Uzun zamandır yapmıyorduk, fotoğrafı yakalamışken soralım dedik. Gerçi hemen bileceksiniz, futbol uzmanları her yerde...
Şampiyonaya katılırsak önümüz açık. Fikstürden, futbola kadar bütün şanslar yanımızda oluyor ve bizim ekol durumumuz da aslında bu tip şampiyonalarda ortaya çıkıyor. Maç aralıkları sık olunca, herkesin de Milli Takım dışında başka birşey düşünmediği ortam oluşunca biz başarıya uzanıyoruz. O mücadele, hırs ve istek mutlaka ortaya çıkıyor.
Atletizm bireysel bir spordur ama ben Isinbayeva'yı takım tutar gibi desteklerim. Atletizmin çok önemli idol isimlerinden biri ve onun dönüşü en çok beni mutlu etti. Uzun bir ayrılık oldu tabii, geri dönmek için fazla acele etmedi. Nasıl olsa kazanabileceğim herşeyi kazandım mantığıyla hareket etti ama yaş 29 ve hala çok erken.
Muslera konusunda eleştiri getirmem artık. Copa Amerika performansıyla son önyargıları da sildi, bununla da beraber yüksek maliyetine de ses çıkarılmadı. Bizler Cana ile takas olur ve iş biter diye beklerken, hatta bu transfer neden gecikti derken bir anda ikinci bir takım da piyasaya çıktı, ona da ödenen yüzde 50'lik dilimle beraber 12 milyon avro'luk bir yatırım Muslera. Genç kaleci, geleceği de fazlasıyla parlak, hepsinden önemlisi ezber bozan bir transfer. Hem 30 yaşının üstünde yabancı kaleci alalım tabusunu yıktı, hem de 12 milyon avro'luk değeriyle.
En güzel ayrılıklar, dostane ayrılıklardır. Her iki tarafın da memnun kaldığı, içlerinde hala karşılıklı sevgi barındıran güzel ayrılıklar. Buradan çıkan sonuç şu, bir yere giderken o bıraktığın kapı günün birinde sana yine açılabilmeli.
Agüero ise bu takımın en büyük yıldızıydı, bu tartışılmaz. Hatta bundan seneler önce Messi ile yakın seviyelerde geziyorken, Messi'nin hızlı yükselişini ve bir numara olmasını ama Agüero'nun yerinde saymasını izledik. Yine de o yerinde saymış hali bile 45 milyon avro ediyor bu adamın. Böyle bir yetenek, inanılmaz bir gol sanatçısı bu adam. Atletico Madrid forması altında da harika işler yaptı, müthiş goller attı, başarılar kazandı ama yıllarını verdiği takıma da ihanet etti. İhanet ise transfer olmasından öte açıklamalarından kaynaklı. Sanki Madrid günleri işkence ile geçmiş, cehennemden cennete sayılan günler misali akmış zaman gibi söylemleri oldu Agüero'nun. Böyle de olunca nefret beraberinde gelir, bu taraftar Agüero'yu asla iyi hatırlamaz.
Emenike'nin gidişine yönelik iki tane basit soru sorulabilir. Fenerbahçe bu işten zararlı mı çıktı yoksa herhangi bir zararı yok mu. Aslında yaşanan kaos ortamına ve fiyat dengesine baktığımızda zarar yokmuş gibi görünebilir. Neticede hiç oynatmadığın bir futbolcudan 1 milyon avro kazançısın. Üstelik transfer gerçekleştiğinde ödenen bonservis anlamında büyük eleştiriler aldığın bir transfer olmuştu bu.
Başlık romantik biliyorum. Baros var Elmander var derken başka forvete ne gerek var gibisinden. Var ama o ihtiyaç, açık ne net. Tartışılması gereken nokta ise o forvetin özelliği, yapısı. Baros veya Elmander gibi santrafor özelliklerinin ön plana çıkmasından ziyade orta saha özelliklerini de beraberinde barındırıp Forlan misali Arshavin misali tarzı olan bir forvet lazım. En ileri uç ile orta saha arasındaki dengeyi sağlayacak bir isim. Bu konuda da çalışmalar var, mutlaka o transfer de en kısa zamanda gerçekleşir ama gördüğümüz gibi golcü anlamında sıkıntı yok. İyi bir Baros'un ya da takıma uyumunu sağlamış bir Elmander'in gol atamama gibi bir lüksü yok.
Cantona reyislerin reyisidir ama Materazzi'yi Zidane mevzusundan sonra silmiştik. Mekan neresi bilmiyorum ama bu ikili yan yana gelmiş, güzel bir fotoğraf vermişler. Bu fotoğrafı da Serap Bahar'ın arşivinden aldığımı belirteyim. Affetmez o Cantona ile ilgili hiçbir şeyi...
Boas geldi, değişim başlar ve yaşlanmaya yüz tutmaya başlayan takım biraz olsun değişir dedik ama şu transfer döneminde inanılmaz ağır hareket eden bir Chelsea var. Oysa geçmiş yıllardan edindiğimiz alışkanlık, her teknik adam değişimi zamanında büyük transferlerin geleceğine işaretti. Romeu, Thibaut Courtois gibi genç isimler açıklandı son olarak. Ama beklentiler büyük, Chelsea'nin önemli transferlere imza atacağını düşünüyorum."Artık 33 yaşındayım. Forvet hattının en yaşlı oyuncusuyum. Gerçekten bu kadar uzun bir aradan sonra yeniden forma savaşı verecek olmak, bana garip geliyor. Hakettiğim taktirde formayı giyerim. Aksi halde yedek beklemeyi sorun etmeyeceğim. Takım birçok cephede savaşacak ve mutlaka sıramın geleceğini biliyorum"
Uruguay ortaya müthiş bir karakter ve felsefe koydu. Sert bir takım Uruguay, hem de inanılmaz sert bir takım. Ama bu sertlik onların felsefesi olmuş ve o felsefeyi de mükemmel uyguluyorlar. Savaşan bir takım, her dakika mücadele eden ve elindeki değeri de en doğru bir şekilde kullanan. Copa Amerika'yı da kazanmayı sonuna kadar hak ettiler, Dünya Kupası'nın ardından futbol dünyasına çok önemli bir mesaj daha verdiler. Muslera ve Lugano'nun da bu kupayı kaldırmış olmaları ayrı bir mutluluk. Düşünüyorum, Muslera transferini erkenden bitirmiş olmasaydık ne yapardık acaba. İnanılmaz piyasaya yaptı ve müthiş bir özgüvenle beraber geliyor Galatasaray'a. Lugano ise artık buraların emektarı oldu, Fenerbahçe'nin değişmez halkası. İşin ilginç tarafı ise şu, Uruguay o kadar sert ve agresif bir takımki, Lugano bu agresif yapının içerisinden fair-play ödülünü kazanıyor. Yakıştı da ona, yanlış anlaşılmasın taş atmıyorum...
Formayı kaybedenin bir daha alamayacağı bir takım yaratmak istediğini söylüyor Terim. 2000'in Galatasaray'ı da böyle değil miydi. Müthiş bir rotasyon, oynayanın oynamayanı aratmadığı, harika bir sistem. Bunu tekrar yaratmak zor, bayağı da bir zaman alacak. Çünkü son 3 sezondur kazanılan yanlış alışkanlıklar var ve bunlardan arınmak gerekiyor. Fatih Terim'in de en önemli icraatı bu olur zaten, mazisini bilmeyenin geleceği olmaz felsefesini tekrar yaratması.
Fatih Terim ismi geçtiğinde temel felsefe pres ve mücadele üzerine kuruludur. Her ne kadar hazırlık maçları olsa da oynanan ilk üç maçtaki 4-4-2 sisteminde bu pres ve mücadele yaratılamadı. Orta saha mühim çünkü, o bölgede oynayacak savaşan futbolcular. Selçuk İnan ve yanına çakılı bir ön libero eklediğimizde savunma anlamında sıkıntılar doğdu. Bu durum Selçuk İnan'ın hücum performansını da etkiledi, dolayısıyla takımın hücumdaki organizasyon gücünü de. İlk iki maçı bir kenara bırakalım ama Twente karşısındaki tablo buydu ve maç sonunda da Fatih Terim'in sinirini açıklamalarından gördük.
Futbolda olan futbolda kalmaz, bunu hep söylerim. Her ne kadar spor kulübü olursanız olun, futbol depreme uğrarsa bu enkazın altında diğer branşlar da kalabilir. Çıkan haberler de Fenerbahçe'nin kadın basketbolunda küçüleceği yönünde. Çünkü, Acıbadem veya Ülker gibisinden sponsoru yoktu ve dolayısıyla da küçülme olacaksa ilk bu branşlara bakarlar. Yine de söyleyelim, tam olarak kesin bir haber değil bu ya da içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Bazı oyuncular için gelen tekliflerin değerlendirileceği de söylentiler arasında, bazı isimlerden maaş indirimi istendiği ya da böyle bir konunun gündemde bile olmadığı. Yani tam anlamıyla bilgi kirliliği ama Fenerbahçe'nin de çıkıp bu konuda açıklama yapmaması kafaları karıştırıyor.
Galatasaray'ın Brezilyalılardan yana şansı iyi değildir. Takımdaki en iyi Brezilyalı kimdi diye anket açsam Taffarel ve Capone kafaya oynardı ama üçüncü bir Brezilyalı bulamıyorum. Üstelik çok iyi de Brezilyalı futbolcularımız oldu, inanılmaz piyasası olan isimler.
Dün de söylemiştim, bugün de tekrar edeyim. ''Şeftali bulduk tüylüsünü aramayalım'' derken Melo transferinin aslında önemli bir hamle olduğunu vurguladım ama 10-12 milyon avro aralığında bir rakamın da ödenmemesi gerektiğini söylüyordum. Juventus'un 25 milyon avro yatırım yaptığı bir futbolcudan bahsediyoruz, her ne kadar 2 sezonu çok iyi geçmese de bu adamın hala alıcısı var ve albenisi oldukça yüksek. Bu yüzden de Juventus bu adamı ucuza bırakmazdı.
Geçen sezon yaşadığı sakatlık Bolt'u çok gerilere götürmüş. Bunu net şekilde görüyoruz. Daha Dünya Şampiyonası'na da çok var, o zamana kadar toparlar diyorum ama tam rekor beklemekte büyük hayalcilik olur bana göre. Bolt da zaten biraz geri plana atmış kendini ve kazanmak için yarışacağını söylüyor. Yani beklentileri bir hayli aşağıda ama geçen yıl yaptığı büyük yanlışlıkların da faturası ağır olabilirdi, eğer Tyson Gay sakatlanmasaydı. Tam onun senesiydi aslında, sezona da çok formda girmişti ama şanssız sakatlığı Bolt'u gafil avlamasına elvermeyecek. Bu açıdan büyük bir şansı kaçırdı, çünkü Bolt'u bir daha böyle yakalamak imkansız gibi. 2012'de çok daha hazır, bazı hatalarından arınmış, rekor için koşacak bir Bolt gelecektir.
Tam bir transfer kumpası bu aslında. Barcelona'nın Bojan konusunda Roma'yı düşürdüğü konumu takdir ettim desem yeridir. İki açıdan bunu söyleyebilirim. Birincisi, Bojan'ın 12 milyon avro edecek bir futbolcu olmadığını düşünüyorum. Barcelona'da da bekleneni asla veremedi, pek verecek gibi de durmadı aslında. Barcelona'daki hücumcuların çıtası inanılmaz büyük, Bojan'a ekmek yoktu orada. İkincisi ise hadi Bojan kendini buldu, toparladı diyelim. Bir sezon içerisinde inanılmaz bir çıkış yakaladı ve Roma formasıyla harikalar yarattı. Luis Enrique de Bojan'ı en iyi tanıyanlardan zaten, istediyse ve bu bonservisi ödediyseler bildiği vardır diyelim. Bu sefer de 13 milyon avro'ya bir sonraki sezon geri alma hakkı var Barcelona'nın. Yani bu işten Roma'nın kazancı 1 milyon avro olur, üstüne de Bojan'dan mahrum kalırlar. Kiralık anlaşma gibi diyelim, Barcelona'nın Bojan'ın gelişimi adına gözden çıkardığı 1 milyon avro gibi. Nereden baksak çok kazançlı bir anlaşma, hatta son yılların da en hain transfer kumpası...
Oturmuş bir sisteminiz varsa nokta atışlarına yönelirsiniz ya da alternatif yaratma anlamında bazı çalışmalar yaparsınız. Bana sorarsanız da Barcelona'nın özellikle stoper ve ileri üçlüde alternatifler yaratma zorunluluğu var. Puyol & Pique ideal ikili mesela ama Puyol'un da yaşlanmaya başladığını düşünürsek bir futbolcuyu o bölgeye aşılamaya başlamak lazım. Hepsinin ötesinde ise Abidal'i, Busquets'i hatta Mascherano'yu stoper olarak devşirmek ya da Milito'yu kadroda bulundurmanın aksine alternatif anlamda doğru iki tane stopere ihtiyaç var.
Melo hakkında iki farklı düşünce doğdu. Birincisi futbolcunun ''bidon'' geçmişinden kaynaklı, kasap havası günlerinden kalma kullanılan ''yabancı Mustafa Sarp'' tabiri. İkincisi ise daha gerçekçi bir yaklaşım. ''Şeftali buldun, tüylüsünü mü arıyorsun'' gibisinden Melo'nun iyi bir transfer olduğuna yönelik.
Melo'nun kafasında futbol varsa eğer Galatasaray formasıyla iyi işler yapacağını söylemeliyim. 4-4-2 mi oynarız yoksa Fatih Terim de üçlü orta sahaya döner mi bilmem ama şu anki sistem olan 4-4-2 üzerinden konuşacak olursak Selçuk İnan'ın ideal partneri olabilir. Aranan ön libero teknik özellikleri, hücuma çıktığında da fark yaratacak kapasiteyi beraberinde bulundurmalıydı. Düz, safi defansif ön liberonun bu sistemde pek yeri yok, hücumdaki bütün yük Selçuk İnan'ın sırtına binmemeliydi. Melo'nun Brezilya geninden kaynaklı bir tekniği var, pas özelliği de ayrıca oldukça iyi. Hatta üç senedir bizim orta sahaların bulunduramadığı bir özellik o pas yeteneği. Bu açıdan da baktığımızda Melo içim güzel transfer diyorum, tabii transfer ediliş şekline bakarak.
Bu sıcaklarda ve sezonun da yeni açıldığını düşünerek ön eleme oynayan hiçbir takımımızın çok iyi futbol oynamalarını beklemem. Zordur yani, ne kadar oturmuş bir takım olursanız olun. Kendinizi bulmanız çok zordur, sisteminiz doğru işlemez ve bu etaptaki rakipte kuzey ülkelerinden, dirençli bir takım olduğunda zorlanırsınız ama kaliteli ayaklarınız bir şekilde turu size getirir.
NBA lokavtının uzağında, sezon öncesi tüm transferleri bitirmenin rahatlığında, kurulan kadronun tecrübeli ve genç isimlerinin harmanında güzel bir dönem. Geçtiğimiz sezonki çekirdeğin üzerine çok iyi hamleler yapıldı ve hedef Eurolegue.
Ama Deron be diyeceğiz demiştim. Kobe için ise ne deriz bilmiyorum. NBA'in en iyi 2-3 isminden biri de ülkemize gelmek üzere. Kobe düşü daha büyük, çünkü onun popülaritesi kimseyle kıyaslanmaz. Hatta şöyle diyelim, Digitürk Süper Lig açısından kaybettiği popülariteyi, basketbol sayesinde kurtaracak gibi. Kobe'yi de tartışacak değiliz elbette, çok şey katar bu ülkeye. Yine de yukarıda dediklerim aynen geçerli, kısa vadeli hareketler bunlar ve bu düş Beşiktaşlılardan öte basketbolseverler için.
En erken beklediğimiz transfer bir anda zor bir hal aldı, uğraştırdı, ilginç detaylar ortaya çıktı ama bir şekilde bitirildi. Sanırım kimse Muslera'nın yetenekleri anlamında önyargılı değil. O önyargılar bende vardı aslında ama ben bir şekilde erittim, güven tazeledim. Bu transfer hakkında maddiyat kısmı daha fazla ön plana çıkar, bu konuşulur, bunun üzerine yorumlar yapılır.
Kaleci işi zor mevzu. Özellikle de Galatasaray'da. Son zamanlarda lanete bile dayanan bir süreç. Ama biz sürekli 30 yaşın üstünde yabancı kaleciler aldık, kadroya kattığımız yerliler üzerinde de çok fazla duramadık. Çünkü yeterli gelişimi gösteremediler, bunu da çözmek adına sorunun kaynağına inmeyi sonunda başardık. Taffarel'in takıma katılışı bu açıdan önemli. Genç kaleciler adına çok büyük şans olduğuna inanıyorum.
Muslera'ya duyulan güvenin göstergesidir bu. Önemli bir yatırım yapıldı ve mutlaka geri dönüşü bekleniyor. Copa Amerika performansından sonra da Muslera'nın bu bonservisin altında ezilme ihtimalini neredeyse yok görüyorum, kredisiyle beraber gelecek. Kalecinin potansiyeline bakarak beklentim ise uzun yıllar Galatasaray'ın kalesini koruması. Eğer bir sene sonra gidenlerden olacaksa işimiz iş ama dediğim gibi yatırım transferidir bu. 5 yıllık sözleşme yapıldı ve seneliği de 2 milyon avro.
Üzgün dostları görmek beni de üzdü diyemeyeceğim. Penaltı noktasında sorun vardı, o bölgeye Milli Takım'a seçilmediği için intikam almaya gelen Bilica'nın suikasti oldu diyorlar ama Brezilya tekniği sevdası o penaltıları dağa taşa vurdurdu, stadyum arkasında bekleyen çocukları sevindirdi. Hangimiz Elano'dan veya Andre Santos'dan topu dağlara taşlara vurmasını bekler. 10 tane penaltı kullansalar 9 tanesini çok klas şekilde kaleye bırakırlar ama bazen olayı ayarlamak gerekiyor. Paraguaylılar misali zemin bozuksa hafif dokunuşlar yapacaksın, sen teknik sevdası ile afil yaratmaya çalışırsan sonucu bu olur.
Ağır psikopat bu adam, açık ve net. Bunun başka tarifi olmaz. Yine de çok severim Tevez'i, favori isimlerimden biridir. Bu yüzden de onun gelgitli futbol yaşantısını takip etmek hoşuma gidiyor. Her an patlamaya hazır bomba misali gündemi sarsabiliyor. Onun gideceğim, kalacağım demesi bile olay yani. Karakter olarak malesef futbol yaşantısının başından beri sağlam bir duruş gösteremedi ve bu da onu saygın futbolcular listesinden çıkarıp, yeteneğine ihanet eden futbolcular klasmanına soktu.
Manchester City ise para kazanmaya devam ediyor. Tevez'den 45 milyon avro gibi bir rakam gelecek ve bir süre önce de Boetang'ı Bayern Münih'e sattılar. Ezber bozan hareket bunlar, bizler harcamasına alıştık bu takımın kazanmasına değil. Gerçi kazanıyorlar da, onu yine harcıyorlar. Tevez'in halefi Agüero olacak gibi. Onun için de büyük paralar dönecekler ama Tevez'e oranla da daha iyi bir yatırım gibi duruyor. Yetenek olarak baktığımızda Tevez'in üstünde asla değil, hatta bir ayar aşağıda bile diyebilirim ama o boşluğu da doldurmaları gerekli.
Endüstriyel futbolun hatta sporun ulaşamayacağı bir yer yok gibi. Futboldan, NBA'e, oradan başka bir spora. Her yerde artık onlar var ve yıllar ilerkedikçe bu ağ büyümeye devam edecek. Belki çok sonraları nostaljiye dönüş hareketi ortaya çıkar, ekonomik krizler derken endüstri sarsılır demek isterdim ama birileri kriz geçirirken diğerleri zenginleştiği için bu sefer bütün hakimiyet onlar eline geçebilir.
Bu Wenger'in tablosuydu. Bir de işin Mancini tarafı var. Inter günlerini akıllara getirelim. Kimi istediyse aldılar, sürekli paralar harcattı, şike skandalı derken İtalya'da rakipsiz bir Inter yarattı ama o istenen Avrupa başarısı gelmediği için gönderildi. Sonra da Manchester City günleri. Yine kimi istediyse alıyorlar, almaya da devam edecekler. Ben hep söylerim, kısıtlı bütçelerle büyük işler başaran teknik adama da saygım var, çok büyük paraları doğru idare edebilen teknik adama da. Mourinho'yu bu yüzden seviyorum zaten. Adam Porto ile de harikalar yarattı, Chelsea ve Inter'le de. Azı ve çoku iyi biliyor ama Mancini'nin göstergesi sadece çokta.
Yeni sahne yeni oyuncular demiştik. Eğer bir değişim yaşanacaksa bu lafta kalmamalı, mutlaka o değişim yaşanmalı. Şu tabloda kadronun sil baştan değişmesi elbette imkansız, mevcut kadrodan mümkün olduğunca fazla futbolcu kazanılması en büyük transfer ama dönülmez akşamın ufkunda olan futbolcularla da yolları ayırmak lazımdı. Bu isimler ise Mustafa Sarp, Serkan Kurtuluş, Musa Çağıran, Mehmet Batdal ve Pino.
Mehmet Batdal ve Musa Çağıran ise neden geldim İstanbul'a modunda olan futbolcular. Büyük umutlarla transfer edildiler derken o umutların boşa çıktığını gördük. Batdal eğer geçtiğimiz sezon sakatlanmasaydı bir şansı olabilirdi ama yaşadığı şanssız sakatlıklar, Rijkaard'ın gidişi derken bir anda gözden düştü. Musa Çağıran ise zaten şans bulamıyordu, A2 kıvamında bir futbolcuydu ama potansiyeldi sonuçta. Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında da kiralık olarak bir takımda forma giymelerine rağmen o gelişme sağlanamadı ve bugün yollar ayrılıyor.
Heybetli bir görüntüsü olmamasına karşın fiziğinin ona getirdiği çabukluk, kıvraklık ve refleks etkisini de mükemmel şekilde kullanıyor. Hızlı bir kaleci, inanılmaz atik. Bir anda üst üste kurtarışlara rahatlıkla imza atabiliyor. Zayıf noktası ise bana göre cepheden gelen sert toplar. Bu yönde hakimiyeti biraz zayıf gibi, top sektirme ihtimali o oranda yüksek. Bunlar ise zamanla aşılabilecek sorunlar, Taffarel'in bu konuda katkısı büyük olacaktır ama yapmamız gereken en önemli şey sabretmek, Muslera'nın üzerinde durmak.
Nike'a geniş süreci hepimizi heyecanlandırdı. Bu tip giyim işlerinin kalitesinden pek anlamam ama Adidas'dan Nike'ye geçiş, üstelik elit kategoriden farklı bir heyecan yarattı. Çünkü bu elit kategorinin getirdiği birçok avantaj var, bu avantajlardan da Türkiye'de tek yararlanacak takım olarak biz görünüyoruz.

Severiz Skibbe'yi, büyük sempatimizi kazanmış bir teknik adamdır. Çünkü unutmaya başladığımız alışkanlıkları bizlere geri getirdi. Özellikle benim kuşağım için söylüyorum, Galatasaray demenin en önemli anlamı Avrupa'ydı, orada gelen başarılar. Galatasaray ise Lucescu'dan bu yana kaybetmeye yüz tutmuştu alışkanlığını ama Skibbe bizlerin ayağına yeniden Avrupa'yı getirdi.
Bu sene Avrupa'da yokuz ama oynadığımız hazırlık maçlarına da bakınca Avrupa ezgilerini hissediyoruz. Biraz da Fatih Terim etkisi aslında bu, her dönemde seviyor bu tip kaliteli ekiplerle hazırlık maçları yapmayı. Twente, Inter, Liverpool ve şimdi de Olympiakos. Tabii bu durumda da kazanan Galatasaray'ın hazırlık maçlarını parsel eden D-Smart.
Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir