30 Eylül 2017 Cumartesi

Galatasaray 3-2 Karabükspor, o an Maicon'un orada olması ve bitirişi


Karabükspor iyi reaksiyon gösterdi, tehdit yarattı. Mücadelede Galatasaray'dan aşağıda değildiler, hatta sadece Poko'yla Fernando ve Badou Ndiaye üzerinde büyük bir baskı yarattılar. Galatasaray'ı rahat çıkarmamak için aldıkları önlemler yerindeydi, 2-2'yi bulabiliriz hissiyatını da sonuna kadar gösterdiler ama farkı hücum kalitesi yaratıyor işte. Pozisyon da verdiler, 2-0'ı bulan bir Galatasaray vardı, rahat kazanabilirdi. 

Sıkıntı da burada, hücum kalitesi tamam, pozisyonlar buluyorsun, 2-0'ı bulmuşsun işte. Laubaliliği anlamadım, savunma ve hücumda "rahat kazanırız" havasını. Geriden pasla çıkmaya çalışmak tamam da bu kadar rahat hareket etmenin faturası ağır oluyor. 2 hata yaptın, 3.'de golü yedin. Hücumda ise ille de Gomis'e attıralım gibi bir hava oluştu. Bu da tehlike, Gomis'i ararken tekte bitiremiyoruz işi. Bu rahatlığa başta Gomis'i yazarım, Belhanda, Garry Rodrigues diye sıralarım. 

2. yarıda baskıyı kurduk, 3-1'i bulmak adına bulabileceğimiz tüm pozisyonları yakaladık. Nedense tekte bitirmiyor kimse, ısrarla zorluyor. Rakip ceza sahasında 56 kez topla buluştuk, sezonun Türkiye rekoru. Ceza sahasında bu kadar fazla topla buluştuğun maçta zorlanmamalısın. Tempolu ve hızlı oynamaya çalışıyoruz, açık alanda da yakalanacağız, pas hatası da yapacağız. Bu riski göze aldık ama bitiremediğimiz sürece bir anlamı kalmıyor, zorlanıyoruz.

Feghouli büyük kalite, bunu her an hissettirdi. Attırdığı gol ya da maç içindeki her dokunuşu. Yüzde 35-40'ı bu, çok daha iyi noktaya gelecek. Hücumda kalite dokunuşu diyordum, Feghouli o isim. Tolga Ciğerci geri döndüğünde Garry Rodrigues'in yerine Feghouli'yi yazacağız. Diğer beklentim de Tolga Ciğerci'yi orta sahaya atıp, Badou Ndiaye'yi önüne yazmak olacak. Galatasaray orta sahası ve hücumundaki son dokunuşun bu olacağına inanıyorum.

Şu an Fernando 8 numara gibi oynuyor, Badou Ndiaye onun da gerisinde, süpürücü rolünde. İşini iyi yapıyor ayrı da dönüşmesi gereken tarz bu değil. Geride çok fazla dizginliyoruz ve bu da 10 liralık malzemeden 5 liralık katkı oluyor. Kaleden çok uzak, haliyle topla dripling özelliğini kullanamıyoruz. Feghouli'nin varlığında hücumda çok fazla sorun hissettirmedi ama Badou Ndiaye'yi de oraya atabilirsek hücumun kalitesi ve temposu çok daha yükselecek.

Hakemi de yeneceksin, böyle geri dönüşlerin şampiyonluk alameti olduğunu düşünüyorum. Bu iş o noktaya gelmemeli, böyle bir maç çok daha öncesinde kazanılmalı, bunlar başka konu. Olan oldu, bir şekilde geldik bu noktaya. İsyanı gösterebilmek, vazgeçmemek öyle kıymetli ki. O an Maicon'un orada olması ve bitirişi, bu adam böyle işte. Lider stoper değil ama lider karakter demiştim, şu an çok daha fazlası durumunda. Gollerini bekliyordum ama kazandırıyor da, maç içinde sağ bekleşebilmesi mesele. O noktada da bu dönüşümün hakkı Tudor'a.

İlk yarıda organizasyondan uzaktık, kontralarla etkili olduk. İkinci yarıda baskıyı biraz daha hissettirdik, pozisyonlara da girdik ama pamuk ipliğindeydik. Her an 2-2 olabilir havası vardı ki oldu da, geri dönebilmek önemliydi. Karabük mücadele anlamında hiç geri durmadı, farkı kalite yarattı ama çok rahat hareket ettik, nasıl olsa kazanırız havasıyla. 2-0'ı erken bulmakta bunda etken olabilir, fişi çekmeyi öğrenmeliyiz. Noksan yerler var, buna rağmen keyif veriyoruz, bu ayrı nokta. Milli Takım arası iyi gelecektir. İpleri biraz daha sıkı tutmak gerekiyor, rahatlamanın önüne geçmeliyiz..

Tolga Ciğerci'nin yokluğunda, Feghouli / Linnes


Karabükspor karşısında Tolga Ciğerci'nin olmaması bazı taşları yerinden oynattı. Sol öne yazıyoruz ama hücum özelinden gitmiyoruz. Takımın en golcü 2. ismi olması ekstrası oldu, beklenti ise pres ve mücadele gücünü arttırmak, orta sahaya bir isim daha eklemek ve seken topları toplamak. Tolga Ciğerci de geçen haftalarda kendisinden beklenilenin fazlasını verdi.

Tolga Ciğerci'yi yine de sol ön için düşünmek gerekiyor, haliyle yerine oynaması gereken isim Feghouli. Feghouli'nin de orta saha özelliği var ama neticesinde gerçek anlamda bir kanat oyuncusu. Bu da Galatasaray'ı iki saf kanatla oynamaya yöneltiyor. Garry Rodrigues'i sola çekip, Feghouli'yi sağ tarafa yazmak Karabükspor maçı için en doğru tercih.

Her maça kendi özelinde değerlendirmek gerekiyor, bu maçın istediği şey hücum. Galatasaray, düzen istikrarı diyerek hücumundan kısmamalı. Tolga Ciğerci'nin yerine Selçuk İnan'ı tercih etmek buna bir örnek. Fernando / Selçuk İnan orta sahası belki pas yapar ama bu pasların hücuma etkisi ne olur bilinmez. Geriden topu Fernando çıkarır ama iş Selçuk İnan'a geldiğinde yana pas, geriye pas durumu takımı geriye taşıyacaktır.

Böyle bir tercihle birlikte Badou Ndiaye'yi hücuma atıyorsunuz, yüksek ihtimalle de Belhanda sola geçiyor. Bir anda düzen bozuldu, hücum tempo kazandı ama orta saha bunu destekleyemedi. Tolga Ciğerci'nin varlığında Badou Ndiaye'nin sol kanada geçmesi gerektiğini yazmıştım. Tolga Ciğerci 8 olmaz deniyor da en azından topla dripling yapar, şut kovalar, temposu yüksektir. Ben pas özelliğinin de geliştiğine inanıyorum.

Mevcut şartlarda en doğru tercih Feghouli, Tudor da böyle düşünecektir. Feghouli'yi 11'e yerleştirme zamanı geldi, Karabükspor maçı doğru bir başlangıç. Garry Rodrigues de böylelikle sevdiği pozisyon olan sol tarafa geçer ve o kanat dengesini sürdürmeye devam ederiz. Yalnız Tolga Ciğerci'nin yokluğu bir tercihe daha gebe, o da sol bekte kimin oynayacağı.

Latovlevici'nin görüntüsü müthiş değil ama en azından getirdiği kanat dengesi, isabetsiz dahi olsa ortalarıyla yarattığı baskı önemliydi. Önünde oynayan isim Tolga Ciğerci olunca hücum düşünen bir sol bek doğru profildir. Şimdi Garry Rodrigues'i yazacağız ve pas aksiyonu biraz daha düşecek. Seken topları toplama konusunda da bir sıkıntı yaşanabilir. Bunu yükseltme noktasında doğru tercih ise bu maç özelinden Linnes. Daha dengeli oynar, içe kat eder ve orta sahayı destekler, pas oyununu yükseltir, sekenleri toplama noktasında katkı gösterir..

Akhisarspor hep aynı, Okan Buruk ise bıraktığı yerden devam ediyor


Akhisarspor'a karşı büyük bir sempatim var. Bir ilçe takımı, bu anlamda son derece mütevazi ama o kadar iyi yönetiliyor ki. Süper Lig'e çıkmaları plan dahilindeydi, Süper Lig'de sağladıkları bu istikrar ise çok daha iyi bir planın parçası. Hedefleri nedir bilmiyorum, bunu çok da dillendirmiyorlar ama bir çizgide kalmayı başarıyorlar. O çizgi de Avrupa Kupalarını zorlamaya başladı.

Tolunay Kafkas'ı takımın başına getirdikleri dönem onlar adına büyük bir kayıptı. Şöyle diyeyim, Akhisarspor'un kendi benliğine ilk ve son kez ihanet ettiğini gördüm. Onları özel kılan bazı şeyler var, biri de teknik direktör noktasında. Kendilerine yakışacak, bünyelerinde büyüyecek teknik adamı daima buldular. Hamza Hamzaoğlu'ndan başlar, en son Okan Buruk'a kadar geliriz. Teknik adamlar değişir ama kulübün felsefesi değişmez, teknik adamlar da o doğrultuda seçilir. 

Tolunay Kafkas o anlamda Akhisarspor adına çelişkiydi, Okan Buruk'la yeniden kendi benliklerini yakaladılar. Geçtiğimiz sezon Okan Buruk takımın başına geldiğinde 27 puanla 15. sıradaydılar. Okan Buruk sonrası ise ligi 6. sırada bitirdiler, müthiş bir hücum takımına dönüştüler. O takıma da Okan Buruk herhangi bir transfer yapamadı, altını çizmek lazım. Mevcut takımdan yarattığı bir hücum etkisi, hani Tolunay Kafkas'la 23 maçta sadece 15 gol atabilen takımdan.

Okan Buruk'un çalıştırdığı tüm takımlarda bu potansiyeli yansıttığını düşünüyorum ama bir sıkıntı vardı. 2. sezona girip, kendi transferlerini yapmaya başladığında yaşadığı düşüş gibi. Bu yüzden de geçen sezonun o etkisine rağmen kendi takımını kursun diye beklemeli diyordum. Ligde geçen 5 maç itibariyle bir şeyler yazabiliriz, erken olmasına rağmen. Akhisarspor'da görüntü aynı, sessiz sedasız şekilde 5 maçta 10 puanı topladılar, 6. sıradalar ama 3.'nün de 10 puanı var.

Kulüp felsefelerini çok seviyorum, bonservis ödeyerek transfer ettikleri kimse yok. 8 transferleri var ama bonservis ödemediler. Kulübün çok doğru bir transfer politikası var ve iyi oyuncuları buluyorlar. Haliyle zarar etmeyen bir camia, istikrarlarının en önemli sebebi de bu. Mütevazi yapılarını asla bir kenara atmıyorlar, ortaya büyük hedefler koymuyorlar (en azından dillendirmiyorlar) ve çıtayı asla düşürdüklerini görmedim. Bu anlamda ligin en iyi yönetilen takımı dahi olabilirler. 

Okan Buruk için ise yorumum sabit, Tudor sonrası Galatasaray'ın başına gelecek teknik adamdır. Bu bir kader, mutlaka yaşanacak ve başarılı olacağınına da inanıyorum. Genç bir teknik adam, her geçen zaman daha üzerine koyuyor ve gelişiyor. Galatasaray öncesi hazırlık gözüyle bakıyorum ve gelişimini takip ediyorum. Ligin en önemli yerli teknik adamlarından biri oldu ve oynattığı hücum oyunu da büyük takımlar için fazlasıyla ideal. 

Bu yazıyı yazdığım günle aynı noktadayım;

29 Eylül 2017 Cuma

Carole gözden çıkarıldığı için kiralık gönderildi, zamanında Bruma'da olduğu gibi


Galatasaray'ın Bruma'yı neden Real Sociedad'a kiraladığı sorusunun cevabı bende yok. Burada bir gelişim gösteremediği doğruydu da gelişim göstermesi için ne yaptınız mesela. Fatih Terim devam ediyor olsaydı eminim ki Bruma, Galatasaray formasıyla daha iyi bir noktaya gelirdi. Yaşadığı sakatlık ve devamında gelen teknik direktörlerle o aşamayı gösteremedi. Çünkü adam akıllı şans verilip, onun özelinde ısrar edilmedi.

Bruma'nın Real Sociedad günleri parlak geçmedi bu arada. La Liga tecrübesi, kazandığı öz güven önemli ama istikrarlı bir şans bulmadı ki. Israr edilmedi onun üzerinde, o da anlık sivrilmeler dışında bir etki etmedi. Bruma için şans noktası Riekerink oldu, orada hakkını vermek lazım. Bruma'nın geldiği bu noktada Riekerink'in payı yüksektir. Galatasaray'da kalmaya ikna etmesi, verdiği özgürlük, yeteneğini göstermesi için çabalaması.

Bruma'yı Real Sociedad'a kiralama nedenimiz ise tecrübe kazanması değil, gözden çıkarmamızdı. 7.5 milyon avro satın alma opsiyonu vardı, kullanılmış olsa Bruma'yı Leipzig'e satamayacaktık. Şimdi de aynı haberler Carole üzerinden çıkıyor. Galatasaray'ın Carole'yi Sevilla'ya La Liga tecrübesi kazanması için kiralık gönderdiği söyleniyor. 3.5 milyon avro'luk satın alma opsiyonu var, Carole gözden çıkarıldığı için kiralık gönderildi. Talibi çıksa satılırdı da.

Sevilla gibi bir takıma kiralanması da sürpriz bu arada, beklemediğim bir gelişmeydi. Galatasaray günleri ilk sezonu haricinde parlak değil. Maliyeti itibariyle zarar etmediğimiz bir transfer ama son hali de pek gelişim göstermeyecek görüntüdeydi. Oturup şimdi Carole'yi savunamam, Linnes'in sol bek görüntüsü Carole'nin üzerinde. Sevilla'da tecrübe kazanır, opsiyonu kullanılmasa bile gelişim gösterir, Galatasaray'da oynar da diyemem. Bruma olayı farklı, onun yeteneğinin sınırı yok. Carole ise bu, fazlasının olacağını sanmıyorum.

Asamoah'ın gelmeyeceğini bilselerdi Carole gitmezdi ama, ondan da eminim. O kadar inandı ki herkes Asamoah'ın geleceğine, Carole'yi son gün de olsa yolladılar. Güzel bir anlaşma, Cavanda'da olduğu gibi, şu aşamada iyi kazandık. Carole de Sevilla'da şans buluyor, 11'de izleyebiliyoruz ama pek bir gelişim yok gibi. Çok umutlu değilim, umarım yanılırım ve iyi noktalara gelir. Hala Galatasaray için debelenen bir futbolcu, severim böyle adamları..

Atalay Babacan neden mi büyük futbolcu olacak, tam olarak bu yüzden


Atalay Babacan neden mi büyük futbolcu olacak, tam olarak bu yüzden;

"Yabancı oyuncu sınırlamasının bir önemi yok. Bir oyuncu yeter ki çaba sarf etsin. En sonunda o formayı alacaktır"

Yetenek bir yana, ondan kimsenin kuşkusu yok. Bu açıklamayla o yeteneği doğru akılla birleştirdiğini göstermiş. Doğru kafa yapısıdır bu, kendine güvenin göstergesidir. Galatasaray'da çok önemli yabancılar var, Atalay Babacan'ın pozisyonu belki de takım rotasyonunun en güçlü olduğu yerlerden biri. Diğerleri gibi kolaya yatmamış, 17 yaşında böyle bir açıklamayı yapabilmiş. Yerlilerin önü açılmalı, alttan gelen gençlere daha fazla şans verilmeli gibi söylemler işin kolay olayı, zor tarafı bu işte. Savaşmak, çabalamak, o formayı almak için gayret göstermek.

Yeteneğin varsa ve doğru akılla hareket edersen zaten şansın olacak, o da bunu iyi biliyor. U17 Dünya Futbol Şampiyonasında olası iyi performansı sonrası gelebileceği nokta da malum. Herkesin gözü orada olacak, orada göze girmek, "ben varım" diyebilmek tüm futbol kariyerini şekillendirecek. U17 Avrupa Futbol Şampiyonasının ardından Galatasaray'ın 2000 jenerasyonunu konuşur olduk, profesyonel sözleşme aldı bu çocuklar. Burada gösterilecek iyi performans ise "ben buradayım" mesajı, döndüklerinde rotasyonda yer bulabilme imkanı.

Çok önemli yeteneklerimiz var, bir anlamda U17'nin temelini Galatasaray oluşturuyor. Bu çocukları yavaştan rotasyon içine dahil etmek gerekecek. Atalay Babacan, Recep Gül, Yunus Akgün, Ozan Kabak diye uzuyor liste. Galatasaray'da şu an bu çocukların önünde yer alan isimlere baktığımızda ise rotasyonda bu çocuklar neden yer almasın diyorum. Tek örnek vereyim, Yasin Öztekin değil de Recep Gül oynasın mesela ya da Belhanda'nın yokluğunda Atalay Babacan şans bulsun. Yerlilerin temelini böyle yeteneklerden oluşturmak mantıklı hareket, yaz dönemi transfer politikasında oldukça akıllı hareket edildi..

28 Eylül 2017 Perşembe

Devirler, dönemler, tarzlar değişiyor


Lucian Favre'nin Sneijder hakkındaki açıklanması; "Sneijder 9 numaranın arkasında, 9,5 gibi oynayan bir oyuncu. Biz 4-4-2 oynuyoruz, ona bu takımda yer bulmam zor."

Devirler, dönemler ve tarzlar değişiyor. Tudor linç yemişti bu yüzden, yapmak istediği tek şey oynatmak istediği oyun için takımını oluşturmaktı. O takımda da Sneijder temposunda bir isme ihtiyaç var, farklı profilde 10 numara gerekiyordu. Taktik esnekliğe uyabilecek, tempolu, sahanın her yerine adım basacak.

Sneijder'in geçmişini asla tartışmam, Galatasaray için verdiği, yaptığı bambaşka katkılar unutulmaz. Ama futbol dün ile de yaşanılmaz, şu nokta atlanıyor. Sneijder eski Sneijder değil, o pozisyonda ise 6 yaş daha gençleştik. Düzenler değişiyor, devrin 10 numaraları farklı ve Sneijder güne özellikle fizik anlamda ayak uyduramadı. Yoksa Sneijder gibi bir kaliteyi kim tartışabilir.

Favre'nin de anlatmak istediği farklı aslında, 9.5 numara ya da 4-4-2 gibi konular işin kılıfı. Sneijder fizik anlamda istenilen seviyede değil, şu aşamada Nice için hayal kırıklığı. Bekledikleri gibi çıkmadı ama bu tarzda bir yorum yapmak durumunda. Toparlanır mı, ayağa kalkar mı bilemiyorum ama mevcut görüntüsü bu tabloyu kaldıramıyor. Geçen sezon da görmüştük bunu, dillendiremedik.

Güne ayak uydurmak önemliydi, ucu nereye dayanırsa dayansın. Östersunds hezimetinin ardından bunu yapabilmek cesaret işi ve arkasında durmak başarı. Dönüşümü bir yerinden yakaladık, mevcut görüntüden mutluyum. Belhanda da yükseliyor, ısrarla sola kaymayan, hücumun her noktasında gezen, oyunun iki tarafında katkı veren bir isim. Daha da iyi olacak, güveniyorum ona.

Sneijder / Belhanda değişiminde eleştirilmiştik, Sneijder bedava bırakılıp Belhanda için 8 milyon avro verilir mi deniliyordu, tablo ortada. Atlanan bir detay daha var, Nice da Belhanda'yı tutmak istedi, çıkamadı bu rakamlara. Nice günleri başarısız geçmedi ki, üstelik ağırlıklı olarak sol kanatta oynamasına rağmen. Sneijder şu an fizik anlamda eski durumunda olsa zaten Mancini dönemindeki gibi solda oynar, 4-4-2'ler hikaye yani. 4-3-3 başlamıştı Nice sezona, Sneijder soldaydı ama olmadı.

Galatasaray onun ayağına bakıyordu, saha içinde büyük bir özgürlüğü vardı


Leipzig işleyen bir çark. Yetenekli ve genç futbolculardan kurulu, geçen sezon yaptıkları unutulmadı. Beşiktaş'a kaybetmiş olmaları sürpriz değil yine de, ayrıca bir şey değiştirmez. Tecrübe önemli, ne kadar yetenekli olursanız olsun. Şampiyonlar Ligi için Bruma Leipzig'in en tecrübeli isimlerinden biri ve yaşı henüz 22. 

Beşiktaş karşısında Bruma'yla başlamak lazımdı. Geçtiğimiz sezon Bruma'nın Beşiktaş karşısındaki performansı bu anlamda kıstastı, değerlendirilmedi. Yine bu maçta oyuna girdikten sonra etki etti, en azından Leipzig pozisyonlar bulmaya başladı, takım hareketlendi. Bruma aynı Bruma tabi, tercihleri genelde hatalı, bitirici dokunuş anlamında sorunlu.

Leipzig'e de uyum sağlayabilmiş değil. Yürüyen düzenin içinde henüz yer bulabilmiş değil. Zaman alacak bu durum, beklenti var ve başarılı olmasını isterim. Önemli bir yatırım yaptılar onun için ama Bruma'nın geçen sezon kazandığı alışkanlıklardan sıyrılması gerekecek. Galatasaray onun ayağına bakıyordu, saha içinde büyük bir özgürlüğü vardı. Leipzig'de bunu bulması imkansız.


Beşiktaş maçı haricinde Leipzig formasıyla istatistikleri bu şekilde. Başarılı çalım noktasına takıldım, bu sayı sadece 13. Geçtiğimiz sezonun başarılı çalım rekoru Bruma'daydı, 2. olan yanına dahi yaklaşamadı. Şöyle diyeyim, 13 başarılı çalımı neredeyse bir maçta yapıyordu. Özgürdü çünkü, kimse ona dur demedi, takım onun ayağına çok baktı. O da başarılı oldu, yalan yok.

Tudor ise biraz sistem, disiplin dediğinde sorun yaşamaya başladı. Buna uyum sağlamalı işte, bu eşiği atlarsa çok büyük bir futbolcu olacak. Gelişmesi anlamında Leipzig en doğru tercihlerden biri, onun buna vereceği cevabı merakla izleyeceğim. Türkiye için fazla bir futbolcuydu, ne kadar savruk olursa olsun farkı büyük oldu. Riekerink'in bu anlamda emeği büyük, ilk adımı attı ama devamı sisteme, disipline ne kadar uyum sağlayacağıyla alakalı..

Yaz döneminde çıkan Ribery & Galatasaray haberlerine inanmaya başladım


France Football'ın haberi; "10 yıllık Bayern kariyerinin ardından yeni bir serüvene başlamak isteyen Ribery, Türk kulüpleriyle görüşüyor."

Yaz döneminde çıkan Ribery & Galatasaray haberlerine inanmaya başladım. Bayern Münih'in o pozisyona bir transfer yapmaması, Douglas Costa'nın da Juventus'a kiralanması sonrası Ribery'den vazgeçmediler. Yaşı ne olursa olsun, kalitesi tartışılmayacak bir isim. Bayern Münih'de simge bir isim olması bir yana, futboluyla da hala vazgeçilemiyor. Ribery ve Robben'i Bayern Münih'den koparmak o kadar zor ki.

Ribery'nin sezon sonunda sözleşmesi bitiyor, yaşı 35 olacak. Yaşa takılmıyorum, bu kaliteyle en az 2 sezon maksimumu yine alırsın. Hele ki Türkiye seviyesinde, tartışılmaz bile bu. Yeni sezonda transfer planı daha çok "serbest futbolcular" üzerine olacak ve kaliteyi bir tık daha yukarı taşıma noktasında Ribery gibi isimlere hayır denilemez.

11 noktasında benim kafamda 2 tane hamle kaldı. Sol bek ve sol açık düşünüyorum ben, sağda yakalanan kaliteyi sola da taşımalı. Asamoah'ı sol bek düşünüyoruz, önünde Ribery'le sağlanacak seviye büyük olur. Genç isimler, gelecek gibi yorumlar gelecektir, Ribery üzerinden yaş algısı da yaratılacaktır ama mevcut gençlerin Ribery gibi bir ismin etrafında oynayacak olması daha kıymetli.

Yeniden başlaması gereken bir hikaye, Ribery'nin Galatasaray'a borcu var. Bu anlamda yeniden Galatasaray forması giymesi beni heyecanlandırır. Yaz döneminde gündeme geldiğinde bunu yazdım, bu fikrim değişmez. Cenk Ergün'ün bahsettiği sürpriz belli ki Ribery'di, Galatasaray'a okey verdi ama Bayern Münih'i ikna edemedi.

Hala da sözleşme yenilemediğine göre ayrılığı düşünüyor, haberler çıkmaya başladı. Başka Türk kulüpleri deniliyor ama Ribery'nin Galatasaray dışında Türkiye'de x bir takıma imza atacağını düşünmüyorum. Böyle futbolcular denildiğinde ilk akla gelen takım Antalyaspor oldu artık, onların tarzı buna yöneldi ama Ribery için ihtimal Galatasaray.

Bedelsiz ihtimal yazı dizisini biraz daha erkene çekmeyi düşünüyorum. Yaz döneminin politikası bu tarzın üzerinden döneceği için şimdiden başlamak lazım. Bu yaz döneminde serbest futbolcu piyasası oldukça iyi, iddialı isimler var. Ribery'i de o yazı dizisi içinde daha detaylı konuşuruz..

27 Eylül 2017 Çarşamba

Tolga Ciğerci'nin yokluğunda formasyon değişikliği de görebiliriz


Tolga Ciğerci'nin sıkıntısı da bu, sakatlığa meyilli bir futbolcu. Geçtiğimiz sezonu hatırlayın, harika bir başlangıç ama devamında onu zorlayan sakatlığı. Uzun bir ayrılığı oldu, geri döndüğünde ise bir türlü kendini bulamadı. Çoğu taraftar ise Tolga Ciğerci için "kötü futbolcu" algısını yarattı, sezon başı konuşulmayan her şey bir anda konuşulur oldu.

Tudor'un geldiği gün bazı futbolcular üzerinde etkisi olacağını söylüyordum. En başta Tolga Ciğerci geliyordu. Geçen sezon sakatlıktan dönemedi ama bu sezon o etkiyi izledik, üstelik farklı pozisyonda. Nazar değdirdik tabii, Karabükspor maçında olmayacak. 2 haftalık bir dinlendirme süreci olacak, geçen sezonu unutmamak gerekiyor.

Dinlendirilme süreci sakatlık meyilinden, yoksa herhangi bir sakatlığı zor. Zorlandı biraz, işi kronik noktaya götürmemek için dinlendirilmesi lazım. Karabükspor maçının ardından gelecek Milli Takım arası fırsat olacak, Tolga Ciğerci'yi yıpratmamak için. Kötü bir durum yok yani, panik olmaya neden yok. 

Soru şu, Tolga Ciğerci'nin yokluğunda kim oynayacak. Beklentim Feghouli'nin oynaması, Bursaspor maçının ardından iyi bir tercih. Tam anlamıyla hazır olmadığını biliyorum ama Karabükspor maçının fırsat olacağını düşünüyorum, bir yerden başlamalı. Milli Takım arasının ardından bu düşünülüyordu, böylelikle erkene almış olduk. 

Formasyon değişikliği de görebiliriz, 3-4-2-1'i denemek anlamında yine bir fırsat var. Bursaspor maçında 64. dakikada gelen değişikliklerin ardından döndüğümüz düzen;

Muslera
Maicon Serdar Denayer
Mariano Fernando Badou Garry
Feghouli Belhanda
Gomis

Taktik esneklik diyoruz, Tolga Ciğerci'nin yokluğu böyle bir düzen getirebilir. Ana planımız güzel ama Tudor'un başka planları da var, formasyon değişikliğinden kaçınmaz. Ya da Eren Derdiyok'u da sahaya sürerek 4-4-2 oynatabilir, hepsi mümkün. Selçuk İnan'ı oynatacağını sanmıyorum, Tolga Ciğerci'yi hücum için alternatif düşünmek lazım. Feghouli'den başka bir alternatif yok, onun orta saha özelliğinden yola çıkarak.

Selçuk İnan'a dönmek Badou Ndiaye'yi hücuma atmak anlamına gelir. Belhanda solda mı ortada mı derken sıkıntılı bir tablo. Badou Ndiaye'nin hücuma atılması taraftarıyım ama Tolga Ciğerci'nin 11'de olduğu bir düzende. Orta saha temposunu kaybetmemek zorunda, Fernando / Selçuk İnan'ın ise doğru bir ikili olduğunu düşünmüyorum..

26 Eylül 2017 Salı

Tepki arasında kendisini bozmaması bir yana, o kadar temiz futbol oynadı ki


4.5 milyon avro + 3 futbolcu, Serdar Aziz'in transferinden bahsediyorum. Çok büyük bir para bu, dünyaları kazandı Bursaspor. Küçülme politikası dediler, o dönem takımın en çok kazananların başında Serdar Aziz geliyordu ve transferinden büyük kazandılar işte. 

Serdar Aziz'in tek kötü sözü ya da olumsuz tavrı yok, alacağını da bırakarak gitti diye biliyorum. Gidiş şekli son derece temiz, öyle kötü ayrılıklar biliyoruz ki. Peki bu adam neden tüm maç boyu tepki alıyor, yuhalanıyor. Bursaspor taraftarı Serdar Aziz'e gösterdiği ilgiyi takımlarına göstermedi, belki onlar adına şartlar daha başka gelişirdi.

Onca tepkiye rağmen dönüp bir şey demedi, sessizce topunu oynadı. Onca tepki arasında kendisini bozmaması bir yana, o kadar temiz futbol oynadı ki. Bana göre maçın adamlarından biri, hele ki Maicon'un performans anlamında aksadığı bir günde. Savunmayı önde kuruyoruz, Bursaspor ise kontra oyununu iyi oynayan, hızlı bir takım. Serdar Aziz durdurdu o hızı, özellikle de 2. yarıda Stancu karşısında.

Burak Yılmaz'a tepki mi versin Galatasaray, Trabzonspor'a gitti diye yerden yere mi vuralım. Galatasaray döneminde büyük katkı vermiş, formanın hakkını ve ağırlığını ısrarla ön plana çıkarmış, giderken büyük para kazandırmış ve arkadan asla kötü söz söylememiş bir adam. Ben alkışlarla karşılardım, emeği ve kıymetinin büyük olmasından.

Bir detay daha var. Galatasaray taraftarı maç sonunda Serdar Aziz'i çağırmış ve üçlü çektirmek istemiş. Serdar Aziz ise direkt soyunma odasına gitmiş. Cenk Ergün nedenini sorduğunda ise "taraftar ne derse desin ben onları çok seviyorum, burada futbola başladım, buranın çok ekmeğini yedim" cevabını veriyor. 

Bursasporluların kendi sorunu diyeyim, üzerine yazacak çok fazla şey yok. Beni Serdar Aziz ilgilendirir, sevdiğim bir adam çünkü. Onun için en iyi yerli stoper diyordum, bugün verdiği katkıyı izliyoruz. Hakkının yeterince verilmediğini düşünüyorum, oysa ısrarla altı çizilmeli. Umarım bu istikrarda devam eder, onun adına en büyük korkum bu..

Üst yapıda bir tane gence şans vermedin, altta olanın da şansını elinden alıyorsun


Bursa deplasmanındaki U21 kadrosu. Dikkatinizi kim çekti desem cevap net, Umut Gündoğan. Anlamadığım noktaya gelirsek, bu adam U21'de neden şans buluyor. Beklenti nedir, bir kazanım mı düşünülüyor, başka planlar mı var. Yedeklerde onca isim var, neden onlardan biri değil de Umut Gündoğan bu maçta sahaya çıkıyor.

Umut Gündoğan ve Endogan Adili noktasında verilebilecek bir cevap yok aslında. Neden hala takımdalar, neden sözleşmeleri fesih edilemiyor. Umut Gündoğan'ın sözleşmesinde son sezon, Endogan Adili'nin ise gelecek sezonu da var. Çeşitli takımlara kiralık gittikleri dönemler oldu, hatta Umut Gündoğan geçtiğimiz sezon Manisaspor'la iyi iş de çıkardı ama yine takımda.

Onca ismin sözleşmesi bir şekilde fesih edildi, yollar ayrıldı ama bu isimlere bir türlü dokunulamıyor. Endogan Adili zaten en karanlık transferlerden biri, o da ayrı mevzu. Türk vatandaşlığı dahi yok, bu adam yerli statüsünde oynayabilir denilerek transfer edildi. Umut Gündoğan'ın transferi ise kısmen daha mantıklıydı ama yürümedi işte, bu kalitede olmadığını çabuk anladık.

Mevcut kadroya oranla en az kazanan isimlerden ikisi, yolların bir şekilde ayrılması gerekirdi. Hadi gönderemediniz, ısrarla gitmiyorum dediler. Umut Gündoğan'ın lisansı neden vizeleniyor ve U21 maçında sahaya çıkartılıyor. U17'liler şampiyonaya gitti tamam, sayısal bir eksiklik yok ki. Yedekler ortada, birçok isim var ama Umut Gündoğan'a onların önünde şans veriliyor. Maçı kazanmak mı olaydı, U21 için beklenti şampiyon olmak mı ya da.

Mantığı yok yani, kimse bu durumu bana açıklayamaz. Umut Gündoğan'ın U21'de şov yapması, U17'liler şampiyonaya gidince kalite açığı altında kadroda olması bu işin doğru mantığı değil. Kazanmak, şampiyon olmak değildi bu olay, gençlerin önü böyle isimlerle tıkanmamalı. Üst yapıda hala bir tane gence şans vermiş değilsin, altta olanın da şansını elinden alıyorsun..

Belhanda konusunda yazmaya devam edeceğim, hakkım olduğunu düşünüyorum


Belhanda konusunda yazmaya devam edeceğim, hakkım olduğunu düşünüyorum. Verdiği ama ısrarla insanların görmediği etki bir yana, Bursaspor maçı itibariyle beklentimi de karşılama noktasına yaklaştı. 2. yarıda oyunu sürükleyen isimdi, geri dönüşün en önemli mimarlarından. Sorumluluktan kaçıyor deniyordu, oysa öyle olmadığını rakamlar da söylüyor.

6 kezle rakip ceza sahasında en çok topla buluşan futbolcu. 3 kezle en çok başarılı çalım yapan (kimse Bruma beklemiyordu sanırım), 11 kezle en çok orta açan (3 ortası başarılı ve orada da ilk sırada), 6 kezle en çok şut pası çıkaran Galatasaraylı oyuncu. Yine yazıyorum, Sneijder bekleyenler mutsuz olur, Belhanda çok başka bir tarz ve gösterebileceği en iyi performanslardan biri bu.

Bunun da üzerine koyacak, o ayrı nokta. Sürekliliği giderek artmaya başladı, hücumun saha içindeki lideri olmaya başladı. Sorumluluktan kaçmıyor, aksine topsuz koşularına bakın mesela. Bu sefer pas da almaya başladı, topla dripling özelliğini gösterir oldu, gol noktasında zorluyor yani. Zaten atılan hemen hemen her golün içindeydi, Bursaspor maçında bunu göstererek yaptı.


Belhanda'nın topla buluşma noktaları grafikte. Sahada yer basmadığı yer kalmamış neredeyse, hücumda zaten her noktada var. 10 numaranın sola kaymaması, ısı haritasının solunu ısıtmaması son yıllarda alışık olmadığımız bir istatistik. Belhanda farklı diyorum, ısrarla, şu aşamada böylesi gerekli.

Çok top kaybediyor gibi bir eleştiri gelebilir. Belhanda'yı ısrarla görmek istemeyen bunu mutlaka yazacak, biliyorum. Bu kadar dikine oynayan, pozisyonun içinde yer almaya çalışan, 6 tane kilit pas atmış futbolcu bırakın da top kaybetsin. Soldan alıp sağa vermiyor ya da geriye oynamıyor işte, ısrarla kaleyi zorluyoruz, dikine oynuyor.

Klas oyuncu, yetenekli. Buraları çok fazla önemsemiyor gibi bir izlenim olmasın, verdiği savunma katkısı bunu çürütür. Böyle bir 10 numara gerekliydi, alındı. Performansı da her geçen zaman artıyor, çok daha iyisi olacak. Sneijder beklemeyin boşuna, farklı bir tarz bu. Tudor'un oynatmak istediği oyunu daha iyi anlamak lazım, mücadelenin altı çizilerek..

25 Eylül 2017 Pazartesi

Tolga Ciğerci / Badou Ndiaye değişikliği bekliyorum


45'de oyundan çıkarırdım, oyun hiç ona bakmıyordu. Tudor ise bunu yapmadı, ısrarla oyunda tuttu, 64. dakikada gelen değişikliklerle pozisyonunu değiştirdi ve 2. yarıda kazandıran gol ondan geldi. Tudor'un burada hakkını veririm, bu önemli bir teknik direktör dokunuşudur. Bu maç bir yana, asıl olay ligin başladığı andan bu yana Tolga Ciğerci'den aldığı katkı.

Badou Ndiaye gelirken beklentilerimden biri tabela yapmasıydı, geçenlerde dahi altını çizdim. Onun vereceği, vermesi gereken katkı bu işte, Tolga Ciğerci gerçekleştiriyor bunu. Geçen sezon golü yoktu, hatta kaleyi tutan şut sayısı dahi ortada. Israrla denedi, vurdu, sorumluluk aldı ama yapamadı. Sorumluluk aldı, nedeni o sorumluluğu almayan futbolculardı (Selçuk İnan gibi). Etrafı kötü olunca yapamadı işte, bugün ise futboluyla ön plana çıkıyor.

6 haftada 5. golü bu, üstelik attığı gol maç kazandırıyor. Tolga Ciğerci'nin geçmişine inersek 10 numara olduğunu görürüz, zamanla orta sahanın derinliklerine çekildi. Fizik üstünlüğü var, mücadele gücü yüksek. Atıyordu yani bu şutları, golleri var, bu anlamda sürpriz olmamalı. Galatasaray'da geçen sezon görememiştik bunları, insanları şaşırtan bu.

Kanatlara yönelmek, merkezden biraz daha çekilmek, bek etkisini dengelemek Tolga Ciğerci'nin ilk haftalardaki performansını son 2 haftada dalgalandırdı. Rakip ceza sahasına çok fazla girmez oldu, oraları da karıştırıyordu üstelik. Bursaspor maçının ilk yarısında bu anlamda yapamadı, oyunu fazlasıyla sırıttı. 2. yarıda biraz daha ön plana çıktı ama asıl değişim orta sahaya çekildiğinde geldi, 3-4-2-1'e dönüş sonrası.

Badou Ndiaye'nin de performansı yükselişte değil aslında. En azından ondan beklenen hücum etkisinin uzağında, çünkü kaleye olabildiğince uzak. Fernando'yu rahatlatmak anlamında orta sahanın en gerisine çekildi ve defansif anlamda katkısı var. Topla driplingleri, hücum temposu, dikine çıkışları izleyemiyoruz. 

Tolga Ciğerci / Badou Ndiaye değişimini bekliyorum bu anlamda. Tolga Ciğerci'nin pas aksiyonu daha düzeldi gibi, geçen sezonun ötesinde. Badou Ndiaye kadar katkı verir o pozisyonda ve bu hamle Badou Ndiaye'yi daha yükseltir. Daha seri oyuncu, tempolu, mücadeleci ve topla dikine oynayabilen, adam geçen bir futbolcu. Benim beklediğim değişiklik bu, her iki futbolcuyu da yükseltecek hamle.

Muslera 
Mariano Maicon Serdar Latovlevici 
Fernando Ciğerci
Feghouli Belhanda Badou
Gomis

Bu hücumu daha hızlandırır ve kalitesini yükseltir. Ön alanda oynayan üç futbolcu da mücadeleci, savunmayı hücumda başlatan isimler. Badou özellik itibariyle bağlantıyı da kurar, orta saha özelliğini de konuşturur. Hücumda daha hız kazanırız, Ciğerci'nin orada oynamasına göre artısı bu olur. Badou Ndiaye'yi aşırı dizginliyoruz, biraz daha özgür bırakılmalı. Ciğerci ise orta sahada beklenen disiplini gösterir, göbekten geldiğinde bu katkıyı vereceğine inanıyorum..

Tudor'u b planı yok diye eleştiriyorlar ama o kadar çok planı var ki aslında


Karabükspor dönemine dönelim ve şunu soralım, Tudor'u neden beğeniyorduk. Benim için 2 unsur var, ilki takımını mücadele ve tempo noktasında getirdiği nokta. Diğeri ise taktik esnekliği, bunların altını ısrarla çiziyorduk. 4-2-3-1'e çakılmış bir Galatasaray vardı, Mancini / Prandelli dönemlerinin ardından başka bir formasyon konuşmadık, Sneijder'le de başka bir düzende oynama şansın pek yoktu.

Yine de geçtiğimiz sezon 3-4-2-1, 4-4-2 gibi formasyonları denedi Tudor, yetersiz malzemeden dolayı ısrar edemedi. Mecburen 4-2-3-1'e döndü, iş daha kötü noktalara gidiyordu. Düşüş yaşadık, Tudor'a uyum sağlama noktasında büyük sorunlar vardı ama son haftalarda bir şekilde kurtarıldı. Değişim kaçınılmazdı yani, taktik esneklik konuşmak anlamında. O değişimi de yaşadık, bunun da imzası Tudor'undur.

Kağıt üzerinde yine takımı 4-2-3-1 şeklinde diziyoruz ama bu sefer farklı, başka bir şey oynuyoruz. Hücuma çıktığımızda üçlü savunmaya dönüyoruz mesela, Fernando stoperlerin arasına geliyor, hatta Maicon bir sağ bek edasına bürünüyor. Ya da Tolga Ciğerci'yi sola yazıyoruz ama savunmada orta saha edasına bürünüyor. Maç içinde Belhanda kanatlara gelebiliyor, o taktik esnekliği hissediyoruz.

4-1-4-1 gibi başladık sezona, rakiplerin Fernando baskısından sonra Badou Ndiaye'yi oraya çekerek yine 4-2-3-1'e geçtik. Yarın başka bir şey de olabilir, Tolga Ciğerci'yi göbeğe çekip, Badou Ndiaye'yi kanatlara ya da forvetin arkasına atmak gibi. Bu esnekliğe uyan futbolculara sahibiz, Tudor'un elini güçlendiren en önemli unsur.

Tudor'u b planı yok diye eleştiriyorlar ama o kadar çok planı var ki aslında. Rijkaard'a da böyle deniliyordu ama biz a planımızı geliştirmeliyiz diyordu. Tudor'un iyi bir a planı var, bunun yanında başka planları olduğunu da görüyoruz. Gerek var mı bilinmez, a planını geliştirmek yeterli olabilir ama başka planları da var, Bursaspor maçında gördük.

2. yarıya girerken Ciğerci / Feghouli değişikliğini hemen hemen herkes bekledi. Tudor ise bekledi, önce a planını yükseltti, sahadaki mevcut 11'iyle baskı kurmayı başardı ve rakibi kendi yarı sahasına kitledi. Pozisyonlar da geldi, 64. dakikadan sonra gerçekleşen değişiklerle başka bir formata geçtik. 3-4-2-1 gibi gördüm ben, Yasin Öztekin / Garry Rodrigues kanatları, Belhanda / Feghouli forvet arkasıyla. Eleştirebilirsiniz, Mariano çıkmamalıydı da diyebilirsiniz ama takımı öne atmıştır bu, kumar gibi görünür ama cesaret göstergesidir.

Tudor da bu cesaretiyle (kimine göre kumar) maçı çevirmeyi başardı. 2. yarıda pozisyon vermediği gibi (alınan risklere rağmen), 2-1 sonrasında da tehlike hissetmedik. 2-1'in ardından Denayer hamlesi yine 4'lü savunmaya dönüştü, a planını yine izler olduk. Maç içinde birbiriyle alakasız iki farklı düzen ve o kısa zaman aralığında dönen oyun.

B planı var, zaman içinde başka planlar da izleriz. Tudor'u bu anlamda eleştirdik, oyunu okuması anlamında beğenmiyorduk ama bu galibiyetin hakkı onun. Taktik esneklik önemli, Tudor'un gelecekte nasıl bir teknik direktör olacağıyla alakalı. Böyle keskin bir değişimin ardından gelen galibiyetle birlikte ona duyulacak güveni yükseltti. Gerek takım içi, gerekse taraftar nazarında..

24 Eylül 2017 Pazar

Bursaspor 1-2 Galatasaray, "bir de geriye düştükten sonra izleyelim" diyenlere


Tudor'un b planı yok ya da Galatasaray'ı bir de geriye düştükten sonra izleyelim. Geçen haftaların eleştirileri bunlar, özellikle şu son hafta ısrarla yazıldı. İlk eleştiriye kısmen katılırım, katılmadığım nokta b planı söylemi. Katıldığım nokta eleştirinin içeriği, kenardan oyunu okuma anlamında sorun yaşıyordu. Geçen sezonu bir kenara bıraktım, Antalyaspor deplasmanı en önemli örnek.

Antalyaspor deplasmanı ilk ciddi sınavdı ve kaybettik. Bursaspor deplasmanı daha büyük bir sınavdı, maç öncesi sezonun ilk kırılma maçı demiştim. Kazandık, kırılma anını kırılmadan geçiyoruz. Bunu da Tudor'un kenardan yaptığı radikal hamlelerle başardık, o hamleler doğruydu ya da yanlıştı. Böyle bir galibiyet Tudor'un elini güçlendirir, güvenilirliğini arttırır. 

Bursaspor hızlı ve atlet oyunculardan kurulu, pas kaybı yaparsan değerlendirir. Oyunumuz riskli, o riski de göze alıyoruz ama ilk yarıdaki kadar pas hatası olmaz. Geriye düşmemiz sürpriz değildi, 2. golü de yiyebilirdik. 30 - 40. dakikalar arasında baskıyı kurduk ama yayamadık bunu, rakibin baskısını hissettik. Galatasaray'ın oyunuyla cevap verdiler, ön ve orta alanda baskı, kapılan toplarla hızlı hücumlar.

Hücumda sorumluluk gerekiyor, orada kalmalıydık. Belhanda'yı ilk yarıda da beğendim ama geçmiş haftalardaki gibiydi, yayamadı bunu. Top ayağına her değdiğinde pozisyon ya da tehlike oluşuyor zaten, işin içinde kalmalıydı. Badou Ndiaye de çok fazla geride çakıldı, Fernando'yu rahatlatacağız diye aşırı dizginledik. Tolga Ciğerci de solda etki etmedi, haliyle verimsiz bir hücum vardı. Şu olabilir, mesele Fernando'yu rahatlatmaksa Tolga Ciğerci oraya çekilebilir ve Badou Ndiaye'yi hücuma atabiliriz. Bu daha iyi bir plan.

2. yarıyı konuşmak lazım, mevzu orada. 45'de benim yapacağım hamle Ciğerci / Feghouli değişikliği olurdu. Tudor ise 64. dakikaya kadar bekledi, aynı 11'le devam ederken baskıyı kurdu. 64'e kadar kaçan pozisyonlar var, Bursaspor'un direncini kırmıştık. Kontra oyununu o kadar iyi oynayamamaya başladılar, pas oyunu oynamaya başladık, bu sefer Belhanda sorumluluk aldı, oyununu genele yaydı. Galatasaray'ın golü zaten geleceğim diyordu, Bursaspor baskıyı net hissetti.

64'den sonra gelen değişiklikler ilginç, kimse beklemezdi. Mariano / Latovlevici'nin yerine Feghouli ve Yasin Öztekin. Garry Rodrigues sola, Yasin Öztekin sağa, Feghouli ise Belhanda'yla serbest rolde. 3-4-2-1 oyunu gibiydi, geçen sezon bunu denemişti. Yasin Öztekin / Mariano değişikliğine yine mantık bulamadım, bu hamleler aşırı riskli de olabilir ama büyük takım kazanmak için bu riski göze almalı. Galatasaray zaten baskıyı kurmuştu ama etkisi ve kalitesi yükseldi.

Feghouli'nun golü usta işi, aynı şekilde Tolga Ciğerci'nin bitirişi. 2-1'den sonrası da önemli, Denayer hamlesiyle savunmamız hızlandı ve geriyi güvene aldık. Galatasaray savunması orta sahaya kadar çıkıyor, açık alan elbette verecek. Serdar Aziz orada ön plana çıkar, Stancu'ya pek geçit vermedi. Maçın adamı dahi olabilir, tüm tribünler ona tepki verirken o buna aldırış etmedi ve oyununu oynadı. 

Çok zor deplasman ve 1-0 geriye düştükten sonra oynamak istemeyeceğiniz bir rakip. Galatasaray savunma kalitesinin yükseldiğini düşünüyorum, yenilen gole rağmen. O riski alıyoruz, elbette pas hataları olacak, açık alanda yakalanacağız ama bunu ne kadar aza indirdiğimiz mesele. Biraz da topa sahip olmalı ve pas yapmalıyız ki 2. yarıda bunu da iyi yaparak Bursaspor'un direncini kırdık. Önemli bir galibiyet, özellikle de "Galatasaray'ı bir de geriye düştükten sonra" izleyelim diyenler için..

Çok kritik, belki de sezonun ilk kırılma maçı


Gerilim, entrika, ihtiras, şehvet.. Her şey var derbide, taraf olmayan için büyük keyif. Derbi yani, Fenerbahçe - Beşiktaş karşılaşması Galatasaray için en iyi şekilde bitti. Beraberlik tercihimdi ama Beşiktaş'ın kaybetmesinin de Galatasaray için fazlasıyla iyi olduğunu düşünüyorum. Uzun süre konuşulacak, kırılma noktası oluşturabilecek bir karşılaşma. 

Biz işimize bakalım, Bursa zor deplasman ve hızlı, atletik bir takımla oynayacağız. Kolay olacağını düşünmüyorum, ayaklar yere sağlam basmalı. Bize bizim oyunumuzla cevap vereceklerini düşünüyorum ve bu noktada kalite ön plana çıkacak. Gollü bir maç olur, kimin hücum kalitesi daha ön plana çıkarsa o kazanır.

Galatasaray iyi bir savunma takımı, akan oyunda pozisyon vermiyor ve hareketli savunuyor. Ön alanda basıyor, savunmasını orta sahaya kadar çıkarıyor, Fernando en geriye geldiğinde stoperleri (özellikle Maicon) bek edasına dahi bürünebiliyor. Böyle bir düzende elbette pozisyon vereceğiz, özellikle hızlı oynamaya çalışan takımlar pozisyon bulabilecek, o riski aldık. Geriye iyi koşuyoruz tabii, bu riski almamızda en büyük etmen bu, diğeri de Fernando.

Yine de tüm maç koş koş düzeninde olmayacak, sakin kalmayı, pas yapmayı çözmemiz gerekiyor. Bursaspor da golcü ama kontrolsüz bir ekip, set hücumunda zorlanabiliyorlar. Tempoyu belirleyen taraf biz olmalıyız, maç içinde istediğimiz sonucu alabilirsek sakin kalabilmeliyiz, pas oyununda Belhanda daha çok sorumluluk almalı. Bu maç özelinde böyle oynamamıza ihtiyacımız var.

Çok kritik, belki de sezonun ilk kırılma maçı. Önümüze bakmalıyız, bu haftanın rakiplerin kayıpları anlamında iyi geçtiğini düşünüyorum. İyi oyun, baskı, tempo tamam ama bir şekilde kazanmak lazım, bu zor deplasmanı kayıpsız geçmek gerekiyor. Zor olacak ama takıma güveniyorum, Antalyaspor deplasmanında yaşadığımız görüntünün olmayacağını tahmin ediyorum.

Muslera
Mariano Maicon Serdar Latovlevici
Fernando Badou
Garry Belhanda Ciğerci
Gomis

Klasik 11, Feghouli işin içine girene kadar değişmez. Kasımpaşa maçında Badou'nun Fernando'ya yakın olması Fernando'yu oldukça rahatlatmıştı. Fernando önemli, geriden oyunu kuran, pas aksiyonunu başlatan isim. Rakipler onun için önlem almaya başlamıştı ki Badou devreye girdi. Belhanda da bu noktada işin içine girerse rahatlarız. Latovlevici'nin de biraz daha hazır olacağını düşünürsek yine o kanat dengesini oluşturabiliriz, bu da önemli bir artı..

Şu kadro şampiyonluğa yürür, oynayacağı her arenada


Yolu Palermo'dan geçmiş ve şu an başka takımlarda faal olarak futbola devam eden isimlerden kurulu 11. Öyle çılgın kadro ki, bu isimleri bir arada düşünsenize. Cavani, Belotti ve Dybala hücumu mesela, bugün bu üçlünün değerini ne ile ölçebiliriz. Belotti yakın zamanda transfer yapacak, Torino'ya da büyük gelmeye başladı ve rakamı göreceğiz. İşin özü, şu kadro şampiyonluğa yürür, oynayacağı her arenada..

23 Eylül 2017 Cumartesi

Her an yabancı sınırı düşecekmiş gibi hareket etme zorunluluğu doğdu


Çok değil, 2 sezon öncesine dönelim. 2015- 2016 sezonunda 14 yabancılı düzen yürürlüğe girdi ve bizim o sezon sadece 7 yabancımız vardı. Telles, Melo ve Dzemaili gibi isimler son gün gitmiş, Grosskreutz'u ise yetiştirememiştik. O sezonun gerçekleşen transferlerine de bakınca Bilal Kısa, Jem Karacan diye yürüyoruz.

Ertesi sezon da durum farklı değil, yine yerliye yapılan büyük bir yatırım var. Gerçi bu sefer alınan isimler daha kaliteli ama maliyeti yüksek. Serdar Aziz, Eren Derdiyok ve Tolga Ciğerci gibi örnekler var. Bu isimler günün Galatasaray'ının temelinde olan isimler, asla kötü transferler değil ama maliyeti tartıştık. Yabancı sınırı böyle genişken ve sizin de yeni yabancı almaya hakkınız varken niye böyle yüklü bir yerli yatırımına girdiniz. 

Bugüne geldiğimizde ise gerçekleşen yerli transferi sayısı "0". 10 yeni transfer var, hepsi yabancı isimler ve takımın tüm çehresini değiştirecek tipte. Son 34 yılda ilk kez bir sezonu yerli transferi yapmadan geçirmiş olduk. Tabii bu rakamın bir önemi yok, geçmişin yabancı kontenjanı düşünülünce yerliye muhtaçsınız. Bu anlamda son 2 sezonu eleştirmek mümkün.

Yine de bu demek değil ki yerli futbolcu transfer edilmeyecek. Şu aşamada ihtiyaç omurganın değişmesiydi ve bu gerçekleşti. Mevcut bir yerli rotasyonu zaten var, bunun yanında alttan gelen gençleri de düşününce açık doğmadı ki. Sıkıntı şu, yarını bilemiyoruz. Yabancı sınırı sürekli dillerde, sayının düşürüleceği söyleniyor ve gelecek planını nasıl uygulayabilirsiniz?

Mevcut yabancı sınırı devam ediyor olsa gerçekleştirilecek plan basitti. Sözleşmesi biten yerlilere yönelmek (Kaan Ayhan gibi) ya da genç ve gurbetçi piyasasına girmek. Omurgayı kurdunuz zaten, olası Asamoah hamlesinin ardından iddialı bir yabancıya da gerek kalmıyor. Yine sözleşmesi biten isimlerden ya da kiralık havuzundan eksik parçaları tamamlamak mümkündü.

Yabancı sınırı düşecekmiş gibi hareket etmek lazım, en azından planlar arasında bu olmalı. Haliyle ara transferde yerli futbolcu transferini tekrar gündem yapar bu. En olası adım da gurbetçi futbolcular gibi duruyor. Türkiye içinden yerli transferi yapmak yine zor, büyük bonservisler konuşuluyor. Örnek vereyim, Emre Akbaba'yı isterdim mesela ya da Deniz Türüç'ü. Transfer etmeye kalksanız sizden ne isterler?

Kaan Ayhan zor ama mutlaka gündeme girer. Bunun yanında Berkay Özcan, Mete Demir ve Muhammed Kiprit gibi gurbetçilerin de gündemde olduğu yazılıyor. Ocak ayında böyle bir harekata girişilecektir, şu tabloda da olması gereken bu. Her an yabancı sınırı düşecekmiş gibi hareket etme zorunluluğu doğdu. Bunun yanında alttan gelen gençlerin de rotasyon içinde yer alma zamanı geldi. Recep Gül, Atalay Babacan, Yunus Akgün ya da Ozan Kabak, zamanıdır diye düşünüyorum..

Son 2 sezonda neler yaşandı hatırlarsınız, küçülerek büyüyemezsiniz


Küçülerek büyüyemezsiniz derdi Ünal Aysal, hatırlarsınız. Kendisini sevin ya da sevmeyin ama bu konuda o kadar haklı ki. Küçülmenin tanımı önemli burada, doğru futbol aklını ortaya koyduğunuzda her şartta kazanan olursunuz. Ortada böyle bir akıl yok, son 2 sezonda neler yaşandığını hatırlarsınız. Takımına küsen, maçlara gelmeyen, ürün almayan bir taraftar vardı ki onları suçlayamam. Bu sezon doğru bir plan uygulandı, omurga neredeyse bütünüyle sıfırlandı, iyi transferler yapıldı ve coşkulu oynuyor takım. Bu da taraftara büyük keyif verdi, Galatasaray maçlarını iple çeker olduk. Kombine sahipleri maçlara gelse kapalı gişe oynayacağız, tüm biletler satılıyor, 40 bin kombine var. Forma satışlarına da yansıdı bu doğal olarak, şu an 290 bin ile Türkiye'de en çok forma satan kulübüz. 85 bin forma satışıyla da Gomis bu alanda birinci. Şu aşamada ülkenin en çok konuşulan futbolcusu durumunda. Performansı bir yana, saha dışında da o kadar konuşuluyor ki. Galatasaray'ın bu tarz futbolculara ihtiyacı vardı, yüzler eskimişti ve yenilik kaçınılmazdı. Gomis de bu süreçte takımın bir numaralı ateşleyici unsuru, taraftarın en çok sevdiği isim. 

22 Eylül 2017 Cuma

Görmek isteyen görüyor işte, Le Guen'in Belhanda açıklamasına bakın


Bursaspor zor bir deplasman, hele ki forma girmeye başladıkları dönemde. Onlar da yenilendi, Le Guen gibi bir teknik direktörleri var ve kazanmak zor olacak. Futbolları keyifli, iyi bir hücum takımı olma yolunda evriliyorlar. Galatasaray'ın da oynamaya çalıştığı tempoyu göz önüne alınca ortaya iyi bir karşılaşma çıkacak.

Le Guen'in Galatasaray'la ilgili açıklamaları ilgimi çekti, özellikle Belhanda konusunda;

"Gomis ve Belhanda rakibin en önemli 2 ismi. Özel bir önlem alacağız. Younes Belhanda, Galatasaray’ın atak yönetimini yapıyor. Maçlarını izledik. Çok dikkat edeceğiz"

Belhanda konusunda ısrarla yazıyor ve yazmaya da devam edeceğim. Anlaşılmıyor çünkü, bunu da yapan maalesef Galatasaraylılar. Benim de beklentim çok daha yüksek, oyun içinde daha istikrarlı olmasını bekliyorum ama Belhanda konusunda ısrarla Sneijder üzerinden yorum yapılıyor. İki farklı oyun karakteri oysa, Galatasaray Belhanda'yla çok daha başka bir şey oynamaya çalışırken.

Sneijder'in Galatasaray geçmişini kimse sorgulayamaz ama geçmiş üzerinden günü yorumlamak imkansız. Bugüne bakın, Sneijder'in oyun tarzına. Oyun içinde müthiş bir akıl ama düşen bir tempo. Atletik, tempolu bir takım kurma peşindeyiz, 10 numaranın dahi savunma katkısı vermesi bekleniyor. Sneijder'in topla hareketliliği kalmadı, Belhanda'nın ise var. O pozisyonda 6 yaş gençleşmek diğer taraf, Belhanda'nın temposu, hareketliliği, savunma katkısı ya da.

Galatasaray'ın attığı gollerin neredeyse hepsinde Belhanda mevcut. Atağın başlangıcında ya da içinde bir yerlerde Belhanda var. İşin savunma tarafını yazmıyorum bile, kazandığı ikili mücadeleler ya da kaptığı toplar gibi. Kasımpaşa maçının 83. dakikasında kayarak top kazanıyordu, bunu yapan 10 numaranız. Farklı bir oyun bu, Belhanda gibi bir isimle oynayabileceğiniz.

Görmek isteyen görüyor işte, Le Guen önlem alacağını söylemiş. Herkes Fernando'nun geriden kurduğu oyuna odaklanmıştı ama işin bir de Belhanda boyutu var. Yine de eksik, çok daha iyisini yapabilecek yetenekte. Beklentim daha yukarıda, oyunu daha istikrarlı sürüklemesini bekliyorum. Buna rağmen işini yapıyor ama ön plana çıkan o kadar çok isim var ki Belhanda kötü görünüyor işte. Ya da Sneijder'in 27-28 yaşındaki günleri gündem yapılıyor. Dün üzerinden bugün yorumlanıyor işte.

Geçenlerde yazdığım yazıyı tekrar paylaşayım, görünen o ki ısrarla yazmaya devam edeceğim. Ta ki bu hakkı herkes verene kadar..

http://sportifcumleler.blogspot.com.tr/2017/09/olusan-bir-panik-havas-var-belhanda.html

Garry Rodrigues & Newcastle United, piyasası beklemediğim bir noktada


Galatasaray'ın bu sezon en büyük gelişme kaydeden isimlerinden biri. Yeni transfer etkisi bu, geçen sezon beklenen katkıyı şu aşamada almaya başladık. Benim ondan beklentim 12. adam, yani kenardan ateşleyici isim olmasıydı. O ise beklediğimin üzerinde bir etkide, takımın asist lideri, mücadeleci futbolunun en önemli parçalarından biri.

Forma Feghouli'ye bir şekilde geçecek, o da 12. adam rolüne bürünecek. Bu da önemli, kulübenin zayıf olduğundan söz ediyoruz ve Garry Rodrigues gibi ateşleyici bir isim kıymetli. Ayrıca görünen o ki transfer maliyetini de fazlasıyla karşılayacak. Galatasaray'a transferinde ödenen ücretler eleştirildi ama gün itibariyle Premier Lig'den izleniyor.

Newcastle United'ın 6 milyon paund'luk teklifi vardı, Galatasaray'ın ise beklentisi en az 10 - 12 milyon avro olmalı. Bu paraları eder mi etmez mi noktasında değilim, Newcastle United gibi takımlar böyle paraları verebiliyor. Teklifi arttıracakları söyleniyor, Ocak ayında böyle bir girişim olabilir. Böyle bir rakama da hayır denilemez, Galatasaray'ın önceliği de bu olmalı zaten.

Yaş ortalaması eleştirildi, oysa 26-27-28 bandında çok fazla isim var. Son transferleri değil, aksine bir transfer daha yapabilecek isimler. Badou Ndiaye de izleniyor mesela, aynı şekilde Belhanda, Feghouli ya da Maicon da transfer gerçekleştirebilir. Plan olduğuna inanıyorum, Galatasaray'ın transferden önemli rakamlar kazanması gerekecek.

Ffp kapsamında bir anlaşmadan söz ediliyordu, geçenlerde yazdım. Sattığın kadar al dönemi yakın, transfer için futbolcu satmak zorundayız ve bonservisi elinde, kiralık futbolcu havuzu da değerli. Garry Rodrigues'den tahmin edilen rakam gelirse de bu bir sezonun bütçesi dahi olabilir. İnce dokunuşlar lazım, çünkü iskeleti kurduk.

Garry Rodrigues ise 2 yarım sezonda tahmin etmediğim bir noktaya geldi. Piyasasının böyle hareket kazanacağını tahmin etmiyordum, iyiye işaret bu. Yeri de rahatlıkla doldurulur, bu konuda da oldukça rahatım. Altı dolu bir transfermiş, bunu da anlamış olduk. Maliyeti ve futbolculuğu transfer edildiği gün eleştirildi ama görüyoruz ki doğru adım..

Bir futbolcu Galatasaray'a ancak Kewell kadar yakışabilirdi


Blogu açtığım günler idealimde Harry Kewell ismi vardı, yapmadık. Sporun her yönüne eğiliriz gibi bir plan vardı ve bu doğrultuda isim Sportif Cümleler oldu. Farklı bir kafa vardı o zaman ama benim aklımda Harry Kewell ismi hep kaldı. 

Benim için kıymetli bir adam, ne kadar özel olduğunu tarif dahi edemem. Ne mutlu ki Galatasaray forması altında izledik kendisini. Keşke bir şampiyonluk kazanabilseydi bu forma altında, çok daha iyi bir dönemde Galatasaray forması giysin isterdim. 

Bir futbolcu Galatasaray'a ancak Kewell kadar yakışabilirdi. Sahada oynanan bir yana, karakter ve mücadele. Yeri geldi stoper oynadı, daha ne diyeyim. En zor anda aldı bu sorumluluğu, kaç futbolcu yapar ki böyle bir fedakarlık. 

Galatasaray formasıyla 91 maç, 34 gol ve 17 asist. Kendisini sol kanatta tanıdık, Galatasaray'a geldi sağ tarafta oynadı. Ertesi sezon Nonda sakatlandı forvet oynadı, yeri geldi stoper oldu. Arada yaşanan sakatlık dönemleri de var, o da Kewell'ın kariyerinin şanssızlığı. O sakatlıklar olmasa eminim ki futbolu Liverpool'da bırakırdı ya da bambaşka bir seviye..

Doğum günü kutlu olsun, Galatasaray'la yolunun kesişeceği günü iple çekiyorum. Umarım çok iyi bir futbol adamı ya da teknik direktör olur. O anlamda da gelişimini ve ilerleyen kariyerini ilgiyle takip ediyorum..

Geçtiğimiz yıl bugün SC nostalji köşesinde yazmıştım, tekrar paylaşayım;

21 Eylül 2017 Perşembe

Sınırları zorlamak değil, bu başka bir seviye


Galatasaray'ın hem ocak hem de yaz aylarına yönelik transfer politikasını ayrı olacak yazacağım ama böyle bir habere de kayıtsız kalamadım. Anlamışsınızdır, kaynak Fotomaç bu arada. Üzerine çok fazla konuşmaya gerek yok, "alıştık" gibi bir yorum mümkün ama ütopyanın ütopyası gibi bir durum bu. Sınırları zorlayan, başka bir seviye. Galatasaray'ın sözleşmesi bitecek isimlere yönelecek, orası doğru da o isimler bu tarz futbolcular olmayacak. Asamoah bir örnek, daha takım oyuncusu, mevcut kadroyu yükseltebilecek isimler, plan bu. Alexis Sanchez deniliyor, daha ne diyelim. Manchester City alamadı işte, sözleşmesinin sezon sonu bitecek olmasına rağmen 40-50 milyon avrolara bitiremedi bu transferi. Alexis Sanchez de ayrılmak istiyor, sözleşme yenilemedi ve yaz döneminde olası piyasasını düşünebiliyor musunuz. Aynı şey Balotelli için de geçerli, yeniden yükselişe geçti ve bu doğrultuda Nice'da kaldı. Elinizde Gomis var, böyle bir maliyete daha girilir mi. Mata desek 30 yaşında olacak, pozisyonunun Dünya'da en iyi isimlerinden ve onun piyasasını hayal edin. Transfer haberlerinde yüksekten uçmayı anlarım, bir derece sınırları zorlamayı da anlarım ama böyle bir ütopyayı özel haber olarak vermek. Üstelik sezon sonu da değil, Ocak ayı için, haber öyle diyor..

Bu yorum özellikle Linnes, Garry Rodrigues ve Tolga Ciğerci gibi isimler için geçerli


Bir yorumum vardı, formayı kaptıran bir daha zor bulur gibisinden. Bu yorum özellikle de Linnes, Garry Rodrigues ve Tolga Ciğerci gibi isimler için geçerli. Sezona iyi başladılar, mevcut kadronun en büyük gelişimi gösteren isimleri oldular ve verdikleri katkı sürprizdi. Forma adaleti onlarla devam edilmesini söyledi ama arkada bekleyen iyi isimler var, Linnes formayı kaptırdı mesela.

Sakatlık yaşadı, bir hafta forma giyemedi ve Latovlevici formayı aldı. Bursaspor maçında Latovlevici 11 başlayacak, Ocak ayına kadar da böyle gider. Devamında Asamoah ihtimali doğarsa başka şeyler konuşuruz ama bu süreçte forma Latovlevici'nin. Beklentim de buydu, Asamoah gelene kadar ki süreci idare etmesi.

Linnes'in sol bekte gösterdiği gelişim kıymetliydi, iyi bir alternatife dönüştü. Herkesin ümitlerini tüketmeye başladığı bir isimdi, o süreci atlatmayı başardı. Yine de yetmiyor, Linnes'le oynanan farklı bir oyun var. Ters ayaklı olduğu için kat ederek oynamak zorunda kalıyor, bu da sol tarafta istenen hücum etkisini getirmiyor. Teknik bir oyuncu ama geriden oyunu kurabilecek özellikte değil.

Latovlevici ise özellik itibariyle büyük takım sol beki. Kanadı bütünüyle kullanabilecek, teknik, geriden oyun kurabilen ve sol ayağını iyi kullanan bir isim. Şu an takımda tek sol ayaklı o, bir önemi de buradan kaynaklı. Latovlevici konusunda ısrar daha doğru, Galatasaray'ın bu profilde bir bek oyuncusuna ihtiyacı var.

Kasımpaşa maçında birçok handikabı olmasına rağmen iyi bir görüntü verdiğine inanıyorum. Ortaları isabetsizdi ama boşa atılmış ortalar değildi, bu önemli. Hazır değil, maskeyle oynamak durumunda ve ilk maçı. Sol / sağ dengesini Latovlevici sayesinde sağladık, hücum bindirmeleri ve sık orta denemesi dahi bir baskı doğurdu, bu da Galatasaray'ın işini kolaylaştırdı.

Böyle futbolcuların Galatasaray'ı tercih etmesi çok kıymetli


Thierry Henry, Claude Makelele ve Mikel Arteta'nın teknik direktörlük stajı için Galatasaray antrenmanlarına katılmak için başvurduğu haberi var. Ayrıca kulübün yapısını da inceleyecekler ve bu başvurularına sıcak bakılmış. Bir süre Tudor'un teknik ekibine katılacaklar ve müthiş bir olay bu.

Böyle futbolcuların Galatasaray'ı tercih etmesi ve başvurunun da onlardan gelmesi kıymetli. Galatasaray'ın yeniden marka değerini hatırlamaya başladığını gösterir ki ne olursa olsun bu değer değişmiyor. Henry üzerinden konuşuyoruz ama Makelele ve Arteta da çok büyük futbolcular, böyle isimleri Galatasaray eşofmanlarıyla idmanda görmek güzel olacak.

Herkes için bir şans, özellikle gençler açısından. İdol kabul edecekleri isimler, edinilecek öyle tecrübeler var ki. Galatasaray'ın kadrosunda Fransa kökenli birçok isim de var, Gomis, Feghouli ya da Belhanda gibi. Galatasaray'ı tercih etmelerinde mutlaka bu da bir etken ve önemli bir bilgi / tecrübe aktarımı olacak.

Thierry Henry'i Galatasaray eşofmanlarıyla görmek, çıkacak fotoğrafları hayale diyorum da. Gomis'le aynı dönemde Milli Takım'da oynamışlıkları var, ortaya çok güzel kareler çıkacaktır. Şu bile heyecan veriyor, insanlar bu durumu konuşuyor ve merak ediyor. Sürpriz bir gelişme, kimse beklemiyordu ama güzel oldu, bekliyoruz..

20 Eylül 2017 Çarşamba

SC nostalji #82; Furkan Özçal


Galatasaray'a geldiğinde serbest oyuncu statüsündeydi, yaşı da 22. Transferin son günüydü, kimse de o ana kadar böyle bir transferi beklemiyordu. Neden son güne kaldı, niye x bir takımla imzalamadı gibi sorulara verebileceğim cevabım yok.

Herkesin takıldığı konu Carrasso'nun maç kadrosunda yer alabilme ihtimaliydi


Transfer edildiği gün de yazmıştım ama herkesin takıldığı konu Carrasso'nun maç kadrosunda yer alabilme ihtimaliydi. Bunun önünde bir engel yok tabii, bir yedek oyuncu eksik bildirme durumunda kalır ve kulübeye alacağınız yabancılardan birinden vazgeçersiniz. Carrasso ancak bu şekilde maç kadrosunda yer alabilir.

Tudor ise bunu düşünmez, maç kadrosunda Eray İşcan yer alır ama Muslera'nın yokluğunda kale Carrasso'nun. X bir maç içinde kaleci değişikliği ihtimali son derece düşük, bunu düşünerek Carrosso maç kadrosunda yer alırsak en az 2 hamleden vazgeçmek durumunda kalabilirsiniz. Tudor mantıklı olanı yapıyor, bunu da Carrasso transfer edilmeden önce dile getirmiş.

Buna rağmen Carrasso teklifi kabul etmiş, diğer detay da bu. İyi bir kaleci, istemiş olsa talip bulurdu. Projesi olan bir takımda yedek bekleyebileceğini dile getiriyordu ve yaz döneminde ısrarla bekledi. Fransa'nın bilinen, elle tutulabilecek kalecilerinden, bu anlamda çok iyi bir iş yaptık. Yedek kaleci konusunda fikrim sabit, tecrübeli bir isim olmalı. Hele ki kalenizde Muslera varsa.

Muslera'nın uzun yıllar Galatasaray'da devam edeceğini düşünüyorum. Arkasında x bir genç kaleciyi bekletmenin anlamı yok, gelişemez çünkü. Muslera'nın olmadığı anda hangi kaleciye forma versek eli ayağı titredi, başarısız oldu. Sinan Bolat, Cenk Gönen gibi tecrübeli yerliler de dahil buna. Bu yüzden daha tecrübeli, baskı altından kalkabilecek bir kaleci tercihi doğruydu.

Kupa maçlarında izleriz Carrasso'yu. Eğer Avrupa'da devam etsek bu hamle çok daha kıymetli olacaktı. Ne durumda bilmiyorum, umarım kendini hazır tutuyordur. Görünen o ki şartlar ona önceden söylenmiş ve o da bilerek geldi. Sorduğumda ise herkes büyük bir karakteri, lider özelliği olduğundan bahsediyor. Onun için de meraklıyım..

Tudor'un Serdar Aziz övgüsü boşuna değil


Serdar Aziz konusunda övgü okumak hoşuma gidiyor. Transfer olma şartlarını konuşmuyorum, olan oldu. İnandığım, sevdiğim bir futbolcu, geldiği gün de yazmıştım. Sorunu sakatlık, öyle bir zamanda geliyor ki bir daha ayağa kalkması zaman alıyor. Yine de ayağa bir şekilde kalkıyor, bıraktığı yerden devam ediyor. Başardı işte, yine döndü.

Tudor'un hatası Serdar Aziz'i Östersunds maçlarına hazırlamamak olmuştu. Serdar Aziz o gün sahada olsaydı bir şeyler değişirdi belki de, bilemeyiz. Ahmet Çalık'a güvenmek durumunda kaldı ve sonuç ortada. Ahmet Çalık iyi bir alternatif olabilir, ona lafım yok, aldığı yıllık ücrete bakınca olur da ama Serdar Aziz varsa o oynamalı.

Denayer geldikten sonra da durum değişmedi, Serdar Aziz benim için Denayer'in önünde. Denayer'in transferini çok isteyenlerin başındayım, hem joker etkisi, hem stoper için önemli bir alternatif olması itibariyle. Dedim ya, Serdar Aziz'in sakatlık sorunu var ve ne zaman ne olacağını bilmiyorum. Keşke sakatlanmasa, bu istikrarda devam etse. 

Ama herhangi bir aksi durumda Denayer bekliyor, bu anlamda kafam rahat. Serdar Aziz'i de yükseltti bu hamle, burnu kırık ama ısrarla oynamak durumunda. Ameliyat olması durumunda biliyor ki forma Denayer'in ve geri alması zor olacak. İyi de bir gidişatı var, istikrar yakaladı, Maicon'la iyi bir ikili oldu. Şu aşamada bunun bozulmaması değerli.

Tudor'un Serdar Aziz övgüsü boşuna değil. Bursaspor döneminde de yazdım, benim için en iyi Türk stoper. Geçtiğimiz sezona bakınca da en iyi stoperimizdi ama sakatlık kurbanı oldu. Bu sezon ise Maicon'la çok doğru bir ikili oldu, umarım devamını getirir. Serdar Aziz'in şu görüntüsünün hakkını vermeyen de net şekilde ön yargılı ve saplantılıdır. Bu kadar ağır konuşabilirim..

19 Eylül 2017 Salı

PES 2018'i çok beğendim, oynadığım en iyi PES oyunu dahi olabilir


Eskiden oyunlarla aram iyiydi, yıllar geçtikçe bunu azalttım. Dipsiz bir kuyu oldu, işin içine bu denli girersem bir daha çıkamam. Bu yüzden de belli başlı oyunları oynuyorum, en azından kendimi sınırlayarak. FM veya PES buna örnek, her yıl düzenli olarak takip etmeye çalışırım ama onların dahi çok içine giremiyorum.

FM 14'de takıldım mesela, 15 veya 17'i de oynamama rağmen 14'ün verdiği keyfi bir daha alamadım. Tabii bunun da geçmişi var, CM 00-01, 01-02 ya da 4 dönemlerine girmiyorum bile. Neden alışamadığı da bilmiyorum, oyunun arayüzü kaynaklı belki de. 14'den sonra değişti, devamında ben koptum. 17'i satın aldım, birkaç kez denedim ama yapamadım. 18 çıktığında bir daha deneriz, Galatasaray'ın bu kadrosu oyun için heyecanlandırıyor.

PES'e gelirsek, onunla da eski bir mazim var. PES 13 de dahil olmak üzere düzenli şekilde her yıl takip ettiğim ve oynadığım bir oyundu. PES 13'ün de yeri ayrıdır bu arada, çok keyifli bir oyundu. Sonrasında koptum, bunun da nedeni eski bilgisayarım. PES 16'ya kadar verdiğim bir ara var, yeni bilgisayarın ardından PES 16'yı 2 yıl oynadım. Benim için keyifli oyundu, PES 17'i o kadar sevmedim mesela. Galatasaray'ın olmaması da cabası.

Lisans problemlerine alıştım artık, çok takılmıyorum. En azından Real Madrid, Juventus, Bayern Münih gibi takımların lisansı olsaydı diyorum ama Pes bu, yapacak bir şey yok. Bayern Münih 2 yıldır komple yok gerçi, o da ayrı hikaye. En azından Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş üçü bir arada oyunda, bu da bir şey. Türk Milli Takım'ı da lisanslı şekilde oyunda, 2017'de böyle değildi.

Geçenlerde niyet ettim ve PES 18'i satın aldım. Bir hayal kırıklığım oldu, o da bilgisayarım yönünden. Donanıma güveniyordum, oyunu rahat oynarım diye düşündüm ama öyle olmadı. İşlemci tarafından sıkıntı çıktı, biraz düşük kaldı. Onun da özelliğini paylaşayım;


Bu da kasma problemini getirdi, 2 gündür hangi özelliklerle daha iyi oynarım diye arayıştaydım. 30 fps'e çektim, oyunun özelliklerinden kıstım ama fayda etmedi, problem vardı. Bir de oyuna girerken verdiği hata vardı, video kartıyla alakalı. Bugün bir güncelleme geldi neyse ki, o hatadan kurtulduk, fps problemi de aşıldı, en azından o kadar kasmıyor. 30 fps'e çektim oyunu ama yüksek ayarlarda oynuyorum, gayet güzel görünüyor.

Oyun çok iyi bu arada, oynadığım en iyi PES dahi olabilir. Geçmişe oranla biraz daha ağırlaşmış oyun, bu anlamda Fifa'ya yaklaşmak istemişler. Fifa varken neden PES oynuyorsun demeyin, klasik adamım ben, böyle alışmışım. Pes'den keyif alıyorum, her türlü sıkıntısına rağmen. Fifa'yı 99'da bıraktım, onun da keyfi ayrıydı mesela. 

Oyunlarla alakalı bir adam olmadığım için çok fazla yorum yapamıyorum. Şu şöyle, bu böyle gibisinden yorumları yapacak kişi ben değilim. Benim yazdığım bir ön izlenim olur, o da oyunun iyi olduğu. PES'in hızlı, haldır haldır giden bir temposu olurdu, şimdi biraz daha yavaşladı, gerçekliğe yaklaşmışlar. Topu aldığında kaleye doğru koşmadığın, pasa yöneldiğin, düşündüğün bir görüntüsü var. Kaleciler çok gelişmiş, bu da bir detay, pas hassasiyeti güzel ama şut hassasiyeti önceden daha iyiydi sanki.

Manchester United'in mevcut kadro derinliği


Alex Ferguson gittiğinden bu yana transfer için harcanan paralarla gündeme gelen Manchester United. Özellikle Van Gaal döneminde yaratılan bir enkaz, 2 sene içinde öyle isimler geldi gitti ki. Ne yazık ki ortaya çıkan iyi bir kadro olmadı, harcanan paralara rağmen. Manchester United'in benliğini hatırlamasını yıllardır bekliyoruz, kazanan kimliğini hatırlamasını. Geçtiğimiz sezon Mourinho'yla bir temel atıldı, belki Premier Lig istenen noktada bitmedi ama Avrupa Ligi'ni kazanarak yeniden Şampiyonlar Ligi'ne adım attılar. Bu sezon ise Manchester United'ı izlemek çok büyük keyif. Klasik, Mourinho'nun 2. sezonları hedefler doğrultusunda daima iyi geçer. Mourinho'nun da ayağa kalkmaya ihtiyacı vardı, gerek kadro kalitesi, gerekse oynanan futbolla bu mesajı veriyorlar. Fotoğrafta ise Manchester United'in mevcut kadro derinliği var. Yıllarca ne paralar harcandı da enkazdan başka bir şey oluşmadı. Son 2 sezonda ise atılan temel, daha doğru ve kaliteli transferlerle özlenen Manchester United'ı izliyoruz. Geçtiğimiz sezon Pogba'ya o paralar verilir mi deniliyordu, Mourinho ise bu transferi daha sonra çok daha iyi anlayacaksınız demişti. Tablo ortada..

18 Eylül 2017 Pazartesi

Gomis'in çalışkanlığı bir yana, bu görüntünün asıl nedeni "mutlu" olması


Galatasaray'a transfer olurken düşüncesi "geleceği garanti altına almak" olabilir ama iş ahlakı çok yüksek bir futbolcu. Marsilya'da iyi bir sezon geçirerek geldi, oldukça formda. Bu formu da devam ettiriyor, hatta üzerine dahi koydu. Gomis'in çalışkanlığı bir yana, bu görüntünün asıl nedeni "mutlu" olması. Belki de hayatının en huzurlu dönemini dahi yaşıyor olabilir.

Galatasaray'ın son yıllarda simge olmuş bazı yabancıları var, Gomis de şu aşamada o ışığı vermekte. Kulübü sahiplenmesi, taraftarla bütünleşmesi, imza hareketleri ve saha içinde verdiği mücadele. Drogba gibi bir yıldız isme de sahip olduk, Baros gibi bir kaliteye ya da Elmander gibi mücadeleyle tutuşan bir savaşçıya. Gomis'de ise hepsinden birer parça var sanki, bu 3 ismin harman olmuş hali gibi.

Şimdi ailesi de İstanbul'a geliyor, burada yaşayacaklar. Çoğu yabancının ailesi zaten burada ve iyi bir takım olduk, daha doğrusu mutlu bir takım. Gomis de bu mutluluğun en önemli isimlerinden. Maliyeti tartışıldı, böyle bir ücret verilir mi denildi ama o kadar güzel zamanda aldık ki. Avrupa forvet kıtlığı yaşadı resmen, transferin son 1 ayı forvetler için ödenen rakamları gördük, Marsilya'nın Mitroglu'na verdiği bonservis gibi. Eminim ki Gomis'i mumla arıyorlar ve Gomis'i en doğru zamanda aldık.

Gomis daha önce de gündeme geldi tabii, o gün Drogba sonrası gelecek isim olduğu için taraftarın memnuniyetsizliğini hatırladım da. Bonservisi elindeydi ve biz bu işi Mayıs ayında bitirdik. Önce Mancini istemedi, devamında Prandelli. Bizi bekledi, transfer gerçekleşmeyince Swensea yolunu tuttu. Orada başarısız bir dönem, Marsilya'dan yeniden ayağa kalkış ve Galatasaray. O gün gelse böyle olur muydu bilmiyorum, belki de doğru zaman bugündür.

Milli Takım'a da göz kırpıyor, yeniden oynamak için can attığını biliyorum. Bu da bir motivasyon kaynağı ama Fransa'nın elinde müthiş bir havuz var. Gomis düşünülür mü bilmem, Deschamps umarım takip ediyordur. Beşiktaş Mario Gomez'e bu imkanı sağladı, biz de Gomis'e sağlayabilsek bundan sonraki transferler adına da önemli bir mesaj olur. Aynı şey Fernando, Maicon gibi isimler için de geçerli.

49 dakikada 1 gol katkısı var, 5 maçta 7 gol 2 asist. Transfer olduğu dönemde garanti katkı diyordum, 20-25 bandında bir gol sayısı bekliyordum ama onu da geçebilir, sezona müthiş girdi. İstikrarı yüksek, sık sakatlanmaz, çok güçlüdür. Sezon içinde formsuzluklar, düşüşler mutlaka olacaktır, o zaman da Gomis'i desteklemek gerekecek. Belhanda, Feghouli, Badou Ndiaye gibi isimlerin gol noktasında devreye girmesi gerektiği gibi.

Burada soru şu, Badou Ndiaye'yi çok mu defansif kullanıyoruz?


Badou Ndiaye'den daha büyük beklentilerim olduğu doğru. Tabela yapmasını bekliyorum mesela, transfer edildiğinde ilk olarak bunu yazmıştım. Galatasaray orta sahasının en önemli eksiklerinden biriydi, tabela yapan bir ismin olmaması. Topla dikine oynayacak, rakip ceza sahasına sık sık girecek ve en azından 7-8 gol barajını zorlayacak.

Badou Ndiaye'nin pozisyonu çok tartışılıyor. Türkiye'ye gelirken 6-8 numara aralığındaydı ama Osmanlıspor'da ağırlıklı olarak 10 numarada oynadı. Oyunun iki yönünü oynadığı ve aşırı tempolu olduğu için bu pozisyonda büyük fark yarattı, altını çizdiğim tabela noktasında büyük etkisi vardı. Şu da var, Osmanlıspor düzeninin en önemli parçasıydı, biraz da onun üzerinden dönüyordu işler.

Galatasaray'da böyle olmayacaktı tabii. 10 numaradan ziyade 8 numara için düşünüldü ve transfer edildi. Ondan önce Imbula isteniyordu, beklenti ise orta sahada yaratılmak istenen tempo. Imbula olmayınca Badou Ndiaye gündeme girdi, büyük bir beklentiyle transfer edildi. Geçen 5 maça bakınca da beklenti dolayında ilerliyor, en azından neler yapacağını iyi biliyoruz.

4-1-4-1 gibi sezona başladık, Kasımpaşa maçında 4-2-3-1'e döndük. Badou / Belhanda forvet arkasından, Badou / Fernando orta sahasına geçildi. Fernando'nun Galatasaray'ın kalbi olduğunu söylemiştim, geriden oyun kuran, pas aksiyonunu başlatan isim. Tabii rakip bunu gördü ve Fernando üzerinde bir baskı yarattı. Badou Ndiaye ise Fernando'nun yanına çekilerek Fernando'nun rahatlaması sağladı.

Kasımpaşa maçında diğer maçlara göre Fernando çok fazla işin içine girmemiş gibi görüldü ama 10 kez top kazanmış, Galatasaray'da kişisel rekorunu egale etmesi anlamına gelir bu. Stoperlerin arasına giriyor diyorduk ya, bu sefer Badou da bunu yaptı, geriden oyun kuran isimlerden biriydi. Galatasaray presinin en önemli ismi zaten, sahanın her yerinde rakibe bastı, fazlasıyla da iyi oynadı. Burada soru şu oluyor, Badou Ndiaye'yi bu kadar defansif kullanmak doğru mu?

Hücum tarafında da beklenti var çünkü, tabela noktasını yazdım. Topla dripling özelliği çok kıymetli, bu konuda belki de ligin en iyisidir. Delici, şut atan bir futbolcu. Biraz daha iki yönlü bir katkı bekliyorum ama Badou Ndiaye'nin 8'e çekilmesi çok doğru hareketti. İş yine Belhanda'ya geliyor, onun oyun içinde daha istikrarlı ve sorumlu hareket etmesinde. O zaman Badou da daha rahatlar, Fernando'yu rahatlattığı gibi.
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir