30 Haziran 2016 Perşembe

Jem Karacan ve Umut Gündoğan'a Kalan Orta Saha Rotasyonu, En Azından Bugün İçin


Gidenleri konuşuyoruz. Bilal Kısa, Emre Çolak, Furkan Özçal ve Jose Rodriguez gibi. Dzemaili'nin de kalmayacağı hemen hemen belli, Donk'u tutmak istemiyorlar derken ortaya çıkan tablo şu. Galatasaray'ın şu an elinde kalan tek orta saha Selçuk İnan. Tabii Jem Karacan, Umut Gündoğan'ları saymıyorsak.

Geçen sezonun en sıkıntılı pozisyonuydu, buna herkes katılır. Forvet desek değil, Galatasaray'ın gol sorunu yoktu, forvet sıkıntısı çok büyük olmasına rağmen. İsim isim bakıldığında stoper konusu da büyük sıkıntı değildi ama Galatasaray'ın tutamaması en büyük meselesiydi. Bunda da orta sahanın yapısı en büyük faktör oldu. İyi bir defansif orta saha bulamadık, kimine göre yeni Melo'yu ama Melo kalmış olsaydı da (ilerleyen yaşlar itibariyle) bu sorun belki böyle olmayacaktı ama mutlaka yaşanacaktı.

Selçuk İnan'ın düşen temposundan bahsediyoruz, doğaldır da. Yaşlar ilerliyor dediğim gibi, eski hareketliliği yakalamak zor ama Selçuk İnan gibi bir isimden de vazgeçemiyoruz. Dolayısıyla ona nefes aldıracak bir orta saha rotasyonu kurulmak zorunda. Nasıl oynayacağımızı da bilmiyorum, üçlü orta saha mı, 4-2-3-1 mi? 4-2-3-1 devam ediyorsa Selçuk İnan'ın yanındaki isim amansız tempolu ve agresif olmak zorunda. Üçlü orta saha ise Selçuk İnan'ı orta sahanın en gerisinde kullanıp, etrafını ise iki tempolu ama oyunun iki yönünü oynayacak isimle kullanmalı.

Mesele bununla kalmıyor, 6 numara bulduk diyelim. Bu isimlerin alternatifi de yok elde. Orta saha rotasyonu boşaldı, kimse kalmadı hatta. Selçuk İnan'a da alternatif bulmalı, 6 numaranın üzerine bir 6 numara daha gelmeli. Hatta o rotasyonu dolduracak +1 isim daha. Yoksa Jem Karacan ve Umut Gündoğan'a kalıyor iş ya da Salih Dursun'un orta saha oynayabilmesine. Tehlikenin farkında mısınız bilmiyorum ama kadroyu boşaltırken dahi plansız ve programsız hareket ediyoruz. 

Dembele'nin Celtic'e Gidişi Acı, Reyes'in Espanyol'a İmzası İse Mutluluk Verici


Transfer için bir iyi bir de kötü haber var diyelim. Kötü olan, Moussa Dembele'nin Celtic'e imza atmış olması. Bonservisi olmayan, çok değerli bir potansiyeli imza ücreti uğruna kaçırmamız. Onu da geçtim, diğer istenen forvetlerin maliyetine bakınca da Dembele'yi kaçırmanın büyük bir iş bilmezlik olduğunu düşünüyorum. Celtic'e bizim önerdiğimiz ücretin ve imza parasının çok daha altına da imza attığına eminim. Gelişmek için doğru adreslerden birine gitti ama peşinde Tottenham, Liverpool, West Ham gibi takımlar var diye konuşurken bu hamle imkansıza yakın diyordum, Celtic'e gittiğini görünce de faturayı Galatasaray yönetimine çıkarabilirim. Celtic de 2-3 sene içerisinde kendisinden +10 milyon'lar kazandığında zaten bu konuyu tekrar hatırlayacağız. Gerçi Galatasaray'dan ilk giden isimlerin Jose Rodriguez vari ilerisi için düşünülen futbolcular olduğunu düşününce iyi ki de gelmemiş, Dembele açısından bakınca.


İyi haber ise Reyes'in Espanyol'a attığı imza. İnanın korkuyordum, Galatasaray'a alakasız bir rakam üzerinden imza atacak diye. 32 yaşında, son büyük kontratını arayan bir futbolcuydu. Dış basında da adı sık sık Galatasaray'la anıldığı için bu hamle üzerinde konuşuyorduk ama gerçekleşmemiş olması mutluluk verici. Kanat desek eldeki rotasyon içerisinde Reyes zaten mantıksız, forvet düşünsek yine anlamsız olacaktı, sahte 9 tarzında Podolski gibi bir isim vardı zaten. Galatasaray'a kıyısından, köşesinden uymayacak bir hamleydi ki Espanyol'a imza atmasına sevindim. Galatasaray'a gelmiş olsa 2-3 yıllık sözleşmelerden 3 milyon avro'luk ücretleri konuşuyor olacaktık..

29 Haziran 2016 Çarşamba

Neden 50 Bin Avro, Neden 0 Değil Ya da 50 Bin İle 0 Arasındaki Fark?


Galatasaray yönetimi ve iş bilmezlikleri listesine eklediğimiz bir madde de Emre Can Coşkun'un Göztepe'ye satışı. Sadece 50 bin avro'dan Göztepe'ye satıldı kendisi, öncelikle futbolcu için hayırlısı olsun. Uzun zamandır PTT 1.Lig'de ve kariyeri bu ligden kaynaklı gelişti, ligin de aranan isimlerden biri oldu. Denizlispor, Alanyaspor ve Giresunspor performansları hiç de kötü değildi, genç yaşında böyle bir kariyer yapmış bir ismi ise sadece 50 bin avro'ya satmak büyük hayal kırıklığı. Maalesef şöyle bir algı oluştu, kadrodan gönderelim de nasıl giderlerse gitsinler. Gidenler de hep en az kazanan ve çoğunlukla genç isimler, yine ekliyorum. Gitmesi gerekenler hala takımda. Emre Can Coşkun'un gidişine lafım yok, Galatasaray'ın bu stoper rotasyonunda zaten şansı yoktu ama yine kiralanabilirdi, daha yüksek bir rakam olabilirdi ya da geri alma ücreti eklenebilirdi. En olmadı sonraki satıştan pay, hiçbiri yok. Sadece 50 bin avro. Düşünüyorum da neden 50 bin avro, neden 0 değil, 0 ile 50 bin avro arasındaki fark nedir? Biz sıradan insanlar için elbette büyük para ama Galatasaray'ı düşününce sıradan bir futbolcunun iki maç başı ücreti bile değil..

Jose Rodriguez Mainz'da


Beklediğimiz gibi, Jose Rodriguez'in Mainz'a transfer açıklandı. 2.145 milyon avro'luk bir bonservis var ve bu paranın da yüzde 30'u Real Madrid'e gidecek. Yani Galatasaray'a kalan rakam 1.7 milyon avro. Futbolcunun da bonservissiz olarak transfer edildiğini düşünürsek ilk etapta kazançlı bir iş gibi görünüyor ama tekrarlıyorum. İlk gidenler daima daha az kazananlar ve gitmesi gereken asıl isimler hala takımdalar.

Doğru futbolcuyu transfer ettiğinizde de zarar etme şansınız yok, daha önce de yazmıştım. İyi bir potansiyeldi, değerlendiremedik. Nedeni de onu yanlış pozisyonda kullanmak, kendisinden 4-2-3-1'in defansif orta sahasını yaratmayı denedik ama Jose Rodriguez'in iyi özellikleri olan topla dikine çıkması ve kilit pas özelliğini elinden aldık. Bizim yarı sahamızda pas yaparken, daha doğrusu pas hatası yaparken izliyorduk, sonrasında da tribün tepkisi derken kendisini tamamen kaybettik. Antalyaspor maçını hatırlayın, yuhalandığı dakikada attırdığı bir gol vardı. İşte o Jose Rodriguez'in potansiyeli.

Sezona iyi başladı, devamını getiremedi. Hamza Hamzaoğlu bir anlamda kendi kazandığı ismi yine hiç etti. Bruma'da da yaşadığımız gibi, üstüne gitmedi. Rizespor deplasmanıyla da (Selçuk İnan'ın yerine oyuna girdiğinde) kırılma noktasını yaşadı ve bir daha toparlanamadı. Yine de ilk gitmesi gereken isim değildi, Jose Rodriguez'e kadar sayacağımız isimler vardı ama burada da tutunamazdı, daha önemlisi böyle bir teklifi reddetme lüksümüz yoktu. Bir anlamda Rodallega'nın parası çıktı diyelim.

Mainz ve Bundesliga onun için doğru yer, potansiyelini göstermesi için en doğru takımlardan birine gitti. Martin Schmidt onu ısrarla istedi ve transferini bitirdi. Sırada da Koray Günter var diyorlar, Mainz'in ona karşı da ilgisi mevcut. Dediğim gibi, böyle bir teklifi reddetme lüksümüz yoktu ama bundan 2-3 sene sonra Jose Rodriguez'in gelebileceği olası nokta sonrasında da "ah, vah" çekmek olası.

Galatasaray'ın da elinde orta saha kalmadı burada, Bilal Kısa, Emre Çolak ve Jose Rodriguez gitti. Donk'u da gitti gözüyle görüyorum, yazacağımız tek isim Selçuk İnan ki onun da alternatifi yok. 6 numara için ise ne bir 6 numara ne de alternatif olarak bakacağımız isim var. Zaten eksik olan orta saha rotasyonu iyice boşalmış durumda..

28 Haziran 2016 Salı

Galatasaray'ın Sağ Bek Mezarlığı


Riekerink'in birçok övdüğüm noktası var, biri hariç. Nedense Linnes'i bir türlü güvenemedi ve formayı ona emanet edemedi. Koray Günter'i beke çektiğini gördük, Sabri Sarıoğlu oynadı, Semih Kaya için ise sağ bekte ısrar etti. Semih Kaya'yı sağ bekte denemek iyi hareketti ama Linnes gibi bir isim kazanılmalıydı, umarım bu kamp döneminde başarır. Konu o değil gerçi, Linnes'in varlığına rağmen Riekerink'in bir sağ bek isteği var, üstelik 11 için, alternatif düşünmüyor. Serdar Aziz hamlesi sonrası Semih Kaya'yı da daha sık sağ bek izleriz derken aklıma Galatasaray'daki sağ bek çöplüğü geldi. Tehlikenin farkında mısınız bilmem ama Tarık Çamdal hala gitmedi, Salih Dursun ise geri dönüyor. Galatasaray zamanında kimleri almış, kimlere ne para vermiş söylemleri bir yana, güne bakınca sağ bek konusu büyük bir mezarlık. Sabri Sarıoğlu da takımda kalabilir üstelik, tüm yollar ona çıkarken Linnes konusunda daha çok dövüneceğiz gibi..

Sercan Yıldırım & Furkan Özçal, İlk Ayrılanlar En Az Kazananlar


Bilal Kısa'nın ismini görünce takas yoluyla takımdan ayrılan diğer isimlerin üzerine yoğunlaşamadık ama çok da üzerinde durulması gereken isimler değiller zaten. Sercan Yıldırım ve Furkan Özçal'ın takımda kalma ihtimalleri inanın çok azdı ama burada konuşulması gereken politika. Takımdan alakasız paralar kazanan birçok futbolcu var ama ilk gönderilenler kulübün en az kazananları. Bilal Kısa, Emre Çolak diye başlar liste (daha fazla forma şansı buldukları için), Sercan Yıldırım'lara doğru da ilerler.

Şu sorulabilir, takımda 3. forvet olarak Umut Bulut olacağına Sercan Yıldırım olamaz mıydı? Elbette biliyorum, zamanında Balıkesirspor formasıyla Galatasaray maçında yaşananları. O hadise olmasa zaten geçen sezon takımda kalacaktı ama anlatmak istediğim şu, bu nasıl bir politika? En az kazanan isimler ilk gidenler olurken gitmesi gereken asıl isimlerin ısrarla takımda kalması ve onları göndermek adına gösterilmeyen çaba.

