31 Mart 2009 Salı

Futbol Endüstrisi


Futbolcuların yıllık gelirleri açıklandı geçtiğimiz günlerde. Liste şu şekilde sıralanıyor;

1. David Beckham (Milan): 32.4 million
2. Lionel Messi (Barcellona): 28.6 million
3. Ronaldinho (Milan): 19.6 million
4. Cristiano Ronaldo (Manchester United): 18.3 million
5. Thierry Henry (Barcelona): 17 million
6. Kaka (Milan): 15.1 million
7. Zlatan Ibrahimovic (Inter): 14 million
8. Wayne Rooney (Manchester United): 13.5 million
9. Frank Lampard (Chelsea): 13 million
10. John Terry (Chelsea): 11.7 million

Zirvede elbette yine Beckham var. Futbolculuğu Manchester'daki o şaşaalı günlerini anımsatıyor bugünlerde izleyenlere ama Beck sadece futboluyla değil reklam gelirleriylede bu listenin zirvesini kimselere kaptırmayacak gibi görünüyor. Konu aslında Beckham'ın ne kadar kazandığı üstüne yapılan zenginin malı züğürdün çenesini yorar muhabbeti değil, futbol endüstrisinde ne kadar büyük paraların döndüğü. Milyon dolarlık transfer ücretleri bize fazla gelirken ağzımız açık kalırken, günümüz futbolunda on milyonlar hatta yüz milyonlar konuşuluyor. Bilhassa Manchester City bu işin sahiden -amiyane tabir olacak ama- suyunu çıkardılar.

Ben tam buna kim dur diyebilir diye kendi kendime düşünürken Uefa Başkanı Platini'den güzel bir haber geldi. Platini de bu durumun farkında olduğunu ve astronomik transfer ücretlerine bir düzenleme getirmek için çalışmalara başlandığını söyledi. Şimdi dört gözle bu haberin gerçekleşmesini ve somut adımlar atılmasını bekliyoruz. Bazıları futbolun sadece spor olduğunu, sadece oyun olduğunu ve sadece eğlence aracı olduğunu ancak bu şekilde hatırlayabilir çünkü..

Paşam Gelmiş

Geri dönecek mi, dönmeyecek mi, takımdan ayrılacak mı, ayrılmayacak mı diye haftalardır polemikler yaratan Paşa Lincoln Türkiye'ye giriş yaptı. Lincoln, "İstanbul'a mı gidiyorsun" sorusuna "Evet" yanıtını verirken, "Galatasaray'da oynayacakmısın?" sorusu üzerine, "Tabii ki. Ben Galatasaray'ın futbolcusuyum. Takımımdan çok memnunum . Ben Galatasaray'dan ayrılmam, ayrılmak gibi bir düşüncem de yok" dedi.

"Başka bir takıma gidecek misin? Zenit'le anlaştığın doğru mu?" sorularına ise Lincoln, "Bakalım göreceğiz" yanıtını verdi.

Paşa Lincoln kafasında Galatasaray'ı bitirmesine rağmen bizim ona yattığı yerden ödediğimiz parayı verecek bir kulüp bulamadı sanırım. Rolünü güzel oynuyor taraftara kendisini sevdirdi, Bülent Korkmaz gerçekten bir kahraman yarattı, Lincoln bunları hak etmiyor ama keşke biraz güzel performans gösterse. Bu sene bunu yapabileceğini göstermesine rağmen benim kendisine saygım kalmadı. Arda'nın üst üste maç oynamaktan, idman yapmaktan gözünün feri çıksın, Kewell stoper oyna densin oynasın Lincoln ise yan gelip yatsın. Yarın verilecek cezada onun hiç umrunda değil. Keşke taraftar şu Lincoln gerçeğini bir görse. Her şeyden önce insanda bir iş ahlakı olur...

O Dönüyor

Ona doyamadan kaybetme tehlikesi yaşadık. Uzun zamandır aradığımız sağ bek bizim içimizden çıkmıştı. Futboluyla, yapacaklarıyla hepimize büyük umutlar verdi. Geçen sezon yaşadığı çıkışlada büyük beğeni topladı. Herkes 2008 Avrupa Şampiyonasında yerinin banko olacağını da söylüyordu. Bencede böyle olacaktı ama birilerinin ihmali, ihlali sayesinde Uğur Uçar'ın koca bir senesi heba oldu.

Döndü, dönüyor falan dendi bir senedir beklendi ama sonunda iyileşti. Uğur Uçar 3-4 hafta sonra tamamen hazır olacağını açıkladı. Bülent Korkmaz'da onu Beylerbeyi ile oynanan hazırlık maçında denedi. Uğur Uçar gayet iyi durumda. Forma giyeceği günü sabırsızlıkla bekliyor. Uğur'un önünde şimdi sezon bitiminde koca bir yaz dönemi olacak. Tatile falan çıkmayacak büyük yaz çalışacak, eksiklerini giderecek ve sezon başı hazırlık kampına tam hazır olacak.

Bu tip sakatlanan 1 sene hatta 2 sene sakat yattıktan sonra yıldız dönen çok oyuncu tanıdım. Uğur Uçar boşuna küçük kaptan değil, boşuna 3 numarayı yani efsane numarayı ona vermediler. Bütün sorunları aşacaktır, geçmişi de unutup. O dönüyor...



Yok Böyle Bir İkili



Türk spor tarihinin hatta Türk televizyonculuğunun en iyi programlarından biriydi Bay Tahmin. Özlüyoruz bu ikiliyi, cuma gecelerimiz çok kötü geçiyor. Fikret Engin şimdi başka yerde Murat Özarı başka yerde. Bu videoyu ekledimki nostalji yapalım biraz. Zor ama ekranlarda bu ikili mutlaka bir araya gelmeli

Rumba De Barcelona

Cruyff'la başlayan bu sistem, bu çark bugün Guardiola ile devam ediyor. Şu anın en keyif veren takımı olan Barcelona'yı izlemek hepimiz için büyük bir keyif. Messi, Iniesta, Xavi, Eto'o, Puyol, Henry gibi müthiş yıldızlar bir ahenk içinde keyif veren mücadeleler veriyorlar. Şu ana kadar 84 gol bulup yani 3 gol ortalaması yakalayıp ligin en çok gol atan takımı, sadece 24 gol yiyerekte ligin en az gol yiyen takımı durumundalar. İkinci Real Madrid ile aralarında 6 puan fark var ve bu kapanacağada hiç benzemiyor.

Josep Guardiola bir Barcelona efsanesi. Eski kulüp efsanelerin kulüpleri çalıştırma konusundaki halkanın önemli parçalarından ve en önemli halkalarından. Modern futbolun bütün nimetleri Barcelona'da bulunduğu için çok güzel bir hava yakaladı. Sezon başı aldığı radikal kararlar müthişti yani Ronaldinho, Deco gibi isimleri takımdan göndermek yerlerine alt yapıdan Bojan gibi genç isimleri çıkartıp, şans vermek güzel hamlelerdi. Teknik direktör olur olmaz cesur hamlelerde bulundu. Kendisi zaten Barcelona B takımını çalıştırdığı için kulüp sistemini, işleyişini fazlasıyla biliyordu. La Porta'yı Guardiola cesareti için öncelikle kutlamak lazım. Ülkemizde deniliyorya mesela Bülent Korkmaz falan hoca değil, güzel bir örnek oluşturuyor bu.

Modern futbolun sistemleri biliyorsunuz 4-4-2 ve 4-3-3. Artık orta sahalar hem hücumu, hem defans aynı ölçüde yapabilmeli ve günümuz 10 numaralarıda forvete yakın oynayıp, çok koşup, kanatlara yayılabilmeli. Bakıyoruz Xavi, Iniesta zaten İspanya Milli Takım orta sahasınında kalbi durumundalar. İspanya Milli Takımınında bu başarısının kökenini Barcelona oluşturuyor. Elinde Messi gibi dünyanın en iyi futbolcusu var. Henry gibi bir forvet, Eto'o gibi bir bitiricin mevcut. Puyol, Marquez, Pique, Milito gibi savunmacılarında var. Baktığımızda kusursuz bir kadro ama kaleci hariç. Bugün Valdes Barcelona'ya yakışan bir kalecimi tartışılır örneğin Casillas Barcelona'da olsa bugün ligdeki puan farkı 15, 16 falan olabilirdi. Ligin hem en çok gol atan takımı onlar, hem en az gol yiyen takımı onlar. Başarılarındaki anahtar bu işte savunma hücumda başlıyor, hücum savunmada başlıyor.

Messi için ayrı başlık açmadan olmaz Barcelona'nın şimdiden simge isimlerinden biri olmayı başardı. Yani Rivaldo, Stoichkov, Koeman, Cruyff gibi futbolcuların şimdiden arasına girdi. Hemde 22 yaşında. Günümüzün Maradona'sı diyebiliriz zaten Maradona'da onun için veliahtım diyor. Gerçi Riquelme içinde veliahtım diyordu sonradan kadroya bile almadı ayrı konu. Süratli futbolu, çabuk hareket etmesi, etkili pasları, müthiş futbol zekası ile bence günümüzün en iyi futbolcusu. Kendisi ayrıca geçmişte İspanya Milli Takımını reddedip kendi ülkesi milli takımında oynamak istemesiylede müthiş bir karakter örneği göstermiştir. Açıklamaları ömür boyu Barcelona'da kalmak istemesi yönünde zaten Barcelona forma reklamı bile almayan bu forma satılık değil mesajını veren bir efsane kulüp. Messi'yi de futbol oynadığı müddet kadroda tutacaklardır. Barcelona'nın bugünkü başarısında Messi'nin payı büyüktür.

Bahis şirketleri dahil ligin devre arası olduğunda şampiyonluk için Barcelona'ya oynayanların paralarını erkenden verdi. Yalnız bu sene bir ara düşüş oldu herkes dedi Barcelona gidiyor mu acaba ama hevesleri fena kursaklarında kaldı.

Şampiyonlar Ligi'nde de favori durumdalar. Karşılarında durabilecek tek ekip olarak Manchester United'i görüyorum. Manu'da bir sistem takımı ve çarkları güzel işliyor. Şampiyonlar Ligi finalini Barcelona - Manchester United'in oynaması sanırım hepimizin ortak isteği.

İspanya'da dengeler fena değişti Barcelona gümbür gümbür bence şimdiden gelecek sezon için Real Madrid, Valencia, Atletico Madrid gibi takımlar kara kara düşünmeye başlasınlar. Barcelona bu kadroya sistemi bozmadan takviyelerde yapabilirse örneğin bir kaleci gibi onları kim durdurabilecek bilmiyorum.

Televizyonda Maç Keyfi


Futbolun endüstri şeklini alması ve ticarete dönüşmesi bütün dünyayı etkisi altına aldığı gibi elbette ülkemizide sarmış durumda. Fakat bu durum son bir kaç yıldır iyiden kabak tadı vermeye başladı. Futbolu yakından takip edenler bilir teleon ile başlayan lig maçlarını şifreleme ve televizyon seyircisine pazarlama furyası önlenemez biçimde ilerlemeye ve büyümeye devam etmekte.

Öyle ki ilk zamanlarda sadece 1. ligdeki maçlar şifrelenirdi bizde bu maçları izlemek için decoderi olan tanıdıkların, akrabaların evlerine ziyarete gider yada kahvelerde izlerdik lig maçlarını. Şimdi ise sadece süper lig maçları değil Avrupa liglerini izlemek parayla, taraftarı olduğumuz takımların Avrupa Kupalarındaki maçları izlemek parayla oldu. Hatta durum o kadar abartıldı ki günümüzde bazı milli maçlara bile kapılacak bir av gözüyle bakıyor yayıncı kuruluşlar. Yani çok değil yakın bir gelecekte milli maçlarda lig tvde yada milli maçlar sadece futbol smartta gibi reklamlar duyabiliriz.

Yayıncı kuruluşun takımlara ödediği miktar elbette kulüplerin en önemli gelir kalemlerinden bir tanesini oluşturmakta peki ya futbolun güzelliği, o heyecan ne olacak? Kimse maçı ağız tadıyla izleyemedikten sonra ben ne anladım o futbolcunun 90 dakikalık mücadelesinden? Zaten futbolcuların aldıkları astronomik ücretlerde bu sanayileşmenin bir parçası ama artık onuda başka bir yazıda paylaşırız.

Sözün özü; futbolun güzelliğini rant haline getirmeye çalışan zihniyetler beni ziyadesiyle rahatsız etmeye başladı. Birinin buna dur demesi lazım yoksa yakın gelecekte futbolun bu ekonomik boyutu sebebiyle hiç bir zevkinin kalmamasından korkuyorum. Ben evimde koltuğumda arkama yaslanıp maç izlemeyi özledim.

30 Mart 2009 Pazartesi

Tribün Kültürü


Geçtiğimiz İspanya maçında Real Madrid'in stadı Barnebau'daydık. Tribünlerin tıklım tıklım dolu olduğu stadı görünce inanılmaz bir atmosfer olacak diye bekliyordum kendi adıma. Fakat hiçte umduğum gibi çıkmadı. Sadece gol pozisyonlarında statta hep bir ağızdan ses çıkıyordu. O kalabalığın maç esnasında yaptığı belli bir tezahürat ortak bir ses yoktu. Ve bu kalabalık sadece gürültü kirliliğine neden oldu.

Biz tribünlerde seyirci değil taraftar oluruz genelde. Maçın 90 dakikasına yayılan tezahüratlar, gerektiğinde rakibi ıslıklamalar, hatta tasvip etmesekte edilen küfürler.. Tribün kültürü böyle bir şey. Stada gidip orada sadece oturmak sadece izlemek değil bence. Şimdi ikinci maç Samiyende olacak. Samiyen kapasite olarak Barnebau Stadının hemen hemen yarısı kadar. Fakat adım gibi eminim daha kuvvetli bir ambiyans daha iyi bir tribün bizi bekliyor. Zaten takımı ateşleyen 12. adam değil midir maçlarda. Taraftar faktörünün bu kadar önemli olduğunu düşündüğümüzde Barnebau stadına hakkaten yazık oldu. Hani argoda bir tabir vardır; hakkını ver hakkını diye. Barnebau'nun hakkı bu değildi. Dilerim Samiyen'de seyirci değil taraftar görürüz ve Samiyen'in hakkını vermekle kalmayıp bu hakkı katmerleriz.

Öyle yada böyle hangi statta hangi maçta olunursa olunsun gerçekten taraftar gibi izlenmeli maç. Gırtlaklar parçalanırcasına tezahürat edilmeli, futbolcular sahada yoruluyorsa taraftarda tribünde yorulmalı terlemeli ki 12. adam olmanın bir mantığı olsun. Maçlara gidelim günlük kıyafetlerimizle değil formalarımızla, elimizde bi poşet çekirdek ile değil bayraklarımızla kaşkollarımızla.. Toplanalım koreografiler düzenleyelim. Tribünde sessizlik olmaması gerektiği gibi küfürde olmasın. Destek olsun, hırs olsun, ateşleme azmi olsun, tezahürat olsun.. Sadece kendi takımımızı değil milli takımıda destekleyelim. Futbolun bu kadar önemli bir spor haline geldiği ülkemizde artık daha kaliteli bir tribün kültürü oluşsun.

29 Mart 2009 Pazar

Profesyonel Kimdir?



İstanbulsporda başladığı futbol hayatının en parlak dönemlerinden birini Galatasaray'da geçirdikten sonra 2003 yılında Beşiktaş ile anlaştı. Daha sonra tekrar Galatasaray'a döndü fakat dönemin teknik direktörü tarafından istenmeyip Ankaraspora kiralandı. Şimdi yeniden Galatasaray'da. Emre Aşık farklı takımlarda başarılı dönemler geçirmesinin yanı sıra nasıl bir profesyonel olduğunu her oynadığı maçta biraz daha ispat ediyor bugünlerde. Bir futbolcu düşünelim ki sana ihtiyaç yok kiralık gideceksin dediğimizde gitsin, sonra gel lazımsın dediğimizde dönsün, yedek klubesine oturtun beklesin, tribüne gönderin beklesin, sahaya koyun sanki her maç ilk 11de çıkıp 90 dakika oynuyormuşcasına mücadelesini etsin, milli takıma yükselsin, rakiplerini ekarte edip ordada ilk 11de başlasın 90 dakika oynasın..

Hayranım Emre Aşık'ın profesyonelliğine, kişiliğine futboluna.. Bence genç futbolcu yetiştiren bütün teknik adamlar Emre Aşık'ı gençlere izletmeli işte sabrederseniz çalışırsanız böyle olursunuz demeli. İyiki varsın Emre Aşık. İyiki Galatasaray'dasın. Bu azimle daha 7-8 sene oynarsın. Oynada zaten senin gibi bir futbolcu her takıma nasip olmaz. Allah sakatlık kaza bela göstermesin yeter.

Sakın Dönme

İzinsiz olarak yurt dışına giden Lincoln yarın için dönüş hazırlıklar yapıyormuş. Lincoln sakın dönme, lütfen dönme. Yıldız oyuncusun anlıyorum ama bu kaprisleri Messi, Ronaldinho yapmıyor. Kendini kaf dağlarında sanıyorsun, vazgeçilmez olduğunu sanıyorsun. Sanırım kendisine çeşitli teklifler var hiç düşünmeyin satın. Bu tip futbolcular Galatasaray ruhuna yakışmıyor. Biz bir çok yıldız gördük bu takımda Lincoln kim oluyor.

Her yönden istikrarsız futbolcu. Gittiği her takımda 2 sene huzurlu duramıyor. Geldiğinde hepimiz sevindik ama içimizdeki tehlikeli tür olduğunu bilmiyorduk Lincoln'ün.

Arda'nın gözünün feri kaçtı üst üste maç oynamaktan, idman yapmaktan Arda'nın durumuna bakın kimin gerçek Galatasaray'lı olduğuna karar verin. Millet yaz kampında deli gibi idman yaparken bu adam perküsyon partileri veriyordu. Yazıktır, günahtır.

Onu da geçtim Kewell'a bakın stoper oynayacaksın diyor oynuyor şimdi hangisi daha çok yıldız, hangisi daha profesyonel.

Sakın dönme Lincoln.

İspanya Yine Yenilmedi

Dün akşam dünyanın en önemli statlarından birinde bütün Avrupa'nın takip ettiği bir maç yaptık. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasına geri dönüşleri ve kazanma azmiyle damgasını vuran takımımızın karşısında aynı şampiyonada kupayı müzesine götüren İspanya vardı. Nefesleri kesen bir doksan dakika bekleyenlerin hevesleri malesef kursaklarında kaldı. Çünkü maçın sadece ilk 30 dakikası nefesleri kesti.

Bu maçtan önce İspanya'ya siz Avrupa'nın en iyi takımı olabilirsiniz ama bizde çantada keklik değilizmesajı verdik aslında açıklanan kadro ile. Bir çok insanın beklediğinin aksine Fatih Hoca çift forvetli bir kadro çıkardı sahaya ki bunun meyvesinide ilk 10 dakikada bulduğumuz 2 pozisyon ile aldık. Fakat malesef şans bizden yana değildi. Açıkçası rakipte beni en çok korkutan isim Casillas'tı. Çünkü biz gol bulmalıydık Barnebau'dan puan yada puanlar çıkarmak bizim hem gruptaki durumumuzu biraz rahatlatacak hemde prestij konusunda çok büyük artılar sağlayacaktı. İspanya uzun süredir yenilmeyi bırakalım kalesinde gol bile görmüyordu.

Aslında biz oyuna istediğimiz gibi başlamıştık. İspanya'nın kalemize ilk şutu 43. dakikada gelmişti. Buda demek oluyordu ki rakibimiz bize bizden daha fazla saygı duyuyor siz kendinizin farkında değilsiniz diyordu. Bu maçtan önce azımsanmayacak bir kesim İspanya'nın bizi yeneceğini hatta fark atacağını düşünüyordu. Fakat kimse Tuncay faktörünü göz önüne almamıştı. Sahi Tuncay nasıl bir futbolcudur öyle.. Kaptanlıktan anladığım bu işte benim. Takımı toparlayacaksın, bir savunmada bir hücumda olacaksın budur kaptanlık. Budur takım oyunculuğu. Tuncay'a çok büyük saygı duyuyorum son zamanlarda. Dilerim sakatlık yüzü görmezde milli takıma uzun süre hizmet etmeye devam eder.

Maçta beğendiğim diğer iki isimde Emre Aşık-Hakan Balta ikilisiydi. Bir çok insan Hakan Balta'ya bekte ihtiyacımız olduğunu stopere daha tecrübeli bir ismin geçmesini istiyordu. Fakat Galatasaray'da son bir kaç maçtır Emre-Hakan ikilisinin resitalini izliyoruz adeta. Sıfır hata ile oynadılar dün yine. Hakan'a mevkisi dışında bu kadar iyi oynadığı için saygı duyuyorum fakat Emre Aşık.. Bu nasıl bir profesyonelliktir bu nasıl bir futbolculuktur anlayabilmek mümkün değil. Takımda en fazla saygıyı hakeden insan o şüphesiz.

Maçta bekleneni veremeyen bir oyuncu vardı ki Arda Turan'dı. Bir problem var Arda'da aslında Galatasaray'da son zamanlarda zor günler geçiriyordu milli takım arası iyi gelir toparlanır morali düzelir diye düşünüyordum kendi adıma fakat anlam veremediğim bir düşüş gözlemledim dün onda. Fatih Hoca'nın Arda'yı bir an önce kendine getirmesi lazım. Bir diğer hayal kırıklığıda Emre Belözoğlu'ydu. Aslında kendi adıma söylemem gerekirse hiç bir şey beklemiyordum zaten fakat ilk 11de başlayan bir futbolcunun en azından mücadele etmesi gerekmez mi? Orta sahanın göbeğinde Aurelio tek başına oynadı sanki. Fatih Hoca'nın Emre'de neden bu kadar ısrar ettiğini anlamak mümkün değil.

Madrid'deki maçta işler istediğimiz gibi gitmedi malesef. Bosna'nında Belçika'yı yenmesi ile grupta 3.lüğe geriledik. Artık kredimizde kalmadı. Samiyen'de oynanacak maçta beraberlik bizi asla mutlu etmez mutlaka galip gelmeli ve yerimizi artık sağlama almalıyız. 2008in en iyi milli takımlarından olan takımımızı seneye Afrika'da mutlaka seyretmeliyiz. Türkiye olmadan Dünya Kupası çekilmiyor Almanya'daki finallerde gördük bunu. 1 Nisanda kötü bir şaka yaşamamak dileğiyle. Başarılar Türkiye'm unutmayalım Dünya büyükse Bizde büyüğüz.

Pozisyon Vermeden Yenildik

Bir haftadır bu maçla yatıp kalkıyoruz neredeyse. Çoğumuzda umut yoktu çünkü karşındaki rakip İspanya. Son Avrupa Şampiyonu ve dünyanın en iyi futbolunu oynayan ülke olarak gösteriliyor. Ayrıca Bernabeu Stadı'nda oynuyorsun. Baktığımız zaman ibreler bizim aleyhimize. Maç öncesi sevinebileceğimiz haber Iniesta'nın olmayışı olmuştu. Onunla beraber bizlere birer umut ışığı doğdu.

Fatih Terim sahaya çıkardığı 11'de gerekli mesajını verdi. Karşımızda İspanya olsada biz futbolumuzdan ödün vermeyiz, galibiyet için oynarız. Maça bakıncada Terim'in felsefesi maç içinde etkili oldu diyebiliriz. Türkiye hücum yapmayı seven bir takım, savunma yapmaya gelince iş afallıyoruz. Hücum yaparken savunmaya kosantre olunca işin rengi değişiyor. Bugün gördük pozisyon vermeden mağlup olduk. Emre Aşık, Hakan Balta gerçekten mükemmel oynadılar. Rakibin etkili forvetleri Torres ve Villa'nın girdiği pozisyonları pek hatırlamıyorum. İspanya orta sahayı mükemmel tuttu ve forvetlere güzel alanlar yarattılar aslında ama Emre Aşık ve Hakan Balta rakibe geçit vermedi. Özellikle Emre Aşık mücadelesiyle göz doldurdu. Fatih Terim'in bu konudaki tercihi doğruydu rakibin güçlü forvetlerine karşın birbirleriyle uyumlu stoperleri sahaya sürdü. Buradan bir alkış stoperlerimize.

Malesef sol kanatımız koridor oldu. Sergio Ramos hayatının maçlarından birini oynadı. İçeri dalışlarını kimse sayamadı, o bölgeyi koridor yaptı. Arda Turan bugün savunma anlamında fazla verimli olamadığı için İbrahim Üzülmez çok yalnız kaldı. Böyle bir eşleşme olunca da doğal olarak kalite farkı yani Ramos ön plana çıktı. Tuncay dikine, Arda ise içeri doğru oynayan bir futbolcu. Tuncay daha hızlı oynadığından sol tarafta onun oynadığını düşünürsek Ramos bu kadar fazla çıkamayacaktı. İkinci maçta Tuncay'ın solda oynaması daha isabetli olacaktır. Burada bir handikap şu Arda'nın sağ taraftaki etkisi soru işareti.

İspanya'nın futboluna yalnız hayran kaldım. Çok akıllı oynuyorlar, 1-0 gerideler sanki 5-0 öndeler gibi. Rahat paslar, akıllı futbol. Türkiye bir adım atamadı ileri. İlk yarı 30 dakika iyiydik Semih ve Nihat'la acayip dengelerini bozduk baktığımızda da iki tane net pozisyon kaçırdık. İkinci yarıda zorunlu Semih değişikliği bizim anatomimizi bozdu. Ayhan'ı orta sahaya alınca ileri hiç yüklenememeye başladık. Semih varken yine uzun top falan atıyorduk bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Nihat tek kalınca İspanya savunması ezdi geçti onu. Bizim stoperlerden sonra en iyi oynayan futbolcumuz Semih'ti diyebilirim. Fatih Hoca Ayhan yerine Nuri değişikliğine gitse yani 4-4-1-1'e dönse diye bir an düşündüm. Sonuçta Nihat ileride kısa kalıyor yani yerden oynamak zorundasın. Nuri Şahin ileride top tutma özelliği ile de faydalı olurdu. Ayhan değişikliğinde hoca İspanya'nın sıklaşan pas trafiğini kesmek istedi ama olmadı.

Pozisyon vermememiz ayrı bir başarı. Top sürekli rakibin ayağındaydı ve hücum oynamayı düşündüler. Sağdan Ramos tren gibi gidiyordu, Torres ve Villa gibi çabuk forvetler sürekli varyasyonlar falan çalıştılar ama takım savunması yönünden başarılıydık. Bugün biz savunma konusunda başarılı, hücum konusunda sınıfta kaldık. Eğer maça savunma anlayışıyla çıksak fark yerdik. Hücum anlayışıyla çıktığımız için bu kadar başarılıydık.

Maçtan çıkardığım notlar şunlar:

1- İspanya'nın yenilmez olmadığını öğrendim.

2- Türkiye'nin hiç de boş bir takım olmadığını bir kere daha kavradım.

3- İspanya'nın öyle yada böyle Dünya'nın en iyisi olduğunun bir kere daha farkına vardım.

4- Türkiye cesur oynarsa İstanbul'da oynanacak maçı kazanabileceğini anladım.

5- Emre Aşık'ın Hamburg maçında oynaması halinde Galatasaray'ın turu geçeceğinin farkına vardım.

6- Futbolun hiç adil bir oyun olmadığının farkına yine vardım. Pozisyon vermeden yenildik.

7- Ntv spor ekibinin, kadrosunun, oluşumunun Türkiye üzerinde tartışılmaz bir numara olduğunun altını tekrar çizdim.

28 Mart 2009 Cumartesi

Yaşayan Futbol Anıtı

İngiltere Premier Ligi takımlarından Chelsea’nin başına geçici olarak sezon sonuna kadar getirilen Hollandalı Teknik Direktör Guss Hiddink’in önümüzdeki sezon bu takımda danışman olacağı açıklandı.

Chelsea bir şekilde Hiddink'i takım içinde tutarak büyük iş başarmışa benziyor. Chelsea'nin bu halini aldı toparladı. Keşke antrenör olarak kalsaydı ama danışman olarakda büyük hizmetler verecektir. Chelsea kadrosu yaşlı bir kadro ve yeniden toparlanması lazım. Bunu da yapabilecek en iyi isim Hiddink.

Ayrıca müthiş bir karakter örneği gösterdi ve Rus Milli Takımını bırakmadı. Başladığı bir işi devam ettiren insanları çok seviyorum. Hiddink gittiği her yerde başarılı oluyor eminim Chelsea'de de önemli işlere imza atacak.

Kafamızı duvarlara vuralım bu adamı Fenerbahçe hoca değil diye kovdu işte.

Yaşayan bir futbol anıtı bence Hiddink.

Kazandık Ama İçime Sinmedi

Samsun Basket'te belirli sıkıntılar olduğu çok belli. Allison'un yokluğu kendini çok fazla hissettirdi. Samsun Basket'i taşıyan yön müthiş uzun rotasyonuydu. Ellison olmayınca Adeola veya Larkins'in yorulduğu dakikalar sıkıntı çektik. Çok fazla hücum ribaundu verdik. Gamze kapasitesi ölçüsünde işler yaptı ama yetmez. Allison'u bize getirmez umarım çabuk çözülür bu durumu.

Cantuğ Hoca'yı gerçekten aradık bir ara maçın sonlarında kazandık diye maçı öyle bir serişimiz vardıki. Gereksiz sıkıntı yani bunlar. Fırat Hoca henüz çok genç ama ben hala inanıyorum önemli yerlere gelecek kendisi. Takımın başındaki ilk maçıydı. Yalnız antrenman coach'lığına laf söyletmem. Takım maçı başından kazandık modunda oynayınca sıkıntılar oluştu. Larkins haricinde bütün oyuncular beklediğim gibi değildi. Larkins yine klasını konuşturdu, Adeola sakatlandı bir ara moralimiz bozuldu ama çabuk döndü oyuna.

Ceyhan gerçekten beklemediğim ölçüde zorladı bizi veya biz kendimiz oyunu bu noktalara getirdik. Julia bu maç çok fazla dinlendirildi Özlem Şencan yetersiz kaldı o dakikalar. Sevindirici tek olay yine takım savunmamız iyiydi ve topu alan direk potaya gitmedi pası düşündü. Yani takım oyununu iyi yansıttık. Ceyhan serisini öyle ya da böyle 3-0 geçeceğimizi düşünüyorum.

Maç sonunda bir gerginlik oldu Julia ile Deniz Boz arasında. Deniz maç içindeki stresini maç sonuna yansıttı. Maç boyu kendisi Julia'nın karşısında duramadı ve 5 faul alıp dışarı çıktı. Kendisi Samsun'un evladıdır, bizim eski oyuncumuzdur bunları yapmaması gerekiyor. Julia'nın herhangi bir sataşması olmadı zaten melek gibi kızdır. Deniz Boz'un sezon başında da gönderilme sebebi buydu disiplinsiz, kavgacı birisi.

Bir sıkıntıda boş şutlar konusunda. Yüzde 55 üçlük atan İlkay'ın şutları çembere değmedi neredeyse, aynı şekilde Nihan'ın. Diyorum ya komple bir ruhsuzluk vardı. Dolu görmeyi alıştığımız tribünlerde bile boşluklar göze çarptı.

Cantuğ Hoca gripti bu maçta bu yüzden olamadı kendisine geçmiş olsun diliyoruz. Allison olayı çözülüyor bu hafta içinde sezon sonuna kadar sıkıntı yaşamayız. Gelecek sezonda İlkadım Belediyesi sponsor olacak sanırım daha iyi olacağız.

Cantuğ Hoca olmadan olmuyor..

Dünya Büyükse BİZDE Büyüğüz!




27 Mart 2009 Cuma

Bu Kadro Başarır


Maç toplantısında bana sorulan forvet hattında Nihat mı yoksa Semih'le mi çıkarsınız sorusuna ikisi ile aynı anda çıkarım demiştim. Tahminimde doğru çıktı. Milli Takım!ın başarılı bir sistemi var bu da 4-4-2. Fantazi aramaya gerek yok. Bu kadroyla Türkiye başarılı olacaktır. Bu sistem mücadeleyi, hırsı beraberinde getiriyor. Yani 10 numara mevkinde bir oyuncu oynatmadığından orta sahanda bulunan futbolcuların hem defansı, hem ofansı aynı anda yapabilmeliler. Orta sahaya baktığımızda tecrübeli ve son haftaların formda ismi Emre, mücadelesinden hiç ödün vermeyen Aurelio, kanatlarda da zaten hırslarıyla nam yapmış oyuncular Tuncay ve Arda var. Bu orta sahayı koruduğumuz sürece başarılı oluruz. Tabi Hamit ve Topal'da olsa o bölge zenginleşecekti ama eldeki bulunan oyunculardan çıkabilecek en iyi orta saha.

Defans hattında da doğru değişikliğe gitti Fatih Hoca stoperde genç oyunculardan birini oynatmak yerine Hakan Balta'yı sürdü. Sol bekte alternatifsiz değil yine formda oyunculardan İbrahim Üzülmez var. Hakan Balta son haftalar stopere bayağı alışmış durumda. Emre Aşık zaten biliyorsunuz çık oyna demen yeterli ona. Sağ bek Gökhan Gönül'ün kalitesi ise zaten tartışılmaz.

Çift forvet başlamak bu kadronun en başarılı yönü olmuş. Terim İspanya'dan çekinmediğini ve onlara karşı sisteminde ödün vermeyeceğini zaten söyledi. Biz Euro 2008'de de bu şekilde başarılı olduk. Şimdi İspanya'da kontrolü bırakmamak zorunda ve Semih ile Nihat'ın kombinasyonlarına çözüm bulmak zorunda. Semih ayağında top tutabilen, her meziyeti olan bir santrafor. Nihat ise teknik ve hızlı bir oyuncu.

Kadronun geneline baktığımızda doğru sistem, doğru oyuncular bravo Fatih Hoca. Galibiyete olan inancım şimdi daha da katlandı.

Maç Toplantısı


Fatih Hoca'nın kadro tercihleri nasıl?

Fatih Terim yine bildiğimiz Fatih Terim gibi. Yaşlı, genç ayırımı yapmadan o an kimin performansı üst düzeydeyse onu kadroya alıyor. Tabi İbrahim Toraman, Yıldıray, Fatih Tekke gibi bazı üstünü çizdiği futbolcular hariç. Birde Kazım gibi Milli Takım'da iyi performans gösterdiği futbolcular hariç. Hocanın kafasında bir şablon var ve bunu uyguluyor. Aylardır İspanya ile yatıp kalkıyor elbette en doğru kadroyu seçtiğine inanıyoruz. Hamit Altıntop'un sakatlığı büyük handikap aynı şekilde Servet Çetin ve Gökhan Zan'ın. Bunlar takımın banko futbolcuları. Bu yüzden savunmaya yönelik tercihleri çok eleştirildi ama ben kadroda olan bütün futbolcuların bu formayı hak ettiğini düşünüyorum.

Uzun yıllardır en çok zorlandığımız mevki olan stoperde sence hangi ikili görev almalı?

İlk soruda yazdığım gibi stoper konusunda sıkıntılarımız çok büyük. Gökhan ve Servet yok, İbrahim Toraman'da kadroya alınmıyor. Toraman aslında tam burada olması gereken adam ama çok yanlış işler yapıyor. Kadroya baktığımda stoper oynayacak ilk isim Emre Aşık gibi duruyor. Son haftalarda Galatasaray'da mücadelesi çok iyi durumda. İkinci tercihte sıkıntı olacaktır ama İbrahim Kaş oynayacak gibi duruyor. İbrahim Kaş iyi bir ters kademeci. Ayrıca İspanya Ligi'nde oynamasıda bir avantaj. Kim oynarsa oynasın en üst düzey performans gösterecektir ama Emre Aşık ve İbrahim Kaş'ın oynamasından yanayım.




Nöbetçi golcü lakaplı Semih ile mi ilk onbirde başlarsın yoksa uzun zamandır sakat olan Nihat ile mi?

Bence ikisini aynı anda sahaya sürmeliyiz. Yani 4-4-2 şablonunda oynamalıyız. Euro 2008'de de böyle oynadık, İspanya karşısında da bu gelenek bozulmamalı. Iniesta'nın olmadığını düşünürsek İspanya oyun sistemini komple onun için değiştirmiş durumda. Bu Türkiye için bir avantajdır. Koşan mücadeleci bir orta saha ile bu ikili inanılmaz uyum gösterir. İspanya'ya karşı asla çekinmemeliyiz. Onlar yenilmez bir takım değil, hatırlayın Yunanistan Avrupa Şampiyonu olmuştu ama onlara deplasmanda 4 atmıştık. Tabi ki bu maç ayrı o maç ayrı ama olmaz olmaz yok demek istiyorum.

Maçın en önemli adamı iki takım adınada kim olur?

Türkiye adına Tuncay Şanlı, İspanya adına Xavi olacaktır. Tuncay mücadelesiyle, hırsıyla maça damgasını vurur diye düşünüyorum. Zaten blogda da braveheart felsefesini onun için başlattık. İspanya için Xaxi maçın adamı olabilir. Iniesta'nın da olmadığını düşünürsek orta sahada ona büyük yük bindi. Hem hücümu, hem savunmayı inanılmaz yapıyor ve olmadık şutları ile de bizleri çok yıpratabilir.

Ve kritik soru.. Sence İspanya’dan puan yada puanlarla döner miyiz?

Normal şartlarda kağıt üzerinde iki maçı da kaybetmemiz doğal gibi görünebilir. Türkiye'nin imkansız anlarda neler yapabileceğini biliyorum. İspanya deplasmanında galip gelirsek kimse şaşırmasın. Bence 4 puanla bitireceğiz bu maçları. En kötü senaryoyu düşünsek bile daha alınacak 12 puan var ve Türkiye her şartta en az 2. olup gruptan çıkacaktır. İspanya karşısında asla korkak oynamayığ, yüklenmemiz gerekiyor. Türkiye bunu başarabilir, ben inanıyorum.

Maradona Bu Yüzden Geldi

Arjantinli süperstar Lionel Messi, Venezuela ile cumartesi günü yapacakları maçta takım arkadaşlarıyla Maradona'ya galibiyet hediye etme amacında olduklarını ve ilk maçı olduğu için gergin ve heyecanlı olan teknik direktörlerini rahatlatmak istediklerini belirtti.

Ben bunu Maradona ilk geldiğinde de söyledim. Bu adam takımın başında taktik falan vermez. Gelme amacı belli takım üzerindeki psikolojik etkisi. Messi gibi oyuncular Maradona'ya tapıyor. Arjantin oyuncuları zaten çok kaliteli taktiğe falan ihtiyacı yok. Motive olmaları yeter. Arjantin bir futbolcu tarlası.

Maradone Arjantin'in başında çok başarılı olacaktır.

26 Mart 2009 Perşembe

Çekiniyorlar

Şu an Dünya üzerinde belkide en iyi futbolu oynayan takım İspanya. Değişen modern futbola farklı bir modernlik katmışlardı. Yani hem hücümu, hem defansı aynı mükemmellikte yapan futbolcularla inanılmaz bir mücadele gücü yaratmışlardı. Forvetlerde de Villa ve Torres gibi iki bitiriciyle sonuna gidiyorlardı. Ayrıca kalende Casillas var, defansında aynı sağlamlıkta. Baktığımızda kusursuz bir takım gözüküyor yani Türkiye'yi kağıt üzerinde 10'a parçalamaları gerekiyor. Özellikle Estonya beraberliğinden sonra.

Yalnız Iniesta gibi bir eksikleri var bu maçta. Hatta Xavi'nin de oynamaması söz konusu. Iniesta bu kadronun belkide en kritik oyuncusu. Hatta Fatih Terim dünyanın en iyi futbolcusu anketinde Iniesta'ya oy vermişti. Onun olmayışı İspanya'yı hem savunma hem hücuma katkı anlamında zedelemiş gözüküyor. O kadar ki Del Bosque bile sırf bir oyuncu için kurulu düzeni bozacağa benziyor. Yani açıklamaları bu yönde. Bu Türkiye için bir avantaj. Bizim zor durumlarda, zorlu maçlarda ne gibi sürprizler yapabileceğimizi herkes biliyor. Del Bosque ve futbolcularıda bunun farkında. Açıklamalar bu yönde. İspanya bizi hafife alırsa hayatının hatasını yapar.

Ben Türkiye'nin bu zorlu maçlarda çok ilginç skorlar alacağını düşünüyorum. Hadi Cesur Yürek'ler diyelim.

Cesur Yürek Coşarsa

Şu an Milli Takımda bulunun futbolcular içinde en golcü isim. Attığı 19 golünde 16'sını deplasmanlarda attı. İçeride attığı 3 golüde kritik İsviçre maçında atmıştı hatırlarsınız. Bu tip mücadele gerektiren ve önem derecesi yüksek maçlarda Tuncay Şanlı nasıl oynar biliyorsunuz. Cesur Yürek kavramını Bülent Korkmaz'dan devralan futbolcu şu anda Milli Takım'ın kaptanı. Tuncay bu maçın adamı olmaya aday, onun başlatacağı mücadele Türkiye'yi zafere ulaştıracaktır.

Hemen aklımıza haliyle Braveheart geliyor. Özgürlük için mücadele, bu maçtada bunları izleyeceğiz. Türkiye'nin bazı tabuları yıkma konusundaki başarılarını biliyoruz. Zora gelincede performansının nasıl katlandığını hatırlıyoruz. Zaten bir grupta veya şampiyonada rahat hiç bir şey yapamadık. Hep zorluklar, hep mücadele. Tuncay Şanlı yani Türk Bravehart bu maçın adamı olacak, verdiği mücadeleylede hepimizin kafasında önemli izlenimler bırakacak. Benden söylemesi...

Peşindeyiz Bülent Hoca


Takımdaki kötü gidişin nedeni olarak gösteriliyor büyük bir kesim tarafından. Ve aynı kesim topun ağzındaki ismin Bülent Hoca olduğunu söylüyor. Oysa biraz mantıklı düşünen herkes Bülent Hoca'nın suçsuz olduğunun farkına varır.

Şöyle ki; en büyük neden bu takım kaptanın takımı değil. Transferinden dizilişine, taktiğinden kondisyonuna kadar hepsi Skibbe'nin eseri. Kaptan geleli daha bir ay olmadı. Bu adam sihirbaz mı yıkık dökük aldığı takımı zirveye götürecek. Elbet bir adaptasyon, bir düşüş evresi olacaktı. Galatasaray'ın şu an yaşadığıda bu zaten. Kaptanın ateş hattında olmasının bir diğer nedeninide Lincoln ile arasındaki sorun olduğu söyleniyor. Sanki bu Lincoln'ün ilk olayıymış gibi. Sanki Lincoln dünyanın en sorunsuz insanıymışta ne olduysa Bülent Hocayla olmuş gibi gösteriliyor.

Bülent Korkmaz'ın yaptığına saygı duyulması lazım aslında. Öyle bir zamanda aldı ki takımı bu bir nevi ateşten gömlek giymekti. Başka hangi teknik adamı bu takımın başına getirebilirdiniz sezon ortasında lig sonuncusundan 5 yedikten sonra. Bülent Korkmaz dışında kimin yüreği bir enkazı devralacak kadar cesur olabilirdi. Elbette hiç kimsenin..

Ben Kaptanın takımda çok iyi işler yapacağına hala inanan kesimin içindeyim. Tek başıma kalsam bile savunmaya devam edeceğim. En azından kendi takımını kurana kadar. Hem geldiği zaman dememiş miydik biz Bülent Korkmaza; yakacaksanda sen yak canımızı diye.. Sonunda sefasını süreceğimizden öyle eminim ki şimdiki cefalar gözümde yok gibi bir şey. Peşindeyiz Büyük Kaptan!

25 Mart 2009 Çarşamba

Aslan Pençesi Fanzin 10. Sayısı Çıktı

"Aslan Pençesi Fanzin" Webzine'in 10. Sayısı çıktı.

31 Sayfalık 10. Sayımızda;


* "EDİTÖRDEN" Köşesi,* Alper YALÇINKAYA'dan "LİNCOLN'ÜN İNTİKAMI",
* Burak EREN'den "KADIKÖY'E ELVEDA DERKEN...",
* Atilla ÇELİK'ten "BÜLENT KORKMAZ SONRASI GALATASARAY",
* Emre Sarp KOCAOĞLU'ndan "GALATASARAY AYAĞA KALKIYOR MU?",
* Serap BAHAR'dan "YENİLMEZ ARMADA",
* Savaş ESKİGÜLEK ile "VOLEYBOLDA GEÇTİĞİMİZ HAFTA",
* İzzet KILIÇ ile "AVRUPADAN FUTBOL" Köşesinde "PADİŞAH VE KARDEŞLERİ",
* Gülçin USLU'dan "TAŞINIYORUZ",
* Onur ÇİDEM'DEN "SES"

Yazılarını bulacaksınız...

Okumak İçin: http://aslanpencesi.net/fanzin2/Main.php?MagID=1&MagNo=11

Bilgisayarınıza Kaydetmek İçin: http://rapidshare.com/files/213210747/Aslan_Pen_esi_Fanzin_10._Say__305_.rar

Terim'in Defans Tercihleri

Sporx'de bir tartışma konusu açmışlar ve çok hoşuma gitti. Fatih Terim'in savunma tercihleri tartışılıyor. Bende fikirlerimi yazmak istedim. Tercih edilen ve edilmeyen isimlere baktığımızda:

İŞTE TERİM'İN DEFANS TERCİHLERİ

Sedat Bayrak
Sabri Sarıoğlu
İbrahim Üzülmez
İbrahim Kaş
Gökhan Gönül
Hakan Balta
Emre Aşık
Eren Güngör

TERİM'İN DEFANS İÇİN TERCİH ETMEDİĞİ İSİMLER

Egemen Korkmaz
İbrahim Toraman
Ömer Erdoğan
Bekir

Sedat Bayrak Sivasspor'un başarısında çok önemli katkılar yaptı. Sivasspor bugün buralardaysa mücadeleci oyunu ve savunma sertliğiyle buralarda. Sedat tercihi bu yüzden doğru. Sabri ne kadar formsuz olsada Fatih Terim'in vazgeçemediği isimlerden. Hamit Altıntop'da yok sağ bek konusunda Gökhan Gönül'ü yedeklemesi açısından kadroda bulunuyor. İbrahim Üzülmez çok eleştirilen bir futbolcu ama son haftaların formda ismi. İbrahim Kaş İspanya'yı bilen, tanıyan markaj ve kademe anlayışında iyi işler yapabilen bir futbolcu. Takımında fazla forma şansı bulamaması bir handikap. Gökhan Gönül ve Hakan Balta'yı zaten tartışmaya gerek yok. Emre Aşık Galatasaray'ın son haftalardaki sigortası. Milli Takım'da da stoper zafiyetleri düşünülürse böyle bir tecrübeye ihtiyaç var. Eren Güngör genç ve dinamik bir oyuncu. Kayserispor ligin en az gol yiyen takımı bunda da birinci pay Eren Güngör'ün.

Kadroya alınmayan isimlere bakarsak Egemen Korkmaz bu sezon aslında iyi işler çıkartıyor. Mücadeleci, hırslı oyunu olmasına rağmen dengesiz bir futbolcu. Özellikle Milli Takım'da neler yapacağı muaama. Fatih Terim yinede onu bir hazırlık maçında denemeliydi. İbrahim Toraman hakkında zaten yazmıştım hoca ile sorunları var. Son açıklamalarıda tuz, biber ekti. Yoksa şu anki formu kadroda onu banko yapardı. Ömer Erdoğan Bursaspor'da yıllanmış şarapa dönüştü. Seneler boyu göstermediği faydayı gösteriyor ama kadro için yeterli mi bilinmez. Bekir İrtegün ise Gaziantepspor'da başarılı işler yapmasına rağmen kadroya alınanlardan daha mı iyi bilmiyorum.

Baktığımızda Terim'in tercihleri doğru. Servet ve Gökhan Zan'ın olmayışı kötü oldu ama yerine alınan oyuncularda mücadelelerini mutlaka göstereceklerdir. İspanya maçı ile yatıp kalkıyoruz aylardır, mutlaka Terim'in bildiği bir şeyler vardır.

"Arda Takımımda Hep Var"


Lionel Messi geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda "Play Station'da futbol oynarken onu takımıma muhakkak alıyorum" demiş Arda için. Röportajın gerçekliği falan tartışılır elbette ama gerçekten böyle bir şey dediyse şu sıralarda Dünyanın En İyi Futbolcusu diye lanse edilen Messi'den bunları duymak gerek Arda için gerekse bizim için çok onore edici gerçekten.

Arda futbol zekasını hırsıyla ve mücadelesiyle öyle bir birleştiriyor ki taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanıyor. Bakmayın bazı rakiplerin şımardı demesine. İçten içe hepsi keşke Arda gibi bir futbolcu bizim takımımızdada olsa diyorlar. Bunu içinden değilde dışından söyleyenler, dile getirenlerde helal olsun çocuğa demekten geri durmuyorlar elbette. Messi'nin 10 numara olduğu bir takımda Arda'nın sol açık oynadığını hayal etmek bile insanı heyecanlandırıyor. Ben koyu bir Manchester United taraftarıyım. Fakat Messi ile Arda'nın beraber oynayabileceği tek takım şu an için Barcelona gibi görünüyor. O zamanda forza Barca diye haykırırız. Ne dersiniz hoş olmaz mı?..

24 Mart 2009 Salı

Samsun Basketbol -Analiz-


Samsun Basketbol Kulübü ilk etapta Namık Kemal Lisesi Spor Kulübü olarak kuruldu. Bu külüpte geçici olarak Namık Kemal Lisesi Müdür Yardımcısı Zekeriya Ulusoy kurucu başkan olarak görev yapmıştı. Kulübün ilk renkleri Lise'nin renkleri olan yeşil-siyah-beyaz olarak tescil edildi. Sonradan yapılan genel kurul toplantısında Hüseyin Tayinci başkan olarak seçildi. Yönetim kurulunda da şu anki coach'ımız Cantuğ Keskindemir genel sekreterdi. Sonradan kulüp tamamen profesyonel olma yolunu seçti ve Samsun Basketbol Kulübü adını aldı ve renklerini Samsun'un renkleri olan kırmızı-beyaz olarak değiştirdi. Bu tarihçeyi neden anlattım kulübün mazisi liseye dayanıyor. Tıpkı Galatasaray Lisesi gibi bir durum var. Cantuğ Keskindemir lisede beden öğretmenliğinden şimdi çok konuşulan coach'lığa kadar yükseldi. O lisede okuyan bir çok öğrenci Samsun Basketbol Kulübü'nde yerini aldı. Takım önce bölgesel ligde şampiyon oldu, sonra ikinci ligden birinci lige çıkma başarısı gösterdi. Bu sezonda gösterdiği müthiş performansla ligi 2. tamamlayarak şampiyonluk yolunda iddasını göstermiş oldu.

Sezon Analizi

Birinci lige çıktığımız andan itibaren önce teknik ekip olmaz üzere bir revizyon gerçekleşti. Cantuğ Keskindemir hem coach hem genel menejerimiz olduğundan bu revizyonu kendisi üstlendi. Teknik ekibe Fırat Bozkurt, Arman Ozkale gibi isimleri getirdi. Fırat Bozkurt A takımın antreman coach'ı olarak, Arman Ozkale kondüsyoner ve alt yapı takımının başına getirildi. Oyuncu transferi konusunda da dikkatli bir çalışma vardı. Önce Cansu Arslan, Hanife Çakır ve Nihal Güngör'le sözleşme yenilendi sonra Türk oyuncu transferine geçildi. Ligimizin tecrübeli oyuncularından Burcu Uzun, Nihan Anaz, Özlem Şencan transferleri, genç oyunculardan da İlkay Maşa, Pelin İncel ve Gamze Türkoğlu takıma katıldı. Baktığımızda bir çok oyuncu gelmiş ve takımdan ayrılmış oldu. Zaten bu tip takımlarımızım genel durumu bu her sene sil baştan kadrolarla oynuyorlar. Belirli bir istikrar yakalansa kadrolarda başarılar o zaman gelecek. Yalnız SBK'nın transferlerine baktığımızda sadece bir seneyi düşünmediklerini görebiliriz. Başarımızdaki en önemli anahtar sanırım yabancı oyuncu tercihleri oldu. Sezon başında gelen oyuncularımızla yola hala devam ediyoruz. Larkins, Julia, Adeola, Ellison gibi oyunculardan üst düzeyde katkı alıyoruz. Takım içinde de bir hava oluşmuş durumda. İnsan ilişkilerinde Türkiye'nin sayılı hocalarından bana göre Cantuğ Keskindemir bu olayda baş rolü oynuyor. Kendisine bu sezon Galatasaray'dan da teklif gelmesine rağmen kabul etmedi. Fırat Hoca müthiş bir analizci ve antrenör. İlerleyen zamanlarda çok büyük bir isim olabilir. Önce defansı düşünen defansı sağlam tutarsak başarının geleceğine inanıyorlar. Maçlara bakarsakta savunmamız hep öne çıktı. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi ekiplere deplasmanda yenildik ama zorlu maçların ardından. Son gelen Botaş ve Kayseri Ted maçlarınında fazla önemi bulunmuyordu. Sahamızda ise bütün maçları kazandık. Bunda taraftarın etkisi büyük, diyorum ki ben SBK saha avantajını elinde bulundurduğu sürece kimseye kolay kolay yenilmez.

Nesibe Burcu UZUN: Takımın kaptanı, takım içinde önemli bir yere sahip. Ligimizin tecrübeli uzunlarından bu sezon katkısı gerçekten büyük oldu. Takımın ihtiyacı olduğu anlarda can yakan üçlükleri, içeri drive edip ilginç asistleri ile katkısı oldu. Ayrıca yaşı gereği takımda herkesin büyük saygısı var ona karşı. 7 sayı ortalaması, 3 asist ortalamaları tutturdu.


Julie Ann Mc BRİDE: Samsun halkının büyük sevgisini kazandı, tavırları ilede taraftarların en sevdiği oyuncu konumunda. Kendisi zaten ligimizin gediklisi. Geçen sezonu hiç maç yapmadan tamamladı, transferi bu yüzden büyük risk taşıyordu. Ama riski tutturduğumuz belli oldu. Julie takımın en skorer oyuncusu ve her an onun eline bakıyoruz. Kendisini geliştirdi yani eskiden şahsi bir oyuncu iken bu sezon takım içinde rol almayı öğrendi. 15 sayı ve 4 asist ortalamaları ile başarılı bir grafik çizdi.

Erlena Lanay LARKİNS: Normal sezonun lig MVP'si dahi olabilir. SBK'nın bu sezonki en iyi oyuncusuydu. WNBA'de 2 dk süre alabilen bir isimken Samsun'da kendini buldu diyebiliriz. Gelecek sezonda Avrupa'dan bir takımla çok iyi bir kontrata anlaşmış durumda. Hareketleri, tavırları, mimikleri, espirileri ile takımın maskotu gibi. İnanılmaz eğlenceli birisi. Çok şanslıyız onun gibi bir oyuncuya sahip olduğumuz için. Kalın vücudu ile pota altını rakip takımlara kararttı çoğu maçta. 14 sayı 12 ribaund ortalamaları tutturdu. Zatende normal sezonun ribaund kralı.

İlkay MAŞA: İleride ligimizin istikrarlı şutörlerinden olacak. Çok iyi bir dış skorer ama içeriden de oynamayı öğrendiğinde iyi bir oyuncu olacağa benziyor. Kritik anlarda kritik şutlarına ihtiyacımız oldu. İdmanlarda gösterdiği performanslarla hep çok iyidi ama bunları maçlara pek yansıtamadı. Play-off'larda daha önemli görevler onu bekliyor. Yüzde 48 üç sayı yüzdesi var. Bu sezonuda 5 sayı ortalaması ile kapattı.

Adeola Olasunkanmi OLANREWAJU: O da ligimizi iyi bilen bir oyuncu. Geçen sezonu Migrosspor'da tamamlamıştı. Larkins'le birlikte iyi bir ikili oluşturdular. Pota altında ikisi büyük bir güç haline geldi. Ayrıca Adeola dışarıdan da oynayabildiği için büyük katkı sağladı. 7 sayı 7 ribaund ortalamaları ile oynadı.

Nihan ANAZ: Bir çok takımda başarı yakalamış, ligimizin tecrübeli oyuncularından. Transferi çok önemli oldu bizler için. Çok iyi bir iki numara. Bazı maçlar ipleri eline aldı rakiplerin Julie üstüne oynadığı anlardaki performanslarını izlemek müthişti. 11 sayı ortalaması ile kapattı normal sezonu. Bir ara para sıknıtısı yüzünden performansı düştü, sorunlar çıkardı ama SBK kendi içinde halletti bu olayı.

Alison Marie BALES: 2 metrelik boyuyla ligimizin hiç de alışık olmadığı bayan oyunculardan. Henüz o da genç bir oyuncu. Geçen sene WNBA'de kısıtlı süreler alırken SBK'da kendini buldu diyebiliriz. Uzun boyuyla ve dışarıdan da şut özelliği ile çok etkili oldu. Onu Ilgauskas'a benzetmek mümkün. Bayan Ilgauskas diyebiliriz. 8 sayı 7 ribaund ortalamarı tutturdu.

Pelin İNCEL: Rotasyonun önemli parçalarından biriydi, özellikle idmanlarda Nihan'ı çok zorlaması ile ön plana çıktı. Takımın ona her zaman ihtiyacı var ama gelişmesi gereken özellikleri var. Biraz öz güven gibi, biraz daha iyi şut atabilmesi gibi. 3 sayı 2 ribaund ortalaması ile bitirdi sezonu.

Gamze TÜRKOĞLU: Bu sezon sadece 25 dakika süre alabildi. Genç bir oyuncu onda da ışık var ama bu sezon kendini pek gösteremedi. İdmanlarda uzun oyuncularımızı çok zorladı ama sezon içinde fazla süre alamadı.

Hanife ÇAKIR: Genç bir oyuncu, hedefleri arasında iyi bir oyuncu olmak yok ama iyi bir idareci olmak var. Zaten bunun eğitimini alıyor. Bu sezon fazla şans bulamadı.

Cansu ASLAN: Genç Milli oyuncu, ileride büyük bir oyuncu olacağa benziyor. Bu sene süreler alacaktı ama sezon başı bir travma yaşadı. Onu yeni yeni atlatıyor, ileride bu kızı takip edin. Bayan Billiups diyelim ona da bir guard olmasına rağmen çok güçlü ve esktrası hızlı bir oyuncu.

Nihal GÜNGÖR: Genç oyuncu o da ileride iyi bir uzun olabilir. Bu sezon süre alamayan isimlerden biri daha.

Özlem ŞENCAN: Ligimizin tecrübeli oyun kurucularından. Yüzün üstünde milli olmuş bir isim ama beklediğim katkıları ondan göremedim. Takımda belkide eleştireceğim tek isim. Julie'nin arkasında zaten fazla süre alamadı. Katkısı şu yönde müthiş bir ingilizcesi var takımın tercümanı gibi.

Şimdi önümüzde zorlu Türkiye Kupası ve play-off macerası var. Türkiye Kupasında Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Mersin ve biz kupayı almak için mücadele edeceğiz. Orada zorlu maçlar olacak. Play-off'larda Mersin'e karşı üstünlük sağlamamız büyük avantaj. İlk turu ve Mersin'i rahat geçeğimizi ve finali Fenerbahçe ile oynayacağımızı düşünüyorum. Şampiyonluk zor ama imkansız değil. Cantuğ Hoca'ya güven tam

SBK'nın artı yönüde basketbolcu ambarı gibi. İnanılmaz bir alt yapı kuruldu. Erkekli, bayanlı genç takımlar var ve kaliteli oyuncular çıkıyor.

23 Mart 2009 Pazartesi

Çek Git Bebeğim Uzaklara

Cassio de Souza Soares Lincoln. Mükemmel bir futbolcu, Almanya Ligini sallamış, oranın en iyi futbolcusu seçilmiş, Alman Milli Takımının kapısından dönmüş bir isim. Kariyerine ve futbolculuğuna asla laf etmem. İstediği zaman nasıl futbol oynayabileceğini, marifetlerini bizlere eylül ile ocak ayları arasında da gösterdi. Meziyetlerine bakınca ayaklarına hakim, teknik, futbolu saha içinde iyi okuyan, koşan, süratli olmaya çalışan ve savunma bile yapabilen bir futbolcu. Baktığımızda Lincoln gibi bir futbolcuya sahip olduğumuz için sevinmemiz gerekiyor.

Ama ama ama... Lincoln'ün karakter olarak sorunları olduğunu düşünüyorum. Diğer Brezilya'lılar gibi profesyonel asla değil. Sürekli bunu okşayacaksın, şefkat göstereceksin ve pohpohlayacaksın. Yazın o sıcağında Kewell dahil futbolcular hazırlık kampında deli gibi koşarken Lincoln tatilde idi. Hep bunu yapıyor. Ligin devre arasında fizyoterapistim gelmezse bende gelmem dedi. Geldi fizyoterapisti gördük ligin ikinci devresindeki futbolunu. İstikrar sorunu var bu adamda. Adımı koyuyorum bir kulüpte 2 seneden fazla mutlu kalamaz Lincoln. Geçen sene Kalli'ye sormuşlardı Lincoln bir takımda 2 seneden fazla barınamıyor siz 4 sene mukavele yaptınız diye Kalli'de demişti ki o zaman bırakın 2 senenin tadını çıkaralım...

Senede 3.5 milyon euro alıyor. Futboluyla bu parayı hak ediyor mu. Ya da yaptıklarıyla. Biz bu takımda Hagi'yi gördük, Popescu'yu gördük, şimdi Kewell'ı görüyoruz hatta Arda'yı izliyoruz. Bu yabancılar kariyer olarak Lincoln'ü 10 kere döver. Bir kere sorunla karşılaştık mı merak ediyorum.

Lincoln bu kafayı değiştiremediği için üst düzey bir futbolcu olamadı. Yetenekleri falan müthiş, adam futbol oynamaya gelmiş dünyaya ama kafası profesyonel çalışsa bugün Galatasaray'da değil daha büyük kulüplerde izliyor olurduk.

Herkes benim ne kadar Lincoln manyağı olduğumu bilir. Geçen sene bu adam yatarken bile Lincoln Lincoln deliriyordum. Bu sezon yaptıklarıyla ama bana da gına geldi. Oyna diyor Bülent sakatım diyor. Hamburg maçı oynatıyor ruh gibi geziniyor. Bülent Korkmaz bütün yaptıklarıyla yanlış bir hoca olabilir ama Lincoln konusundaki tavrını sonuna kadar kutluyorum.

Skibbe'nin gitmesinde bile bir numaralı etken Lincoln. Şu yönden Skibbe müthiş tavizleri ile Lincoln'ü nasıl karıyıyordu biliyoruz. Bu futbolcularda rahatsızlık yarattı. Futbolcular sürekli bundan şikayet edip, yönetime baskı yaptılar. Skibbe'ye de olanlar oldu.

Senede 3.5 milyon alıyor bu adam. Diğer futbolcuların emeğine yazık gerçekten. Yıldız oyuncu tamam bir yere kadar anlarımda Avrupa'da yapsa ya bunları. Messi yapsa ya Barcelona'da mesela. Neden yapmıyor bu adamlar. Bizim ülkemizde sorun gerçekten. Yabancı oyunculara gereksiz tavizler veriyoruz, Avrupa'yı örnek almıyoruz.

Geçen sene Kalli'nin yaptıkları nazizim di. Orada Lincoln haklı lafım yok ama o olaydan sonra vitesi nasıl düşürdü gördük. Bu sene Bülent Korkmaz'ın tepkisi bence haklı.

Talih Kuşu

2010 Dünya Kupası elemeleri 5. Grup'ta 28 Mart'taki İspanya-Türkiye ve 1 Nisan'daki Türkiye-İspanya maçları öncesinde İspanya Milli Takımı'nın önemli oyuncularından Andres Iniesta ve Xavi sakatlandı. Puyol'da sakatlığından ötürü kadroda bulunmuyor.

Türkiye için talih kuşu bu resmen. Tabiki İspanya'da biri gitse yeri dolar ama Xavi ve Iniesta'nın olmayışı bulunmaz nimet. Makina düzeninde çalışan İspanya orta sahası büyük darbe aldı bununla. Şimdi galibiyete olan inancım artmaya başladı. Türkiye başarabilir iş inanmakta.

Sık Kafana Daha İyi

İtalya Birinci Futbol Ligi'nin (Serie A) son şampiyonu Inter'in başkanı Massimo Moratti, İbrahimovic'i satabileceklerini açıkladı.

İbrahimoviç Şampiyonlar Ligi'nden elenmelerinden sonra geleceği hakkında sezon sonu düşüneceğini belirtmiş. O da sanırım sıkıldı artık her sene İtalya'da şampiyon olup, Avrupa'da bir şey yapamamaktan. Inter başkanıda hemen olaya atlamış ben aman derim Ibrahimoviç giderse Inter biter. Mourinho bile kurtaramaz bu takımı. Ibrahimoviç'siz bir Inter düşünülemez.

Mourinho kurt hoca bu sene olmazsa seneye Inter'de mutlaka Avrupa kupası alacak. Ben inanıyorum.

Play-Off'lar Başlıyor Haydi Samsun Basket

Henüz ilk senesinde büyük başarılara imza atan Samsun Basketbol için asıl sınav şimdi başlıyor. Zorlu geçen normal sezonun ardından play-off heyecanı bu haftasonu start alıyor. Rakibimiz Ceyhan Belediyespor. Normal sezonda iki maçı da kazandığımız için doğal olarak seriye 1-0 önde ve saha avantajınıda elimizde tutarak başlayacağız. Sezon içinde baktığımızda kendi evimizde oynadığımız bütün maçları kazandık. Bunda tabi ki taraftarlarında etkisi büyük. Saha avantajımıza güvenerek play-off finaline mutlaka çıkmamızı bekliyorum. Orada da rakip büyük ihtimalle Fenerbahçe olacak. Yalnız kimse şimdiden Fenerbahçe'yi şampiyon ilan etmesin.

Normal sezonda mağlubiyetlerimize bakarsak İstanbul'da Beşiktaş'a 2 uzatmada, Galatasaray ve Fenerbahçe'ye de son anlarda yenildik. Botaş maçında yenilmemiz bizler için hayırlı oldu, Kayseri Ted maçınında prestij dışında bir önemi yoktu.

Cantuğ Keskindemir ve ekibine, oyuncularımıza ve taraflarımıza çok güveniyorum. Şampiyonluk asla hayal değil ve ilk senesinde bunları yapabilen bir takım oluşturduğumuz için bir Samsun'lu olarak gurur duyuyorum.

Beni play-off'larda tek endişelendiren nokta Julie bazı maçlar 40 dakikaya kadar oynayabiliyor. Sağlam bir guard rotasyonumuz yok. Özlem Şencan tecrübeli isim daha fazla sorumluluk almalı.

Neler Oluyor Bize?

Samiyen'de çok önemli iki maç birden kaybettik 4 gün içinde. Takımdaki bu dağılmışlığı, bu düşüşü, bu tuhaflığı anlayabilmek ne mümkün? Şu iki maç kazanılsaydı şu an hem çeyrek finalde oynayacağımız Manchester City maçını hemde zirve hesaplarını yapıyor olurduk. Oysa durumumuz şundan ibaret; Avrupa defteri kapandı, liderle aramızda 6 puan var ve en kötüsü biz Samiyen'de kazanamıyoruz!

Gelelim sakin olmayı gerektirecek durumlara; 6 puan asla kapanmayacak bir fark değil. Kaldı ki geçen sezon son 6 maçta kenetlenilip direk sonuca gidildi. Galatasaray futbol takımında tuhaf bir şey var işler ne zaman kötü gitse biz küllerimizden doğuyoruz. Son 9 maçtan bir taneside lider Sivasla ve içerde. Ayrıca şu milli takım arasında Arda biraz dinlenip sakinleşip kendine gelecek çünkü milli takım ona her zaman iyi gelir ve bence bu arada Mehmet, Servet, Emre üçlüsünden en az biri geri gelmiş olacak. Birde şu var elbette bu sezon takımlar öyle centilmenler öyle centilmenler ki liderliği birbirlerine sunuyorlar sürekli. Cuma günü Fenerbahçe yenildi buyrun siz olun dedi ertesi gün Trabzon yok olmaz anca beraber kanca beraber dedi onlarda yenildi, aynı günün akşamında ise Beşiktaş ile Sivas berabere kaldı. Bu kadar bereketli bir haftada puan kaybetmek hele ki yenilmek çok can sıkıcı sahiden ama iyi tarafından bakıncada bu sonuç çıkıyor ortaya. Rakiplerden 3ünün galip geldiğini düşünelim en yakın rakiple aramızdaki puan farkı 3 liderle aramızdaki puan farkı 9 olacaktı.

Bir kaç cümlede Bülent Korkmaz'a söylemeden olmaz. Takımın başına getirildiği gün sevinmeyen Galatasaray'lı çok ama çok azdır eminim. Fakat son iki maçtır yaptığı tercihleri anlayabilmek mümkün değil. Lincoln'ü oynatmaz anlarım ama Sabri, Harry Kewell gibi galibiyeti isteyen bu kadar hırslı futbolcuları nasıl alır oyundan nasıl böyle bir tercih yapar? Kabul bir enkaz aldı Skibbe'den takım hazır değildi, futbolcular moralsizdi, önünde hayati önem taşıyan bir Bordeux maçı vardı fakat artık 2 haftadır bu takımın başında ve biraz devreye girip takımı kendine getirmesi şart. Kaybetmeye ne tahammül kaldı nede kredi şu saatten sonra. Son maçlara kafa kafaya girilmeli ki şampiyonluk yarışında bizde varız denmeli. Rakiplerin puan kaybettikleri haftalar kaçırılmamalı artık.

Velhasıl kelam çok korkmanın gerilmenin lüzumu yok. Şampiyonluğun bir yere gittiğide yok. Fikstür avantajı hala bizde geride kalan maçlara bakıldığında. Yeterki inanmışlık, yeterki şampiyonluk arzusu takıma geri gelsin. Kenetlen Galatasaray kenetlen ve kendine gel! Denizin dibindesin şu anda bi nefeste su yüzüne çıkmazsan boğulacaksın!

22 Mart 2009 Pazar

Nonda + Ümit Karan x 5

Nonda + Ümit Karan x 5 yapıyorum yine bir Hakan Şükür'ü bulamıyorum. Nonda bu sezon kontratı kaptıktan sonra resmen yattı. 1 gram katkısı varsa futboldan anlamıyorum. Ümit Karan koca sezon ligde 1 gol atamadı insan sahaya çıkarken biraz utanır. Hakan Şükür'ü hep eleştirdim artık vadesi doldu falan diye. Kendimden de utanıyorum büyük ayıp ettim. Hakan Şükür'ün çeyreği bu sezon Galatasaray'da büyük iş yapardı.

Galatasaray bu ruhsuz futbolculardan derhal kurtulmalı.

YENİLMEZ Armada


Haftanın ve ligin son maçında derbi mücadelesinde Beşiktaş Cola Turka'yı Ayhan Şahenk Spor Salonunda konuk ettik. Geçen hafta Fenerbahçe'yi yenen Beşiktaş'tan eser yoktu bunda iki önemli oyuncusunun bilhassa Harper'ın yokluğu etkiliydi ve ezici bir üstünlükle hem maçı hem ligi tamamladık; 85-59

İlk periyotun 4 dakikasında yaptığımız iyi savunma ve birazda Beşiktaş Cola Turka'nın beceriksizliği ile maça 6-0 önde başladık. Beşiktaş alan savunması yapıyordu ama Augustus'un sayı ve ribaundları ile ilk periyotu 19-9 önde kapadık. 2. periyota kötü başlayan takımımız ilk iki buçuk dakikada sadece serbest atıştan 1 sayı kazanmış 5 sayıda yemişti. Bu şanssızlığı Tuğba Palazoğlu'nun 3 sayılık basketi ve iyi savunmamızla lehimize çevirip 8-0 lık bir seri yakaladık ve farkı 11 sayıya çıkardık. Maç 37-26 olmuştu ki Okan Hoca maçtaki ilk molamızı aldı. Tuğba Palazoğlu'nun akıl dolu pası ile aldığı pozisyonla potayı iyi gören Braxton ilk yarı sonucunuda skorborda yazdırıyordu: 43-27

3. periyoda hızlı hücumlar ve hücum ribaundları ile daha iyi başlayan taraftık. İlk 4 dakika sonunda skor 50-32 oldu. Branzova ve Kohen ile sayılar bulmaya çalışan Beşiktaş baskın oyunumuz karşısında tutunamadı ve oyundan düşmeye başladı. Coachları bile artık yenilgiyi kabullendi taktik vermeyi bırakıp yerine oturdu ve gençleri oyuna almaya başladı. 3. periyotun sonunda fark 29 sayıya kadar çıkmış ve 70-41 olmuştu. Son periyot Beşiktaş hücumu ile başladı fakat bu ilk hücumdanda yaptıkları faul ile yararlanamadılar. Beşiktaş'ın kötü oyununu istatistiklerde destekliyordu. Şöyle ki; fark 32 sayıydı, ribaundlarda 35e 9luk bir üstünlüğümüz vardı ve Beşiktaş ilk hücum ribaundunu maçın bitimine 20 saniye kala almıştı. 4. periyottaki ilk sayılarını ise 3 dakika geçtikten sonra elde ettiler. Adına yakışır güzellikte olmayan derbi 85-59 üstünlüğümüzle sona erdi.

Yenilmez Armada adına yakışır bir galibiyet almış ve ezeli rakibini derbide 26 sayı fark ile tabiri caizse ezmişti. Play offlarda da eşleştiğimizden bu maçtaki galibiyet bizi seride hem 1-0 öne geçirmiş hemde saha avantajını sağlamıştı. Ligi 4. sırada tamamlayan bayan basketbol takımımıza play offlar ve Eurocup'ta sonsuz başarılar.

Yapma Toraman

İbrahim Toraman Sivasspor karşılaşması sonrası kendisine sorulan Milli Takım'a neden alınmadığı ile ilgili sorulara ilginç cevaplar verdi. Kadroya alınmasını zaten beklemediğini, kendisinin vicdanının rahat olduğunu ve karşı taraflarında vicdanları rahatsa sorun olmayacağını söyledi. Eğer konuşursa çok şey konuşacağını ama konunun hassas olduğunu dile getirdi.

Yapma Toraman. Böyle yaparak Milli Takım'ın kapısını kendine daha çok kapatıyorsun. Belli ki Fatih Terim ile aranda sorun olmuş. Durduk yere Fatih Hoca kimseye kesit atmaz. Son haftalarında formda oyuncususun, Servet ve Gökhan Zan'ın da olmadığını düşünürsek İspanya karşısında sana ihtiyacımız vardı. Ama bu tip sözler sana yakışmıyor ara uzlaşacağına iyice sorun büyüyor. İbrahim Toraman bence ilk adımı atan olmalı. 2007 yılında Malta ile oynanan maçtan beri kadroda yok kendisi. Toraman lafını esirgemeyen birisi bu belli oldu ama kendisine Milli Takım kapılarını iyice kapattı. Sezon başında İbrahim Üzülmez kavgasını hatırlıyoruz bu kavga da kendisiyle ilgili kafamızda bir takım şeyleri açıklıyor. İbrahim Üzülmez'e bakıyoruz uzun zaman sonra Milli Takım'da.

Ayrıca Rüştü Reçber Milli Takım'ı bıraktığını açıklamasına rağmen kadroya alınmış. Zor dönemlere giriyoruz bu dönemde Rüştü'ye her zaman ihtiyaç var o da seve seve katıldı kadroya katıldı. Fatih Terim'i de bu hamlesi yüzünden kutluyorum.

Cassio Lincoln Kaprisleri


Geçtiğimiz sene başında büyük umutlarla transfer edilmiş ve omuzlarda taşınarak gelmişti Florya'ya. Sezon başındaki olağanüstü performansı ne kadar doğru bir transfer olduğunu bize ispatlar nitelikteydi. Fakat Beşiktaş maçı öncesi Hakan Şükür ile kadro dışı kalmasının ardından bir türlü eski performansını yakalayamadı sürekli düşüşe geçti. Bunun sebebi olarak Feldkamp ile aralarındaki gerginlik gösterilsede resmi açıklamalarda bir sakatlığının olduğu ve toparlanacağı yazılıp çiziliyordu. Geçen sezonun ardından bu sezon hazırlık kamplarına yine geç katılmış ve büyük tepki çekmişti. Fakat Skibbe ile arasındaki olumlu ilişki Lincoln'ün yeniden toparlanmasını ve futbolunu ilerletip skorlara etki etmesini sağlamıştı. Skibbe'nin Kocaeli maçının ardından gönderilip yerine Bülent Korkmaz'ın gelmesiyle merak edilen performansı yine düşüşe geçti. Hamburg maçlarında ise bu düşüşü tavan yaptı diyebiliriz. Almanyada ki ilk maçta oyundan çıkarıldığında verdiği tepki, Trabzon maçında yedek beklemesi ve Samiyendeki Hamburg maçında oyundan çıkıp direkt soyunma odasının yolunu tutması sadece performansının değil saygısının ve bağlılığınında zedelendiğini gösterir gibiydi.

Aslında Lincoln ile ilgili durum şundan ibaret; Lincoln ile Galatasaray teknik direktörünün arası iyiyse Lincoln oynar. Yok iyi değilse oynamaz. Keyfi işler yapıyor Lincoln. Çok iyi bir futbol zekası olabilir, çok başarılı bir futbolcu olabilir, çok iyi bir 10 numara olabilir, çok milimetrik paslar verip Baros'a goller attırabilir ama bunları canı isterse yapar! Galatasaray belirli bir inancın manevi bir gücün takımıdır. İnanç olmadığı zaman işler yürümez. Bu yüzdendir en büyük başarıların kendi içinden yetişen futbolcularla yakalanması.. Bu yüzdendir Fatih Terim'in İmparatorluğu, bu yüzdendir Hakan Şükür ve Metin Oktay'ın Krallığı, bu yüzdendir Bülent Korkmaz'ın Cesur Yürekliliği ve bu yüzdendir 22 yaşındaki Arda Turan'ın hala futbol oynarken efsanevi futbolcuların arasında gösterilmesi.. Arda gibi bir değer elimizin altında dururken Lincoln'ü bu kadar pohpohlamak onun çocuk gibi canı isterse yapar canı istemezse yapmaz hallerine tahammül etmek çok zorlaştı.

Sarı-kırmızı formayı giyen herkese destek vermek arma sevdalıları olarak bizim boynumuzun borcu elbette ama ben Meira'nın gözlerinde göremediğim ateşi ışığı şimdide Lincoln'ün gözlerinde göremiyorum açıkçası. En doğrusunu yönetim bilir ve eminim doğrusu yapılacaktır. Dilerim önümüzdeki sezon efsane isimlerin giydiği 10 numaralı forma ve kutsal Galatasaray Kaptanlığı Arda Turan'a verilir.

Benim Bir Hayalim Var

Birçok yıldız futbolcu gördük Metin Oktay'lar, Bülent Korkmaz'lar, Hagi'ler, Hakan Şükür'leri biz yaşadık. Bu takımın inanılmaz futbolcuları oldu, inanılmaz kaptanları ve 10 numaralarıda oldu.

Benim bir hayalim var. Bu hayal Aslantepe'nin açılışında Arda Turan'ı kaptan olarak ve 10 numarayı sırtına geçirmiş olarak görmek. Galatasaray'da kaptan olmak ayrıcalıktır, 10 numaralı formayı giymek ayrıcalıktır. Arda bunların hepsini fazlasıyla hak ediyor. Galatasaray'a bağlılığı, hırsı, mücadelesi, futbolu ve insanlığıyla Galatasaray'ın içinden çıkardığı en büyük değerlerden birisi. Böyle bir isime sahip olduğumuz için gurur duymalıyız.

Şu an 10 numaralı futbolcumuz Lincoln'ün yaptıklarını görüyoruz, Hagi'den beri 10 numaralı forma kimlere düştü biliyoruz. Kaptanlık meselesinin bu sezon nasıl sorun olduğunu da biliyoruz. Elimizde müthiş bir değer var Arda Turan. Kaçırmayalım, kaybetmeyelim, küstürmeyelim. Arsenal - Fabregas örneği orada. Biz de yapabiliriz. Aslantepe'de Arda'yı 10 numara sırtında ve kaptanlık pazı bantıda kolunda görmek istiyoruz. Bu gerçekleşebilir kendi içimizden yeni bir ilah çıkartabiliriz.

21 Mart 2009 Cumartesi

Herkes Memnun

Zirve yarışını yakından ilgilendiren mücadelede Sivasspor - Beşiktaş maçında 1-1 skor vardı. Oyuna ve sonuca baktığımızda iki takımda durumdan memnundu gibiler. Maç içinde müthiş pozisyonlar yoktu ama iyi bir mücadele vardı. İki takımda galibiyeti istediler ama beraberliklede fazla üzülmemiş oldular. Zirvede yine bu iki takım var. Trabzonspor ve Fenerbahçe bu beraberlikle biraz kendi maçlarının üzüntülerini dindirdiler, Galatasaray yarın galip gelirse bu hafta çok karlı çıkacak.

Kamanan'ın maça yedek başlaması şaşırttı beni. Bu sezon Sivasspor'un büyük takımlara karşı oynadığı maçlara baktığımda Kamanan'ın gelmesinden bu yana çift forvetten ödün vermiyorlardı. Kamanan mücadeleci ve hızlı bir oyuncu. Bu yüzden Sivasspor'un yapısına müthiş uyuyor. Sivasspor oyunu biraz daha kontrol etmek ve Mehmet Yıldız'la etkili olmak istedi. Beşiktaş cephesinde Bobo ve Yusuf tercihleri vardı. Mustafa Denizli'nin taktikleri belli olmuyor maçlara göre oyun şablonları değişiyor. Bakıyoruz Holosko bir maç var bir maç yedek aynı şekilde Delgado, Bobo, Yusuf falan. Sadece Ernst, Sivok ve Tello asları gibi. Beşiktaş'ta kontrollü oynamak istedi ve ilk yarı boyunca fazla pozisyon göremedik.

İkinci yarıda iki takımda gol bulma arzusundaydı. Sivasspor biraz daha etkin gözüktü ve golüde buldular. Beşiktaş buna Tello'nun şık golüyle hemen cevap verdi. Golde Yusuf'un yaptığı hareketler müthişti işte Beşiktaş'ın beklediği Yusuf bu. Herkes ondan bunları istiyor, bu sezon Beşiktaş formasıyla en iyi maçını oynadı Yusuf. Sivasspor Balili ve Kamanan değişiklikleri ile bir ara 3 forvete bile döndü. Bülent Uygun geçen seneki hatalarından arınmış gibi artık şampiyon olacağına inanıyor ve kimseden çekinmiyor. Beşiktaş'ta Nobre, Delgado'yu oyuna aldı ama oyun beraberlikle bağlandı.

Maçta dikkatimi çeken Bülent Uygun'a ceza veriyorsun adam yedek kulübesinin hemen ardında. Bu cezanın anlamı ne şimdi ha orada durmuş ha kulübede. Arada bir metre mesafe bile yok. Yıldırım Demirören cezalı şeref tribününde değildi normal tribünde oturuyor. Cezaların yaptırımı bu malesef ülkemizde eğer ceza veriyorsan stada sokmayacaksın. Öbür türlü anlamı kalmıyor.

İspanya Maçı Kadrosu



Fatih Hoca milli takım aday kadrosunu açıkladı kadroda şu oyuncular bulunuyor;

KALECİLER
1- Volkan Demirel - FENERBAHÇE
2-Rüştü Reçber - BEŞİKTAŞ
3- Ufuk Ceylan - MANİSASPOR

SAVUNMA OYUNCULARI
4- Gökhan Gönül - FENERBAHÇE
5- Sabri Sarıoğlu - GALATASARAY
6- Emre Aşık - GALATASARAY
7- Sedat Bayrak - SİVASSPOR
8- İbrahim Kaş - GETAFE CF
9- Eren Güngör - KAYSERİSPOR
10- Hakan Kadir Balta - GALATASARAY
11- İbrahim Üzülmez - BEŞİKTAŞ

ORTA SAHA OYUNCULARI
12- Hamit Altıntop - BAYERN MÜNIH
13- Kazım Kazım - FENERBAHÇE
14- Ayhan Akman - GALATASARAY
15- Mehmet Aurelıo - REAL BETIS
16- Emre Belözoğlu - FENERBAHÇE
17- Nuri Şahin - BORUSSIA DORTMUND
18- Mevlüt Erdinç - FC SOCHAUX
19- Tuncay Şanlı - MIDDLESBROUGH FC
20- Arda Turan - GALATASARAY

HÜCUM OYUNCULARI
21- Nihat Kahveci - VILLARREAL CF
22- Batuhan Karadeniz - ESKİŞEHİRSPOR
23- Semih Şentürk - FENERBAHÇE
24- Gökhan Ünal - TRABZONSPOR
25- Sercan Yıldırım - BURSASPOR


Güney Afrika yolundaki maceramızın en zor adımlarından birisi olan İspanya maçları öncesi açıklanan kadronun defansif yönü biraz güçsüz sanki. Servet'in olmaması ve alternatiflerininde çok başarılı olmayışı en büyük eksik gibi duruyor şimdilik. Nihat'ın dönmüş olması ise en büyük avantaj olabilir. Fakat uzun bir sakatlıktan henüz çıkmış olması ve hazır olup olmadığından haberimizin olmayışı Nihat konusunda bir handikap oluşturuyor. Ama yeni bir forvet yetişiyorki Sercan Yıldırım. Bursaspor'un ligin zirve takipçilerinin hemen arkasından gelmesinin belkide en büyük sebebi. Bursa'nın en büyük artısı. İspanya maçı gibi bir maçta onunla başlamak büyük cesaret isteyen bir durum. Fakat şuda var ki artık Sercan'ın bir yerlerden takıma adapte olması gerekiyor. İlk 11de olmasada iki maçtada oynatılması lazım takım ile bütünleşebilmesi için.

Şimdiden başarılar A Milliler yüreğimiz sizinle atıyor.

20 Mart 2009 Cuma

Kod Adı: Yıldırım

Arda Turan'dan sonra Türk futbolunun elindeki en yetenekli futbolcuyla karşı karşıyayız. Sercan Yıldırım'ı Fenerbahçe karşısında bir kere daha izledim Messi vari işler yapıyor. Topu alıyor seri çalımlar, seri paslaşmalar, beklenmedik şutlar bence Fatih Terim Sercan'ı Milli Takım için düşünmeli.

Bursaspor - Fenerbahçe karşılaşması heyecanlıydı. İlk yarıda iki takımda pozisyon olarak bir şey üretemedi sadece sahadaki gerilim vardı. Özellikle Emre Belözoğlu ve Bursaspor'lu futbolcuların çekişmesi çok heyecan vericiydi. Güiza uzun zamandan sonra gol attı ama attığı gol dışında pozisyona dahi giremedi. Garibim Semih bir o yana, bir bu yana mücadele ediyor ama tek başına bir yere kadar. Fenerbahçe'de ipler kopmuş, Aragones gitmeden onlardan bir şey beklemek yanlış olacaktır.

Bursaspor ikinci yarıda tek kale maç oynadı. Golü istediler, savaştılar ve son dakikalarda iki gol buldular. Sercan Yıldırım'ın önderliğinde Bursa hücumu bugün iyi işler yaptı.

Son Ivankov'un attığı penaltıda artık Fenerbahçe'de bir devrin daha kapandığının habercisi gibiydi.

 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir