Kazandığımız bir maçın ardından mutsuz olacağım aklıma gelmezdi, maalesef benim adıma öyle bir gün. Galatasaray iyi futbol oynamıyor, ligin başından bu yana böyle ama ilk zamanların yine de geleceğe yönelik pozitif mesajları vardı. Futbol iyiye gitmiyor, hücum iyiden iyiye kısır bir hal alır oldu. Bruma'ya bağımlıyız, Bruma kazandırıyor maçları. Bruma açısından muhteşem bir durumdur bu, hatta bizim için de. Muhteşem bir genç yeteneğe sahibiz, bu sezon iyi futbol da değil, karakter koyuyor ortaya. Riekerink'e de Bruma için bir ömür teşekkür ederim, kendisini o kazanmıştır ama şu oyunun her geçen zaman kötüye gitmesi de Riekerink'in eseridir, üzülüyorum ama gerçek bu. 1-0 da olsa kazandık, deplasman 3 puanı geldi ama ben bu galibiyete sevinemiyorum. Yarın belirsiz çünkü, şu görüntüde neyi hedefleyebiliriz, ne kadar daha ilerleyebiliriz.
Riekerink'den beklediğim 11'di bu, istediğim 11 ise başka. Serdar Aziz & Semih Kaya konusuna girmeyeceğim, Josue'yi 11 başlatırdım ben. 4-2-3-1 oynuyoruz, çift forvet düzeni değil bu. Böyle bir düzende de 10 numara özellikli bir isimle oynamanız çok daha faydalıdır ki Podolski'nin de fizik anlamda çok kötü olduğunu düşünüyorum. Dersimspor maçı ölçü değil, Trabzonspor maçıdır burada ölçü. Orada kayboldu, fizik anlamda yetersizdi ve bu fizikle kanat oynayamayacağını gördük. Burada da forvet arkası oynadı, fizik anlamda yine yetersizdi ve kayboldu. Trabzonspor maçında 90 dakika oynadı, 45'de çıkması gerekirken. Burada da 82 dakika oyundan kaldı, ilk 11 bile başlaması hatalıyken.
Erkek basketbol takımında da durum aynı, bir fark var tabii. Orada Bruma gibi sürükleyen, istikrarlı bir isim yok ve Muslera gibi tutanı. Futbol takımı ise Bruma ve Muslera'ya sahip, Bruma ve Muslera'nın sırtında bir şekilde kazanmaya devam ediyoruz. Trabzonspor maçı da kazanılabilirdi ama tablo değişmiyor, ortada doğru bir oyun yok. İyi oynadık diye kimse söyleyemez, hatta Beşiktaş maçının ilk yarısı ve Antalyaspor maçının ikinci yarısı dışında da iyi bir futbol gören varsa bana yazsın. Belki Akhisar maçının ilk yarısı da buna dahil olabilir ama onun dışında kalan tüm anlar, kaos ve sıkıntı ile dolu. Düzelmemesi, geleceğe yönelik verilen iyi ışığın sönüp gitmeye başlaması, insanların umudunu kaybetmesi kötü nokta. Umudu da yaratan Riekerink'di ama yok eden de maalesef o olabilir.
606 pasla bu sezonun pas rekorunu kırmışız mesela. X takım yapsa bunu başarı derim, Galatasaray için yeni bir durum değil. Pas yapmak veya topa sahip olmanın getirisi şu olur, oyunu boğar ve tempo yaparsınız, pozisyonlara girersiniz. Bence tempolu değiliz, hücum organizasyonu noktasında da geçen sezonun dahi gerisindeyiz. Pas yapıyoruz, topa sahip oluyoruz, bu noktada rekorlar kırıyoruz ama bunun geliştiği bir nokta yok, hatta hücumda o kadar yetersiz durumdayız ki belki de rakipler bunu tercih ediyor ve topu bize veriyor. Adanaspor karşısında da aynıydı, sağa pas sola pas, Bruma ve Tolga Ciğerci dışında sorumluluk alan kimse yok, gol yemememiz tamamen Adanaspor'un hücum kalitesi ile alakalı ve Bruma'nın kazandırdığı bir maçı daha geride bırakıyoruz.
Hantal dediğimiz, ağırlaştı diye bahsettiğimiz Nigel De Jong çoğu isimden daha hareketli mesela. İlginç noktalar çok, hangi birisini yazayım bilmiyorum. Oyuncu değişiklikleri bence yine hatalı (Sinan Gümüş iyi iş çıkardı ama o an çıkması gereken isim Yasin Öztekin miydi), Podolski'ye gösterilen tahammül, hücum plansızlığı gibi konu çok. Şöyle diyeyim, Eren Derdiyok gibi bir forvet var ama gezerek oynatıyoruz, bir ara orta yapan, kanatlarda topla buluşan kendisiydi. İkinci yarıda biraz olsun top ortalamaya başladık, ceza sahasında kaos yarattık ve gol de öyle geldi aslında. Podolski'nin gezerek oynaması gerekiyor ama topu ayağına bekleyen kendisi. Ne anlamı kaldı oynamasının, Josue gibi bir yaratıcıyı neden kullanmadık?