Sercan Yıldırım'a dönelim, Hamza Hamzaoğlu kendisinden bir şekilde katkı almasını biliyor. Galatasaray'da da denemişti bunu, Bursaspor'da ise bana göre bu kazanımı yaptı. Sakatlık dönemi olmasaydı Milli Takım adına dahi bir ihtimal belirmişti. Geç de olsa toparladı, özellikle kafa olarak. Dip noktasına doğru ilerliyordu çünkü, Sivasspor ve Şanlıurfaspor maceralarıyla. Balıkesirspor dönemi yeniden uyanması, Bursaspor'la da belki eski potansiyelinden uzaklarda ama iyi bir Süper Lig futbolcusu oldu. Hoca da dilinden anlıyor derken Bursaspor'da kalması onun adına yararlı. 

Yetenekli de, inkar edemeyiz. Teknik, patlayıcı gücü olan bir isim. Atıyor, attırıyor artık, oyun içerisinde de etki ediyor, çok fazla kopukluklar yaşamadan. Deniz Yılmaz misali Hamza Hoca'nın kazanımlarından diyebiliriz. 

Aslında Galatasaray kariyeri de kötü başlamamıştı. Baros & Elmander ikilisinin ardında ilk alternatif oydu ve sonradan oyuna girip gösterdiği olumlu performanslar da vardı. Galatasaray adına ya tutarsa gibisinden bir (yabancı kontenjanı) kaynaklı yatırımdı, ilk etapta iyi gitti ama sonrasında kayboldu. Şike sürecinde adı geçmişti bir ara, forma giyemediği 3-4 hafta var. Sonrası kayıp zaten, Necati Ateş de geldikten sonra 18'e dahi giremedi, sonrasında da Burak Yılmaz'lar derken kiralanma süreci başladı. Geri hikayeyi de biliyorsunuz zaten.


Furkan Özçal transferini ise anlamamıştım. 2012-2013 sezonu yaz döneminin son gün transferiydi. Bonservisi yoktu, çok büyük de bir yetenek değildi. O sezon da şans bulamadı, sonra kiralık günler derken Prandelli kendisini beğeniyordu ama. Aklıma hep o gelir, takımda tutmuştu. Belki çok süre veremedi ama 18'de bulundurduğu bir isimdi. Prandelli sonrasında ise Hamza Hamzaoğlu'nun takımdan ilk gönderdiği isimlerden oldu, biten sezonu da Kayserispor'da kiralık olarak geçirdi. Döndüğünde de takımda kalması imkansız olduğundan gidişi olumsuz değil.

Anlamadığım nokta ise Furkan Özçal'ı Bursaspor'a istemiş olması. Galatasaray'dan göndermişti oysa, şimdi Bursaspor'a hem de Jem Karacan'ın yerine aldırıyor. Furkan Özçal da Süper Lig'in aranan isimlerinden, orta sahada Anadolu takımları açısından iyi bir ilaç, mücadele özelliği, dikine oynamayı düşünmesi ve şut özelliğiyle ama Bursaspor'un onu düşünmesi garip. Kayserispor'da iyiydi, küme düşmemesi mücadelesi verirken de katkısı büyük oldu ama bence ötesi yok. Şu an ötesini başarmış durumda. 

Hakkını Verdiği Sezon İçin Hakkını Helal Etsin, Biz Bilal Kısa'nın Hakkını Veremedik


Biten sezon Galatasaray adına kötü geçti, tarihin en kötü sezonlarından biriydi. O kötü sezon içinde de "iyi" diyebileceğimiz çok az an var ve o iyi anların içerisinde olan isim de Bilal Kısa. Üzüldüğüm bir ayrılık oldu, hak etmiyordu gitmeyi. Maaş, para gibi konuları konuşmak istemiyorum ama en azından bir transferin "takas" malzemesi olacak isimlerin sonlarında olması gerekirken ilk ayrılanlardan oldu.

Ön yargı neticesinde katıldı Galatasaray'a, Hamza Hamzaoğlu'nun politikasından kaynaklı ilk etapta çoğu kesim istemedi ve formayı giymeden ateşi hissetti. Hoca'nın da açıklamaları bunda etmen, iletişim konusunda kurban edeceği bir isim de Bilal Kısa olacaktı ki kendisini kısa zamanda gösterdi, ön yargıların çoğunu kırdı. Üstelik doğru pozisyonda da oynatamadık, Melo'nun yokluğunda Selçuk İnan'la birlikte taşımaya çalıştılar orta sahayı ve yaşına, oyun tarzına göre maç içerisinde kat ettiği mesafelere de bakınca çok önemli iş yaptı.

Bilal Kısa transfer olurken düşüncem şu yöndeydi, 60'dan sonra oyuna girer ve çilingirdir, çok kapı açar diyordum. Tekniği, şut özelliği, kilit pas yeteneği derken Sneijder adına iyi alternatif olacaktı ama Melo'nun yerine izlerken gördük. Bunu da iyi yaptı ama yaranamadı. Mustafa Denizli kendisini kesti, takımın tüm ayarını bozdu. Devamında Riekerink de çok düşünmedi ama yine de kenardan da olsa oyuna sokuyordu, alternatif anlamda değerlendiriyordu. O Emre Çolak'ı kazanmayı tercih etti mesela, Mustafa Denizli ise Chedjou'yu orta saha oynattı ama Bilal Kısa'ya yine bakmadı.

Şöyle bir istatistik var;
Bilal Kısa; 36 maç, 8 gol 5 asist, 2177 dakika
Umut Bulut: 46 maç, 7 gol 2 asist, 2699 dakika

Ama ilk giden Bilal Kısa oluyor işte, Umut Bulut'un kazandığının yarısını kazanmasına rağmen. Sercan Yıldırım, Furkan Özçal gibi isimleri göndererek kurtuluşu arıyorlar, oysa Tarık Çamdal, Olcan Adın diye uzayan bir liste var ki, işin içerisinden çıkılamıyor.

İsterse 45 yaşında olsun, aldığı sürenin hakkını veren bir isimdi, bu sebeple ayrılmasını istemezdim. Kimse üzerinde durmuyor ama boşalan bir orta saha rotasyonu da var, şimdi o pozisyonları yeni transferlerle doldurmayı deneyeceğiz ve bu işten kazanç mı sağlamış olduk. Bilal Kısa'ya Bursaspor'da başarılar, hakkını verdiği sezon için hakkını helal etsin..

27 Haziran 2016 Pazartesi

Jose Rodriguez & Mainz, Doğru Futbolcuyu Transfer Ettiğinizde Zarar Etme Şansınız Yok


Görünen o ki transfer için para kaynakları Telles, Dzemaili, Chedjou, hatta Sneijder gibi isimler. Telles ve Dzemaili'nin kesin olarak ayrılacağını düşünüyorum, Chedjou'nun da gitme ihtimali fazla ama Sneijder'in de satışı sürpriz olmazdı. Tabii tüm bunları mevcut yönetimin düşüncesi anlamında yazıyorum, bu benim görüşüm değil. 

Bu isimlerin yanına da sürpriz takviyeler olabilir, Jose Rodriguez gibi. Konuşmamız lazım, çünkü Mainz'e transferi için 2.5 milyon avro gibi bir bonservis konuşuluyor. Kim beklerdi, değil mi. Geçen sezonun en çok eleştirilen, beğenilmeyen futbolcularından biri. X bir takıma bedava kiralanmış olsa kimse sesini dahi çıkarmazdı, bu anlamda 2.5 milyon avro gibi bir rakam piyango. Ama bugün için, bundan 2-3 sene sonra ne düşünürüz, bu olay ne kadar piyangodur bilinmez.

Kendisini "hiç" ettik, bunu söyleyeyim. Potansiyelli bir futbolcu, inkar edemem. Sezona da iyi girmişti, Selçuk İnan'ın cezalı olduğu bir dönem vardı, Bilal Kısa'yla birlikte taşıdılar orta sahayı. Devamında yine şans buldu ama forma kendisinden kesildiğinde ise bir türlü toparlanamadı. Hamza Hamzaoğlu'nun var böyle hareketleri, önce kazanır ama sonrasında kazandırdığı futbolcuyu da kendisi unutturur. Bruma'da yapmıştı bunu, Jose Rodriguez de aynı örneklerden.

O forma şansı kendisinden uzaklaştığında da toparlanamadı bir daha, Rizespor deplasmanı onun adına da bir kırılma noktası. Sonrasında Mustafa Denizli ile de olmadı Riekerink'le de. Çok fazla hata yaptı, özellikle tehlikeli noktada yaptığı pas hataları bize acı son oldu. Ama sorulması gereken soru şu, biz bu adamı doğru yerde mi oynattık?

Bana sorarsanız Jose Rodriguez bir defansif orta saha değil, hele ki 4-2-3-1 gibi bir düzende orta saha ikilisinden biri hiç değil. Biz onu Melo alternatifi olarak gördük, hata da o noktada. Bence üçlü orta sahanın bir tamamlayıcısı, hatta hücuma daha yakın kullanılmalıydı. Deportivo'da sağ açık oynuyordu, hiç denemedik mesela. Dikine iyi çıkan, top kapma kabiliyeti de yüksek, kilit pas özelliği olan ama şut atmayı bilmeyen bir isim. Hiç şut denemez, bunu geliştiremedi. Kafa olarak çabuk dağıldı, toparlayamadı. Basit pas hataları çok ama potansiyel, bence yetenekli. Üzerine doğru bir teknik adamın gitmesi durumunda farklı şeyler olabilirdi.

Mainz'e transferi gerçekleşirse olur belki de, ilerleyen dönemde görürüz. Şu durumda da böyle bir para önerildiğinde satmama gibi bir lüksümüz olamaz. Bonservisi olmadan gelmişti, satışından da yüzde 70'lik pay Galatasaray'ın. Bu da demek oluyor ki doğru futbolcu, böyle isimleri aldığınızda zarar etme şansınız yok. Grooskreutz da böyleydi, Jose Rodriguez de böyle. Yaşlarından bağımsız..

Galatasaray'ın Forvet Gündemi, Rodallega'nın Yanına Kim?


Galatasaray'ın iki forvet birden alacağını düşünüyorum, Podolski de bu hatta destekleyici 3. isim olur. Soru şu ki bu iki isim kim olacak. Biri Rodallega diyebiliriz, artık herkesin konuştuğu bir durum. Rodallega'yı takviye edecek isim için ise yerli basından ziyade dış basının yazdığı isimler var. Florin Andone, Oumar Niasse, Moussa Dembele ya da Denis Alibec gibi.

Olası forvet rotasyonu üzerine daha önce de yazmıştım ama ekleyeyim, yeni sezonda hangi formasyonu kullanacağımız burada mühim olan. Sneijder'in varlığında 4-2-3-1 kesin, bu yüzden elinizde iki iyi forvetin olması, bu isimleri de ya Emre Güral ya da Podolski destekli üçlemek işimizi görür.  

Geçen sezonu hatırlamak dahi istemeyiz, olmayan bir rotasyonla yola çıkmıştık. Yaz dönemi konuşulmayan forvet kalmadı ama Burak Yılmaz, Umut Bulut ikilisinin "bence" üzerine doğru ismi almamak çok şey kaybettirdi. Mario Gomez'i izledik tüm sezon ya da biraz daha düşeyim, taraftarın isyan ettiği Niasse. Burak Yılmaz'a güvendik, uzun sakatlık derken Umut Bulut'a kaldık, daha kötüsü kulübede forvet alternatifi bile bulamadık. Neyse ki Riekerink'in Podolski'den sahte 9 yapması sezonun sonuna doğru Galatasaray'ı biraz rayına soktu.

Rodallega'yı daha önce yazmıştım, isteyenler tekrar okuyabilir; 

Diğer isimler için ise çok fazla yorum yapamam, daha yakından takip etmek lazım ama bildiğim ve tanıyan arkadaşlarıma sorup öğrendiğim kadarını kısaca yazayım. Niasse'yi tanıyoruz gerçi, hızlı ve bitirici bir futbolcu. Hareketli oyunu sever, mücadele eder. Bu sezon Lokomotiv Moskova ile müthiş bir çıkış yakalayıp inanılmaz bir paraya Everton'a gitti ama yaşattığı hayal kırıklığı da ödenen bonservis dahilinde büyük oldu. Bu yüzden kiralamak mümkün, bir ihtimal.

Moussa Dembele içlerindeki en potansiyelli isim. 20 yaşında, sözleşmesi olmayan ama talibi de bol bir isim. Geleceği büyük ki Liverpool, West Ham gibi takımlar hakkında konuşuluyordu. Zor yani ama imkansız değil, uğraşmak gerekli. 

Florin Andone ise dış basında en çok adı geçen futbolcu. 23 yaşında, geçtiğimiz sezonu İspanya'nın 2. Ligi'nde geçiren ama bu ligi de süpüren bir isim. İyi bir bitirici, mücadele gücü olan, ön alanda hareketli, Rumen ama altyapısını İspanya'da almış bir isim. 1 milyon avro'dan 5 yıllık anlaşıldığı söylense de yüksek bonservisler konuşuluyor, bu anlamda zor olabilir. Geçen sezon 36 maçta 21 gol 7 asisti var. Tam bir kumar hamlesi, Galatasaray'ın böyle bir lüksü var mı bilinmez derdim ama Serdar Aziz hamlesinde gördük ki varmış. Ona bu bonservisi verene kadar Dembele'ye imza parası verilemez mi, elbette verilir. Bu rakamlara yeni Stancu olabilir mi, mümkün. Tutarsa başarı ama tutmazsa zarar büyük.

Denis Alibec ise Konyaspor'la anlaştığı söylenen bir isimdi ama sonrasında olmadı. Menajerinin Becali olması ve son zamanlarda Becali'nin buralarda volta atması ihtimal yaratıyor. Onu da Euro 2016'da izledik, Pivot özellikli, sırtı dönük de oynayabilen, teknik bir isim ama yeterliliği tartışılır. Böyle bir isme ihtiyaç var gerçi, elimizde olmayan bir tarz ama alternatif anlamda düşünülebilir belki de. Geçen sezonu 33 maçta 19 gol 14 asist, Romanya Ligi'nde. Golden ziyade asist rakamları çok etkileyici.

Özlemişiz de Podolski'yi


Podolski de gün itibariyle Euro 2016'da boy göstermiş oldu. Tabii kendisi açısından tarihi bir gün. 2004, 2008, 2012 ve 2016 Avrupa Şampiyona'larında boy göstererek 4 farklı Avrupa Şampiyonasında forma giyen 3. Alman futbolcu oldu. Belki az süre buluyor ama Löw'ün vazgeçilmezdi, daima kadrosunda tuttuğu bir isim. Oyuna girdiğinde de etki etti, gole çok yaklaştığı anlar oldu. Galatasaray kendisine iyi geldi, özlemişiz de Podolski'yi..

26 Haziran 2016 Pazar

Alakasız Rakamlar, Onun Yaratacağı Anlamsız Beklenti


Serdar Aziz için üzüldüğümü daha önce dile getirdim, çünkü öylesine alakasız paraları konuştuk ki ister istemez baskı futbolcunun üzerinde. Olası başarısızlıkta en büyük tepkiyi de o yiyecek, en büyük eleştiriler de ona gelecek. Bu parayı verdiğiniz dakika beklenti çizginizi çok yükseğe koymuş oldunuz. Serdar Aziz'i sever ve beğenirim yoksa, benim için iyi bir futbolcu ama böyle alakasız rakamlara alınacak bir isim değildi.  Düşünülen transfer bütçesinin Serdar Aziz için harcandığı söyleniyor, 4.5 milyon avro'luk bonservis büyük yük ki yabancı kontenjanın ölümüne açık ve sen bir yerli için bu parayı verdin. Sözleşme detaylarına bakıyorum, 2 milyon avro yıllık, hepsinin ötesinde ise maç başı ücretleri düzenliyorum derken Linnes, Donk transferlerinde uyguladığın iyi uygulamayı bozdun. Beraberlik için bile para veriyorsun, koca Galatasaray'ın düştüğü hal yani. Chedjou'yu satsan ve yerini Serdar Aziz ile doldurmak istiyorum desen bu da diğer hata olacak, böyle bir hamle de bekliyorum. Yani, Serdar Aziz daha futbolunu oynamadan konuşulmaya başlandı. Üstelik olumsuzlar üzerine, umarım aksi olur ve Serdar Aziz müthiş işler yapar ama sırtına büyük bir yük yükledik..

Telles, Porto ve Galatasaray, Bu İşin Üç Kazananı Olur


Görünen bir çok şey var. Bruma'nın takımda kalması ve Telles & Dzemaili'nin gitmek istemesi gibi. Ya da Riekerink'le yola devam edilmesi, yardımcılığına Ayhan Akman'ın getirilip, Taffarel'in de kalması. O kadar plansız ve programsız devam ediyoruz ki her an her şey olabiliyor, her saniye farklı bir sürprizle karşılaşmak mümkün ki bu sürprizler de genelde kötü anlamda gerçekleşiyor.

Telles konusu çetrefilli tabii, yönetimin yeni sezon transfer harekatı için bir numaralı para kaynağı gibi görünüyor. Porto'nun da ciddi bir teklifi var, 6 milyon'lara dayanan ama Galatasaray'ın isteği en az 8 milyon avro. İşin ucunda takas ihtimali de var ama Galatasaray buna yanaşmıyor derken pazarlık devam ediyor. Kesin olan ise Telles'in kalmak istememesi ve bu teklifin büyük piyango olduğu. Porto'nun mutlaka Telles haricinde bir b planı vardır, çok da zorlamamak gerekiyor. Böyle bir talip yakalamak çok zor.

Carole şu an benim için çok daha sağlam oyuncu ve onun varlığında Telles'in satışı doğal. Telles kalmış olsa da ortaya müthiş bir sol bek rotasyonu çıkacaktı ama sadece lig derken bu rotasyonun da lüks kaldığı yerler var. Dediğim gibi, Carole şu an için benim gözümde daha sağlam ve garanti isim ama Telles'in potansiyelinin de sınırı yok. Bu anlamda Carole'nin çok önünde ki Porto'nun bu teklifi de çok şeyi açıklıyor. Telles belki de kendisi için en doğru adrese gidecek.

Inter dönemi hayal kırıklığı, orası kesin. Galatasaray döneminde ise iyi ve kötü olduğu, başkalaştığı zamanlar var. Hücum beki olarak geldi, Gremio'da duran toplara kadar kullanan, sol ayağını müthiş kullanan, teknik bir isimdi. İlk maçlarında da bu yönü çok gördük, sonrasını toparlayamadı, uyum dönemini iyi aşamadı. Hamza Hamzaoğlu döneminde ise savunma bekine dönüştü sanki, savunması güçlendi, kademe özelliği çok yükseldi, hücumdan öte savunma performansıyla konuştuk. Inter döneminde savunması eleştirildi ama o lige uyum sağlayamadı. Savunması yok diyen büyük hata yapar.

Şimdi de önünde Porto fırsatı olabilir, yeniden hücum beki olduğunu hatırlar, onlar açısından da büyük yatırım olur. Porto'nun bu paraları kolay harcadığını görmeyiz, peşinde oldukları genç isimlerde mutlaka bir potansiyel, gördükleri ışık vardır. Her iki taraf açısından da hayırlı olur ve Porto'dan da alınabilecek isimler varken, Galatasaray'ın takas konusuna neden bu kadar soğuk olduğunu anlamıyorum.

24 Haziran 2016 Cuma

Galatasaray & Rodallega, Hızlı Ama Daha Önemlisi Güçlü


Eto'o için gelsin derken Rodallega için burun kıvırmak büyük hata olur. Geçen sezon forvetleriyle öne çıkan ligimizin en değerli forvetlerinden biriydi. Akhisar Belediyesi'nin kısır bir takım olduğunu düşünüyorum, hücum anlamında tamamen Rodallega'nın sırtında olan bir düzen vardı ve o da takımı taşıdı. Transferi gerçekleşirse daha detaylı yazarız ama Galatasaray'da başarılı olması yüksek, hatta başarı garantili dediğim bir isim kendisi. Tabii alternatifin de yaratılması durumunda, tek başına Rodallega da belki bir şey ifade etmeyecek. Hızlı, hızından daha önemlisi de güçlü. Yıkılmıyor, sırtına savunmacıyı alıp onu da sürükleyebiliyor. İyi bir bitirici, aynı zamanda mesafe tanımıyor ve şu özelliği yüksek. Tekniği, pas özelliği tartışılır ve Akhisar onun üzerine oynuyordu, Galatasaray'da ise en önemli plan o olmayacak. Bu iyi de olabilir kötü de, görmek lazım. Paylaşım olursa belki daha rahatlayacak ama tek hedef o olmadığında da belki kaybolup gidecek. Mutlaka çok daha farklı oynamak ve mevcut görüntünün de üzerine çıkmak zorunda. Komple forvet diyebileceğimiz bir isim, her özellikten kendisinde mevcut. Daha önemlisi Sneijder'in koşturabileceği, etkileşime rahat geçeceği bir tarzı var. Belki iyi bir duvar olmayacak ama akan oyunda büyük yarar sağlayacak. Benim çok beğendiğim, kaliteli bir isim. Yaşı 30 ama Fenerbahçe'nin Webo'yu kaç yaşında aldığını ve sağladığı katkıyı hatırlayınca Roldallega da buna yakın bir iş. Umarım gerçekleşir..

Her İhtimali Yazdım Ama Bir Tek Riekerink Kalmıştı


Galatasaray'la adı geçen neredeyse her teknik adamla ilgili blogda bir yazı yazdım veya o ismi daha iyi tanıyan arkadaşlarımdan rica ettim. Yazmadığım tek isim ise Riekerink kaldı. Daha doğrusu kendisi hakkında yazdığım yazılar var ama yeni sezon adına Riekerink ihtimali üzerine hiç konuşmadık ki görülen üzere Fatih Terim'in olmaması durumunda yeni sezonda Riekerink'i izleyeceğiz.

Geçen sezonu başarıyla bitirdi, bunu kimse inkar edemez. Kafa olarak enkaz olmuş, hatta neredeyse futbolu unutma noktasına gelmiş bir futbolcu topluluğunun başına en zor zamanda geldi. Sakatlık konusunu da ekleyince o tabloda başarı sağlamak inanın zordu. Takımı, futbolcuları tanımıyorsunuz, altyapı için gelmişsiniz ama 1 ay içinde kendinizi takımın teknik direktörü olarak bulmuşsunuz. Bu görevi kabul etmek ayrı, bu görevi kabul ederken de ekstra taleplerde bulunmamak apayrı.

Ateşten gömlek, olası başarısızlık sonrası taraftarın nefretini kazanmamız mümkün ve altyapıdaki görevinizi dahi tehlikeye atarsınız. Burası Türkiye çünkü, teknik direktör olmayan Taffarel'i dahi 2 maç takımın başında görünce tercihleri anlamında eleştirmeye başlamıştık. Riekerink ise sezonu tamamlamak adına geldi, üstelik Türkiye Kupası'nı kazanıp, Avrupa cezasını da 1 yılda tutma hedefiyle.

Önce takımı tanıdı, denedi, yanıldı, hemen hemen herkese şans verdi. Hataları da oldu bu süreçte ama zamanla taşlar oturdu. Futbol oynamayı hatırlattı, bir hedef doğrultusunda kenetlenmeyi sağladı, Türkiye Kupası'nı kazandı, sezonun sonuna doğru da keyif veren bir Galatasaray izliyorduk. Oyuncu değişiklikleri, daha doğrusu maç içerisinde oyunu okuma konusunda büyük hatalar gösterdi ama işi bu değildi, unutmamalı. Bu adam teknik direktör değil, ömrünü altyapılara adamış bir isim. 

İletişim gücü yüksek, karakterli, çok da güzel bir insan. Futbolcularla nasıl iletişime geçeceğini gerçekten iyi biliyor, buna çok kez tanıklık ettik. Başarısında da en büyük pay belki de bu özelliğinin. Ama koca sezondan bahsediyoruz, hedefler daha büyük olacak ve Riekerink'e diyeceğiz ki "yeni sezonu planla". Bu seviyede daha önce yapmadığı bir iş ve tablo geçen sezona asla benzemez. Korkum o ki olası başarısızlık sonrası Riekerink gibi bir ismi kaybetmek. Bu sevgi ortamı bir anda nefret ortamına dönebilir, bu Riekerink'i 2. kez ateşe atmak ama görev ona gelmesi durumunda da hoca bunu yine kabul edecek.

Bir anlamda da Galatasaray'da plan ve programsızlığın resmi. Altyapı yapılanması anlamında göreve getirdiğiniz antrenörden bir teknik direktör yaratmaya çalışıyorsunuz. Geçen sezon bu kumar tuttu, Riekerink herkesin beklediğinin ötesinde bir iş yaptı ama geçen sezonun havasına çok kapılmamak ve Rieekrink'i asıl işinde tutmak lazım. 

Yönetimin Sus Payı Projesi Olduğunu Düşünüyorum "Felipe Melo"


Çıkan haberlerin gerçeklik payı yüksek diye düşünüyorum. Hamit Altıntop'un yıllık 300 bin avro garanti ücret ve maç başılar üzerine uzatılması düşünülen sözleşmesini düşünerek, Melo'nun da geri döndürülmek istemesi doğal. Olası hamleler değil, daha doğrusu olmaması gereken adımlar ama yeni isimler yerine bizler olduğumuz yerde sekmeyi tercih ettiğimizden ya ligimize bakıyoruz ya da eskilerimize.

Felipe Melo'nun bu takıma emeği, katkısı büyük. Galatasaray'da oynadığı her dönem büyük fark yaratmış, takımın ateşleyici gücü olmuş bir isim. Bunları kimse inkar edemez ve her Galatasaraylı da Melo'ya en azından oyun anlamında saygı duyar. Mevzunun derinini bilmiyorum ama gitmeyi de kendisinin istediğini düşünüyorum. Kampa katılmamakta ısrar etti, katıldı ama ısrarla gitmek istedi, kontrat uzatıldı (sevr anlaşması tadında) buna rağmen gitmek önceliğiydi ve transferin son günü gitti. 

Yerini dolduramamak, ısrarla Melo'yu beklemek ve o boşluğu Bilal Kısa'larla geçiştirmeyi istemek teknik heyet ve yönetimin hatası, o ayrı nokta. Melo'yu da aradık, futbolundan öte ateşleyici gücüyle. Ruhu yoktu Galatasaray'ın, maalesef bu anlamda dibe çöktük. Ama tüm bunlar değil ki Melo geri dönmek zorunda anlamına gelsin. 

2 gün sonra 33 yaşına girecek ve geldiğinde de onu çok düşük ücrete getiremeyeceksiniz. Giderken önemli bir bonservis kazandırmıştı, şimdi bedavaya getirmek de mümkün ama hangi şartlarda. Ben şöyle düşündüm, 1 yıllık sözleşme ve 1.5 milyon avro yıllık ücret. Kabul ediyorsa gelsin, madem dönmeyi kendi istiyor, fedakarlık gerekecek. X oyuncuya şu kadar verildi, Melo için normal denilmesin boşuna. Maaş ortalaması üzerinden gitmiyorum, isim isim konuşuyorum ki bu konuda neler yazdığımı zaten takip edenler bilir.

Bir de teknik boyutu var, Selçuk İnan & Melo orta sahasını sanırım kimse hayal etmiyor. Etmemeli, facia bir görüntü olur, 4-2-3-1 üzerinden yürüyeceksek ki Sneijder'in varlığında bu mecburiyet. Mancini döneminde olduğu gibi sol kanatta Sneijder mantığı yürümez, çünkü Mancini yok. Selçuk İnan'ın artık beli dönmüyor derken Melo'nun düşen temposu es geçilemez. Bu ikiliyi yan yana zor görüyorum ama ancak şöyle olur. Selçuk İnan gider, Melo o pozisyona geçer ve yine bir tempolu 6 numara gerekir. Zor yani, ben saha içerisinde Selçuk İnan, Melo, Sneijder üçlüsüne yer bulamadım. 2012'de değiliz maalesef, 2016-2017 sezonuna giriyoruz ki Melo 33, Selçuk İnan 32 yaşında

Yönetimin bir "sus payı" projesi olduğunu düşünüyorum Melo için. Bence geri de dönecek ama zaman ne gösterir hep birlikte göreceğiz. Ortada plan, program ve teknik adam da olmadığını düşünerek yapılacak her şey mübah, şaşırtıcı değil..

23 Haziran 2016 Perşembe

Biz Bitti Demeden Bitti, Euro 2016 Bizim Adımıza Hayal Kırıklığı


24 takımla düzenlenen Avrupa Şampiyonası'na katılmak olağan bir durum olmalıydı ama imkansız bir noktadan öyle bir imkan yakaladık ki bunu efsanevi bir iş saydık. 24 takımlı şampiyonada da 16 takımın kalifiye olduğu ortamda bir üst tura yükselmek yine olağan bir durum olmalıyken öyle kötü başladık ve Çek maçında yaratılan imkanla bu durumu yine efsanevi bir iş saydık. Ortak nokta kendi göbeğimizi kesememek ama ayağa kalktığımızda da yürümek. Bu sefer olmadı ama, biz bitti demedik ama bitti. Kabul edelim ki başarısız bir turnuvaydı, hayal kırıklığı yarattık.

Avrupa Şampiyonası için çağrılan aday kadroyla başladı mevzu, planlamayı hatalı yaptık. Ömer Toprak gibi bir ismi dışarıda bırakma lüksümüz yoktu ama bıraktık, üstelik Gökhan Töre'yi de götürmediğimiz bir şampiyonada. Mehmet Topal'ı stopere yazdık, Hakan Çalhanoğlu'ndan kanat yaratmaya çalıştık, Arda Turan misali formsuz yıldızlarla uğraştık derken tüm taşlar yıkıldı, ta ki Çek maçına kadar. Hırvatistan maçındaki kötü görüntünün ardından İspanya karşısında da hemen hemen aynı 11'le başlamak hataydı ama Çek maçında 4-2-3-1'i en azından doğru kanat oyuncularıyla oynayınca heyecan yarattık, iyi bir galibiyetti ama kendi bağımızı kesemedik işte.

An itibariyle de İtalya neden rotasyon yaptı diyemem, elbette yapacak. Liderlik cepte, ceza, sakatlık ve yorgunluk gibi ihtimaller var. Turnuva uzun, 2. turlar öncesinde de aradıkları ortam. Kim böyle oynamaz ki? Bizim yapmamız gereken iyi başlamaktı ama bugüne kadar hangi turnuvaya iyi başladık? Yaşanan kaos ve sorunlar daha önce görülmeyen cinstendi, herkes umudu kesmişken ayağa kalkmak başarıydı. 2. turu görmemiz durumunda da yürüyebilirdik, üzüntüm bu yüzden.

Gelecek adına neler olacak, hep birlikte göreceğiz. Elimizde iyi ve genç bir malzeme var, gelecek adına da umutlanmamak için sebep yok. Bu futbolcuların kazanımı önemli, daha da önemlisi şampiyona sırasında çıkan sorunların önünü kesmek, kim hatalıysa cezalandırmak. Bir anlamda kendi kendimizi yedik, Milli forma altında konuşulacak son şey paradır ama biz sürekli bunu okuduk, para anlamında çıkan krizleri. Futbolu Çek maçından sonra konuşacaktık ki bu sefer nefes yetmedi işte, geçmiş olsun..

22 Haziran 2016 Çarşamba

Bunun Adı Fedakarlık Mı Oluyor?


Enteresan işler oluyor, bir ilginç durum da Hamit Altıntop cephesinde yaşandı. Yine çıkan haberler üzerine konuşuyorum ama bir süredir dillendirilen ama ciddiye almadığım bir durumdu. Demek ki doğruymuş, bu konuda haber sayısı arttı. Hamit Altıntop'un Galatasaray yönetimine bir teklif yaptığı söyleniyor, 0 yıllık ücret ve sadece maç başı üzerine Galatasaray'da kalmak istediği. 10. ve 20. maçları sonrasında da bonuslar varmış. Düşündüm de bu fedakarlık mı oluyor şimdi?

Twitter'da da anket açtım bunun üzerine, çıkan sonuç şaşırttı beni. Olaya olumlu ve olumsuz bakanlar hemen hemen eşit gibi ama olumlu bakanlar yarım adım da olsa öndeydi. Böyle bir duruma sıcak bakabiliyor yani taraftar, geçen sezonun ardından.

Kariyeri boyunca sakatlıklarla uğraşması ayrı nokta, Galatasaray bu transferi yaparken o riski (yabancı kontenjanını düşünerek) almak zorundaydı, kaliteli yerli anlamında. Hamit Altıntop'un da 4 yıllık Galatasaray kariyerinde oynadığı 2 sezon var, bence 2'sinde de katkı verdi. Özellikle Hamza Hamzaoğlu döneminde gelen şampiyonlukta ortaya karakter koydu, Melo'nun uzun sakatlığı sonrası bence daha iyi bile katkı verdi ve büyük pay sahiplerindendi. Zaten lider oyuncu, futbol aklı çok yüksek, kimse bunu inkar edemez.

Mesele şu, geçen sezonu 0 dakika ile geçirdi ama taraftar fedakarlık bekliyordu. Yapmayabilir, hakkıdır da ama yapsaydı herkesin gözünde çok büyüyecekti ve bugün böyle bir duruma herkes olumlu bakacaktı. Real Madrid'de yaptı çünkü, Galatasaray'da yapmaması meseleydi. Şimdi böyle bir teklif yapınca bunun adına fedakarlık mı diyor mesela, anlamadım. Ya da istediği teklifleri bulamadı, böyle bir yol mu buldu, inanın bilmiyorum. 

Bu saatten sonra katkı alabilir miyiz bilmiyorum, 33 yaşında ve geçen sezonu yok, sakatlık kurbanı ama lider adam işte, o ağırlığını takım içerisinde hissettirirse ne ala. Ama böyle bir durumdan önce Galatasaray'ın düşünmesi gereken o kadar çok şey var ki..

Serdar Aziz Galatasaray'da


Bonservis rakamını ya da takasta gidecek isimleri bilmiyorum, belki de bu yazıyı yazdıktan sonra açıklanacak. Ama bahsi geçen rakamlar ve gitmesi muhtemel futbolcular üzerinden gidelim, maalesef bu transferde konuşulacak ilk şey de "para" olacak. Serdar Aziz'den bağımsız bir durum ama bu anlamda en büyük tepkiyi de belki Serdar Aziz yiyecek. Hiç suçu yokken, bu durum tamamen bir yönetim hatası.

Beşiktaş bu transferi gerçekleştirir diye bekliyordum, Serdar Aziz'in altın dönemi Şenol Güneş ile. Öyle ki listesinde de ilk sıradaydı, Beşiktaş adına önemli stoperleri konuşmamıza rağmen. Tanıdığı, birlikte başardığı bir futbolcu ama Galatasaray'a transferini Şenol Güneş üzerinden yorumlayamayız. Maalesef ki bu transferi yorumlayacağımız bir Galatasaray teknik direktörü de olmadığı için ne desek bilemiyorum. Akıllara bir isim geliyor, Fatih Terim. Gelir mi bilemiyorum ama şöyle bir çıkarım var, teknik direktörü belli olmayan bir takım böylesine büyük bir yatırımı stoper için yapar mı? Söz konusu Dursun Özbek yönetimiyse her şey mümkün tabii.

Serdar Aziz için ödenildiği söylenen bonservise bakınca sorulacak diğer soru da, neden scout ekibi var üzerine. Bu paraya stoper için daha iddialı, hatta kaliteli isimler almak da mümkün. Ffp diyoruz, yüksek bonservis ödeyemeyiz, yıllık ücretleri ayarlamak lazım gibi konuları konuşuyoruz ama kimsenin beklemediği anda da böyle bir bonservisi bir anda verebiliyoruz. Scout ekibinin en çok sözünün dinlenmesi gereken zamanlar, hem maddi yoklukta hem de teknik ekip yokken ama bu kararlar nasıl alınıyor, kimler böyle kararlar veriyor bilmiyorum. Yukarıda da dediğim gibi, bu sorunun mantıklı cevabı yeni teknik adamın belli olduğu ve o ismin de Fatih Terim olduğu üzerine olmalı.

Para konuşulacak, bu kaçınılmaz son. Sürekli gündeme gelecek, olası performans düşüklüğü ve sakatlıklar sonrasında da daha da ses yükselecek. Bu tabloda Serdar Aziz'in suçu yok ama tepkiyi de yiyecek isim yine o olacak, yönetim politikası hatalıyken. Neyse, olan oldu ve hayırlı olsun diyelim. Biraz daha teknik konulara girelim madem.

Geçen sezon sakatlıklardan çok çektiği doğrudur, kendi ifadesine bakınca da Bursaspor doktorlarının hatası var diyor. Aslında bu da bir hata, sonuçta büyüdüğü, yetiştiği kulüp. İlk mesajında Bursaspor üzerinden negatif yorumlar yapması hoş değil. Belki de Euro 2016'yı kaçırmasının etkisi, Bursaspor açısından da büyük bir kayıp oldu. Fulham'ın 5 milyon avro'luk teklifini kabul etmemişlerdi mesela, Inter ise AB statüsü hakkını doldurduğu için alamamıştı. Euro 2016'da piyasa yapmasını bekledi Bursaspor, bu durum da gerçekleşmeyince iyi bir teklife futbolcuyu satmış oldular.

Beğendiğim bir stoper aslında, ülke şartlarında da en iyilerden biri. Galatasaray'ın geçen sezon en büyük sorunu "gol yemek" üzerineydi, bir türlü çare olamadık bu soruna. Sakatlıklar, formsuzluklar, daha önemlisi kötü kadro planlaması bu duruma yol açanlar. Chedjou, Hakan Balta, Semih Kaya, Denayer, Koray Günter diye baktığımızda isim anlamında bir sıkıntı yoktu belki ama doğruyu bulamadık, orta sahada defansif anlamda bir kara delik bıraktık derken yaşanan sorunlar büyük oldu. Bence öncelik defansif orta saha üzerine olmalıydı ama biz stoper yatırımını büyük yaptık, bu da diğer hata.

25 yaşında ve Bursaspor gibi bir takımın uzun zamandır kaptanı. Lider karakterinin yanında stoper özelliğine de bakınca lider özelliği var. Bu da onu ayıran en önemli özellik belki de. Chedjou eğer kalırsa ona gelecek ismin Serdar Aziz olabileceğini düşünüyorum ama bu yatırımın ardından da Chedjou'nun kalmasına pek ihtimal vermiyorum. Şunu da ekleyelim, Galatasaray stoperlerinin kafa topu kazanma anlamında yaşadığı büyük bir sorun vardı ki Serdar Aziz'in bu konuda ortalaması yüzde 60'ın üzerinde. Yani eksik üzerine gidilmiş bir hamle diyebilirim. En yakın takipçisi Chedjou takım içerisinde, o da yüzde 53. Oyun kurma becerisi bir Hakan Balta veya Chedjou noktasında değil ama pas isabet oranı da yüzde 80, yani abartıldığı kadar kötü değil, ortalamanın üzerinde hatta. 

Ömer Toprak'ı bir kenara bırakmak durumundayım, Milli Takım'da eksikliği en çok hissedilen isim de Serdar Aziz durumunda. Fatih Terim'in planları vardı, şansı zorladı ama tutmadı. Bugün Hakan Balta & Serdar Aziz tandemini Milli Takım'da izliyor olabilirdik. Ya da Hakan Balta, olası 2. tur maçı için cezalı duruma düştü, alternatifler ise Semih Kaya ve Ahmet Çalık kalıyor. Bu arada Milli Takım'a çağrılan 3 Galatasaraylı stoper oldu, bu da ilginç.

Sıkıntısı sakatlıklar olacak, uzun sakatlık dönemleri olabiliyor. Sonrasında para konuşulacak, bu konuda da kendisinin hiç suçu yok. Ödenen rakamları bir kenara bırakıyorum, Serdar Aziz kötü bir isim asla değil, beğendiğim, sevdiğim bir futbolcudur ama bu paralar ödendiğinde ve 14 yabancılı düzen düşünüldüğünde neden ısrarla yerli ve yerli için ödenen bu rakamlar. Bunu da maalesef anlamayacağım. Hayırlı olsun diyelim, umarım tüm olumsuz eleştiriler boşa çıkar ve Serdar Aziz'in uzun bir Galatasaray kariyeri olur..

Mesafeler Uzun Ama Bilal Kısa


Jenerik reyisin bugün doğum günü, 33. yaşına ayak bastı. Kutlu olsun, mesafeler uzun ama Bilal Kısa. Geçen kötü sezonun en güzel anlarına baktığımızda Bilal Kısa'nın ismini sıklıkla görmek mümkün, hakkını yeterince teslim edemedik. Ayrıca başlıktaki espri de sıktı demeyin, Bilal Kısa'ya en çok yakışan söylem..

Ölü Toprağını Üzerimizden Attık, Tam Zamanında


Karakter değişmiyor, bitmiyor yani. Kötü başlayıp, en zor anda tüm taşlar bir anda yerine oturuyor ve kaos anından dahi güçlenerek çıkan bir takım. Fatih Terim'in karakteri çoğunlukla bu, her seferinde ısrarla başarıyor. Galatasaray'da da böyleydi, Milli Takım'da da. 

Şu durumu sadece karaktere bağlayamam, formasyonu doğru futbolcularla oynadığında doğru futbol da devamında geliyor zaten. Galatasaray'ın 4-4-2'sine özel bir durum vardı ama Fatih Hoca nedense orta saha özellikli kanat oyuncuları kullanarak devam etti. Hırvatistan maçında olmadığını gördük, İspanya maçında bunu tekrarlamak büyük hataydı. Çek Cumhuriyeti karşısında ise Emre Mor ve Volkan Şen'e dönüş sonrasında kanatlar doğru kullanıldı, hızlı çıktık ve etki yarattık.

Her iki takıma da beraberliğin yetmiyor olması aslında ortaya keyifli bir futbol çıkardı. Büyük açık alanlar vardı, orta sahaların rahat geçildiği. 1-0'ı da erken yakaladık, Çeklerin aldığı riskler daha da arttı ve 2-0 adına avantajlıydık ama son pasları yapamadık. Emre Mor büyük etki gösterdi, açık alanı da bulduğunda durdurulması neredeyse imkansız bir hale geliyor. Bu çocuğun Dortmund'da geleceği noktayı merakla bekliyorum.

Oğuzhan Özyakup'u aradım ilk yarıda, final pasları anlamında. Şans da yanımızdaydı, rakibin pozisyonları var, bitiremedikleri. İkinci yarıda ise rakibi yavaşlatmayı da başardık aslında, Oğuzhan Özyakup'u da alıp orta sahayı üçleyince top bizde kaldı, ilk yarıya göre direncimiz de yükseldi. Oyuncu değişiklikleri de normal, tutmak adına doğru isimlerdi ama Olcay Şahan'ı kendisi için ters kanat olan sağ tarafta kullanınca oradan yakaladığımız açıkları değerlendiremedik. Acaba Sinan Gümüş olsa nasıl olur dediğim zamanlardı.

İyi oynadık, kötü oynadık bir yana, mücadele ettik bugün, heyecanlandık. Doğru olanı biraz geç bulduk ama kaostan çıktık, ölü toprağını üzerimizden atmış olduk. Maç öncesi daha köklü bir rotasyon beklerken formasyonu o pozisyonun futbolcularıyla oynamayı tercih ederek istediğimizi aldık. İspanya maçıyla tamamen zıt bir görüntüydü, bu sevindirici. 2. tur adına da şansımız yüksek, yarın istediğimizi alırız diye tahmin ediyorum. Tam zamanında ayağa kalktık diyebilirim.

21 Haziran 2016 Salı

Gaston Ramirez Risk Değil, Serbest Transfer Böyle Yapılır


Bir süredir haberleri çıkıyor, ciddi de bir iddia olduğunu düşünüyorum. İlk etapta acaba Sneijder'in yerine mi diye düşünürken böyle bir hamleye sıcak bakmıyordum ama Sneijder'in kalacağını öğrendikten sonra Gaston Ramirez adımı rotasyon anlamında doğru bir adım. 25 yaşında, bonservisi yok ve potansiyelini, yeteneğini bildiğimiz bir isim. Bologna onu 13 milyon avro gibi bir rakama Southampton'a satmıştı ama İngiltere günleri iyi gitmedi, devamında Hull City ve Middlesbrough gibi takımlara kiralandı. Geçen sezon da Championship'de Middlesbrough formasıyla 18 maçta 7 gol 4 asisti var. Yine beklentinin uzağında aslında, İngiltere onun için olmadı diyebiliriz. Southampton da kendisiyle sözleşme yenilemedi ve şu an serbest. Gündeme bakıyoruz, Ben Hatira falan diyorlar mesela. Sezonun yarısını sakat, yarısında ise sizi çıldırtabilecek bir isim. Yetenekli, kreatif bir kanat oyuncusu ama takım oyunundan uzaklarda, sık sakatlık yaşayan ve sorunlu bir adım. Asla Galatasaray seviyesinde değil ama Gaston Ramirez'in potansiyeli ve yeteneği çok daha üstün. Uruguay Milli Takım'ının 10 numarası, en kötü zamanlarında bile kadrodaki yerini kaybetmedi. Forvet arkası, orta saha görünür ama kanatlarda da kullanabilirsiniz ayrıca, özellikle sol kanatta. Böyle futbolcuları alarak transfer yapılır, 14 yabancılı düzen bu yüzden, risk de değildir ayrıca şu hamle. Galatasaray'a transferini çok isterim, umarım gerçekleşir..

Bu Adamları Öylesine Küstürdük ve Değersiz Kıldık Ki


Bu adamlar üzerine sık yazıyorum ve onların üzerinden planlar, kadrolar kurduğuma çok şahit olmuşsunuzdur. Değerini bulanı satmaya ben de katılıyorum, kimse olmazsa olmaz değil. Ama kadroyu düşürüyorum derken, elinizde olan değerli isimlere gelen her teklifi kabul edip, onlardan yok parasına vazgeçmeye kalkarsanız bunun adı kadro planlaması olmuyor işte.

"Küskünler" diyelim biz. Öyle bir yönetim altındayız ki geçen sezonun başında yaşadığımız berbat kadro planlamasının kötü etkilerini yaşıyoruz. Küstü bu adamlar yani, kendilerini öyle değersiz kıldık ve yok pahasına gözden çıkardık ki bugün itibariyle geri dönmek istemiyorlar. Hakları da var, yok diyemem.

Dzemaili'nin iyi bir sezon geçirdiğini, Ocak ayından bu yana yükselişini yazdım. Kendi de söylüyor, hayatımda kendimi bu kadar iyi hissetmedim diye. Haliyle de kalmak istiyor, sözleşmemi fesih edin ve gideyim modunda. Milan ve Genoa ilgisi var, iyi de bir Euro 2016 yaşamakta. Geri dönmek istemiyorsa bonservis kazansak ne ala diyelim, kalması durumunda katkı verecekti. Geçen sezon yok yere gönderilen, değersiz kılınan isimlerin başında gelir.

Telles'e de talip var, onu da Porto istiyor. Büyük bir kazanç sağlayacağımızı düşünmüyorum, Avrupa'ya geldiğinden bu yana gerçek potansiyelini gösteremedi ama değerli bir adam. Carole iyi bir bek ve istediğimizi alıyoruz ama Telles'in potansiyeli çok daha yüksek mesela. Ayrıca orada da iyi bir rotasyon mümkün olabilirdi, bu durumda anlamsız şekilde Olcan Adın'a kalıyorsun. Inter'e kiralamak hataydı, opsiyonunu kullanmayacakları da gün gibi ortadaydı. Haliyle böyle zarar ediyorsun.

Bruma'nın da talipleri var ama bu ikili gibi henüz ciddi bir taliplisi çıkmadı. Yakında onun da haberi çıkar, gitmek istediğine yönelik. Dzemaili'yi bir kenara bırakayım, Telles ve Bruma gibi gençlerden de mahrum kalıyorsun. Hani gençleşme vardı, geleceğin kadrosuydu. Böyle böyle Galatasaray'ın bugünü de yarını da kayboluyor. İşte bu yüzden Fatih Terim diyoruz, futbol yönetimini bu isimlerin elinden almak şart.

Bugün Fatih Terim Gelse, Tahtaya İlk Yazacağı İsim Sneijder Olur


Yine yazıyorum, Fatih Terim gelir mi gelmez mi bilmiyorum. Son basın toplantısını izledim, hırslı değildi, aksine yıpranmışlık var. Euro 2016 süreci yıpratıcı geçti ve Çekler karşısında ne olur bilinmez. Milli Takım cephesinde bir tükenmişlik durumu var, genelde Fatih Terim'in bu şartlarda ayağa kalktığını ve başarıya yürüdüğünü çok izledik ama şu an görüntü farklı. Bu yüzden de Milli Takım'ın hemen ardından sezona Galatasaray'da başlar diyemem, dinlenmek, uzaklaşmak isteyebilir ya da teknik direktörlüğü dahi bıraksa benim adıma sürpriz değil. Keşke Galatasaray'a gelse, o ayrı.

Anlatmak istediğim konu başka, yine bir saçma algı üzerine yazmak durumunda kalıyorum. Sanılıyor ki Fatih Terim ve Sneijder'in arası bozuk. Yani, Fatih Terim şu an göreve gelse Sneijder'i kesinlikle göndermek isteyecek gibisinden bir düşünce var. Nedenini sorsak cevap şu "Fatih Terim, Sneijder'in transferini istememişti".

Genç nesil maalesef Fatih Hoca'yı sadece 4-4-2'den ibaret sanıyor. 2011-2012 sezonunda 4-4-2 ile müthiş bir sistem takımı olmuştuk, hala tadı damağımızdadır, bu doğru. Ama Fatih Terim'i nasıl 4-4-2 ile sınırlandırabiliriz. Uefa Kupa'sına giden süreçte 4-3-1-2 ağırlıklıydı mesela ama formasyonla çok oynardı. Üçlü savunmada da çok başarılı olduğunu biliyorum, rakamlara takılmaz ve sürekli rotasyona bağlı oynardı bununla. Mesele sistem meselesi, oyun karakteri. O değişmez, elindeki en büyük yıldıza da o karakteri uygulatmak ister. Kimi algılar, kimi algılamaz, kimi beğenir, kimi beğenmez. Futbolcudan futbolcuya değişir.

Pirlo'nun kitabından alıntılar yapıyorlar, olabilir, beğenmeyebilir hocayı. Biraz da abartarak bu beğenisizliğini dile getirmiş. Şöyle diyelim, Rui Costa tapıyordu bu adama. Ya da aynı Pirlo'nun Ancelotti için de benzer söylemleri var. Hepsinin de ötesinde, Bilgin Gökberk güzel der, Milan'dan kovulmak için önce Milan'da çalışmanız lazım. Fatih Terim bu çıtayı öyle bir yere getirdi ki, yanına yaklaşabilen, hatta Avrupa'da en sıradan takıma dahi gidebilen bir teknik direktör çıkardık mı?


Sneijder konusuna dönelim, 4-4-2 kaynaklı ve Sneijder'in 6 aydır futbol oynamamasından ötürü bu transferi o kadar istememiş olabilir. Doğrudur yanlıştır, bu göreceli ama Sneijder'e de karşı durmadı. Hatta ondan faydalanmak adına formasyon değişmedi mi, 4-1-2-1-2'ye döndük ve yine başarılı olduk. Schalke 04'ü eledik, Real Madrid'e kafa tuttuk, ligde rahat bir şampiyonluk kazandık. Sneijder de belki yüzde 40'ında bile değildi ama Real Madrid, Orduspor, Karabükspor ve Kayserispor maçlarında kritik goller atmadı mı? O da bir yana, ertesi sezon açılışının yıldızı olmadı mı?

Özetle, bugün Fatih Terim gelmiş olsa tahtaya ilk yazacağı isim yine Sneijder olacak. Neden böyle bir isimden vazgeçsin. Ffp dersiniz, mali şartlar ön plana çıkar, takımdan bu sebeple belki ayrılır ama inanın bunu isteyen Fatih Terim olmaz. Anlamsız bir algı var, sanki Fatih Terim & Sneijder düşmanlığı var gibi. Bu da hocayı tanımamaktan kaynaklı, Fatih Terim daima büyük futbolcularla çalışmayı sevmiştir..

20 Haziran 2016 Pazartesi

Nuri Şahin & Galatasaray, Bu Haberleri Fatih Terim Üzerinden Mi Yorumlamalı?


Bu tarz haberleri Fatih Terim üzerinden yorumlamak mı gerekiyor bilmiyorum. Serdar Aziz için de bu geçerli, bizimle adı geçen yerli futbolcular. Tabii şu an kim teknik direktör olacak, transfer adına ne durumdayız, kimlerle görüştük, anlaşılan isimler var mı bilemiyorum ama 1 Temmuz itibariyle yeni sezonu açacak Galatasaray'da herhangi bir gelişme yok ve 10 gün kaldığını belirtmek lazım. Transfer döneminin son saniyesine kadar devam eder bu süreç.

Nuri Şahin üzerine birkaç kelam edelim, yazacak çok fazla konu da yok zaten. Dediğim gibi, bu haberi Fatih Terim üzerinden yorumlamak mümkün. Acaba Fatih Terim gelse takımı nasıl oynatır sorusu da diğer düşünce. Mehmet Ekici'nin bizimle adı geçtiğinde bir derece demiştim, Selçuk İnan'a alternatif yaratmak anlamında ama Nuri Şahin gibi bir isim geldiğinde 11 için alınır ama Selçuk İnan'la ikisini yan yana pek yazamıyorum. Hemen hemen aynı tarzda oyuncular, Nuri Şahin'in defansif, Selçuk İnan'ın ise ofansif sezgisi birbirlerinden bir tık daha fazla olabilir.

Transfer mümkün bu arada, Dortmund'un çocuğu olmasına rağmen kendisinden vazgeçilebileceğini düşünüyorum. Real Madrid'e transfer olduğu günden bu yana düşüş içerisinde. Liverpool'da da denedi olmadı, Dortmund'a da döndü ama yine olmadı. Uzun sakatlık dönemleriyle hatırlarız kendisini, bu da kariyerinin en büyük handikapı oldu zaten. Real Madrid'e giderken Bundesliga'nın en iyi futbolcusu seçilmişti ama sakat gitti, döndüğünde de ayağa kalkamadı. Liverpool'a ise ayak uyduramadı derken Dortmund'a dönüşünde yine sakatlıklarla uğraştı.

Hala yaşı 27 tabii, çok genç hayatımıza giren futbolculardan biri. A Milli Takım formasını en genç giyen ve en genç yaşta golle buluşan futbolcu gibi unvanları da var. Parlak bir Milli Takım kariyeri olmadı, hem beklentiyi karşılayamadı, hem sakatlık dönemleri derken Milli forma altında iyi bir maçını söyle deseniz söyleyemem. Euro 2016 kadrosunda bulunması da sürpriz mesela, parlak bir sezonu geride bırakmadı ama Fatih Terim kalitesi ve tecrübesine güvendi.

Nuri Şahin'in olası hamlesi Selçuk İnan'ın gidişi üzerine bir kurgu olabilir mi bilmiyorum. Birlikte onları çok fazla yan yana koyamıyorum. 4-3-3, 4-3-1-2 gibi formasyonlar belki, 4-2-3-1 gibi düzende bu ikili yan yana imkansız. Nuri Şahin'i defansif orta saha olarak kullanamazsınız, kullansanız bile yanında oynayacak isim "ciğersiz" diye tabir edeceğimiz bir box to box olmalıdır ki Selçuk İnan'ın da aradığı bu tarz bir isim. Ayrıca sakatlık geçmişi, düşüşte olması diğer etmenler, Galatasaray o toparlayıcı takım olabilir mi bilinmez. Hamit Altıntop'la yaşanan bir tecrübe var, aynı tehlike Nuri Şahin adına da geçerli.

Seviye, Kararlılık ve Olgunluk.. Uzayda Blok

Şu Tabloda Fazlasıyla Emek ve Mücadele Var


Lorik Cana'nın uzun bir Galatasaray kariyeri olmadı, oynadığı sezon sadece "1". Başarılı da bir sezon değildi, hatırlayın 2010-2011 sezonunu, ligi 8. tamamladık. Lorik Cana futboluyla sivrildi mi peki, ona da hayır. Ama seviliyor işte, karakter ve mücadele meselesi. Doğuştan lider bir karakter, oynadığı her takımda da bunu gösterdi. Kısa süren Galatasaray kariyeri de dahil olmak üzere, hatırlayın Konya deplasmanını mesela. Daha da uzun Galatasaray kariyeri olsun isterdim ama olmadı işte, nihayetinde Muslera gibi bir ismi de kısmen onun sayesinde kazandık. Giderken de kazandıranlardan diyebiliriz. Haliyle bu adam sevinsin, daima başarılı olsun istiyorum. Arnavutluk Milli Takım'ına da yıllardır katkısı çok büyük. Futbol anlamında düşebilir, yaşı da ilerleyebilir ama lider karakter işte, yıllardır bu takımın da liderliğini yaptı. Şimdi Arnavutluk'un oynadığı üç maçta da gösterdiği karakteri, aldıkları "3" puanı görüp onlar adına, fazlasıyla da Cana için sevindim. En iyi 3.'lük mücadelesinde ne olur bilmem, keşke mucize olsa da Türkiye öne çıksa ama Arnavutluk şu gösterdiği mücadeleyle turnuvanın kazananlarından oldu. 10 kişi kaldıkları İsviçre maçı dahil olmak üzere, oynadıkları her maçta ortaya büyük karakter koydular, şu tabloda da fazlasıyla emek ve mücadele var..

18 Haziran 2016 Cumartesi

Yunus Mallı'yla İlgili Plan Ne, Bilen Açıklasın


Yunus Mallı'yı Milli Takım'a kazandırmak için büyük bir çaba verdik, Fatih Terim kaç kere Almanya'ya gitti geldi bilmiyorum. Önemli de bir kazanım, büyük bir yetenek olduğunu düşünüyorum. 24 yaşında ve kendisini Bundesliga'da da kanıtlayan bir isim. Dortmund ve Schalke 04 gibi takımlar peşindeydi, mutlaka hak ettiği transferi de yapacak ama Mainz'in geçen başarılı sezonunun da anahtar isimlerinden. 11 gol 4 asisti var, gol özelliği yüksek bir orta saha. Bir anlamda hücum jokeri aslında, forvetin arkasında, sahte 9 gibi en önde ya da orta sahadan top taşıması için kullanabileceğiniz bir isim. Bunun yanında her iki kanatta da kullanmak mümkün, gol özelliği ve dikine, hareketli oyunu en önemli özelliği. Soru ise şu, Milli Takım'ın Yunus Mallı ile ilgili planı ne? Şu ana kadar bir maçta 11'de izleyemedik ya da adam akıllı diyeyim, müzmin yedeklerden. Ben ise 11'de kesin olması gereken isimlerden biri olduğunu düşünüyorum, bu konuda Hakan Çalhanoğlu'nun dahi önünde tutabilirim. Ama biz ne düşünüyoruz, Milli Takım'da onunla ilgili plan ne? Hangi pozisyonda kullanılacak ya da ne gibi durumlarda. Kenardan gelen isim anlamında bile 12. adam değil, 15 hatta 16. adam durumunda. Mustafa İzzet'i hatırlar mısınız, kendisini Milli Takım'a kazandırmak için ne çabalar gösterdik ve o bizi seçtiğinde ülkemiz nasıl bayram yeriydi. Peki kendisinden ne aldık, neydi planımız ve hangi konumda kullandık?

Protesto En Doğal Hak, Bu Bir Düşmanlık Değil


Anlamadığım iki nokta var, bunlara değineyim. İlki Fatih Terim ile alakalı. Kendisini çok sever ve sayarım. Galatasaray'ın büyük efsanelerinden biridir, bugün keşke geri dönse dediğim isimdir. Ama bu performans eleştirilir, eleştirilmelidir de. Kendisini çok sevmek bunu es geçmek değil, körü körüne kimseye bağlanamam bu anlamda. Yeri gelir babamı yüzüne karşı eleştiririm, bundan da çekinmem. Ama bu demek değil ki sevgim ve saygımdan bir şey eksiliyor, minnet duygumu kaybediyorum. Fatih Hoca da kendisini eleştiriyor zaten, bu tablo eleştirilir, ilk günden bu yana olduğu gibi.

İkinci nokta Arda Turan, aslında en önemli nokta da bu. Tepkinin yeri tartışmaları var, maç devam ederken bu tepki gösterilmemeli gibisinden. Maçı kazanma ihtimali olduğun noktadaysan bu tepkiler bence de doğru değil, Galatasaray'da geçen sezon çok yaşadık bunları. Ama skor 3-0 olmuş, maç bir anlamda bitmiş, ortada mücadele, hırs, azim yok, herkes pes etmiş ve beklentiler büyük. 

Arda Turan ise bu takımın en çok beklenti duyulan futbolcusu, yıldızı, lider ilan edilen ismi. Oysa biz kendisini son bir yılda sahada oynadığı futbol dışında her şeyle konuştuk. Barcelona'ya attığı imza büyük gurur vesilesi, bir Türk futbolcunun ulaşabileceği en yüksek mertebelerden biri. Bu hayali uğruna da 6 ay futbol oynamaması kendi tercihi ama o 6 ay içerisinde Milli maçlar oynadı mesela, verdiği mücadele akıllarda. Sonraki 6 ay ise Barcelona'ya uyum süresi derken geçirdiği günler, yedek kaldı yani, beklentinin gerisinde ama bunlar inanın sorun değil.

Geçen 1 yılda saha içi dışında kaç reklamda yer aldı bilmiyorum, hakkıdır da, daha çok kazansın. Ama sen futbolcusun, öncelikli işin bu. Herkesin bir beklentisi var ve bu görüntü sonrasında protesto doğal. Maç 3-0 olmuş, bitmiş yani oyun. Halk sokağa mı dökülsün, bu protestoyu nerede göstersin? Maç bitince deniyor, herkes gidince boş sahaya mı bağrılsın. Küfür, hakaret olmadığı sürece protesto doğal bir hak, Arda Turan kusura bakmayacak. Kimse onun geçmişini veya bizlere kazandırdıklarını sorgulamıyor ama bugünü eleştirmeleri en doğal hakları. Ne paralar ödeyerek o tribünlerde yerlerini alıyorlar, bu görüntüyü izlemek için değil.

Roma'da Totti yuhalanıyor mesela, o taraftara küsmüyor ve tribünlere gidebiliyor. Ya da Dortmund'dan fotoğraflarla örnek verelim, kötü gidişat sonrasında görüntüleri..


Bu adamlar yeri gelip hesap veriyorlar, taraftarlara tepki göstermeden. Büyük futbolcu olmak biraz da bunu benimsemek. Arda Turan'ı seviyoruz, bir Galatasaraylı olarak kendisi büyük gururum. Umarım onu tekrar Galatasaray forması altında bir daha izleriz diyorum ama bu eleştiriyi de yapmalıyım..

Turnuvanın En Kötü Takımı Olarak Türkiye'yi Görmek Üzücü, Yıllardır Şu Günleri Beklerken


Hırvatistan maçının 1-0, İspanya maçının ise 3-0'da kalmasına şükreder durumdayım. Kötü futbol olabilir, ağır yenilgiler de alırsınız ama pes etmezsiniz, mücadeleden kaçmazsınız. Fatih Terim'in çalıştırdığı takımları da pes etmemesi ve mücadele etmesiyle hatırlarız. Milli Takım'da da böyleydi, Galatasaray'da da böyle ama iyi futbolu, varlık göstermeyi falan bir kenara bıraktım, pes eden, mücadeleden kaçan bir takım izliyoruz. Euro 96'da 0 gol 0 puan aldık ama orada gösterilen mücadele şu görüntüyü kaça katlardı bilemedim.

Genel eleştiriler var, turnuva öncesinde yaptığımız. Stoper tercihlerini konuştuk özellikle, bu rotasyon ile büyük zorluklar yaşayabileceğimizi ve yaşıyoruz da. Hadi o bir kenara, artık kadro bu dedik. Bir de Hırvatistan maçı sonrası gelen eleştiriler oldu, yine varlık gösteremediğimiz, hücumu unutan ve savunamayan bir takım. İspanya karşısına da Hırvatistan maçı 11'i ile çıkmanın herhangi bir mantığı veya izahı yok. Burak Yılmaz & Cenk Tosun değişimi seni daha güçlü kılmadı, mesele zaten forvet değildi, oraya gidemeyen, orada kalamayan ve forvetini pozisyona sokamayan yapı konuşulmalı. 

Kötü savunmacılarla formsuz hücumcuların bir karması dedim bu takım için. Hakan Çalhanoğlu, Oğuzhan Özyakup ve Arda Turan'ı bir arada kullanayım sevdası aslında. Bu hücumcuları düşünürken hem savunmadan es veriyorsun, hem de hücumcular doğru pozisyonda değiller. 45'de Hakan Çalhanoğlu çıktı mesela, kötü de bir maç çıkardı ama sağ kanatta kendisinden ne gibi bir verim almayı düşündün? Arda Turan formsuz, ayakta duramıyor ya da. Büyük futbolcudur, takımın en değerlisidir de şu görüntüsüyle olmazsa olmaz mıdır ya da? 

Herkes formsuz ve kötü durumda, sivrilen tek isim Emre Mor belki. Heyecan getiriyor en azından. Diyorlar ya, "Emre Mor'u gereksiz övmeyin, şımarabilir" gibisinden, e kimi konuşayım? Yok yani, iyi diye bir şey yok. O da bir yana, Çalhanoğlu & Nuri Şahin değişikliği hücum için ne ekstra getirdi ya da ne düşünüldü? İnanın anlamadım, Olcay Şahan ya da. Volkan Şen ve Emre Mor değil miydi hücum anlamında öncelikler. Yunus Mallı konusuna sonra gireceğim ki belki de şu hücumcular içerisinde en sahada olması gereken adam ama Milli Takım'da bir rolü yok.

Bu görüntüde İspanya tabii ki cirit atar senin sahanda, çok rahat bir maç oynadılar. 3-0'da kalsın istedikleri için bıraktılar ayrıca, sonrası onlar adına pasif dinlenme. Nasıl olsa sana karşı varlık gösteren bir rakip de yok, turnuvanın geri kalanı da düşünülünce bıraktılar. Şu tablo 6-7 gol yemekten daha dramatik.

Aynı şeyleri yazmaya devam edeceğim maalesef. Öyle bir savunma rotasyonu ki hamle şansın yok, mevcut kadronun en iyi stoperi Mehmet Topal belki, seviye bu. Sen Ömer Toprak'ı almadığında Mehmet Topal'ı da pozisyonundan çekiyorsun ki ikisi de pozisyonlarının Avrupa'da en iyi isimlerinden. Bu da konuşulmalı, ezber değil bu yazdıklarım. Maalesef kötü kadro tercihi var ve Fatih Hoca da bu anlamda kendisini eleştiriyor. Daha iyi bir Euro 2016 olmasını isterdim, turnuvanın en kötü takımı olarak bizi görmek üzücü. Yıllardır şu günleri beklerken..

17 Haziran 2016 Cuma

Teknik Direktörden Önce Futbol Aklı Diyorduk "Leonardo"


Her gün farklı bir teknik adam üzerine yazı yazıyorum, maalesef böyle bir gündem var. 17 Haziran itibariyle Galatasaray'ın bir teknik direktörü yok ki 1 Mart'dan bu yana devam eden bir arayış bu. O zamandan bu yana kaç isim konuştuk bilmiyorum, en sonunda Riekerink üzerine yoğunlaştığımızı hatırlıyorum. Leonardo ismi o anlamda sürpriz, bugüne kadar adının çıkmaması ve haberin dış basın kaynaklı olması (Di Marzio'nun yazması) durumu ciddi kılıyor. Haberin çıkmasının ardından Leonardo'nun twitter'da Galatasaray'ın hesabını takip etmesi de doğal olarak heyecan yarattı.

Büyük bir teknik direktörlük kariyeri yok aslında, çalıştığı iki sezon var sadece. Futbolculuk döneminde efsane olduğu Milan'la başladı bu işe ama ilk sezonunda başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Ancelotti'nin yerine gelmişti, yine büyük bir Milan efsanesinin ki Ancelotti uzun yıllar çalıştı. Haliyle de Ferguson sonrası Moyes sendromu misali aşı tutmadı. Leonardo'nun hücum düşüncesi Milan yönetiminin pek hoşuna gitmedi ve yollar sezon sonunda ayrıldı.

Inter dönemini konuşmak lazım, bana sorarsanız başarı sağladığı bir sezondu. Mourinho'yla yakalanan büyük başarıların ardından Benitez göreve gelmiş ama o da beklentiyi karşılayamadı. Sonrasında da görevi Leonardo'ya devretti. Leonardo'nun elinde de Mourinho döneminden kalmış iyi bir kadro vardı aslında, takımı rayına sokmuştu. O sezonu 2. bitirdiler, Milan'a karşı sürdürdüğü bir şampiyonluk yarışı vardı. 4-3-1-2'yi bol bol izlemiştik, Eto'o & Pazzini ikilisinin arkasında Sneijder. Şimdi düşününce Galatasaray'ın da iyi uygulayabileceği bir formasyon, 

Sonrasında teknik direktörlüğe devam etmedi, PSG'yi Katarlılar aldığında o da sportif direktör olarak göreve geldi ve bugünün PSG'sini kurgulayan isimlerin başında gelir. İtalya'yı iyi sömürdü mesela, Thiago Silva, Ibrahimovic, Motta, Verratti, Pastore, Cavani gibi isimleri takıma getirmişti. Büyük paraları iyi kullandı ve son derece başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda eli uzun, gerek kulüp gerek menajer, gerek futbolcu bazında. Sportif direktörlüğünün teknik direktörlüğüne göre çok daha önde olduğunu düşünüyorum ama futbolu iyi bilir, belki kısa bir teknik direktörlük kariyeri vardı ama yolu uzundu, başka bir yola girdi. PSG'den ayrılma hikayesi de son derece komik bu arada, aklınıza başarısızlık gelmesin.

Brezilya Milli Takım'ını kabul etmedi mesela, adı Inter'le de geçti ama Mancini ile devam ediyor onlar. Galatasaray haberi bu anlamda sürpriz, beklemiyorduk. Fatih Terim'in yakın arkadaşı olduğunu biliyorum, acaba bir tavsiye durumu mu oldu? 

4-3-1-2'yi sever ama o da 3'lü savunmaları çok dener, formasyonla çok oynar, taktik esnekliği de var. Hücum öncelikli felsefesi diye bırakmıştım en son, teknik direktörlük yapmasının üzerinden çok zaman geçtiği için bugün ne düşündüğünü bilemem. Uzun da bir teknik direktörlük kariyeri olmadığı için (sadece 2) çok fazla yorum yapamıyoruz, elimizde bakabileceğimiz 2 sezon var. Ama büyük bir futbol aklı, orası net. Sadece teknik direktör anlamında değil de yeniden yapılanmayı da işin içine katarsak Leonardo bizlere çok fazla kapı açabilir. Bu anlamda eli uzun, ağı çok büyük. İmkan varsa değerlendirmek lazım, genç de bir teknik adam. Hala yolu uzun ve Galatasaray onun adına doğru adres olabilir.

16 Haziran 2016 Perşembe

Galatasaray'ı Düşünmemeye ve Nasıl Olsa Fatih Terim Var Demeye İhtiyacım Var


Zamanı geldi, yavaştan konuşmaya başlayalım. Gerçi ben hala gelmesine ihtimal vermiyorum, böyle bir yönetim varken Fatih Terim neden gelsin? Galatasaray'ı çok sevdiği ve sorumluluktan kaçmak istemediği için olabilir ama Fatih Terim de dahil olmak üzere bu yönetim altında çalışacak herhangi bir teknik direktörün de başarılı olma şansı az. Ama Fatih Terim başarıya en yakın isim olur, tüm ipleri eline alması durumunda. Böyle de bir ihtimal varsa kulüp başkanı belki Dursun Özbek görünür ama o saatten sonra alacağımız muhatap Fatih Terim'dir.

Euro 2016'ya iyi başlamadık, bundan sonrası nasıl devam eder bilmiyorum. Fatih Terim, ülke futbolunu da Milli Takım bazında ayağa kaldırdı, orası net. Sadece Milli Takım'ı değil futbolu da yönetiyor. Yabancı kontenjanı derdi Galatasaray'ın başında, Milli Takım'a geçince kaldırdı mesela. Bu tarz aldığı kararların da başarılı olduğunu düşünüyorum. Bugün Euro 2016'dayız, elimizde geleceğe yönelik iyi bir kadro var, bugünden ziyade gelecek adına heyecan duyuyorum ve "heyecan" duymamız bile Milli Takım için başlı başına bir başarı. Bunu da sağlayan yine Fatih Terim. Euro 2016'da alacağımız sonuç ile bağımsız, 0 da çekebiliriz. Bu eleştirilir ama orada olmak büyük iştir.

Fatih Terim gibi bir ihtimal varsa ben onu zorlarım, ucunda herkesin sayıp, hayal edebileceği diğer teknik adamlar olmasına rağmen. Heyecan yakalamamız, ayağa kalkmamız gerekiyor. Maalesef enkaza yaklaşan bir görüntü var, değişmesi gereken de bir Galatasaray. Sistem yok, futbol yok, dibe doğru ilerleyen ve ayağa kalkması gereken futbolcular var, en önemlisi kıyım ihtiyacı var. Yani değişim, bir anlamda 2011-2012 sezonuna girerken yapılan hareket. Sıkıntı şu, o gün para harcadık ve temeli attık. Bugün öyle de bir imkan yok, az paraya büyük işler başarılmalı. Yani 96 ruhu, yine Fatih Terim'in başarı sağladığı bir ortam.

Elde iyi isimler var, potansiyelli gençler de dahil olmak üzere. Terim gelmiş olsa Emre Çolak için kayıp derim mesela ama Linnes, Sinan Gümüş, Bruma, Telles, Carole gibi isimler adına da bir şans. Herkesin 4-4-2 özlemi sabit ama taktiksel esnekliği unutmamak, olayı sadece 4-4-2'e yıkmamak lazım. O gün mevcut kadronun şartları neyi gerektiriyorsa o formasyonda oynanır, iş sistemi kurmak. Yeniden aç bir Galatasaray yaratmak, savaşmak ve mücadele etmek. O ruhu arıyoruz, bunu da Fatih Terim'le yakalamak mümkün.

Uç taraflardayız tabii, çoğu kesim zannediyor ki "birini sevmek diğerinden nefret etmek". Aysal'cı kesim var Terim'den nefret eden, Terim'ci bir kesim var ki Aysal'dan nefret eden. Geçmiş bir kenara bırakılamıyor, ortak payda olan Galatasaray'da buluşulamıyor. İnanıyorum bu yazının da altına her iki kesimle alakalı hem destek hem nefret yorumları gelecek. Maalesef aşamadık bunu. Ben günün şartlarında Fatih Terim'in olmazsa olmaz isimlerden biri olduğunu düşünüyorum. 

Geçen Schaaf falan derken eldeki alternatiflere göre konuştum, Fatih Terim söz konusuysa iş değişiyor. Şu eleştirilebilir, neden her zor durumda Fatih Terim? Neden bu takımın bir planı ve projesi yok ve Favre, Puel gibi isimler dahi ikna edilemiyor? Fatih Terim bu görevi Galatasaraylı olduğu için kabul eder, kendi plan ve projesini üretir, gittiği yere kadar da sürdürür. Maalesef ki o vizyonda bir yönetim henüz göremedik, hele ki mevcut yönetimin böyle bir plan yapmasını kaç kişi bekliyordu? Bu anlamda Schaaf iyidir derim, en azından taktisyen, yetiştirici ve az olana eyvallah demesini bilen olduğundan.

Şu an tüm şartlar Fatih Terim'i işaret etse de umarım yönetimin bir b planı vardır diyeceğim ama Riekerink öyle bir güven ortamı vermiş ki bu yönetime biliyorum, b planı yok. Umarım bu iş olur diyeyim, yastığa kafamı koyduğumda Galatasaray'ı düşünmemeye ve nasıl olsa Fatih Terim var demeye ihtiyacım var..

Sneijder Gitti Diyelim, Omuzlarda Taşınarak Gider.. Ya Yönetim Giderken?


Hoş olmayan bir tablo var, Sneijder'in satılmak istenmesinden ziyade Sneijder'in nasıl yollanmak istendiğine yönelik. Ayrılmak istersiniz ama Galatasaray için gerek saha içi gerekse marka değeri anlamında büyük katkılar sağlamış bir ismi günah keçisi ilan edip, küstürerek değil.

Ffp konusu açılabilir, saygı da duyarım. Galatasaray'ın maaş yükünü düşürmesi gerekiyor, bu yüzden bazı yıldız isimlerle yollar ayrılabilir. Acı gerçek bu, maalesef böyle. Takım içerisinde çok büyük kazanan isimler var ve bu isimler arasından da en çok bonservisi getirecek veya gidişi telafi edilebilecek isimlerle yolları ayırabilirsiniz. Tabii bunu doğru anlatmak kaydıyla.

Ya da taktiksel esneklik. Sneijder'iniz varsa oynayacağınız düzen 4-2-3-1'dir ve takım Sneijder üzerine kurulmalıdır. Sneijder de size bu düzende büyük fark yaratır, böyle bir 10 numarayla oynamak her zaman özeldir. Ama taktiksel esnekliğiniz elinizden gidebilir. Yaşlanan orta sahayı da düşünerek bir 10 numarayla oynamak lüks diyebilirsiniz, buna da saygı duyarım.

Galatasaray yönetimi ise bunları yapmıyor, Sneijder'i ısrarla kötü göstermeye çalışıyor. Mazereti de buldular, gazeteye yapılan açıklamalar. Oysa söylediği iddia edilen çoğu şey çarptırılmıştı ki söyledikleri de doğru aslında. Biri konuşmak zorundaydı, Sneijder her zaman olduğu gibi o sorumluluğu almış. Gerek saha içerisinde gerekse saha dışında sorumluluktan asla kaçmadı, her zaman Galatasaray'ın menfaatlerini korudu.

Bu kulübün maddi anlamda zorlandığı, maaş ödeyemediği zamanlar olmadı mı. Neredeyse herkesin serbest kalma imkanı doğmaya yaklaşmışken Sneijder ne söyledi, "kimsenin parası kalmaz". Bir kere maddiyatla alakalı bir söylem duymadım, çıktı oynadı. İyi ya da kötü ama Galatasaray kariyerine baktığımda hem saha içerisinde büyük katkı hem de marka değeri anlamında sağladığı çok büyük yararlar var.

Hepsi bir yana, hadi futbolcunuzu satmak istiyorsunuz. Her yere satıyorum diye bağırarak piyasasını mı düşürürsünüz yoksa allayıp pullar mısınız, Sneijder'i almanın şartları bu diye. 7.5 milyon avro serbest kalma bedeli var, bu parayı ödeyen istediği yere gider. Avrupa olmaz, onu baştan söyleyeyim. Bu parayı Sneijder için yaş itibariyle vermezler, ancak Çin veya ABD. Görüntü Sneijder'in gitmek istemediği yönünde ama Galatasaray yönetimi öylesine kötü algı operasyonları yapıyor ki isyan ettiğim nokta tam olarak bu. Böyle şartlar altında Sneijder'in gidişine karşıyım, bunu hak etmiyor.

Elleri Küçük, Kaleciliği Büyük, Yüreği ve Karakterini İse Tanımlayamıyorum


Muslera ile ilk karşılaşmamız 2010 Dünya Kupası'ndaydı. Dünya Kupası'nda 4. olan bir Uruguay ve turnuvaya damga vuran kalecilerden biri olan Muslera. Lazio'da forma giyiyordu ama gündem bir kaleci değildi, turnuvadan hemen sonra transfer yapmadı mesela. 2011-2012 sezonunda Galatasaray'a gelmesi de sürprizdi, herkesin ilk etapta ön yargı koyduğu (en başta ben), maliyetli görünen bir iş. Galatasaray'a geldiğinde de 25 yaşındaydı, oysa biz +30'luk yabancı kalecilere alışıktık.

Yaptığımız iyi bir hareket varsa, Copa America öncesinde bu transferi bitirmekti, Muslera yine müthiş bir performans göstermişti ki bizler sabaha karşı Muslera için ekran başındaydık. Kurtardığı penaltılarla aklımda kaldı, o iki turnuvayı müthiş oynamıştı ve önü de açılmıştı ama Galatasaray'ın erken davranması büyük hareket oldu. Dediğim gibi maliyetli işti belki, Lazio'ya Cana'yı verdik, Uruguay'daki kulübüne de 6.750 milyon avro civarında bir rakam. O gün bu paralar ve Cana üzerinden isyan ederken Galatasaray'ın geleceğine atılan en güzel adımı görmedik bile.

Kaleci mevzusuna her zaman takık oldum, çünkü çocukluğumun kabus dolu anları hep kaleciler üzerineydi. Bir dönem öyleydi ki Galatasaray kalesine gelen her top gol olacak zannediyordum. Ta ki Taffarel'e kadar, gerçek anlamda kaleciyi o zaman görmüştüm. Büyük oynadı, efsane oldu ve ayrıldı o da. Sonrasında Mondragon geldi, belki o kadar kaliteli değildi ama müthiş istikrarlıydı. Uzun yıllar süren güven ortamı derken Mondragon'la Muslera arası yine muamma. Leo Franco, Zapata deneyimlerini hatırlayın, neler yaşadık.

Taffarel de dahil olmak üzere benim Galatasaray forması altında izlediğim en büyük kaleci Muslera. Belki bir Avrupa kupası kaldırmadı ama yarattığı hanedanlığın da tanımı yok. Formsuz olduğu, sallandığı dönemler de olmuştur (bu sezon olduğu gibi) ama bu ülkede yer aldığı her sezon ülkenin en iyi kalecisidir ve Muslera'nın üzerinde bir kalecinin bu ülkeye gelmesi de zor. Tek başına şampiyon yapar deriz ya bazı isimlere, Muslera yaptı işte. Son şampiyonluğu ona yazarız, kazanılan her başarıda da en büyük pay sahiplerinden biridir. Galatasaray'da 5. sezonunu bitirdi, arkasında bıraktığı kupaları sayamıyorum bile.

İlk geldiğinde "elleri küçük denirken gün itibariyle geldiği noktada "yüreği büyük" sıfatına ulaştı. Asla gitmesi yanlısı da olmadım, hatta Galatasaray'dan ayrılması durumunda arkasından ağlayacağım tek futbolcu olur. Yeri dolmaz ayrı da, Muslera başka bir şey, kalecilikle sınırlayamam. Bugün yaşı 30, 5. sezonunu da geride bıraktı. Umarım daha çok uzun sezonlar oynar ve bıraktığında seviye öyle yükselir ki bir daha kimse ulaşamaz.

Doğum günü vesilesiyle bunları yazıyorum, kutlu olsun, Galatasaray forması altında çok daha uzun yıllara diyeyim..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir