28 Şubat 2017 Salı

Bu sezon kaç maçta Galatasaray'ı hücum noktasında çok iyi gördük?


Her görüşe saygım var. Mesela şöyle bir yorum var, "böyle bir maçta formasyonla oynamak neden, takımın mevcut iyi yapabildiği şeyler üzerinden devam etmesi gerekmez miydi?" Olaya bu pencereden bakanlar için doğru bir yorum. Bu kadar kısa bir sürede köklü bir değişim imkansız, elde olan malzemeye de baktığımızda. Ama ben de bir yerden başlamak gerektiğini, dokunuşları yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Benim bakış açım daha uzun vadeli ama Beşiktaş karşısında kendi sahamızda aldığımız mağlubiyetin de hüznü elbette büyük.

Saygı duymadığım olay başka, 10 günde teknik direktörü infaz etmek. Dün de yazdım, biraz daha detay vermek istiyorum. Riekerink'le gitmeyen bir düzen vardı, haftalarca yazdık ve Riekerink'i de bir maç üzerinden infaz etmedik. Bir süreçti o, bekledik, sabrettik, destek verdik ama yürümedi. Tudor şimdi mi gelmeliydi, sezon sonunda mı gelmeliydi başka konu. Şu kesin, Tudor bir sistem / felsefe hocası, en azından potansiyeli o yönde ve bu adamların da böyle bir dönemde görev alıp, bir anda başarıyı yakalaması zor. 

Kendi kurduğu bir takım değil ve kabul edelim ki çalışmayan bir Galatasaray vardı. Sıfırdan başladı, takım savunması noktasında bazı taşlar oturmaya başladı ama zaman sınırlı, hücum konusunda da bazı başarılar elde etmek zaman alacak. Ama bunu mazeret olarak öne süremez Tudor, çünkü bilerek geldi, böyle olacağını az çok tahmin etmiş olmalı. Bunu ben yazıyorum, tablo bu çünkü. Beklentim ise daha uzun vadeli, bu yönetime rağmen. Bu yüzden de Beşiktaş mağlubiyetine elbette üzüldüm ama ileriye dönük sonuçlar elde etmeye çalışıyorum. Beşiktaş maçına bakış açım biraz da bu yönde.

Oynatmak istediği futbolu bu malzemeyle oynatması zor yani, 10 günde de Conte veya Mourinho olsan dahi elinden daha fazlası gelmez. Ama çalışıyor Tudor, izlemiyor, dokunuyor, farklılık yaratmaya çalışıyor. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz ayrı konu ama Beşiktaş maçına çalışmış işte, farklılık yaratmayı denemiş, savunma kısmında planı tutmuş ama beraberinde hücum gelmemiş. Tercihler eleştirilir ama Tudor'un Beşiktaş maçı özelinde de elinden gelen bu.

Linnes konusunu daha detaylı yazarız, ilginç bir durum hakikaten. Her gelen teknik adamın ilk sildiği isim Linnes oluyor ki, Tudor'un oynatmak istediği şu oyuna da en uyacak isimlerden biri belki de Linnes. Tercih noktası bu, tartışıyoruz ve Tudor'un da benim nazarımda iyi bir kredisi var. Riekerink bu konuda eleştirildi, devamında isyana döndürüldü ki haklıydık. Tudor ise geleli 10 gün oldu, bu konuyu daha detaylı öğrenmeyi ve beklemeyi tercih ediyorum.

Beşiktaş iyi bir hücum takımı, ligin de kabul edelim ki en iyisi durumundalar. Bir plan uyguladın, onun da savunma kısmında başarılı oldun. Bu plan beğenilmeyebilir, Galatasaray bu mu denilebilir ama bu sezon kaç maçta Galatasaray'ı hücum noktasında aşırı iyi gördük? İçeride oynanan Akhisar ve Alanya maçı deriz, biraz da Bursaspor maçı 2. yarısı. Yok yani, bu takım zaten hücumda sorunluydu ve en basit görünen maçta dahi kalesinde büyük tehlikeler atlatan, Muslera'ya bakan bir takımdı. En büyük sorun savunma, Tudor'un da önceliği savunma. Bu yüzden de şu mevcut durumda Beşiktaş'ı durdurmaya çalışmak ayıp değil, 10 günde ne bekliyordunuz? Bam bam bam oynayıp bu maçı kazanmayı mı?

Tudor'u bu noktadan vuranları anlamam yani, hele ki korkak diyenlere hiç anlam veremem. Korkak olan Riekerink'ti, yürüyen oyunu izleyen, skoru tutmak veya oyunu çevirmek için hamle yapmaya korkan. Tudor deniyor, gün geldiğinde maç içinde formasyonlar da değişecek, takımı tanıyacak, hakimiyeti daha iyi eline alacak. En azından bunu deneyecek, başarısız olsa bile. Uzun zamandır ilk defa sistem anlamında kafa yoran bir teknik direktörümüz var, umarım koruyabiliriz..

Galatasaray 0-1 Beşiktaş, tercihler tartışılır ama Tudor'un planı doğruydu


Bu ruhsuz, isyan etmeyen futbolcularla, maç bitmemiş olmasına rağmen uykuya dalan tribündeki taraftarla daha iyisi olmaz. Bu günah ise yönetimindir, Galatasaray'daki mesele Tudor'luk bir olay değil yani. Bugün Tudor değil, şu tabloda Conte olsa da bir şey değişmeyecek. Beşiktaş maçı özeline gelirsek, bu maçta Tudor elinden geleni yapmıştır.

Tudor'la birlikte Galatasaray'ın büyük maçları kazanma ihtimali doğdu demiştim, bunun da hala arkasındayım. Riekerink dönemine bakıyorum, bu sezon özelinde. Beşiktaş maçının ilk yarısını ayırırız ama onun da ikinci yarısında Riekerink'in hediyesi var. Onun dışında hangi büyük maçta iyi oynadık veya kazandık. Galatasaray'ın yürümeyen bir düzeni vardı, Tudor'la bunu değiştirme ihtimali doğdu ama bu kadar kısa sürede yapabileceğinin en iyisi bu bence.

10 günde bam bam oynayan bir takım yaratmanız imkansız, özellikle de bu malzemeyle. Tudor'un planı öncelikle rakibi durdurmak yönündeydi ki doğru bir plan bu. Benim de hayalim elbette böyle maçlarda bam bam oynayan, rakibini boğan bir Galatasaray ama bu yolda sabır gerekiyor. Tudor günü kurtaracak bir teknik direktör değil, bir felsefe / sistem hocası, en azından bu yola inanmış bir isim. Beşiktaş karşısında da bir sürpriz yarattı işte, maça çalışmış, istediğini de elinde olan malzeme dahilinde kısmen yaptı.

Rakibi durdurmak, oyunu kilitlemek birinci öncelikti, bunu da başardı Tudor. Galatasaray iyi savundu bugün, Beşiktaş'a karşı savunma planı kusursuza yakındı. Kontra planı vardı ama, uygulanamayan bu işte. Bruma ve Yasin Öztekin'i etkin kılamadık, oysa Adriano, Gökhan Gönül veya Atınç Nukan gibi isimler üzerinde bu hızlı çıkışlar büyük etki yaratırdı ki verilmeyen penaltı işte, bu tarzda bir hücum. Selçuk İnan / De Jong'la olmadı, o topları atamadılar, Sneijder ise sorumluluktan uzaktaydı. Bu durumda da nasıl bir hücum planınız olabilir ki, ya da bu nasıl uygulanabilir?

İlk yarıda saydım, rakip ceza sahası içine 3 kez kanattan girdik ve o top ceza sahası içine çevrildi. Ceza sahası içinde kaç futbolcumuz vardı, 0. Riekerink'in düzeninde sahte 9 Podolski'nin tutar bir yanı vardı ama Tudor'un düzeninde bu tutmaz. Buna rağmen Podolski'nin girdiği pozisyonlar var, özellikle 82. dakikada kaçırdığı. Orada maç 1-1'e gelse her şey olur ve Podolski'nin yaşam amacı bitiricilik. Bunu da mı Tudor'a yazacağız şimdi?

Üçlü savunmayı kim tahmin ediyordu ya da, basın veya taraftar dahil. Bu bir sürpriz, Beşiktaş maçı adına iyi bir dokunuştur. Savunma noktasında da iyi oynadık bu oyunu, Hakan Balta'nın aksamasına rağmen. Beşiktaş'ın attığı gol fazlasıyla şans, onun dışında aklınızda kalan bir pozisyonları var mı. Bu takım istisnasız her takıma karşı pozisyon veren, tehlike yaşayan bir takımdı. Öncelik savunma, takım halinde savunabilmek. Duran top noktasında da bakıyorum, Galatasaraylıların dizilişine. Bir çalışma var, bu kadar kısa sürede de hem savunmayı oturtmak, hem hücumu planlı hale getirebilmek ne kadar mümkün.

Galatasaray'ın sorunu hücum noktasında ağır kalmak oldu ve orta sahanın kötü oyunu da bunda en büyük etmen. Sorumluluk almayan yıldızlarımız var, bir noktada yine Bruma'ya takılı kaldık. Tercihler tartışılır ama Tudor'un planı bana göre doğruydu. Yapabileceğinin en iyisini denedi ama Beşiktaş maçı özelinde yetmedi. Bu yönetim ve isyan etmeyen futbolcu topluluğu içinde zor ama yeni sezona girerken umarım bir Tudor takımı yaratılır..

27 Şubat 2017 Pazartesi

5li #8; Söz konusu Beşiktaş olduğunda

Bugün günlerden Galatasaray ve rakip Beşiktaş. Son yıllarda şansımızın inanılmaz tuttuğu ve uzun zamandır kaybetmediğimiz bir takımlardı, ta ki geçen sezona kadar. Zirve yarışından söz etmek istiyorsak kazanmamız gereken bir maç. Ama ben zirve yarışından bağımsız bakıyorum, mesaj maçı olmak zorunda, Galatasaray'ın yarınları anlamında. "The Tudor" demiş resmi hesap, bakalım nasıl bir sinerji olacak. Ben de Beşiktaş maçı öncesinde biraz nostalji yapalım dedim, kafamız da biraz olsun dağılır belki. Söz konusu Beşiktaş olduğunda başlığımız, aklımıza ilk hangi futbolcular geliyor? Sorduk ve güzel bir etkileşim aldık, katılan herkese teşekkür ederim..


Hasan Kabze

Galatasaray'ın iyi futbolcularından biriydi ama fazlası da değildi. Yine de bir ömür unutulmayacak, Galatasaray tribünleri onu her zaman selamlamaya devam edecek. Nedeni de 2005 - 2006 sezonunda oynanan Beşiktaş derbisi, Hasan Kabze'nin golleriyle geri döndüğümüz ve 2-1 kazandığımız. Hayatımda izlediğim en efsane maçlar arasında da ilk sıralarda yer alacak, o geri dönüşün sonunda şampiyon olacağımızı düşünmüyordum ama o yolda atılan en büyük adım oldu. Hasan Kabze'nin yaktığı ateşti, asla unutulmayacak.


Felipe Melo

Beşiktaş maçlarında Melo'nun kötü performansını hatırlamam ve bu maçların da en golcü isimlerinden biriydi. Psikolojik üstünlük kavramını dolduran isimlerden biriydi işte, bu tip derbilerde Melo'yu fazlasıyla arıyoruz. En unutulmaz anı diye bir şey yazamam, Galatasaray'ın sadece Beşiktaş maçları da değil, oynadığı ve kazandığı tüm büyük maçlarda Melo'nun imzasını bulmak mümkün.


Sasa Iliç

Sürpriz golcüdür, yine Beşiktaş maçlarının unutulmaz isimlerinden. Yine 2005 - 2006 sezonunda Ali Sami Yen'de oynanan Beşiktaş maçıydı, Iliç'in dönüşü vardı o maçta da. İlk yarısını 2-1 geride bitirmiştik ama 3-2 kazanmıştık, Iliç'in Galatasaray'ı ipten aldığı bir gün. İsyan sırası ondaydı ve hakkını fazlasıyla verdi. 


Milan Baros

Melo misali, Beşiktaş maçlarının en golcü isimlerinden biri. Baros'un Beşiktaş'a karşı pek boşu olmazdı, şansının tuttuğu bir takımdı ki Beşiktaş'a karşı 9 maçta 5 golü var. Özellikle de 2008 - 2009 sezonunda Ali Sami Yen'de oynanan ve 4-2 kazanılan maç. 3 golü vardı, 2'si penaltı gibi görünebilir ama golün her noktasında olan bir isimdi.


Johan Elmander

Aslında yazılacak çok isim var ama bir kere 5li dedik, 5 isimle sınırlandırıyoruz. Drogba'dan, Fleurquin'e, Sneijder'e ya da Aydın Yılmaz'a kadar gideriz, çok sayıda isim yazabiliriz. Elmander'le bitiriyoruz ama, onun da Beşiktaş'a karşı iyi maçları oldu, bir de efsane golü var. 2011 - 2012 sezonu, son dakikada atılan golle 3-2 kazandığımız Beşiktaş karşılaşması. Büyük bir isyandı, isyanı da taçlandıran isim Elmander olmuştu. Haliyle burada yazmadan geçemezdik..

Galatasaray'ın yeni formaları gün yüzüne çıkıyor.. Şimdi de beyaz forma


Yeni parçalıyı görmüştük, şimdi de deplasman forması gün yüzüne çıktı. Turuncu renge bir hasretim var, Galatasaray'ın alternatif forması turuncu renkte olmalıydı ama en azından bu beyaz formanın kollarında bunu göreceğiz. Beyaz veya siyah formalar bir ritüele döndü, aslında bu da çok hoşuma gitmiyor. Kırmızı veya sarı renkte formalar tercihim, deplasman forması noktasında ama iki senedir beyaz forma üzerinden ilerliyoruz. Sade ve klasik bir forma, üzerinde konuşulacak çok şey yok. Yine de hoş görünüyor, en azından bu sezonun beyaz formasına kıyasla. Turuncu detay hoşuma gitti, iyi anlamda bunu söyleyebilirim.. 

26 Şubat 2017 Pazar

Bedelsiz ihtimal #4; Lucas Leiva


Yaz dönemi transferi gerçekleşmediği için en çok üzüldüğüm futbolcu olabilir mi diye düşündüm, gerçekten de olabilir. Delaney gibi isimler bir yana, o ilk konuşulan "scout" bazlı hamleler keşke gerçek olsaydı ama sonrasında Galatasaray'a bu kadar yaklaşıp, gerçekleşmeyen bir hamle olan Leiva da beni fazlasıyla üzmüştü. Max Kruse de vardır mesela, Leiva gibi fazlasıyla yaklaşılmış, İstanbul'a kadar getirilmiş ama darbe teşebbüsüne takılmış.

Lucas Leiva'yı isteme nedenim de Galatasaray'ın oyun tarzına uymasıydı. Leiva bir defansif orta saha ama teknik özelliği yüksek bir adam. Top tutan, pas oyunu oynamaya çalışan Galatasaray'da da müthiş yararlı olabilirdi. Tempo noktasında Selçuk İnan'dan daha yüksekti, top çalma noktasında daima Premier Lig'in en iyilerinden olmuştu ki 4-2-3-1 gibi formasyonlarda da orta ikilinin 6-8 arası diyebileceğimiz isimlerden kurulu olması gerektiğini düşünürüm. 

Nigel De Jong iyi bir futbolcu ama 6 numara işte, kattığı sertlik tartışılmaz ama 4-2-3-1 adına doğru orta saha parçası değildi. Hele ki Selçuk İnan'a aranan doğru partner hiç değildi. Tolga Ciğerci doğru profil mesela ama o da sakatlandı, devamlılığı sağlayamadı. Leiva gelmiş olsaydı yaratacağı farkın çok büyük olacağını düşünüyordum ki Tolga Ciğerci / Leiva ikilisi de doğru ikiliydi. Tempo, sertlik, pas oyunu, aradığınız her şeyi verirdi.

Önce darbe teşebbüsüne takıldık, devamında yaşanan sakatlıklar sonrasında da Klopp bırakmadı. Bu sezon alternatif noktada kullanılan bir isim, rotasyonun bir parçası ama önceliği de değil. Leiva'nın ise ayrılmak istediğini biliyorum ve sezon sonunda da sözleşmesi bitecek, bu sefer ipler onun elinde. Peki Galatasaray'ın gündemine yeniden gelir mi dersek, bunu pek düşünmüyorum. Nigel De Jong'la imkan varsa yollar ayrılmalı derim ama orta sahada yapılması gereken hamleler ise daha genç isimler olmalı. Tudor'la yüksek tempo arayacağız çünkü.

Ama Leiva da 30 yaşına yeni girdi, önünde maksimumunu verebilir diyebileceğim 2-3 sezon var. Hangi düzende oynayacağımız önemli tabii, 4-3-3'e dönsek ve regista bir isim önünde iki tane tempolu orta saha kullanılım gibi düşünsek, o regista Leiva olurdu. Selçuk İnan'ın varlığında ise o isim mecburen Selçuk İnan olur, gönderemiyorsunuz. Sneijder kaldığında ise zaten böyle bir formasyona geçmeniz imkansız derken Leiva işinin gündem olması zor tabii. Çok iyi bir futbolcu ama, Türkiye'de büyük işler yapabileceğini ve fark yaratacağını da hala düşünüyorum.

8 / 6 veya stoper, yönlülüğü olan bir futbolcu. Top kapma konusunda bir uzman, oyun aklı gayet iyi, temposu ve pas aksiyonu yüksek bir orta saha. Sakatlıklarla uğraşan bir futbolcu oldu kariyerinde ama kronik bir boyut yok ve içinde bulunduğumuz sezonda da Liverpool rotasyonunun iyi parçalarından biri..

Tudor'la birlikte büyük maçların kazanılma ihtimali yakalandı, ilk sınav Beşiktaş


Tudor'la birlikte büyük maç olarak nitelendirdiğimiz maçları kazanma ihtimalinin yakalandığını daha önce de yazmıştım. Riekerink'le böyle bir ihtimal yoktu, lig içinde gördüğümüz tablo sonrası. Ekstra bir planı yok çünkü, çalışmıyordu maçlara. A planı vardı, Sneijder üzerine kurulu olan ama o planın yetmedi işte. Sürpriz yapmak, şaşırtmak lazım. Taktik esneklik gerekiyor, iyi çalışmak lazım, her maçın kendi içerisinde bir hikayesi var. Bunu da Tudor, Karabükspor'la oynadığı tüm büyük maçlarda gösterdi.

Bu işin olması gereken zaman ligin ilk yarısının bitimiydi ama geç kalındı işte, Tudor geleli çok bir zaman olmadı. Ama takımı tanıması için bir fırsat doğdu, 8 gündür Beşiktaş maçına çalışıyor ki iyi tanıdığı bir rakip. Bu ay içerisinde Karabükspor'la Beşiktaş'ı yendi, nasıl durdurulmaları gerektiğini iyi bildiğini düşünüyorum. 8 günde de Galatasaray'la neler yapabileceğini mutlaka gördü ki bu teklifi kabul ederken de neler olacağını az çok tahmin etmiş olmalı. Beşiktaş karşısında nasıl bir reaksiyon göstereceğini bu açıdan merak ediyorum.

Taktik esneliklik noktasında kısa bir zaman, kalan hedefler anlamında iyi olan şeylerin yerine başka bir şey getirmek zor. Mustafa Denizli bunu başaramamıştı ve olanları hatırlarsınız. Galatasaray'ın geçen haftalarda iyi olduğu ama geliştiremediği noktalar var, Tudor yine bu iyi olanların üzerine gidecek ama geliştirmeyi deneyecektir. İyi olmayan takım savunması ve topsuz oyundu, bunun üzerinde mutlaka durdu ki Rizespor maçında bazı gelişmeler vardı. İyi olan neydi dersek, topa sahip olmak, pas oyunu gibi etmenlerdi ama bu da gelişmiyordu, takıma çok büyük bir artı sağlamadı. Sonuca gidemedik çoğu zaman.

Taktik esneklikten kasıt şu, bir anda üçlüye dönmek, formasyonla oynamak ve bunu aşılamak zor. Yaz döneminde olabilecek bir şey bu ama mutlaka olacaktır. Şu dönemde 4-2-3-1 devam etmek zorunda gibi duruyor ama üzerinde bazı oynamalarla. Semih Kaya'yı sağ bekte denediğini duyuyorum mesela, Beşiktaş karşısında da sağ bekte yüksek ihtimalle o oynayacak. Stoperde çok eleştirdik, sağ bek noktasında ise en azından stoperde olduğu kadar kötü değil. Galatasaray'da devam etmek istiyorsa da bu değişimi mutlaka yaşamak zorunda.

Beşiktaş bu ligin en iyi futbol oynayan takımı, liderler ve şampiyonluğun en büyük favorileri. Bu net, sonuca gitmeyi çok iyi biliyorlar. Bunu durdurmak gerekiyor, o da orta sahadan geçiyor ki Karabükspor'un başında da bunu yapmıştı Tudor. Birbirimize yakın oynamak, orta sahada agresif olmak zorundayız. Atiba & Oğuzhan Özyakup bağlantısı geçen sezon olduğu gibi en önemli hatları ve o top hücuma aktarıldığında da çok etkililer. Cenk Tosun çok formda, Quaresma ve Babel kanatları etkili, Talisca ise şapkadan tavşan çıkaran bir futbolcu. Galatasaray'ın zayıf olduğu bir nokta savunma ve en büyük sürprizi de bu noktada yaşarız diye bekliyorum.

Semih Kaya'nın sağ bek oynaması bu yönde bir hamle, özellikle Quaresma karşısında. Sol bekte Linnes'i bekliyorum ki Semih Kaya'nın sağ bek oynaması da stoperi bir noktada üçlemek ve boyu biraz daha uzatmak. Linnes'in karşısında da Babel olacak ama Linnes & Bruma hattı hücum noktasında iyi ve uyumlu olursa Babel'e nefes alma şansı zaten kalmayacak. Chedjou & Ahmet Çalık ise stoper tandemini oluşturur, Chedjou etkiliydi Rizespor karşısında.

Tolga Ciğerci'nin Tudor'un önemli adamlarından biri olacağını düşünsem bile bu maçta Selçuk İnan & Nigel De Jong ikilisi kesin gibi. Josue sürprizi olabilir ama, en azından hamle noktasında iyi bir koz olacaktır, yine Tudor'la çıkış yapmasını beklediğim bir isim. Kanatlarda Yasin Öztekin & Bruma elbette sürpriz olmayacak, hücumda da Sneijder & Podolski. Diğer avantaj da sakatların dönmüş olması, hamle noktasında elimiz biraz daha güçlendi diyebiliriz. Yani 11 beklentim böyle;

Muslera
Semih Çalık Chedjou Linnes
Yasin Jong Selçuk Bruma
Sneijder Podolski

4-2-3-1'den ziyade biraz daha 4-4-2 veya 4-4-1-1 gibi düşünüyorum. Orta sahayı kalabalık tutma düşüncesi olacaktır, takımın boyu çok uzamaz. Bruma ve Yasin Öztekin'le hızlı çıkmak bence en önemli silah olacak, hücumda da Sneijder ve Podolski zaten serbest oynuyorlar, 4-6-0'a bile evrilir bu formasyon. 

Beşiktaş'ın da zayıf olduğu noktalar var, savunması gibi. Sonuca rahat ulaşıyorlar ama en rahat maçta bile pozisyon verebiliyorlar. Gökhan Gönül / Marcelo / Atınç / Adriano tandemini izleriz ki çok sağlıklı bir savunma hattı değil bu. Değerlendirmek gerekiyor işte, ben Galatasaray'ın hızlı geldiğinde çok daha etkili olacağını düşünüyorum. Bruma ve Yasin Öztekin'in ne verecekleri önemli, Podolski'nin bu ikiliye açacağı alanlar.

Şampiyonluk yarışında varım demek adına kazanmak gerekiyor, telafisi olmayacak bir maç. Sonuç ne olursa olsun, benim Tudor görüşüm değişmeyecek ama Tudor'un da bu maçta sürprizlerinin mutlaka olacağını ve maç için de önemli bir hazırlık yaptığını düşünüyorum. Ne yaparız gibisinden çok fazla çıkarımı bu anlamda yapmak imkansız, ters köşe de olabiliriz ama dediğim gibi, Beşiktaş'ı iyi biliyor, zayıf noktalarını, nasıl oynanması gerektiğini. Bu 8 günlük süre de takımı tanıması anlamında önemli bir süreydi..

25 Şubat 2017 Cumartesi

Galatasaray'ın yeni parçalısı.. Sarı ve kırmızının renk tonu, muazzam


2017-2018 sezonunda Galatasaray'ın giyeceği parçalı forma. Ben beğendim, fazlasıyla hoşuma gitti. Bu da renk tonlarından geliyor aslında, sarı ve kırmızının tonu muazzam görünüyor. Klasik bir parçalımız olmuyor maalesef, keşke öyle olsa ama her sezon parçalı forma üzerinde mutlaka bir oynama oluyor. Bu sezon giydiğimiz parçalı forma tırtıklı mesela, kötü değil ama bu parçalıyla kıyasladığımda da çok geride görüyorum. Hatta son sezonlara bakalım, 2013-2014 sezonunda giyilen parçalıyı da çok beğenmiştim, onun da renk tonları buna yakındı ama bu parçalıyı bir tık daha önde tutabilirim. Futbolcu üzerinde görmek lazım tabii, resim üzerinden yorum yapmak sağlıklı değil ama ilk izlenim olumlu, en azından benim açımdan. Tek fark arma ve nike logosunun içinde olduğu kalıp, o da beni çok rahatsız etmedi. Ekstra bir tasarım beklentim de yok aslında, yeter ki anormal oynama olmasın şu formalar üzerinde..

24 Şubat 2017 Cuma

Tudor'un röportajından.. Ülke futbolu özeti



Tudor'un pr'ından bahsetmek istiyordum ama vazgeçtim, bu konuda yazacağımı yazdım zaten. Bu pr içinde de Juventus ve Hırvatistan formasıyla başarıları, birlikte oynadığı futbolcular var. Özellikle Juventus bu konuda bir okul, günün önemli teknik direktörlerini çıkardılar ve Lippi, Ancelotti gibi teknik direktörlerin tedrisatıyla.

Conte mesela, önce Juventus şimdi de Chelsea ile yaptıkları ortada. Zidane ya da, Real Madrid'in başında. Deschamps aynı şekilde değerli bir teknik adam ya da Inzaghi, Ferrara, Cannavaro gibi teknik direktörleri de konuşuyoruz zaman zaman. Tudor de o yolda bir teknik direktör, potansiyel bir isim, geleceği olduğu söyleniyor ve Galatasaray onun adına önemli bir çıkış noktası olabilir.

Yukarıda yazılanlar Tudor'un Socrates dergisi röportajından, Batuhan Hakcıl paylaşmış. Hepimizin katılacağı, doğru şeyler söylüyor. Özellikle de ülkemiz açısından baktığımızda. Bazı önemli futbolcuların ileride teknik direktör olmalarını hayal ederiz, o isimlerin de daima bir kredisi olur ve "camianın evladı" kimliğiyle göreve gelebiliyorlar. Genellikle de başarısızlıkla sonuçlanıyor bu, sonrasında o "camianın evladı" dediğimiz ismin futbolculuk kariyerini dahi bir kenara bırakabiliyoruz, güne odaklandığımızdan. Bülent Korkmaz, Hagi gibi örneklerde yaşadık bunu.

İyi bir futbolcu olmak başka, iyi bir teknik direktör olmak ise çok başka. Futbol oynadığınız dönem gelecek için düşünceleriniz önemli bu konuda, futbolu bıraktıktan sonra verilebilecek bir karar değil. O günlerden planlamanız, kendinizi geliştirmeniz, gözlemlemeniz gerekiyor. 

Tabii bunda esas etmen "karar verenler", yani futbolu yönetenler. Ülkemiz takımlarına bakıyorum, gelen yönetimler zaten futbolu yönetme sevdasıyla bu işe başlıyorlar. Kendi şirketlerinde işi bilene bırakırlar, amaçları başarılı olmak ve büyümektir. Futbola baktığımızda ise çoğu kulübümüz, hadi ben Galatasaray diyeyim, iş bilene bırakılmaz, herkes kendi reklamına bakar. Tablo da bu olur doğal olarak. Haliyle de şu noktada Tudor istediklerini ne ölçüde yapacak inanın bilmiyorum..

Futbolda ve hayatta duygusallığa yer yok ama duygusallığı seviyorum


Futbolda veya hayatta duygusallığa yer yok ama duygusallığı seviyorum. Claudio Ranieri için de söyleyebileceğim bu. Leicester City'de geçen sezon kazanılan şampiyonluk 100 yıl hatırlanacak, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en güzel hikayelerinden biriydi. Zor olan istikrar, hedefler, böyle bir başarının ardından ertesi sezon en azından bir çizgiyi yakalamak, gerçekçi yaklaşım. Böyle bir hikaye yazmak büyük olay, bir ömür unutulmayacak ama bunu devam ettirebilmenin de o şampiyonluğu kazanmaktan daha zor bir durum olduğunu düşünüyorum. Nitekim Leicester City'nin başaramadığı da bu oldu. Genelde böyle takımların kadroları gelen başarıdan sonra dağılır, futbolcular kapış kapış gider. Biz Galatasaraylılar hatırlar, 2000 kadrosunun geldiği noktayı. Leicester City bunu yaşamadı aslında, Kante dışında bir ayrılık yok ama o Kante de Chelsea formasıyla şampiyonluğa yürüyor. Yatırım geldi, transfer yaptılar, para da harcadılar (gerçi her Premier Lig kulübü harcıyor) ama şu an bulundukları nokta küme düşme çizgisinde. Hatta bunun en önemli adaylarından biri durumundalar ve sıkıntı da burada başlıyor. Duygusallık mı yoksa gerçekçilik mi? Raineri ile devam etmenin duygusallık olduğunu düşünenler var, ligde kalmak için bir kıvılcım yanmak zorundaydı ve böyle bir kararı almak durumunda kaldılar. Buna vefasızlık diyenler de var ama, peri masalının ardından henüz 1 sene bile olmadan Raineri'nin görevine son vermek. Her iki tarafı da anlamaya çalışıyorum ama isimler gelip geçiyor, kulüpler devam etmek zorunda. Gerçi Leicester City'nin Raineri sonrası hoca adayını duydum da, Roberto Mancini..

23 Şubat 2017 Perşembe

Muslera Simovic'in rekorunu kıracak, peki Muslera'nın rekorunu?


Fotoğrafı ntvspor.net'den aldım, onu en başta belirteyim. Konu ise şu, Muslera'nın Beşiktaş karşısında forma giymesi durumunda Simovic'in 27 yıllık rekorunu egale etmesi. Simovic, Galatasaray'da 188 lig maçıyla, ligde Galatasaray formasını en çok giyen yabancı futbolcu durumunda. Muslera da Beşiktaş karşısında 188. lig maçını oynayacak, sonrasında bur rekor da tarihe karışacak.

Simovic dönemine yetişemedim, sadece anlatılanlar ve okuduklarımla bildiğim bir isim. Gerçek bir Galatasaray efsanesidir, hatta Galatasaray'da yabancı kaleci kültürünü oturtmuştur. Simovic sonrası kaç tane yerli kaleci sayabiliriz, istikrar sağlamış. Ama Simovic sonrasında Taffarel, Mondragon ve Muslera gibi istikrarlı yabancılar var. Galatasaray'da yerli kaleci yapamıyor, yabancı noktasında ise sağlanan büyük bir istikrar söz konusu.

Simovic Galatasaray'a 30 yaşında gelmiş, Muslera ise çok daha genç yaşta geldi ve henüz 30 yaşına yeni girdi. Muslera'nın Galatasaray'da 6. sezonu ayrıca, eminim ki daha nice sezonlar yaşayacak. 188. lig maçı ile bu rekor egale edilecek, devamında da kırılacak ama Muslera'nın yakaladığı seviyeyi de bir daha herhangi bir yabancının yakalaması çok zor olacak. 200'ü zaten devirecek, 300 bandını da geçecek diye düşünüyorum. 

Muslera'nın Galatasaray'da uzun yılları var. Kulübü ve ülkeyi seven, sahiplenen bir futbolcu. Keşke herkes onun gibi olabilse dediğimiz isimlerden işte, Muslera'yı anlatmaya gerek yok. Kalite noktasına zaten girmiyorum, ülkenin en iyisi, fark taratan adamı. Transferi noktasında ise Muslera adına o trenin kaçtığını düşünenlerdenim, büyük kaleci ama Avrupa'da Muslera'yı pek düşünmez oldum. En azından Galatasaray'ın beklediği, hayal ettiği bonservisler imkansız. Böyle bir noktada da Muslera'dan neden vazgeçilsin? Ya da ben kalmasını çok istiyorum, ondan bu yorumum. Muslera uğruna duygusal düşünülecek bir isim.

Yazmak istediğim şu aslında, Simovic bu maç için TT Arena'ya getirilebilir, kendisini onore etmemiz şık bir hareket olur. Muslera adına da güzel bir yaklaşım, umarım düşünülür ve davet edilir. Simovic'in Muslera ve Galatasaray hakkında yorumlarını da okudum, böyle değerli bir isimden yıllar içinde fayda sağlayamamak ise ayrı bir konu. Simovic, Prekazi gibi isimlerin tecrübelerinden bu takım aktif futbol hayatları sonrasında da faydalanabilirlerdi ama Simovic'in de dediği gibi herkes kendi adamını getirdi ve sonuç bu. 

Yerli kaleci kültürü yok, geliştiremiyoruz diyoruz ya, biraz da bu yüzden. Geliştiricin yok ki, yoksa bu takıma çok potansiyelli yerli kaleciler de geldi ama bir adım ileriye gidemedi. Ufuk Ceylan, Fevzi Elmas gibi mesela, bunlar döneminin Ümit Milli kalecileriydi, önemli potansiyellerdi. Bunlar ilk örnek, bu sayıyı arttırabilirim ama olmadı işte, istikrar sağlayamadılar, gelişim gösteremediler. Biz de yabancılara biraz da bu yüzden yöneldik ama neyse ki o konuda istikrarımız bir hayli iyi. Arada Zapata ve Leo Franco gibi hayal kırıklıkları yaşasak bile..

Bedelsiz ihtimal #1; Fernando Torres


2 sezon öncesini hatırlayın, serbest futbolcu noktasında iyi bir piyasa vardı ama biz bunu öylesine kötü değerlendirdik ki. Okuyanlar bilir, bu statüde çok sayıda futbolcuyu bloga yazdık, değerlendirdik ve bunu yazarken de amaç "algı" üzerineydi. Bizim bu konuda elbette bir gücümüz yok ama en azından konuşulur kılmıştık bu olayı, ilgiyi buraya çekmiştik ama bu yönde adımların atılmamış olması da herkesi üzen bir gelişmeydi.

Tabii bu demek değil ki hevesimiz kırılacak, elbette yazmaya devam. Kim gelir, kim gider bilmem ama hedef yine "algı" noktasında, bu tarz hamleleri konuşulur kılmak. Doğru transfer tarzı bu çünkü, ffp denilen bir dert var ve bonservis ödemek şu aşamada doğru bir hareket değil. Sözleşmesi biten futbolculara bakmak, o piyasayı koklamak en önemli hareket olacaktır. Bu noktada da çoğu zaman ben yazarım ya da yazılacak futbolcuyu daha yakından takip eden dostlardan ricada bulunurum. Umarım o algıyı yeniden yaratabiliriz ve başlayalım.

Kalite baki forvetlerden bahsederim hatırlarsınız. Yaşı ne olursa olsun ya da ne ölçüde düşüş yaşarsa yaşasın, belli bir kalitesi ve ismi olan forvet bu ülkede iş yapıyor. Olmaz diyoruz ama oluyor işte, çok iyi işler çıkarabildiklerini görüyoruz. Gerçi Galatasaray'ın yapacağı forvet hamlesinde daha mücadele gücü yüksek, savaşan, biraz daha genç bir forvete yöneleceğini düşünüyorum ama Fernando Torres gibi bir isme hayır diyemezdim.

Nedeni yukarıda yazdığım gibi, kalite baki forvetlerden biri olması. Belli ki Podolski ayrılığı yüzde 99 ihtimalle yaşanacak, Japonya işi olacak gibi duruyor ve gol noktasında bu büyük bir eksiklik. Ayrıca Podolski ismi olan bir futbolcu, kaybı mutlaka hissedilecek. Fernando Torres'in de o boşluk noktasında taraftarı heyecanlandırabilecek bir isim. Farkını da ortaya koyacaktır, Türkiye'de bu tarz forvetlerin yarattığı etki büyük olabiliyor.

Sistemi görmek lazım tabii, nasıl bir düzen olacak bilmiyorum. Kadroda büyük değişimler olacağı kesin, Tudor'un da daha mücadeleci bir takım isteyeceği. Sneijder kalacaksa onun üzerine bir takım kurmak zorundasınız. Sneijder'in önüne de Podolski veya Torres gibi forvetler koyduğunuzda orta sahada o mücadele boşluğunu kapatacak, tempolu isimler olmak zorunda. Yoksa forvet tercihinin daha mücadeleci, savaşan, biraz daha genç biri olacağını düşünüyorum. Oynayacağınız sistem ile alakalı aslında, bunu görmeden yorum yapmak zor.


Fernando Torres'in Atletico Madrid günleri kendini yeniden hatırlatma dönemi aslında. Takımın 1. önceliği değil ama önemli isimlerinden. Liverpool sonrası büyük bir hayal kırıklığıydı, Atletico Madrid'de ise kendini yeniden hatırlattı. Sözleşme yenileyecekler mi bilmiyorum, sonuçta onlar adına da simge bir futbolcu ama devam edeceklerini düşünmüyorum. 

Bu tarz isimlere Çin gibi liglerin de ilgisi büyük olabiliyor, Torres'in önceliği mutlaka para olacak ve Galatasaray da o seçeneklerden biri olabilir. Ama ffp için dediğim şartlar hala geçerli, 32 yaşında olan bir futbolcuya da bağlayıcı bir sözleşme vermemek elbette konuşulacak bir hareket. Böyle bir hamlenin geçerliliğinin sözleşme süresi ile alakalı olduğunu söyleyebilirim.

Atan önemli, onu söylemem lazım. Beşiktaş'ın Eto'o nun peşinden koştuğunu gördük, ben Podolski Ocak ayı içinde gitseydi Galatasaray için de isteyebilirdim onu. Forvette pek yaşa bakmıyorum, sistemle alakalı tabii bu ama atanın istikrarlı olmak zorunda, size tek başına maç kazandırabilecek, özel bir forvete ihtiyaç var. Fernando Torres'in de konuşulabilecek alternatiflerden biri olabileceğini düşünenlerdenim, peki siz ne dersiniz?

22 Şubat 2017 Çarşamba

Josue'de son haftalarda bir kıpırdanma var sanki


Josue'nin iyi başlayan bir Galatasaray kariyeri vardı. Ta ki Beşiktaş deplasmanına kadar, son dakikada kaçan o gol kılma noktası niteliğinde. Josue o golü atsa belki bugün kredisi çok daha yüksek olan bir futbolcuydu ama o gol kaçtı ve kredisi olmayan bir Josue izledik. O da bir türlü beklentiyi karşılayamaması itibariyle oluşan tabloyu biraz da kendisi hazırladı.

Beşiktaş maçına kadar olan süreye bakıyorum, ilk 5 haftada oyuna sonradan dahil olmuş ve bir şekilde etkisini göstermiş, Beşiktaş deplasmanı da dahil olmak üzere. Sonrasında kayıp, her fırsatta şans ona gelmiş, 10 numarada da kanatlarda da denenmiş ama olmamış. Transfer edilirken Sneijder'e alternatif yaratmak, yokluğu üzerine bir plandı. Bir önceki sezon Sneijder'in uzun sakatlık dönemleri vardı çünkü, alternatif yaratılamadı. Maliyetsiz, 25 yaşında olan bir Josue transferi de mantık bir adımdı, böyle isimleri denersiniz, son derece doğru bir hareket.

Neyse, bugüne geldik işte. Geriye dönük baktığımızda bir hayal kırıklığı var gibi duruyor ama Josue için son zamanlarda da bir kıpırdanma var sanki. Akhisar karşısında 8 numarada izlemiştik mesela, hareketliliği büyük bir artıydı. Galatasaray orta sahası temposuz maalesef, Josue hareketli oyunuyla bile etki etmeyi başarmıştı. Ya da Rize deplasmanı, Sneijder'in yokluğunda 10 numaraydı ve ilk yarıda yine istediğimizi aldık diye düşünüyorum. Kendi sahamızda kaybettiğimiz Kayserispor deplasmanında da bence oyuna girdiğinde etki etti. Bir kıpırdanma var ve elbette Tudor onun için de bir şans olacak.

Tudor atletizm ve tempo istiyor. Atletizm noktasında Cavanda'nın dahi şans bulabileceğini yazdım, o şansı bir noktada mutlaka bulacak. Carole'nin stopere dönüşme ihtimali ya da, yine atletizm noktasında. Josue ise hareketli oyunuyla tempo noktasında bir fırsat yakalayabilir ve Beşiktaş karşısında olası sürpriz ihtimallerinden birinin de Josue olabileceğini düşünüyorum. Sneijder'in maçta olup olmamasından bağımsız bir şekilde.

Tudor'un Beşiktaş maçı dokunuşlarını merak ediyorum ve tahmini güç olacak. 4-2-3-1'le devam gibi görünüyor olsa bile Karabükspor'la Beşiktaş'ı yendikleri maçta 3'lü savunma ve kalabalık orta sahayla çıkmışlardı, işi de orta sahada bitirdiler. Bu kadar kısa sürede ve taktiksel esnekliğe hazır olmayan bir takımda bu dönüşümü kısa sürede sağlaması güç. Ama bazı sürpriz oyuncu tercihleri olabilir, Josue veya Cavanda gibi, beni hiç şaşırtmaz. 

Selçuk İnan'ın da Tudor döneminde çıkış yakalayabileceğini düşünüyorum ama tarz noktasında Tudor'un çok tutmayacağı isimlerden biri de olabilir gibi bir düşüncem var. O olmadığında ise Josue o pozisyon için en uygun aday oluyor. Tolga Ciğerci'nin hücum noktasında yaratıcılığının olmadığını düşünüyorum, Josue ise o konuda daha yetenekli ama oyun anlamında dönüşüm yaşaması gerekecek. Sezon başında 8 oynayabilme ihtimali olmadığını söylüyordum ama şartlar bizi bu noktaya getirdi.

Sc nostalji #72; Adrian Ilie


Hagi'den başlar, Popescu'yla devam eder, Filipescu'yu da hatırlatır ve Adrian Ilie ile sonlanır. 99 - 2000 arası dönem, o yıllar içinde Galatasaray'ın böyle kaliteli yabancıları vardı işte. Hagi ve Popescu ile büyük başarılara yürüdük, Filipescu ve Ilie ile ise maddi anlamda iyi bir geri dönüş sağladık.

21 Şubat 2017 Salı

Sneijder'in Tudor yönetiminde vereceği reaksiyonu merakla bekliyorum


Şu dönemde köklü bir değişim imkansız. Bir futbolcuya bağlı olmak benim de istediğim bir durum değil ama bu sezon ki Galatasaray'ın Sneijder etrafında dönmesi gerekiyor. Karabük deplasmanı, yoktu ve giden 3 puan. Kayserispor maçı ve Rize deplasmanı, yoktu ve yine kaybedilen puanlar. Başakşehir kupa maçını da ekleriz buna, maçın başında sakatlandı ve elendik. Bu kayıpları sadece Sneijder'in yokluğuyla açıklamak imkansız ama Sneijder olmadığında da aklını büyük ölçüde yitiren, sahada sakin hareket edemeyen bir Galatasaray var.

Riekerink'in düzeninde üzerine koymuştu Sneijder, en azından son 2 sezonuna kıyasla. Asist rakamı gibi, Galatasaray döneminin en iyi günlerini yaşıyor. Oyun noktasında da durum böyle, takım onun etrafında dönüyor ve Sneijder sahada olduğunda da hücumlar çok daha akıllı. Josue maalesef Sneijder için bir alternatif olamadı veya Riekerink'in bir b planı olmadı. Tudor'u da bu noktada Rizespor maçında değerlendirmek imkansız, Ama ondan beklediğimiz taktik esneklik olacak, böyle durumlarda farklı düzenleri de deneyebiliyor olması.

Riekerink bunu yapamadı, Tudor yapar diye umut ediyorum. Başka bir konu var, acaba Sneijder Tudor dönemine nasıl bir reaksiyon verecek. Riekerink'i kim getirmiştir bilmem ama Sneijder'in eski bildiği ve sevdiği bir teknik direktördü, şu görüntüsünde de mutlaka payı olmuştur. Ama bu demek değil ki Riekerink olmadığında Sneijder küsecek veya geri adım atacak. 

Sneijder'in Galatasaray'ı sahiplenmesinden söz ederiz ya, tam da o dönemlerdeyiz, Sneijder'in bu takımın lideri olduğunu düşünüyorum. Tudor ise saygı duyulan bir isim, futbol kimliğiyle ve mutlaka Sneijder bu duruma iyi bir reaksiyon verecek. 

Tudor'un da Sneijder'den en iyisini almaya devam edeceğini düşünüyorum. Sistem takımı olmak istiyoruz, taktiksel esneklik diyoruz ve bu sistemin de Sneijder üzerine olması kadar doğal bir durum yok. Olay şu, Sneijder olmadığında da bir b, hatta c planının olması, bu durumu telafi edebiliyor olmak. Beşiktaş karşısında dönüyor olması güzel, Sneijder'siz olmayacaktı. Merakla bekliyorum, Sneijder'in Tudor yönetiminde vereceği reaksiyonu. 

5li #7; Yazık ettiğimiz futbolcular

Galatasaray'dan kimler geldi / geçti gibisinden bir konu. Değerli isimler geldi, kiminden hiç katkı alamadık, kiminden katkı aldık ama kötü ayrıldık ya da ayrılmaması gerekirken ayrılık yaşandı veya az kazandığımıza inandığımız futbolcular oldu. Ortak pay şu, o dönem yönetim veya teknik direktör tarafından yazık edilmiş olmaları. Yine iyi bir etkileşim aldık, yorum yapan, katılan tüm arkadaşlara teşekkürler. Bakalım oluşan beyin fırtınasından hangi 5 isim sıyrıldı.


Lincoln

Bu tarz konular konuşulduğunda kendisini es geçmek imkansız. O dönem düşüncelerim bir yana, benim gibi çoğu arkadaşın yönetimin gazına geldiğini düşünüyorum. Bugün baktığımda ise Lincoln'e yazık ettik, gerçekten iyi bir futbolcuydu. Zamanında rakamlarını da paylaşmıştım, herkes şaşırmıştı. İyi bir 10 numaraydı, izlemesi fazlasıyla keyifliydi, kendisini biraz rahat bıraksak ve özellikle takım içerisinde dışlanmamış olsaydı çok daha fazlasını izlerdik. Kesinlikle Galatasaray'ın gördüğü en iyi 10 numaralardan biri.


Mario Jardel

Galatasaray tarihinin gördüğü en büyük golcülerden, bunu kim inkar edebilir. Peki o dönem Jardel için algı neydi, "koşmuyor". Beklenti neydi anlamıyorum, Şampiyonlar Ligi'nde dahi gol krallığına oynuyordu bu adam, rakip ayırt etmiyordu. Ama eleştiriliyordu sürekli, koşmuyor deniliyordu, sorunlu olduğu gibi iddialar söz konusuydu ama Galatasaray döneminde bir o kadar sakin bir adamdı. Belki de o dönemin yönetimleri yarattı bu algıyı, Jardel'in yıllık ücretini ödemek istemedikleri için. Sonrasında yok parasına gitti zaten, sadece bir sezon izleyebildik. 


Sasa Iliç

Galatasaray'ın gördüğü en özel futbolculardan, sanırım herkes kabul edecektir. Çok temiz topçuydu, sessiz / sakin işini yapar, gol noktasında nereden belirdiğini anlamadığınız, sorunsuz, uyumlu ve mücadelenin hakkını veren bir futbolcuydu. Seviliyordu da, Elmander neyse benim gözümde Iliç o, belki daha bile fazlası. Böyle adamlarla da gittiği yere kadar devam edersiniz, en azından etmeniz lazım ama Galatasaray'ın Iliç'den vazgeçmesini hala kabul edemiyorum. Feldkamp'ın dahli olduğunu da sanmıyorum, yönetim bir oldu bitti yaptı ve kendisini sattı. Hem de komik bir rakama, böyle yararlı bir futbolcuydu.


Abdul Kader Keita

Jardel için yazdıklarım Keita için de geçerli. Taraftarın böyle sevip, izlemekten keyif alacağı bir kanat adamını tekrar bulabilir miyiz bilmem, Keita sonrasında bulamadık çünkü. Çok da yararlı bir adamdı, taraftar izlemekten büyük keyif alıyordu. Onun için de sorunlu algısı yaratıldı ki, yine hata. Jardel için yazdıklarım aynen Keita adına da geçerli. Lyon'dan alınan paraya satıldı, sırf sıcak para girişi yapılması adına. Dünya Kupası'nda yaptıkları falan hikaye, Keita'ya yazık edildi.


Zvjezdan Misimovic

Çok fazla isim yazıldı, buraya dahil edemediğimiz birçok futbolcu var. Sadece bu konudan 3-4 tane daha 5'li çıkarmak dahi mümkün ama 5 isim seçmek durumundayız. Misimovic da sonuncusu olsun, böyle listelerin olmazsa olmazıdır ve kendisine yazık edilmiştir. Galatasaray sonrası kariyerinin çakılmış olması bir yana, böyle yetenekli bir adamdan çok kısa bir zaman içinde vazgeçmeyi kabul edemiyorum ben. Yapılan yatırım da boşa gitti, kimse de buna ses çıkarmadı. Misimovic'in de uzun bir Galatasaray geleceği olabilirdi, buralar onun toprakları ama yazık edildi işte, bizden sonra da kariyeri çakıldı zaten. Sorsak en büyük hatam Galatasaray'dı der..

O sakin, naif bildiğimiz Jose Rodriguez'in içinde fırtınalar kopuyor olmalı


Jose Rodriguez'i sessiz, sakin bir futbolcu olarak tanıdım. Yaşı da genç tabii, kendisiyle pek alakası olmayan, yeni bir ortama gelmesinden kaynaklıydı belki de ama pek etliye sütlüye karışmadı. İyi de başladığı bir sezon vardı, devamını getiremedi. Melo'nun yeni sözleşme / transfer sürecinde menajer kaynaklı bir hamleydi, iyi ki de alındı. Tutsa güzel iş olacaktı, tutmadı ama yine kazanç elde ettiniz. Böyle futbolculardan zarar etmezsiniz, Real Madrid altyapısı ona kapı açıyor işte. Önce Mainz, şimdi Malaga, yarın başka yer. Sorun başka ama, Jose Rodriguez'in bir sezon içerisinde yaşadığı karakter devrimini konuşmak lazım. O sakin, naif bildiğimiz futbolcunun içinde fırtınalar kopuyor gibi, bu sezonu fazlasıyla ilginç ilerliyor. Mainz formasıyla Köln karşısında yaptığı bir hareket vardı, kırmızı kart yemesi bir yana, 5 maç ceza almıştı. Sonra da forma yüzünü unuttu zaten, yoksa orada da iyi başladığı bir sezon vardı. Devamında Malaga'ya kiralandı, yeni bir başlangıç mı derken, orada da 2. maçında kırmızı kartla tanışmış oldu. Jose Rodriguez'i Galatasaray'da ilk izlediğimde gelecek adına umutluydum, aranan orta sahayı bulduk demiştim. Top çalma özelliği iyiydi, tempolu görünmüyordu ama sakindi, topla dikine iyi çıkıyordu, sürekli dikine oynamaya çalışıyordu. Şutu yoktu ayrı ama kilit pas özelliği de gayet iyiydi. Üzülürüm bir yerlere gelemezse, yetenekli bir orta saha olduğunu düşünüyorum. Hamza Hamzaoğlu'nun hatası Jose Rodriguez'i tam kazandığı anda kesmesiydi, Mustafa Denizli ve Riekerink ise hiç yüzüne bile bakmadı..

20 Şubat 2017 Pazartesi

Bruma'yı kaybetmek için değil, takım adına kazanmaya yönelik bir adımdı


Tudor dönemi hızlı başladı, Rizespor maçında Bruma'nın kadroda yer almaması büyük bir sürpriz. Bu sezonun Galatasaray adına belki de en gözde ismi, özellikle de deplasmanlar düşünülünce. An geldi, sadece Bruma'nın ayağına da baktık birçok maçta. O da belki bunun verdiği öz güvenle midir bilinmez ama takım oyunundan biraz koptu, sadece kendi futboluna odaklandı. Bu süreçte de takımı ayakta tuttuğu da oldu, Bruma neden pas atmıyor sorularını da sordurdu.

Tartışılıyor bu konu, Tudor doğru mu yoksa yanlış mı yaptı gibisinden. Tam manasıyla ne yaşandı bilmiyoruz ama az çok belli. Tudor, Bruma'nın biraz daha takım oyununa uymasını istiyor, Bruma da bu 3 günde buna tam anlamıyla uyamıyor ve sonrasında yedekler arasında yer alacağını öğreniyor. Bunun öğrenince de Rize'de yedek kalacaksam gelmek istemiyorum diyor ve Tudor da gelme diyor. Olay bu yani, bana sorarsanız da Tudor haklı, doğrusunu yapmıştır.

Bruma önemli bir koz, onun varlığında da belki Rizespor'u yenecektik ama Florya'nın bu düzenini eleştirmiyor muyduk zaten. Futbolcuya dayalı bir düzen var, onlar ne istiyorsa o oluyor. Riekerink döneminde ise zirvesini gördü bu konu, çiftlik tabiri doğrudur. Tudor da bunu yıkmak adına ilk adımı attı, gerisini getirir mi bilmem ama doğru başlangıçtır bu. Rizespor karşısında kazanamazsınız ama gelecek için bir mesaj vermiş oluyorsunuz, günü değil ama yarınları kurtarmak anlamında.

Bruma'yı silip atamayız, bu maç özelinde yaşanan bir konudur bu. Tudor'u çok despot biri gibi nitelendiriyorlar ama öyle olmadığını da düşünüyorum, Tudor'un da ilk işi Bruma'yi yeniden kazanmak olacaktır. Beşiktaş karşısında Bruma takımda yerini alır ve kendi oyunundan ziyade, önceliğini takıma verdiğinde de çok daha iyi bir noktaya gelebilir. Tudor'un mutlaka Bruma üzerinde de olumlu bir etkisi olacaktır.

Bu yüzden de çok fazla konuşmaya gerek duymuyorum. Sonrasına bakmamız lazım, Rizespor maçında alınan bu karar bir mesajdı ve bana göre doğruydu. Ortada futbolcuyu kaybetmek gibi bir durum da yok, aksine kazanmaya yönelik bir adımdır bu. Ama futbolcuya dayalı düzeni yıkmak gerekiyor, Tudor'a bu noktada güveniyorum, umarım bozmaz..

Seyreyle maziyi #23; Belki de bir kalecinin ulaşabileceği en üstün performans


Yerli kaleci kültürümüz olmadı, en azından benim hatırladığım dönem için yazabilirim bunu. Çok iyi ve istikrarlı yabancı kalecilere sahip olduk, izledik. Muslera'yı yaşıyoruz, benim için izlediğim en iyi Galatasaray kalecisi mesela. Taffarel'e yetiştik, çok büyük bir kaleciydi, Galatasaray'ın en parlak dönemlerinin mimarlarından. 

Bir de Mondragon vardı, istikrarı ile nam salan ve uzun yıllar Galatasaray formasını terleten. Muslera mı Taffarel mi kıyası ayrı nokta ama Mondragon'u da bu iki kalecinin arkasına yazarız, sanırım buna kimse itiraz etmez. Tabii kendi dönemim için konuşuyorum, Simovic'e yetişemedim, benden önceki neslin yıldız kalecisi de o.

Mondragon'un bazı zirve maçları vardır, akıl almaz işler yaptığı. 5-1 kazandığımız kupa finalini hatırlarsınız, gol yememek için inat ettiği. Bugün efsane Mondragon performansları denildiğinde ilk akla gelecek maçlardan biri o olacaktır ama en iyisi değil. 20 Şubat 2002 tarihine gitmek lazım, Şampiyonlar Ligi 2. tur gruplarındaki Liverpool deplasmanına. Bana soracak olursanız, bir kalecinin en üstün performanslardan biriydi, Mondragon için ise en iyisi.

Kimsenin tahmin edemediği bir isimdi aslında, Taffarel'in yerine geldiğinde de çok ses getirmedi. Maddi anlamda sıkıntılar yaşadığımız dönem, alınan yabancıları da kiralık isimlerden seçiyorduk, İyi bir mantık o döneme göre, Lucescu da o kadrodan en iyisini almayı başarmıştı. Mondragon'un da futbol kariyeri aslında Galatasaray'dan sonra diye yazılır, Oscar Cordoba'ydı Kolombiya'nın en iyisi ama Mondragon'un Galatasaray sonrası şekillenen kariyerinden sonra kendi adına kırdığı birçok rekor oldu. Dünya Kupası'nda forma giyen en yaşı futbolcu olmak onlardan biri.

Maça dönersek, Liverpool'un mutlak üstünlüğüyle biten bir karşılaşma. 90 dakika boyunca baskıyı en yüksek seviyede hissettiğimizi hatırlıyorum. Gerrard ve Hamann aklımda, gördükleri noktada kaleyi yokladılar ve başka bir kalecinin dayanamayacağı bir durumdu belki ama Mondragon o imkansız topları çıkardı işte. Tedirgin olduğum bir maçtı, Liverpool fazlasıyla üstündü ama Mondragon sayesinde o gün ayakta kalmayı başardık.

O sezon gösterdiği performans bütünüyle özel aslında. 2001 - 2002 sezonunu Mondragon adına Galatasaray kariyerinin zirvesi olarak adlandırmak mümkün. Bu formayı sahiplenen, fazlasıyla da yakışan bir karakterdi. 2001 - 2002 sezonunda Beşiktaş'a gitmeyerek gösterdiği duruşu da asla unutamayız, Galatasaray adına şartları zorladı ve uzun yıllar istikrarlı bir şekilde kaleyi korudu. Bugün de unutulmaz futbolculardan biri işte..

19 Şubat 2017 Pazar

Semih Kaya'nın ortaladığı ve Yasin Öztekin'in vuramadığı kafa yeni dönemin özeti


Riekerink'in oyun yapısında "sahte 9" profili vardı, bu da Podolski'ye uyuyordu. Hücum noktasında yeterli bek katkısı alamıyorduk, kanatlarımız ise daha çok içe kat eden profilde olduğundan hücumda merkeze odaklıydık. Sneijder bu noktada iyi iş çıkardı, Podolski'nin ise sahte 9 oyunu kanatlara alan açmak ve onlara duvar olma noktasında etkili oldu. Bruma ve Yasin Öztekin gibi isimler biraz da bu sayede oldukça golcü bir sezon yaşıyorlar.

Riekerink'in oyun yapısında Eren Derdiyok'un başarısız olma nedeni de budur, sahte 9'u Eren Derdiyok oynayamaz. Onu ceza sahasında topla buluşturmak, beslemek zorundasınız. Kanatları etkin kullanmanız gerekiyor, Eren Derdiyok'u besleyemediğiniz sürece ondan katkı almak imkansız. Ceza sahası içerisinde savaşır Eren Derdiyok, havadan da servis yapar, indirir, bitirir. Kaliteli bir forvet ama onu gezdirirseniz, ceza sahası dışında da mücadele etmesini beklerseniz elbette bu görüntü sürpriz olmaz. Buna rağmen gol sayısı fena değil bu arada, söylemek lazım.

Tudor'un oyun tarzı farklı, Tudor kanatları düşünen, kullanmak isteyen bir teknik direktör. Özellikle bekleri hücumda düşünüyor, zorlamalarını istiyor. Elinde bir Latovlevici'si yok ama dün Linnes'in hücum noktasında nasıl etki ettiğini izledik. Linnes soldan iki kere ortaladı mesela, ikisinde de Sabri Sarıoğlu rakip ceza sahası içerisindeydi. Geri koşmakta zorlandığımız, açık alan verdiğimiz anlar oldu 2. yarıda ama zamanla oturacak bunlar. Hatta Cavanda'nın da atletizmiyle birlikte Tudor'un takımında şans bulabileceğini düşünüyorum, ne durumda olursa olsun.

Bu düzende de Eren Derdiyok oynar yani, katkılı olur. Semih Kaya'nın ortaladığı ve Yasin Öztekin'in vuramadığı kafa yeni dönemin özeti niteliğinde. Dün bekleri hücumda kullandık, kanatlardan zorladık ama rakip ceza sahasında kalabalık olamadık. Podolski yine gezerek oynadı, oysa rakip ceza sahası içinde olduğu belki de tek anda golü buldu. Eren Derdiyok orada kalacak işte, bu servisleri çok daha iyi değerlendirebilecek diye düşünüyorum. Eren Derdiyok'un Tudor'la birlikte çıkışa geçeceğini düşünenlerdenim.

Tudor'un belli ki Chedjou'dan yana beklentisi var


Chedjou konusunda bir yanılgımız oldu, başta da benim. Galatasaray adına Chedjou döneminin kapanması gerektiğini söylemiştim ki hala da bunun arkasındayım. Chedjou'nun Galatasaray günleri ile alakalı çok yazdım, yeniden o konuya girmiyorum, bugüne bakalım.

Kabul edelim ki, mevcut stoperlerimiz arasında en iyisi Chedjou, ya da en farklısı diyelim. Devre arası gönderilmek istendi, kadro dışı kaldı. Stoper alınamayınca kadroya yeniden davet edildi derken bir yönetememe başarısı istedik. Tudor'un da ilk hamlesi Chedjou'yu yeniden 11'e yazmak oldu, istediğini de aldı diyebilirim.

Rizespor maçının Galatasaray adına belki de en iyi ismiydi Chedjou. Hava toplarında sıkıntılıyız, bence havaya en iyi çıkan stoperimiz kendisi. Topla çıkmak, geriden oyunu kurma noktasında zaten en iyisi, Tudor'un da ondan yana beklentisi var belli ki. Maç içinde odak noktasını kaybettiği çok oluyor, dün de bu yönde bir hatası vardı aslında ama genele baktığımızda da özellikle 2. yarıda Galatasaray'ı ayakta tutan isimlerin en başında geldi.

Tudor mutlaka üçlüyü denecek, o üçlü içinde de Carole'yi de stoper izleyeceğiz ama Chedjou'nun partneri noktasında Semih Kaya'dan ziyade Ahmet Çalık'ı bekliyordum aslında. Bu da bir hata, 2.5 milyon avro bonservis verip aldığımız isim yedek, Semih Kaya'nın arkasında. O vakit neden böyle bir transfer yapıldı, anlamıyorum. 

Aranan stoper profili başkaydı, o alınmadan Ahmet Çalık'ın alınması tartışılabilir ama Chedjou'yla uyum noktasında Ahmet Çalık'ın daha iyi iş yapacağını düşünüyorum. Odak noktasında daha iyi, eksiğiz denilen hava toplarına da iyi çıkan, daha sert bir stoper. Topla ilişkisi çok zayıf ama Chedjou'yla oynaması durumunda bunun da telafisi var.

Rizespor 1-1 Galatasaray, bu düzen ilk maçtan hoca infaz ederek düzelmez


Galatasaray'ın bu sezon kat ettiği mesafe ortalaması 109.6. Rizespor karşısında bu konuda rekor geldi, 118 km ile. Tudor'un Karabükspor'la 120 km'ler civarını gördüğünü ve ligdeki farklılıklarının da bu konuda kaynaklı olduğunu yazmıştım. Kat edilen mesafe önemlidir, sahada gösterdiğiniz mücadelenin en önemli ayaklarından biri.

3 gün içinde ne gibi değişiklik bekliyorduk mesela. Taktik, teknik konularda büyük bir değişim zor bile değil, imkansız. Bana sorarsanız Tudor bu maç özelinde elinden geleni yapmıştır, ortaya koyulan mücadele, kat edilen mesafe noktasında kırılan rekor. Galatasaray kazanmaya yaklaştı, ilk yarıda bana sorarsanız doğru bir futbol vardı. Verilmeyen bir gol var, duran topta Selçuk İnan'ın kaptırdığı top ve Tolga Ciğerci'nin anlamsız faulü ya da Yasin Öztekin'in son dakika kaçan kafası. Tüm bunlar tersi şekilde olsa bugün ne konuşuyor olacaktık.

Şuradan pay biçin. 1-0 öndeyiz ve ikinci yarı başladı. Rizespor baskılı başladı ve iyi gelmeye başladı, hepimiz izledik. Eğer Riekerink olsaydı, bu duruma alacağı önlem sizce ne olurdu? Bana sorulacak olursa, yiyeceği gole kadar bekleyecekti diyebilirim. 86'ya doğru bir kanat çıkarır ve Sinan Gümüş'ü oyuna dahil ederdi. Tudor öyle yapmadı, Josue / Tolga Ciğerci değişikliği doğrudur, en azından mantık noktasında. Hücumda kalamıyorsun, pas kanalın tıkalı ve rakip orta sahayı hızlı geçiyor. Tolga Ciğerci oraya bir önlemdir, Tudor izlemiyor, hamlesini yapıyor. Tolga Ciğerci kötü oynamıştır o ayrı, bunu Tudor ön göremez, 3 gün oldu.

Linnes / Semih Kaya değişikliğini çok eleştirdik, ben de mantık bulamamıştım. Üçlüye de dönmedik, Semih Kaya'yı bildiğin sol bek izledik. Mancini döneminde sağ bekte iyi işler çıkardı ama belki de kariyerinde ilk kez sol beke geçti. Linnes de iyi maç çıkarıyordu bu arada ama 60'dan sonra düşmeye başladı. O bölgeye çok fazla ters top atılmaya başladı, Linnes zorlanıyordu. Semih Kaya'yı oraya yazmak bir düşünce, stoper ile orayı tutabilirim gibisinden. Semih Kaya hatalı tercih ama bu Tudor'a değil, Ayhan Akman'a yazar, o tanıyor takımı. Denedi ama, izlemedi, beklemedi. Anlatmak istediğim bu, 3 günde taktiksel esneklik gelmedi ama böyle durumlarda zamanla o da gelecek, bunu göreceğiz.

Galatasaray'ın sorunu topsuz oyun ve bundan kaynaklı takım savunması. Bu konuda da bir yükselme mevcut, Galatasaray'ın topsuz oyunu becermeye başladığını düşünüyorum. İlk yarı gibi, ön alanda müthiş bir baskı uyguladık mesela, rakibe pozisyon imkanı tanımadık. Chedjou'nun savunmada artı yarattığını gördük, Josue'nin ise daha hareketli ve verimli oynayabileceğini izledik. Hücum organizasyonu noktasında sorunluyduk ama sezon başından bu yana sorun aynı, yine 3 günde düzelecek bir şey değil.

İkinci yarıda düşmeler oldu doğal olarak, Tudor'un oyunu tempo istiyor, Galatasaray'ın mevcut kadrosu ise buna göre kurgulanmadı. Tudor bunu mazeret gösteremez tabii, bilerek geldi. Ama zaman gerekecek, burada olay günü kurtarmaktan ziyade, biraz da geleceğe oynamak. Bozuk bir düzen var, değişmeli diyoruz ya, Tudor o dirayeti gösterebilecek bir teknik adam. Ben bekleme yanlısıyım, hala heyecanlıyım, daha iyisi olacak diye düşünüyorum. İlk yarıdaki görüntü, Tudor'un hamle yeteneği ve kenardaki tavrı benim için şu aşamada yeterli, heyecanım devam etmekte.

18 Şubat 2017 Cumartesi

Japonya denilince iddialı rakamlar akla geliyor ama öyle değil


Podolski'nin gelecek sezonun sonunda sözleşmesi bitiyor, yaşı da 32 olacak. Yani son büyük imzası, bu açıdan takımdan ayrılması beklenen bir gelişme. Podolski'ye yeni kontrat vermeniz zor, bu yüzden satışı doğru hareket. Miktar tartışılır ama yaş ve sözleşmesinin son yılına giriyor olması bu rakamı elbette düşürecek. 

Çin işi bir hayaldi, olmadı. Olmasını bekliyordum aslında, Çin ekiplerinin ilgisini çekebilecek bir profil ama orada yabancı sınırının düşmesi sonrasında biraz daha genç ve iddialı isimlere yönelir oldular. Podolski'nin bu noktada şansı azaldı ama Japonya'dan bir ilgisi var. 

Podolski de bunu istiyor, Çin'le kıyasla o kadar büyük kazanamayacak olsa da. Galatasaray'dan 3 milyon avro alıyor mesela, Vissel Kobe'den ise 5 milyon avro kazanacak. Avrupa'ya dönebilirdi, en olmadı Köln'e imza atar ve yine de fena olmayan bir rakam kazanması mümkündü ama kariyerinin son imzası işte. 

Sıla hasreti diyordum, Galatasaray'a gelme nedenlerinden biri oydu, her izin gününde Almanya'ya gidebiliyor. Japonya'ya gidişinde bu zor olacak, aile diyordu, ailesini Japonya'ya götüreceğini de sanmıyorum. İlgi seviyor ama, Japon halkı da ona o ilgiyi verir, Podolski de kendisini en iyi şekilde ifade eden bir futbolcu. 

Pr'ını iyi yapacaktır, bu iş sadece imzalanan sözleşme bedeli ile kalmaz, başka sponsorluklar da olacaktır. Galatasaray'ın ne kazanacağına gelirsek, 2.7 milyon avro deniyor. Galatasaray'a gelişi 3 milyon avro'ydu, arada geçen farkı da oynadığı süreye saymak durumundayız.

Japonya denilince iddialı rakamlar akla geliyor ama öyle değil, vermiyorlar işte, öyle paralar yok. Podolski'nin ayrılığı ise kesin, bu yüzden bonservise takılmamayı tercih ediyorum. Ayrılığı kesin bir futbolcu, yeni sözleşme yapamadığın, yapman durumunda da istikrarını tartışacağın bir isim olacak. Bu yüzden 2.7 milyon avro ve boşalacak maaş bütçesi önemli.

Hızlı bir giriş yaptı, beklemiyordum böyle bir hız


2 günlük idmanla mevcut yapının üzerinde oynama yapmak çok zor. Tudor'dan beklentilerimiz var, taktik esnekliği bizlere akıl oyunları oynatabiliyor, Tudor imza attığından bu yana nasıl oynarız diye düşünüyoruz. Ama ilk maçtan bu zor işte, ufak dokunuşlarla, mevcut yapı üzerinden devam etmesi de doğal bir durum. Asıl sürpriz Beşiktaş karşısında olacaktır, Rizespor karşısında büyük değişimleri beklemek zor. Bu maçta beklentim şu, sahaya çıkacak ilk 11'den ziyade, kenardan oyuna yapacağı müdahaleler Tudor açısından bir sınav.

Hızlı bir giriş yaptı ama, beklemiyordum böyle bir hız. Bruma'nın bu maç için kadro dışı kalmasını kim beklerdi ki, takımın en önemli hücum kozlarından biri, özellikle deplasmanda. Bir noktada tüm hücum duruyor, sadece Bruma'ya baktığımız zamanlar geliyor. Hele ki Sneijder'in yokluğunda, hücum fazlasıyla bireyselliğe bakıyor. Tudor'dan beklediğimiz şeylerden biri de hücumu bireyselliğin dışına taşıması, bir organizasyon yaratması. 

Bruma bu sezonun Galatasaray adına yıldızlarından biri, kimine göre en önemlisi bile olabilir. Ama bir sıkıntı var, takım oyunuyla uyumlu olduğunu düşünmüyorum. Bunu belki biz yarattık, hücumun bir organizasyonu olmadığı için fazlasıyla Bruma'nın ayağına baktık, o da kendi oyunuyla yürüdü gitti. Son haftalara bakalım, genelde Bruma neden pas atmadı, neden orada şut attı gibi konuları konuşuyoruz. Takım oyunundan bağımsız, biraz kaf dağının ardında bir görüntü. Bruma'nın bu maç öncesi kadro dışı kalması bir mesaj, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz.

Tudor'un idmanlarını tamamını izleyemedim ama takip ettiğim kadarıyla, Bruma'yı sık sık uyardığını görüyordum. Yukarıda bahsettiğim nedenlerle alakalı, yani takım oyununa pek uymadığı, sahada disiplin göstermediğine yönelik. Rizespor maçında da Bruma'yı yedek düşünmüş Tudor, Bruma da buna tepki göstermiş. Bunun üzerine kamp kadrosuna almadı, mesele bu. Doğrudur, yanlıştır bunun kararını siz verin ama bu mesajı beğendim, takım üzerinde bir etki yaratmak gerekiyordu. Umarım Bruma da gerekli dersleri alacaktır.

Bir de Hakan Balta konusu var, o da kamp kadrosunda yer almıyor. Tudor'la henüz 2 gün çalışma imkanı buldu takım ama 2 günde ilk düşen Hakan Balta oldu. Bence beklenen bir gelişme, temposu üzerine eleştiri yapıyorduk zaten, Tudor'un temposunda da ayakta kalabilmesi zor görünüyor. Yaşı ve fiziksel özellikleriyle alakalı bir durum, bundan sonra da kaldıramayacak gibi. Tudor tempo istiyor, atletizm seviyor. Hakan Balta'nın işi zor olacak. Sneijder, Eren Derdiyok ve Carole gibi isimler ise sakatlıkları yüzünden yok. Hakan Balta'nın rolü de Carole'ye geçebilir bu arada.

Eksikler bir hayli fazla ve Tudor'un takımla 2 gün idmana çıkabildiği ortamda da 11 tahmini yapmak zor. Takımı tanıdığını düşünüyorum aslında, takip etmesiyle alakalı ama ilk maçtan büyük bir etki görmek zor. Üçlü savunma olayını bu maçta beklemiyorum mesela, klasik 4-2-3-1'i izleriz. 4-3-3 ise diğer bir ihtimal, fazlası zor. 11 beklentim şu;

Muslera
Sabri Semih Chedjou Linnes
Jong/Ciğerci Selçuk
Yasin Josue Rodrigues
Podolski

Garry Rodrigues'e 11'de yine şans doğdu, Tudor yönetiminde ne yapacağını merak ediyorum. Orta sahada De Jong'un oynayacağı yazılıyor ama Tolga Ciğerci'nin Tudor'un vazgeçilmezlerinden biri olacağını düşünüyordum. Geçen hafta mantıksız bir hücum düzeni vardı, 4-2-3-1 devam edecekse Josue mecburen oynayacak. Chedjou dönüyor ama yanında oynayacak ismin Ahmet Çalık olmasını beklerdim, forma yine Semih Kaya'ya geldi gibi..

17 Şubat 2017 Cuma

Paok günlerine bakalım, Tudor & Garry Rodrigues


Tudor konusunda tek yazıda destan yazmak yerine, kendisiyle alakalı bazı konuları ayrı ayrı yazmayı tercih ettim. Garry Rodrigues konusu da onlardan biri, bildiğiniz gibi kendisi Tudor'un Paok'tan eski öğrencisi. Galatasaray'a transferi konusunda dahli var mıdır bilmem, bu konuda bir yorum yapamam ama Galatasaray günlerinde Garry Rodrigues'den fazlasıyla faydalanacağını düşünüyorum. Neden mi?

Paok günlerine bakmak lazım, Garry Rodrigues'i nasıl kullandığı üzerine. Tudor için taktik esnekliğe çok müsait olduğunu yazıyoruz ve farklı dizilimler göreceğimizden de eminim. Bu Rizespor maçında olmayacak ama Beşiktaş karşısında mutlaka farklı bir dokunuşu olacaktır. Onu da üçlü savunma ve daha kalabalık bir orta saha hattı şeklinde düşünüyorum, Garry Rodrigues de o dizilim adına önemli.

Carole'nin yeterliliğini çok tartışıyoruz, sol bekte istediğimiz bu değil. Hatta Carole geçen sezonun da altında kaldı, Linnes oynadığı her maçta özellikle hücum noktasında daha farklı işler yaptı. Carole'yi kazanmanın yolu ise sol bekten ziyade stoper, stopere evrilecektir. Tudor atletik oyuncuları seviyor, stoper rotasyonuna baktığımızda da bu atletizme yatkın bir adam Carole. Ayrıca üçlü savunma tercihlerinde bek oyuncularını da bu savunma hattı içinde oynatmış, Carole'nin bu anlamda yeri kesin ve ondan boşalacak sol taraf kontenjanı adına da bir numaralı aday Garry Rodrigues.

Garry Rodrigues'i çokça defansif ağırlığı yüksek şekilde kullanmış Tudor, sol bek denenmişliği dahi var. Biz kendisini daha çok patlayıcı özelliğiyle tanıdık, özellikle kenardan geldiğinde hücum adına önemli bir patlayıcı silah. Çok hareketli ve aktif olduğunu gördük, sürekli arıyor, pası istemiyor, pasa koşuyor. Bu hareketliliği de sol kanat için bir numaralı aday olmasında etken, arkasını toparlayan bir Carole olacak ama Garry Rodrigues'i oyunun iki yönünü oynarken çok izleyeceğiz. 

Muslera
Çalık Chedjou Carole
Linnes Ciğerci Selçuk Garry
Sneijder
Bruma Podolski

Bunun gibi mesela. 3-4-1-2 gibi yazdım ama bunun farklı varyasyonları da olacak (3-4-3, 3-3-3-1 gibi) ama savunmada temel düşüncesinin üçlü olacağını düşünüyorum. Bazı futbolcuların pozisyonları da değişebilir, De Jong stopere geçebilir, Bruma'yı forvet yazdım gibi. Ama sol kanadın bir numaralı ismi Garry Rodrigues olur diye düşünüyorum, o pozisyonu da gayet iyi oynar..

16 Şubat 2017 Perşembe

Belki de hayırlısı olmuştur ki şu görüntü de öyle göstermiyor mu?


Yaz döneminin en heyecan veren ve beklenen olayı, uğruna gemileri yaktığımız adam. 15-20 günlük büyük bekleyiş, ucuna kadar geldiğimiz ama alamadığımız adam. Belki de hayırlısı olmuştur ki şu görüntü de öyle göstermiyor mu? Lass Diarra çok büyük bir futbolcu, pozisyonunun Dünya üzerinde en önemli isimlerinden biri. Seviyesi çok daha yükseklerde ama Lokomotiv Moskova ile alakalı bir dava süreci ve ceza derken aklı futbolda olmayan adam. Nerede o akıl dersek, parada tabii. Marsilya transferi sürprizdi mesela, uzun bir süre bu ceza kapsamında futbol oynayamamıştı ve Marsilya ona bir kapı açtı. Büyük kazanamadı, bu cezayı ödeyemedi ama bir sezon büyük fark yarattı. Bu sezon ise kayboldu, Lass Diarra'yı konuşamadık. Kariyerini sadece cezaya odakladı çünkü, parayla alakalı yaşadı, yaşamakta zorundaydı. Galatasaray'a transferi onun için fırsat olabilirdi, şartları da zorladık diye düşünüyorum ama büyük bir maddi külfet olacaktı, Lass Diarra acaba kafasını sadece futbola odaklayabilecek miydi? O zaman bunu düşünmedik, transferini istedik ama hayırlısı oldu diye düşünüyorum. Parayı aldığında köşesine çekilme ihtimali yüksekti, bu sezona bakınca da Marsilya'ya ve futbola odaklanamadı işte, Marsilya da sözleşmesini fesih etti. Şu an boşta, nereye gider bilmem. Yüksek ihtimal Çin'i zorlayacak, onun adına para kazanmak ve cezadan kurtulmak şu aşamada en önemli unsur..

Hırs görmek istiyorum, teknik direktör varlığını hissettirmeli


Galatasaray'la ilk idmanına çıktı ve kap açıklamasından da sözleşmenin detaylarına ulaştık. 1.5 yıllık sözleşme, yarım sezonluk alacağı ücret 400 bin avro, gelecek sezon ise 1 milyon avro kazanacak. 900 bin avro kazanan Riekerink'le kıyaslayınca gayet makul bir anlaşma. Tudor neredeyse hiç pazarlık yapmamış Galatasaray'la, bu işi çok istediği belli. Fesih maddesi noktasında da kulübün eli çok rahat ayrıca, bu şartların Galatasaray için oldukça iyi olduğunu düşünüyorum.

Ekibiyle geldi, Karabükspor'da çalıştığı arkadaşlarıyla. Hari Vukas yardımcı antrenörü, Sandro Tomic kaleci antrenörü ve Toni Modric ise kondisyoner. Frans Hoek'in sözleşmesi fesih edildi, kendisinden faydalanamadık, çok değerli bir antrenördü. Muslera ısınamadı ama ona, yeni kaleci hocasıyla ilişkisini bu noktada merak ediyorum. Tudor'un olmazsa olmazı ise tempo, kondisyon. Sezonun şu zamanında yükleme yapmak imkansız ama Tudor'un takımlarının temposundan yola çıkınca ve bu sezon kondisyoner noktasında yaşadığımız istikrarsızlıkla Toni Modric'i merak ediyorum.

Ayhan Akman ve Fadıl Koşutan ise görevlerine devam etmekteler. Bana sorarsanız ortada bir başarısızlık varsa bu ekip işidir, hele ki Riekerink'in olduğu ortamda söz geçirememek veya bir fark ortaya koyamamak daha büyük başarısızlıktır. Ayhan Akman'ın görevine devam ediyor olması çok büyük bir hata, maalesef yönetimin Tudor'un yanında tutmak istediği bir haber kaynağı diyelim. Ülkeyi de anlamış, öğrenmiş bir yabancı teknik adamın yanında herhangi bir yerli isme gerek yoktu. En azından ekibiyle yola devam ediliyor, bu da bir şey, Galatasaray yönetimini düşününce.

İlk idmanın önemli bir bölümünü izledim, Tudor'un enerjisi hoşuma gitti. Zaman gösterecek tabii, ne olacağını zamanla izleyeceğiz ama enerjisi ve ateşi hoşuma gitti. Ben bunu seviyorum, hırs görmek istiyorum, teknik direktör varlığını hissettirmeli. Tudor genç bir teknik adam, 38 yaşında. Son 40 yılda da Galatasaray'da görev alacak en genç teknik direktör. Profil noktasında aradığımız isim, neler yapacağını göreceğiz.

Tudor'un henüz konuşulacak bir teknik direktörlük kariyeri yok, onun adına Galatasaray zirve noktası oldu diyebiliriz (gerçi yaşı çok genç) ama büyük bir futbolcuydu. Bundan kaynaklı da pr'ı büyük oldu. Juventus'un jesti çok önemliydi mesela, İtalya ve balkanlarda da bu hamle çok konuşuldu, sosyal medyada birçok paylaşım gördük. Galatasaray istemeden bir tanıtım daha yapmış oldu belki de. Juventus'un futbol piyasasına sunduğu önemli bir teknik adam daha işte, Lippi tedrisatından geçmiş. Conte, Zidane, Deschamps, Inzaghi, Ferrera gibi. 

15 Şubat 2017 Çarşamba

Riekerink'in vedası


Çok eleştirdik, tarafımdan baktığımda da TT Arena'da alınan Başakşehir mağlubiyetinden bu yana gitmesini istedim. Olmayacağı anlaşılmıştı, bu noktada geç kaldığımızı düşünüyorum. Yine de iyi bir adam, en azından giderken teşekkürü hak ettiğini düşünüyorum. Nedenlerini de yazayım.

Geçen sezona dönelim, Riekerink altyapı için Galatasaray'a gelen bir isimdi. Mustafa Denizli'nin ayrılığının ardından o ateşten gömleği kimsenin kolay kolay giymek istemediğini gördük. Bülent Korkmaz, Bülent Ünder gibi isimlerin reddettiği bir Galatasaray vardı. Riekerink için ise bu ateşten bir gömlekti, nedeni ise olası bir başarısızlıkta altyapıdaki işinden de olacağından ötürü. Öyle de oldu, altyapıdaki işine de devam edemeyecek.

Bu bir ateşten gömlekti, Riekerink'e de bu gömleği giydiği için teşekkür ederim. Gemiyi de sağ salim karaya yanaştırdı. Fenerbahçe karşısında kazanılan Türkiye Kupası'yla ceza 1 senede kaldı, sadece bu bile bir teşekkür nedenidir. Pozitif bir hava yayıyordu, iyi bir insandı, herkesin sevdiği ve sıcak baktığı bir profile dönmüştü ki hata orada geldi işte. Riekerink'le yola devam etme ihtimalinin ciddi ciddi düşünülüyor olması.

Riekerink'in altyapıya dönmesini istiyordum, geçici bir süre için göreve gelmekle sezona başlamak çok başka şeyler. Blog'da Tomas Schaaf'a kadar birçok teknik adam ismini yazdım aslında, hemen hemen ihtimali olan herkesi (bir bilenle) değerlendirdik, Riekerink'in devam etme ihtimalini pek düşünmüyordum. Yönetimin ise hayali Fatih Terim'di, bence Lucescu haricinde kimseyle görüşmediler ve Fatih Terim beklendi. Son ana kadar üstelik, olmayınca da Riekerink'e biraz mecbur kalındı. Riekerink için de bulunmaz bir fırsat, hayal bile edemeyeceği bir konum. Elbette kabul edecekti bunu ve geçen sezon giydiği ateşten gömlekti ama bu giydiği öyle değil.

"Bey" mevzunu da 1000. ve son kez açıklığa kavuşturayım, üzerime yapışan bir konu çünkü. Nedeni şu arkadaşlar, Temmuz dönemini hatırlarsınız, 2. kamp dönemi öncesini. Gitmesini istediğimiz bazı isimler vardı, dokunulamayan. 2. kamp kadrosuna o isimlerin alınmaması ve kadro dışı kalmaları sonrasında ortaya attığım bir espri oldu, "Riekerink Bey diyeceksiniz" dedim. Devamında unuttum ben bunu, Eylül ayının ortalarında bana hatırlatıldı, "ilk sen demişsin" diyerek. Böyle de bir sinerjiye ihtiyaç vardı ki bu söylem aldı yürüdü. Olayın kısa özeti budur, neyse ki beni tanıyanlar iyi tanımış.

Bir şekilde göreve onunla devam edileceği açıklanmış, yaz döneminde kadro dışılar sonrasında bir heyecan oluşmuş, bazı transferler de olumlu karşılanmış derken güzel bir ortam vardı. Süper Kupa'yı alarak sezona başlanılmasının ardından da en büyük desteği ben verdim haliyle. Vermeniz de lazım, sezona "başarısız olacağız" diyerek girilmez, desteklersiniz, beklersiniz, izlersiniz. Biz de onu yaptık, iyi bir futbol oynamıyordu Galatasaray ama sezona iyi başlamıştı, kazanıyordu, kaybetmiyordu. Trabzonspor mağlubiyeti ilk travma oldu, Başakşehir maçı ve o süreye kadar geçen sürede kadro tercihleri, tatmin etmeyen oyunla birlikte de bu işin olmayacağını düşündüm.

Yönetimin Riekerink'i getirirken düşüncesi az çok belliydi, işine rahat karışırız dediler ve karışıldı da. Riekerink dirayetli duramadı maalesef, ses çıkaramadı, isyan etmedi, koltuk sevdasına kapıldı. Bu yanlış bir düşünce, Galatasaray onun belki de bir daha ulaşamayacağı bir konum ama bu duruma da düşmemesi lazımdı. Küçük bir örnek vereyim, sezon başında Linnes ve Sinan Gümüş oynuyordu, herkesin hayal ettiği gibi. Linnes'in kesilip formanın Sabri Sarıoğlu'na geçmesi çok uzun sürmedi. Ya da Selçuk İnan olayı, eminim ki kafasında hep Nigel De Jong & Tolga Ciğerci ikilisi vardı, fırsat bulduğunda da bunu denedi ama Selçuk İnan'ın ufak bir ayarı sonrasında forma yine ona geldi. Çok fazla iyi niyetliydi ki iyi niyetlilerin bu arenada şansı yok.

Topa sahip olmaya çalışan, ısrarla pas oyunu oynayan bir Galatasaray hedeflediyse de bu oynamak istediği oyun hücuma bürünmediği sürece bir anlamı yok. Galatasaray da Sneijder kadar var olan bir takım oldu, maalesef iyi bir hücum planı oluşturamadı. Bunun yanında, çözülemeyen takım savunması da Riekerink'in biletini kesmiş oldu. Oyuncu değişiklikleri, oyunu okuması, oyuna iyi anlamda müdahale edememesi de bir teknik direktör dokunuşu olmadığını gösterdi Galatasaray'da. Sneijder'e baktık fazlasıyla ama yetmiyor işte, Riekerink'in Galatasaray'ı da değil sadece, teknik direktörlük mesleğini dahi kaldıramadığını gördük. 

Yine de teşekkür ediyorum, yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü. İyi bir insan tanımış olduk ama Fatih Terim'den bu yana naif insanlarla çalışıyoruz, en kariyerlisinden Riekerink'e kadar. Olmuyor işte, bu ortam hırs ve biraz hırçınlık istiyor, agresif değiliz, isyan etmiyoruz. Tudor için bu noktada heyecanlıyım, umarım tavrını bozmaz ve Riekerink'in düştüğü hatalara düşmez..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir