28 Şubat 2010 Pazar

Gel de Hayıflanma {Galatasaray:4-1:Kasımpaşa}

Haftanın kapanış maçında son haftaların formda takımı Kasımpaşa'yı ağırladı Galatasaray. Hafta içi Avrupa Ligi'nden elenmenin verdiği can sıkıntısı çok uzamadan atlatılmış. Tüm maçtan önce söylenebilecek şey budur. Bilhassa eksiklerin dönmesiyle, takımın tam manasıyla toparlandı. Jo, Arda, Keita ve Giovani dörtlüsü, sezon başında yakalanan müthiş ofansif uyumu bu maçta da görmüş olduk. Takıma tamamen alıştığını söyleyebileceğimiz Giovani bu maçın en başarılı futbolcusu bence. Avrupa Ligi'nden de olunduktan sonra, tüm takım elde kalan son dala, lig şampiyonluğuna, sıkı sıkı sarılacaktı. Yönetim, futbolcular ve teknik heyet şampiyonluk garantisi verdiler. Verilen bu söz de tutulma yolunda ilerliyor. Zira en yakın rakip olan Bursaspor ile aradaki puan farkı 4'e çıktı. Ayrıca bu maçta puan kazanmak kadar bir makus talihin de kırıldığını söylemek de mümkün. Ezeli rakip Fenerbahçe'nin puan kaybettiği her haftada Galatasaray da puan kaybediyordu son bir kaç sezondur. Bu hafta uzun süredir ilk defa Galatasaray, Fenerbahçe'nin puan kaybettiği ve Fenerbahçe'den sonra yaptığı bir maçta puan kaybetmedi. Neyse maça dönelim girişi çok da uzatmadan..

Sabri'nin dönüşüyle sağ bek sıkıntısı çözülmüş gibi duruyor. Ama bu kez de Hakan'ın sakatlanmasıyla Caner yeniden bek mevkisine hapsoldu. Ayrıca Jo'nun da dönmesiyle forvet sıkıntısı büyük ölçüde çözülmüş oldu. Bu arada orta sahada da Mustafa'yı yine kenarda izledik. Barış'ın Beşiktaş maçında gördüğü sarı kartla cezalı duruma düşmesinin ardından da Ayhan'ı orta sahada yeniden izleme fırsatı bulduk. Maçta en çok eksikliğini çektiğimiz isim ise şüphesiz Elano'ydu. Hafta içi oynanan Atletico Madrid maçında sakatlanan Elano'nun bir süre takımda yerini alamayacak olması çok can sıkıcı bir durum. Eksiklere rağmen, iki takımda maça çok istekli başladı bu akşam. Kasımpaşa zaten Yılmaz Vural etkisiyle başarılı bir performans çiziyor. Gol atmadıkları maç serisi 11-12 maçı bulmuş. Ofansif oynamayı düşünen, pozitif futbol isteyen bir takım. Bu tarz taktikle oynayan takımlarla rakip olmak ise inanılmaz keyifli. Maçın hemen başında ofsayttan sayılmayan golleri dışında maçın genelinde de, Galatasaray fırsat verdikçe golü aradılar sürekli. İlk yarım saat nefes nefese geçen maçın gol perdesini Arda açtı. Bu sezon ligde bol bol gol atan kaptan bu maçı da boş geçmedi. Servet'in indirdiği topu başarılı bir şekilde durduran ve Arda'ya adeta dokunarak bırakan Jo'nun golde ciddi katkısı var. Arda da sert ve düzgün bir vuruşla bu pası boş geçmedi ve golünü attı. İlk yarıda çok ciddi bir pozisyon olmayınca Galatasaray, devreye 1-0 önde gitti.

İkinci yarıda ise gol isteyen yalnızca Kasımpaşa değildi bu kez. Galatasaray'ı bu konuda çok eleştirdik hepimiz. Yani ilk golü bulduktan sonra resmen 1-0'ın üzerine yatıyordu maçlarda. Bu maçta ise golü arzulamaya ve kovalamaya devam ettiler. Galatasaray'da Sabri ve Giovani -ki Gio'nun bugün gol atamaması büyük şanssızlık- Kasımpaşa'da ise Cenk ve Ali Güneş golü koklayan isimler oldu ikinci yarının başında. Bu ataklardan golü ilk bulan taraf Kasımpaşa oldu. Ali Güneş'in ortasında Yekta'nın Leo'yu avlayan golü 64. dakikada geldi ve son 25 dakikaya 1-1'lik beraberlikle girildi. Bu golden 10 dakika sonrasıydı. Gecenin başarılı fakat gol konusunda şanssız ismi Giovani sert bir şut çekti Kasımpaşa kalesine. Kasımpaşa kalecisi Murat'tan dönen topu tamamlayan isim Keita'ydı. Keita'nın vuruşu gelişine, yarım vole ve tam manasıyla müthişti. İzleyemeyen arkadaşlar izlemelerini öneririm. Bu golden 5 dakika sonra ise Koray Avcı, ceza sahası içinde Jo'yu düşürdü. Hakem Koray'a kırmızı kart göstererek onu oyun dışı bırakırken, Galatasaray'ın da bir penaltı kullanmasına hükmetti. Topun başına geçen Jo, Murat ile topu ters köşelere göndererek sambasını 2. kez izletme fırsatı buldu. Galatasaray'ın son golü ise yine Keita'dan geldi. 84. dakikada yine Gio'nun kale sahası önüne kadar getirdiği top, Keita'ya pas olarak gidince, Keita bu pozisyonu da atlamayarak Galatasaray'ı 4-1 öne geçiren isim oldu.

Maçta en çok dikkati çeken şüphesiz Giovani'nin tamamen hazır görüntüsü, Sabri'nin yeniden dönüşüyle maç eksiğine rağmen başarılı performansı ve Servet & Neill uyumuydu. Uzun süredir beklediğimiz o aktif, keyif veren ve hareketli futbolu nihayet sahada görmüş olduk. Temeller daha sağlam artık. İyi yoldayız. Galatasaray kazandığı bu maç ile puanını 50'ye çıkardı ve yola kayıpsız devam etti. Gelecek hafta Eskişehir deplasmanına gidecek takım. Ordan da çıkarılacak puan önünü açmasına yardımcı olacaktır.

GALATASARAY: 4 - KASIMPAŞA: 1

Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Mustafa Kamil Abitoğlu, Bahattin Duran, Serkan Ok
Galatasaray: Franco, Sabri, Neill, Servet, Caner, Mehmet, Ayhan, Keita (Dk. 90 Emre Güngör), Giovani (Dk. 90+1 Emre Çolak), Arda (Dk. 78 Mustafa ), Jo
Kasımpaşa: Murat Şahin, Keller, Koray, Barış, Ergün, Yekta (Dk. 85 Merthan), Murat Erdoğan, Emre, Sancak (Dk. 46 Ali Güneş ), Şahin, Cenk
Goller: Dk. 29 Arda, Dk. 75 ve 84 Keita, Dk. 82 Jo (Penaltıdan) (Galatasaray), Dk. 65 Yekta (Kasımpaşa)
Kırmızı Kart: Dk. 80 Koray (Kasımpaşa)
Sarı Kart: Dk. 3 Barış (Kasımpaşa)

Alex De Souza {İstanbul B.B 2-1 Fenerbahçe}

Caner Erkin'in Atletico Madrid karşısında yaptığı sorumsuzluğu ne kadar eleştirdiysek, daha fazlasını Alex için söylememiz gerekiyor. 32 yaşında, takımın kaptanlığına yükselmiş ve yıllardır bu ülkede oynayan bir futbolcunun hakeme kafayı takıp kırmızı kartı yememesi gerekiyordu. Maç 1-1'ken, Fenerbahçe golü bulma noktasına çok yükselmişken ve takımın Alex'e büyük ihtiyaç duyduğu dakikalarda yapılan o sorumsuzluğun tarifi yok. Bunun dışında hakemi elbette eleştiririz. Mesela Güiza'nın gole giderken düşürüldüğü pozisyon direk kırmızı kart olmalıydı. Ya da verdiği kartları, vermediği kartları konuşuruz. Hakem bana göre de çok iyi maç yönetmedi ama Nihat Özdemir'in yaptığı çıkışı da doğru bulmuyorum. Fenerbahçe'nin sayılmayan golünden bahsediliyorsa o pozisyon ofsayt, İstanbul B.B'nin de ikinci golünde ofsayt bulunmuyor. Malesef büyük takımlarımız bu tip maçlardan sonra böyle çıkışlar yapmayı çok seviyorlar. Ama Fenerbahçe'nin bu maçta ne olursa olsun üç puanı alması gerekiyordu. Üç puanı alacak duruma da geldiler aslında ama Alex'in kırmızısı maçı o noktada bitirmiş oldu.

Futbol böyle bir oyun ve ben futbolu bu yüzden seviyorum. Çünkü oyunun geneline bakıyoruz Fenerbahçe oyunu rakip sahaya yıkmış, ikinci yarıda rakibi Fenerbahçe'nin direncine cevap verememiş. Ama iki pozisyon buluyorlar ve maçtan 2-1 galip gelmesini biliyorlar. Her iki takımın maçtan önce çok sayıda eksiklikleri bulunuyordu ama Fenerbahçe açısından bu mazeret olmamalı. Ben yine Daum'un tercihlerine kafayı takmış durumdayım. Belli ki Cristian ve Deivid iyi durumdalar. Deniz Barış'ın bir önceki maç sol bek oynatıp, bu maçta sağ açık sahaya sürülmesini malesef anlamadım. Aynı şekilde Cristian'ın da mutlaka oynaması gerekiyordu. Hepsini geçtim İstanbul B.B'nin atak yapmaya hali yokken Daum ısrarla çift forvete dönmekten kaçırdı ve anca skor 2-1'e gelmiş, takım 10 kişi kalmışken Gökhan Ünal'ı sahaya sürdü.

Bir diğer ayrıntı ise Fenerbahçe'nin bekleri bu kadar iyi oynamışken, kanatları iyi kullanıyorken onların önünde oynayan futbolcuların beklere ayak uyduramaması oldu. Bu da Fenerbahçe'nin kanat üstünlüğünü biraz düşürdü. Gökhan Gönül ve Vederson yine de iyi işler yaptılar ama Santos ve Deniz Barış'ın iyi durumda olmaması kanat akınlarını bozdu. Üstelik Güiza'da son maçlara göre oldukça aktifti ve rakip savunmayı bozma adına önemli işler yaptı. İstanbul B.B ise ilk yarıda 1-0'ı bulduktan sonra Abdullah Avcı'nın fazla hamle yapma şansının olmaması yüzünden geri çekildiler ve rakibe ayak uydurmakta zorlandılar. Aslında ikinci yarının görüntüsü Fenerbahçe'nin oyunu rahat koparabilmesi yönündeydi. Abdullah Avcı'nın imdadına Alex yetişti ve kırmızı kart gördüğü dakika maç o an bitti ve İstanbul B.B golü attı. Eğer akşam Galatasaray kazanırsa puan farkı 5 olacak ve Bursaspor'la beraber önemli avantaj yakalayacaklar. Ayrıca Beşiktaş'ın da kazanması ve haftaya Ankaraspor maçının bay geçecek olması bir diğer dezavantaj. Fenerbahçe'nin bir an önce takıma çeki düzen vermesi gerekiyor.

Son Sözü Söyleyemedik; Canınız Sağolsun!

Bu hafta potada derbi haftasıydı. Fenerbahçe Ülker ev sahibi olduğu maçta Galatasaray' ı 81-77 mağlup etmeyi başardı.

Maçın ilk bölümlerinde çok bariz bir üstünlük olmasa da Fenerbahçe Ülker üstünlüğü vardı. Oyunu kontrolleri altında tutmayı başardılar. Bunda da Ömer Onan' ın ve Roko Ukic' in payı çok büyüktü. Maçı Fenerbahçe Ülker' e bu ikili getirdi.

Galatasaray 3 periyot boyunca rakibini geriden takip etti. Üst düzeyde olan oyun disiplini sayesinde oyundan kopmadı ve rakibini son çeyrekte yakaladı ama son hamleyi yapamadı.

İlk periyotta neredeyse takımın bütün sayılarında Mike Wilkinson' un imzası vardı. Her hücumda onun eline baktık. Daha sonra içeriden oynamayı bırakıp dış atışlara yöneldik ve felaket yüzdemiz sayesinde geri düştük.

İlk üç periyot birbirinin kopyasıydı aslında. Skor avantajına sahip Fenerbahçe Ülker ve onu yakalamaya çalışan Galatasaray. Ama son çeyrekte silkiliverdi Galatasaray. Fenerbahçe taraftarı galibiyeti kutlamaya başlamışken iyi bir geri dönüş yaptı.

Bu maçın ligdeki kaderimizi pek etkileyeceğini düşünmüyorum. Bornova ve Banvit mağlubiyetleri sonrası zaten play-off yapmamız mucize gibi olurdu. Ligde kalma konusunda da bir sıkıntı çekeceğimizi düşünmüyorum. Bu sezonu alt sıraların ortasında bitirip seneyenin planlaması yapılmaya başlanmalı artık.

Bu kadar olumsuzluğa rağmen her maçta terinin son damlasına kadar mücadele eden Galatasaray oyuncuları ve koç heyeti bir teşekkürü hakediyor. Amaçsız geçen sezonların ardından bize bir heyecan yaşattınız. Hepimiz tek yumruk olduk! Teşekkürler...

Vidic Geldi Anderson Gitti

Vidic, upuzun süren sakatlığının ardından nihayet takıma döndü. Ben bu ayrıntıyı nasıl atladım kendime şaşırıyorum. West Ham maçıyla geri döndü Vidic. Şimdi de Önce Aston Villa'yı sonra da Milan'ı ağırlayacakları günü bekliyor. Ferdinand'ın sırt ağrıları hortlayınca defansta yine Evens & Brown ikilisine kaldığını düşünüyorduk hepimiz Manchester'ın. Oysa ki defansın asıl garantisi, Real Madrid'lerin, Milan'ların istediği, paylaşılamayan adam Nemanja Vidic, Ferdinand'ın yokluğunda takımın gol yemesini engelleyen en büyük etmenlerden birisiydi. Öyle ki Van der Sar'ın oynamadığı maçta Foster kaledeyken, yani kale bir hâyli tehlike altındayken Vidic sahnedeydi. Kendisinin neden paylaşılamayan adam olduğunu bir kez daha gösterdi herkese. Sağlıklı bir Vidic, her zaman lazımdır Manchester'a. Bu arada Van der Sar demişken, kendisinin sözleşmesi de 2011 Haziran'ına kadar uzatıldı. Hem de 40. yaş gününde bunu da dip not olarak vereyim..

Daha geçtiğimiz hafta "Manchester'da işim bitmedi, forma istiyorum, sahaya çıkıp savaşmayı özledim" diye açıklamalar yapan bir futbolcuydu Anderson.. Bugün ise Dünya Kupası dahil sezonu kapattığının haberini alıyoruz. Gerçekten çok can sıkıcı bir durum bu. Manchester United orta sahasının en kollektif isimlerinden olan ve takımın orta saha kurgusunda Fletcher ve Carrick ile birlikte rotasyonun en önemli adamlarından birisi olan Anderson, ligde oynanan West Ham maçında sakatlanmıştı. Maçın 3-0 kazanılmasından ziyade herkesin aklı Anderson'da bir sıkıntı olup olmadığındaydı. Çünkü Anderson, Carrick'in cezası sebebiyle oynayamayacağı Milan maçında orta sahada yerini alacaktı. West Ham maçının 19. dakikasında sakatlanarak oyunu yarıda bırakan Anderson'un sezonu kapattığı açıklandı dün resmi siteden. Bir kaç gün içinde ameliyat olması bekleniyor. Aslında Anderson'a bu sezonun pek uğurlu geldiğini söylemek mümkün değil. Porto'dan transfer edildiği o sezon, Avrupa'nın en iyi sol açıklarından birisi olarak gösteriliyordu. Fakat sol açıkta Giggs gibi bir efsane olunca Ferguson, Anderson'u libero mevkisinde görevlendirdi. 2008 sezonunda da kendisinden bir hâyli verim alındı. Rooney-Ronaldo-Berbatov forvet hattının arkasında..

Yetti Ayrılık Artık

Samiyen'deki Atletico Madrid maçı sonrasıydı.. Bloga maç yazısını yazdım, fotoğraf ekleyeceğim. Spor sitelerini açar beğendiğim fotoğrafları alır aralarından seçim yaparım. Beğendiğim fotoğraf sayısı fazla olursa da foto roman eklerim ertesi güne genelde. Bu maçta da öyle yapayım dedim. Yazı için fotoğrafları aldım. Bakmaya devam ediyorum.. Birden yukarıda gördüğünüz gülümseyen yüzlere ait fotoğrafı gördüm. Zaten hakeme, maça, elenmemize, Caner'e, Rijkaard'a, kadere, sakatlıklara sinirliyim. Çok sevdiğim biriyle de bu sinirim yüzünden konuşmuyorum. Yazıyı yazdım acısı da çıkmadı. Bu fotoğrafı görünce hakim olamadım kendime. Bütün moralsizliğim ve sinirim gözlerimden damla damla döküldü :) Başlıktaki 3 kelimenin üstüne edeceğim bir tek kelime daha yok.

AYRILIK YETTİ ARTIK!

Kayıp Bulundu!

3 gün önce Kayıp Aranıyor başlıklı bir yazı yazmıştım. Kayıp bulundu ve dün Manchester Havaalanında görüldü :)) Kızının iyi olduğunu görmüş ve dönmüş Tevez. Yemişim futbolunu, aileme bir şey olmasın içerikli cümleler de kurup Chelsea kampının yolunu tutmuş. Biliyorum Tevez Manchester City'de oynuyor. Chelsea kampı dediğim, takımı bugün Chelsea ile maç yaptı o. Maçta da biri penaltıdan iki gol atarak Chelsea'yi yedi bitirdi. Bu arada bebek Tevez'in adı Katie olmuş. Allah analı babalı, sağlıklı ömür nasip etsin ne diyelim.. Tevez'in havaalanında söyledikleri;
'When there is a family issue, football takes a back seat. I went to the hospital five times a day to feed the little girl. I'd come and go, I couldn't watch any football.'

27 Şubat 2010 Cumartesi

İşte Savunma Takımı {Kayserispor 1-2 Beşiktaş}

Beşiktaş bu savunma ağırlıklı kadroyu sezon içerisinde birçok maçta denedi ama en olumlu sonucu Kayserispor deplasmanında aldı. İlk 11'de baktığımızda Tello ve Bobo, Beşiktaş'ın hücumcularıydı ama genel olarak Beşiktaş oyunun iki yönünü harika oynadı. Maç içerisinde daha çok pas yapan, topu ayağında tutan taraf Kayserispor'un bu karşılaşmada gol dahil bir tane pozisyonu yok. Beşiktaş savunmasını da hücumcular kadar alkışlamamız gerekiyor. Stoperde Sivok ve Ferrari önlerinde oynayan İbrahim Toraman, Ersnt ve Fink ile beraber Kayserispor'a rahat top yapma imkanı vermediler, Makukula'yı etkili kullandırtmadılar. Cangele gibi özel yetenekleri olan, fark yaratacak başka bir futbolcu da olmadığı için Kayserispor bu maçta kitlenip kaldı. Mesela Cangele oynayabilseydi pozisyon anlamında Kayserispor'da bazı değişimler yaşanabilirdi. Beşiktaş'ın bu maçta oynadığı gibi savunma yapan takımlara karşı fark yaratacak futbolcular bulundurmazsanız karşınızda bulunan kadro kalitesi karşısında rakibin hata yapmasını beklemekten başka çareniz kalmaz.

Aslında bu sisteme Beşiktaş'ın savunma 4-3-3'ü demek lazım. Tello sağ tarafı, Ekrem Dağ ise sol tarafı harika kullandı. Özellikle maçın ilk 30 dakikası içerisinde kısa metraj oskarını Tello kazandı. Bu sezon ilk defa kalitesini, klasını bu maçta konuşturdu ve Beşiktaş'ın maç içerisinde rahatlamasını sağladı. Ekrem Dağ ise Galatasaray maçında oynadığı mükemmel futbolu bu maçta da göstererek Beşiktaş'ın sol kanadını maç boyunca etkili kıldı. Maçın bana göre adamı olan Bobo ile de Beşiktaş farkını yaratmış oldu. Yani Bobo kadroda iken neden başka santrafor arayışlarına gidilir, Nobre'ye el açılır bilinmez. İşin savunma kısmında ise Tello ve Ekrem Dağ geriye çekilerek 4-5-1 düzeninde rakip durduruldu. Bu konuda İbrahim Toraman'ın süpürücülüğünün ve stoperlerin verdiği güvenin büyük önemi var. Ernst bu maçta fazla iyi oynamamasına rağmen {zaten büyük düşüşte} yönlü orta saha onun bu formsuzluğunu da gidermiş oldu. 70. dakikada oyuna giren Necip'e ise bayıldım. Son olarak Nihat'ı dakika 90'da oyuna sokarak kazanamazsınız. Kafaca çok gerilerde olabilir ama Nihat'ın o dakikada oyuna girmesi çok yanlış. Belki çok şans buldu, değerlendiremedi ama şu maçta hiç oyuna girmemesi Nihat için daha hayırlı olabilirdi.

Kayserispor cephesinde ise Kayserispor'un namını büyüten durumların hiçbirini bugün gösteremedi. Tolunay Kafkas'da sanırım bugün Beşiktaş'ın kadrosunu gördüğünde kafasında oluşturduğu düşüncelerin tam tersi bir durumla karşılaşınca çok şaşırdı ve henüz 22. dakikada bile değişiklik yaptı. Ama yaptığı bütün bu değişiklikler bir işe yaramadı. Cangele olmadan pozisyona girmekte zorlanan bir Kayserispor izledik. Maçın hakkı bana sorarsanız 2-1 değil daha da farklı bir skordu ama Beşiktaş ne olursa olsun kazandı ve gelecek hafta bay geçeceğini düşünürsek önemli bir avantaj elde etti.

Stat: Kayseri Kadir Has

Hakemler:
İlker Meral, Serkan Malkoç, Asım Yusuf Öz

Kayserispor:
Souleymanou, Mehmet Eren, Serdar, Aydın, Hakan, Abdullah, Mohammed, Bayram (Dk. 22 Troisi), Ömer (Dk. 79 Semih), Makukula, Gökhan (Dk. 46 Furkan)

Beşiktaş:
Rüştü, İbrahim Toraman, İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, İbrahim Üzülmez, Fabian Ernst (Dk. 69 Necip), Fink, Tello (Dk. 63 Holosko), Ekrem, Bobo (Dk. 89 Nihat)

Goller:
Dk. 2 Tello, Dk. 30 Ekrem (Beşiktaş), Dk. 81 Makukula (Kayserispor)
Sarı kartlar: Dk. 38 Tello, Dk. 78 İbrahim Kaş (Beşiktaş), Dk. 56 Mohammed (Kayserispor)

Teknik Direktörlükte Kalite Olmak

Futbolda imkanların büyük önemi var. Elinde bulundurduğun imkanlar kadar başarılı olma şansın da o kadar artıyor. Ama imkansızlıklardan bir başarı yaratırsan işte o zaman efsane oluyorsun.

Mourinho sizce neden efsane?

Bence Mourinho'nun efsane oluşunun karakteriyle falan pek bir ilgisi yok. O bir sözüyle Frisk, Graham Poll gibi hakemleri hakemliğinden ettiği için de efsane değil. Ya da Chelsea'de zengin imkanları en doğru şekilde kullanarak kurduğu takım yüzünden..

Mourinho imkansızlıklardan ya da az imkanlardan diyelim bir takım yarattığı için, Porto gibi bir takıma üst üste önce Uefa Kupası'nı sonrasında ise Şampiyonlar Ligi'ni kazandırdığı için efsane. Bugun Porto'nun son yıllarda transfer gelirlerinden kazandıığı parayı görünce hala dudaklarım uçukluyor. Porto'yu geçtim Chelsea'de yaptıklarına bakıyorum. Bu sefer de zengin imkanlarla öyle bir takım yarattı ki ondan sonra gelen Grant, Scolari, Hiddink ve Ancelotti bile hala onun takımıyla oynuyor.

Ferguson'a da bakmak lazım. Meşhur kurt hocaya, sabrın sonunun selamet olduğunu bizlere kanıtlayan hocaya.. Manchester United'da görev yaptığı ilk 7 sezonda şampiyonluk bile göremedi. Ama geldiği günden bu yana bir hedefi vardı, o da Liverpool'un hakimiyetini kırmak.

Ne yaptı Ferguson, yeni bir yapılanmaya girdi. Süper bir altyapı kurdu, çarkları inanılmaz çalıştırdı, arkasına da önce sabrı, sonrasında başarılarla beraber gelen imkanları alınca bugün çoğu kesime göre Dünya'nın en iyi teknik adamı halini aldı. Ferguson'da başarılı çünkü ilk aldığı Manchester United'i bugün hangi noktalara taşıdığı ortada.

Sizce Türkiye olarak nelerin eksikliğini duyuyoruz?

Öncelikle sabrın. Biz Türkler sabırsız insanlarız. Hemen başarı gelsin isteriz, hemen iyi futbol oynansın, şampiyonluklar gelsin ve bir anda Dünya'nın en büyüğü olalım. Oysa unuttuğumuz konu Fatih Terim bile müthiş Galatasaray'ı 4. sezonunca anca yaratmıştı. Üçüncü sezonu hariç ilk iki sezonunda Avrupa'da aldığı sonuçlar ortada. Türkiye Ligi'nde alınan şampiyonlukları ise başarıdan saymıyorum. Çünkü zaten her sene Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ekseninde şampiyonluklar dönüyor. Ne zaman Bursaspor veya bir Anadolu takımı şampiyon takım çıkarır o zaman Türkiye Ligi benim için önem kazanacaktır. Sabır olayına dönersek Faruk Süren yönetiminin yaptığı en önemli iş Fatih Terim'e güvenmek, sabretmek oldu ve sonuçlarını kazandı. Ben pek hatırlamam ama Derwall de Galatasaray'a ilk geldiğinde şampiyonluklar gelmiyordu. Ama o zaman yapılan devrimleri bugün hala konuşuyoruz.

İkincisi kalite. Türkiye Ligi'nin kalitesinden son iki sezona bakarak biraz söz edebiliriz. Çünkü birçok takım şampiyonluk yarışının içinde ve puan barajı oldukça düştü. Ama oynanan futbolun kalitesinden ne kadar söz edebiliriz. Sürekli birbirini sakatlamaya oynayan takımların olduğu, zeminlerin patates tarlası kıvamında olduğu, stadyumların Uefa Kriterlerinin uzağından geçmediği ve bunun gibi birçok sayabileceğim durum Türkiye'de mevcut. Bu durumların da futbolun kalitesini oldukça düşürdüğünü söyleyebiliriz.

Üçüncüsü imkanlar. Kulüplerin ekonomik durumu ortada olduğu için ülkemize gelen futbolcu kalitesi hakkında konuşmak dahi istemiyorum. Ama Galatasaray'ın son yıllarda ülkemize getirdiği kaliteli yabancı futbolcuları da söylemek gerekiyor. Buna rağmen saçma sapan bir yabancı kontenjanı sayesinde Atletico Madrid maçında Ayhan, Mustafa Sarp, Mehmet Topal orta sahasıyla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Yani en kaliteli yabancıları getiren takımın bile düştüğü durumlar ortada.

Yukarıda Mourinho'nun neden efsane olduğunu söyledim. İmkansızlıklardan büyük başarılar kazandığı için. Rijkaard'ın da Barcelona kariyeri ortada. Bugün çok konuşulan, sabah akşam övülen, kimine göre Dünya tarihinin en iyi futbol oynayan takımını Rijkaard yarattı. Derinliklere inersek Cruyff'e kadar gideriz ama o kadar boğulmanın alemi yok. Takımı Rijkaard'ın yarattığını ben demiyorum Guardiola bizzat söylüyor. Ama o Barcelona nasıl yaratıldı. Sabırla, istikrarla ve imkanların doğru kullanılmasıyla. İlk sene şampiyonluk gelmedi ve çok kötü sonuçlar alındı. Ama sonunda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna giden süreç başlatıldı. İmkanlarda doğru kullanıldı ve bugün süper bir altyapıdan, genç oyunculardan ve doğru transferlerden söz ediyoruz.

Galatasaray'ın durumu ise Barcelona'ya benzemiyor. Galatasaray'ın imkanları, Türkiye'nin konumu Barcelona'daki rahatlığı getirmez. Burada sabırsız bir kitle vardır, istediğin transferleri yapamazsın ve daha önemlisi yabancı kontenjanı yüzünden normalde yüzüne bakmayacağın futbolcularla oynamak zorunda kalırsın. Şöyle düşünün Rijkaard, Barcelona'ya tekrar dönse belki Arda'yı aldırır ama Mustafa Sarp'ın cep numarasını telefonundan bile siler. Ama Galatasaray'da Mustafa Sarp'tan vazgeçme lüksün olmuyor.

Rijkaard'ı aslında alkışlamak gerekiyor. İmkansızlıkları bile bile, bu imkansızlıklardan efsane olmaya çalıştığı için.. Barcelona gibi bir takımda efsane olduktan sonra Milan, Chelsea gibi takımların teklifini reddedip Galatasaray'a geldiği için. Burada yapmaya çalıştıkları ortada. Güçlü bir altyapı kurmanın hedefinde, iyi futbol peşinde ve en önemlisi uzun vadede planların izinde. Ama onun da ilk zamanlarda yapacakları kısıtlı. Atletico Madrid karşısında sakatlıklar yüzünden Baros, Kewell gibi isimlerden yararlanamıyor. Yabancı kontenjanı yüzünden orta sahası Ayhan, Mustafa Sarp, Mehmet Topal gibi isimlere kalmış. Yine sakatlıklar yüzünden hayatı boyunca hiç başvurmadığı stoper tipi Servet'le oynamak zorunda kalmış. Gerçekten kolay değil. Böyle imkansızlıklardan sürekli yeni sistem arayışlarına girmek, düzen oturtamamak çok zor bir iş.

Şimdi Rijkaard'ı eleştirenleri görüyorum. Sezon başında sınırsız destek veren, sabredeceklerine dair söz verenler bugün Rijkaard'ı yerden yere vuruyor. Elbette Rijkaard'da eleştirilecek, herkes mükemmel değildir. İnsanoğlu hatalarla yaşıyor. Ama sabretmemek, güzel giden şeyleri görmemek çok yanlış. Mesela kimse santraforsuz ortamda Rijkaard'ın yarattığı muhteşem savunma takımından söz etmiyor. Bu savunma takımının üzerine Baros, Kewell gibi isimler ekleneceğinde neler olacağını konuşmuyor. Ya da sezon sonunda Türkiye'yi daha iyi tanımış bir Rijkaard'ın burada yapmaya başladığı devrimlerin doğacak meyveleri hakkında yorum yapmıyor. Bu kadar mı sabırsız olduk.

Unutmamak gereken bir durum var. Galatasaray vizyon takımıdır ve bu vizyon dahilinde iş yapar. Skibbe'de dahil olmak üzere sürekli pozitif futbolun yanında olan, ileriyi düşünen bir Galatasaray'dan konuşuyoruz. O Skibbe'nin yarattığı Leverkusen bugün ortada, o Skibbe Frankfurt gibi bir takımda efsane olma yolunda. Neden kovduk biz bu adamı? Kocaelispor karşısında 5-2 mağlup oldu diye. Ama oynattığı pozitif futbolu, total futbolun ilk adımlarından söz etmedik. Sürekli oluşan sakatlıklar Skibbe'nin kovulma sürecini başlattı. Galatasaray ise vizyonunu bir adım daha öne attı ve Rijkaard'ı getirdi. Bugün ise gördüğüm yine aynı eleştiriler başladı. Ben sabreden tarafın yanındayım, Rijkaard'la her şey daha güzel olacak. Bekleyelim ve görelim.

Yeniden Yapılanmanın İlk Tohumları

Uzun bir ayrılıktan sonra yeniden Milli Takım'a kavuşuyoruz. Teknik direktörsüz geçen günler aslında bizleri hergün Milli Takım'la yatıp kalkmamızı sağladı. Ben Kasım - Şubat süreci arasında Milli Takım'ın bu kadar konuşulduğuna pek şahit olmadım ama teknik direktör arayışlarının uzaması, Euro 2012 kuralarına teknik direktör olmadan katılmamız can sıkıcıydı. Yine de bu bekleyişin sonunda Hiddink gibi bir teknik adamla anlaştığımız için çok mutluyum. Milli Takım'da yeniden yapılanma süreci başladı. Tepeden tırnağa değişiyoruz ve bu değişimin izlerini Ağustos ayından itibaren yaşamaya başlayacağız.

Hiddink gelene kadar yerine vekalet edecek olan Oğuz Çetin, 3 Mart'da oynanacak Hondruas maçı aday kadrosunu açıkladı. Kadroya genel olarak baktığımızda değişimin ayak izlerini yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Asıl değişim ABD kampında ve Hiddink'in gelmesinin ardından yaşanacak ama şimdiden bazı oyuncular Milli Takım'a ısındırılmaya başladı ve genelde formda olan futbolcular kadroya davet edilmiş. Benim bu konuda görüşüm her zaman belli. Genç, mücadeleci bir kadronun üzerine formda olan futbolcularla bir Milli Takım oluşturulmalı. Zaten şu kadroda gördüğüm bir çekirdek yaratılmaya çalışılıyor ve bunun etrafına genç isimler eklenmiş. Mesela Bursaspor'dan Ozan İpek ve Volkan Şen'i kadroda görmek çok güzel. Sercan Yıldırım'ın da sakatlığı bulunmasaydı büyük ihtimalle kadroda yer alacaktı. Aynı şekilde Emre Güngör ve Caner Erkin'de uzun bir aradan sonra kadroda yer almışlar. Trabzonspor'un formda oyuncuları Onur Recep Kıvrak, Giray'da kadroda yerini almış. Ayrıca son zamanların konuşulan genç futbolcusu Necip Uysal'da aday kadroda. Özer Hurmacı ve Mehmet Topuz'un da sakatlıkları dolayısıyla kadroda olmadığını düşünüyorum. Milli Takım'ın aday kadrosu şu şekilde:

Kaleciler: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor)

Savunma: Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu, Emre Güngör, Servet Çetin, (Galatasaray), Ceyhun Gülselam, Remzi Giray Kaçar (Trabzonspor), Çağlar Birinci (Denizlispor)

Orta Saha: Hamit Altıntop (Bayern Münih), Volkan Şen, Ozan İpek (Bursaspor), Mehmet Aurelio (Real Betis), Necip Uysal (Beşiktaş), Emre Belözoğlu (Fenerbahçe), Nuri Şahin (Borussia Dortmund), Arda Turan, Caner Erkin (Galatasaray)

Forvet: Tuncay Şanlı (Stoke City), Mevlüt Erdinç (Paris Saint Germain), Halil Altıntop (Eintracht Franfurt), Kazım Kazım (Toulouse)

Tugay Kerimoğlu Altyapı'nın Başında

Fenerbahçe'de Aykut Kocaman, Beşiktaş'ta ise önümüzdeki günlerde göreve geçmesi beklenen Metin Tekin sportif direktör olarak eski efsane oldukları kulüplerde çalışmaya başlayacaklar. Bu iki ismin en önemli özelliği iyi futbolcu olmalarından, efsane isim olmalarından ziyade iyi birer teknik direktör olmaları ve bu işleri çok iyi bilmeleridir. Mesela Metin Tekin zamanında aldığı üniversite eğitimiyle zaten asıl işini yapmış olacak. Ya da Aykut Kocaman yıllardır takımlar çalıştırıyor ve bu işi büyük başarıyla yaptığını söylememiz gerekiyor. Aynı şekilde Galatasaray'ın da böyle efsane bir ismini ya altyapının başına ya da sportif direktör olarak getirmesini bekliyordum. Ama Rijkaard'ın varlığı ve futbol şubesinin emin ellerde olması sonucunda sportif direktör hamlesi Galatasaray'a pek uymaz. Bu yüzden Rijkaard'dan da sonrasını hesaplayıp ilerisi için daha büyük mevkilerin başına geçmesi adına Tugay Kerimoğlu'nu altyapının başına getirdik. Bu hamleye Barcelona'nın yaptığı Guardiola veya gelecekte yapması beklenen Luis Enrique hamlesi olarak bakabiliriz. Ayrıca efsane oyuncularımızın portrelerine bakınca bu işi en mükemmel şekilde yapabilecek isim Tugay Kerimoğlu'ndan başkası değil.

Tugay Kerimoğlu'nun bundan sonra yaşanacak süreçte Galatasaray'da neler yapar sorusundan önce biraz Tugay hakkında konuşmak gerekiyor. Tugay Kerimoğlu'nun Galatasaray'da forma giydiği 12 seneye elbette yetişemedim ama bu 12 senenin rahat 6 senesini net hatırlıyorum. 1990'lı yılların ortalarında bizler iyi yönlü orta saha kavramını pek konuşmazken Tugay bu oyun formatında oynuyordu. Mükemmel tekniğinin yanında defansif aksiyonlarda da oldukça iyiydi. Fatih Terim'in takıma gelmesinden sonra da takımın en önemli parçalarından birisiydi ama en üzüldüğüm nokta olan UEFA Kupası'nı göremeden 1999-2000 sezonunun devre arasında Glasgow Rangers'a transfer oldu. Bir bakıma iyi yaptı çünkü o transfer süreci Tugay'ın Premier Lig efsaneleri arasına girmesine yol açtı. Ama ben Uefa Kupası'nı da görüp öyle gitmesini isterdim. Glasgow Rangers'de bir sezon oynadıktan sonra 31 yaşında Blackburn Rovers'e gitti ve 8 sezon boyunca Premier Lig'de oynamayı başardı. Futbolu bıraktığı 39 yaşında ise artık Premier Lig'in en saygı duyduğu futbolculardan birisi olarak futbolu bıraktı. Çoğu yıldız adayı Türk futbolcusu Avrupa'ya gidemezken o yaşta bizim Avrupa'daki gururumuz olmayı başardı. Bu sezon ise Manchester City'nin altyapısına geçtiğini söylüyordu ama Galatasaray damarı ağır basmış olacak ki Adnan Polat'ın teklifini kabul etti.

Tugay Kerimoğlu'nun Manchester City'de antrenör olarak çalıştığı 6-7 aylık dönem onun stajı açısından önemli oldu. Zaten yıllardır Premier Lig'de forma giydiğinden oranın düzenini çok iyi biliyor, futbol görüşü ile vizyonunu da oldukça arttırmış durumda. Zaten bu yüzden altyapı hamlesi açısından diğer eski futbolcularımızdan önce Tugay Kerimoğlu ismi akıllara geldi. Tugay için diğer avantajlı durum ise sezon sonuna kadar Jan Derks'le çalışması olacak. Jan Derks zaten bu altyapı ve genç futbolcu olayının usta ismi. Takıma gelmesinin ardından bunun meyvelerini çok kısa zamanda toplamaya başlamıştık. Tugay da sezon sonuna kadar Jan Derks'den bu işin en ince detayına kadar öğrenerek tamamiyle altyapının hakimiyetini ele alacaktır. Tugay Kerimoğlu isminin genç futbolcular açısından önemini artık söylemeye bile gerek yok. Galatasaray'ın simge isimlerinden birisi durumunda ve 7'den 77'ye herkes ona büyük saygı duyuyor.

Benim beklediğim durum ise Galatasaray bu hamleyle beraber Rijkaard'dan sonrasını da düşünmüş oluyor. Sezon başında Rijkaard takıma geldiğinde en çok sorulan soru acaba yanına bir Türk teknik adam getirilip Rijkaard'dan sonra o teknik adamın işleyişi ele alabilecek mi sorusuna yönelikti. Ama Rijkaard bunu istemeyerek kendi getirdiği teknik adamlarla yoluna devam etti ve bana sorarsanız da çok iyi etti. Çünkü günümüzde yabancı teknik adamların yanına verilen Türk teknik adamlara baktığımda çoğu başında bulunduğu teknik direktörün yuvasını bozmaya çalışıyor, onun işine çok karışıyor ve ortaya bir kaos ortamı oluşuyor. Derwall & Mustafa Denizli, Piontek & Fatih Terim gibi örnekleri günümüzde yakalamak çok zor. Görüyorsunuz sportif direktör olarak getirilen Aykut Kocaman'la Daum arasında sürekli bir soğuk savaş yaşanıyor. Bana sorarsanız o konuda Aykut Kocaman yüzde 100 haklı ama o başka bir yazı konusu. Bu yüzden altyapının başına bir isim getirerek zamanla onu orada bir bakıma pişirip, kademe kademe yükseltmek en doğrusu. Böylece günün birinde takımın başına geldiğinde işin her kademesini iyi bilecek ve kim ne yer ne içer, ne yapar eder sorularını da hiç sormayacak duruma geliriz. Rijkaard'ın da Tugay Kerimoğlu hamlesine büyük destek verdiğini düşünüyorum.

Ayrıca Adnan Polat ilk seçim hamlesini böylece gerçekleştirmiş oldu. Çünkü yine gizliden gizliye bu işi halletmişler ve mali kurulda bu büyük bir sürpriz oldu. Bütün Galatasaray'lı kongre üyelerinin ve taraftarlarının çok sevineceği bir haber bu. Tugay Kerimoğlu yeni işine Çarşamba günü başlayacak. Büyük ihtimalle kendisine imza töreni de düzenleyeceklerdir. İşte o zaman işin daha detaylı kısmını öğreneceğiz ve bu konu hakkında daha iyi yorumlar yapacağız. Aslında aklıma bir durum da geldi. Bildiğiniz gibi Elano sakat ve Elano olmadan orta sahamızın durumu içler acısı. Tugay'a rica etsekte sezon sonuna kadar futbola geri mi dönse :) Tabii bu işin şakası.

Not: Bu arada Galatasaray & Manchester City ilişkilerini de son zamanlarda hayranlıkla izliyorum. Elano & Jo transferleri derken şimdi de bu takımın altyapısından Tugay Kerimoğlu transfer edildi bir bakıma.

Hangi Maç Hangi Kanalda? {27-28 Şubat}

27 Şubat Cumartesi

02:00 Toronto Raptors - Cleveland Cavaliers; Ntv
02:00 Boca Juniors - Estudientes; NtvSpor
03:00 Memphis Grizzlies - Charlotte Bobcats; Nba Tv
13:30 Kocaelispor - Altay; D Spor
14:00 Bursaspor - Sivasspor; Lig Tv
14:45 Chelsea - Manchester City; Spormax - Lider Tv
16:30 Meinz - Werder Bremen; Trt 3
17:00 Watford - Newcastle United; Futbol Smart
19:00 Kayserispor - Beşiktaş; Lig Tv
19:30 Bayer Leverkusen - Cologne; Trt 3
19:30 Stoke City - Arsenal; Spormax
21:00 Tenerife - Real Madrid; NtvSpor
22:00 Montpellier - Rennes; Kanal A
23:00 Barcelona - Malaga; NtvSpor

28 Şubat Pazar

00:30 Santo Andre - Portuguesa; Spormax
04:00 Utah Jazz - Houston Rockets; NtvSpor
13:30 Karabükspor - Konyaspor; D Spor
13:30 Ajax - Ultrecht; Futbol Smart
14:30 Rangers - Celtic; Euro Futbol
15:00 Büyükşehir Belediye - Fenerbahçe; Lig Tv
15:00 Tottenham - Everton; Spormax
15:30 PSV - Rkc Waaljik; Futbol Smart
16:00 Milan - Atalanta; NtvSpor
16:30 Hannover - Wolfsburg; Trt 3
17:00 Aston Villa - Manchester United; Kanal A {Carling Cup Final}
17:00 Liverpool - Blackburn Rovers; Spormax
18:30 Bayern Münih - Hamburg; Trt 3
19:00 Galatasaray - Kasımpaşa; Lig Tv
22:00 PSG - Marsilya; Kanal A
22:00 Atletico Madrid - Valencia; NtvSpor
22:15 Porto - Sporting Lizbon; Futbol Smart

Pankartsal Cümleler #2

Neredeyse hakemleri ekleyip bunu atlayacaktım. Yapanın, emeği geçenin, orada bulunup katkısı olanın ultrAslan'ın eski açığın ellerine sağlık. Teşekkür ediyoruz.

26 Şubat 2010 Cuma

Sportif Cümleler Röportaj; Gizem Girişmen

Geçen akşam kendisiyle röportajı bitirdiğimizi ve bugün yayınlayacağımızı söylemiştik. İşte 12 soruluk o röportaj.. Umuyorum okurken bir şeylerin farkına da varabiliriz. Gizem Girişmen'e dolu dolu vaktinden bizim için bir parça ayırdığı için bu yolla da teşekkür ediyorum. Size keyifli okumalar, Gizem Girişmen'e de başarılarının devamını diliyorum;

1- Değerli vaktinizin bir kısmını da bize ayırdığınız için teşekkürler. Önce sizi hâlâ tanımayan arkadaşlarımız var ise eğer tanıtalım. Sizin ağzınızdan dinleyelim hikâyenizi. Kimdir Gizem Girişmen?

Gizem Girişmen;
1981 Ankara doğumluyum. İlkokulu bitirdiğim yaz ailece bir trafik kazası geçirdik. O trafik kazasından sonra da T5 seviyesinde omurilik felçlisi oldum. Önce Hacettepe Üniversitesi’nde ameliyatlar geçirdim, ardından da Almanya’da 3 ay süren rehabilitasyon sürecimi tamamladım. Türkiye’ye döndükten sonra ortaokul ve liseyi Ankara Özel Tevfik Fikret Lisesi’nde okudum. Ardından Bilkent Üniversitesi İşletme bölümünü kazandım. 2004 yılında da Bilkent Üniversitesi’nden şeref derecesiyle mezun oldum.
Kişiliğim ve ailemin bana verdiği güvenle, belki de yaşımın küçüklüğünden kaynaklanan sebeplerle kazadan sonraki yeni hayatıma alışmakta fazla zorlanmadım. Aileniz size inandığı ve güvendiği zaman her şey daha da kolay oluyor. Bu konuda çok şanslıyım. Çünkü son derece bilinçli bir ailem var. Ailem her zaman bana inandı ve bir insanın istedikten sonra her şeyi yapabileceği inancını aşıladı. Çünkü bazen bir şeyi ne kadar yapmak isterseniz isteyin destek göremezseniz o yarım kalır. Ailem imkanları ölçüsünde benim için tüm engelleri ortadan kaldırdı ve her şeyi yapabileceğimi düşündü. Dışarıdan çok belli olmuyor belki ama benim engel seviyem çok ağır; T 5 seviyesinde omurilik felci çok yukarı seviyede bir engel. Vücudumun üçte ikisini hissetmiyorum ve kullanamıyorum. Ama uygun koşulları yarattığınızda hayatınız kolaylaşabiliyor. Bu koşulları da bana sağlayan ailem.


2- Sizin aracılığınızla kanayan bir yaraya da parmak basalım istiyorum. Ülkemizde engelli insanların es geçiliyor olması, görmemezlikten gelinmesi sizin de başınıza dert olan bir durum. Bu durum düzeltilebilecek mi yada düzeltilmesi mümkün müdür?

Gizem Girişmen;
Türkiye’de engelli olmak gerçekten zor. Çünkü engelliler bu ülkede evlerinden dışarı çıkamıyorlar. Aileler engelli çocuklarının topluma karışmasına engel oluyor. Onlardan utanıyorlar. Her şeyden önce engellilerin sosyalleşmeleri çok önemli. Bana göre öncelikle toplumdaki farkındalığı yükseltmemiz gerekiyor. Toplumda herkes için yaşanabilir bir ortam sağlamalıyız. Birbirinin sorunlarını anlayan bunlara çözüm getiren, birbirini yok saymayan bir toplum yaratmalıyız. İlk kaza geçirdiğim gün ki bakış açısı ile şimdiki farklı. Gelişiyor. Biraz yavaş oluyor ama gelişiyor. Dışarı çıktığınız zaman kaldırımların durumu, rampa olmaması, asansörlerin bozuk olması gittiğiniz yerde engelli tuvaletinin olmaması hayatınızı son derece zorlaştırabiliyor. Daha yaşanabilir bir toplum yaratmalıyız herkes için. Alış-veriş merkezlerinin otoparklarında engelliler için ayrılan bölüm her zaman giriş kapısına en yakın olan taraftadır. Ancak o bölümde Türkiye’de hep engelli olmayanların arabalarını görürsünüz. Çünkü biz Türk halkı olarak yürümeyi sevmeyiz. Oysa ki o bölümlerin neden engellilere ayrıldığını hiç düşünmeyiz. Arabasını oraya park etmenin bir engelli için ne demek olduğunu bilsek bunu asla yapmayız. Sorun, burada hiç kimsenin kendini bir engellinin yerine koymaması bence.


3- Ülkemizde ses getirmiyor olsa da engelli sporlar başarılı bir şekilde idame ettiriliyor. Örneğin sizin başı çektiğiniz okçuluk veya ampute futbol takımımız.. Eminim takip ediyorsunuzdur. Nedir sporcularımızın son durumu, bizim bilmediğimiz başka başarılı arkadaşlar da var mı?

Gizem Girişmen;
Son yıllarda yeni yeni engelli spor branşlarından haberdar olduk. Bu farkındalığımızın artmasında elde edilen başarılar büyük rol oynuyor tabii ki… 2004 Atina Olimpiyat ve Paralimpik Oyunlarında atıcılıkta Korhan Yamaç altın madalya, 2008 Pekin Olimpiyat ve Paralimpik Oyunlarında ben altın madalya ve masa tenisinde Neslihan Kavas ile bronz madalya aldık. 2009 Bedensel Engelliler Dünya Okçuluk Şampiyonasında ise bireysel yarışmada Mustafa Ak altın madalya ve ben altın madalya alarak dünya şampiyonu olduk. Yine aynı şampiyonada Bayan Olimpik Yay Milli Takımımız bronz, Bayan Makaralı Yay Milli Takımımız bronz ve Erkek Olimpik Yay Milli Takımımız gümüş madalya aldı. Aslında Türkiye’deki Spor Federasyonları içinde uluslar arası başarı sıralamasında Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu 4. sırada yer alıyor. Birçok branşta çok başarılı sporcularımız var.


4- Okçuluk sporuna dönecek olursak.. Bu merak nereden geldi, nasıl başladınız biraz da bu sürece değinelim..

Gizem Girişmen;
Ben kazadan önce ağırlıklı olarak kış sporları yapıyordum. Kazadan sonra ise rehabilitasyon sürecinde yüzmeye başladım. Yaklaşık iki yıl düzenli olarak yüzdüm ancak eğitim hayatımın yoğunluğu nedeniyle spora ara verdim. Bilkent Üniversitesinden mezun olunca yeniden yüzmeye başlamayı planladığım zamanlarda, yüzme antrenörümün arkadaşı olan ilk okçuluk antrenörümle tanıştım. Beni okçuluk antrenmanlarına davet etti. İzlemeye gittiğimde ok attım ve çok hoşuma gitti. Yani okçuluğa başlamam biraz tesadüf oldu. Tarihi ise 21 Eylül 2004.
Aslında benim ilk okum karavanaydı, yani hedef tahtasını bile tutturamadım ama okçuluğun çok keyifli bir spor olduğunu o an anlamıştım. Okçuluğa başladığım ilk iki sene haftada yaklaşık 6 gün antrenman yaptım. Çok disiplinli çalıştım ve 2005 yılında İtalya’da düzenlenen IPC Dünya Okçuluk Şampiyonasında ilk kez milli oldum. 2006 yılında düzenlenen EPC Avrupa Okçuluk Şampiyonasında Avrupa üçüncüsü, 2007 IPC Dünya sıralamasında ise birinci oldum. Okçuluğa başladıktan sonra süreç içerisinde öncelikli hedefim 2008 Beijing Paralimpik Oyunlarına katılmak ve sonra altın madalya almaktı. Şimdi hem Dünya (2009) hem de Olimpiyat Şampiyonuyum. Son üç yıldır IPC Dünya Sıralamasında birinciyim ve 2009 Ağustos ayında Uluslar arası Paralimpik Komite tarafından ayın sporcusu seçildim. Son olarak Türk Spor tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Laureus Dünya Spor Ödüllerinde “Yılın Engelli Sporcusu Adayı” oldum.


5- Yarışmalara nasıl hazırlanıyorsunuz peki, günleriniz nasıl geçiyor, ne sıklıkta antrenman yapıyorsunuz?

Gizem Girişmen;
Olimpiyatlara hazırlanmak, diğer turnuvalara hazırlanmaktan biraz daha farklı. Yaklaşık iki yıl tamamen olimpiyatlara yoğunlaşarak çalıştım. Zaten 2007'de Güney Kore’de düzenlenen Dünya Okçuluk Şampiyonası bir bakıma Çin öncesi bir hazırlıktı ve aynı zamanda paralimpik oyunlarına kota veren bir yarışmaydı. Bu yüzden çok sayıda milli takım kamplarımız oldu ve çok disiplinli antrenmanlar gerçekleştirdik. Neredeyse her ay 10-15 günlük milli takım kamplarına katıldım. Ben, takım arkadaşlarım ve antrenörlerimiz büyük bir özveriyle çalıştık. Ortada bir başarı varsa bu başarı bir ekip işidir. Fizyoterapistimizden, spor psikologumuza, antrenörlerimizden, idarecilere kadar çok emek verdik takım olarak.
Milli takım haricindeki antrenmanlarımı ise ben apartmanımızın garajında yapıyorum. 18 metre teknik çalışma mesafesinde atış yapıyorum. Aslında medyada bu durum çok büyük imkânsızlıklar içinde çalışıyormuşum gibi yansıdı ama bir okçu için yakın bir çalışma alanı ve istediği her an ok atabilme olanağı çok büyük bir avantajdır. Yine de Ankara’da düzgün ve mesafe atışı yapabileceğimiz bir okçuluk sahası ihtiyacımız var ve yetkililerin bu ihtiyacımıza çözüm bulmasını diliyorum.


6- Okçuluktan kalan zamana değinmek gerekirse, neler yaparsınız, nerelere gitmekten hoşnut olur, neler dinler, neler okursunuz?

Gizem Girişmen;
Başka bir şeye pek vaktim kalmıyor aslında. Programlı bir yaşamım var. Hafta içi mesaideyim. Zaten çoğu zaman milli takım kamplarındayım. Kalan zamanlarımı arkadaşlarımla geçiriyorum. Tüplü dalışı da seviyorum; ama yoğunluğum nedeniyle dalışın en güzel sezonunu genelde kaçırıyorum; çünkü okçuluk bir yaz sporu. Ailemle vakit geçirmeyi, sinemaya gitmeyi ve kitap okumayı da severim…


7- Ülkemize -bildiğim kadarıyla- okçuluk adına paralimpik olimpiyatlarda ilk altın madalya sizin elinizden geldi. Öncelikle bunun için sizi kutluyor ve herkes adına teşekkür ediyorum. 2008 Pekin'i mercek altına alalım. Nasıl yarışmalar geçti sizin için, rakipleriniz kimlerdi?

Gizem Girişmen;
2008 Pekin Paralimpik Oyunlarına benim kategorimde yani ARW2 Olimpik Yay Bayan kategorisinde 20 sporcu vardı. Yani olimpiyatlara katılmaya hak kazanmış 20 sporcu. Herkesin kendi çalışma disiplini ve yetenekleri doğrultusunda çok çalıştığına emindim bu sebeple benim daha çok çalışmam gerekiyordu. Kategorimde 3 Çinli, 3 Ukraynalı, 3 Çek, 2 İngiliz, 2 Japon, 2 Alman, 1 İtalyan, 1 Kanadalı, 1 Fransız, bir de takım arkadaşım Türk okçu vardı. Ben ilk turda bye çektim, yani direkt bir üst tura çıktım. Sonra sırasıyla Çek Cumhuriyeti ve Ukrayna’dan okçularla karşılaştım. Yarı finalde ve finalde ise Çinli rakiplerimle karşılaştım. Ev sahibi ülke sporcusuyla yarışmak her zaman zordur ama ben artık alıştım sayılır çünkü Dünya Şampiyonası da Çek Cumhuriyeti’ndeydi ve ben yine finalde ev sahibi ülke sporcusuyla yarıştım...


8- Pekin'de ülkemiz adına meşaleyi taşıyan isim de sizdiniz ayrıca. Ülkeyi bu şekilde temsil etmek büyük bir gurur olduğu gibi müthiş de bir baskı olsa gerek. Bu bağlamda geleceğe dair planlarınızı ve hedeflerinizi öğrenebilir miyiz?

Gizem Girişmen;
2008 Pekin Olimpiyat Oyunları Meşale Taşıyıcılarından biri olarak seçilmek benim ve ailem için gerçekten çok onur ve gurur vericiydi. Dünyanın en eski ve en prestijli spor organizasyonunun simgesini taşımak, başarılarınızın dünyaca tanındığını gösterir. Sanat, spor ve iş dünyasının önde gelen isimleriyle olimpiyat ruhunu paylaşmak gururun ve sevincin yanı sıra gelecekte çok daha büyük işler başarmak için insana azim ve istek veriyor. Olimpiyat şampiyonluğu, bir sporcunun yaşayabileceği en önemli başarı. Aslında, bir sporcu için bunun ötesinde bir başarı yok. Ancak bunu korursa aynı hazzı duyar. Ama madalyadan, yarışmalardan daha büyük amaçlarım var, Türkiye’de okçuluğu yaygınlaştırmak, engelli ve engelli olmayan yeni sporcuların yetişmesine katkı sağlamak gibi.


9- Kişisel hedeflerinizin ardından ülkemiz için hedefleriniz ve hayallerinizi sormak istiyorum. Engelli sporlarında Türkiye'yi nerede görmek istiyorsunuz ve siz bu hayâlin neresinde olacaksınız?

Gizem Girişmen;
Ülkemizdeki potansiyel eğer iyi değerlendirilirse daha birçok başarıya imza atmamamız için hiçbir neden yok. Ancak pek çok spor dalında olduğu gibi ekonomik imkansızlıklar, rahatça halledilebilecek birçok konuda bizi kısıtlıyor. Bu nedenle sporun gelişmesine destek verebilecek kişi ve kuruluşların okçuluk sporuna ve diğer branşlara da önem ve destek vermelerini rica ediyorum.
Türkiye’deki engelli nüfusu göz önüne aldığımızda lisanslı engelli sporcu sayısının ne yazık ki çok az olduğunu görüyorum. Oysa bizim gibi genç nüfusa sahip bir ülkenin olimpiyatlara yolladığı sporcu sayısının daha fazla olması gerekir. Evlerinde oturan ve sporla uğraşmayan yetenekli gençlere ulaşabilmeliyiz ki yeni sporcuların yetişmesine ve Türkiye’de spor kültürünün yaygınlaşmasına yol açabilelim. Bu amacı gerçekleştirebilmek için de engellilerin erişebileceği ve ulaşabileceği, standartlara uygun engelli tuvaletleri de olan spor tesisleri yapmalıyız. Son yıllarda paralimpik spor branşlarından yeni yeni haberdar olmaya başladık. Başarılı sporcular olarak bizler fırsat bulduğumuz her ortamda varlığımızı, ihtiyaçlarımızı, spordaki başarılarımızı dile getirmeliyiz ki ülkemizdeki gelişime katkı sağlayalım.


10- Sanıyorum bu konuda en çok ses getirenler Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı oldu. Yalnız ülkemiz ve Avrupa'da değil, Dünya'da dişli bir rakipleri yok. Neler söylemek istersiniz Galatasaray Tekerlekli Basketbol Takımıyla ilgili?

Gizem Girişmen;
Her Türk vatandaşı gibi ben de çok gurur duydum. Bir takımın namağlup unvanı alması ve kıtalararası şampiyonluk elde etmesi çok büyük bir başarıdır. Bütün bu başarıya rağmen medyada çok yer bulmaması ise gerçekten çok düşündürücü. Umarım bu başarı birçok kulübe örnek olur, gereken altyapı çalışmaları ve yatırım gerçekleşir.


11- Ülkemizde en çok takip edilen futbol durumunda şu an. Medyanın ilgisi futbol ve diğerleri şeklinde bölünmüş durumda. Bu yüzden de "diğer" sporlara ait bir haberi ancak uluslararası başarılarda görebiliyoruz. Öyle ki ulusal başarılar bile yer yer haber olmuyor. Medyanın ilgisini nasıl değerlendirebiliriz?

Gizem Girişmen; İlgisizliğini desek daha doğru olur sanırım. Ne yazık ki futbol haricinde hiçbir spor dalı hak ettiği ilgiyi göremiyor. Dolayısıyla spor kültürümüz gelişemiyor. Başarılı örneklerin medyada yer alması hem spor adına hem de sporun temsil ettiği değerler adına büyük önem taşıyor bence…


12- Bizim söyleşilerimizde son sorumuz sabittir :) Sportif Cümleler blogunu inceleme fırsatı bulabildiniz mi? Olumlu yada olumsuz eleştrilerinizi öğrenebilir miyiz?

Gizem Girişmen;
Ne yazık ki son zamanlardaki yoğunluğum nedeniyle inceleyemedim ama en kısa zamanda fırsat yaratacağım..

Caner'in Sorumsuzluğu

Futbol ince bir çizgi. Golü atması durumunda skoru 2-1'e getirerek kral olacak Caner Erkin, o pozisyonun ardından yediği iki sarı kartla bir anda günah keçisi oldu. Bence günah keçisi ilan edilmesinde de sonuna kadar hak var. Sen Galatasaray'ın futbolcususun ve dünkü çocuk değilsin. Henüz 21 yaşında olmana rağmen 16 yaşından bu yana A takım seviyesinde oynuyorsun ve genç yaşında Rusya'da olsa Avrupa transferini gerçekleştirdin. Üstelik CSKA Moskova ile gencecik yaşlarda Şampiyonlar Ligi'nde oynadın. Genç yaşta böylesine bir tecrübe kazanmışken üst üste aynı tip faul yüzünden kırmızı kart yeme lüksün yok. Tamam pozisyon penaltı ve isyanımızda sonuna kadar haklıyız ama bunu hırs edip, o kırmızıyı yemenin ne anlamı var. Takımın zaten santraforu yok ve hücum anlamında büyük sorunlar yaşıyor. Koskoca Galatasaray, Arda ve Keita ile beraber senin hücumda yapacaklarına bakıyor. Böyle bir ortamda, Caner Erkin'in daha olgun bir şekilde davranması gerekiyordu ama hırsına mahkum oldu.

Aslında elinde kırık olmasına rağmen sorumluluk alıp maça çıkmışsın ve elinden geleni yapmaya çalışıyorsun. Kiralık oynamana ve Galatasaray'da geleceğinin belli olmamasına rağmen bu arzuyu takdirle karşılıyorum. Caner Erkin çok yetenekli bir futbolcu ve uzun yıllar Galatasaray'da oynamasını isterim. Ama bu tip sorumsuzlukları yapmaması gerekiyor. Bende aslında futbol oynarken çok fazla hırsıma kapılanlardanım. Bilgisayar oyununda bile sinirlendiğim zaman olmadık kırmızı kartlar yemek çok hoşuma gider. Çünkü o an kendimi kontrol etmem güç. Zaten kendimi kontrol edemediğim için belli bir noktaya gelemedim. İlk pozisyonda penaltıya kızmışsın ve sert bir faul yap kabul. Ama ikinci pozisyonda çalımı atamayınca aynı hareketi yapmana hiç gerek yok. Henüz maçın bitmesine 10 dakika var ve 1-1'lik skor olayı uzatmalara taşıyacak. Takımın o anda geleceğini karartmaya kimsenin hakkı yok. Bakalım bundan sonra gelişecek süreç Caner Erkin için neleri getirecek. Caner'in üzüntülü bakışlarla bir daha saha kenarından takımını izlemesini asla istemem.

Fark Yaratanlar {Kader Keita}

Atletico Madrid karşısında elenmemize en çok Keita'nın şu oyunu yüzünden üzüldüm. İlk maçın belki ilk yarısında sahnede değildi ama ikinci yarıda vitesi büyüterek Galatasaray'ın 1-1'lik avantajla İstanbul'a dönmesini sağlamıştı. Bu maçta ise maçın 90 dakikası boyunca mücadele etti, sanatını konuşturdu ve zaten eli ayağı bağlı Galatasaray hücumunu tek başına ayakta tutmaya başladı. Hücum futbolu biraz mevkilerin birbiriyle uyumu ile ilgilidir. Nitekim golde Arda kendi mevkisi soldan ortaladı Keita kafayla golü yaptı. Baros'un varlığı ile bugün çok farklı şeyler konuşuyor, Arda ve Keita'nın muhteşem kanat akınlarından bahsediyor olabilirdik. Santraforsuz ortamda Keita'nın da yapacakları bu kadardır. Hem de arkasından etkili bir bek yardımı gelmeden. Rakibe basan Keita, topu ayakta tutan, çalım atan, şut atan, mücadele eden de Keita. Elano'nun da oyundan çıkmasıyla beraber orta saha akortu bozulan Galatasaray'ı tur adına tek başına ayakta tutan da Keita. Kim ne derse desin Keita çok özel bir futbolcu ve böylesine bir futbolcuya sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Umarım Jo'nun veya Baros'un oynamasıyla beraber Keita'nın sanatının sonuca ulaştığına da şahit oluruz.

Yine Santraforsuzduk ...

Deplasmanda iyi oynadığı söylenen bir Atletico Madrid ama istatistiklere baktığımızda durum hiç de öyle değildi. İlk maça baktığımızda savunma anlamında başarılı bir Galatasaray ama santraforsuzluğun getirdiği büyük kapıylarla. İkinci maçta ise savunma anlamında sürekli pozisyon veren ve yine santraforsuzluğun getirdiği büyük kayıplarla hücumda zorlanan bir görüntü. Bütün bunlara rağmen 1-1'i bulan ve yine umutlanan biz. Ama gelin görün ki hakemleri geçemeyen, Caner Erkin'in de sorumsuzluğu neticesinde 1-2 dakikada tuş olan bir takımı izledik. Hakemlere suçu bulalım bu hakkımızdır. Kale arkasında olan hakem ne işe yarıyor acaba. Bu kadar bariz penaltı da verilmeyecekse artık sözün bittiği yerde olmamız gerekiyor. Ayrıca maç boyunca bütün takdir haklarını Atletico Madrid'den yana kullandı. Sonrasında ise hırsına kapılan ve iki pozisyon üst üste aynı faulü yapan Caner Erkin'in de büyük ikramıyla kaçan bir tura şahit olduk. Sağlam bir santraforumuz olsa veya hakemler biraz daha insaflı olsa bu turu geçebilirdik ve rakibin Sporting Lizbon olduğunu düşününce de önümüz oldukça açıktı.

Atletico Madrid'le oynanan ilk maç ve Beşiktaş maçının aksine bu sefer ilk yarıda daha iyi olan, kontrollü oynayan ve rakibe çok az pozisyon veren taraf Galatasaray'dı. Topu mükemmel şekilde ayağımızda tuttuk, çok fazla pas yaptık ve hücumu Arda, Keita, Caner Erkin üçlüsüne emanet ettik. Santraforsuz bir ortamda yapılması gereken zaten buydu. 1-1'in avantajında oyunu kontrol altında tutmak Atletico Madrid'in oyun düzenini oldukça bozdu ve Galatasaray bu sürede net pozisyonlar buldu. Rakibin en çok çekindiğim noktası hızlı ataklarla etkili olması ve gününde olması durumunda yenemeyeceği takımın olmamamasıydı. Bizim biraz da şanssızlığımız Atletico Madrid'in gününde olması oldu. Ama bütün bunlara rağmen ilk yarıda mümkün olduğu kadar az pozisyon verdik, oyunu dengede tuttuk ve istediğimiz skoru almayı başardık.

İkinci yarıda ise Elano'nun oyundan çıkması Galatasaray'ın bir anda bütün dengelerini bozdu. Elano son maçlarda performans olarak en çok övülen futbolcuların başında geliyor. Çünkü orta saha organizasyonları ona emanet, onun etkili pasları, oyun kurma özelliği orta sahayı organize ediyordu ve iyi bir santraforla beraber ise Elano'nun etkisi biraz daha katlanıyordu. Elano'nun oyundan çıkıp Ayhan'ın oyuna girmesi aslında oyunun kırılma anı oldu. Bu dakikadan sonra Atletico Madrid orta saha üstünlüğünü ele geçirdi ve maç öncesinde dediğim gibi orta sahanın hücumcuları desteklemesi olayı gerçekleşmeye başladı. Simao ve Reyes kanat akınlarıyla, Forlan ise savunmamızı yıpratıcı oyunuyla Atletico Madrid üstünlüğü bariz şekilde ön plana çıktı ve golü attılar. Ayhan'ın artık yaşının getirdiği etkiyle bitmiş halinin altını çizmek gerekiyor. Elano'nun ardından oyunun iki yönünü oynayabilecek tek orta saha futbolcumuz olarak görünüyor ama fizik, mücadele anlamında artık sıfırı tüketmiş. Bugün ne orta sahayı organize etti, ne de rakibe doğru dürüst bastı. Onun bu kötü futbolu Mustafa Sarp ve Mehmet Topal'ı da etkiledi. Aslında Mustafa Sarp'ın ve Mehmet Topal'ın da yönsüz futbolllarının altını çizmek gerekiyor.

Galatasaray'ın bu santraforsuz ortamda hücumda yapabilecekleri Keita, Arda ve Caner'in sihirli ayaklarına duyacağı güvenden başkası olamazdı. Çünkü geriden uzun top atılıyor Arda topları alamıyor, kenardan orta yapılıyor Arda gerekli etkiyi veremiyor. Burada Arda'yı da suçlamıyorum. Sadece santraforsuzluğun getirdiği etkileri söylemeye çalışıyorum. Bugün en az yorulan sanırım Atletico Madrid'in bekleri oldu. Keita'nın iyi futbolunu başka bir postta değerlendiririz ama takımın en iyisiydi diyebilirim. Sağ kanadı mükemmel kullandı, maçın başından bu yana oynama isteği vardı ama dediğim gibi eşlik etmeyen olunca onun çabası da bir yere kadar. Buna rağmen golü bulduk ve golden sonra etkili gelmeye başladık. Orada da verilmeyen bir penaltı ve Caner Erkin'in sorumsuzluluğu turu aldı ve Atletico Madrid'e hediye etti. Aslında Fenerbahçe'de olduğu gibi Galatasaray'da da eksikler büyük sorun oluşturdu. Elano'nun sakatlanması orta sahayı, Emre Güngör'ün sakatlığı savunmayı ve santraforsuzluk takımın hücum gücünü bir anda bitirdi. Yapacak birşey yok, annemizin liginde şampiyonluk yolunda başarılar diliyorum.

Günün Fotoğrafı!

Bugünün fotoğrafı da bu. İtiraz eden?

Rijkaard'ın Türkleşmesi

Galatasaray - Atletico Madrid maçından ilginç bir kare daha. Rijkaard'ı böyle bir hakem dalaşının içinde görmeyi hiç tahmin etmezdim ama verilmeyen penaltı artık cinnet geçirtecek bir olaydı. Yine de Caner Erkin önüne düşen o topu gol yapsa belki kral olacaktı ama malesef futbol tanrıları bu sefer yanımızda olmadı. Bu fotoğraf ise aslında birçok şeyi anlatıyor. Rijkaard her geçen gün biraz daha Türkleşiyor desek yeridir. Genelde böyle fotoğraflar içerisinde Fatih Terim, Yılmaz Vural gibi isimleri görürdük. Hatta son zamanlarda Ertuğrul Sağlam bile hakemlerle çok uğraşır oldu. Umarım Rijkaard sakinliğini korumayı başarabilir. Çünkü önümüzde uzun bir yol, yapılanma süreci var. Atletico Madrid'e belki kaybettik ama önümüzde yaşanacak süreçten benim umudum var. Rijkaard & Neeskens ikilisine hala güven tam.

25 Şubat 2010 Perşembe

Daum'un Hamleleri {Fenerbahçe:1-1:Lille}

Daum'un hamleleri maça damgayı vurdu. Oyunu soğutan, tempoyu istediği ölçüde tutan ve rakibin de havasını oldukça bozan Fenerbahçe'yi bu değişiklikler resmen bitirmiş oldu. Sol bek Deniz'i çıkartıp santrafor Semih'i oyuna sürmek, ondan önce Güiza'yı çıkartıp Cristian'ı oyuna almanın mantığını hala düşünüyorum. Güiza sakat olduğu için çıkarttım falan diyordu ama bari yerine Semih'i oyuna soksaydı ki beş dakika sonra zaten bunu gerçekleştirdi. Bu beş dakikalık süreçte rakibin kendine özgüveni geldi ve bir anda ölü toprağını üzerinden attı. İyi oynayan Deniz'i çıkartıyorsun sol beke Vederson geçiyor, sol açık Emre oluyor ve bir anda orta sahanın da dengesi bozuluyor. Emre zaten son maçlarda ikinci yarılarda oyundan düşüyor. O oyundan düşünce otomatikman Alex'in de etki alanı azalıyor. Maçtan önce Fenerbahçe'nin önemli eksikleri vardı tamam ama bu kadar güzel bir 11 çıkarmışkeni herkes kendi işini mükemmel şekilde yapıyorken takımın dengeleriyle oynamak elinde olan turu kaybetmek anlamına gelir.

Futbol basit bir oyundur ve Fenerbahçe'nin de yapması gereken buydu. Zaten yapıyordu da ama dediğim gibi Daum'un sırf oyuncu değiştirdim denmesi için yaptığı değişiklikler turu bu hale getirdi. Resmen için yanıyor desem yeridir. Çünkü her iki maçta yapılan basit, bireysel hatalar yüzünden Fenerbahçe turu kaybedeb taraf oldu. Lille'nin gol attığı pozisyonda faul yapılmadı yapılmadı ama en olmadık yerde Bilica adamı düşürdü. Sonra yapılan ortaya bakıyorum Bilica kendi adamını kaçırıyor, Volkan hiç topa bile çıkmıyor. İlk maça bakıyoruz Bilica ve Deniz'in bireysel hataları yine gol ile sonuçlanıyor.

Fenerbahçe yine ilk yarıya hızlı başladı, atakları bulan taraftı ve golünü attı. Ama ikinci golün gelmemesi yüzünden oyunun sıkıntıya gireceğini tahmin ediyordum. Çünkü Fenerbahçe son haftalarda ligde oynadığı maçlarda da hızlı oynuyor, iyi futbol sahaya sürüyor ama ikinci yarılarda orta sahanın oyundan düşmesiyle beraber yaşanan organizasyon sıkıntısında rakibin üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalıyor. Mavuba, Obraniak, Hazard, Frau gibi futbolcular çok hızlı ve eksik Fenerbahçe savunması karşısında etkili olması zaten bekleniyordu ama Fenerbahçe savunması oyunun genelinde çok iyi işler yaptı. Ta ki Fenerbahçe savunmasının dengesinin dış güçler tarafından bozulup, Bilica'nın hatalar zincirine kadar. Haliyle Lille'de bir yan top sonrasında turu atlamış oldu.

Alex ikinci yarıda resmen yürüyor, etkisi sıfır ama oyundan çıkartılmıyor, Emre oyundan düşüyor ama oyundan çıkartılmıyor ve ilginç değişikliklerle tur kaybediliyor. Şimdi buna ne kadar yazsam az gelecek. Daum'un kafası resmen başka yerlerde. Lig şampiyonluğunu falan hedef gösteriyorsa Premier Lig kalitesinde ligimizde şampiyon olsun. Bu başarıysa gerçekten ses etmeyeceğim. Galatasaray maçının üstüne bu maçta yaşadığım sinir harbi bana hiç iyi gelmedi. Malesef kötü bir gece oldu. Galatasaray yazısında dediğim gibi her iki takımımıza annemizin liginde başarılar dilerim.

Hayaller İptal {Galatasaray:1-2:Atletico Madrid}

Galatasaray, bu akşam Avrupa Ligi 2. tur maçında İspanya'dan Atletico Madrid'i konuk etti Samiyen'de. Deplasmanda oynanan ve 1-1 beraberlikle biten maçın ardından hemen hemen herkes, Galatasaray'ın turu geçeceğini düşünüyordu. Zira deplasmanda gol atmak bu tip iki ayaklı maçlarda çok mühimdi. Ama 75 dakika dişe diş geçen maçta hakemlerin aldığı kararlar son 15 dakikayı yerle yeksan etti. Önce verilmeyen penaltı, ardından da Caner'in fevri hareketleri maçtan kopmamıza ve turun gitmesine neden oldu. Gerçi bana kalırsa ne hakemler ne de Caner suçluydu. Bir sakatlık olmadığı halde Elano'nun oyundan neden alındığını anlamak mümkün değil. Son maçlarda özellikle dikkat ediyorum, Elano ne zaman oyundan alınsa, Galatasaray gol yiyor. Eminim kimse bunun tesadüf olduğunu düşünmüyordur. Elano, hücuma katkıları kadar, defansa da çok faydalı olan bir oyuncu. Yorgun düştüğünü de zannetmiyorum. Hadi Elano oyundan alındı diyelim, neden Ayhan? Elde Emre Çolak gibi bir adam varken neden Ayhan? Dün akşam Chelsea maçında Mourinho'yu gördük, sahaya 3-4 forveti aynı anda soktu. Hem de kendi evinde galip durumdayken.. Rijkaard'ı eleştirmeyeceğiz dedik ama, bazen ne yaptığını anlamak mümkün olmuyor. Türkiye Kupası gitti, Avrupa Ligi gitti.. Geriye bir tek lig kaldı. Ligde lider olmasak tutunacak dal kalmayacak.

Emre Güngör'ün sakatlığında bugün defans kurgusu içinde Servet'i izleme fırsatı bulduk. Ayrıca haftasonu Beşiktaş maçında sakatlanarak oyunu terkeden Arda da bugün sahadaydı. Uzun zamanın ardından Sabri'nin de kadroda olması, en azından kenarda oturması güzel bir ayrıntıydı. Rakipte ise Forlan, haftasonu oynanacak Valencia maçı için saklanmıştı sanıyorum ki ilk onbirde sahaya çıkmadı. İlk yarıda çizilen genel görüntü 0-0'a razıyız da hani gol atarsak da süper olur mantalitesindeydi adeta. Bilhassa ilk yarım saatlik bölümde Atletico'yu önce durdurmayı düşündü Galatasaray. Takım olarak defans yapıldı bu bölümde. Mehmet ve Elano'nun ortada, Caner'in ise solda çok başarılı top yaptığını söylemek mümkün. Servet'in ise Agüero'yu tam manasıyla kitlemesiyle Atletico yalnızca kendi yarısından çıkan, fakat Galatasaray kalesini bir türlü istediği gibi yoklayamayan bir takım görüntüsüne büründü. Galatasaray, ilk yarım saatte oyunu kendi sahasında kabullense de 35. dakikadan sonra yavaş yavaş bastırmaya başladı. Bilhassa Keita'nın sağ kanattan açtığı ortada Arda'nın vuruşuyla auta çıkan top nefesleri kesti. Arda'nın kaçırdığı bu top gol olsa, ilk yarıyı 1-0 önde kapatacak ve rakibe karşı inanılmaz bir avantaj yakalayacaktık belki de.. İlk yarının kalan dakikalarında başka ciddi pozisyon olmadığından iki takım devreye 0-0 beraberlikle gitti.

İlk yarıda en çok dikkat çeken ansa şüphesiz Agüero'nun Servet tarafından devre dışı bırakıldığı andı. Servet'in topa vuracağım diye yerde yatarken savurduğu ayağı Agüero'nun burnuna gelince, yanlış değilsem çocuğun burnu kırılmış.. İkinci yarının hemen başında ise Atletico'nun yeniden doğuşunu izledik. Galatasaray kalesinde üstüste bulunan ataklardan birinde, Reyes ofsaytta diye geride kalan savunma oyuncuları topun ofsayt olmadığının farkına geç varsalar da bu dakikada Leo'nun kurtardığı o top, sonrasında da yine Reyes'in vurduğu bir top direkten dönünce, gol geliyorum dedi adeta. Bu dakikalarda ataklar artınca Rijkaard sanırım savunmayı kuvvetlendirmek adına Ayhan - Elano değişikliğini uygun gördü. Ama demin de dediğim gibi bu değişiklik bence doğru bir hamle değildi. İşte o dakikadan itibaren, orta sahada kurulan direnç de düşünce Atletico yol geçen hanına çevirdi Galatasaray defans hattını. Ne Servet ne de Lucas durdurabildi gidişatı. Yenen gol de espri gibiydi adeta. Taçtan! Dakikalar 63'ü gösterirken sol kanattan kullanılan taç atışını Simao bir anlık boşlukta gole çeviren isim oldu. Bu golden 3 dakika sonra Galatasaray, ilk maçta da golü atan Keita'nın ayağından turu lehine çevirmeyi bildi. Arda'nın sol kanattan açtığı güzel ortaya yaptığı sert kafa vuruşuyla Keita, durumu eşitleyen ve yeniden umutları yeşerten isim oldu. Bu dakikadan sonra kora kor mücadele yeniden başladı. Atletico maçın uzamasını istemeyen, Galatasaray'sa isteyen taraf gibiydi.

Maçın en çok tartışılan anı ise Caner'in 79. dakikada rakip ceza alanı içinde gole giderken, Parea'nın topu bariz bir şekilde elle müdahale etmesine rağmen penaltı verilmemesiydi. En tartışmalı pozisyon dedik ama, tartışılacak bir şey de yoktu. Pozisyon yüzde bir milyon kere penaltıydı. Penaltı değildir diyen gitsin futbol falan izlemesin. Buz hokeyine yönelsin bence. Hazır mevsimi de.. Caner gole giderken kendini yere bıraktı bu arkadaş önce, ardından topu eliyle bir güzel kendisine çekti sonra da Caner'in cılız vuruşuyla top auta gitti. Bu noktada Caner'i de eleştirmek lazım. Sinirlerine hakim olamadı önce sarı kartı yedi. Sonra top ayağından alınınca yine delirdi gitti hakemin gözüne soka soka çelmeyi taktı. Böyle çocukça bir hareket olamaz. Evet hepimiz kızdık hakeme bir çoğumuz küfür bile ettik belki. Ama Caner futbolcu, biz değiliz. Caner sinirlerine hakim olması gerektiği için orda top koşturuyor biz televizyon karşısında yada statta onu izliyoruz. Kısaca hakemlere de değinmek gerekirse bu noktada, tek haklı kararları olduğunu söyleyemeyeceğim. Resmen çok keyifli bir maçı baltaladılar. Belki iki maçta da Atletico iyi oynamıştır ve tur atlamayı haketmiştir, fakat böyle sahtekârlıkla, görünmeyen hatalarla nereye kadar? 6 hakem var diye övünüyor bir de Uefa. Böyle körler mevcut oldukça değil 6, 666 tane hakem de koysanız olmaz arkadaş. Teknolojik çözümler şart artık! Son dakikalarda yenen gol de Galatasaray'ın tur umutlarını bitirdi. Oralara çok girmek istemiyorum zaten Caner atıldıktan sonrasını da hatırlamıyorum pek. Bu seneki Avrupa macerasının da sonuna geldik. Yine Samiyen'de, yine avantajlı dediğimiz bir skorun ardından hem de.. Hayırlısı dedik geçtik. Sağlık olsun. Harry olsun, Milan olsun artık! Çünkü Galatasaray'a onların getireceği ruha, kaliteye çok ihtiyaç duyuyoruz.

GALATASARAY: 1 - 2 ATLETİCO MADRİD

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler:
Gianluca Rocchi, Renato Faverani, Andrea Stefani (İtalya)

Galatasaray:
Franco, Uğur, Neill, Servet, Hakan, Mehmet Topal, Mustafa (Dk. 90+1 Giovani), Keita, Elano (Dk. 50 Ayhan), Caner, Arda

Atletico Madrid:
Asenjo, Valera, Perea, Ujfalusi, Lopez, Assunçao, Reyes (Dk. 90+1 Salvio), Garcia, Simao, Jurado (Dk. 90+2 Camacho), Agüero (Dk. 42 Forlan)

Goller:
Dk. 63 Simao, Dk. 90 Forlan (Atletico Madrid), Dk. 66 Keita (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 81 Caner (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 59 Mehmet Topal, Dk. 61 Arda, Dk. 68 Uğur (Galatasaray)

Bursastore'dan Hamleler

Fenerbahçe'yi deplasmanda 3-2 yenen Bursaspor başta kendi taraftarı olmak üzere, şampiyonluk yolunda iddiası olan takımların taraftarlarını da mutlu etmeyi başarmıştı. Kadıköy'de oynanan maçın ardından Bursaspor'un resmi organlarından Bursastore.com yeni ürünlerini tanıttı dün. Bu ürünler 5 farklı renkte dizayn edilen 2 farklı tişört olmuş. İlk tişörtte Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarının kazanılmasını sağlayan isim olan Ozan İpek'e hitaben oyunb'Ozan' tişörtü hazırlandı. Hatırlayacaksınız Ozan hem Beşiktaş deplasmanında, hem de Fenerbahçe deplasmanında attığı 2'şer golle takımının mağlubiyetten kurtulmasını sağlayan isim olmuştu. Bu tişörtün bir diğer özelliği de "kuşların korkulu rüyası" ibaresi olmuş :) İkinci tişörtte ise iki maçın da 3-2 kazanılmasına dem vurularak "2 avans 3'te biter" ibareli tişört olmuş. Takımların aralarındaki bu tatlı atışmaları ben daha çok seviyorum. Birbirlerine küfürler yağdıran taraftarlar yerine, böyle manidar tişörtler giyen, esprili pankartlar açan taraftarlar bana daha çok futbol izlemeyi hakeden insanlar olarak geliyorlar. Bursastore'u kutlarım. Bu tişörtlerden ötürü teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca Galatasaray'ı kendi sahalarında yendiklerinde böyle bir hamle geliştirmediler ama olası bir Ali Sami Yen galibiyetlerinde Aslan Terbiyecisi başlıklarını şimdiden duyar gibiyim ama olsun. Futbol böyle güzel. Eminim ki Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli arkadaşlar da benim kadar beğenecektir bu tişörtleri. Buyrun tişörtlere :))




Kayıp Aranıyor!

Başına kaç milyon dolar koyacaklar bilmiyorum ama Manchester City'nin başı bu aralar Tevez ile belada. Sezon başında Manchester United'dan ezeli rakip Manchester City'e gidince çok ciddi eleştriler almıştı Arjantinli futbolcu. Öyle ki United ile yapılan 3 maçta yanlış değilsem attığı 4 gol ile de bir hâyli başarılı olmuştu istenmeyen adam olduğu eski takımına karşı. Ama Tevez nasıl desem, biraz rahat bir adam. Yani futbol onun için çok gerekli değil. Sezon başında neredeyse futbolu bırakacaktı ki City'de oynayarak Manchester'da kalması için zor ikna ettiler. Bugünse taptaze bir sorun ile karşı karşıya City yönetimi. Carlos'un eşi yaklaşık 10 gün önce bir bebek getirmiş dünyaya. Carlos da eşinin yanına, memlekete, Arjantin'e gitmiş. Buraya kadar her şey normal görünüyor. Sıkıntı burdan sonrasında zaten. İzni bir kaç gün olan Carlos, doğumun üstünden 10 gün geçmesine rağmen hâlâ takıma katılmış değil. Konuyla ilgili Mancini'ye mikrofon uzatıldığında;
"Tevez'in nerede olduğu konusunda bir fikrim yok. Bizden Arjantin'e gideceği yönünde bir izin almıştı, sanırım kendisini Arjantin'dedir. Carlos Tevez'in aramızda olmaması takımımız açısından büyük bir sorun. Önümüzde oldukça zorlu maçlar ve bir Tevez'den yoksunuz. Ona en fazla ihtiyacımızın olduğu dönemde bizim aramızda olmaması beni gerçekten düşündürüyor."

yanıtı alınıyor. City, cumartesi günü lider Chelsea ile karşılaşacak. Takımın en önemli kozu Tevez cumartesiye kadar dönecek mi, dönse bile takıma adapte olacak mı bekleyip göreceğiz.

Galatasaray - Atletico Madrid {Maça Doğru}

Atletico Madrid deplasmanında alınan 1-1'lik skor elbette çok büyük bir avantaj. Kendi sahasında kazanıp, ikinci maç için avantaj arayan bir takıma karşı deplasmanda gol atmak ve skoru beraberlikte tutmak Ali Sami Yen'de Galatasaray'ın en büyük kozu olacaktır. Çünkü Ali Sami Yen'de gol atmak isteyen taraf, amacını galibiyet olarak belirlemiş taraf Atletico Madrid olacak. Maç 0-0 başlıyor ve bu skorda tur atlayan taraf Galatasaray oluyor. Atletico Madrid'in bildiğimiz gibi savunmasında büyük sıkıntılar var. İlk maçta da santraforsuz oynayan bir Galatasaray'ın özellikle ikinci yarıda rakip kalede etkili olduğunu gördük. Keita karşısında oynayan Antonio Lopez'in etkisi tamamen sıfırdı. Bu yüzden Atletico Madrid'in hızlı atakları karşısında kontrollü oynamak, savunma güvenliğini elden bırakmamak ve hücumu Keita, Arda gibi sihirli ayaklara bırakmak Galatasaray'ın tur için en büyük avantajıdır.

Bütün bu avantajlara rağmen çok zorlu bir maç olacak. Agüero & Forlan gibi forvet oyuncuları, Simao & Reyes gibi hızlı kanat adamlarıyla çok etkili olabiliyorlar. İlk maçta da bu etkiyi sıklıkla gösterdiler ve ilk yarıda oldukça fazla pozisyon buldular. Bu açıdan maçın ilk yarım saatinde bir Atletico Madrid şoku yaşayabiliriz ve temkini asla bırakmamamız gerekiyor. Neill'in yine üstün performansına çok ihtiyacımız olacak, bana göre defansif kontrol açısından Emre Güngör'ün de bu maçta oynaması çok önemli ve Mehmet Topal'ın defansif aksiyonları yine maçın belirleyici unsurları olabilir.

İkinci unsur ise Galatasaray'ın hücum performansıdır. Galatasaray santraforsuz oynuyor, bu süreçte bazı sıkıntılar yaşanıyor ama Arda santrafor gibi oynamaya başladı ve etkili oluyor. Buna Keita'nın da vites yükseltmesi eklenince Galatasaray'ın da bir anda iyi bir hücum takımı olması muhtemel. Sol tarafta ise Giovani oynadığında şu an pek bir etkisi yok ama Caner Erkin'in hareketli oyunu Galatasaray'ın önemli bir avantajı. Zaten Galatasaray'ın da temel prensibi hücum yapmak ama sakatlıklar falan derken Rijkaard bu takımdan harika bir defans takımı yarattı. Şimdi defans takımı hücum yapmayı da öğreniyor ve Baros, Kewell falan döndüğünde zaten oyunun iki yönünü harika oynayabilen bir takım olacağız. Ama bu nimetlere ulaşmak için mutlaka Atletico Madrid önünde tur atlamamız gerekiyor.

İlk maçta Galatasaray adına performansı en verimsiz futbolcu kim diye göstersek gözlerimiz Uğur Uçar'a kayıyor. Yaşadığı şanssız sakatlıktan sonra futbolunda sürekli bir geriye gitme var ve Sabri'nin sakat olduğu bu süreçte futbolu iyice geriye gitmeye başladı. Simao ilk maçta bizim sağ kanadımızı resmen felç etmişti. Aynı şekilde Beşiktaş karşısında Ekrem Dağ gibi defansif aksiyonu daha iyi bir futbolcu bile sağ kanadımızı felç etti. Atletico Madrid maçına dönersek, Neill'in Agüero, Forlan gibi futbolcularla uğraşmak dışında bir de Uğur Uçar'ın bölgesini kapatmak gibi bir zorunluluğu doğdu. Bu yüzden Neill'i biraz daha rahatlatmak ve Keita'nın etkisini arttırmak Sabri'nin bu maçta oynamasından geçiyor. Son gelen haberler ise Sabri'nin maçta oynayacağı yönünde.

Rakip güçlü ama istikrarsız bir takım. Giderler Barcelona'yı da yenerler ama Şampiyonlar Ligi'nde galibiyet bile alamayabilirler. Bu yüzden Galatasaray'ın temkini, kontrolü elinden bırakmaması gerekiyor ve Atletico Madrid'in gol atamadıkça yaşayacağı sıkıntıları beklemesi gerekiyor. Savunmasında büyük açıklar verebilecek bu takıma karşı kanatları iyi kullanmalıyız, orta sahayı kitleyip hücumcularına top ulaştırmamalıyız ve Leo Franco'nun tekrar iyi gününde olması için dualar etmeliyiz. Son olarak ise duran toplara dikkat demek isterim. Bu takımda herkes çok iyi bir duran top kullanıcısı ve duran toptan gol yemek böyle bir maçta insana çok koyar. Bizim ceza alanımız içinde yapacağımız müdahalelere dikkat diyorum.
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir