapayım. Preldzic'in bir şutu var, girse 5 sayı olacaktı fark, dönüşü basket yedik. Sonrasında Dentmon'un top kaybı, geriye düştük. Tyus'un kaçan faulleri ve bizim adımıza maç topunda Daye'nin potaya gitmek yerine şut tercihi. Felaket geçen son 1 dakika, her anlamda iflas ettik ve bize bakan, elimizdeki maçı kaybetmiş olduk. Maç bittiğinde Kızılyıldız'lıların sevincine baktım da onlar adına öyle kıymetli bir galibiyet işte, Galatasaray adına ise telafisi olmayan büyük bir kayıp.

Son periyotun anahtarı sistemli hücumlardı, sistemin dışına çıkmadık, Sinan Güler takımı muhteşem yönlendirdi ve Tyus'u da iyi kullandığımız anlardı. Yoruldu ama takım, maçın sonunu getiremedi. Geniş rotasyon diyoruz, şu rotasyon içerisinden bir tane gerçek oyun kurucu bulamıyoruz, yine Sinan Güler'e bakıyor eller. Hatta işler bir noktada geçen sezon olduğu gibi olacak, Schilb ve Micov'u da bu listeye ekleyeceğiz, tabii Preldzic destekli. Russ yok, olmadı, Dentmon'a ise güvenemiyoruz. Ve Tyus dışında da yine pivot desteği yok. Pleiss'i biraz daha iyi gördüm ama yanlış kullanılan bir isim, Thompson da yetmiyor gibi. Bu sefer bir Chuck Davis de yok ve son periyotların olmazsa olmazı Errick McCollum..

Sinematik dünya #1; Hugh Jackman'a görkemli bir veda "Logan"


Galatasaray yazıyoruz, konuşuyoruz, yazmaya da devam edeceğiz. O konuda değişen bir nokta asla olmayacak ama biraz daha kendi adıma kişisel ögelere de yıkmak istedim işi, bazen de futbolun, sporun dışına çıkmak güzel olabilir. Bu anlamda da kendimle alakalı, takip ettiğim, içerisinde olduğum farklı noktaları da ara ara yazmak isterim. 

Marvel dünyası da biraz öyle, DC'nin karanlık dünyasına biraz uzağım ama Marvel'la alakalı işler anlamında fazlasıyla ilgili ve işin içerisindeyim. Ben de bunu önemli noktalarda bloga taşımaya karar verdim. Kısa kısa, özellikle de fimlerle alakalı noktalarda bir şeyler karalayalım ama tamamen kişisel zevklerimle alakalı bir durum, işin uzmanı falan asla değilim, o yüzden de usta işi yazılar beklemeyin.

Logan'ın fragmanıyla bu gerçekleşti aslında, yarattığı heyecan benim açımdan büyük oldu. Yorumlara, görüşlere baktığımda da herkes için bu geçerli. X-Men'le alakalı filmleri genel anlamda hayal kırıklığı olarak nitelendiririm ama X-Men First Class'ı farklı bir yere koyarım mesela. Wolverine olmadan bir X-Men filminin olabileceğini göstermelerinin yanında farklı bir işti ve o filmle birlikte de X-Men evreni bir anlamda yeniden başladı, farklı bir noktaya geldi. 

Logan'ın da fragmanından gördüğümüz kadarıyla yarattığı bir fark olacak, o da süper kahraman odağından öte hikayeyi temel almasından kaynaklı. Güçlü bir hikaye kurup, süper kahramanı da bu iyi hikayenin merkezine koymak esas nokta. Diğer süper kahraman filmlerini de düşünürsek bu da farklı bir iş olacaktır ve iyi olması durumunda da önümüzdeki yıllarda yeni tarzın bu olmasını bekleyebiliriz.

Old Man Logan'ı anlatıyorlar ama çizgi-romanı aynen filme uyarlamaları zaten imkansız. X-Men'in Fox'un elinde olması, Marvel'in ise kendi sinematik evreni olması gibi durumlar var. Yine de ilk fragmandan gördüğümüz kadarıyla anlatılacak hikaye mükemmel, Wolverine'e bir anlamda görkemli bir veda. Wolverine'nin solo filmleri de felaketti, bu anlamda Hugh Jackman gibi bir ismin hakkını yeterince veremediler (X-Men Origins - Wolverine'yi tamamen görmezden gelmek lazım) ama müthiş bir veda olacak.


Yaşlanan bir Wolverine izliyoruz, kendini iyileştirme gücünü kaybetmeye başlamış, yılların getirdiği tüm acıları vücudunda taşımaya başlayan, yıllarca ölümsüzlüğü bir lanet olarak gören ama sonun da geldiğini hissetmeye başlamış bir süper kahraman öyküsü. Patrick Stewart'ı da son kez Charles Xavier olarak izleyeceğiz. Onun da vedası olacak bu film, fragmandan da gördüğümüz kadarıyla yatağa bağlanmış, Logan'dan son kez yardım istiyor. 

Gördüğümüz kız çocuğu ise X23 ama Wolverine'nin klonu mu yoksa kızı mı bilemiyorum. Yine benim teorim, Profesör X'in bu kız çocuğunu Wolverine'ye emanet edeceğini ve hikayenin de bunun üzerinden şekillenecek gibi. Bir yol öyküsü aslında, bu da zaten bu filmi bir süper kahraman filmi olmasından öteye taşıyor ve hikayeyi ön plana çıkıyor. Bu filme yükselme nedenim de bu, fragmanı beni inanılmaz heyecanlandırdı ve Wolverine'e çok görkemli bir veda olacak. 

Ayrıca filmin adı sadece Logan, Wolverine ismi üzerinden de bir kaygıları yok. Her ne kadar X-Men filmleri üzerinden bir hayal kırıklığı senaryosu yazsam da, Wolverine denilince de aklımıza gelen ilk isim Hugh Jackman. Her ne kadar kendisinin hakkını yeterince verememiş olsalar bile ilk X-Men filminin 2000 yılında vizyona girdiğini düşünürsek ve bu filmde 2017'de vizyona gireceği için tam 17 yıl bu karaktere can verdi, bir anlamda Hugh Jackman ile Wolverine'yi benimsedik. Vedası bir o kadar görkemli ama aynı oranda da üzüntülü. Bundan sonrasını da merak ediyorum, X-Men First Class'ta Wolverine olmadan da bu işlerin yürüyebileceğini gösterdiler ama X-Men Apocalypse'de aynı oranda işi batırdılar (Wolverine'li bir sahne olmasına rağmen). Wolverine tahtı X23'e bırakacak, biz de hep birlikte yaşananlara şahit olacağız.

Deportivo'da Eylül Ayının Futbolcusu Emre Çolak


Deportivo'da Eylül ayının futbolcusu Emre Çolak seçildi ve sezona da gayet iyi başladığını eklemek gerekiyor. Deportivo hücumunun aklı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor, kendisini en iyi olduğu yerde izliyoruz. Oysa Galatasaray'da son dönemlerine baktığımızda daha çok ya kanatlarda ya da orta saha ikilisinden biri olarak izliyorduk ki o da daha çok defansif anlamda. Bunu da başarmıştı gerçi, Riekerink o anlamda iyi bir katkı aldı ve Selçuk İnan & Emre Çolak ikilisiyle bitirdi sezonu. Ekleme yapalım, Riekerink göreve geldiğinden bu yana da Emre Çolak'tan hiç vazgeçmedi, sürekli 11 oynattı ve önce futbolcunun öz güvenini yerine getirdi, devamında da kalitesini ortaya çıkardı. Ama Galatasaraylılara sorduğumuzda geneli beğenmez, Emre Çolak'a yok hükmünde davranır. Fatih Terim kendisini kazanmıştı, iyi de bir katkı aldı ama Fatih Terim ve Riekerink arası dönem kayıp mesela. İstikrarlı anlamda kimse şans vermedi, bu yüzden gelişim gösteremedi ve formayı bulduğunda da katkı sağlayamadı. Riekerink'in Galatasaray'ında kalmasını isterdim, yine de kendisi açısından en iyi kararı verdiğini düşünüyorum. Hala 25 yaşında, her şey için çok erken. Galatasaray'ın kapısı açık ona, yine döner ama çok daha iyi bir şekilde. Keşke bu hamleyi daha önce yapsaydı, La Liga onun gelişimi anlamında çok büyük bir yer tutacak..

Tam Bir Riekerink & Sneijder Transferi Olmaz Mı?


Mourinho'nun Manchester United günlerinin müthiş başladığını söyleyemem, şimdiden zirvenin biraz uzağında kaldılar ve oyun anlamında da mükemmel durumda değiller. Sezonun da onlar adına en büyük hayal kırıklığı Rooney, Mourinho ile büyük çıkış yakalar diye düşünüyorduk ama yok'lardan hallice bir görüntü. Anlamsız futboluna Fenerbahçe karşısında da devam etti ama benim takıldığım nokta o da değil, Memphis Depay. Geçen sezon transferinin ilk zamanlarında ne büyük havası vardı, bir de geldiği gibi 7 numarayı alması. Sonrasında da yaşadığı düşüş, böyle keskin bir düşüşe tarih az şahit olmuştur. Şubat ayından bu yana golü yokmuş mesela, şu Fenerbahçe karşısında da bulamadı. Manchester United adına 7 numaralar özeldir, bu anlamda da tarihlerinin gördüğü en saçma 7 numaralardan biri Depay olabilir. Tabii bu değil ki kendisini Galatasaray'a istemem, eğer Bruma giderse üzerinden insan düşünmüyor değil. 1.5 senede çakılma kıvamını yakaladı, tam da buralara kiralanabilecek bir havada sanki. Bruma'yı tutmak zor, sözleşme uzatılmaması durumunda tutmak zaten imkansız. İşte o dönem, eğer Riekerink de devam ediyorsa neden olmasın gibisinden bir soru soruyorum, tam bir Riekerink & Sneijder transferi olmaz mı?

20 Ekim 2016 Perşembe

Kuruyan Dalları Budama Projesiydi


Lazio maçları üzerinden yakın geçmişi sorgulamıştık, Mustafa Denizli'nin tercihlerini. Hocanın geçmişine, Galatasaray'a yaşattıklarına büyük saygım var ama son Galatasaray döneminin de büyük bir hayal kırıklığı olduğunu belirtmek lazım. Mutlaka hocaya verilen bazı sözler oldu, özellikle de Ocak ayında yapılacak transferlerle alakalı, planlar başka da olabilir ama takımın geri gidişatı, oyun anlamında takımın kendini sıfırlaması, tercihler derken böyle bir dönem yaşadık işte.

Ocak ayı demişken, Mustafa Denizli'nin planlaması şu yöndeydi. Takımın yaş ortalamasının 30'a yakın olmasından ötürü 25 yaş altı transferler istedi, özellikle de 20-22 yaş aralığı. Planı da şuydu, Ocak ayında gerekirse 7-8 transfer yapabilmek ama değişimi bir an önce başlatmak. Yaz dönemini de pas geçebileceğini belirtmişti hatta, bu operasyonun bir getirisi de Linnes transferidir mesela. Ama bu planı ortaya koyduktan sonra ilk transfer Donk olmaz mesela. 29 yaşında, sözleşmesinin bitmesine 6 ay kalmış isme ödenen 2.5 milyon avro bonservis. 

Plan doğru olabilir ama diğer bir hata da Galatasaray'ın böyle bir imkanının olmadığını herkes biliyordu. Yönetimin bu konuda Mustafa Denizli'yi yanılttığını düşünüyorum, FFP mektubu falan da işin hikaye kısmı. Martin Benitez'i zorladılar mesela, Fatih İşbecer Arjantin'e gitti ve bonservis 7-8 milyon avro'ları gördü. Böyle de bir planlama, gençleşme olmaz. Bir futbolcu için böyle bir bonservisi ödeme lüksümüz yoktu ki zaten FFP'nin kılıcını ensemizde hissederken. Yönetim hocayı yanıltmış olabilir ama herkesin gördüğünü de Mustafa Denizli gibi bir kurt görebilmeliydi.

Scout ekibine belki de en çok güvenilen dönemdir bu arada, Donk'u bir kenara bırakalım, tamamen scout ekibinin önerdiği isimler doğrultusunda hareket edilmek istendi. Emre Mor düşünüldü mesela, bugün kendisini Dortmund ve Milli Takım formalarıyla izliyoruz. İyi ki de gelmemiş bu arada, o nokta ayrı. Zivkovic düşünüldü, imkansıza yakın bir adımdı ama istendi. O da Benfica'ya gitti sezon başında, sözleşmesi bitmişti zaten ve çılgın bir imza parası vardı. Kaputska'yı konuştuk, onu da Euro 2016'da izledik, sonrasında Leicester City yolunu tuttu ki Galatasaray'a en yakın isimlerden biriydi ama Benitez için 8 milyon avro'lar gözden çıkarken Kaputska için 3.5 - 4 milyon avro'lar gözden çıkmadı. Robert Mak'ın adı geçti orta saha için ya da Pione Sisto. Dahası da var, özellikle Fransa kaynaklı.

Durum buydu, kulağa hoş gelen bir operasyon. İmkan olsaydı da keşke böyle bir iş içine girmek mümkün olsaydı, bir anlamda gelecek kurtarılırdı ama o lüks yoktu, maalesef  Mustafa Denizli de yönetime güvenme yolunu seçti, dolayısıyla da kaybetti. Ama teknik direktör felsefesinin günümüz gerçeğinin arkasında olduğu gerçeğini atlayamam, olmadı, hayal kırıklığı yaşattı. Futbol aklına ise her zaman saygım var, idareci anlamda büyük katkıları olabilirdi mesela. Büyük bir iletişimciydi, biz de o iletişim yolunda "kuruyan dalları budayacağız" felsefesine inanmayı tercih ettik, biz de kaybettik.

Bu operasyon da gerçekleşmeyince beklenen kadro dışılar gelmedi mesela. Ocak ayı içerisinde neredeyse her gün Mustafa Denizli çıktı ve transfer adetine kadar sayılar verdi, günleri de dahil olmak üzere. Gerçekleşmedi bunlar, bizler de Jem Karacan misali isimlerle devam etmek durumunda kaldık. Kadro dışılardan da bahsediyordu hoca, yapamadı. Bu konuda hakkı var, transfer beklerken Burak Yılmaz'ı da kaybetti mesela..

Seyreyle Maziyi #13; Mustafa Denizli'nin Sahte 9'u "Sabri Sarıoğlu"


Mustafa Denizli'nin Beşiktaş döneminde de Şampiyonlar Ligi'nde buna benzer kadroları oluyordu. Sol açık İsmail Köybaşı, sağ açık Ekrem Dağ, forvet arkası Tello misali. Lazio maçlarını hatırladım ben de, enteresan bir dizilim;


Kağıt üzerinde böyleydi ama asıl değil. Podolski sağ tarafta, Sabri Sarıoğlu ise sahte 9. 1-0'da öne geçmiştik Sabri Sarıoğlu'nun golüyle ama her iki maçta oluşan genel görüntü felaket ötesiydi. 11'e bakıyoruz, 8 tane savunmacı (Selçuk İnan'ı da dahil ederek). Chedjou ligin ilk yarısında da yokluktan ön libero oynuyordu mesela, o pozisyonda eksiklik nedeniyle Donk alındı ama Donk'a rağmen Chedjou yine orta sahada mesela. Sağ bek Denayer, Koray Günter stoperde ki bu da bir sürpriz. Sneijder solda Allah'a emanet, aynı şekilde Podolski sağda. Herhangi bir hücum opsiyonundan bahsetmek imkansız, 1-0 kazanmaya bakıyorsun ama 1-1 kaldığın maçta dahi kalende sayısız gol pozisyonu var. Rövanşında ise afları olmadı zaten.

Prandelli ile atomu parçalama rehberi demiştim, onun da bir 3-5-2'si vardı. Melo stoper, Sneijder ön libero gibi ama o dönem bolluk dönemiydi, daha geniş ve rotasyona yatkın bir kadro. Mustafa Denizli dönemini varlık dönemi sayamam, Burak Yılmaz son dakika gitti ve forvet alamadık mesela. Donk ve Linnes sonrası transferi dondurduk, ütopya misali kurulan o plan doğal olarak uygulanamadı (Benitez için 8 milyon avro'ların gözden çıktığı, değişim planlandığı Ocak ayı). Ama elde olan isimlerden en iyisini çıkarırsınız, atomu parçalamayı denemezsiniz. Bu 11'ler de atomu parçalamak oldu, Lazio karşısında her iki maçta da varlık gösteremedik ve Lazio'nun da kötü dönemiydi. Tek başarıları bizi elemek belki de.


Rövanşın kadrosu bu da. İlk yarısını 0-0 bitirmek şanstı, Lazio'nun tek kale oynadığı bir ilk yarı ama 59'a kadar 0-0'da dayandık, 2 dakikada 2 gol yedik. 68'de 2-1'i Yasin Öztekin'le gördük, 72'de yine 3-1 geriye düştük. Sonrasında 4'de 5'de gelebilirdi, çok fazla varlık gösteremedik. Hücum hamlesi Umut Bulut oldu, kadronun durumu da buydu ama enteresan kadrolardı. Sahte 9 Sabri Sarıoğlu'nu hiç unutmayacağım. İlk maçı geçtim, ikinci maçta da aynı plan vardı..

19 Ekim 2016 Çarşamba

Rapor Geçen Sezondan, Bugünle Kıyaslayalım


Geçen sezon Mart ayında Riekerink'in göreve geldikten sonra verdiği rapor. O dönem ile bugünleri kıyaslamak lazım aslında, tespitler üzerinden geldiğimiz noktayı konuşabiliriz. 

Muslera'nın alternatifi yine yok ama yeni bir kaleci hocası hamlesi geldi ki Frans Hoek gibi bir ismin de kaleciler üzerinde fark yaratacağını düşünüyorum. Muslera çok iyi durumda, yine formunun zirve dönemlerinden biri. 

Bekler konusunda ise, Carole yine tek alternatif. Oraya mutlaka bir isim daha alınmalıydı, Caner Erkin'in bu anlamda elden kaçtığını düşünüyorum ama Cavanda'yla iyi bir sağ bek hamlesi yapıldı. Önce Linnes'i düşünüyordu hoca, sonra mecburiyetten Sabri Sarıoğlu, şimdilerde ise Cavanda'ya mutlaka dönüş yapacak. 

Tarık Çamdal ve Jose Rodriguez'le sınırlı kalmayan bir kadro operasyonu yaşadık ki Riekerink'in "Bey" namını alması bu sayededir. Taraftarın gözünde yükseldiği, inancın doğduğu zamanlar. Umut Bulut, Olcan Adın, Donk gibi isimlerin de takımdan ayrılması.

Santrafor konusu geçtiğimiz sezonun büyük sorunuydu, bunu da yaratan maalesef dönemin hocası. Umut Bulut'a inancı, Burak Yılmaz'ın sakatlığı, bir hamle daha yapılmaması gibi. Podolski'yle sezonu bir şekilde tamamladık ama santrafor konusu takımın olmazsa olmazıydı. Eren Derdiyok ve Sigthorsson ile de iyi bir rotasyon var. Özellikle de Eren Derdiyok'un yarattığı fark büyük.

Stoper konusu yine sıkıntılı aslında, ideal bir ikili yakaladık ama yeterliliklerini konuşuyoruz. Serdar Aziz'i henüz izleyemedik, Semih Kaya'yı düşünemiyoruz derken Chedjou & Hakan Balta istikrarı var ama yeterli değil. Chedjou maalesef yeterliliğini yitirdi, bir lider stoper arıyoruz. Ayrıca Denayer de Riekerink'le birlikte yükselen bir isimdi, şu kadroda olmasını isterdim.

Sahada takımı ateşleyecek futbolcu noktasında ise şöyle bir durum var, o ateşi Riekerink yaktı aslında. Takım olmayı başardık, birlikte oynayabiliyoruz, başarıya inandık. Sahada olan futbolcular da doğal olarak bu ateşle oynuyor, tek bir ismi ön plana çıkaramam ama Bruma, Sneijder, Tolga Ciğerci gibi isimler bu tespite güzel birer örnek.

Türk oyuncularla yabancı oyuncular arasında sorun konusunda ise mesele yine takım olamamakla alakalıydı ki yukarıda da söylediğim gibi, Riekerink'in en önemli başarılarından biri. Florya rahat nefes alıyor, takım ortamı yeniden kuruldu.

Yasin Öztekin ve Podolski'yle ilerleyen kanat rotasyonu ise bu sezon Bruma üzerinden büyük bir fark yaratmış durumda. Podolski de yeni yeni takım içine giriyor üstelik, daha Sinan Gümüş var. Hatta orada oynayabilen bir Josue. Galatasaray'ın en kaliteli noktası olduğunu düşündüğüm yer, kanat rotasyonu..

18 Ekim 2016 Salı

Riekerink Bey'den "Lord" Riekerink'e


İletişim çok şey, kazanılan başarının dahil "doğru iletişim" olmadığında bir önemi yok. Bunu yaşadık, çok kısa bir zaman aralığında üstelik. Riekerink'in bir teknik direktör yaratma projesi olduğunu söylemiştim, Galatasaray kendi teknik direktörünü yaratmaya çalışıyor ve şu ana kadar geçen zamanda da fazlasıyla başarılı. İletişim doğru uygulanıyor, gerek Riekerink, gerekse Levent Nazifoğlu tarafından. Şu an taraftarlar daha umutlu, başarı yolunda da kenetlenmiş durumdalar. Geçen sezonun ardından şu günlere geri dönebilmek büyük iş, tebrik etmek gerekiyor..

Seyreyle Maziyi #12; Bu Ortamda Rijkaard'dan Başarı Bekledik İşte


2009-2010 sezonu, Frank Rijkaard'lı Galatasaray. Rijkaard üzerine uzun uzun yazılır, ne yapıldı, ne yapılamadı gibisinden. Rijkaard'ın teknik direktör olarak getirilmesinden gireriz, Rijkaard'ın eline ne verildi ki başarı beklenildi sorusundan da çıkarız. Çok derin konu, bugün biraz yüzeysel geçelim. Şu kadroyu görünce yazmak istedim, anıların biraz tazelenmesi açısından.

2009-2010 sezonunun 34. hafta maçı bu, Gençlerbirliği deplasmanına gidiyoruz. Formalite maçı da değil bu arada, lig 3.'lüğü açısından önemli bir karşılaşma. Beşiktaş'ın önünde averajla 3. olduk, her iki takımın da 64 puanı vardı lig bittiğinde. Son haftalara da baktığımızda her iki takımın birbirine ikramlarına şahit olduk, karşılıklı puan kayıpları derken, bir anlamda Beşiktaş bize 3.'lüğü hediye etti diyebilirim.

Biz Gençlerbirliği deplasmanına çıkıyorduk son hafta, Beşiktaş ise Bursaspor deplasmanına. O sezon Bursaspor şampiyon oldu, ben ise bu maçı izleyemedim maalesef. Fenerbahçe - Trabzonspor maçına bakıyorduk, çoğumuz da bu maçı izlememiştir zaten. 3-1 kaybettiğimizi hatırlıyorum, Emre Çolak atmıştı hatta bizim golü ama inanın özeti dahi izlemedim, maç içerisinde ne oldu ne bitti bilmiyorum. Beşiktaş'ın da Bursaspor deplasmanında kaybetmesi sonrasında 3. olmuştuk ama o sezon yaşanan şampiyonluk yarışı içerisinde bunun bir önemi yok tabii.

Kadroya dikkat çekmek istiyorum ben, bir formalite maçı değil ama ilk 11'e bakar mısınız? Tek yabancıyla oynuyoruz, o da kanat olan Giovani Dos Santos'u forvet kullanarak. Emre Çolak sağ tarafta, daha çok sol bek denediği Caner Erkin ise sağ tarafta. Orta saha zaten evlere şenlik, Cumhur Yılmaztürk'ü eminim ki hatırlamayanlar çıkacaktır. Mustafa Sarp & Barış Özbek'le oyun kurmaya çalışmışız, Rijkaard'ın 4-3-3'ünden bahsediyoruz.

Sağ bek Uğur Uçar solda, Sabri Sarıoğlu bek, Gökhan Zan & Servet Çetin tandemi ve kalede Aykut Erçetin. Arda Turan, Baros, Jo, Elano, Neill, Kewell gibi isimler ise yok, firari. Formalite maçı ama kadronun içi öylesine boşaltılmış ki. Şu 11'in anlattığı ise gelecek sezonun resmi niteliğinde. Bu ortamda Rijkaard'dan başarı bekledik işte..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir