Giderken bir teşekkürü hak ediyor. Çoğunlukla eleştirdiğimiz bir isim olsa da geriye dönüp bakınca Galatasaray günleri "kendi adına" o kadar da kötü değildi. 148 maçta 31 gol 30 asistlik bir performanstan bahsediyoruz. İyi ya da kötü, bu adamın kazanılan başarılarda bir şekilde payı vardı. Yine de ayrılığı doğal ve alınması gereken bir karardı.
31 Mayıs 2018 Perşembe
GS transfer güncesi #13; Semih Kaya
Konuşulması gereken ama konuşulmayan bir konu daha var. Kulüp ve ülke altyapısı almış futbolcu noktasında yaşanan bir sıkıntı da var ama çok dillendirilmedi. Bu dönem alttan iyi isimler gelecek ve onların şans da bulduğunu göreceğiz. Yine de yetmiyor, en az 3 yıl forma giyme şartı aranıyor. Bir örnek verelim, Beşiktaş Atınç Nukan'ı bu yüzden kiralıyordu.
Semih Kaya ve Emre Çolak isimleri bu anlamda değer kazanıyor. Hem Fatih Hoca dönemindeki iyi geçmişleri, hem de altyapı kontenjanı noktasında. Emre Çolak'ın Galatasaray'a dönme şansı olduğunu düşünmüyorum tabii, dönmemeli de. Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra içine girdiği ruh hali ve paylaşımları neticesinde o hakkı kaybetti.
Semih Kaya ise tam aksi. Galatasaray döneminde maruz kaldığı birçok eleştiriye rağmen herhangi bir tepkisi olmadı. Olabilecek en iyi ayrılığı da yaşadı, para kazandırarak gitti. Bugün para kazandırarak giden futbolcu sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Gittikten sonra da her fırsatta Galatasaray sevgisini, beğenisini dile getiren, paylaşımlar yapan bir futbolcu oldu. Semih Kaya'yı her açıdan eleştirirsiniz ama karakteri ve Galatasaraylılığı noktasında laf söyleyemezsiniz.
Fatih Terim'in Galatasaray'a kazandırdığı isimlerden biri. Ondan öncesinde de şanslar buldu ama gerçek anlamda istikrarı hoca döneminde yakaladı. Kimsenin bir umudu da yoktu, hesaplarda Semih Kaya ismi yazılmıyordu. Ujfalusi'nin de büyük katkılarıyla futbol sahnesine adım attı, hoca döneminde iyi 2 sezon geçirdi. Fatih Hoca sonrası ise Mancini'nin de tuttuğu isimlerden oldu, hatta onu sağ bekleştirme gibi bir süreci de izledik. Başarılı olabilirdi, iyi izlenim veriyordu derken Mancini ayrılığı geldi.
Hamza Hamzaoğlu döneminde yaşadığı bir sakatlık var, Semih Kaya için sonrası yok işte. Sık sakatlıklar yaşamaya başladı ve istikrarı her bir sakatlık dönüşü sonrasında daha da düştü. En son sıfırladı hatta, ayrılığı kaçınılmaz bir noktaya gelmişti. O da hiç sorun çıkarmadan, Sparta Prag'dan gelen teklifi kabul ederek takımına 2 milyon avro'luk bonservis kazandırdı. Sözleşmesinin son yılına gireceğini de düşünürsek gayet iyi rakam.
Çekya günleri ise iyi geçmedi. Yine sakatlıklarla dolu bir sezon ve sadece 8 maçta forma giyebildi. Onlar adına da büyük bir hayal kırıklığı olduğu açık. Bugün de Galatasaray'ın Semih Kaya'yı kiralayabileceği yazılıyor. Denayer, Serdar Aziz ve Maicon'la devam edilecek gibi görünüyor, bu üçlüye de Ozan Kabak'ı 4. stoper olarak düşünüyordum. Bu durumda işin içine altyapı kontenjanı girecek ve Semih Kaya bunu tamamlayan isimlerden biri olabilir.
Transferin stratejisini Uefa yaptırımları ve alabileceğiniz yerli futbolcular oluşturacak
Twitter'da yaptığım soru / cevaplarda en çok gelen sorulardan biri de "hangi pozisyona kaç futbolcu gerekir" üzerine. Aslında az çok herkesin bildiği, düşündüğü pozisyonlar. Ben de çeşitli yazılarda bu konuya değiniyorum. Bu soruyu cevaplamak için önce mevcut yabancı sayısı konuşulmalı. Onu da kısaca özet geçeyim.
Carole'nin kaldığını düşününce 13 yabancı oluyor ve 1 yabancı transfer etme hakkınız doğuyor. Bunu da Donk, Nagatomo ve Denayer'in takımda kaldığını düşünerek yazıyorum. Kalmasalar dahi yerlerine gelecek futbolcular yüzde 99 ihtimalle yabancı olacak, bir şey değişmiyor. Carole'yi düşünmeyince 2 yabancı alabilirsiniz ve yerli bir sol bek gerekliliği doğuyor.
Galatasaray'ın transferinin temelini yerli futbolcular oluşturmak zorunda. Alınabilecek yerliler yabancı futbolcu transferindeki stratejinizi oluşturuyor. Bu anlamda da ne kadar istemeyip beğenmeseniz dahi bazı transferlere evet demek durumunda kalıyorsunuz. Bunu da yaparken ya bonservissiz ya da mümkün olan en az rakamla transferi gerçekleştirmeniz lazım. İşin diğer boyutu da maliyet.
Sattığın kadar al yaptırımı olası duruyor. Bu da transferin stratejisini belirleyecek. Teklif gelen her isim için ayrılık ihtimali var. Garry Rodrigues, Gomis, Belhanda, Feghouli ya da kim olursa. İyi teklif karşısında "hayır" deme lüksümüz yok. Elimize geçecek rakamla da bir bütçe oluşacak ve gelen futbolcu kalitesi de buna göre belirlenecek.
Mevcut kadroya göre ihtiyaç duyulan pozisyonları yazayım. Bir forvet, iki orta saha (biri 8 numara, diğeri Badou Ndiaye tarzı), bir yerli sol bek, iki yerli kanat (biri forvet özellikli / Muğdat Çelik olabilir), bir de yedek kaleci. Giden ya da tutamayacağımız isimlere göre de plan değişir. Sol stoper deniyor mesela, ben mevcut stoperlerle yola devam edilmek durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Denayer'in kalmaması durumunda böyle bir transfer olabilir.
Orta saha için Nuri Şahin'in adı geçiyor mesela. Onun için detaylıca yazdım, gelmesi halinde diğer ihtiyaç duyulan pozisyonlar adına +1 yabancı daha alabilirsiniz. Bu tarz sürpriz yerli hamleleri gelebilir, çoğu isme de hayır diyebilme lüksümüz kalmıyor. Tabii işin temeli maliyet, önce Uefa yaptırımlarını görmemiz gerekiyor.
Altyapıdan gelecek isimler de işin sürpriz tarafı. Oradan gelecek önemli isimler var ama takımda kalabilecekler mi bilmiyorum. Fatih Hoca eminim ki bunun planını yaptı ve kampta kendilerine şans verecek. Oradan sürpriz kazanımlar da olacaktır ve en önemli transferin de bu olduğunu düşünüyorum..
30 Mayıs 2018 Çarşamba
GS transfer güncesi #12; Nuri Şahin
Blogun arşivine indiğimde birçok Nuri Şahin yazısıyla karşılaşıyorum. Dortmund sempatim bir yana, Nuri Şahin'e sevgim apayrı bir seviyede. Milli Takım'la da alakalı çok hakkının yendiğine inandım, en iyi zamanlarında dahi kenarda bekletildi. O da bunun neticesinde 29 yaşında Milli Takım'ı bıraktı. Hala verebileceği bir çok şey vardı. Müthiş bir karakter ve Milli Takım'ın lideri olmasını beklediğim isimdi.
Dortmund'un bayrak futbolcularından biri. Her ne kadar eski havasından uzak olsa da Nuri Şahin istemediği sürece ondan vazgeçilmez. Çıkan haberlerde Nuri Şahin'in ayrılık ihtimali konuşuluyor, yerli ihtiyacında da ismi doğal olarak anılıyor. Çok sevdiğim bir futbolcu olsa da Fatih Hoca'nın düzeninde Nuri Şahin'e rol bulmakta zorlanıyorum.
Galatasaray'ın yaşadığı en büyük sorunlardan biri savunmadan top çıkarmaktı. Tudor dönemi Fernando'yu stoperlerin arasına çekerek bunu çözmeyi denedik. Fatih Hoca ise Donk ve Denayer'le bunu kısmen çözdü. Nuri Şahin bu iş için en ideal isimlerden biri. Geriden oyun kurmak, atacağı ters toplarla bir anda hücumcusunu pozisyona sokmak gibi özellikleri var. Pas olayı belki de en iyi özelliği.
Sorun şu. Nuri Şahin'in tempo ve hız noktasında sorunları olduğunu düşünüyorum. Selçuk İnan'da hayal ettiğimiz "regista" rolü vardı ya, Nuri Şahin onu oynuyor aslında. 4-3-3 gibi bir düzende Nuri Şahin'i orta sahanın en derinine yazdığınızda önünde oynayacak orta saha ikilisinin temposu yüksek olmalı. Belhanda bu noktada doğru isim, diğeri ise Badou Ndiaye tarzında olmalı.
Fatih Hoca'nın Donk'u 6, Fernando'yu 8 numara olarak kullandığını gördük. Fernando o pozisyonda elinden gelenin en iyisini yaptı. İlk etapta biraz bocaladı ama alışmaya başladıkça etki etti. Rakip ceza sahasına girişleri, ön alan baskısı kıymetliydi. Sorun teknik ve pas özelliği. Yaratıcılık sorunu oluyor, ideal 8 olmaması bu yüzden. Nuri Şahin'in yaratıcılığı bunu kısmen dengelese de Nuri / Fernando / Belhanda orta sahasını kafamda pek canlandıramıyorum.
Bir yandan da yerli ihtiyacı zorluyor. Yerli kalitesini yükseltmek ve bazı pozisyonları bu tarz isimlerle geçmek zorunluluğu doğuyor. Fatih Hoca'nın Nuri Şahin düşüncesi ilginç geliyor sadece. Milli Takım'da dahi önceliği olmamıştı, şimdi Galatasaray'a istiyor olma durumu biraz da şartlarla alakalı olabilir. Önemli bir karakter tabii, hepsinin ötesi ise lider..
SC nostalji #93; Hakan Balta
Galatasaray'da geçen 11 yıl. Kabul edelim ki bayrak adamlardan biriydi ve bu taraftarın daima çok iyi hatırlayacağı futbolcular arasında olacak. Hakan Balta'ya olan sevgim karakteri ve istikrarından kaynaklı. Son dönemi bir kenara bırakmak durumundayım, ondan öncesini "istikrarla" anlatabiliriz. 10 üzerinden 10'luk bir isim belki hiç olmadı ama 10 üzerinden 7'nin de altına düşmüyordu.
GS transfer güncesi #11; Muğdat Çelik
Yabancı futbolcu ağırlıklı bir transfer gündemi konuşulsa da işin "yerli" tarafı çok daha önemli. Düşen bir yerli kalitesi var ve özellikle alternatif anlamda hamleler gerçekleşmeli. Bu hamleler gerçekleşirken de "ffp" detayı atlanmamalı. Ucuz ve bonservisi elinde olan isimler bu anlamda gündem oluyor. Muğdat Çelik transferinin ihtimal olması da bu sebeple.
Yasin Öztekin'in Galatasaray'da kalma gibi bir ihtimali kalmadı. Haliyle de o pozisyonda oynayacak bir yerli eksikliği oluşmuş oluyor. Sol kenar için benim aklımdaki isim Serdar Gürler olsa da şu ana kadar onunla alakalı bir haber okumadık. Osmanlıspor'un küme düşmesi itibariyle onun da oradan ayrılması çok olası ve Süper Lig'in tüm iddialı takımları adına da konuşuluyor. Galatasaray'da da iş görebileceğini düşünüyorum, özellikle gol ve patlayıcı özelliğiyle.
Muğdat Çelik biraz daha farklı. Forvet özellikli bir isim olduğunu yazarak başlayalım. Bu işe orada başladı, zamanla sol tarafa kaydı. Okan Buruk'un göreve gelmesinin ardından da önemli bir yükseliş gösterdi. Özellikle de önemli karşılaşmalarda sahneye çıkmasıyla ünlü. Hızlı ve patlayıcı özelliği var, açık alanda durdurulması güç. Kulübede bir uçurtma düşünülüyor olabilir, Fatih Hoca bu noktada Aydın Yılmaz'dan da katkı alıyordu.
Yine de Galatasaray için yeterli olduğunu düşünmüyorum. Bitirici ve teknik özelliği zayıf, kapalı savunmalar karşısında da etki etmesi zor. İşin mücadele tarafında ön plana çıkabilir, bu hamle biraz da Erman Kılıç hamlesine döner. Bonservisinin olmaması, maliyetin de düşüklüğü itibariyle yerli rotasyonu için düşünülebilir. Büyük beklentilerim olmaz, şahsen transfere de çok sıcak bakmam.
Yerli zorunluluğu var, transferin gerçekleşmesi durumunda olayı öyle okuyacağız. Sadece yerli olması da değil, altyapısını Türkiye'de almış olması itibariyle de kontenjanı dolduracak. Fatih Hoca ondan farklı bir etki de alabilir, mücadele ve hız tarafı kıymetli. Kenarda patlayıcı bir isim tutmayı da düşünüyor olabilir, o tarzda bir futbolcumuz yok çünkü.
29 Mayıs 2018 Salı
Şampiyonluk yolu sadece "büyük maçlardan" geçmiyor
"Gomis'in bizim maçlarda 1 golü var. Fenerbahçe ve Beşiktaş'a karşı yok. Sezonun oyuncusu diyemem. Etkili bir performans diyebilirim"
"Galatasaray maçının başında Donk'un yaptığı faul var. Sarı kart görmesi gerekirken ikinci yarı 5 faul daha yaptı. Faule maruz kalan oyuncular da devreye ceplerinde kartla girdi. Baskı yerine kontrollü oyuna döndüler."
Hata bizim. Abdullah Avcı'ya bu öz güveni maalesef biz verdik. Onun hatası ise hala Galatasaray'ı yakın geçmişteki gibi hatırlaması. Bunu kabullenemiyor, TT Stadyum'unda kaybettiği Galatasaray maçı için de türlü mazeretler öne sürüyor.
Mariano / Maicon arasını Elia ile işlemek işin kolay tarafıydı. Ya da Tudor'un karmaşık, rakibe odaklı önlem düzenlerinde yürüyüp gitmek. Fatih Hoca'nın Donk ve Denayer hamlesi işi bitirdi oysa, bu kadar basit. Donk'la orta sahayı tuttuk, Denayer'le hız ve atletizm kazanarak Elia tarzı isimler karşısında etkili olduk. Bir de Nagatomo var, Visca'yı uzun zamandır ilk kez o kadar etkisiz gördüm. Latovlevici'ye karşı oynamak kolaydı.
Bu kadar basit yani. Fatih Hoca ortaya koyduğu taktikle kazandı. Donk'un faulleri varmış kısmı işin hikaye tarafı. Sarı kart konusuna girersek zaten o maçta kimlerin kart görmediğini konuşuruz. Ya da Akhisar deplasmanını hatırlatırız, bu tarz öyle maçlar oynadılar ki. Başakşehir o mütevazı günlerinden uzaklaşalı çok oldu. Zirve yarışında istikrarlı şekilde kalmalarını başarı görüyorlar ama son 2 sezonda kaçan şampiyonluklar (özellikle de bu sezon) onlar adına hayal kırıklığıdır. Öyle bir yedek kulübeleri var ki Galatasaray'ı kaça katlarlardı bilemiyorum.
Bir de Gomis yorumu var ki en efsanesi o. Bu maçlarda golü yok ama takımı şampiyon. Şampiyonluk yolu da sadece bu maçlardan geçmiyor. Amaca bakmak lazım, büyük maçlarda alınan neticelere değil. Gomis'in de hem kazandığı şampiyonluk, hem de bir sezonda ligin en çok gol atan yabancı futbolcusu olma rekorunu kırması konuyu kapatıyor.
Büyük maçlarda da etkisiz bir hali yok ayrıca. Son Beşiktaş maçını örnek verelim. Penaltı kaçırdı, gol atamadı ama bana göre maçın adamıydı. Pepe'yi uzun zamandır bir forvet karşısında bu kadar etkisiz görmemiştim. Havadan ve gücüyle resmen bitirdi. Tosic'in atılışına ise girmiyorum bile. Bu kadar basit bir konu..
Ufukta "sattığın kadar al" yaptırımı varken kendi değerlerimizi yaratmalıyız
Uefa yaptırımları açıklandıktan sonra bu konu hakkında daha sağlıklı yazmak mümkün olsa da az çok neler olacağı biliniyor. Uefa'dan gelmesi beklenen yaptırımlar arasında sattığın kadar al, bonservis kotası ya da maaş sınırı gibi maddeler olacak. Hepsi bir yana, avro kurunu göz önüne alınca da büyük transferler yapmak zaten zor.
Bonservisi olmayan futbolcularla ilgilenmek doğru hareket ama orada da isimleri doğru belirlemek gerekir. Bu isimler de bedavaya gelmiyor, yıllık ve imza ücretleri atlanıyor. Yıllığı 3 milyon avro'dan başlayan bir ismi alamayız mesela. Ya da kendisi içi 1.5 - 2 milyon avro imza ücreti vermekte gün itibariyle çok zor.
Yaya Toure'yi örnek verelim. Kalitesinden asla kuşkum yok, nerede oynarsa oynasın elbette büyük katkılar verir. 1-2 yıllık bir süreçte maksimumu alırsınız. Ama kendisiyle anlaşmak istediğiniz an en az 2 yıllık sözleşme, 3 milyon avro'dan başlayacak yıllık ücret olacak ki imza ücretine girmiyorum bile. Şimdi bu ismin bonservisi elinde olsa da bedava gelmiş olmuyor.
Bu ortamda maliyeti düşürmek ve gençleşmek öncelikli konular. Kendi değerlerimizi yaratmalıyız, ufukta "sattığın kadar al" yaptırımı varken. Bu yaptırım olmasa dahi plan böyle gerçekleşmeli. Garry Rodrigues mesela iyi bir örnek. 3.5 milyon avro bonservis verdik ama piyasasına bakınca önemli bir kazanç elde etmek mümkün. Bonservis verilecekse bu tarz isimlere yönelmeliyiz. Günü kurtarmak adına da bonservisi elinde olan daha makul isimler ya da kiralık piyasasına bakılmalı.
Şu ortamda hala Shaqiri yazanlar var. Tottenham, Everton gibi kulüpler kendisini istiyor ve 14 milyon avro'luk serbest kalma bedelini de ödemeye hazırlar. Ya da Badou Ndiaye'yi kiralarız hayalleri. Öyle bir yatırım yaptıktan sonra bu adamı niye kiralasınlar. Ayrıca onun da belli bir piyasası var, bizim için uçuk bonservisler konuşulur.
Hedefleri doğru ayarlamak lazım, sonra hayal kırıklığı yaşarsınız. Transfer yapılacak pozisyonlar belli ama daha makul rakamları konuşacağız. Maliyeti düşürmek, gençleşmek en önemli düşünce ki böyle de olmalı. Kendi değerlerimizi ortaya çıkarmalı ve artık "futbolcu satan" kulüp haline gelmeliyiz. Bonservis verirken "geri dönüşü olacak" isimleri almak en kıymetli olan..
GS transfer güncesi #10; Okechukwu Azubuike
Her dönemin kendi içinde farklı şartları var. Ocak ayına dönelim. Badou Ndiaye'nin ayrılı sonrası o kadar dar bir zaman vardı ki tercih şansınız yoktu. O dönem Poko transfer yapmamış olsa an itibariyle Galatasaray'ın gündemine mutlaka girer ve transfer gerçekleşirdi. Aynı Poko'yu bugün ister misiniz deseniz hayır derim. Bu futbolcuyu beğenip beğenmemek değil, şu an yelpazem çok daha geniş. Zamanım var, piyasa da fazlasıyla büyük.
Azubuike için de bu geçerli. Ocak ayında da bu transfer konuşuluyordu, o gün zamansızlıktan belki hayır denmezdi. Gün itibariyle de medyada yazılıyor ama bu transferin gündemde olduğunu düşünmüyorum. Orta saha için en az 2 takviyeyi olmazsa olmaz görüyorum. Maliyet ve gençlik vurgusuna da Azubuike uysa da eminim ki havuz çok daha geniş. İlk olarak gündeme girecek isim olmaz, müthiş bir kalitesi olduğunu da düşünmüyorum.
Badou Ndiaye farklı bir isimdi mesela. Ben buradayım diye bağırıyordu ve Galatasaray'a geldiğinde de çok kısa zamanda gösterdiği etkinin altını çizdik. Kalsaydı çok daha iyisi olabilirdi, o transfer olmayı tercih etti. 6 ay içinde Premier Lig'e gidişi de kalitesini gösterir, bu anlamda çok iyi bir transferdi. Haliyle Azubuike de onunla kıyaslanacak ama aralarındaki fark büyük.
"Ciğersiz orta saha" tanımını hepimiz seviyoruz. Amansız tempo ve baskı bizleri cezbediyor. Azubuike de bu tarzda olsa bile teknik yeterliliğini düşük buluyorum. Şu an Fernando / Belhanda arasına bir ara taşı bekliyoruz ve nokta atışı gerekiyor. Eğer yabancı alma durumumuz çok daha geniş olsa gençliğine bakarak denenirdi ama böyle bir durum da yok. Çok fazla yabancı alamayız, haliyle araştırmaya devam.
21 yaşında tabii, ileride ne olur bilinmez. En azından ligimizde konuşulan bir futbolcu olmayı başardı. Yine de şu aşamada erken, biraz daha izlemek ve beklemek lazım. Bana şu ana kadar müthiş bir etkisi görünmedi, en azından Süper Lig için. Üzerine koyabilir, o potansiyeli de yok değil. Dediğim gibi henüz erken..
28 Mayıs 2018 Pazartesi
GS transfer güncesi #9; Emre Mor
Sorunlu adam ama bunun kaynağına inmeyeceğim. Deli bir potansiyeliniz olsa da o olgunluğa sahip değil. 20 yaşında, belki toparlar demek dışında bir yol kalmıyor. Dortmund ve Celta Vigo onun için önemli yatırımlar yaptılar. Aldıkları karşılık ise 0, özellikle de Celta Vigo tarafında. Onlar adına 13 milyon avro'luk bir yatırım bu, hadi Dortmund'u kenara bırakalım.
Sezon içinde gelgitleri çok oldu. Yükseldiği ve çakıldığı anlar var. Şu an 2. kez kadro dışı kaldı ve bu formayı bir daha giymesinin zor olacağı söyleniyor. İlk kadro dışı kaldığı anda da Galatasaray'a olur mu diye düşündük ama geri dönmeyi başarmıştı. 2. kez kadro dışı kaldığında da aynı şeyi düşünüyoruz, özellikle de Fatih Terim varken.
Belli ki Celta Vigo'nun Emre Mor'u kazanması zor. Bu noktada yapabilecekleri tek bir iş var. Emre Mor'un yükselebileceği ve piyasa yapabileceği bir takıma kiralanması, o piyasayı yaptıktan sonra da satmak. Ne kadar potansiyelli olsa da mental noktada kendini hiç geliştirememiş bir futbolcu. Yaşının henüz 20 olması şans, ne olursa olsun şu kısa kariyerinde arkasında Almanya / İspanya deneyimi var. Henüz yapamamış olması bundan sonra yapamayacağı anlamına gelmiyor.
Fatih Terim'in Milli Takım'a kazandırdığı ve çok daha genç yaşlarında şans verdiği bir futbolcuydu. İlişkilerinin de iyi olduğunu biliyorum, Emre Mor'un Fatih Terim'e büyük bir saygısı var. Bu anlamda yeniden bir araya gelmeleri Emre Mor'un büyük faydasına. "Biz başka takımların futbolcularını mı yetiştirmeliyiz" gibi bir soru da sorulabilir, sonuçta gideceğini bildiğiniz bir isim. Emre Mor'u bugün kiralasanız dahi bonservisini almanız çok zor.
Orada da Talisca örneği verilir. Benfica'da olmamıştı, onlar da futbolcuyu geliştirmek ve piyasa yapmasını sağlamak için Beşiktaş'a verdiler. 2 sezonda gelişimini de izledik, takımına katkısını da. Emre Mor için de bu planı düşünüyorum, gayet akıllı bir adım. Özellikle de yerli ihtiyacı duyduğumuz şu zamanlarda ilaç gibi bir transfer olabilir. Fatih Hoca'nın elindeki Emre Mor beni heyecanlandırır. Bu tarz bir patlayıcı futbolcumuz yok.
Gündeme gelmemesi bence imkansız. Olası da bir transfer, Celta Vigo'nun kiralamak isteyeceği takımlar arasında Galatasaray olacaktır. Yerli konusunda açık olduğu kadar kanat rotasyonu da sorunlu. Feghouli'den beklenileni alamadık, Garry Rodrigues gidecek diyoruz, Yasin Öztekin'in sözleşmesi bitiyor ve elde bir anda Sinan Gümüş kalabilir. Açık bir yabancı hakkı da yok, haliyle bu tarz yerliye burun kıvrılamaz..
3.05.2018 tarihli yazı..
3.05.2018 tarihli yazı..
5li #22; Güzel goller var, daha da önemlisi içinde kıymetli anlar bulunan
Unutulmaz 5 an diye bir liste hazırlamak istesem de bu şampiyonluğun o kadar çok hikayesi var ki hiçbirini birbirinden ayıramadım. İş bir noktada "unutulmaz 5 gole" dönmek durumunda kaldı. Güzel goller var, daha da önemlisi içinde kıymetli anlar bulunan. Şampiyonluk yazılarına devam edelim..
Sofiane Feghouli / Bursaspor 1-2 Galatasaray
Feghouli'nin Galatasaray formasıyla en unutulmaz anı da diyebiliriz. Umarım bu unutulmaz anlara çok daha fazlasını ekler, kendisinden beklenti yüksek ve bunu genele henüz yayamadı. Bursaspor karşısında maçı 1-1'e getiren gol de bir anlamda isyanı başlatan hareketti. O sezon ilk kez geriden gelip maç kazandık ve o hareketi başlatan da Feghouli'nin attığı muhteşem goldü.
Maicon / Galatasaray 3-2 Karabükspor
Bir geri dönüş daha. Maicon'un sezon içinde bu tarz aldığı sorumlulukları sık sık izledik. Gençlerbirliği karşısında ters tepti mesela, Karabükspor karşısında ise 3 puanı getirdi. Bir sağ bek edasıyla ceza sahasının içine girdi, önüne düşen topu da klas bir forvet edasıyla bitirdi. O gün de büyük bir isyandı, Maicon'un bu kareleri unutulmayacak.
Mariano / Galatasaray 2-0 Başakşehir
Galatasaray adına sezonun en güzel golü desek yalan olmaz. Mariano'yu teknik becerisiyle ön plana çıkarırız ama sol ayağını bu kadar iyi kullanabildiğini bilmiyordum. O vuruş müthiş bir öz güven ve takımını da ipten aldığını söyleyelim. Maç 0-0 diye bağırırken sahne aldı ve bana göre 3 puanı getiren golü attı. Yıllar sonra dahi hatırlanacak bir gol.
Sinan Gümüş / Alanyaspor 2-3 Galatasaray
Geri dönüş gollerinin hastasıyız. Sinan Gümüş'ün de bu noktada attığı 2 kıymetli gol var. Konyaspor karşısında attığı golün de önemi çok büyük ama Alanyaspor maçında yaptığı tam bir ipten almaydı. Alanyaspor karşısında kaybedebilirdik, o kadar kötü bir futbol vardı. Geri dönüş adına umudum yoktu bile, hatta "şampiyonluk gidiyor" tarzı düşünce dahi oluştu. Sinan Gümüş o anda sahneye çıktı ve deplasman fobisini söktü aldı.
Fernando / Galatasaray 2-0 Beşiktaş
Fernando'nun 2 golü var, 2'si de birbirinden kıymetli. 4-2'lik Akhisar maçında attığı golle geri dönüşü başlatmıştı. Beşiktaş maçında attığı golle ise galibiyet noktasında en büyük adamı attı. Büyük maçları kazanamıyor algısını Başakşehir karşısında kırdık, Beşiktaş karşısında ise devam ettirdik. Bu gol asla tesadüf değil, Fernando son dönemi 8 numara gibi oynamaya başladı ve ceza sahası içine sık girişlerinin ödülünü aldı..
Çok konuşulmasa da Galatasaray'ın büyük bir yabancı kontenjanı sorunu var
Carrasso ve Latovlevici'nin sözleşmeleri biterek takımdan ayrıldılar. Denayer ve Nagatomo'nun da kiralık sözleşmelerinin bittiğini ekleyelim. Tabii onların takımda kalma ihtimali var, kendileriyle yola devam edilmek isteniyor. Donk'un da biten sözleşmesi uzatılacak gibi görünüyor. Bir de geri dönecek Carole ve Cavanda gibi isimler var. Carole'nin de takımda kalma ihtimalinin olduğunu belirtelim.
Çok konuşulmasa da Galatasaray'ın büyük bir yabancı kontenjanı sorunu var. Yabancı transferi için o kadar rahat etmek mümkün değil. Carole'nin de takımda kaldığını varsayınca 1 tane yabancı hakkı alma doğuyor. Oysa orta saha / forvet temelli transfer hayallerimiz var. Tabii mevcut isimlerden gidenler olabilir ve ona göre strateji değişebilir. Mevcut tabloya göre yorumluyorum.
Bir örnek verelim. Carole'nin kalma ihtimalinden bahsediyoruz ama o zaman kendisi 13. yabancı olarak görünecek. Nagatomo kalmasa dahi yerine alınacak sol bek yabancı olacak. Alternatifini Carole yapınca da yabancı transferi konusunda hareket kabiliyetin azalıyor. Yerli bir sol bek düşündüğümde ise sayacağım hiçbir isim beğenilmeyecek. Ömer Bayram, Atilla Turan, Aziz Behich diye ilerleyecek bu liste. Hepsi de bonservis bedelli futbolcular.
"Takım içinden şu gitse, yerine alınacak yerli bu olur" diyebileceğim tarzda bir isim de yok. Yerli piyasası hem kısıtlı, mevcut isimler de pahalı. Bir de işin Uefa yaptırımı boyutu var. Kısıtlamalar hala açıklanmadı ve olası bir "sattığın kadar al" durumunda bonservis konusunda o kadar rahat hareket etmek mümkün olmayacak.
Yerli ihtiyacı çok büyük, kesin olan bu. Burada Galatasaray altyapısı ön plana çıkabilir, sürpriz kazanımlar bekliyorum. Oradan rotasyon içine ne kadar isim sokabilirsek çok büyük kazancımız olacak. Diğer konular da önce Uefa yaptırımı, sonra olası ayrılıklar üzerine konuşulur. Garry Rodrigues diyoruz mesela, beklenen bonservis gelirse elimiz epey rahatlar. Ya da bu tarzda x bir ismin satışı sonrasında..
27 Mayıs 2018 Pazar
Gomis, Feghouli gibi isimler ilk şampiyonluğu kutluyor, Tarık Çamdal'ın 2 oldu
Şampiyonluk kutlamalarında dahi "yuhalanması" doğal bir tablo. Bu konuda duyar göstermem imkansız, hak ettiği bir tepki. Onun için ödenen bonservis ya da yıllık ücreti elbette Tarık Çamdal'ın değil, dönemin idarecilerinin suçu ama şu tabloda tepki yersin. En azından tepki yiyeceğini bilirsin ve alakanın olmadığı bir şampiyonluk kutlamasında da podyuma çıkmazsın. Tek tepkiyi de o yedi zaten, Latovlevici ya da Eray İşcan dahi alkışlandı. Olması gerekenin de bu olduğunu düşünüyorum, haliyle duyar kasamam. İşin ilginç yanı da 4 yıllık Galatasaray kariyerinde kazandığı kupalar. Gomis, Feghouli gibi isimler kariyerindeki ilk şampiyonluğu kutluyor, Tarık Çamdal'ın 2 oldu. Bu da futbolcu şansı işte, kadere bir şey diyemezsin. Maliyet / fayda anlamında Galatasaray tarihinin en kötü transferiyle karşı karşıyayız. Yeni sezonda kendisiyle yolları nasıl ayırırız hiç fikrim yok. 1.6 milyon avro'ya ulaştı yıllık ücreti, kur da sabit değil. Yasin Öztekin'in sözleşmesinde sabitlenen kur var mesela, takıma göre düşük bir ücreti var. Tarık Çamdal ise Linnes'ın 2 katı fazla ücret alacak ve takımdan ayrılmamak adına çabalayacak. 1 yıllık sözleşmesi kaldı, sabır diyelim. Olmadı yine ücretini biz kiralayacağız ve x bir takıma kiralayacağız. En azından göz önünde olmayacak..
Cavanda'nın menajeri iyi çalışıyor, mutlaka bir takım bulacaktır
Cavanda'nın satın alma opsiyonunun kullanılmasını bekliyordum. Standard Liege'de kötü bir sezon geride bırakmadı. Kullanılmasa dahi talibi çıkar, mutlaka değerlendirilir. 27 yaşında, en kötü zamanı bile Belçika Milli Takım'ı havuzunda olan, Lazio ve Galatasaray gibi takımlardan oluşan iyi / kötü bir cv'si var. İnsanlar merak ediyor, Fatih Hoca'nın elinde ayaklanabilir miydi diye sorular geliyor tabii. Mariano / Linnes rotasyonunda şansı yok elbette, ayrıca kalabalık bir yabancı futbolcu grubu var. Carole'nin bu anlamda şansının olduğunu düşünüyorum, Cavanda'nın tek yolu takımdan ayrılığı olacak. Haziran ayı içinde transfer olamaması durumunda geri dönecektir, ilk etap idmanlarında mutlaka izleriz ama kamp kadrosunda yer alacağını düşünmüyorum. Fatih Hoca'nın bu dönem politikasında "kimden ne alabilirim" düşüncesi mevcut. Zaten biraz da buna mecburuz. Olası Uefa yaptırımları, dövizin geldiği nokta derken bizi de büyük sıkıntılar bekleyecek. Cavanda'nın maaşının düşük olması da bizim avantajımıza. Menajeri iyi çalışıyor, mutlaka onun için takım bulur. Hatta bu işten bonservis dahi kazanmak mümkün. 1 milyon avro civarında bir rakamı görebileceğimizi düşünüyorum.
GS transfer güncesi #8; Samuel Bastien
Samuel Bastien'le alakalı bloga yazı yazdım diye hatırlıyordum. Ocak ayının son günlerinde ismi geçtiğinde yazmış olmam lazımdı ama atlamışım. Hem o boşluğu doldurmak, hem de son durumu konuşmak isterim. Yaz döneminin en ciddi adaylarından biri olacağını düşünüyorum, Galatasaray'ın transfer etmek istediği isimlerden.
Badou Ndiaye'nin transferi çok geç tamamlandı ve kalan 2 gün içinde de Galatasaray'ın pek fazla hamle yapma şansı kalmadı. İlgilendiği isimlerle de pazarlık için zaman olmadığından transferler gerçekleşmedi. Nagatomo'yu Fatih Hoca'nın kişisel çabalarıyla alsak da Bastien ve Okaka gibi transferler tamamen zaman olmamasından kaynaklı gerçekleşmedi.
Samuel Bastien'i Fatih Hoca çok istiyordu. Chievo'yla da futbolcunun kiralanması üzerine bir anlaşma gerçekleşmek üzereydi. 3-4 milyon avro civarında da bir opsiyonu vardı ve akıllıca yatırım olacaktı. Badou Ndiaye'yi çok iyi paraya sattık, yerini de genç ve potansiyelli bir isimle doldurmuş olacaktık. Samuel Bastien'in Chievo günleri beklenen ölçüde geçmemiş olabilir ama 21 yaşında ve Fatih Hoca'yla yükselmesi muhtemeldi.
Sözleşmesi 2019'da bitiyor gibi görünse de 1 yıllık opsiyon maddesi var. Burada iş Bastien'de bitiyor, yaz dönemi de yüksek ihtimalle takımından ayrılacak. Chievo'da ligde 16 maça çıktı ve sadece 1 golü var. Forma düzeni de fazlasıyla istikrarsız, çok mutlu olduğunu düşünmüyorum. Önemli bir potansiyel, kendisinden yana beklentiler var. Galatasaray da onun için üst seviye diyebilirim. Makul bir transfer olacaktır.
Badou Ndiaye'den kaynaklı bir tempo açığı doğdu. Bunu orta sahayı 3'leyerek dindirmeye çalışsak da tempoyla alakalı bir eksik var. Hocanın kafasındaki asıl düzenin de 4-1-4-1 olduğunu düşünüyorum, bu anlamda Belhanda'nın yanında daha tempolu bir isim gerekecek. Bastien'in de o boşluğu doldurmak anlamında uygun adaylardan biri olduğunu düşünüyorum.
Temposu yüksek, oyunun iki yönünü oynayan, pas ve teknik özelliği de fena düzeyde olmayan bir isim. Badou Ndiaye'de de eleştirdiğimiz özellikler vardı, özellikle gol / asist sayıları anlamında. En fazla Bastien'de de bu eleştirilir ama yaşı genç, gelişimi fazlasıyla açık. 3-4 milyon avro'luk bonservis maliyeti de uygun bir rakam, yıllık ücretinin de zorlayacağını hiç düşünmüyorum.
Ocak ayında transferi gerçekleşmiş olsaydı iyi bir alternatifimiz olmuş olacaktı. Tolga Ciğerci'yi kenardan getirdiğimizde beklenen etkiyi alamıyoruz, o da Tudor sonrası düştü. Bastien'i kenardan bu düşünceyle de getirebilirdik, 11'de tempo amaçlı da kullanırdık. Çok genç bir takım değiliz, dinamizm kazandırırdı. Badou Ndiaye'nin yokluğunu pek hissetmiyor gibi görünüyor olabiliriz, bu da biraz Fatih Hoca'nın dokunuşlarıyla alakalı..
27 Mart 2018 tarihli yazı..
27 Mart 2018 tarihli yazı..
GS transfer güncesi #7; Ismaël Bennacer
Şampiyonlar Ligi'nde oynayacağımız için bu tarz isimlerin yeterliliği sorgulanıyor. Öncelikle hedefi doğru belirlemek ve geleceğe dönük sağlam adımlar atmak lazım. Elbette Avrupa'da başarı arıyoruz, bunun özlemi büyük. Şu maddi tabloda bunu bir anda yakalamak güç. Yıllardır Avrupa'da kaybolduk, yeniden toparlamamız elbette zaman alacak.
Galatasaray'ın kadrosu da çok genç değil. Geçen sezon öncesinde maliyeti yüksek kadro kurduk ve önemli bir değişim yaşadık. Gelen isimlerin yaş ortalaması ve maliyetleri göz önüne alındığında da öyle bir etkiyi bu sezon yaratmak güç. Ayrıca gerekliliği de yok, burada altı çizilesi nokta mevcut kadronun içine yapılacak eklemeler. Bazı pozisyonlar nokta atışı istese de öncelikli hedefin maliyeti düşürmek ve gençleşmek olduğunu düşünüyorum.
Scout ekibini geçen yıllarda ne kadar etkili kullandığımız tartışılır. Onlar kaynaklı gelen isimlerin iş yaptığını düşünüyorum. Bugün Garry Rodrigues'i konuşuyoruz mesela, harika bir transferdi. Carole de bence kötü hamle değildi, şanssızlığı kötü zamana denk gelmesi. Bruma / Telles gibi isimler de maliyetli görünebilir ama potansiyelleri ortada. Bugün ihtiyaç duyulan da maliyeti düşük, mümkünse de genç adımlar. Bu anlamda bonservisi olmayan futbolcular da önemli, Ismaël Bennacer gibi potansiyel sahibi isimler de.
Ismaël Bennacer'i Arsenal alırken önemli bir potansiyel adayıydı ama çok üzerinde durmadılar. Biten sezonun başında ise Empoli onu 1 milyon avro'ya transfer etti. Bennacer de Empoli'nin Serie B şampiyonluğunda pay sahibi isimlerden. 39 maçta 2 gol 4 asisti biraz düşük görünse de oyun tarzı biraz Emre Belözoğlu'nu andırıyor. Tabii onun da ilk dönemlerine dönmek lazım. Yaratıcı bir oyuncu olduğu kadar oyunun iki tarafında da var ve mücadelesiyle de ön plana çıkıyor.
Belhanda ve Fernando'nun arasına bir tamamlayıcı arıyoruz. Badou Ndiaye tarzı tempolu bir ismin altı çizilse de ben 2. bir Belhanda aradığımızı düşünüyorum. Hem işin mücadele kısmında olacak, temposu yüksek ve yaratıcı bir isim bence öncelikli tercih. Fatih Hoca da yaşı ne olursa olsun yetenek gördüğü, inandığı bir ismi direkt kadroya yazar ve ısrarcı olur. Bennecar'ı da çok beğendiği yazılıyor ve Galatasaray'a transferi durumunda direkt oynamaya başlaması şaşırtıcı olmaz.
Aksi durumda dahi böyle bir alternatife ihtiyaç var. Kulübeye baktığınızda ne yaratıcı bir orta sahanız var, ne de tempo sahibi, patlayıcı özelliği olacak bir isim. Bennacer bu anlamda önemli bir yatırım. O rotasyona bir şekilde Emre Akbaba'yı da dahil edebilirsek iyi bir hareket olacak. Fernando / Donk rotasyonunda 6 numara tamam ama iki 8 için elde olan tek isim Belhanda. Oraya en az 2 isim koymalıyız ki mevcut yabancı tablosunda biri kesinlikle yerli olmalı.
İyi de bir sol ayak, eklemek lazım. Takımda sol ayaklı futbolcu sayısı çok az. Bennacer iyi de bir sol ayak. Orta sahada dikine oynayabilmek kıymetli, o konuda da elimizde bir tek Belhanda var. Fernando'nun yanındaki her iki 8 de mücadele kısmında etkin olup, tempo yansıtınca her şey çok daha güzel olacak. Carole de geldiğinde Fransa 2. Ligi'nde oynuyordu, bu durum sakın aldatıcı olmasın. Bu tarz liglerde çok kıymetli potansiyeller var..
26 Mayıs 2018 Cumartesi
Bu büyük bir öz veri ve unutulmayacak bir hareket
Feghouli'yi hayal kırıklıkları arasında değerlendirsek bile 27 maçta 6 gol 9 asisti var bu adamın. Şampiyonluk yolunda ortaya kalite koyduğu maçlar olmadı değil. Süreklilik yoktu işte, sorun tam olarak bu. İstikrar sağlayamadı ve ayağa kalkmasını, bizi ipten almasını beklediğimiz çoğu maçta da yokları oynadı.
Biz bu durumu sezon başı kampı görmemesine bağlıyorduk. Yaşı 28 ve kalite eşiğinin çok yüksek olduğuna inanıyorum. Hatta profil noktasında da kendi pozisyonunda ligin en iyisi. Bunu gösteremedi işte, hayal kırıklığı burada yatıyor. Tabii bu yeni sezonda iyi işler yapmayacağı anlamına gelmiyor. Her fırsatta da bunun altını çiziyorum.
Yaz dönemini sakat geçirdi ve geri döndüğünde Eylül ortasıydı. Hazır olması, toparlanması haliyle belli bir süre aldı. Devamında da yediği kırmızı kartla alakalı 1 aylık yokluğu oldu ki sonrasında biraz daha geriye gitti. Ocak ayı kampı onun adına fırsat olabilir diye düşünsem de yaz dönemiyle bir olmuyor. Gerçi sorun da başkaymış.
Feghouli'nin son 4-5 ayı aşil tendonundan yaşadığı sakatlıkla geçmiş. Tempo sorunu, hızlanamaması ve çekingen futbolu bundan kaynaklı. Bilmiyorduk tabii bunu, haliyle sert eleştirdik. Oysa ortada büyük bir öz veri var. Zaten dar bir rotasyonumuz var ve şampiyonluk yolunda "sorumluluk" alan futbolcular bizi ayakta tutuyor.
Şöyle düşünün. Doktorun oynayabilir dediği ama sözleşmesindeki maddeye güvenerek "sakatım" diyen futbolculara da şahit olduk. Kıstas bu haliyle, Feghouli'yi de bunun üzerinden yorumlamak gerekiyor. Bana göre bu büyük bir öz veri ve unutulmayacak bir hareket. Feghouli gitsin derken bir de bunu düşünmeli.
Önümüzdeki sezon için "yeni transfer" olmasını bekliyorum. Kamp dönemi mutlaka iyi gelecek ve tempo kazanacak. Yetenek ve kalite ucu açık, buraya da aidiyet beslediğini görmüş olduk. Feghouli'den yana umutlu olmakta fayda var. Satalım, gitmeli deniyor da o kaliteyi yakalamak zor. 28 yaşında, bu unutulmasın..
Ocak ayında tarih yazılmıştı, bugün yazılan tarih ise çok daha büyük
Ocak ayında büyük bir tarih yazılmıştı. Bugün yazılan tarih ise çok daha büyük. Dursun Özbek ismini bir daha Galatasaray'la alakalı anmamayı ve konuşmamayı diliyorum. Ocak ayında gösterilen reaksiyon büyük oldu. O gün Mustafa Cengiz belki de Dursun Özbek'e tepki olarak başkan seçildi. Bugün ise gerçek anlamda bir başkan oldu, ezici bir üstünlükle.
Şampiyon oluyoruz ama o heyecanı 24 saat bile yaşayamıyoruz. Türlü algı operasyonları, bilgi kirlilikleri beraberinde geliyor. Şu seçim öncesi yapılan yorumları hatırlıyorum, bir de çıkan sonuca bakın. Tutmuyor işte, o reaksiyon artık tahmin edilemiyor. Bazı şeyler yıkılmaya başladı, bunu görmek lazım. Kemik kitleler diyerek başlayan cümlelerin sonu geldi.
Mustafa Cengiz en azından 1 dönem daha başkan olmayı fazlasıyla hak etmişti. Şampiyonluk, o şampiyonluk sürecinde ödenen paralar, Uefa sürecinin mümkün olan en hafif hasarla atlatılması, taraftarla sinerjisi ya da Fatih Hoca'nın rahat hareket edebilmesi. Ocak ayında başkan seçildiğinde günü kurtarmak gerekiyordu, o ise bir yandan enkaz kaldırdı. Önümüzdeki 3 yıllık süreçte ise gerçek anlamda başkanlık yapacak. Vaatlerin gerçekleşme zamanı.
Bazı konularda bakış açısı elbette eleştirildi. Diğer branşları bu anlamda ilk sıraya yazabiliriz. Galatasaray'ın her branşta mümkün olan en iyi kadrolarla mücadele etmesi gerekiyor. Futbol ne kadar odak görünse bile bu atlanmamalı. En büyük eleştiriyi bu noktada almıştı, yeni dönemde daha sağlıklı hareket edileceğini düşünüyorum.
Çok fazla söylenecek söz yok. Ozan Korkut'un kaliteli bir ekibi vardı, Ali Fatinoğlu'nun ise dersine çalıştığını ve iyi projeleri olduğunu görmüştük. Bu isimlerden de faydalanılabilir, kapıları kesin şekilde kapatmamak gerekiyor. Yine de Mustafa Cengiz'in koalisyon mantığıyla hareket etmemesi ve kendi yönetimiyle bu yarışa girmesinin ne kadar doğru karar olduğunu gördük. Diğer 3 adayın toplam oy sahisi dahi aşağıda kaldı..
GS transfer güncesi #6; Joel Campbell
Galatasaray'ın gündemine sık sık girer, ben de günün şartlarına ne gerektiriyorsa onu yazarım. Yıllar içinde Galatasaray için ismi çok geçse de Joel Campbell'ın ya da Arsenal'in tercihleri farklı oldu. Yetiştirici kulüp olarak kendimizi kanıtlamamız gerekiyor. Galatasaray'ın yıllar içinde başaramadığı da bu oldu.
Gerçi Joel Campbell'ın doğru gelişimi sergileyebildiğini söyleyemeyiz. Arsenal'in ondan beklentisi yüksekti ve bu yüzden bir türlü bonservisini vermeye yanaşmıyorlardı. Gitmediği takım kalmadı neredeyse, aralarında Villarreal ve Sporting gibi ciddi ekipler de var. Belki Olympiakos günleri istikrar anlamında biraz ayrılır, diğer kulüpler ise hayal kırıklığı.
Bazı isimler Milli Takım performansıyla öne çıkar ve bunu bir türlü kulüp takımlarında yansıtamaz. Eduardo Vargas böyleydi mesela, Milli Takım ile kulüp performansları o kadar zıttı ki. Joel Campbell'ın da kariyeri bir ölçüde böyle şekillenmekte. Tabii bu iş yapamayacağı anlamına gelmez, yaşı henüz 25 ve hayata döndürülebilir.
Real Betis günleri biraz da sakatlık kurbanı oldu diyebiliriz. Sezona sakat girdi, geri döndü derken yine sakatlandı ve son dönüşünde forma bulmakta zorlandı. Arsenal'le olan sözleşmesi de bitti, haliyle transferi adına yeniden gündem olabilir. Konuşuluyor da zaten, adını sık sık duyuyoruz. Bu sefer şartları itibariyle de transferi fazlasıyla olası.
Kanat / forvet ihtiyacımız fazlasıyla var. Kanatlarda oynayabildiği kadar forvette de etkin bir isim. Sırtı dönük dahi oynayabiliyor, biraz da Beşiktaş / Babel ilişkisi gibi düşünün. Hem forvet hem de kanatlar adına ciddi bir alternatif yaratılabilir. Ne kadar gösterememiş olsa da yetenekli ve hala potansiyel sahibi bir futbolcu. Fenerbahçe Sow, Beşiktaş ise Babel'le önemli farklar yarattı. Joel Campbell'ın ihtiyaç duyduğu şey Fatih Terim'in dokunuşu.
Bonservisi yok, yaş 25 ve potansiyel sahibi bir futbolcu. Hem gençleşmek hem de maliyeti düşürmek anlamında daha iyi bir isim aklıma gelmiyor. Gündeme de geleceğine inanıyorum, güçlü bir alternatif. Gomis için en az 2 forvet alternatifi gerekli, biri de bu tarz bir kanat / forvet. Galatasaray'a gelmesi durumunda ağırlıklı olarak kanatta kullanılacağını düşünsem de forveti tamamlama noktasında fazlasıyla iş yapacaktır..
25 Mayıs 2018 Cuma
Seyreyle maziyi #42; Selçuk İnan Galatasaray'da
Hatırlanması gereken bir gün olduğuna inanıyorum. Selçuk İnan'ın son yıllarını eleştiririz, düşün performansının altını her fırsatta çizeriz ya da yaş haddinden kaynaklı konuşuruz. Tüm bunlar bu takım için değerli bir isim olduğunu ve transfer olduğunda "kırılma noktası" oluşturduğu gerçeğini değiştirmez.
Selçuk İnan'ın transferi büyük bir kırılma noktasıydı. Hatta itiraf edeyim ki bu transferi öğrendiğimde yaşadığım heyecanı bir daha ne zaman yaşadım bilmiyorum. 2011 - 2012 sezonunda Fatih Terim'le birlikte yeniden yapılanma sürecine giren ve büyük ölçüde değişim yaşayacak Galatasaray'ın da en önemli hamlesi olacaktı.
O dönem 6+2'lik bir yabancı sınırı vardı. Haliyle bu tarz yerliler olduğundan çok daha değerliydi. Selçuk İnan'ın kırılma noktası olması da buradan geçiyor, yerine yazabileceğiniz 2. bir yerli yoktu. Trabzonspor'la olan sözleşmesi bitmiş ve Galatasaray / Fenerbahçe arasında geçen transfer yarışını takip ediyorduk.
25 Mayıs 2011 tarihinde Galatasaray'a transferi açıklandı. Erken hareket ettik ve sezon biter bitmez bu transferi gerçekleştirmek taraftara da büyük bir ümit verdi. Selçuk İnan da 2 sezon boyunca oynadığı futbolla (özellikle ilk sezonu) ligin seyrini değiştiren isim oldu. Hatta bu etkinin bir benzerini de Hamza Hamzaoğlu dönemi gelen şampiyonlukta gösterdiğini söyleyebilirim.
2011 - 2012 sezonunda oynadığı 39 maçta (lig + şampiyonluk grubu) 13 gol 15 asist yaptı ki bu çok çılgın bir rakam. O dönem Melo'yla birlikte belki de tarihimizde gördüğümüz en iyi orta saha ikililerinden birini izlemiştik. Selçuk İnan da o takımın beyniydi, Fatih Terim'le birlikte çok daha büyüdü. Unuttuğumuz frikik gollerine kadar çok fazla konuda Selçuk İnan imzası vardı.
2012 - 2013'de de performansı fazlasıyla iyiydi. Oynadığı 42 maçta (lig + şampiyonlar ligi + süper kupa) 7 gol 13 asisti vardı. Bu asistlerden 5'inin Şampiyonlar Ligi'nde gelmesi olaya daha da anlam katar. Sneijder geldikten sonra ise 4-4-2'den 4-1-2-1-2'ye geçiş sonrası rakip kaleye biraz daha uzaklaştı ve performansının dalgalanmaya başladığını düşünüyorum. Sneijder neden transfer edildi anlamında yazmadım bunu, aksine müthiş bir hamleydi ve olması gereken buydu.
Fatih Terim ve Hamza Hamzaoğlu dışında gelen tüm hocalar döneminde ise eleştirildi. Performansı düştü, bu bir gerçek. O frekansı bir türlü yakalayamadı ve gündemin en önemli isimlerinden biriydi. Yıllar içinde temposu iyice düştü, bu da diğer gerçek. Fatih Terim sonrası ise en azından iyi bir alternatif konumuna geldi diyebilirim. İnsanlar yeniden "o iyi günleri" hatırlamaya başladı.
Olması gereken de bu. Dediğim gibi, kırılma noktasıydı bu transfer. Bu takıma verdiği çok kıymetli katkı var ve bunları atlamamak gerekiyor. Bugünü eleştiririz ama mevcut şartlar dahilinde düşünülünce katkı verebileceğini de düşünüyorum. Fatih Terim / Selçuk İnan ilişkisi mühim, hocaya güvenmek lazım.
Muslera, Selçuk İnan ve Hakan Balta gibi isimlerin 2 ortak noktası var
Muslera, Selçuk İnan ve Hakan Balta gibi isimlerin 2 ortak noktası var. İlki çok uzun yıllardır bu formayı giyiyor olmaları, diğeri de kazandıkları kupalar. Hakan Balta'nın 5 Süper Lig, 5 Süper Kupa ve 3 Türkiye Kupası, Selçuk İnan ve Muslera'nın da 4 Süper Lig, 4 Süper Kupa ve 3 Türkiye Kupası şampiyonluğu var. Hatta Hakan Balta'nın Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'dan daha fazla kupası olduğunu, Muslera ve Selçuk İnan'ın da kendisini yakaladığını belirtmek lazım. Muslera'nın bir farkı da Galatasaray'da en çok kupa kaldıran yabancı futbolcu olması. Hagi'yi geçmek büyük iş olsa da Hagi'nin kazandığı kupalar arasında Uefa ve Süper Kupa'ları da bulunuyordu. Blog döneminde alınan kupaları derlediğim yazıda da bu 3 ismin imzası bulunuyor..
GS transfer güncesi #5; Jack Wilshere
Kaynağını bilmemekle birlikte Wilshere ismi sosyal medyada dönmeye başlamış. Çok soruluyor, ben de yazma gereği duydum. Sezon sonunda Arsenal'le olan sözleşmesi biteceği için bu tarzda bir düşünce doğmuş olabilir. Ben bu transferi zor görüyorum, her ne kadar sözleşmesi bitse bile Arsenal'in kayıtsız şartsız takımında tuttuğu isimlerden biri.
Yaşı da henüz 26 olunca ondan vazgeçmek bu kadar kolay değil. Wenger'in yerine Emery geldi gerçi, şartlar değişebilir mi bilinmez. Arsenal'in kadro yapısında büyük bir değişim olacağına inanıyorum ama o yapı içinde Wilshere'nin de yeri olacaktır. Sakatlık geçmişi çok kabarık bir isim. Zaten o sakatlık dönemleri olmasa bugün olduğu seviye bambaşka olurdu.
Biten sezonu da önceki sezonlarına göre daha istikrarlı geçirdi. Arsenal olmasa dahi bu tarz isimlerin tercihi Premier Lig'de kalmak oluyor ve önemli rakamlar öneriliyor. Bonservisi olmasa bile yıllık ve imza ücretleri dahi şartları zorlar. Galatasaray'ın Uefa tarafından gelecek yaptırımlara maruz kalacağını biliyoruz ama henüz bu şartlar açıklanmadı. Her şeyi bonservis olarak okumamak gerekir.
Şartlar el verse bu transfer beni fazlasıyla heyecanlandırır ve "yıldız" transferi kapsamında değerlendirilir. Ben ise o şartların el vermeyeceğine inananlardanım. Scout ekibi kaynaklı daha genç ve ucuz isimlere yönelmek hedef gibi duruyor. Kongre sürecinin ardından da o isimleri daha ciddi şekilde konuşmaya başlarız.
11 için Fatih Hoca'nın kafasında 2. bir Belhanda olduğuna inanıyorum. Badou Ndiaye tarzı ciğersiz bir orta sahaya odaklanılsa da bence asıl hedef başka. Belhanda'yı 8 gibi kullanıyoruz ve oyunun iki yönünde de katkılı. Yine oyunun iki yönünde oynayacak ama topla dripling özelliği olan, yaratıcı bir 8 numarayla Belhanda'nın da yükü hafifletilmek isteniyor.
Tarz anlamında baktığımızda da Wishere sanırım o pozisyon için en güçlü aday olurdu. Bu tarifime uyan bir isim. Oyunun iki yönünde var olan, teknik özelliği yüksek, topla müthiş çıkan bir 8 numara. Fernando / Belhanda / Wilshere hayali de bu anlamda kulağa güzel geliyor. 11 için orta sahaya yapılacak transferi de bu tarz üzerinden okumak gerekir. Wishere olur, Cabaye olur, gençlerde yazdığım Adrien Thomasson olur. Tarz bu yani, işin mali boyutu transferin büyüklüğünü belirler..
24 Mayıs 2018 Perşembe
SC nostalji #92; Iasmin Latovlevici
Transfer sürecini konuşarak başlayalım. Bugün de yazıyorum, Latovlevici'nin transferi yanlış bir mantık değildi. Burada hatalı olan Asamoah'a bir alternatif yaratamamış olmamız ve son ana kadar onu beklememiz. Tarih 1 Eylül olduğunda da Avrupa için transfer dönemi kapanmış ama bizim için biraz daha süre vardı.
Kırılma noktası; Gençlerbirliği mağlubiyeti
Twitter'da Onur Reyhanoğlu isimli takipçimin bana attığı yorumun üzerine biraz konuşmak lazım. Doğru bir noktaya temas etti çünkü. Gençlerbirliği maçı sonrasında taraftarın takımı karşılaması ve Fatih Terim'in yüzünde oluşan ifadenin üzerinde fazlasıyla durmuştuk. Oysa o maç sonrasında saha içi anlamında yapılan bazı değişiklikler var.
Gençlerbirliği maçı sonrasında 6'da 6 yaparak ligi tamamlıyoruz. Bunların 3'ü de deplasmanda alınan galibiyetler. Alanyaspor maçı her ne kadar zorlu geçse de ondan sonra gelen deplasmanlarda, hatta diğer maçlarda da sonucu ele aldıktan sonra biraz daha sakin oynadığımızı görüyoruz. Haldır haldır hücum etmekten ziyade biraz daha günün şartlarına uyarak.
Galatasaray'ın deplasmanlarda kaybettiği maçlarda oluşan bir panik hali vardı. 4-4-2'yi ne zaman denesek bunun olumsuz sonuçlarına şahit olduk. Tabii bunda alternatifsizlik büyük etmen. Eren Derdiyok, Yasin Öztekin gibi isimlerle geri dönemedik. Gençlerbirliği maçında da bu oldu. 0-0'ın yarattığı panik hali bizi yine 4-4-2'ye taşımıştı, hatta 80. dakika sonrası Eren Derdiyok'un yetmemesi Donk'u dahi hücuma yönlendirmişti.
Serdar Aziz / Denayer tandemine dönüşte bu maçın ardından geldi. Maicon'un düşüşünü anlıyorum, yaz dönemi hiç tatil yapamadı, biz de sezonu erken açtık derken tükendi. Yine de tarz noktasında hocaya pek uyduğunu söyleyemem. Serdar Aziz ve Denayer biraz daha hareketli isimler. Onları orta sahaya yakın kullanmak mümkün. Denayer'in topla çıkabilme özelliğini de işin içine katınca geriden oyun kurmak sorun olmuyor.
Fernando'nun dönüşünün ardından o haftalarda Donk kulübeye gelmişti. Selçuk İnan / Fernando orta sahası tempo noktasında yeterli olmadı. Belhanda da Gençlerbirliği maçında 60. dakikada oyundan çıkmıştı. Deplasman kayıplarının diğer ortak noktası da Belhanda'nın yokluğu oldu. Donk'a dönersek, bu maçın ardından 11'e tamamen yerleşti ve belki hücumdan ödün verdik ama daha sert bir takım olduk. Deplasmanda gelen 3'de 3'ün, kazanılan büyük maçların en önemli unsurlarından biri Donk oldu. Günün şartlarına uymaktan kastım bu.
Bu maçın ardından 4-4-2'yi bir daha denemedik. Gol aranan anlarda kenardan gelen bir numaralı hücum alternatifi Sinan Gümüş oldu. Tolga Ciğerci'nin sakatlık dönemi olsa da geri döndüğünde dahi kendisini düşünmedik bile. Mevcut itibariyle 11'in ve kulübenin tüm parçaları yerine oturmuş oldu. Gençlerbirliği mağlubiyeti bu anlamda şampiyonluğun kırılma noktasıdır. Bu maçta alınan derslerle birlikte mevcut kadrosuyla oynayabileceği en iyi oyunu oynayan bir Galatasaray izledik..
GS transfer güncesi #4; Adrien Thomasson
Son günlerin en önemli gündem maddesi oldu diyebiliriz. Yaş ve konum itibariyle de oldukça olası bir transfer. Maliyeti düşürmek ve biraz da gençleşmek temel noktalardan biri. Orta saha rotasyonu eksik yaşıyor ve tek bir transfer olası için yeterli değil. Badou Ndiaye'nin yerini doldurmak kadar yaratıcı bir oyuncu ihtiyacı da olacak.
Adrien Thomasson 24 yaşında ve Nantes forması giyiyor. Bu sezon ligde oynadığı 29 maçta 3 gol 4 asist yapmış. "Mazzela" dediğim tipte futbolcu, oyunun iki yönünü oynayan, tempolu, hareketli bir isim. Badou Ndiaye gibi değil, bunu ayırmak lazım. Atlet özelliği o kadar yok ama teknik özelliğiyle biraz daha öne çıkar. Orta sahanın birçok noktasında oynayabiliyor ve takımdaki sol ayaklı futbolcu yokluğunda iyi bir isim.
Biraz daha 8 numara özelliği barındırıyor. Pas ve teknik özelliği, oyun aklı öne çıkıyor. Fizik anlamda ise çok güçlü değil, iyi kesici ya da hava toplarında iyi bir isim diyebiliriz. Sadece 11 anlamında düşünmemek durumunda mutlu eder, burada amaç rotasyonu güçlendirmek olmalı. Belhanda'yı 8 düşünüyorsak onun alternatifi olur mesela, mevcut kadroda böyle bir alternatif yok. Ya da Thomasson'la da düzen oluşturabilirsiniz, joker özelliği elinizi güçlendiriyor.
Avantajlı tarafı maliyeti. Yıllık ücretinin 1 milyon avro'nun altında olacağını düşünüyorum. Piyasası da eminim ki o kadar güçlü değil, Galatasaray için içine girdiğinde avantajlı taraf olacaktır. Yaşı da 24, bir yandan takımı gençleştirmek önemli. Yaş haddimizin yükseldiğini düşünüyorum ve takım içinde 1 milyon'un altında kazanan çok az isim var. Donk dahi 1.5 milyon avro alıyor, rotasyonun da acı tablosu bu.
İsmi olan, iddialı isimleri genel olarak yazsak dahi asıl hedefler bu tarz futbolcular olmalı. Maliyeti düşürmek ve gençleşmek en önemli unsur. Linnes burada doğru örnek. Maaşı düşük, sorunsuz, şans bulduğunda da asla sırıtmıyor. Kötü çıkması halinde dahi zarar etmiyorsunuz ve bir şekilde elden çıkartabiliyorsunuz. Adrien Thomasson da beklentinin doğru ayarlanması durumunda Galatasaray için katkılı isim olur.
23.03.2018 tarihli yazı..
23.03.2018 tarihli yazı..
Şampiyonluğun en kilit isimlerinden, hatta hakkını yeterince veriyor muyuz?
Önce bir konu hakkında fikrimi söyleyeyim. Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş gibi teknik adamlar için yapılan bir eleştiri vardır, "yanlarında kimseyi yetiştirmediler, hiçbir antrenör çıkaramadılar" gibi. Bunun yanlış bir düşünce olduğunu söylemek isterim. Bu teknik adamların böyle bir misyonu yok. Yanlarında olan antrenörlerin öncelikle teknik direktörlük için planları, hayalleri ve vizyonları olmalı. Böylesine teknik adamlara bakıp, onlardan ne alabilirim diye düşünmeliler. Tamer Tuna iyi bir örnek, Şenol Güneş'in yanında geçirdiği dönemden elbette büyük kazançlar elde etti ve bu işi istediğini de Göztepe'de kanıtladı.
Levent Şahin de böyle bir isim. En başından itibaren bu işe kafa yoran, yüksek lisans ve doktora yapmış, pro lisans kurslarında hocalık yapan bir futbol adamı. Kariyer hedeflerini anlattığında da bu işi ne denli istediğini belli ediyor. Emin olun ki bu şampiyonluğun en kilit isimlerinden, hatta hakkını yeterince vermediğimizi düşünüyorum. Özellikle de rakip analizleri ve o maçların taktikleri noktasında. Beşiktaş ve Başakşehir galibiyetlerinde maç taktiğinin altını çizmiştik. Levent Hoca'nın bunda büyük bir payı var.
Haliyle umutlanıyor insan. Fatih Hoca'nın yanında büyüyen ve gelecek için önemli bir potansiyel vaat eden bir teknik direktör işte. Hep bu hayalleri kurardık ama hoca sonrası kimse akıllara gelmezdi. Levent Şahin bu anlamda Galatasaray adına da önemli bir kazanç. Fatih Hoca bu işlerden çekildiğinde kendisini Galatasaray'ın başında da görebiliriz. Levent Şahin'in planları arasında Avrupa'da çalışmak var ve Fatih Terim dışında kimsenin yardımcılığını yapmayacağının da altını çiziyor. Bunun önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Fatih Terim'i "tutucu" olduğu üzerinden de eleştirirler ya. Oysa hoca saha kenarında da "takım oyununa" bir o kadar önem verir. Yeni bir şey de değil, yıllardır böyle.
''Gelecek sezonun planlamasına 1.5 ay önceden başladık. Antrenman programlarımız Şampiyonlar ligi'ne göre olacak. Hangi mevkilere transfer yapılacak, kimler gidecek belli''
Levent Şahin'in Habertürk'e yaptığı röportajdan küçük bir kesit. Yukarıda anlattıklarımın bir anlamda özeti. Şampiyonlar Ligi en büyük hayalimiz ve bu konu için çalışmaların önceden başlaması da mutluluk verici. Uefa yaptırımlarını gördükten sonra harekete geçmeye başlarız. Bu noktada Levent Şahin gibi bir ismin de futbol ekibinin içinde olması bizler adına büyük şans..
Levent Şahin'in Habertürk'e yaptığı röportajdan küçük bir kesit. Yukarıda anlattıklarımın bir anlamda özeti. Şampiyonlar Ligi en büyük hayalimiz ve bu konu için çalışmaların önceden başlaması da mutluluk verici. Uefa yaptırımlarını gördükten sonra harekete geçmeye başlarız. Bu noktada Levent Şahin gibi bir ismin de futbol ekibinin içinde olması bizler adına büyük şans..
23 Mayıs 2018 Çarşamba
SC nostalji #91; Koray Günter
Şampiyonluk kutlamalarına dahi katılmadı, o derece gitmek aklında. Son haftalarda da kendisini maç kadrosunda dahi göremiyorduk. Fatih Hoca onun yerine yavaştan Ozan Kabak'ı hazırladı ve ilk kesiği Koray Günter oldu. Yeterlilikleri tartışılsa da Galatasaray'ın en kalabalık rotasyonu stoperdi. Tudor da o kalabalık içinde Koray Günter'i orta sahada kullanıyordu.
5li #21; Pozitif noktaya değinmiştik, sıra negatifin
Bir de işin negatif tarafı var. Şampiyon olduk, işin pozitif yanını sık sık yazdık ama işin kötü yanları da var. Hatta geleceği de yavaştan konuşmamız gerekecek. 5'li de pozitif noktaya değinmiştik, sıra negatifin.
Iasmin Latovlevici
Asamoah'ı son ana kadar beklemek ve alternatif belirlememek hata olabilir. Avrupa'da transferin kapanmasının ardından ise Latovlevici'yi geçici süre için düşünmek ise bence mantıklı hareketti. Tutmadı ayrı konu, ben bu transfer neden yapıldı diye sorgulayamam. Tutunamadı Latovlevici, maalesef baskıyı kaldıramadı. Oysa şampiyonluk tecrübesini yaşamış bir futbolcuydu.
Sofiane Feghouli
Bu şampiyonlukta mutlaka pay sahibi. 27 maçta 6 gol 9 asisti var ki kritik anlarda sahneye çıktığı da oldu. Yine de beklenti çok daha fazlası. Çoğu maçta ortadan kayboldu, tempodan bir haber hareket etti. Oysa kalite itibariyle oynadığı kanadı sürüklemesini, hatta ligin en iyisi olmasını bekledim. Yeni sezonda olabilir tabii, bir de kamp dönemi gördükten sonra izleyelim.
Eren Derdiyok
Eren Derdiyok'un etki ettiği bir dönem olsa da genele baktığımızda hayal kırıklığı yaşadık. Gomis'e alternatif olmasını beklerdim. Ya da kenardan getirdiğimizde bir etki göstermesi elimizi güçlendirirdi ama istediğimizi alamadık. Ocak ayında yeni bir forvet transferi için uğraştık. Yaz döneminin de en büyük gündem maddelerinden biri bu olacak.
Ahmet Çalık
Östersunds serisini felaket geçti. Sonrasında da pek forma şansı bulamadı ama en azından bir alternatif olabilmesini beklerdim. Onu veremediği için şans bulamadığına inanıyorum. Maaşı az, genç, yerli avantajı var ama Galatasaray'da geleceğini çok parlak görmüyorum. Ocak ayında Malaga'ya kiralanması gündemdi, yine bu tarz bir hareket görebiliriz.
Koray Günter
Ne beklentin var da hayal kırıklığı yazdın demeyin. Sonuçta kupada dahi olsa şans bulan isimler ve Koray Günter geldiği ilk günden bu yana bekleniyordu. Tudor onu orta saha kullanıyordu, Fatih Hoca ise stopere çekti. Yaşı genç, hala potansiyel ve yaz dönemi imza attığı takımla da bunu kanıtlayacak. Bizde olmadı ama, şans bulamadı, ısrar edilmedi değil..
Şampiyonluğun kilidi; final haftaları
Son 12 haftayı 10 galibiyet 1 beraberlik ve 1 mağlubiyetle geçtik. Bu 12 maçın 7'sinde kalemizi gole kapattık, 2 gol yediğimiz de sadece 1 maç var. Trabzonspor maçında Kucka'nın golünü istisna saymak lazım, olmayacak bir işti o. Final haftalarını mümkün olan en iyi şekilde geçmemizin en önemli unsuru gelişim gösteren savunma olmuş.
Galatasaray savunmasını yıllardır eleştiriyoruz. Önemli paralar harcandı, ciddi yatırımlar yapıldı ama o gelişim bir türlü gösterilemedi. Bu süre zarfında Muslera gibi bir isim dahi büyük düşüş yaşadı ve gerileyen savunma performansının etmenlerinden biri de o. Fatih Hoca'nın göreve geldikten sonra ise bu sorunun çözüldüğü, şampiyonluk yolunu açtığını söyleyebiliriz.
Duran top konusu en büyük örnek. Her maç istisnasız gol yememizin bir numaralı nedenidir. Ceza sahası içindeki paylaşım, Muslera'nın kalesinden çıkmaması derken her topa vurdurduk. Donk'un 11'e yerleşimi duran top savunmasında önemli bir etmen, takımın boyunu uzattık. Taffarel sonrası Muslera'nın bu konuda gelişimi ise en büyük etmen. Artık kale içinde ya Nagatomo ya Linnes oluyor, Muslera ise ceza sahasının içini doldurmaya başladı. Son haftalarda da duran toptan yediğimiz bir gol hatırlamıyorum.
Serdar Aziz / Denayer gibi isimler de gelişim gösterdi. Galatasaray'ın oynayamaya çalıştığı bir hücum oyunu var ve stoperlerini de mümkün olduğunca orta sahaya yaklaştırıyor. Hız ve atletizm bu anlamda kıymetli, Maicon'un yaşadığı sorunlardan biri de bundan. Tudor döneminde Fernando'yu stoperlerin arasına çekiyorduk, Fatih Hoca ise onu 8 numara gibi kullanıyor. Geriden çıkma konusunda ihtiyaç kalmadı, Denayer topla birlikte de çıkabildiği için bu işi görüyoruz. Tabii Donk da önemli bir unsur.
Deplasman fobisinin de ortadan kalktığını bu tabloda görebiliriz. Son 3 deplasmanda alınan 9 puan var. Fenerbahçe deplasmanında da bana göre kazanmaya yakındık, Gençlerbirliği karşısında ise kazanamıyorsan kaybetme dememiz gerekiyordu. Şampiyonluk yolunda final haftalarında yakalanan serilerin kıymeti var, Fatih Hoca'nın şampiyonluklarında bu seriler hep gelmiştir..
22 Mayıs 2018 Salı
SC nostalji #90; Cédric Carrasso
Sözleşmesi biten bazı futbolcuların vedaları başladı. Ben de bu konsept altında veda eden isimleri tek tek yazacağım. Carrasso'yla başlayalım, iyi bir vedayı hak ettiğini düşünüyorum. Koca sezonda forma giydiği maç sayısı 2 olsa da verdiği bir güven vardı. Daha da önemli olan ise lider tavrıydı. Muslera'yı yükselten unsurlardan biri de bu.
5li #20; 2017 / 2018'i düşündüğümde öncelikli olarak aklıma gelecek isimler
Yazı dizilerimizi de şampiyonlukla alakalı kullanalım. Benim bir geleneğim, şampiyonluk sonrası en önemli gördüğüm isimleri fotoğraflarla paylaşırım. Bunu hem pozitif, hem negatif anlamda yazacağım. İlk önce benim için bu şampiyonluğu konuştuğumda öncelikli hatırlayacağım 5 ismi paylaşayım.
Bafétimbi Gomis
Onun hakkında detaylıca yazdım. Bana sorarsanız şampiyonluğun en önemli ismi oldu. Bir anlamda gol yükünü tek başına taşıdı diyorum. Bunu da alternatifsiz şekilde yapması altı çizilesi nokta. Taraftarla bütünleşmesi, Galatasaray'a duyduğu aidiyet kıymetliydi ve unutulmayacak futbolcular arasındaki yerini çoktan aldı. Yeni sezonda belki bu kadar gol atmayacak ama hamleler sonrasında daha efektif bir katkı alacağımızdan da eminim.
Garry Rodrigues
Geçen sezon ki Bruma mı yoksa bu sezon ki Garry Rodrigues mi kıyasını hep yaptık. Bruma önemli bir yetenekti ama Garry Rodrigues de onun yokluğunu en iyi şekilde doldurdu. 33 maçta 9 gol 11 asisti var. Tudor dönemine iyi giren ama her fırsatta kenara alınan bir futbolcuydu. Fatih Terim'le birlikte ise neredeyse "yıldız kanat" statüsüne yükseldi. Yaz döneminde olası transfer hayallerinde de ondan kazanılması düşünülen paranın önemi var.
Fernando Muslera
Taffarel sonrasında Muslera'nın yaşadığı düşüş büyük oldu. Sizi tek başına şampiyon yapabilecek kalitede bir kaleci olsa da kötü gidişin kötülerinden biri de oydu. Bu sezonda da görüntüsü çok iyi değildi, ta ki Taffarel gelene kadar. Ligin 2. yarısında her geçen hafta biraz daha yükselen, o kronik hale gelen yan top sorununu dahi çözmüş bir Muslera izledik. Fabrika ayarlarına dönen bir Muslera da bu şampiyonluğun en önemli isimlerinden. Özellikle son haftalarda yaptıklarıyla.
Ryan Donk
Şampiyonluğu onun üzerinden okuyorum. Sezon başında düşünülmeyen ve bu da yüzüne söylenmiş bir isimdi. Tudor kalmış olsaydı da Ocak ayında yolların ayrıldığı ilk futbolcu olacaktı. Badou Ndiaye'nin satışı, Fernando'nun tahmin edilenden uzun süren sakatlığı şampiyonluk şansımızı kağıt üzerinde düşürse de tahmin edilmeyen nokta Donk oldu. Ligin 2. yarısındaki beklenmedik katkıyla da bu şampiyonluğun pay sahiplerinden.
Yuto Nagatomo
Bu sezon iyi bir kadro kurduğumuzu söylüyoruz ama sol bek konusunu çözemedik. Asamoah'ı son güne kadar bekledik, o olmayınca da Latovlevici'yle günü kurtarmak istedik. Linnes / Latovlevici rotasyonu orada olmadı, bu da Ocak ayında sol bek hamlesini olmazsa olmaz kıldı. Nagatomo ismi de sürpriz, eminim ki ilk birkaç hedef arasında yoktu. Ben onun transferine mutlu oldum, beklentim vardı ama beklentinin de üzerine çıktı. Müthiş bir aidiyet ve her haliyle tecrübe izledik. Belki yarım sezonluk bir katkı ama bu şampiyonluğun olmazsa olmazı.
Nagatomo'nun "veda" olarak adlandırılan mesajını okuduk
Nagatomo'nun "veda" olarak adlandırılan mesajını okuduk. Gelecek ne gösterir bilinmez ama şu aşamada belli ki başka planlar var. Transferde büyük harcayamayacak gibiyiz ve sol bek için de tek atımlık bir kurşun var. Alternatifin Carole olacağına kesin gözüyle bakıyorum ve onun önüne iyi bir sol bek düşüncesi var. Yoksa gönül ister ki Nagatomo + Asamoah ayarında bir sol bekle rotasyon güçlü olsa.
Perez ve Fleurquin gibi isimleri sık sık anarız, mücadele temelindeki futbollarının altını çizer, örnek gösteririz. Nagatomo da bence o sınıfta hatırlayacağımız bir futbolcu. Sadece 4 ay içinde bu takımın tarihinde iz bıraktığını düşünüyorum ve kalmasa dahi her dönem kendisini mutlaka anacağız. Müthiş bir aidiyet izledik, kendisinin de dediği gibi sadece 4 ayda.
Fatih Hoca'yı da anlıyorum. Şampiyonlar Ligi ve mevcut imkanlar düşünülürken sol bek için farklı bir plan düşünmesi normal. Şampiyonluk mücadelesinde ne kadar iyi iş çıkarsa da olay Şampiyonlar Ligi olduğunda ihtiyaç biraz farklılaşıyor. Belli ki fizik ve atletizm düzeyi daha yüksek bir isim düşünülüyor. Sağda Mariano gibi hücumcu bir bek varken solda onu biraz daha dengelemek gibi. Tek atımlık kurşun olması da Nagatomo'yu alternatif olarak dahi takımda tutmanın engeli.
Denayer'i tutmaya daha sıcağız. Hocanın kalemi, yaşı da genç ki geleceği kazanmak anlamında değerli. Onun da bonservisi olacak, başka yapılacak hamleler de var derken planlar değişebiliyor. Nagatomo'nun kimyası tuttu, kalması durumunda da önemli iş yapar ama ilk etapta farklı düşünceler olmasını anlayabiliyorum. Neticede özel bir futbolcu izledik, Galatasaraylıların bir ömür unutamayacağı. Dün şampiyonluk kutlamalarındaki şovu dahi her şeyi özetliyor..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































