31 Aralık 2017 Pazar

Teşekkür yazısı, yorum yapmaya değer gören herkes için


Eskiden böyle bir geleneğe sahiptim, son yıllarda ise nedense yazmaz oldum. Yeni yıl dileklerinden daha öte bir teşekkür yazısı olurdu. Youtube'da vlog olayını seviyorum, ben de ona vlogger diyerek gündemle alakasız, daha çok ben ve blog ile alakalı konular yazmak istiyorum aslında. Bu yazı ise hem o içerikte, hem eski geleneklere bir selam olsun.

Sportifcumleler.com olarak yayın hayatına başladım. Ne işe yarayacağını hala bilmiyorum, bu konuda çok istek geldi, ben de yapayım dedim. Belki biraz daha profesyonel bir görüntü olacaktır, en azından yazması daha kısa. Blogspot olayından biraz sıyrılmak, içeriği de daha geliştirmek en büyük hedefim. Biraz da böyle deneyelim, umarım sevilmiştir.

Blog'un yorum bölümüne büyük önem gösteriyorum. Hatta son zamanlarda en çok mutlu olduğum konu da bu. Orada bir forum dönmeye başladı, çok güzel muhabbetler oluyor. Önce yorum yazan arkadaşlara çok teşekkür ederim, yazıların ilgi gördüğünü, sevildiğini ya da sevilmediğini ama yoruma değer olduğunu gösteriyor bu. 

Blog kültürü ölüyor tabii, en azından spor blogları noktasında. Bu işe başladığımda çok daha büyük bir kitle vardı, iddialı blog yazarlarının arasından sıyrılmaya çalışıyordum. Sonrasında hemen hemen hepsi medyaya geçti, benim ise o tarz bir işte gözüm yok. Hobi olarak bakıyorum, yazarken keyif alıyorum ve buna devam edeceğim. Tabii işi biraz daha profesyonelliğe dökeceğim, mesela reklam alabilirim. Eskiden karşıydım, şu an o kadar negatif değilim. 

Twitter'la entegre devam ediyorum, blogun hala ayakta kalabilmesinde o platformun büyük emeği var. Orada da çok büyük bir ilgi var, yorumlar yazılıyor, konuşuyoruz ve bunlar beni mutlu ediyor. Beni takip eden, seven / sevmeyen ama yorum yapmaya değer gören herkese çok teşekkür ederim. Şevk veriyor tüm bunlar, benim de yeni bir şeyler yapmak adına hevesim artıyor. Birçok içerik ürettim, dahası da gelecek.

Bir de bana yardımcı olan arkadaşlarım var, her şeyi tek başıma yapmıyorum. Bu futbolcu yazıları ya da daha teknik konularda yardım aldığım, çok sevdiğim dostlarım var. Onlara da teşekkür ediyorum, destekleri çok önemli. Bazen eleştiriliyorum, "kaç kere izledin, neden her konuda varsın" denilerek. Yardım alıyorum, bilenlere soruyorum, araştırıyorum. Bu unutuluyor ya da bilinmiyor, beni üzen nokta.

Eleştirilere, fikirlere, görüşlere açığım. Yeter ki üslubu düzgün, küfür / hakaretten ya da alaycı ifadelerden uzak olsun. Hata eleştirilmeyi de seviyorum, kendimi nasıl geliştirebilirim derdindeyim. İlk blog yazdığım günlerle bugün arasında büyük farklar var. Herkesin yeni yılını kutlarım, umarım dilediğini gibi, sağlık ve sevdiklerinizle mutlu olacağınız bir yıl olur..

Transfer ütopyası "2018" #14; Sidcley


Daha dün ne yazdım, bugün hangi noktaya geldim. Sol bek gündemine bir süre ara, biraz da olacakları izleyeyim diyordum, yapamadım. Galatasaray'ın sol bek gündemi için Brezilya semaları oldukça sıcak, haliyle yeni bir scout adımı olabilir. Fatih Terim de Brezilyalı sol bekleri sever, Carlinhos için ısrarını hatırlayanlar bilir.

Galatasaray'ın maddi anlamda çok fazla açılabilecek bir durumu yok, yorumlar bu unutulmadan yapılmalı. Alex Telles'i transfer ettiğimiz dönemi hatırlayın, mesela öyle bir harekette bulunamayız. Alacağımız isim ya kiralık olur, ya da sözleşmesi sezon sonunda bitiyordur. Sidcley de 2. seçeneğe dahil, sözleşmesi sezon sonunda bitiyor. Tabii o sezon sonu Brezilya için, 25 Ağustos 2018'de.

Asamoah gibi isimleri konuşurken seviye düşürmek gibi geliyor, doğru da. Asamoah ya da Filipe Luis gibi ihtimalleri imkansıza yakın olsa da dillendirebiliyorduk. Şimdi ise biraz daha keseye göre hareket etme durumundayız ve gerçek olan şu ki o pozisyonun altı doldurulmalı. Sidcley'in de avantajı 24 yaşında olması ve sözleşmesinin bitiyor oluşu. Eğer ayağa kaldırabilirsek geri dönüşü de olabilir, o anlamda gayet mantıklı. İsmi Fenerbahçe'yle de anılıyordu, onu da ekleyeyim.

Çok izlediğim bir futbolcu değil, araştırdığım ve takip edebildiğim kadarıyla yazıyorum. Caner Erkin'e benzettim tarzını, teknik özelliğiyle ön plana çıkıyor ve iyi orta yapan bir futbolcu. Sol önde de birçok maçta forma giydi, bu da iyi bir özellik. 3-5-2'nin sol kanadı gibi oynar, anlatmak istediğim bu. Gerçi Fatih Hoca'yla böyle bir düzen deneyeceğimizi hiç sanmıyorum. Geriden oyun kuralım, bekleri öne çıkartalım demek adına iyi bir tarz.

Savunması sıkıntı olabilir, sorun o. Linnes ya da Latovlevici'ye oranla ne kadar kötü savunabilir ki diyebilirsiniz, haklı bir gerekçe olur. Asist rakamlarına oranla gol sayısı daha fazla, bunda sol önde oynamasının katkısı olsa da dağılımı dengeli. Sözleşmesi sezon sonunda biteceği için de makul bir rakama transfer edilebilir. Asamoah'ları konuşurken bu isim kesmez tabii, beklenti yükseldi. Bu anlamda mevcuda oranla konuşmak lazım, elimizde şunlar şunlar var diyerek..

Marka değeri Galatasaray'ın en kıymetlisidir


UEFA, tüm zamanların Avrupa Kupalarındaki en başarılı kulüpler sıralamasını yayınladı. Galatasaray'ı 20. sırada görüyoruz bu listede ve ilk 30'da başka bir Türk kulübü yok. Fenerbahçe 47., Beşiktaş 51., Trabzonspor ise 113. sırada. Amacım kıyas değil, Galatasaray'ın orada olmasından daha doğal bir şey yok. Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finali, Şampiyonlar Ligi'nde iki çeyrek final, Uefa Kupası, Süper Kupa diye uzar bu liste ve Avrupa Fatihi unvanı bir sezon için değil, genele bakılarak söylenmiştir. Fatih Terim'in söylediği gibi, Galatasaray'ın yeri Avrupa'dır, aksi kabul edilemez. Marka değeri kolay kaybedilmez, pahası yüksektir onun, Galatasaray'ın en kıymetlisidir. Son yıllarda kabul edilemez bir görüntümüz var, umarım Fatih Terim'le eski günlere döneceğiz..

30 Aralık 2017 Cumartesi

Yabancı kontenjanını boşaltmanın en kolay yolu Carrasso'dan geçiyor


Galatasaray'ın yedek kaleci problemine yıllardır bir çözüm bulunamaz. Alttan gelen tutmaz, bence alınabilecek en iyi yerliler alınmıştır ama onlar da yapamaz. Sinan Bolat veya Cenk Gönen'den daha iyi bir yerli yedeği düşünemiyorum, tutunamadılar. İş dönüyor dolaşıyor ve yine Eray İşcan'a geliyor, bugün olduğu gibi.

Carrasso bu anlamda doğru transferdi. Benim yedek kaleci mantığıma uyuyor, bekleyen kaleci mümkün olduğu kadar tecrübeli olmalı, yaşa takılmadan. Kulübede genç bir kaleci bekletmenin kimseye faydası yok, çünkü oynamadığı için gelişemeyecek. Kalende Muslera gibi bir isim var, bu adamın kaleyi bırakması imkansız. Ancak sakatlık veya ceza durumlarında bırakır, onda da kaleye geçen ismin sanki tüm sezon oynamış gibi etki bırakması, sırıtmaması lazım.

Carrasso böyle bir isimdi işte, son derece tecrübeli ve sorunsuz. Muslera'nın formunun düştüğü dönemde de kaleye geçmesini beklemiştim, hak ediyordu da. Kendisini sadece bir Türkiye Kupası maçında izleyebildik, onun dışında sadece ismini andık. Bucaspor karşısında kalede olmaması itibariyle de Galatasaray'dan ayrılığı kesinleşti. 

Nedeni de yabancı sınırı. O kontenjanı boşaltmanın en kolay yolu Carrasso'dan geçiyor. Sezon içinde Donk ve Latovlevici gibi isimler gider diye düşünüyorduk, bu dönem ise Nigel de Jong'un dahi takıma dönme umudu doğdu. Çünkü çok fazla transfer yapacak durumumuz yok, belli ki maddiyat anlamında sıkıntı var. Fernando'nun da sakatlığı sonrası mevcuda bakıyoruz, Donk gibi isimlerin şansı doğdu.

Carrasso'yla daha uzun bir gelecek olabilirdi, kaleci antrenörlüğü gibi. Bunun da planları vardı diye biliyorum, olmadı. Mantıklı bir transferdi, bu sorgulanamaz. Fatih Hoca'ya da saygı duyuyorum, şu ortamda yabancı sınırını açmanın en kolay yolu bu. Peki Galatasaray yeni bir yedek kaleci transfer edecek midir, böyle bir yerli var mıdır derseniz de bilmiyorum. Benim aklıma gelmiyor..

Bir de Fatih Terim'le mi görelim diyeceğiz bu durumda, bilemiyorum


Sol bek konusuyla alakalı son yazı da bu olsun, en azından bir süre için. Sol bek zehirlenmesi yaşatmış olabilirim, maalesef ki başka bir gündemimiz yok. Olabilecek tüm senaryoları yazdım, her ne kadar son desem de yazmaya devam etmek durumundayım. Lionel Carole de bu işin son ayağı, kimseyi alamamamız durumunda onu geri döndürmek ciddi bir ihtimal.

Carole'yi anlatacak değilim. Galatasaray formasıyla 2 sezon izledik bu adamı. Büyük bir beklentiyle gelmemişti ama transferi heyecan yaratmıştı. Scout adımları her zaman sevilir, mantıklı adımlardır. O dönem de Telles'in arkasına alınan Carole çok akıllı bir işti. Telles gittiğinde tek kaldı, yine iyi performans veriyordu ama sakatlık dönemi oldu, devamında Hamza Hamzaoğlu gitti ve Carole'nin büyük düşüşünü izledik.

Sonrasında hangi teknik adam gelirse gelsin çare olmadı, kötü bir Carole profili vardı. Linnes dahi sağ bek olmasına rağmen sol bek performansıyla Carole'nin önüne geçti, ötesi yok. Şu an 26 yaşında, Galatasaray'a da 24 yaşında gelmişti, genç futbolcu algısı kurmaya gerek yok. Bu kadar kötü bir 2 senenin ardından Sevilla'ya gitmesi ise benim adıma büyük sürprizdi. Asamoah'ı cepte görünce Carole'nin kiralanmasına onay verdik, sonrasında sol beksiz kaldık. Beğenilmeyen Carole dahi ihtiyaç oldu, öyle diyeyim.

Lionel Carole'nin Sevilla performansı da hiç parlak değil. 9 maçta şans bulmuş ve 1 asisti var. Şöyle de bir şey var, o pozisyon için Guilherme Arana'yı transfer ettiler. Haliyle Carole'ye yer kalmadı, Ocak ayında Galatasaray'a geri gönderilmesi sürpriz olmayacaktır. Galatasaray'ın da eğer kimseyi alamazsak üzerinden oluşturduğu bir Carole düşüncesi var. Sol bek transfer harekatının son halkasını kendisi oluşturuyor.

Bir de Fatih Terim'le mi görelim diyeceğiz bu durumda, bilemiyorum. Bruma etkisi olmuş mudur ya da, La Liga'yı gördükten sonra bir yükseliş. Bruma'nın da Sociedad günleri o kadar parlak geçmedi ama geri döndüğünde büyük bir etkisi vardı. Carole'de de bu olabilir mi, gerçekten bilmiyorum. İş ona doğru gidiyor yalnız, emin olduğum tek konu o..

Alex Telles & Juventus, her anlamda kazan kazan


Sol bek transferi gerçekleşene kadar, bu konuda çıkan her haberi değerlendireceğim. 2-3 hamleden bahsediliyor, kesin olan sol bek isteği. Asamoah öncelikli aday doğal olarak, diğer isimleri ise zaman içinde görecek gibiyiz. Asamoah'ı yaz dönemi için bitirip, bu sezonu tutmayan Latovlevici mantığıyla geçmek de mümkün, Evra gibi bir isimle geçmek de.

Juventus'un düşüncesi daha önemli. Alex Sandro'yu satacakları söyleniyor, değerli bir sol bek ama bu sezon bildiğimiz görüntüsünden uzak. Formayı Asamoah'a kaptırdığı da oluyor, Juventus'un o pozisyon için sıkıntısı olduğunu düşünüyorum. Yaz dönemi Spinazzola'yı döndürmeye çalışmışlardı, hatta başka bir planları da yoktu. O dönmeyince de Asamoah'ı bırakmadılar.

Asamoah'la da yeni sözleşme yapmıyorlar, hala o konuda bir haber yok. Asamoah'ın duruşuyla alakalı, en azından yeni sezon için Galatasaray'a imza atabilir. Onların da yeni dönem için öncelikli planı Spinazzola, Ocak ayı için ise Alex Telles'i transfer etmek istedikleri konuşuluyor. Alex Sandro için teklifleri bekliyorlar, onun da transferi olası. Alex Telles'i transfer etmeleri durumunda Asamoah için ciddi bir ihtimal doğabilir.

Alex Telles'in gelişimi üzerine yazdığım yazıyı tekrar paylaşayım;

Porto'ya gittiği günden bu yana üzerine koyarak devam ediyor, Galatasaray'da bildiğimiz değil, geldiği gün itibariyle hayal ettiğimiz Alex Telles'i istiyoruz. Juventus'a transfer ihtimali sürpriz değil, o seviyeyi hak ediyor. Ayrıca İtalyan pasaportu var, bu da onun avantajı. Alex Telles transferinden bonservis de kazanabiliriz, sonraki satışın kârının yüzde 10'u bize ait. Her anlamda kazan kazan durumu olur.

Birbirinden çelişkili haberler de okuyorum. Asamoah veya Filipe Luis'in olmaması durumunda daha genç bir sol bek isteniyormuş, o olmazsa Evra gelecekmiş gibi. Ya da Fatih Terim'in sol ayaklı sol bek isteğine rağmen Davide Santon isminin Galatasaray'a yazılması. Bu sol bek konusunu daha çok konuşuruz..

Transfer ütopyası "2018" #13; Patrice Evra


Gün içinde 3 yazının üzerine pek çıkmam, bunu bir bonus yazısı olarak görün. Madem Evra'nın ismi an itibariyle konuşulmaya başlandı, sıcağı sıcağına yazalım. Galatasaray'ın sol bek girişiminde bir ihtimal de "ya kimseyi alamazsak" üzerinde. Maddi bir sıkıntı da olabilir, bilemiyorum. Bana göre iş daha çok yeni sezonda Asamoah'ın gelme durumuyla ilgili ve bu sezonu kurtarmaya bakılıyor olabilir.

Yaz döneminde Latovlevici'yi bu uğurda almış ve başarısız olmuştuk. Doğru bir plandı ama tutmadı, yapacak bir şey yok. Bunda Latovlevici'nin yaz dönemini sakat geçirmesi ve kamp görmemesi de etken olabilir. Aziz Behich'ler ise farklı bir konu, onu zaten yazdım. "Ya kimseyi alamazsak" üzerinden doğan ihtimallerden biri doğal olarak Evra oluyor. Amaç biraz da bu sezonu kurtarmak ve bonservisinin elinde olması da onu ihtimal kılıyor.

Evra'nın kariyerini konuşmayacağız elbette. Çok büyük bir kariyer, Avrupa'nın en iyi sol beklerinden biriydi. 36 yaşında olmasına rağmen ben yaşının da olduğuna inanmıyorum, çünkü hala üst seviyedeydi. Bu adam geçen sezonun ortasına kadar Juventus forması giyiyordu, oradan Marsilya'ya geçti. Devam da ederdi ama maç içinde taraftar kavgasına karıştı ve sözleşmesi fesih edildi. Bu sezon Marsilya'yla maçlara çıktı ama uzun zamandır boşta, Instagram videolarından gördüğümüz kadarıyla tek başına çalışmalara devam ediyor.

Ne durumda olduğunu bilmiyorum, sıkıntı o. Marsilya'da bıraktığımızda fena bir seviyede değildi, bunu yaşına rağmen yazıyorum. Uzun ayrılık oldu, yaşı da düşünülünce iş biraz kumara dönüyor. 1.5 yıllık bir sözleşme olabilir mi diye düşünüyorum, önce yarım sezon, başarıya bağlı da 1 sezon opsiyonlu. Yeni sezonda Asamoah ya da o ayarda bir sol bek hamlesiyle de Evra'yı kenara alabiliriz. 

10 Kasım 2017'den bu yana serbest statüsünde, bunu ekleyelim. Ocak ayında da mutlaka bir Avrupa takımına imza atacaktır, Avrupa dışına çıkacağını düşünmüyorum. Tecrübesi ve kalitesi Türkiye Ligi'ni kaldırabilir, fizik gücüyle alakalı da başka şeyler konuşuruz. Yönetilmesi zor karakter tabii, lider özelliği var ama bir o kadar da kontrolsüz. En son bıraktığımızda hala temposunu koruyordu da, gücü de yerindeydi. 


Bildiğimiz Evra sol tarafı otobana çevirirdi tabii, eski zamanlarında. Manchester United'da bayılırdım kendisine. Sonra Juventus'a gitti ve orada da iyi bir kariyeri vardı, son durak Marsilya'da da hiç fena iş çıkarmadı. Yaşı 36 olsa da bu anlamda yaşına pek takılmak istemiyorum. Sol bek için ne düşündüğümüze bakmak gerekiyor, biraz da mali durumlar konuşur. Asamoah ihtimal ama zor, Filipe Luis işinin zaten mantığı yoktu, belki daha genç bir sol bek gelebilir ama bu da bonservis istiyor. Şu dönem Alex Telles gibi bir isim alamayız mesela, öyle düşünün.

Hal böyle olunca da "kimseyi alamıyorsak Evra gelsin" gibi bir ihtimal ciddi ciddi konuşulur. Carole'nin geri dönmesi dahi bir ihtimal haline gelebilir, o durumdayız. Kısa bir zaman var, anladığım kadarıyla yüksek bonservisler konuşmayacak ve mevcut ihtimaller arasında en garantisini düşünüyoruz. Menajer önerisidir tabii, o ayrı..

29 Aralık 2017 Cuma

Transfer ütopyası "2018" #12; Aziz Behich


Bu tarz yazılarda başıma gelen bir durum var, o konuyu yeniden yazayım. Buraya yazdığım her ismi "transfer etmeliyiz" anlamında yazmıyorum. Transfer tarzı ve ütopyası diye iki başlık var, transfer tarzında sözleşmesi biten isimleri yazıyorum. Transfer ütopyasında ise medyada Galatasaray'la adı anılan isimleri. Bunlar arasında benim istediğim de olur, istemediğim de olur ya da görüşüm o kadar önemli değil diyeyim. Israrla başıma geliyor bu durum, yıllardır yazıyorum ama bir türlü anlaşılmıyor. Sözüm herkese değil tabii, yanlış anlayan arkadaşlar için. 

Aziz Behich'in ismi gün itibariyle Galatasaray'la anılmaya başladı. Kendisi bu sezon gösterdiği performansla konuşulmaya başlanan bir futbolcu. Şenol Güneş döneminde de sağladığı bir çıkış vardı aslında, o kadrodan Bursaspor'da kalan yegane isimlerden. Uzun zamandır Bursaspor forması giyiyor, formayı bırakmıyor ama ortalama bir görüntüsü oluyordu. Bu sezon ise Le Guen'in düzeninde iyi iş gördü ve attığı 5 golle dikkatleri çekti. 

Aziz Behich, Avustralya Milli Takım formasını giymesine rağmen yerli statüsünde. Avantajı da burada zaten, onu değerli kılan unsurlardan biri. Eski 5+3'lü düzenler olsa çok daha değerli olurdu, olmadık bir rakama da x kulübe transferini çoktan sağlamıştı. Yabancı kontenjanı bu yüzden güzel işte, değerleri biraz olsun olması gereken düzeye getirdi. Bugün Aziz Behich'i ya da herhangi bir pozisyonda yerli futbolcuyu olmazsa olmaz olarak görmüyorsun. Galatasaray da görmemeli, bu konuyu sol bek için yazıyorum.

Asamoah'ı yaz döneminden bu yana konuşuyoruz. Belli ki konuşmaya devam edeceğiz, ta ki geleceğini tayin edene kadar. Bazı yabancı alternatiflerin adı da medyaya yansıdı ama Aziz Behich ismi daha sık anılır oldu. Trabzonspor'lu Emmanuel Mas'ın da ayrılığı söz konusu, onlar da o boşluğu Aziz Behich'le doldurmaya çalışıyor. Ocak ayı transferi için adını daha sık konuşacağız gibi, bu iki takımın ilgisi olabilir.

Asamoah ile yeni sezon için sözleşme yaptık, yazın gelecek deseler böyle bir operasyonu kısmen anlayabilirim. Aziz Behich'le bu sezonu geçirip, yeni dönemde Asamoah'la devam edilir. Şöyle bir şey de var, Latovlevici'yi de aynı mantıkla almadık mı? Aziz Behich'in avantajı yerli statüsü, Galatasaray da yabancı hakkını açmaya çalışıyor. Asamoah gelse dahi yeni dönem için oraya yerli bir yedek gerekecektir. Latovlevici, Carole'nin dönme ihtimali ya da Linnes'in orada oynayabilmesi gibi ihtimaller de var. Bu sezon ki performansı iyi olsa da Galatasaray'ın aradığı seviye bambaşka olmalı.

Asamoah derken bir anda Aziz Behich'e düşmek olmaz, işin mantıklı taraflarını yazsam da. Ortalama bir bek, hücum ve savunma tarafı dengeli. Le Guen'le başka bir seviyeye geldiği doğru da o seviye bizim ihtiyacımızı karşılar. Ancak alternatif olur, sol bek adına iyi bir yedek diyebilirim. Galatasaray'a fark yaratacak, orayı domine edebilecek bir sol bek gerekiyor. Asamoah öyleydi, çıtayı düşürmemek gerek..

Fernando olmazsa?


Fernando'nun en az 3 haftalık bir sakatlığı var. Kesin bir süre verilememesi kötü, 3 hafta ile 2 ay arasında bir süre olmayacak. Benim beklentim Kayserispor maçında sahada olması, umarım yetişir. Yokluğu büyük handikap olur, alternatifi olmayan isimlerden biri daha. Galatasaray'ın kulübesi zayıf derken bundan söz ediliyordu, bazı isimlerin yerini zor dolduruyoruz.

Transfer yapamayız, o durumu bir kenara bırakalım. Fernando'nun yokluğunda o boşluğu içeriden doldurmak durumundayız ve bazı adaylar var. Selçuk İnan, Tolga Ciğerci ya da Donk diyelim, son Bucaspor performansıyla Donk da buradayım mesajını verdi. Kamp dönemi Nigel de Jong dahi denenecek, gerçi ben kendisinin takımda kalacağına pek ihtimal vermiyorum.

Fernando'nun sertliği ve liderliği aranır, o pozisyonda yerine düşüneceğimiz ismin orayı süpürmesi gerekir. Göztepe maçında stoperlerin arasına girmeyen, daha fazla dikine oynamaya çalışan bir Fernando vardı. Doğrusu da bu, biz onu stoperlerin arasına attıkça tüm takımı biraz daha geriye çekmiş oluyoruz. Badou Ndiaye üzerinden düşünebiliriz, 20 metre içinde sınırlı kalması bundandı. Fernando ortada oynarsa Badou Ndiaye de kendisini daha fazla hücuma atabilir.

En uygun aday Tolga Ciğerci gibi. Ligin ilk yarısının en iyilerinden biriydi, tempo noktasında o pozisyonu doldurabilir. Kendine has noksanları olsa da Badou Ndiaye'yle birlikte oynadıklarında en azından tempo anlamında fark yaratırız. Selçuk İnan'la ise daha fazla topa sahip olmayı hedefleriz, tempo biraz daha düşer, tüm yük Badou Ndiaye'nin sırtına yıkılır.

Donk ise Bucaspor maçında ortayı iyi süpürmüştü. Ayrıca geriden oyun kuran isimdi de, oldukça başarılıydı. Rakip ölçü değil diyebiliriz, bu haklı bir yorumdur. Yine de Kasımpaşa'dan bildiğimiz bir Donk var ve orada onu iyi kılan isim Castro'ydu. Burada da Badou Ndiaye var, tempo olarak Donk'u en iyi tamamlayacak isim. Donk'un oyun kurma noktasında Tolga Ciğerci'ye oranla öne çıkabileceğini düşünüyorum, tempo olarak ise onun gerisinde.

Nigel de Jong'a girmiyorum bile, zaten yabancı hakkı da yok. Geçen sezon dahi temposu halı saha kıvamındaydı, yaşı 33 oldu ve ne kamp gördü, ne aylardır maç yaptı. Sertliğinden başka bir özelliği kalmadı, ismi önemli olsa bile. İşin özü, Fernando olmazsa Tolga Ciğerci'ye forma yakın. Yine de Fatih Hoca'nın bu yokluğa göre bir planı olur, şaşırtabilir de..

Ligin ilk yarısı bitti, Galatasaray adına en'leri konuşabiliriz

Ligin ilk yarısı bitti, haliyle enleri konuşabiliriz. Twitter'da bazı anketler hazırladım, takipçiler de oyladı. Yüksek bir katılım oldu, önce oy veren herkese teşekkür edeyim. Aklıma gelen kategoriler bunlardı, şıkları da konuşulan isimlere göre belirledim. Sizin de aklınıza gelen kategoriler veya bu neden yoktu diyeceğiniz isimler olabilir, yorum kısmında bunları belirtirseniz sevinirim.


"Galatasaray'da ilk yarının en iyisi kimdi" sorusuyla başladım. Gomis ve Fernando arasındaydım, zaten ağırlıklı olarak bu isimler oylandı. Yüzde 48'le Gomis ilk sırada, yüzde 39'la Fernando ikinci, yüzde 9'la Mariano üçüncü, yüzde 4'le Serdar Aziz dördüncü sırada yer aldı. Serdar Aziz'in çok az oy aldığını düşünüyorum, oysa ligin ilk yarısının en istikrarlı isimlerindendi. Hakkının verilmediğini düşünüyorum ki kategorilerden birinde var zaten.


"Galatasaray'da ilk yarının en kötüsü kimdi" sorusu ise diğer anket. Konduramasak dahi bazı gerçekler var, o da Muslera'nın Galatasaray adına ligin ilk yarısının en kötüsü olduğu. Yüzde 41 ile ilk sırada yer aldı, Latovlevici ise yüzde 32 ile ikinci sırada. Denayer yüzde 17 ile üçüncü, yüzde 10'la da Eren Derdiyok dördüncü sırada yer aldı. Doğal sonuçlar, şu neden böyle oldu diyemiyorum. 


"Galatasaray'da ilk yarının en sürpriz performansı" sorusuyla devam ediyoruz. Burada bir açık ara var, çünkü beklenen sonuç. Yüzde 75'le Tolga Ciğerci ilk sırada yer aldı, gerçekten de en sürpriz performansı gösteren isim. Sol açıkta böyle bir performans beklenmiyordu, gol sayısı da diğer nokta. Yüzde 15'le Serdar Aziz ikinci, yüzde 10'la Garry Rodrigues üçüncü sırada. Tolga Ciğerci açık ara hak etse de Garry Rodrigues'in oyu daha fazla olabilirdi.


"İlk yarı performansları itibariyle en iyi transfer" anketinde ise beklenildiği gibi iki isim arasında çekişme oldu. Fernando yüzde 43 ile ilk sırada, Gomis ise yüzde 40 ile ikinci. İlk yarının en iyisi anketinde Gomis kazanmıştı, transferde ise Fernando kazanmış oldu. Yüzde 13 ile Mariano üçüncü sırada, yüzde 4'le de Maicon dördüncü sırada yer aldı. Maicon'un son haftalarda düşen performansı olmasa eminim ki oy oranı yüksek olurdu.


"Ligin ilk yarısında hakkı en çok yenen Galatasaraylı" anketinde ise yüzde 47'yle Serdar Aziz ilk sırada. Yukarıda bahsettiğim gibi, ligin ilk yarısının en iyisi kimdi anketinde de oyu daha fazla olabilirdi. Yüzde 36'yla Belhanda ikinci, yüzde 17'yle ise Yasin Öztekin üçüncü sırada. Belhanda konusunda yorumumu biliyorsunuz, hakkının teslim edilmediği çok nokta var.


"Ligin ilk yarısındaki performansına kıyasla, ligin 2. yarısında en çok katkı verecek dediğiniz Galatasaraylı" ise son anketimiz. Keyifli bir anketti, çünkü yazılabilecek çok fazla isim var. Yüzde 46'yla Feghouli ilk sırada yer almış, ligin ilk yarısında yüzde 40'yla oynadığını düşündüğüm bir isim olarak. Yüzde 34'le Badou Ndiaye ikinci sırada, yüzde 16'yle Belhanda üçüncü, yüzde 4'le de Mariano dördüncü sırada yer aldı..

28 Aralık 2017 Perşembe

Geçmiş zaman olur ki #5; Elmander'in Galatasaray'da son günleri


2013 - 2014 sezonunun yaz dönemine dönüyoruz, Emirates Cup'dan bir kare. Johan Elmander'in Galatasaray formasını son olarak giydiği günler. Yabancı sınırı işte, Elmander gibi bir ismi tutamadık o dönem. Onu da geçtim, 6 + 0 + 4 içinde öyle isimleri yedek bırakmak durumunda kaldık ki. Bir şu zamana bir de o zamana bakıyorum, Allah umarım bir daha döndürmez o günlere. Hazır Elmander'i Fatih Hoca'nın ekibine bekliyorken şu fotoğrafı tekrar paylaşayım dedim, çok sevdiğim karelerden biri. Felipe Melo ve Didier Drogba da fotoğrafı süslüyor, muazzam bir takım..

Göztepe maçı sonrası not aldığım futbolcular vardı, Linnes de onlardan biri


Denk geldiler, futbolcu yazıları ile devam ediyorum. Tabii ki her ismi yazmayacağım ama Göztepe maçı sonrası not aldığım futbolcular vardı. Linnes de onlardan biri, gösterdiği performansla beni fazlasıyla şaşırttı. Linnes'den ümidi kesmek üzereydim çünkü, iş tıkanma noktasındaydı ve geçen sürede beklentiyi bir türlü karşılayamamıştı.

Neydi, ne değildi konusunu çok açmayacağım. Molde'den önemli bir beklentiyle geldi ama atlanan nokta Molde'nin sistem takımı olduğuydu. Linnes de sistem içinde büyüyen bir sağ bekti. Galatasaray'a kaosun içine geldi, beklentiyi karşılayamaması da doğaldı. Riekerink geldiğinde yine onun üzerinde durdu, başaramadı. Sonrasında sol bek durumu ortaya çıktı, tekniğiyle orada iş yaptığı maçlar oldu ama gerçek anlamda çok iyi şeyler yaptığı fazla maç yok.

Bu sezona da sol bekte başladı, nedeni tamamen alternatifsizlik. Sezona iyi girdi, sonra Latovlevici geldi ve formayı kaptırdı, Latovlevici'nin kötü görüntüsü Linnes'i iyi gösterdi ama her ikisi de bana sorarsanız birbirinden çok farklı değildi. Tudor'un ilk etapta işleyen bir düzeni vardı ve Linnes bunun içinde yükseldi. Sonra o düzen bozuldu, Linnes dönemini de orada yine kapattık. 

Bazı handikapları var, en önemlisi de fizik. Düşmeye başladığında ortaya çıkan en büyük zaafı bu, solda da ezilmeye başlamıştı. Göztepe maçında bir dokunuş var, Linnes'i uzun zaman aranın ardından ilk kez sağ bekte izledik. Denayer sol bekteydi ve en azından sağdan gelelim diyerek Linnes'in orada kullanıldığını düşünüyorum. İşleyen bir düzen vardı o maçta, hücum oynadık ve Linnes'in o düzende Molde günlerini hatırladığını gördüm.

Maçın en iyilerinden biriydi. Sağ tarafı müthiş kullandı ve iyi bir hücum kozuydu. Galatasaray'da belki de en iyi sağ bek performansıydı diyeyim, işleyen bir düzende yine ayaklandı. Umudu kaybetmeye başladığım şu zamanlarda bu performansı iyi geldi, en azından Mariano yokken ne olacak sorusunu sormayacağız. Bu adamı niye sol bekte kullandık ve ısrar ettik o zaman, kazanan kazanabiliyor yani. 

İyi alternatif, böyle bakacağız. Birçok yerde de kullanabiliyorsunuz, sol bek / sağ veya sol kanat gibi. Mustafa Denizli onu orta sahada dahi denemişti, teknik özelliği buna elveriyor. Sıkıntısı fizik noktasında, o da top bizde kaldığı ve hücumu zorladığımız sürede çözülür. Sorunsuz bir futbolcu olduğunu ise yıllardır görüyoruz, hakkının ısrarla yendiği anda bile sesini çıkartmadı..

48 saat sonra 2. maçına çıktı bu adam ve aynı özveriyle


Yasin Öztekin konusu enteresan. Sevmeyeni, beğenmeyeni çoktur, bir türlü kendini kabul ettiremez. Bu süreçte kendi hataları da var elbette, Y7 olayı başladığından bu yana farklı diyarlarda. 2014 - 2015 sezonunda kazanılan şampiyonluğun x faktörüydü, sonrasında ise kendisini "yıldız kanat oyuncusu" gibi düşündü, altını dolduramadı.

Sevilmemesi bundan, kendisini ifade ettiği seviyede olmamasından ötürü. Bu Yasin Öztekin'in hatası tabii. Sadece futbola odaklansa, bu tarz işlere pek girmese, oynadığı futbolu kendi değil de başkaları değerlendirse böyle olmaz. En kötü hali dahi 10 gol sınırını zorluyor çünkü, kıymetli bir alternatif olduğunu düşünüyorum. Geçen sezon da böyleydi, içinde bulunduğumuz sezonda da farkı olmayacak.

Sorunsuz yedek, bu iyi kısım. Yeni sözleşmeyle alakalı çok şeyler konuştuk, bu da diğer sevilmeme nedeni. İçinde bulunduğumuz sezonda ise bu konu pek gündem olmadı, sezon sonunda sözleşmesi bitiyor olmasına rağmen. Tudor da pek yüzüne bakmadı aslında, rotasyona pek inanmadı. Kulübemizin zayıf olduğu doğru, yine de içinde kazanılmayacak isimler yok. Yasin Öztekin onlardan biri.

Galatasaray formasıyla 132 maçta 30 gol 29 asist hiç fena değil. Biraz daha şans vermek, en azından kenardan getirebileceğiniz bir 12 numaraya dönüştürmek lazımdı. Tudor bunu yapmadı, Fatih Terim'in ise ilk icraatlarından biri oldu. Garry Rodrigues sakatlandıktan sonra ne yapacağız diye düşünüyorduk, Yasin Öztekin oyuna girdikten sonra çıtayı düşürmedi. 

Sadece bu da değil, 48 saat sonra 2. maçına çıktı bu adam ve aynı özveriyle. Hiç kolay iş değil, Yasin Öztekin'in de havası Fatih Terim'le birlikte değişti. Şu süre zarfında mutlaka daha fazla şans bulacak, belki bir 12. adama dönüşecek. Sol açık için transfer düşünüyorduk, şu an ise Ocak ayında böyle bir hamle lüks olabilir, acil değil diye bakıyoruz. Garry Rodrigues / Yasin Öztekin'in bu sezon orayı taşıyacağına inanıyorum.

İkisi de özverili oyuncu, mücadelenin içindeler. Garry Rodrigues için solda oynadığında "akıl koyamıyor" diyordum, Gomis'e yakın oynatılarak o sorun çözüldü. Yasin Öztekin ise bir kanat / forvet, gole yakın oyuncu. Gol noktasında taraftarı çıldırttığı anlar olsa da mücadele etmiyor, savaşmıyor diyemem. Fatih Terim'le birlikte daha da harlayacaktır bu ateşi, 2. yarının önemli isimlerinden biri olmasını bekliyorum..

27 Aralık 2017 Çarşamba

2018 önemli, Dünya Kupası performansı tüm kariyerini büyük ölçüde etkileyecek


Bleacher Report'un hazırladığı bir liste. 2018'de 5 büyük lig dışında oynayan futbolcular arasından takip edilmesi gereken 5 futbolcu. Aralarında Badou Ndiaye de bulunmakta ve 2018'de Dünya Kupası oynayacak olmasıyla da piyasasını yükseltmesi olası. 

Galatasaray adına önemli bir yatırım, 7.5 milyon avro bonservis verildi. Hatta bonuslarla birlikte bu rakam 9 milyon avro'yu buluyor. Osmanlıspor formasıyla önemli bir piyasa yaptı, adı da daha çok Premier Lig kulüpleriyle geçmesine rağmen Galatasaray'a transfer oldu. Sevdiğim, beğendiğim de bir futbolcuydu, transferinden ötürü mutluydum.

Galatasaray orta sahasının yıllardan bu yana süregelen bir tempo sorunu vardı. Imbula ve Lemina gibi isimleri ilk etapta zorladık, onlar olmayınca Badou Ndiaye yatırımını gerçekleştirdik. Anadolu'dan gelen bir futbolcu olduğu için bu rakam eleştirildi ama bu ayarda bir futbolcunun maliyeti de hemen hemen aynı. Şartlar oluşur, kiralık ihtimal gündeme gelir, o ayrı konu. Yalnız Imbula'yı kiralamadılar, bir de bu açıdan bakalım.


Badou Ndiaye de sezona iyi girdi, 4-1-4-1'le işler gayet iyi gidiyordu. Anlamadığım nokta da burada başlıyor, Fernando baskı yiyor üzerinden daha geriye çekildi ve 20 metrelik alana sıkıştırıldı. Orta saha çizgisini dahi geçmez oldu, oysa ligin en iyi dripling yapan orta sahası. Tempo tamam, mücadele ya da top kazanması, rakibi bozması. Beklenti bu değil, fark orada. Ona verilen görevi iyi yapsa da bu 10 liralık malzemeden 5 liralık katkıydı.

Mümkün olduğu kadar dizginlememek gerekiyor. Fatih Terim'in de ilk dokunuşlarından biri bu oldu, Fernando'yu stoperlerin arasına sokmaması ve Badou Ndiaye'yi daha serbest bırakması. Göztepe maçında hücum anlamında da katkısını gördük, ön alan baskısı, topla dripling özelliği ya da attığı şutlar. 4-1-4-1 için ideal bir isim, Belhanda'yla birlikte bu işi iyi yapıyorlar. Fatih Terim'le birlikte yükselecek bir isim, çünkü onun kalemi.

27 yaşında, önü açık, Galatasaray'ın 1-2 sezon içinde önemli rakamlar kazanabileceği bir futbolcu. Yatırımını fazlasıyla karşılayacaktır, iş biraz daha yükselmesinde. 2018 onun için önemli, Dünya Kupası performansı tüm kariyerini büyük ölçüde etkileyecek. Bazı yorumlara da katılmadığımı yine ekleyeyim, 8 de oynar, 10 da. Onu farklı kılan özellikleri var, herkes pas aksiyonuna takılmış ama bu adam olabildiğince hızlı oynuyor. Galatasaray'ın bu futbolunda da hız olmazsa olmaz..

Asıl transfer mevcut isimler özelinde, hocanın esas hedefi bu


Gün itibariyle transferi konuşmaya başlayabiliriz. Kısıtlı sayıda hamle yapacağız, hocanın da 1-2 isteği var. Önemli tabii bu istekler, sol bek transferi belki de kaderimiz tayin edecek. Hücum için de bir alternatif düşünüyor, forvet mi yoksa hücum jokeri mi olur bilemiyorum. Asıl kazanım ise mevcut isimler özelinde, hocanın esas hedefi bu.

Donk gider diye düşünüyorduk mesela. Ocak ayı için transferi düşünürken yolladığımız bazı isimler vardı, Donk da bunların başında geliyor. Fatih Terim'le değişti bu durum, Bucaspor karşısındaki Donk bambaşkaydı. Bunu devam ettirir mi bilmiyorum ama bu adam iyi çalıştığını gösterdi, gamsız diyorduk, gördüğümüz tablo bambaşka. Fernando'nun da bir sakatlığı var, Donk'un 28 kişilik kadroda olması şu aşamada sürpriz değil.

Latovlevici gibi isimler için de bu geçerli. Sol bek alacağız, Latovlevici ise onun alternatifi olarak kalacaktır. İyi durumda olmasa bile doğru tarz, hoca kazanabilir, sürpriz olmaz. Koray Günter'i gördünüz ya da, bu adamın farklı özellikleri var ve kenarda olmasına rağmen Göztepe maçındaki hırsı çok şey anlatıyor. 

Selçuk İnan en son ne zaman alkışlandı, böyle bir soru da sorayım. Bucaspor maçında oyundan çıkarken alkışlanıyordu, eksikleri olsa bile geri dönüş sinyalini 2 maçtır veriyor. Önemli bir kazanım bu, Selçuk İnan yıllar içinde geriye giden bir futbolcuydu. Onu eskiye döndürebilmek tüm seyri değiştirir, sevmeseniz dahi bu gerçeği kabul etmek lazım. Kazanacaktır da, Selçuk İnan'ı biraz daha hücuma yaklaştırması bir anda havasını değiştirdi. 

"Sinan Gümüş'ün yeteneğinden şüphemiz yok. Bugün kendisine de söyledim; o formayı almak isterse, ben veririm ona, alternatif düşünmem. O yüzden o alacak formayı." Hocanın Sinan Gümüş konusunda açıklaması, net mesaj. Yeteneğinden hiç kuşkumuz yok, sıkıntısı bambaşkaydı. O da hırslandı, formanın değerinin farkına varacak. 48 saat içinde 2 müthiş maç çıkaran Yasin Öztekin konusuna girmiyorum bile, ayrı olarak yazacağım.

Olay şu, dar rotasyonumuz olduğu doğru da bazı isimleri kazanma noktasında hiç adım atmadık. Tudor'un en büyük hatası da bu oldu. İyi bir 11 buldu, kaliteli transferler yapıldı ama kenara hiç bakmadı, baktığında da dolayısıyla katkı alamadı. Fatih Terim'in ise önceliği bu isimleri kazanmak oldu, ısrarla bunun üzerinde duruyor. İşte asıl transfer bu olacak, kimsenin beklemediği ve umudu kestiği isimlerin rotasyon içinde yeniden ayaklanmaları..

Transfer ütopyası "2018" #11; Hakan Çalhanoğlu


Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, bu apayrı bir şey. Ben de çok tutmam kendisini, bunu sık sık da dile getirmişimdir. Yine de şu tabloda gelmesin diyemem, böyle bir lüksüm yok. Çok abartılı yorumlar var, bunlara katılmam, Hakan Çalhanoğlu gayet iyi futbolcudur. Çok tutmam, nedeni de mevkisiz gibi görmem, kafamda ona net bir pozisyon bulamamam. 10 mu, 8 mi, kanatlar mı gibi. Hepsinde oynar, yine de şu pozisyonun net futbolcusu diyemiyorum.

Atlanan noktalar şunlar, bu adam henüz 23 yaşında. Diğeri de Milan'ın Hakan Çalhanoğlu için 22 milyon avro'luk bir yatırım yapması. Doğru ya da yanlış transferdir ama yatırım neticede, Milan'ın kendisinden yüksek beklentileri var. Tabii şu aşamada bunun altında kaldılar, yaz dönemi transfer harcamaları büyük bir fiyasko oldu, konu sadece Hakan Çalhanoğlu değil. O da bu halkanın başarısız ayaklarından biri oldu ve son dönemde iyiden iyiye gözden düşmüşe benziyor.

Soru şu, Milan böyle bir yatırımdan kolay vazgeçer mi? 22 milyon avro'luk bir yatırım, bu işin bonservisli bir oluru görünmüyor. Kiralamak bir ihtimal, o da çok iyi ilişkiler gerektirir. Fatih Terim'in "gerekirse dostluklarımızı kullanacağız" sözünden ötürü akla gelen ilk isim Hakan Çalhanoğlu oldu. Eski Milan yok tabii, sahipler değişti, hala o dostluklar var mı bilinmez. Hakan Çalhanoğlu iknasını Fatih Terim halleder de işin Milan ayağı zor.

Kiralama yöntemine ikna etmek lazım, Beşiktaş'ın Talisca için yaptığı gibi. Futbolcuyu en az 1.5 sezonluk kiralayacaksın ve burada parlatacağına, devamında Milan'ın önemli kazanımlar elde edeceğine ikna olması lazım. Çok tutmasam dahi bilinen, beğenilen bir 10 numara. Bayer Leverkusen formasıyla fena işler yapmadı, ne olursa olsun Milan gibi bir takıma 10 numara olarak transfer olmak da büyük olaydır. Beğenmemek bir yana, bunu atlamamak gerekiyor.

Fatih Terim 2 hamleden bahsediyor. Biri sol bek, konuşmaya dahi gerek yok. Yabancı bir sol bek olacak, o hakkı da Carrasso'dan yana kullanacak gibiyiz. Diğer tercihi ise hücum için bir joker gibi. Forvet isteği de bir ihtimal olsa da hücumda birçok pozisyonda kullanabileceği bir isim arıyor gibi. Bu isim de mümkünse yerli olmalı, yabancı sınırı hem limitte, hem de kenarda tutabileceğin yabancı anlamında yerli gerekli. Emre Akbaba'yı uzun zamandır konuşuyoruz, geçenlerde aklıma Emre Çolak geldi, işin ütopyası da Hakan Çalhanoğlu oldu.

Galatasaray'da da oynayabileceği birçok pozisyon var. Orta saha, forvetin arkası ya da kanatlarda kullanmak mümkün. Sol taraf için "oyun kurucu" özelliğinin altını çiziyorduk. Hakan Çalhanoğlu transferi olsa oynayacağı yer sol taraf olur. Garry Rodrigues'in yerine düşünülür, başka bir yer bulmak zor. Belhanda'yla rekabete sokabilirsiniz, orta sahanın ortasında düşünürsünüz ama ağırlık sol tarafta gibi. Farklı bir düzen de mümkün, taktik esnekliğe uyan bir hücum oyuncusu. Garry Rodrigues'in enerjisi ve mücadelesi çok yüksek ama akıl noktasında Hakan Çalhanoğlu öne çıkar. Onun kadar enerjik, patlayıcı bir isim olmasa da akıl ve bitirme noktasında farkı olur. 

Teknik ve şut özelliği yüksek, Dünya'nın en iyi duran top kullanıcılarından biri. Sadece duran top kullanmasıyla dahi bu ülkede süpürebileceği çok takım var. Ben de çok tutmam ama belli avantajları var. Türkiye Ligi için yazıyoruz ayrıca bunları, seviye diğer nokta. Fatih Terim'in de Milli Takım'da çok tuttuğu, ısrar ettiği bir isim. Transferini zor görsem de ihtimali varsa hayır deme lüksüm olmaz..

Galatasaray 3-0 Bucaspor, felsefe 2 gün önce bıraktığımız yerden devam ediyor


Hakem konuşacağız, o belli oldu. Zaten konuşuyorduk, bundan sonrası adına eminim ki fatura daha ağır olacak. Göztepe maçıyla başladık, Bucaspor'la devam ediyoruz. 3-0 kazandık, güzel bir futbol oynadık, kaçan birçok pozisyon var da farkın açılmamasında bir numaralı etmen hakem. Penaltılar, fauller, kırmızı kart. Bu maçı elbette telafi ederiz, kazanmak için adaletli bir yönetime de ihtiyacın yok. Sonrası adına fragman izlemek kötü, ligin 2. yarısında yenmemiz gereken sadece rakipler olmayacak.

Rakip ölçü değil söylemine de çok takılıyorum. Evet ölçü değil de nihayetinde rakip, resmi bir maç oynuyorsun. Önünde de kıyas yapabileceğin Sivas Belediyespor maçları var. Haliyle ölçü oluyor ve oynadığımız maçlar bu nihayetinde, yorum yapıyoruz. Bucaspor karşısında da iştah çok hoşuma gitti, Fatih Terim felsefesi 2 gün önce bıraktığımız yerden devam etti. Ön alanda basıyoruz, bu şok baskı ile kapılan toplarla rakibin yerleşmesine fırsat vermiyoruz, duralım, bekleyelim durumu yok. Bunu da rotasyonla deniyoruz.

Fatih Terim "mümkün olsa bu 11'i 90 dakika sahada tutacaktım" dedi. Kamp öncesi verilmesi gereken kararlar var, haliyle herkesi görmek istiyor. Bucaspor maçının önemi de buradan geliyor, ben burada devam etmek istiyorum diyecek futbolcuları görmek istedi. Şöyle örnek vereyim, yabancı sınırını açmak için gidecek ilk ismin Donk olduğunu söylerdik. Artık diyemiyoruz, o isim Carrasso olacaktır ve Fernando'nun bahsedilen sakatlığı sonrası Donk bu oyunla "kalıyorum" mesajını verdi.

Maçın adamı bana sorarsanız, tertemiz bir futbol oynadı. 4-3-3 gibi oynadık ve çapa işini gayet güzel kurtardı. Fizik özelliği ve tekniği zaten fazlasıyla iyi, iş istikrarsızlığıydı ve bir türlü kendini gösteremedi. Donk da dikine oynayabilen bir adam, topla da çıkar, şut da atar, kilit pas özelliği de vardır. Bunu Tolga Ciğerci de yapıyor, Selçuk İnan da daha hücumu düşünüp ileriyi zorlayınca da bu üçlünün farkı büyük oldu. Donk'un orta sahada kaptığı her topta hızlı çıktık ve o topları da çok iyi kullandı.

Ön alanda hareketliliğimiz var zaten, hocanın olmazsa olmazı o. Mücadele noktasında Yasin Öztekin, Sinan Gümüş ve Eren Derdiyok bu işi iyi yaptılar, 2. gol buna en iyi örnek. Hücum kalitesinde de Yasin Öztekin / Sinan Gümüş ikilisi gayet iyiydi, sıkıntı Eren Derdiyok'un bitirememesi. Göztepe maçında Gomis'in yaptığını Bucaspor karşısında Eren Derdiyok yapamıyor. Mücadele tamam da pivot olmasına rağmen öyle oynamıyor, ısrarla hareketli olma isteği var. Bitirememesi ise apayrı bir sıkıntı, Galatasaray'ın kenardan gelecek garanti bir forvete ihtiyacı var.

Bucaspor'la alakalı konuşulacak bir şey yok, Galatasaray'ın bu üstünlüğüne cevap veremediler. 1-0'ın ardından etkili oldukları belli anlar var ama o da Galatasaray'ın aldığı risklerle alakalı. Ön alanda basıyoruz, savunmamız orta saha çizgisine kadar gelebiliyor. Koray Günter'i de beğendim mesela, farklı özellikleri var ve hoca onu da kazanabilir. 

Latovlevici eleştirilir bu maçta, onun da sakatlıktan henüz dönmesi gibi bir mazereti var. Hoca haklı olarak oyuncusunu koruyor ve tam bir iletişim dersi veriyor. Ağırlığı mevcut olanı kazanmak, bu noktada çok sürpriz isimleri rotasyon içinde görebiliriz diye düşünüyorum. Şu gider diyorduk, oysa o iş öyle değil. Dar bir rotasyonumuz var, takviye edilmesi gereken yerler belli ama kazanılması gereken futbolcular da var. Tudor'un hatası buydu, kenara hiç bakmadı. Kenar kötü de bazı isimler kazanılmayacak gibi değildi. Fatih Terim'in ise önceliği bu, ilk etapta öz güveni sağladı..

26 Aralık 2017 Salı

Serdar Aziz transferinin başarısı orta vadede öne çıkmaya başladı


Serdar Aziz transferini maliyet üzerinden çok eleştirsek de bu transferin başarısı orta vadede öne çıkmaya başladı. Bonservis ve yıllık ücretin fazla olduğu doğruydu, bunun üzerinden Serdar Aziz adına bir ön yargı da yaratıldı. Bana sorarsanız Serdar Aziz bunun altından kalktı, özellikle bu sezon gösterdiği performansla da neden "en iyi yerli stoper" olduğunu gösteriyor. O gün de yazmıştım, Serdar Aziz iyi futbolcudur, katkılı olacaktı. Yeter ki sakatlık geçişlerini mümkün olduğunca kısa tutalım.

4.5 milyon avro bonservis ve Sercan Yıldırım, Bilal Kısa, Furkan Özçal karşılığında biten bir transferdi. İşin takas tarafı o gün pek konuşulmasa da transferin başarısı aslında burada yatıyor. Sercan Yıldırım ve Furkan Özçal kadroda düşünmediğimiz ve sürekli kiraladığımız futbolculardı. Bu kiralanma süreçlerinde de sözleşmeleri uzatılarak gönderilmişlerdi. 

Bilal Kısa için bir şey diyemiyorum, Galatasaray'a katkısı oldu. Yine de onunla yürümeyecekti, yaşı itibariyle düşünülmedi ve bu üçlünün alacağı yıllık ücretler de hiç fena değildi. Biliyorsunuz ki gözden çıkardığımız isimler üzerinde genelde zarar ederiz. Bu ayrılıklar kolay yaşanmaz, tazminatı verir ve göndeririz. Serdar Aziz'i alırken bu üç isimle tazminatsız şekilde yolları ayırdık, bu başarıdır.

Üçü de Bursaspor'a yar olmadı bu arada. Furkan Özçal'ın 1.5 sezonda resmi maçı dahi yok, en son hali de içler acısıydı. Dün itibariyle sözleşmesini fesih ettiler. Bilal Kısa da Galatasaray günlerini arattı, sonra sakatlık dönemleri oldu ve hiç katkı vermedi. O da kadro dışı, yollar ayrılacak. Sercan Yıldırım da çok farksız değil, Hamza Hamzaoğlu sonrası kaybolanlardan ve gözden düşen bir isim daha.

Serdar Aziz transferi şartlar itibariyle başarıdır, hem şu üçlünün geldiği nokta, hem de gösterdiği performans itibariyle. Mutluyum, kendisini çok da beğeniyorum. Fatih Terim'in çok tuttuğu bir isimdir, üzerine koyarak büyümeye devam edecektir. Şu üçlünün mevcut durumunu hatırlayınca yazmak istedim..

Gol atmamasına rağmen bana göre en iyi Gomis performansıydı


Yeni Malatyaspor maçının ardından "Gomis'in yalnızlığı" diye bir yazı yazacaktım. Uzun zamandır düşündüğüm bir konuydu ve bu yalnızlığa rağmen gol krallığında ilk sırada olması Gomis'in kalitesi. Yalnızlıktan kastım şu, Galatasaray'ın hücumcuları bu adamdan o kadar uzak oynuyordu ki Gomis üzerinden bir oyun döndüremiyorduk. Mücadele ediyor, buna rağmen yalnız, topu tuttuğunda pas atacak herhangi bir Galatasaraylı bulamıyordu.

Tabii bu yazıyı yazamadım, hafta içinde öyle gelişmeler yaşandı ki olay çok farklı yerlere geldi. Fatih Terim sonrası bambaşka bir Gomis profili izleyeceğimiz kesin ve izleyeceğimiz bu oyundan sonra "Gomis'in yüzde 50'sini kullanıyormuşuz" diyeceğiz. Fatih Terim geleli birkaç gün olsa da en büyük dokunuşu bu oldu, Gomis temelli ve onun üzerinden dönen bir hücum.

Göztepe maçında gol atmamasına rağmen bana sorarsanız bu sezonun en iyi performansıydı. Tam bir pivot oyunu dedim bunun için, rakip yarı sahayı öyle doldurdu ki. Rakip stoperleri sırtında gezdirdi, her dakika mücadelenin içindeydi ve daha önemlisi Galatasaraylı hücumcular ona yakın oynadı. Gomis fizik noktasında çok güçlü, hatta Drogba'dan bu yana izlediğimiz en güçlü forvet. Drogba'nın Burak Yılmaz'a artısı büyüktü, Gomis'in de etrafına katkısı yüksek olacak.

Şu ana kadar golleri ile konuştuk, bu noktadan sonra mücadelesiyle de konuşacağız. Bu adam iyi duvar. Top tutar, servis yapar, neredeyse omzuyla dahi asist yapabilecek durumda. Garry Rodrigues ve Yasin Öztekin ona yakın oynadı, her ikisi de bence sezonun en iyi performanslarından birini gösteriyordu. Buna Feghouli ve Belhanda'yı da ekleyeceğiz.

Bu oyun tarzı Eren Derdiyok'a da yarayabilir. Gomis'den farklı ama o da bir pivot. Onun kadar güçlü olmasa da duvar ve servis özelliğini kullanmak gerekiyor. Biz şu ana kadar onu koşturmayı denedik, haliyle etkiden çok uzaklardaydı. Gomis olmadığında onu da ana hücum planı yapabilir ve oyunu üzerinden döndürebiliriz. Alternatif noktada ancak böyle katkılı olur, yine de Gomis için ideal yedek olmadığını söyleyeyim.

Maicon'un duran top konusunda iyi olduğunu geldiği gün itibariyle yazmıştım


"Fatih Terim'in devre arasında yaptığı konuşma, maçı kazanmamızda etkili oldu. Onun bize yaptığı konuşmayla, maçı nasıl çevirdiğimizi gördünüz. İmparator geri döndü. İnanıyorum ki, imparator ile sezonu şampiyon tamamlayacağız."

Maicon'un duran top konusunda iyi olduğunu geldiği gün itibariyle yazmıştım. Bu toplara iyi vuruyor ve attığı goller var. Özellikle cepheden sert şutları vardı, Göztepe maçında attığı frikik golü benim için de sürpriz. O açıdan vurduğuna pek şahit değildim, vurabileceğini gösterdi. 

Selçuk İnan sahada değilken bu konuda yaşadığımız sorun büyük. Bir zamanlar Sneijder mi, Drogba mı, Selçuk İnan mı diye düşünüyorduk, daha bunun Hamit Altıntop'u falan vardı. Bu sezon ise her duran topta karambol bir ortam oluştu. Belhanda ya da Feghouli yapamadı, en son Garry Rodrigues'i bile topun başında görüyorduk.

Ceza sahasına yapılan ortalarda sorun yok, Belhanda o konuda iyi. Kaleye vuruşlarda ise iyi bir plan gerekiyor, topun başında karambol oluşmamalı. Maicon bu konuda iyi bir alternatif, Selçuk İnan ise kenarda zaten. 

Bir yandan hoşuma da gitti, Maicon'un morale ihtiyacı var. Son haftalarda görüntüsü oldukça kötüydü, Tudor'la da yaşadığı sorunlar var. Fatih Terim'le yeni bir dönem başlamış oldu, onun seveceği karakterde bir futbolcu. Sezon başında yeni yabancıların iştahından bahsediyorduk, başta da Maicon geliyordu. O iştahı ilk kaybeden isim olmuştu belki de, artık geri kazanmıştır.

Yorgunluk da var tabii. Geldiğinde Brezilya Ligi devam ediyordu, yaz dönemi de hiç dinlenme fırsatı bulamadı. Takımda en çok maça çıkan isim o, bu düşüşler doğal. Göztepe maçının ilk yarısındaki görüntüsü de iyi değildi aslında, Belhanda / Feghouli derken Maicon'u da saymıştım. 2. yarıdaki değişen görüntüden ise Maicon da nemalandı ve iyi bir görüntü sergiledi. Bu golle birlikte de moral olarak toparladı..

25 Aralık 2017 Pazartesi

Yalnız bir konu daha var, iş sadece kaleci antrenörlüğü değil


Fatih Terim'in takıma katılmış olması da yetti. Muslera, Göztepe maçında ilk degajını 62. dakikada yaptı. Daha önceki zamanı gelişine vurduğu toplarla dolu, oyun kurmakta felaketti. Kornerde penaltı çizgisine kadar çıkıp aldığı top, en son ne zaman görmüştük bunu. Fatih Terim'in elidir bu, Muslera da hocasını çok sever. Yine de Taffarel'den bu yana düşüşte olduğu gerçeğini değiştirmez.

Fatih Hoca da ısrarla altını çiziyor, Taffarel geri dönmeli, bunun için çabalıyorum diyor. Bıraktığımız yerde değil Taffarel, Brezilya Milli Takım'ında kaleci antrenörü olmasından öte orada bir seçici durumunda. Kadroya çağrılan kalecileri o seçiyor, takım içinde de farklı görevleri var. Zaten işi kaleci hocalığından öteye geçeceği için Galatasaray'dan ayrılmıştı. Zor, yine de Fatih Terim başarabilir.

Taffarel'in kaleci antrenörlüğü Galatasaray dönemi eleştiriliyordu. Nedeni ise Muslera dışında bir kaleciyi çıkaramamış olmak. Hata şu, kaleciyi kazanmanız için oynatmanız lazım ve formda bir Muslera'nın kesilme gibi bir ihtimali yok. Muslera oynadı doğal olarak, arkasına alınabilecek en iyi yedek kaleciler alınmasına rağmen (Cenk Gönen / Sinan Bolat gibi) olmadı işte, bunda Taffarel'lik bir durum yok.

Taffarel'i Muslera üzerinden okumak gerekiyor. Taffarel gittiğinden bu yana düşüş gösteren bir Muslera var. Yan topları zayıflamış, oyun kuramayan, en iyi olduğunu düşünen ama formda olduğunu kabul etmeyen bir görüntüdeydi. Kafa olarak da hazır olmadığını düşünüyorum, onu sakin ve iyi kılacak bir Taffarel'in olmamasından dolayı. Muslera'yla devam ediyorsanız Taffarel gerekiyor, gerçek olan bu.

Yalnız bir konu daha var, iş sadece kaleci antrenörlüğü değil. Taffarel müthiş bir karakter ve takım içindeki Brezilyalıları düşünerek de bu söylenebilir. Maicon, Fernando, Mariano gibi isimler üzerinde büyük etki gösterecek, hatta transfer anlamında dahi yardımcı olacak. Filipe Luis deniliyor, Taffarel böyle bir transfer için başrol oynar. Brezilya Milli Takım'ında kaleci antrenörü olmaktan öte diyoruz ya, Galatasaray için de önemi bu işte..

Galatasaray, Galatasaray olduğunu hatırlamalı demem bu yüzden


Fatih Terim'in basın toplantısında çok önemli mesajlar var. Hem yeni hem de geçmiş döneme yönelik. Bazı satır başlarını paylaşmak isterim;

"Top Göztepe'de, Göztepe oynasın. Galatasaray'da, Galatasaray oynasın... Böyle bir durum ben buradayken olamaz. Bugün rakip alanda çok pas yapmamız bizi sonuca götürdü."

"Son 7 maçta 4 defa mağlup olmuş bir takımdan bahsediyoruz. Bunun adı da Galatasaray. Bir endişe, bir öz güven eksikliği vardı. Galatasaray pek buna alışık değil."

"Galatasaray takımı oyunun kontrolünü elinde bulundurmalıdır. Galatasaray takımı kendi kalesinden ileride oynamalıdır."

"Bugün Hakan Balta olsa sol bek oynayacaktı. Onu bugün burada gördüğüm için mutluyum, 12 yıl bu takıma hizmet etmiş bir isim. Keza De Jong da öyle, aramızda olacak, kendi malınızı kötüleyerek olmaz."

İlk mesajı tamamen Tudor'a. Kurulan iyi kadroda, şu agresif yapıda emin olun ki Tudor'un da payı büyük. Bu oyunu sezon başında Tudor'la da oynayabiliyorduk, fark 2. yarıdaki dokunuşlar. Daha büyük fark ise Tudor'un zor geçeceğini düşündüğü maçlardaki aldığı kurgu. Fatih Terim dönemi bu olmayacak işte, rakip kim olursa olsun felsefe değişmeyecek, taktikle bu kadar sık oynamayacak. Tudor'un hatası bu oldu, umarım ilerleyecek kariyeri adına dersini almıştır.

Galatasaray, Galatasaray olduğunu hatırlama demem bu yüzden. Bunu unuttuk, büyük bir öz güven kaybı vardı. Deplasmanlar sorunlu, büyük maçlar olarak ifade edilen zamanlarda sürekli bir kaybederiz hissi. Son 7 maçta 4 mağlubiyet aldık, son haftalardaki seri oldukça kötüydü. Bundan kurtulmak adına da tek tercih Fatih Terim oluyor. Kendimizi hatırlamalı ve öz güveni kazanmalıydık. Bu anlamda Göztepe maçı iyi bir başlangıç oldu.

3. mesaj da Galatasaray'ın kendisini hatırlamasına yönelik. Beklemek, rakibi karşılamak da bir taktik anlayış ama Galatasaray'ın felsefesine aykırı. Oyunun kontrolünü elimizde bulundurmak ve hücum felsefesini olmazsa olmaz olarak kabul etmeliyiz. Yine Tudor'a geliyor iş, beklememesi gereken çoğu maçta bekledi. Peki onu başardı mı, hayır. İyi olandan vazgeçmemesi gerekiyordu, o ise kendinden fazlasıyla ödün verdi.

Son mesaj mühim ve kendi içinde haklı. Tudor bu isimleri neden düşünmedi, kadro dışı bıraktı demiyorum. Aksine o kararı ben de destekledim, çünkü oyun yapısına uymayan isimlerdi. Yalnız futbolcu ilişkileri de bir o kadar kötüydü, kazanmayı zorlamayan bir yapısı vardı. Ayrıca göndermeyi düşündüğünüz isimleri kadro dışı bırakmanız onların değerini daha düşürür. Tudor, kesti ve attı. Fatih Terim ise adalet mesajını veriyor ilk etapta, yoksa Nigel De Jong'la alakalı bir gelecek yok..

24 Aralık 2017 Pazar

Galatasaray 3-1 Göztepe, sadece reaksiyonla açıklayamazsınız bu galibiyeti


Sadece reaksiyonla açıklayamazsınız bu galibiyeti. Futbol oynadık, isyan ettik ve kendimizi dizginlemedik. Gücümüzün farkındaydık ve son ana kadar hücumu zorlayan bir Galatasaray vardı. Zaten iyi takımız, bundan hiç kimsenin kuşkusu yoktu. Eleştirdiğimiz kısım rakibe göre kurgulanmak ve sürekli arayış içinde olmak. Gerek yok, mevcut kadronun iyi olduğu düzen 4-1-4-1 ve ipleri salmak gerekiyor. 

Fatih Terim de bunu yaptı, 2-3 gün içinde çok fazla dokunuşta bulunamazsınız zaten. Göztepe iyi takım, planlı bir düzenleri var ve Tamer Tuna'nın bu takım üzerinde dokunuşu büyük. Ben çok daha zorlu geçeceğine inanıyordum ve bir şekilde kazanmalıyız diyordum. Bu iştahı ve isyanı bekledim, oynanan futbol ise beklentimin çok üzerindeydi. 

Maç başlangıcında tempo ve coşku fazlasıyla iyiydi, 1-0 geriye düşmemize rağmen sinmedik, gole iyi reaksiyon verdik. 1-1'i bulmamız uzun sürmedi ama hücumda işlemeyen bir şeyler vardı. Gomis'i doğru kullandık, iyi duvar oldu, gol bu şekilde geldi ama Feghouli ve Belhanda konusunda sıkıntı vardı. Denayer'in hücum etkisi dahi bu ikiliden fazlaydı. Haliyle soyunma odasında Fatih Terim'le tanıştılar ve 2. yarıda oluşan farkta katkıları büyük.

Garry Rodrigues müthiş oynuyordu, devam etmesini isterdim. Yine de Yasin Öztekin orayı iyi doldurdu ve 2. yarının kahramanlarından biri de o. Temelde ise Feghouli ve Belhanda yatıyor, oyunu sürüklemeye başladılar, sorumluluk aldılar, topu doğru kullandılar derken hücumun kalitesi ortaya çıktı. Bu ikiliyi kazanmak dahi en büyük transfer, gerçekten çok iyi bir kadromuz var. Yeter ki bu ikili top oynamaya niyetlensin artık.

Fatih Terim etkisi sadece onlar için geçerli değil. Muslera'ya bakın, lambur lumbur her topu diken adamın ilk degajı 62. dakikada. 2. yarıda çıkıp aldığı bir korner de var, yapabiliyor yani. Maicon ya da, ilk yarıdaki görüntüsü geçen haftalardan farksızdı ama 2. yarıda o bildiğimiz öz güvenli Maicon vardı. Attığı duran top onun kalitesi, bu işleri iyi yapar. Tabii o gol Serdar Aziz'in müthiş performansının önüne geçmemeli.

4-1-4-1 işte, bu takımın en iyi oynayabileceği düzen. Fernando stoperlerin arasına girmedi, Maicon sağ bekleşmedi, işleyen düzen içinde de Linnes yaklandı, Molde'den bu adamı almıştık dedik. Denayer dahi sol bekte oynayabileceğinin en iyisini oynadı, şu baskıda emin olun ki payı var. Arka plana düşer diyordum, fikrim değişti. Fatih Terim'in yarayacağı isimler için ise en iyi örnek Badou Ndiaye olur. Tudor dönemi belli bir alanda sınırlandırılmıştı, bugün ise ipleri salındı ve fark ortada. 

Gomis'i doğru kullanmak da mesele. Hücumun merkezinde o vardı ve iyi bir pivot oyunuydu bu. Hücumda ısrarla onu aradık ama yakın oynadık, hücumcular Gomis'le etkileşime geçti. Gomis çok güçlü bir futbolcu, biraz ona yakın oynasanız öyle servisler yapacak ki. Haftalardır bunu yazıyorum işte, şu adama daha yakın oynayın ve düşürdüklerini toplayın. Garry Rodrigues, Yasin Öztekin ve Feghouli bunu müthiş yaptı, Belhanda ise 2. yarıda rakip ceza sahasına daha yakındı ve Gomis'i etkin kılan isimdi.

Fatih Terim geri döndü, işin özü bu. Göztepe maçını bir şekilde kazanmamız gerekiyordu, kazandık. Üstelik bunu futbol oynayarak yaptık, sergilenen her görüntü taraftarın en büyük özlemiydi. Yıllardır abuk subuk işlerle uğraşıyoruz, artık başımızda büyük bir lider var. Şimdi Ocak ayını düşünebiliriz, kamp ve transfer dönemi müthiş geçirilmeli ve ligin 2. yarısı başladığında bambaşka bir Galatasaray izleyeceğiz..

Sinan Gümüş ilk akla gelen, diğeri de Ahmet Çalık olacaktır


İlk 11'in sızması gibi durumlar artık bitti. Muhtemel 11'ler üzerine konuşulur ancak, Fatih Terim bu konuda önlemini almıştır ve Florya'da yeni bir dönem bizleri bekliyor. Göztepe karşısında sahaya çıkacak 11'i de merak ediyoruz, muhtemel 11'ler var ama kimsenin bilgisi yok. İki bek konusunda soru işareti var, dizilimi, formasyonu bir kenara bıraktım. Sol bek yok, Mariano'nun yokluğu ise belki sol bek mevzusundan daha önemli.

Paylaşılan muhtemel 11'lere baktım, Ahmet Çalık ismi göze çarpıyor ve sol bek yazılıyor. Hiç tahmin etmediğim bir şey, olacağını da düşünmüyorum. Ahmet Çalık'ın forma giymesi, Fatih Hoca'nın onu kazanmaya çalışmasına şaşırmam ama sol bekte tercih etmesine ise ihtimal vermem. Denayer oynayabilir, Linnes oynar, olmadı benim ütopyam olan Garry Rodrigues.

Ahmet Çalık demişken, hocanın sevdiği bir futbolcudur. Kendisini Milli Takım'a da ısrarla alıyordu, gelecek gördüğü bir isimdi. Meşhur bir Moldova hazırlık maçı vardı, genç ve yeni isimlerden oluşan. Büyük heyecan uyandıran bir kadroydu ve Ahmet Çalık da o takımın stoperiydi. Eleştiriyoruz, beklentimizin altında kaldığını yazıyoruz da bu adam 23 yaşında. Hiç mi gelişim gösterme ihtimali yok.

Israrla yazıyorum, asıl transfer Fatih Terim'in yeniden ayağa kaldırdığı isimler olacak. Sinan Gümüş ilk akla gelen, diğeri de Ahmet Çalık olacaktır. Maicon / Serdar Aziz iyi bir hat, Ahmet Çalık ise bu süreçte Denayer'in önüne geçer diye düşünüyorum. Hatta yabancı sınırını açma yolunda Denayer'le yolların ayrılması dahi şaşırtıcı olmaz. İyi kötü bir stoper rotasyonu var, bunun yanında açılması gereken bir yabancı kontenjanı da. Denayer'i ne kadar sevsem de olmadı maalesef, tutmadı, bunu yazmak durumundayım.

İşin özü, Ahmet Çalık'ı Göztepe karşısında izlemek şaşırtıcı olmaz. Stoper veya sağ bek gibi görebiliriz, sol bek için imkansız diyorum. Belki de 3'lü bir savunma görürüz, bilinmez. Hocanın 3'lü denemeleri pek başarılı olmaz, tuttuğu bir formasyon da değildir. İlk etapta 4-4-2 ya da 4-1-4-1 gibi düzenler daha olası, hatta paylaşımlardan da 4-1-4-1'in ağırlıklı olduğunu görüyoruz. 

23 Aralık 2017 Cumartesi

Hakan Balta'nın durumu çok daha farklı, Nigel de Jong'la kıyaslamamak gerekiyor


Bu konuda 2 tane yorum var. İlki maliyetle alakalı, Galatasaray'ın Ocak ayında transfer için o kadar rahat hareket edemeyeceği üzerinde. Haliyle Fatih Terim de içeri bakıyor ve kimi kazanırsam kârdır diyecek. Diğeri ise hocanın ilk etapta adaletli davranmak istediği ve herkesi görmek için böyle bir karar verdiği. Bu görüşe ben de katılıyorum, ilk düşüncesi adalet tarafında.

Nigel de Jong'un sözleşmesinin bitmesine 6 ay kaldı, sezon sonunda ayrılacak. İyi bir maaşı var, belli ki kafasında bitirmiş bu olayı. Geçen sezon oynadığı dönemde dahi "halı saha" kıvamında bir tempoya sahipti. Buna kamp görmemesini, 6 aydır sadece genç takımlarla idmanlara çıkmasını ekleyin. Yaş da 33, ismi büyük ama kazanması zor.

Bir de yabancı sınırı boyutu var, zaten 15. yabancı konumunda ve lisansı çıkartılmadı. Bizler yeni transfer yapacağız diyoruz, yabancı sınırı hesabında da onu saymıyoruz. Yazdığım gibi, olayı kafasında bitirmesi diğer nokta, nasıl geri dönecek. Fatih Terim'dir gerçi, kafasında bir plan varsa uygular ve bu da beni hiç şaşırtmaz. Nigel de Jong'un ismi ve oyun karakteri hocaya çok yatkın olsa bile Donk'un kalma şansı çok daha yüksek.

Hakan Balta'nın durumu çok daha farklı, Nigel de Jong'la kıyaslamamak gerekiyor. Hoca da basın toplantısında bir transfer listesinden ve olası 2 hamleden söz etti. Transfer yapılacaktır, özellikle sol bek ve açık pozisyonlarına hamle bekliyorum. Yerli konusunda ise çok ısrarcı olmayabilir ve mevcut olanı kazanma yolunda uğraşacaktır. Bu noktada başta Sinan Gümüş olmak üzere birçok ismin şansı var.

Carole'den bahsetmesi enteresandı, ilk yorumun ortaya çıkması da biraz bundan. Kimseyi alamazsak üzerinden Carole'nin durumunu sorduğunu söyledi. Sonra da transfer listesinden ve 2 hamleden devam etti, sanki önce sıtmayı gösterdi. Bekleyelim, tüm bunların cevabı çok kısa zaman içinde ortaya çıkar..

Transfer ütopyası "2018" #10; Kevin Mirallas


Galatasaray'ı Ocak ayında hareketli günler bekliyor. Fatih Hoca'nın De Jong ve Hakan Balta örneklerinden "maddi anlamda sıkıntı mı var" yorumları yapılsa da mutlaka transferin garantisi verilmiştir. Herkesin bildiği gibi az çok eksikler de belli, bu yönde transferler bekleniyor. Sol bek, sol açık ve kulübeye yerli takviyesi gerekli. Fatih Terim'den önce de böyleydi, o geldikten sonra da bir şey değişmedi.

Hocanın yeni kazanımları mutlaka olacak, "bundan olmaz" diyeceğimiz çoğu ismin rotasyon içinde katkı verdiklerini göreceğiz. Yalnız kendi de bahsetti, 1-2 kalite takviyesi yapılabilirse seyir çok fazla değişecek. Şampiyonluğu da olmazsa olmaz olarak görüyoruz, eksik tarafları kapatmak gerekiyor. Özellikle sol bek ve açık için şartlar biraz zorlanacak.

Dış basında Kevin Mirallas haberleri var, bayağı ciddi ciddi yazıyorlar. Everton'da uzun zamandır forma giyiyor ama bu sezon gözden düşmeye yüz tutmuş bir isim. Son maçlarda kadroya dahi alınmıyor ve bu da transferini mümkün kılıyor. Herhangi bir sakatlığı yok, hatta 2014 yılından bu yana sakatlanmamış diyeyim. Geçen sezonun sonunda sözleşmesini yenilese de bu sezon, özellikle Koeman sonrası yüzüne pek bakılmıyor.

Piyasa değeri yüksek, kıymetli bir futbolcu olsa da bahsi geçen takımlar Galatasaray ve Olympiakos. 1.5 yıllığına kiralayabiliriz diye düşünüyorum, sözleşmesinin bitmesine çok var ve maddi anlamda Everton'un büyük bir beklentisi yok gibi. En azından adı geçen taliplere bakarak bunu söylüyorum. Galatasaray'ın da havasını değiştirebilecek, kalite katacak bir isim. 

Önümüz 2018 Dünya Kupası, Mirallas da Belçika Milli Takım havuzunun içinde. Ayrılığı bu taraftan da düşünebilir gibi, oynayacağı, eski günleri zorlayabileceği bir takımda göreceğiz onu. Mirallas'ı ön plana çıkaran özelliği de "gol". Galatasaray'ın da yıllardan bu yana böyle bir sorunu var, kanatlarından yeteri sayıda gol bulamıyor. Podolski yapıyordu en son bunu, o da bir yerde forvete evrildi. Kewell da böyleydi, gol özelliği yüksek, 10 gol sınırını aşan bir futbolcuydu ama bir yerde yine forvete evrildi.

Galatasaray'ın Kewell'ı olur Mirallas, bunu performans anlamında yazıyorum. Daha çok sağ kanatta tanıdık, Feghouli ne olacak diyebilirsiniz de. Mirallas sol tarafta da rahatlıkla oynar, çok iyi bir sağ ayağı olduğundan da kat eden bir kanat oyuncumuz olur. Garry Rodrigues örneği vereyim, sağda oynayınca mücadelesiyle fark yaratıyor ama solda sırıtıyor, nedeni ise sola geçince yaratıcılık beklemek. Mirallas'ın bu yaratıcılığı var, teknik özellikli, sağ ayağını iyi kullanan, şutu / bitiriciliği yüksek, tempolu bir futbolcu.

Yeri geldiğinde takımını sakin de kılar, oyun kurucu özelliği var. Feghouli'yi tam kapasiteyle henüz izleyemedik, Belhanda ise ceza sahasından uzaklarda, haliyle Mirallas'ın kıymeti olacak. Fatih Terim'in de bu transfere onay verildiği söyleniyor, eminim ki Ocak ayında şartlar zorlanacaktır. Bu tarzda bir kanat oyuncusuna ihtiyaç var, kenara baktığımda da bu pozisyonun fazla alternatifi yok..

Hoca için ilk olacak bir dönem, bunu izleyecek olmak dahi heyecanlı


Mustafa Denizli'nin Dursun Özbek'le basının karşısına ilk çıktığında bir sözü vardı, "kariyerimi ancak Galatasaray için riske atarım" demişti. Attı da, son derece başarısız bir dönem ve yaptıklarını hala anarız. Hocayı zirve dönemlerinde takip edenler adına efsane ama yeni dönem gençler adına bu yaptıklarıyla hatırlanacak. Risk aldı, hüsranla sonuçlandı.

O günlerde çok konduramadık, oysa eleştiriler doğruydu. Atletico Madrid karşısında takımının başında sahaya çıkmadığında kaybetmişti aslında. Ne fark ederdi ki, en fazla yenilirdin, hatta fark yerdin ama bunun ihalesi sana bırakılmazdı. O gün kaybettik, üstelik önlem adı altında son derece saçma bir kadroyla. Jem Karacan ilk 11'di, ötesi yok. Takımının başında o gün sahada olmalıydı, kariyerini riske atmıştı ama bunu altı dolmadı.

Fatih Terim'in Galatasaray için önemi bambaşka tabii, hem geçmiş hem de gelecek noktasında. Hoca boşta olduğu her an Galatasaray'ın 1 numaralı teknik direktör adayıdır. Hatta mevcut teknik direktör üzerinde gölgedir. Tudor bu gölge altında kayboldu, baskıyı kaldıramadı. Yalnız şaşırtan bir taraf var, ben bu yönetim çatısı altında Fatih Terim'i beklemiyordum. Dursun Özbek'in açıklamaları da bu yöndeydi ve çok büyük bir ters köşe izledik.

Fatih Hoca da kariyerini riske attı ve Mustafa Denizli'yle aynı açıklamayla. "Kariyerimi ancak Galatasaray için riske atarım" diyerek geldi, ilk açıklaması bu. 2006 Dünya Kupası elemelerinde Ersun Yanal'ın yerine göreve gelmişti, ara dönemde görev aldığı tek dönem bu. Kulüp takımlarında ise pek bir örneği yok, ilk yaşıyoruz. Galatasaray'da daha önce de böyle dönemlerde teklif almıştı, Adnan Polat dönemi bir örnek. O zaman kabul etmemişti, bugün ise görev alıyor.

Galatasaray çağırıyorsa hoca gelir, kanıt bu işte. Çok zorlu bir lig, kaliteli 11 ama dar rotasyonlu kadro, öz güvenini kaybetmiş camia. Risktir neticede, sezon sonu şampiyon olamadığın dakika yapılacak eleştirileri duyuyor gibiyim. Kendi kurduğu kadroyla çok daha büyük işler yapabilirdi, mevcut takımla ise işi zor olacak. İyi yönetilmeyen bir Galatasaray var, o da ayrı nokta. Ama başarı gelecekse de bu Fatih Terim'le olacak, orası kesin. Daha iyi bir aday yoktu.

Allah utandırmasın diyelim, herkes çok heyecanlı. Hoca için ilk olacak bir dönem, bunu izleyecek olmak dahi heyecanlı. Beklenti elbette şampiyonluk, bunu yapabilmek adına da büyük bir şansı var. Fikstür noktasında elimizin güçlü olduğu noktalar var, iş önümüzdeki 2 hafta. Göztepe maçını atlatmak ve iyi geçecek bir Ocak döneminin ardından Kayserispor deplasmanı..

Pazar günü büyük bir şölen olsa da Göztepe maçı fazlasıyla zorlu


Göztepe maçı hiç de kolay olmayacak. Pazar günü büyük şölen, Fatih Terim'e görkemli bir selamlama olacak ama asla garanti 3 puan gözüyle bakmamak gerekiyor. Göztepe iyi bir takım, oynadıkları futbolla da gözleri pek. Galatasaray'ın ise sorunları var, özellikle her iki bek konusundaki sıkıntı bizleri büyük bir kedere sürüklüyor.

Fatih Terim geleli 2 gün oldu, mutlaka dokunuşu olacak, takımı iyi takip ettiğini düşünüyorum ama hiç kolay değil. Daha önce de yazdım, sol bekte sağ ayaklı futbolcu oynatmak pek tercihi değil ya da tam tersi diyelim. Hakan Balta'nın lisansı olsa o forma giyecekti dedi, tüm sezon oynayamayan, artık temposu stoperi dahi kaldıramıyor dediğimiz bir isim. Elde alternatif yok, tamamen mecburiyet.

Önde basmayı deneyeceğiz, tempolu, fazlasıyla agresif oynayacağız. Buna kesin olan diyelim, kesin olmayan taraf ise formasyon. 4-4-2'yle de başlayabilir, 4-1-4-1 gibi de oynayabilir, çok tercihi olmasa bile 4-3-3 de ihtimaller arasında. 3'lü düzenleri bir kenara bırakalım, hocanın pek tarzı değil. Bunun anlamı şu, her iki bekte de devşirme isimlerle oynamak durumundayız. Bana sorarsanız, sağda Linnes solda Garry Rodrigues'i göreceğiz.

Garry Rodrigues hücum için de önemli. O olmadığında top taşıyamadığımız, ön alanda baskı kuramadığımız çok maç var. Tudor onu son dönemde hamle oyuncusu gibi düşünüyordu ve onun olmadığı anlarda çok zorlandığını gördük. Yapacak bir şey yok, beke çekmek durumundayız. Hücum felsefesi olacak, tempo ararken Garry Rodrigues'i bu anlamda kullanacağız. Sol bekte oynamışlığı var, 3-4-2-1 gibi düzenlerde de Galatasaray formasıyla sol tarafta izledik onu. Kötü iş çıkarmaz.

Linnes'i ise sağ bekte izleriz, kendi pozisyonunda. Orada da yeteceğini düşünmüyorum ama 2. bir alternatif görünmüyor. Denayer'i orada denemez Fatih Hoca, Linnes dışında seçeneği kalmıyor. Takıma şöyle 10 - 15 gün önce gelse U21 takımının beklerinin dahi şanslarının olacağını söylerdim, Fatih Hoca bu konularda cesurdur. Şu an böyle bir hamle yapmaz, 2-3 günde bunu görmek imkansız. 

4-4-2 olabilir, Sinan Gümüş'ün Fatih Terim ile şansı var, yükselmesini bekliyorum. Gomis'i de tamamlayabilir, bu güçlü bir ihtimal. 4-3-3 de mümkün, Selçuk İnan'ı 11'e taşır bu da ve Fatih Terim'le yükselmesini beklediğim bir isim daha. 4-1-4-1 de mümkün, yine hocanın kullandığı bir düzen ve Badou Ndiaye'nin önemi çok daha ön plana çıkacaktır. Tempolu, böylesine agresif isimleri tutacak, bence daha da yükseltecek. 

Muslera
Linnes Maicon Serdar Garry
Fernando Badou Selçuk
Feghouli Gomis Belhanda

Göztepe maçı adına esas beklentim bu. Tolga Ciğerci de döndü bu arada, alternatif noktasında hocanın elini fazlasıyla rahatlatacak. Bu yani, maç için yazılabilecek çok şey yok. Eksikler var, özellikle bek noktasında sorun yaşıyoruz. Kulübeden maçı çevirme noktasında doğru alternatiflere sahip değiliz, hoca çok yeni ama bu maçın da telafisi yok işte. Kazasız atlatmak zorundayız, dolu tribünlere, coşkuya ve takımın temposuna çok büyük ihtiyaç var..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir