31 Mart 2010 Çarşamba

Rijkaard'ın Sol Bek İzlenimi; Caner Erkin

Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarının ardından Caner Erkin'in fazlasıyla eleştirildiğini görüyorum ama ben bu konuda farklı düşünenlerdenim. Çünkü Rijkaard'ın kafasında oluşturduğu sistemin ideal sol beki Caner Erkin olabilir. Rijkaard, beklerinden bir bekten fazlasını istiyor. Yani sürekli hücum yapmayı, hücuma çıktığında ön alanda basmayı, hızlı olmayı ve önünde oynayan açık oyuncuyla beraber harika bir hücum ikilisi oluşturmayı. Sabri Sarıoğlu uzun süredir sağ bek oynamanın alışkanlığı ile bu sezon beklenen patlamayı yaptı, çünkü Rijkaard'ın sisteminde Sabri bir bakıma sağ bekten ziyade kendi mevkisi olan sağ açık gibi oynuyor. Hakan Balta ise sol tarafta daha kontrollü iş yapmayı seven bir bek. Defansif anlamda beklenen katkıyı her zaman verebilen, hücuma kontrollü çıkan ve en önemlisi önünde oynanan açık oyuncunun defansif işlere fazla yönelmemesini sağlayan bir futbolcu. Ama bu durumda sağ tarafta gösterilen hücum etkisini sol tarafta göremeyince bazı dengesizlikler oluşabiliyor. Bu sezon Sabri & Keita ikilisini sıklıkla konuşmamıza rağmen, Hakan Balta & Arda veya Kewell ikilisini fazla konuşmadık.

Sabri Sarıoğlu, Galatasaray'da sağ bek oynamaya başladığı yıllarda hemen hemen Caner Erkin ile aynı yaşlardaydı. Sabri'yi ilk olarak kendisi de zamanının en iyi beklerinden olan Gerets, sağ bek olarak oynatmaya başlamıştı ve bu durumu zamanında çok konuştuk. Sabri'den bek olmaz, çok hata yapıyor, takımdan mutlaka gitmeli, inanılmaz istikrarsız futbolcu, Uğur Uçar gelse de gerçek sağ bek nasıl olurmuş izlesek şeklinde konuşuyorduk. Rijkaard'ın gelişinden sonra ise Sabri Sarıoğlu takımın vazgeçilmez futbolcularından birisi oldu, yakaladığı tecrübe ile beraber ülkemizin en önemli üç sağ beki arasında kendisini sayarım. Ama iyi anlamda sağ bek olana kadar çok sıkıntılar çekti, sürekli eleştirildi, neredeyse takımdan gönderildi ama çalışarak, didinerek, doğru bir sistemle beraber iyi bir sağ bek oldu.

Burada altını çizmemiz gereken nokta Sabri zamanında sağ bek olmamasına rağmen iyi bir sağ bek olabilir izlenimini verdiği için o bölgede ısrarla kullanıldı.

Caner Erkin'in de Rijkaard'ın sisteminde bu izlenimi verdiğini düşünüyorum. Daha önce sol bek oynamamış olmasının sıkıntılarını yaşadığını söyleyebiliriz ve bu sürede hatalar yapmasından doğal bir durum olamaz. Mesela zamanında Sabri'nin yaptığı gibi kendine inanılmaz bir özgüveni var. Pas atılması gereken yerde şut atıyor, topu ayağında tutmayı seviyor gibi eleştiriler yapabiliriz. Ama oynadığı 4-5 maçta Hakan Balta'nın üç sezonda yapamadığı kadar hücum çıkışı yaptığını, enerjisini, ön alanda nasıl bastığını görmek gerekiyor. Hakan Balta'yı asla kötülemiyorum ve en sevdiğim futbolculardan birisi ama Caner Erkin'in ileride çok iyi bir sol bek olabileceğini söyleyebilirim. Onun ihtiyacı olan Rijkaard'la beraber daha fazla çalışmak, sol bek olarak daha fazla maçlara çıkmak ve biraz özgüvenini törpülemek, tercihlerini daha doğru hale getirmek. Bunun için tecrübe kazanması gerekiyor.

Ben Caner Erkin'in de bütün eleştirilere rağmen iyi bir sol bek olabileceği izlenimi taşıdığını düşünüyorum, Rijkaard'ın Caner Erkin ısrarını son derece doğru buluyorum. Henüz 21 yaşında olan bu futbolcu cevher gibi ve bu yüzden bonservisini mutlaka almalıyız. Eğer kendini geliştirebilirse sol açık, orta sahada oynayabilmesi ve sol ayağını harika kullanması neticesinde oluşacak nimetlerden yararlanacağız.

Geçmiş Zaman Olur ki {Arsenal - Barcelona}

Dün Manchester maçı için yapmıştım bunu 99 finalinden dem vurarak. Bugün de Barcelona - Arsenal maçı üzerinden yapayım dedim. 2006 Şampiyonlar Ligi finalinde karşılaşmıştı iki takım. Çok uzak bir tarih değil dünkü maç gibi. 17 Mayıs 2006'da Paris'te oynanan maçı Barcelona 2-1 kazanarak Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Puyol'un ceza sahası dışında, sağ kanatta, yaptığı faul sonucunda Arsenal bir frikik kazandı. Campbell bu frikiği yaptığı kafa vuruşuyla gole çeviren isim oldu. Arsenal'de Campbell'ın 37 dakikada kaydettiği golün ardından maçın büyük kısmı Arsenal üstünlüğüyle geçildi. Henry o dönemde Arsenal forması giyiyor tabi hatırlarsınız.. O maçta gerçekten kaçırdığı çok net pozisyonlar vardı ki bu pozisyonlardan birinden sonra, 76. dakikada Eto'o affetmedi Arsenal'i. Iniesta'nın pası neticesinde topu ağlarla buluşturarak, beraberliği yakalamasını sağladı takımının. Bu golden 4 dakika sonra da ikinci yarıda oyuna giren Belleti çıktı sahneye. Barcelona atağında, Larsson'un pasında Belleti, topu Almunia'nın -yanlış değilsem- bacaklarının arasından ağlarla buluşturunca maç Barcelona'nın 2-1 üstünlüğü ile sona erdi ve 2006 yılı Şampiyonlar Ligi şampiyonu Barcelona oldu.

Biz dönelim bugüne.. Bu maç şüphesiz ki en çok Fabregas ve Henry için zor geçecek. Henry'nin uzun süre Arsenal'de oynamasının ardından 2007'de Barcelona'ya transfer olduğu hepimizin malumu.. Öte yandan, Fabregas'ın da Barcelona altyapısından yetiştiği, tam bir Guardiola hayranı olduğu, bir gün Barcelona'ya mutlaka döneceği ve döndüğünde de Guardiola'nın 4 numaralı formasını giymeyi istediğini biliyoruz. Şimdi Henry, Emirates deplasmanına gidecek bu akşam. Gelecek hafta ise Fabregas Nou Camp'ta, hayallerinin stadında boy gösterecek. Bu akşamki maçta Barcelona'nın en büyük eksiği Iniesta. Sakatlığından ötürü oynayamayacakmış. Pique'nin de sırt ağrıları varmış. Arsenal'de ise bir tek Fabregas'ın durumu belirsiz, onun dışında bildiğim kadarıyla taze bir sakatlık haberi yok. Barcelona ile ilgili son ve enteresan bir dipnot düşeyim; Barça Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı son 7 deplasman maçının yalnızca birinde galip gelebildi. Son olarak muhtemel onbirleri de verir maçı Burak'a paslarım. Bu maç onun himayesinde zira..

Arsenal; Almunia, Sagna, Campbell, Vermaelen, Clichy, Nasri, Fabregas, Diaby, Rosicky, Arshavin ve Bendtner

Barcelona;
Valdes, Puyol, Alves, Pique, Maxwell, Keita, Xavi, Toure, Messi, Pedro ve Zlatan

Galatasaray'ın Voleybol Gündemi {22-28 Mart}

Merhaba Sportif Cümleler Takipçisi Voleybol Severler,


Galatasaray Voleybol Şubesi’nde geçen haftanın değerlendirmesi ve bu hafta oynanacak olan maçlardan haberleri paylaşmak üzere yine birlikteyiz.
Hepimize sağlık, huzur, mutluluk ve bol kazançlı bir hafta diliyorum.

Yazıma geçen hafta sonu yapılan Seçimli Olağan Genel Kurul ile yeniden Galatasaray Başkanı seçilen Sayın Adnan Polat ve yeni Yönetim Kurulu’na başarılar dileyerek başlamak istiyorum. Umuyorum ki, Amatör Branşlar olarak adlandırılan ancak kesinlikle amatör olmayan şubelere
bu dönemde daha fazla ilgi gösterilir ve yatırım yapılır!


Voleybol Şubesi’nde Geçen Hafta:

Şubede maç trafiği 26 Mart Cuma günü başladı.

Burhan Felek 50.Yıl Spor Salonu’nda oynanan maçta Galatasaray Erkek Voleybol Takımı, ligi 6.sırada bitirmesi sebebiyle lig 3. olan Ziraat Bankası Takımı ile play off ilk maçına çıktı.
Ziraat Bankası maça, en önemli oyuncularından Granvorka’dan yoksun bir kadro ile çıktı. Ancak bana göre liglerimizdeki en verimli yabancılar olan Celitans ve Platenik'in güzel oyunları ile maçtan 1-3 galip ayrılmayı başardı.

Galatasaray: 1 - Ziraat Bankası: 3

Galatasaray: Nemer (18), Kemal (13),Barca (12), İ.Akşeker (6), Ahmet (4), İ.Emet (3), Erkan (2), Dehne (1).57

Ziraat Bankası: Celitans (24), Platenik (14), Zafer (11), Ender (7), Resul (4), Selçuk (4).64

Setler: 17 - 25,25 - 23, 22 - 25, 21 - 25. 85 - 98
Süre: 1 saat 37'

Sayı: 57 - 64 Rakip hatasından alınan sayı: 20 - 34
Servis: 85 - 94 Servisten sayı: 4 - 5 Hatalı servis: 10 - 10
Hücum: 107 - 83 Hücumdan sayı: 50 - 43 Bloktan sayı: 5 - 16 Hatalı hücum: 10 - 11
Manşet: 81 - 65 Hatalı manşet: 4 - 5

Bu maçın rövanşı, 29 Mart Pazartesi günü Ankara Başkent 1 Spor Salonu’nda oynandı. Seride eşitliği sağlamak ve yarı finalisti belirleyecek 3.maça çıkma amacında olması gereken takımımız henüz ilk sette 25-12 gibi bir skor ile play off un devamını düşünmediğini açıkça belli etti.

Ziraat Bankası: 3 - Galatasaray: 0

Ziraat Bankası: Celitans (25), Ali (10), Resul (7), Selçuk (3), Zafer (2), Ender (1).48

Galatasaray: Kemal (13), Barca (12), Nemer (7), Murathan (4), Ahmet (2), Dehne (2), i.Akşeker (1), İ.EMet (1), Erkan (1).43


Setler: 25 - 12,25 - 20, 25 - 23. 75 - 55
Süre: 1 saat 15'

Sayı: 48 - 43 Rakip hatasından alınan sayı: 27 - 12
Servis: 73 - 58 Servisten sayı: 1 - 0 Hatalı servis: 9 - 12
Hücum: 69 - 85 Hücumdan sayı: 36 - 33 Bloktan sayı: 11 - 10 Hatalı hücum: 1 - 11
Manşet: 46 - 64 Hatalı manşet: 0 – 1

Bu sonuçla Galatasaray Erkek Voleybol Takımı ligi 6.sırada tamamladı. Lig ve play off da oynadığı son 7 maçı kaybeden Galatasaray Erkek Voleybol Takımı’nın önünde sadece Teledünya Türkiye Kupası final maçı kaldı. Finalde Ziraat Bankası ile 2 maç yapacak olan takımımız, kupayı alması halinde önümüzdeki sezon ülkemizi 2 numaralı kupa olan CEV Cup ta temsil etme hakkı elde edecek. Kupayı Ziraat Bankası’nın alması ve ligi de şampiyon olarak tamamlaması halinde de yine CEV Cup’ a katılacağız.

Play off un 1. turunda 2 maç kazanan takım bir üst tura çıkacak. Kazanılan maç sayıları eşit olduğu takdirde ilk maçın oynandığı sahada 3. maç oynanacak ve kazanan takım tur atlayacak.
Bu turda oynanan maçlar ve sonuçları ise şöyle:

26 Mart Cuma:
Maliye Milli Piyango-Fenerbahçe: 0 – 3/ 3 – 0
Halkbank-Arkas: 3 – 2/ 3 -1/ 3 - 1
SGK-İstanbul Büyükşehir Belediyesi: 3 – 1/ 3 – 0/ 3 -1
Bu sonuçlarla Play Off yarı final eşleşmeleri de belli oldu.
Fenerbahçe – Arkas Spor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi – Ziraat Bankası
Play Off yarı finalinde takımlar 3 maç kazanma uğraşında olacaklar. İlk maçlar ligi üst sırada bitiren takımın sahasında oynanacak. 2. ve 3. maçlar ligi alt sırada bitiren takımın sahasında oynanacak. İlk 3 maç sonunda finalist belirlenmezse 4. ve gerekirse 5. maçlar ligi üst sırada bitiren takımın sahasında oynanacak.
Yani program sıralaması;
MAÇ – ara – ara – MAÇ – MAÇ – ara – MAÇ – ara – MAÇ şeklinde olacak.

21.Haftası tamamlanan Aroma Bayanlar Voleybol 1.Ligi’nde Galatasaray Bayan Voleybol Takımı Yeşilyurt Spor Kulübü’ne konuk oldu.
27 Mart Cumartesi günü İstanbul Yeşilyurt Spor Salonu’nda oynanan maçta Galatasaray düşme tehlikesi içinde olan rakibine puan vermedi.

Yeşilyurt: 0 - Galatasaray: 3

Yeşilyurt: Gözde (15), Maksimenko (10), Gülbahar (9), Aslıhan (6),Darya (1), Özge (1).46

Galatasaray: Djersilo (16), Valeska (10), Deniz (10), Krsmanoviç (8), Özlem (5), Elif (4).53


Setler: 21 - 25, 17 - 25, 22 - 25. 60 - 75
Süre: 1 saat 09'

Sayı: 46 - 53 Rakip hatasından alınan sayı: 14 - 22
Servis: 61 - 74 Servisten sayı: 6 - 9 Hatalı servis: 9 - 5
Hücum: 91 - 870 Hücumdan sayı: 35 - 36 Bloktan sayı: 5 - 8 Hatalı hücum: 11 - 6
Manşet: 69 - 52 Hatalı manşet: 12- 6

Bu maçtan önce oynanan Gençler Ligi maçında da Galatasaray Genç Bayan Voleybol Takımı Yeşilyurt Genç Bayan Voleybol Takımı 1 -3 yendi.

Aroma Bayanlar 1.Voleybol Ligi’nde oynanan maçlar sonucu puan durumu şöyle oluştu.


27 Mart Cumartesi:

MKE Ankaragücü - İller Bankası: 3 - 2
Nilüfer Bld. - Eczacıbaşı Zentiva: 0 - 3
F.Acıbadem – BJK: 3 - 1
Vakıfbank GS TT – Beylikdüzü: 3 – 0
Karşıyaka DYO - Ereğli Bld.: 3 – 1



Voleybol Şubesi’nde Bu Hafta:

Sevgili Voleybol severler,

Aroma Bayanlar Voleybol 1.Ligi bu hafta oynanacak olan maçlarla tamamlanacak. Son haftanın ilk maçı 29 Mart Pazartesi günü oynandı ve F.Acıbadem deplasmanda İller Bankası Takımını 0 – 3 yendi ve ligi lider tamamladı.
Galatasaray Bayan Voleybol Takımı ligin son haftasında MKE Ankaragücü Takımını konuk edecek. Maç 1 Nisan Perşembe günü saat 18.30’da Burhan Felek 50. Yıl Spor Salonu’nda oynanacak.
Bu maçlar öncesinde Galatasaray 43 puanla 4. sırada yer alırken, MKE Ankaragücü ise 23 puanla
8. sırada yer alıyor.

Ligde oynanacak diğer maçlar ile haftanın programı şöyle:

2 Nisan Cuma:
Beylikdüzü - Ereğli Bld.
3 Nisan Cumartesi
Nilüfer Bld. - Karşıyaka DYO
BJK - Vakıfbank GS TT
Eczacıbaşı Zentiva - Yeşilyurt


Sevgili Sportif Cümleler Blogumuzu takip eden Voleybol Severler,

Bu haftalık da birlikteliğimizin sonuna geldik.

‘Herkesin Sporu Voleybol’ a olan ilginin artası için Sportif Cümleler de buluşmak üzere.

Savaş Eskigülek

Dünya Basketbol Şampiyonası'na Doğru; Mehmet Okur

Hidayet Türkoğlu'nun aksine Mehmet Okur, All-Star olduğundan beri büyük bir düşüş içerisindeydi. Özellikleri ile NBA pivotları içinde çok farklı bir konumda olmasına karşı, bir pivotun taşıması gereken mücadele, güç, hırs gibi unsurları kaybetmiş gibi bir görüntüsü vardı. Ayrıca bu düşüşü Milli Takım'a da yansıttı ve 2007 Avrupa Basketbol Şampiyonası'ndan bu yana kendisini Milli Takım'da göremiyoruz. Bundan sonra yaşanan süreçte ise sürekli Mehmet Okur'u sorunlu bir basketbolcu olarak görenler de oldu, Tanjeviç'i suçlayanlar falan oldu derken bugünlere geldik. Bugünlerde Mehmet Okur eski formunu yakalamış durumda ve açıklamalarına bakınca Dünya Şampiyonası'nda kendisini Milli Takım'da görme ihtimalimiz çok yüksek. Sanırım yaşanan sıkıntılar giderildi ve Dünya Şampiyonası'nda oynayabileceğimiz en iyi kadroyla mücadele edeceğiz. Tanjeviç'in üstünü çizdiği basketbolculardan da güçlü bir kadro kurmak mümkündü ama 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası ve 2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası performansımıza bakınca ben Tanjeviç'i eleştirmiyorum. Çünkü kendi sistemine uyan basketbolcularla beklentilerin oldukça üzerinde performanslar izledik. Yıldızların bir arada olduğu ve beklentileri yukarıda tuttuğumuz şampiyonalar ise hayal kırıklığı oldu. Tanjeviç bütün bu yıldızları bir arada tutup, onları takım yapabilir mi bilmiyorum ama Mehmet Okur'u Milli Takım'da görmeyi çok isterim.

All-Star seçilmesinden sonra Mehmet Okur'u ayakta tutan özelliği dışarıdan yüzdeli şut atabilmesidir. Mehmet Okur gücünde bir oyuncunun dışarıdan şut atabilmesi oynadığı takımlara çok farklı hücum sistemleri getiriyor. Ama alışık olduğumuz pota altında mücadele etmesi, hırsı ve savaşçı ruhunu göremediğimiz için üzgündüm. Çünkü Mehmet Okur özellikle Detroit döneminde Larry Brown'un onu güçlendirmesi, hatta şut atmasını yasakladığı zamanlarında gerçek anlamda bir beş numara olmaya başlamış, Shaq'ın arkasında durabilen yegane oyunculardan birisi olmayı başarmıştı. Bu sezon ise Mehmet Okur'un istatistiklerini yeniden yukarı çektiğini görüyoruz ve en önemlisi o hırslı, savaşçı kişiliğinin geri döndüğünü söylemek mümkün. Böyle oynayınca Utah Jazz'ın da yeniden iddialı bir konuma gelmesinden doğal bir durum olamaz. Çünkü Boozer da iyi durumda, Daron zaten kendini aştı ve Mehmet Okur da takımın en önemli üçüncü opsiyonu olmayı tekrar başardı.

Bu durumda da Mehmet Okur'un Dünya Şampiyonası'nda en büyük kozlarımızdan birisi olacağını söyleyebiliriz. Dinlenmiş, yıpranmamış bir Hidayet Türkoğlu ile beraber takımı sırtlamalarını ve götürmelerini bekliyoruz. Utah Jazz'ın konumuna bakarsak play-off'lara iyi bir yerden kalacaklar ve play-off'larda sert mücadeleler onları bekliyor. Mehmet Okur da elbette bu süreçte yıpranacak ama onun yıpranması bana sorarsanız herşeyden önemli. Çünkü uzun zamandır o kadar kötü görüntüsü vardı ki, kendine tamamen gelmesi, Dünya Şampiyonası'na formunun zirvesinde katılmasını önemli görüyorum. Yaz döneminde kontratla falan uğraşmayacak olmasının da avantajını büyük gördüğümü söyleyebilirim. Ayrıca eğer Boozer tututabilirse Utah Jazz uzun süre bu noktada kalmayı başarabilir ve doğru hamleler sonrasında kendilerinden beklenen potansiyeli tam anlamıyla gösterebilirler. Takımda iyi bir bench var ve oyuncu kalitesi çok iyi durumda. Tek eksikleri kazanma ruhuydu ve bunu da bu sezon aşmış gibi görünüyorlar. En azından Mehmet Okur'a bakarak bile Utah Jazz'ın durumu değerlendirilebilir.

FourFourTwo Nisan Sayısı Çıktı



Tamam, kapak yıldızımız Elano bey, derbide hayalet gibi yürüdüler ama zaten bize daha çok süper oynadığı Brezilya Milli Takımı, en yakın arkadaşlarından Kaka ve Brezilya'nın Dünya Kupası şansını anlattı kendisi... Erdem Kabadayı pek uğraştı ve soğuk görünümlü bir adamdan olabilecek en sıcak röportajı çıkararak nasıl "sıcak iş" gazetecisi olduğunu bir kez daha kanıtladı...
Bir de kapak süper olmuş cidden Erdem Çelik ve Ferit Kurtar'ın artık klasikleşmiş tasarım zanaatkarlıkları ve Ali Eren'i bile güzel çekmeyi başaran fotoğraf sanatçılığı sonucu...

Kapak Elano ama kapağın içindekiler 1982 Brezilya Milli Takımı misali maşallah:Sarper Diktaş önderliğindeki Rafet Baran Eryılmaz, Kaya Adalı, Oğuz Öztürk, Burak Eren destekli altıpas sayfaları rengarenk yine: Mustafa Denizli kaç yılında kendisini 123 yaşında hissediyordu? Beşiktaş hangi Danimarka efsanesini transfer edecekti? Ada'da eşini aldatmayan tek futbolcu kim? Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ta hangi numaraları giyersen lanetlenmekten beter olup tepetaklak düşüyor, sonra hiç iflah olamıyorsunuz? Guardiola da tüm farklı insanlar gibi düşüncelerini (yani sahada Barcelona'ya oynattığı taktiği) mi giyiyor? Pique bey, Bernabeu'daki Şampiyonlar Ligi finali için neler diyor, Müslümanlığı seçen Abel Xavier yeni adını neden Hakan Şükür yapmadı? Hangi yıldızlar bir maç sonra yeni sözleşme imzaladıkları takımlarını terk edip sırra kadem bastılar?

Altıpas'ın bittiği yerde büyük buluşma başlıyor:
Bu perşembe gecesi 22:00'dan itibaren http://www.1903radyo.com/ 1903 radyoda beraber "Futbol Disco" isimli programı yapacağım Pascal Nouma neden Türkiye'ye geldi? Temelli mi geldi? Ümit Milli Takım'dan aynı zamanda da askerlik arkadaşı olan Zidane'a neler öğretti? Sahi idol Nouma'nın idolü kim? Nouma'ya göre halen Türkiye'de güzide ekiplerimizden birini çalıştıran hangi teknik adam en büyük yalancı?


Hemen ardından bu kez global düzeyde çok büyük bir buluşma:
Barcelona'dan sonra Manchester United'a da sponsor olan THY sayesinde Manchester'a Man Utd'ın mabedi Old Trafford'dayız... Mustafa Sapmaz'ın seçtiği talihli FourFourTwo yazarı ise allaha binlerce şükür benim!

Liverpool'u sevdiğimi ve bundan gurur duyduğumu öğrendikten sonra Alex Ferguson'un beni kovması ve benim şaka olduğunu anlamadığım için çıkmaya hazırlanırken söyledikleri... Liverpool'u sevmem yetmezmiş gibi Beşiktaşlı olduğumu anlayınca ettiği laflar... Adam sör ama umrunda değil tam bir şakacı şirin kendisi...
Tabii THY bizi sadece Old Trafford'a maça götürmedi, Manchester United müzesini geze geze bitirmedik ama nasıl bitirelim ki: Efsane bek Denis Irwin, Andy Cole ya da orada kendisini tanımayan hanımlara tanıştırdığım adıyla "Endi Gol" oradaydı...



Bu arada Economist dergisinin yazı işleri müdürü Asım Abi ve Sabah gazetesi Ekonomi müdürü Tarık Yılmaz adeta FourFourTwo fotoğrafçısı gibi çalıştılar...
Irwin baba bizi Bobby Charlton'la tanıştırdı...

Sonra neden Bobby Charlton'ın boynumdaki George Best kaşkolüne tip tip baktığını anlattı...
Hepsi şahaneydi ama asıl futbol cenneti yaşayan futbol müzesi Ryan Giggs ve Manchester'ın geleceği Darren Fletcher'la Türk futbolu üzerine yaptığımız röportajlar oldu. İdolü Türkiye Ligi'nde de forma giymiş bir Hollandalı olan Fletcher süper çocuk, tam bir İskoç ve en büyük hayali de milli takımda oynarken İskoçya'nın İngiltere'yi yenmesi... Premier Lig'deki tek temsilcimiz Tuncay Şanlı ile ilgili anlattıkları, söyledikleri ise çok ilginç!
Giggs mi? Kelimeler yetmez o anı anlatmaya... Dün gibi aklımda kolu kırık olduğu için elimizi sürekli sol eliyle sıkıp her seferinde özür dilemesi ve ona cevap olarak söylediklerimiz...




Manchester seferi anlat anlat bitmez, her bir şeyi dergiye yazdım zaten...
O yüzden geçelim başka neler var FourFourTwo Nisan 2010 sayısında:
Hilal Gülyurt, Alex ustanın beraber oynamak istediği genç yıldız Ceyhun Gülselam, kendisine küfür edildikçe daha da iyi oynadığını itiraf eden Anadolu panteri Ömer Çatkıç, Süper Lig’in faal en golcü ismi Cenk İşler ve Nouma'nın büyük yalancı dediği eski hocasıyla olan meşhur gece gezmelerinden Bülent Korkmaz'ın markajından kurtulmak için özel dövüş dersi alan Feyyaz Uçar'la her zamanki tadından yenilmez röportajlarından yaptı...

Akşam istihbaratın fotomuhabiri Cem herkesin gitmeye korktuğu 2010 Dünya Kupası evsahibi Güney Afrika'ya gitti ve birbirinden renkli fotoların fonunda aslında korkacak hiçbir şey olmadığını aksine haziran'da Afrika'nın ne kadar eğlenceli olabileceğini FourFourTwo için yazdı...
Sarper Diktaş ise tabii ki her zamanki gibi arı gibiydi, özellikle ben Manchester'da futbol cennetinde kendimden geçerken bana nazire yaparcasına oğlu Beşiktaş kendisi Marsilya delisi olan Olivier Guilbaud'nun düzenlediği İstanbul’daki “Sadece Bir Oyun Mu?” sergisini gezerken Guilbaud ile harika bir söyleşi kaleme aldı... Tıp doktorlarına taş çıkartan Milan Laboratuarı çevirisi ise bildiğin ballı kaymak tadında...
Orjinal ingiliz edisyondan yine Sarper Diktaş'ın çevirdiği Samuel Eto’o röportajı da çok renkli hele hele Guardiola, Mourinho kısımları pek şahane!
Jimmy Jump bey de Barcelona öykülerinin bonusu...
Tekrar Gösterim köşemizde ise araştırma üstadı Erdem Kabadayı Türkiye’ye 20 yıl sonra geri dönen Guus Hiddink’in karanlık günlerini kaleme aldı... Bazıları zamanında Fenerbahçe'deyken Hiddink'i öyle bir karalamışlar ki okurken dudaklarım uçukladı...

Bendeniz ayrıca Bilardo isimli bir deli-dahi hoca ile genetik mucize Maradona'nın Arjantin’e 1986 yazında Dünya Kupası'nı nasıl kazandırdıklarıyla ayağından çıkan her bir topun binlerce çiçek açtıracak kadar güzel olduğunu düşündüğüm renkler ötesi ikon Pierre van Hooijdonk'u kaleme aldım...
Hepsi çok güzel tabii ama bence en güzel kısmı en sona bıraktım: Birisi geçenlerde televizyonda "Türkiye'de Eskişehirspor Bandosu'yla röportaj yapacak vizyonda muhabir, gazeteci yok ülkemizde efendim!" diyordu... Kıs kıs gülüyordum haline çünkü o esnada Hilal Gülyurt öncülüğündeki FourFourTwo heyeti Bando Es Es'le kah röportaj yapıyor kah onların aletlerini taşımaya yardım ediyordu...
"O kişi" bu vizyonu yine yok saymaya devam edecektir ama hiç mi hiç umrumda değil kendisi ve kendince her şeyi bildiğini zannetmesi! O kadar güzel sayı oldu ki, Elano'nun vasat performansına rağmen bu seferlik içeriğimiz "kapak" olsun! Şaka şaka, umrumda değil o hizipçi kuru sayıklamacılar! Giggs ile röportaj yaptım ya artık gözüm açık gitmem asla!

Total Futbol


Özel Not:
Burak da bu sayıya bir yazısıyla katkıda bulundu :)

Avantaj Bayern Münih'te {Bayern Münih:2-1:Manchester United}

Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Manchester United ile Bayern Münih arasında, Allianz Arena'da oynanan maçın 1999'daki final maçının rövanşı niteliğinde olacağını söylüyordu herkes. Hatta ben de öğlen maç önü yazısı ile 99 finalini harmanlamıştım. Ama nereden bileyim maçın gerçekten 99 finalinin rövanşı olacağını.. O maçın tam zıttı oldu. Maçın başında Manchester gol buldu, sonra Bayern attı, en son da uzatmalarda Bayern'in attığı gol, eşleşmenin ilk ayağını Bayern Münih'in kazandığını gösteriyordu. İkinci maç gelecek hafta 7 Nisan Çarşamba akşamı oynanacak. Old Trafford'daki maçta Manchester'ın tek farklı galibiyeti bile tur atlamasına yeter. Ben inanıyorum yarı finalist olacağımızdan. Serinin diğer eşleşmesinde ise Lyon, Bordeaux'yu 3-1 mağlup etti. Sanırım yarı finaldeki rakip de Lyon olur. Biz dönelim bu akşamki maça. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki Manchester adına sahanın en iyi ismi Nani, Bayern adına sahanın en iyi ismi ise şüphesiz Hamit'ti. Hamit'i bu akşam, sakat olan Robben'in yerine izleme fırsatı bulduk. Van Gaal'in kendisine verdiği şansı bence çok iyi kullandı Hamit. Öyle ki, gerek sağ kanattan gerekse orta sahanın ortasından sürekli Manchester defansını yıpratmaya çalışan bir görüntüsü vardı. İki tane de gol kaçırdı ki birinde Van der Sar ile karşı karşıya kalmıştı fakat ters ayakta olunca topu ağlarla buluşturamadı malesef. Gelelim maçtan akılda kalan anlara..

Maçın henüz başında, 2. dakikada Manchester United bir frikik kazandı. Sağ kanattan kullanılan serbest vuruşun başında Nani geçti. Nani'nin kullandığı frikik Bayern Münih defansından sekince, kale önünde bekleyen Rooney'e adeta asist oldu. Rooney affeder mi? Asla! Yukarda da gördüğünüz vuruş ile Butt'u avlayarak deplasmanda 1-0 öne geçmenin gururunu yaşattı takımına. Golün getirdiği hızla Manchester, ilk 25 dakika rakibinin üzerinde baskıyı kuran taraf olarak dikkat çekti. Fakat 25. dakikadan maçın sonuna kadar baskılı oynayan taraf Bayern Münih oldu. Bayern'i durduran isim ise hemen hemen her maçta olduğu gibi Van der Sar oldu. Malum kendisi tecrübenin vücut bulmuş hâli de olduğundan, kâh Ribery'nin kâh Olic'in hızını kesen isim oldu maçın genelinde. Bugün bilhassa ilk yarıda gayet iyi savunma yaptı Manchester. İkinci yarıda bu savunma olayını biraz kenara bıraktılar sanırım. Bir de geriye çok yaslanınca mağlubiyet geldi. Hücum hattında ise Rooney-Park kombinasyonlarını sık sık izledik. İlk yarının kalan dakikalarında iki taraf da gol bulamayınca Manchester devreyi 1-0 önde kapatan taraf oldu.

İkinci yarıya daha istekli başlayan yine Münih'ti. Önce Muller ve Hamit sonra da Pranjic'in atmaya çabaladığı goller Bayern taraftarının hevesini kursağında bıraktı. Fakat ikinci yarının ortalarına geldiğimizde, Gary Neville kendisinden beklenmeyecek bir hata yaptı. Ceza sahası dışında Olic'ten topu almaya çalışırken, topa bariz bir şekilde elle müdahale edince, hakem hem Bayern lehine frikik verdi hem de Neville sarı kart gördü. Bayern'in frikiğinde topun başına geçen isim Frank Ribery oldu. Yaptığı vuruşla Van der Sar'ı avlayan ilk isimdi Ribery. Durumu eşitleyen gol 76. dakikada geldi. Bu dakikadan sonra Manchester'ın da baskısını artırmasıyla son 15 dakika maçın genelinden daha keyifli ve heyecanlı geçti diyebiliriz. Özellikle benim için Giggs'in 81. dakikada oyuna dahil olması çok önemliydi. Kaldı ki Giggs oyuna girdikten hemen sonra bir de gol attıracaktı. Sol taraftan kullandığı köşe vuruşuna Vidic kafa vuruşuyla karşılık verdi. Vidic'in topu malesef üst direkte patladı. Bu kafa vuruşu öyle sert gelmiş ki kale direkleri oldukları yerde salındılar bir an. Maçın 90 dakikası 1-1 beraberlikle geçildi.

2 dakikalık uzatma periyodunun ilk dakikasında Olic takımını öne geçiren isim oldu. Evra'nın ayağındaki topa talip olan ve ceza sahası içinde bu topu almayı başaran Olic, önce Vidic'i sonra da Ferdinand'ı geride bırakarak Van der Sar'ın uzanamayacağı noktaya topu gönderdi ve golünü attı. Bu golün santrasının hemen sonrasında da hakem oyunu bitiren düdüğünü çalarak ilk 90 dakikanın Bayern lehine sonlandığını söylüyordu. Sağlık olsun. Old Trafford'da tarife sabittir. Bu kadar da büyük konuştum. Bayern'i destekleyenlere selam olsun!

BAYERN MUNIH: 2 - MANCHESTER UNITED: 1


Stat: Allianz Arena

Hakem: Frank De Bleeckere

Bayern Munih: Butt, Lahm, Van Buyten, Demichelis, Badstuber, Hamit Altintop (Dk. 86 Close), Van Bommel, Pranjic (Dk. 89 Timoschtschuk), Ribery, Muller (Dk. 73 Gomez), Olic

Manchaster United: Van der Sar, Neville, Ferdinand, Vidic, Evra, Fletcher, Carrick (Dk. 70 Valencia), Scholes, Nani (Dk. 82 Giggs), Park (Dk. 70 Berbatov), Rooney

Goller: Dk. 76 Ribery, Dk. 90+2 Olic (Bayern Münih), Dk. 2 Rooney (Manchaster United)

30 Mart 2010 Salı

Biz de Görmedik


"Gerçekçi olmak üzere gerekirse, birçok derbide oynadım ama bu kadar zevksiz, kalitesiz derbi görmedim. Derbi havası yoktu. Normal, vasat bir maçtı. Taraftar baskısı bile yoktu tribünlerden. Futbol kuralları içinde olan bir sertlik bile yoktu. Kınıyoruz ama sadece Alex'e atılan bir su şişesi vardı. Kısır bir maçtı. Ofansif, defansif anlamda ilk defa böyle bir derbi gördüm. Fenerbahçe ayağa pas yaptı, Leo Franco'nun hatasıyla maçı kazandı. Galatasaray istenileni veremedi. Fenerbahçe'yi kutlamak lazım. Önemli bir avantaj elde etti. Birçok derbi seyrettim ilk defa buna şahit oldum. Özhan Canaydın'ın hüznü mü diyorum, zannetmiyorum. Bunu oyunculara sormak lazım. Gol pozisyonu hiç yok. Belki de ilk defa taraftarlar da böyle bir derbi izledi"

Ebedi Dostluktan Saygı Duruşu

Aslında başlıkta iki takımın pankartlarından dem vurdum. Fakat asıl yazmak istediğim açık tribünde açılan Özhan Canaydın resmiydi. Ne kadar uğraşılmış, ne büyük emek sarfedilmiş ve ne kadar güzel olmuş.. Her şeyden önce emek verenlerin hepsine sonsuz teşekkürler. Saygı duyuyoruz. Ellerine, emeklerine sağlık. Maçtan bir kaç gün önce Özhan Canaydın'ı kaybetmek iki tarafı da bir hâyli sarstı. Kendi adıma söylemem gerekirse ben bir ara cidden yemişim derbisini siyah formayla çıkılsın bu maça diye yazısı bile yazdım. Onu da anlayamayanlar gereksizlik yapanlar olmuş ya neyse oraya girmeyeceğim. Özhan Canaydın'ın ismi Galatasaray'ın Fenerbahçe maçları adına simgeleşmiştir. Pek başarılı olduğu söylenemez evet, fakat Galatasaray'ın düsturuna yakışan davranış ve elit duruş dendiğinde Özhan Canaydın'ın üstüne kimseyi de tanımıyorum ben. Hepimiz kimi zaman yanlış sözler sarfediyoruz. Sevdadandır ama bunlar. Özhan Canaydın, Galatasaray'ı sevmediğinden mi gidip Fenerbahçe'nin gollerini alkışladı o talihsiz gecede? Tabii ki hayır. O Galatasaray'lılık duruşuna yakışanı yaptı. Hepimizin yapması gerekeni yani..

Dün akşam oynanan maçta da buram buram Özhan Canaydın havası vardı. Bir kaç taşkınlık ve bireysel gerginlik dışında maçta kötü bir şey olmadı. Yani önceki maçları göz önünde bulundurduğumuzda, tarihin en sakin derbilerinden birisiydi. Bunda elbette en büyük etken Özhan Canaydın'ın vefatı oldu malesef. Stada genel olarak bir matem havası hakimdi. Bu maça da yansıdı tabi. Sıkıcıydı, çok keyifli değildi, Galatasaray yenilince de daha da sevimsiz göründü gözüme. Ama Özhan Canaydın'ın etkisiyle kimse kimseye kafa tutmadı, tartışma olmadı.. Mehmet Ayan'ın salı günü yayınlanan Total Futbol'da da dediği gibi; "Özhan Abi bu işi ölerek halletti. Özhan Abi öldü ve gerginlik halloldu" Gerçekten Özhan Başkan'ın ölümü bir çoğumuzu futboldan uzaklaştırıp daha maneviyata döndürdü. Şahsen Özhan Canaydın'ın ölümüne üzüldüğümün onda biri kadar Fenerbahçe maçına üzülmedim. Özetle Özhan Canaydın yattığı yerden bile fair-play ruhuna çalışmaya devam ediyor. Bir kez daha rahmetle anıyoruz.

İki takım sahaya Özhan Başkan'a ait pankartlarla çıktılar bu arada;

Bu da Özhan Başkan'ın bir araya getirdiği taraftar profilidir. Ebedi dostluğun saygı duruşudur;

Geçmiş Zaman Olur ki {Manchester United - Bayern Münih}

Manchester United ile Bayern Münih bu akşam Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçlarından ilkine çıkacaklar. Bu, iki takımın Şampiyonlar Ligi'nde karşılaştıkları ilk maç da değil üstelik. 1999 yılında, Şampiyonlar Ligi finalinde karşılaşmışlar, maçı ve kupayı Manchester United kazanmıştı. Nou Camp'ta oynanan karşılaşmada o gün sahada olanlardan ikisi bugün de sahada olacak büyük ihtimal. Bu ikili de Ryan Giggs ve Gary Neville'den başkası değil. O günkü maça biraz değinmemiz gerekirse, Bayern Münih'in Avrupa arenasında fırtınalar estirdiği, Almanya'da rakipsiz olduğu günler.. Bu durum final maçına da yansımış olacak ki, henüz 6. dakikada buldukları golle, maçın tam 85 dakikasını önde götürmüşler. Dönemin Manchester United stoperi Ronny Johnsen'in ceza alanının hemen dışında, Bayern forveti Carsten Jancker'e yaptığı faul neticesinde bir frikik kazanır Bayern Münih. Mario Basler'in yaptığı vuruş sonrasında Bayern Münih henüz maçın başındayken öne geçer. Kalan dakikalarda klasik final maçlarından birini izler seyirciler. Maçın normal süresi olan 90 dakika tamamlanmıştır artık.

Herkes Bayern'in Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduğunu deklare ederken sahneye Sheringham çıkar. Giggs'in kaleciden dönen vuruşunu tamamlayarak topu ağlarla buluşturur. Bu golün dakikası 90.36 olarak kayda geçer! Bu golden bir dakika sonra bu sefer de Solskjær'in attığı gol Bayern'in umutlarını tüketirken, Manchester United'ı yeniden şampiyon yapıyordu. Solskjær'in attığı golden sonra Basler'in gol sevincini taklit etmesi ise hâlâ hafızalarda yer etmiş bir görüntüdür mesela.. Golün dakikası 92.17 olarak tarihe geçer. Bu gol için maçı anlatan spikerin yaptığı anons da müthiştir;
"Is this their moment? Beckham... into Sheringham... and Solskjær has won it! Manchester United have reached the Promised Land."
Manchester'ın maçı yedek kulübesinden gelen iki isim olan Sheringham ve Solskjær ile kazanmış olması da enteresan bir anektod olarak kayda alınır.

Efendim gelelim bugüne.. Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde 10. boy gösterecek olan Bayern Münih, daha önce 7 kez karşılaştığı ve 2 kez yendiği rakibini evinde ağırlayacak. Bayern, 3'ü Manchester ile olmak üzere İngilizlerle oynadığı son 6 maçta hiç mağlup olmadı. Şampiyonlar Ligi rekortmeni Manchester United'ın ise bu 162. Şampiyonlar Ligi maçı olacak. İki takım, Şampiyonlar Ligi'nde daha önce 7 kez karşılaştı. Bu maçlardan 2'sini Bayern Münih kazanırken, Manchestern United sadece bir kez galip gelebildi. 4 maç ise beraberliklesona erdi. Bayern Münih rakibine 8, Man United ise 7 gol atabildi. Bayern Münih'te; Schweinsteiger cezalı olduğu için forma giyemezken Robben'in durumu henüz belli değil. Manchester'da ise eksik şu an için görünmüyor. Kaptan ile Rooney, Bolton maçında dinlendirilmişti bu maç için. Büyük ihtimalle akşam ikisi de sahada yerlerini alacaklar. Son olarak olası kadroları da verip yazıyı bağlıyorum. Başarılar Manchester United'ıma...

Bayern Münih; Hans-Joerg Butt - Daniel van Buyten, Martin Demichelis, Philipp Lahm, Holger Badstuber - Franck Ribery, Mark van Bommel, Thomas Mueller, Danijel Pranjic - Miroslav Klose, Ivica Olic

Manchester United;
Edwin van der Sar - Gary Neville, Rio Ferdinand, Nemanja Vidic, Patrice Evra - Nani, Darren Fletcher, Paul Scholes, Park Ji-Sung - Wayne Rooney, Antonio Valencia.

Orhun Ene'nin Armadası: Banvit {İlker Duralı}

Sevgili Burak ve Serap, bana bloglarında yer vermeye karar verdiklerinden beri ilk yazımız nasıl olsa diye düşünceler içerisine girdim. Benim jenerasyonumun en klişe muhabbeti olan Beyaz Gölge’den bile söze başlamayı düşünmedim değil. Sonra madem derbi haftası Bayanlar Türkiye Kupası finalini yazayım dedim ancak o da içime sinmedi. Zaten bir yazı üstadı değilim, daha çok benim işim çene üzerine –hani es kaza bu yazıyı beğenirseniz Serap’ın yapmış olduğu rötuşlar neticesinde olmuştur belirtirim- o zaman klasik bir muhabbeti, sürekli radyo programlarında değinilen bir konuyu buraya basketbola da adapte edeyim dedim.

Bu kadar büyük paralar döküp, belli bir konuma gelen takımlar karşısında çok daha mütevazi paralarla kurulan kadrolar ve onların harika takım oyunu..

Bu sezon, bu takımlara en iyi örnek olarak Banvit’i verelebiliriz. Türk Basketbol’unun yakın tarihinin en büyük oyuncularından biri olan Orhun Ene’yi takımın başına getiren Banvit’in neler yapabileceği az çok kestirilebilirken; bu kadar üst düzey performans yine de Telekom, Beşiktaş Cola Turka, Calatasaray Cafe Crown gibi takımlar karşısında üst sıralarda yer bulabilmesine çok ihtimal verilmiyordu. Galatasaray’ın malum durumları, Beşiktaş’ın artık normalleşen parasızlığı ve Telekom’un yine yanlış adımlarını iyi değerlendiren Banvit, istikrarlı oyunu ve iyi yerli yabancı harmanıyla dikkatleri çekti.

Bünyesinde bulundurduğu 3 Barış’tan, geçen sene Telekom ekibinde fazla yer şansı bulamayan Barış Ermiş’in takımın liderliğini iyi üstlenmesiyle birlikte, özellikle iç saha da çok dirençli bir takım haline gelen Banvit’te, yabancılarında Türkiye'de alışık olduğumuzun dışında takım oyununa yönelik performansları ise şüphesiz Orhun Ene’nin en büyük başarısı. Yıldız Milli Takımı'nda harika işlere imza atan Orhun Ene’nin oyunculuk döneminde savunmasının nasıl olduğunu düşünürsek, Banvit’in yaptığı harika takım savunması bir kez daha bizleri şaşırtıyor.
Altyapı sorumlusu Selçuk Ernak’ı özellikle Partizan modelini analiz etmek için görevlendirmeleri de bu işi nasıl ciddi bir sisteme oturtmaya çabaladıklarının da bir başka ispatı ve ayrı br yazı konusu..

Her zaman söylerim, salonda basketbol izlemek İstanbul dışında her şehirde çok zevkli ve şahsen benim en büyük zevkim Bandırma'da maç anlatmak. Tam bir basketbol bölgesi haline gelme yolunda emin adımlarla ilerleyen Bandırma'da, üniversite öğrencilerinin de ilgisiyle birlikte basketbolu çok iyi bilen ve takımının arkasında harika bir itici güç olan keyfli bir basketbol kitlesi oluşmuş durumda.

Bizim gibi İstanbul’un boş salonlarından ve takım ruhundan uzak, mekanikleşmiş takımlarından sıkıldıysanız Banvit ilginizi hak ediyor. Bu sezon varlıklarıyla bize tekrar basketbol’un mücadeleci, keyifli yanını hatırlatan Orhun Ene ve oyuncuları, sadece Bandırma halkının takdirinden daha fazlasını hak ediyorlar.

Kaptanlar Tartışıyor

Fenerbahçe maçına ait son fotoğraf ve son yazı. Artık önümüzdeki maçlara bakma vaktidir. Ama bu fotoğrafı es geçemezdim. Aralarındaki tartışmanın sebebi kuvvetle muhtemel maçın sonucu ve oynanan oyun. Sabri durumu açıklamaya çalışsa da Arda ve Ayhan pek anlayış göstereceğe benzemiyor. Arda'nın üzerinde eşofmanı olmasından sebeple, devre arasında soyunma odasına gittiklerini çıkardım. Maç sonu olsa Arda'nın üstünde forması olurdu. Neyse, dilerim bu maç sonuna dair eklediğim son kötü fotoğraf olur. Samiyen söz konusu olunca insanın gözü tribünlere koşan takım, üçlü çektiren kaptan falan arıyor. Böyle fotoğraflar değil..

Samiyen'i Hollandalılar Bastı

Frank Rijkaard, Johan Neeskens, Guus Hiddink ve Pierre Van Hooijdonk'tan sonra Van Basten de dünkü Fenerbahçe maçını izlemeye gelenlerden biriydi. Futbolun efsane isimlerinden Van Basten'i Samiyen'de görmek, onun bu topraklara ayak bastığını bilmek bile bambaşka bir gurur oldu bizim için.

29 Mart 2010 Pazartesi

Makukula vs. Alanzinho Maçıydı {Kayserispor 1-0 Trabzonspor}


Pozisyon anlamında kısır geçen ama heyecan dozajı yüksek bir maç izledik. Trabzonspor belli bir sistemi olan ve kaliteli orta sahası sayesinde iyi hücum yapan bir takım. Bu orta sahanın önünde Alanzinho gibi yetenekli bir futbolcu olunca keyif veren bir futbol oynuyorlar. Ama Umut Bulut ne olursa olsun bu sistemin santraforu olmadığını gösterdi. Çünkü pozisyona girme becerisinin zayıf olmasının yanında, bitirici özelliğinin fazla olmaması sebebiyle zaten eleştiriliyor. Bu maçta da Alanzinho, Colman, Gabric gibi futbolcularla ceza sahasının içerisine sık gelmesine rağmen santraforun pozisyonlarla buluşamaması neticesinde fazla pozisyon bulamadılar. Aslında Trabzonspor'un futboluna, sahaya hakimiyetine baktığımızda daha iyi olan taraftı ve etkili pozisyonlar bulmasını bekledim. Maçın aynı seyrinde devam etmesinden sonra ise iyice Alanzinho'nun özel yeteneklerine bakar oldular, Şenol Güneş'in değişikliklerinden sonra ise sistem anlamında bozulmaya başladılar. Kayserispor ise Cangele'nin yokluğunda organizasyon sıkıntıları yaşadı ve her topta Makukula'yı aradı. Makukula'nın da etrafında sürekli iki kişi olduğundan o da fazla etkili olamadı ama maçın sonlarında Trabzonspor'un direncinin düşmesinden sonra hızlı ataklarla etkili geldiler ve Makukula ile son dakikalarda galibiyete ulaştılar. Maçın adamı bana göre tartışmasız Alanzinho oldu ama dediğim gibi Umut Bulut'un pozisyona girme becerisinde bulunamaması, Burak Yılmaz'ın etkisizliği onu çok yalnız bıraktı. Bu sonuçla beraber Trabzonspor'un 2010'da yakaladığı yenilmemezlik serisi bitti ve Kayserispor uzun zamandan sonra iyi bir nefes aldı.

KAYSERİSPOR:1 - TRABZONSPOR: 0
Stat:
Kayseri Kadir Has
Hakemler: Fırat Aydınus, Volkan Narinç, Erdem Bayık
Kayserispor: Souleymanou, Toledo,(Dk. 77 Bayram) Semih (Dk. 54 Furkan), Makukula, Troisi, Aydın Toscalı, Hakan, Shawki, Serdar, Mehmet Eren (Dk. 84 Ömer Şişmanoğlu), Abdullah
Trabzonspor: Onur, Ömer Aysan, Giray, Egemen, Cale, Selçuk, Drago Gabric, (Dk. 60 Ceyhun), Colman, Burak Yılmaz (Dk.56 Teofilo), Alanzinho, Umut Bulut
Gol: Dk. 90 Makukula
Sarı Kartlar: Dk.7 Semih, Dk.37 Aydın Toscalı, Dk. 43 Serdar, Dk.80 Shawki (Kayserispor), Dk.13 Drago Gabric, Dk. 86 Ömer Aysan (Trabzonspor)

Pierre Van Hooijdonk Samiyen'de


Milli Takımlar Teknik Direktörlüğüne Guus Hiddink getirildiği ilk günden beri akıllardaki sorulardan birisi de Hiddink'in bir türlü açıklamadığı son yardımcısının, Hollandalı Yardımcısının kim olacağı konusundaki sorulardır şüphesiz. En azından kendi adıma söylemem gerekirse benim en çok merak ettiğim; Hiddink'in ekibinin şekillenmesinin son rotüşü oluştaracak isim yönünde olur. Gerçi gönlümden geçen isim Pierre Van Hooijdonk'tu uzun süredir. Pierre, 2 sezon Fenerbahçe'de oynadı ve Fenerbahçe de Galatasaray'ın en büyük rakibi. Ben de Galatasaray taraftarıyım malumunuz.. Ama Van Hooijdonk'u çok severim. Fenerbahçe'de izlemekten de çok büyük keyif alırdım. O dönemde kimselere itiraf edemesem de kıskanarak izlediğim isimlerden birisiydi Pierre. Bu da günah çıkarması olsun 7 sene öncesinin.. Neyse Pierre'i çok sevdiğimi söyledim, konuyla alakasına dönecek olursam; Hiddink'in son yardımcısının Pierre olacağı uzun süre yazılıp çizilmesine rağmen resmiyet kazanmamıştı. Dün akşam oynanan Fenerbahçe maçında Samiyen'de Hiddink tribündeydi. Maç fotoğraflarına bakarken farkettim ki Pierre de maçı izlemeye gelmiş. Doğaldır, Pierre'in Fenerbahçe taraftarı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama Hiddink de tribünde olunca, benim gönlümden geçenler de böyle parmaklarımdan akıp bloga yansıdı. İnşallah Türk Milli Takımı'nın çalıştırıcılarından birisi de Pierre olur. Futbolculara bir iki frikik tiyosu verse bile yeter..

Fenerbahçe Maçının Özeti

Sezonun ilk haftaları. Gelene 3, gidene 5 attığı günler Galatasaray'ın. Hepsinin çamur attığı dalga geçtiği mor forma sırtımızda. O mor forma çamur atanların yüzüne renk olarak aksetti o ayrı.. Ben bu üçlünün başka bir özelliğini anlatmak niyetindeyim. Ne diyorduk, sezonun başı.. Atılan gollerin keyfi kadar oynanan futbol da çok keyifliydi. Rakipler iyi değilmiş, Galatasaray dişine göre takım bulamamış, hikâye.. Bir takım Galatasaray'ın rakibiyse dişine göredir. Dişine göre değilse Galatasaray'ın rakibi olduğu platformdan ihraç edilsin. Artık lig mi dersiniz, Avrupa Kupaları mı yoksa Türkiye Kupası mı.. Galatasaray 3 kulvardan ikisinde dışarda kaldı, biliyorum. Ben mor forma zamanını, sezon başını konuşuyorum şu an şahsen. Bugüne birazdan değineceğiz. Neyse, sezonun ilk yarısına baktığımızda, zirvede olmamasına rağmen, ligin en çok gol atan takımı Galatasaray. Artık klasikleşen bir durum olarak 10. haftadan sonra yavaş yavaş nefesi kesilen aslanın istediği yerde olmadığını görüyoruz, bu şaaşalı günlerden sonra. Taraftarlardan birisi olarak ben bekleyenler, susanlar, sabredenler arasındayım. İkinci yarı takımın toparlanacağından, 3 kulvarda da sona gideceğinden öyle eminim ki..

Derken ikinci yarısı başladı sezonun. İkinci yarının başlamasıyla da tepe taklak düşüş devam etti. Önce Türkiye Kupası'nda antifutbol mucizesi Antalyaspor, sonra da Avrupa Ligi'nde Atletico Madrid hedeflerden uzaklaştırdı Galatasaray'ı. Derken liderlik geldi biraz dindi sıkıntılar. Sonra yine üstüste kaybedilen puanlar başladı. Deplasman kâbusu diye yazılar yazdık. Bugün mü? Bugün geldiğimiz nokta işte yukarıdaki üçlünün gözlerinde gizli. İlk fotoğraftaki adamlar da bunlar, ikinci fotoğraftaki adamlar da.. Neşeli, keyifli, heyecan veren ve ne yapacağından emin olan adamlar gitti. Acaba oynamasa mıydı? Hazır mıydı, değil miydi? Silikti biraz değil mi? diye birbirimize sorular sorduğumuz adamlar geldi. Ben maçın içinde kilitlendiğimiz noktalarda dedim ki "Arda girecek, Milan girecek kimse paniklemesin. Çevireceğiz maçı" Sonra gördüm ki güvendiğim adamlar pek de beklediğim gibi değillerdi. Demek ki neymiş? Ruh diye, kaptan diye, gol kralı diye hazır olmayan adamlar oy na tıl maz mış! Galatasaray antrenörüne bir şey öğretmek haddime değil kız başıma fakat, öğrenmenin de yaşı yok demiş atalar. Bir bildikleri vardır herhalde..

Volkan Demirel, Rüştü İyi Kaleci Ama Leo Franco?

Leo Franco, bu sezon en iyi görünen maçında bile yaptığı bir hatayla maçın hediye edilmesine vesile olabilen bir kalecidir. Kesinlikle güven vermiyor, büyük bir takımın kalecisi gibi davranmıyor ve takımı yakmaya devam ediyor. Maç genelinde nasıl oynadı diye bir soru sormak imkansız. Çünkü Fenerbahçe'nin herhangi bir pozisyonu yoktu ve Leo Franco'nun zorlandığı bie anı göremedik. Ama bu tip derbiler ekstra işlerin, 2 kere 2'nin 4 ettiği maçlar değildir. Fenerbahçeliler tarafından hor görülen futbolcuların başında gelen Selçuk Şahin, müthiş bir özgüven gösterip harika bir şut çıkardı ve golünü attı. Leo Franco ise bu golde bariz şekilde hatasını yaparak, kaleci olmadığını bizlere tekrar kanıtladı. Diğer takımın kalecisi Volkan Demirel ise en kritik anda yaptığı inanılmaz kurtartışla takımına üç puanı getiren isim oldu. Eskişehirspor maçında Rüştü Reçber, maçın 3-0'a gelmesini engelleyerek takımının galibiyet yolunda ilerlemesine ışık tuttu. Yani Galatasaray kaleci mevzusunda bu sezon büyük sıkıntılar yaşattı, geçtiğimiz sezon çok eleştirdiğimiz De Sanctis'i bizlere mumla arattı. Şimdi De Sanctis'i eleştirdiğim için kendimden utanır oldum.



Bu arada golde Selçuk Şahin'i özgüveni yüzünden kutlamak lazım. Maç boyunca aslında süper performans göstermedi, bizim orta sahanın yaptığı pas hatalarını o da Fenerbahçe adına yapıyordu ama kendine güveni ve bu şutu inanılmaz. Tamam Leo Franco hatalı ama bu hata golün üstüne geçmesin. Pozisyon olmayan maçta Fenerbahçe'ye resmen ilaç oldu, belki de şampiyonluk yolunda çok mühim bir adımdı.

Dünün Tek Güzel Haberi


Maçı izlemediğim için fazla yorum yazamayacağım ama bunu es geçmek olmaz. Dünün en güzek haberini Galatasaray Bayan Basketbol Takımı, Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'yi yenerek bizlere verdi. Maçı 57-55 kazanarak 12 yıl aradan sonra Türkiye Kupası'nı kazanmayı başardık. Ayrıca Fenerbahçe bu sezon sanırım Avrupa Kupası haricinde ilk mağlubiyetini aldı ve 6 yıldır kazandığı Türkiye Kupası'nı bu sefer kazanamadı. Bildiğiniz gibi bayan basketbol takımı adına eleştilerin temel noktası Zafer Kalaycıoğlu. Bunun sebebi ise Fenerbahçe mazisi ve bu sezon takımın kalitesinin aksine yeterli oyunu oynatamadığı yönünde. Eleştirilere bende katılıyorum ama mücadele anlamında sanırım yavaş yavaş yukarı doğru çıkmaya başlıyoruz. Maçın istatistikleri ise şu şekilde;

GALATASARAY: 57 - FENERBAHÇE: 55Salon: Banvit Kara Ali Acar

Hakemler:
Zafer Yılmaz, Özlem Yalman, Yücel Çilingir

Galatasaray:
Nilay Yiğit 2, Yasemin Horasan 8, Elizabeth Doughlas 8, Catchings 13, Phienola 7, Tuğba 3, Bahar 2, Leuchanka 14, Esra

Fenerbahçe:
Esmeral 8, Powell 13, Nevriye 8, Taylor 13, Brown 13, Birsel, Hoffman

1. periyot:
17-20 (Fenerbahçe)
Devre: 23-27 (Fenerbahçe)
3. periyot: 45-43 (Galatasaray)

F1 Heyecanı Başlar {Melbourne Grand Prix}

İlk yarış olan Bahreyn'den kimse pek keyif alamamıştı. Bu sabah koşulan Avustralya Grand Prix'i ise izleyenleri yeniden heyecana boğan, yeniden tatmin eden bir yarış oldu. Zaten yağmurlu Melbourne pistleri daima keyiflidir. Bugün de yarışa damgasını vuran yağmur oldu öncelikle. Sıralama turlarını birinci olarak tamamlayan Vettel, yarışa ilk cepte başlama hakkını elde etti. Enteresan ayrıntı olan ise, sezonun ilk iki yarışının ikisinde de Vettel'in sıralama turları şampiyon bitirmesi oldu şüphesiz. Red Bull'un Avustralyalı pilotu Mark Webber ikinci sırada yer alırken, Ferrari'nin İspanyol pilotu Fernando Alonso üçüncü sırada kaldı. Yarışın galibi -fotoğraftan da anlayacağınız üzere- Jenson Button sıralama turlarını 4. olarak tamamlamıştı. Gelelim yarışa.. Yarış başında 4.lükle başlayan son şampiyon Button, ilk turlarda geçirdiği hafif çaplı kaza neticesinde geriye düşmesine rağmen, yavaş yavaş yükselerek birinciliğe ulaştı. Bu birincilik Button'ın geçen sezonki İstanbul Grand Prix'inden sonraki ilk zaferi oldu. Yarışta kürsüye ikinci olarak çıkan isim ise Kubica oldu. Renault sürücüsü Robert Kubica, yarışa 9. sırada başlamasına rağmen, tıpkı Button gibi doğru strateji ile yarışınca, 2. olarak bitirdi yarışı. İlk yarışı 2. olarak bitiren ve 20 puanı hanesine yazdıran Massa, bu yarışta da kürsüye çıkan son isim oldu ve 15 puanı hanesine yazdırmayı başardı. Efsane ise bu yarıştan puan alan son isim oldu. Schumi yarışı 10. sırada tamamlamayı son anda başararak 1 puanı hanesine yazdırdı. Kutluyoruz.. Yarışa pole pozisyonda başlayan ve 27 tur da lider olarak devam eden Vettel'e gelirsek, yaşadığı fren problemi neticesinde, pist dışına çıktı ve geri dönemedi. Gelecek hafta yani 4 Nisan'da da Kuala Lumpur'da sezonun 3. yarışı koşulacak. Efendim son olarak yarıştaki sıralamayı da ekler Melbourne'den ayrılırım;

1. Button McLaren-Mercedes
2. Kubica Renault
3. Massa Ferrari
4. Alonso Ferrari
5. Rosberg Mercedes
6. Hamilton McLaren-Mercedes
7. Liuzzi Force India-Mercedes
8. Barrichello Williams-Cosworth
9. Webber Red Bull-Renault
10. Schumacher Mercedes
11. Alguersuari Toro Rosso-Ferrari
12. De la Rosa Sauber-Ferrari
13. Kovalainen Lotus-Cosworth
14. Chandhok HRT-Cosworth

28 Mart 2010 Pazar

Orta Sahası Olmayan Takım {Galatasaray:0-1:Fenerbahçe}

Galatasaray'ın orta sahası yok. Bu bariz şekilde ortada. Aslında Rijkaard'ın sisteminde bu orta sahaya yer yok demek lazım. Ama Rijkaard'ın da mevcut kadroya göre bir sistem yaratmak yerine, kendi sistemine futbolcuların uymasını istemesi nedeniyle beklenen, hayal edilen futbol bu sezon oynanamayacak. Bana sorarsanız Rijkaard sisteminden geri adım atmayarak doğru olanı yapıyor. Bu sayede takımda gelecek sezon iş bulamayacak futbolcuları görmüş oluyoruz. Rijkaard'ın gelmesinden önce Mehmet Topal, Ayhan Akman, Barış Özbek gibi oyuncular iyi gibi görünen isimlerdi. En azından teknik adamların bu futbolculardan vazgeçmemesi ile bunları söyleyebiliriz. Mustafa Sarp'ın ise sezon başında yakaladığı çıkışla bir anda kahraman etkisi yarattığını ama sezonun geri kalanında düşüşünü gördük. Şimdi iki tane soru işareti oluşuyor. Birincisi Elano da mı yetersiz bir futbolcu, ya da Elano'nun yanında oynadığı orta saha futbolcularına bakarsak Elano da bir yere kadar mı.

Bence her ikisi. Elano'nun Brezilya'da gösterdiği performansa bakınca yanında oynayan iyi isimlerle neler yapacağı ortada. Ama yıldız olarak gelen futbolcunun yanında kim oynarsa oynasın fark yaratması gerekiyor. Arda Turan sezon başında orta sahada oynuyorken bu farkı yaratıyordu. Kariyerinin en iyi dönemine sezon başında orta sahada oynadığı maçlarda ulaştı. Ne zaman Elano geldi ve sistem içerisinde dengeler bozuldu. Elano şu futboluyla geçtiğimiz sezonki Meira tadını bizlere veriyor. Yani ben kaliteli futbolcuyum, yanına iyi futbolcular koyarsanız değerimi anlarım dedirtiyor ama geçtiğimiz sezon Meira'ya gelen teklif gibi bir durum yaşanırsa bir anda Elano'ya veda edebiliriz.

Girizgâhı Galatasaray'ın orta sahası ile yaptık. Çünkü Galatasaray'ın zaafı orası. Fenerbahçe'nin ise zaaf duyduğu nokta kanat oyuncularının göstereceği performanstı. Hangi takım diğer takımın zaafını iyi işlerse maçı kazanma adına bir adım öne geçecekti. Maç öncesi yorumlarımda ısrarla Galatasaray'ın ilk 20 dakikada gol bulamazsa sıkıntı yaşayacağını, maçın 0-0 gitmesi durumunda ise ibrenin Fenerbahçe'nin galibiyeti yönüne döneceğini söylemiştim. Selçuk Şahin ve Mehmet Topuz orta sahası bariz şekilde Galatasaray'a üstünlük sağladı. Fenerbahçe'nin hücumlarına bakarsak rahatlıklar orta sahayı geçtiklerini, ön alanda baskıdan çabuk kurtulduklarını görebiliriz. Ama Emre Belözoğlu'nun olmaması Alex'i biraz daha geriye çekti ve pozisyon bulmakta sıkıntılar yaşandı. İyi bir Emre Belözoğlu ile beraber maçın rengi çok daha farklı olabilirdi.

Galatasaray ise ön alanda yaptığı baskı sonucu toplar kaptı, hızlı oynamaya çalıştı ama orta sahanın bas becerisinin sıfırın altında olması neticesinde hücum verimliliğinden söz etmek mümkün olmuyor. Bunun yanında Fenerbahçe'nin zayıf noktası olarak baktığım kanat performansında ise özellikle savunma tarafında iyi durması Galatasaray'ın elini kolunu bağladı. Giovani çok fazla boş alan bulamadı, maç ilerledikçe futbolu geriye gitti. Keita iyi gibi göründü, çalımları falan vardı ama bildiğimiz Keita görüntüsünden uzaktı. Özer Hurmacı'nın savunma etkisine pek artı puan vermesem bile Andre Santos, Vederson ve Gökhan Gönül'ün bu konuda çok başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Rijkaard'ın bir diğer yanlışı ise risk alıp Mehmet Topal & Arda değişimini yapması oldu. Aslında galibiyet için risk alması güzel ama Arda'nın hazır olmadığı ortada. Zaten hazır olmadığı için bu maçta ilk 11 başlamadı. Böyle bir değişiklik olunca zaten orta sahada üstün olan taraf Fenerbahçe idi ve bu üstünlük çok daha fazla arttı. Savunma anlamında da orta saha kalesi düşünce Selçuk Şahin'in boş pozisyonda sürpriz şutunda harika bir gol izledik. Aynı şekilde hücumda etkili olan, rakip savunmanın dengesini bozan zinde bir Jo'yu çıkarıp Baros'u oyuna sokmanın da mantığını çözemedim. Baros oyun yapısı itibariyle daha tahrip edici bir futbolcu olmasına rağmen hazır olmadığını rakip savunma arasında kaybolunca görmüş olduk.

Genel olarak akıllı oynayanın, sabredenin kazandığı bir maç izledik. Galatasaray hücum yapmak isteyen taraftı ama Fenerbahçe rakibin zayıf noktalarını iyi analiz edip, güçlü olduğu noktayı yavaşlatmayı başarınca galibiyete ulaştı. Bu saatten sonra 7'de 7 yaparız falan hiç demeye gerek yok, çünkü bu oyuncu yapısı bizi şampiyonluğa götürmez. Kendi sahanda Fenerbahçe'yi yenemedikten sonra nasıl 7'de 7'nin peşine düşeceksin. Fenerbahçe ise galibiyetle üzerinde oluşan ölü toprağını attı, şampiyonluk mesajını vermiş oldu. Tabii bu ligde daha çok puan kayıpları yaşanacaktır ama Galatasaray adına malesef pek umudum kalmadı.
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir