31 Temmuz 2009 Cuma

Sezer Öztürk ve Ufuk Ceylan {Elini Çabuk Tut Galatasaray}

Galatasaray'da transfer asla bitmeyecek gibi duruyor. Son olarak Elano'yu da aldıktan sonra uzun zamandır gündemimizde olan Ufuk Ceylan ve Sezer Öztürk için bugün önemli gelişmeler yaşandı. Manisaspor'lu yöneticiler bu iki futbolcuyla sözleşme yenilemek istediler ama futbolcular Galatasaray'da oynamak istedikleri için kadro dışı bırakıldılar. Futbolcuların birer senelik sözleşmeleri kaldı ve gelecek sezon iki futbolcuda serbest kalacak. Bunu bilen Manisaspor'da bu futbolcularını olabilecek en yüksek ücrete bırakmak istiyor. Normal şartlarda 2-3 senelik sözleşmesi olan futbolcuya teklif yapsak bırakmamak için ellerinden geleni yaparlardı ve zamanında Kayserispor'un Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal için giriştikleri propagandaya girişirlerdi. Şimdi öyle konumdalarki Galatasaray'a tepkide bulunuyorlar ama kapıları da tamamen kapatamıyorlar.

Ülkemizde yabancı kontenjanı yüzünden yerli futbolcuların değeri çok yüksek durumda. Düşünün yurt dışından Elano gibi futbolcuyu 7 milyon euro'ya alabiliyorsunuz ama Mehmet Topuz 10 milyon euro'ya transfer olabiliyor. Bu iki futbolcuyu kalite bakımından karşılaştırmayada sanırım gerek yok. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın yerli piyasasını böylesine arttırdığı ortamda herkes elindeki yerlilere çok uçuk ücret istiyor. Manisaspor'da Sezer Öztürk ve Ufuk Ceylan için olmadık ücretler istiyor. Galatasaray paranın yanında oyuncu takası da öneriyor ama kulüp buna pek yanaşmıyor. Ama futbolcuların söylediği Galatasaray'da oynamak istiyorum açıklamalarından sonrada bu transferlerin gerçekleşmesine neredeyse kesin gözüyle bakıyorum. Belli de olmaz gerçi başlıkta elini çabuk tut Galatasaray dedim çünkü başka bir takım devreye girerse iş inata binecek ve Manisaspor olmadık işlere karışabilecek. Bu yüzden mümkün olan en yakın zamanda bu transferleri gerçekleştirmeliyiz.

Ufuk Ceylan çok yetenekli bir kaleci ve Leo Franco'dan sonra Galatasaray'ın kalesini devralıp uzun yıllar taşıyabilecek kapasitede. Kalecilikte tecrübenin önemini biliyorsunuz, Galatasaray'da yedek kalacağı 3 sene bile ona büyük kazançlar sağlayacaktır. Sezer Öztürk ise orta sahada önemli işler yapıyor. Özellikle Elano transferinden sonra Sezer'i onun yedeği olarak düşünebiliriz. Ayrıca Galatasaray bir forvet ve defans transferi de düşünüyor. Savunma oyuncusu büyük ihtimalle Neill olacak. Forvete ise Nonda'nın yerine veya yanına genç bir isim gelebilir. Çünkü bütün sezon Baros ve Nonda ile geçmez. Forvet konusunda da çeşitli alternatiflere ihtiyacımız var. Aurelio ile de zaten ön protokol yapılmıştı onun davasının sonucu bekleniyor. Aurelio takıma gelirse Linderoth'un takımdan ayrılmasına kesin gözüyle bakıyorum.

Shaq Vs. Beckham

Shaquille O'Neal NBA'in tartışmasız gelmiş, geçmiş en çok sevilen isimlerinden birisi oldu. Sadece basketbolun değil bütün spor branşlarını ele aldığımızda onun için sporun gülen yüzü, neşe kaynağı diyebiliriz. NBA'de onsuz All-Star'lar geçmiyor, onun şamatası olmadan izlediğimizden kesinlikle tad alamıyoruz. 37 yaşına gelen Shaq artık basketbolunun son demlerini yaşıyor. Fiziğiyle, gücüyle kaç yaşına gelirse gelsin NBA'in en iyi pivotlarından birisi olmaya devam edecek ama Cavs onun son evi durumunda. LeBron ile birlikte bence kariyerinde son bir kez daha şampiyonluğu deneyecek. Lakers'la, Heat'le şampiyonluk yaşamasına rağmen yarışmacı ruhundan, hırsından asla birşey kaybetmiyor. Yaşı 37'lere de dayandığı için yarışmacı hırsını başka alanlara kaydırmak istemiş. Bir insan bu kadar eğlencelide olunca televizyon dünyası bu durumun hemen üzerine atlayıp Shaq ile birlikte televizyon programı yapacaklar. Shaq her spor dalında alanının en iyileriyle mücadele verecek. Örnek vermek gerekirse Olimpiyat şampiyonu Michael Phelps ile yüzme yarışında kapışacak olan O'Neal, boksta eski dünya şampiyonu Oscar De La Hoya ile karşı karşıya gelecek. Teniste ise bayanlarda bir numaralı isim olan Serena Williams ile maç yapacak.

Tabi bu show programından önce katıldığı Amerikan güreşinde kendini gösterdi. WWE'nin yaptığı senaryoya dayalı, içinde şiddet var gibi görünsede şiddet olmayan güreşlerde Shaq önce hakem olarak sahneye çıktı. Sonrasında rakibinin ona meydan okuması sonucunda hakem formasını çıkarttı ve kendini ringe attı. Kendi ekibininde yardımıyla rakibini yenmiş oldu. Shaq'ın fiziğine baktığımızda aslında Amerikan güreşçilerinden farkı yok. Cidden onu o güreşlerde izlemek çok keyifli olurdu. Shaq'ın bu güreşlerde oyuncu yanınında ne kadar gelişmiş olduğunu gördük. 40 yıllık güreşçi gibi meydan okumalar, ringte bakışmalar falan bizleri çok eğlendirdi.


Kendi yapacağı televizyon şovuna geri dönersek alanının en iyileriyle mücadele edecek olan Shaq son teklifini David Beckham'a yaptı. Shaq, 34 yaşındaki oyuncuya internet paylaşım sitesi twitter aracılığıyla bir mektup gönderdiği mektupta, "Sevgili David Beckham. Eminim benim Shaq Show adlı TV programımı duymuşsundur. Oraya seni bekliyorum. Bana kesinlikle gol atamayacaksın, seni yeneceğeim" diye yazdı. Shaq'ın ne kadar yarışmacı ruhlu ve iddalı bir sporcu olduğunu söylemiştim. Beckham açısından olaya bakarsak menejerleri hemen televizyon programının yapımcılarıyla görüşmelere başlamış. Beckham zaten Amerika'da futbol oynamıyor. Biliyorsunuz ki kendisi reklam çekimlerinde, davetlerde, bu tip organizasyonlarda boy göstermeyi çok seviyor. Futbol konusunda bire bir maç yapacaklarını düşünmüyorum. Belki penaltı çekişeceklerdir. Shaq'ın kaleye geçeceğini düşününce bu adam bütün kaleyi kaplayacaktır. Köşeye atılacak toplara nasıl atlayacak çok merak ediyorum. Beckham kaleye geçse Shaq topa vursa sanırım bir füze niteliğinde şut izleyebiliriz.

Phelps'le yüzme yarışlarıda çok ilginç olacak. Shaq'ın havuza atladığında suyun çıkacağı seviyeyi düşününce gerçekten inanılmaz. Shaq'da yavaştan emeklilik günlerinni hazırlıklarını yapıyor. Kendisinden coach falan olmayacak belki ama iyi bir show yıldızı olacaktır. Bu yapacağı televizyon programını merakla bekliyorum.

Bayern Penaltılarla Şampiyon


Dün gece futbola doydum diyebilirim. Önce Galatasaray'ımın Avrupa Ligindeki 3. tur öneleme maçını izledim ve maçın hemen ardından yazımı yazdım. Ben yazıyı yazarken aile efradı Fener maçını izliyordu fakat ne yalan söyleyeyim benim aklım Bayern Munich-Manchester United final maçındaydı. Dün yazmıştım Audi Cup çerçevesinde Manchester Boca Juniors'u 2-1 Bayern ise Milan'ı 4-1 yenerek finale gelmişti. İlk yarıyı kaçırmışım sağlık olsun. Zaten Boca maçına nazaran daha kısır bir maç olmuş. Bayern'e Hamit'ten ötürü bir gönül bağım yok değil aslında fakat içimdeki Man U sevdası bambaşka. Manchester bu maça yeni sezon deplasman forması olan siyah-mavi forma ile çıktı. İlk yarı 0-0 bitmiş.

İkinci yarıda bir umut Galatasaray maçı gibi heyecanlı geçer diye geçtim NtvSpor'un karşısına maçı izlemeye başladım. Fakat Manchester'da sevmediğim belkide tek futbolcu olan Berbatov'u farketmem çok geç olmadı malesef. Bu adam bana antipatik geldiğinden midir nedir bir türlü sevemiyorum ne kendisini ne oynadığı futbolu. Ki gol falanda atamadı. Neyse bırakalım Berbatov'u maça dönelim. Maçın ilk yarısı nasıldı bilmiyorum ama ikinci yarı gayet sıkıcıydı. Karşılıklı boş dönülen ataklar takımların yorgun olmasından kaynaklanıyordu sanırım. Maç penaltılara gitti. İlk 5'li seriyi iki takımda 5'te 4 yaparak bitirdi. 7. penaltılara gelinirken Evans'ın penaltısı Rensing tarafından kurtarıldı. Son sözü ise Van Buyten söyledi ve kupa Bayern'e gitti. Ev sahibi olmanın avantajını mı kullandılar ne yaptılar bilmiyorum ama kupayı aldılar işte. Van Der Sar'a kızdım aslında maçta. Kaç yaşına gelmişsin o kadar tecrüben var yahu insan bütün penaltılarda mı ters köşe olur insaf! Neyse sağlık olsun önümüzdeki maçlara bakalım :)

ps: Penaltıları merak edenler için;



Üçüncülük maçında ise Boca Juniors-Milan karşılaştı. Bu maçı kaçırdım evet bu yüzden NtvSpor'dan arak yapıyorum. Boca Juniors normal süresi 1-1 berabere tamamlanan karşılaşmada yine penaltı atışları sonunda Milan'ı 4-3 mağlup etti. Karşılaşmanın normal süresinden Milan'ın golünü 27. dakikada Thiago Silva atarken, Boca Juniors'un golü 87. dakikada Viatri'den geldi. Amerika'dan yorgun dönen Milan'da turnuvada sonuncu olarak yeni sezon öncesinde dibe vuruşun ilk sinyalini verdi hayırlı olsun.

ps 2: Buda Milan-Boca maçının özeti ve penaltıları;

2009-2010 Formaları {Paris Saint Germain}

Yine Fransa'nın vaktinde en önemli takımlarından olan Paris Saint Germen'in formalarını görüyoruz bugünde. Fly Emirates sponsorluğunda Nike'a hazırlatıyor başkent ekibi formalarını. İki farklı forma kombinasyonu var bu sezon Paris'in biri deplasman biri iç saha forması olmak üzere. İlk formayı özellikle Mevlüt'ün üzerinde seçtim. Buda Mevlüt'e Paris'e hoşgittin hediyesi olsun bizden. Lacivert forma üzerine dikey ince kırmızı çizgilerin indiği, bu forma Paris'in iç saha forması yani Le Parc Des Princes'de giyeceği forma. Ama Nike bunu hep yapıyor. Bu formaya tek kelime ile ba yıl dım! Maviyi çokta sevmeyen biri olarak bu formayı beğendim (ki bunun sebebi kuvvetle muhtemel kırmızı çizgilerdir). Mevlüt'üde çok takip etmem ama burda güzel durdu bana mankenlik yaptığı için teşekkürü bir borç bilirim :) Gelelim ikinci formaya. İkinci resim PSG'nin bu sezon deplasmanda giyeceği forma. Beyaz üzerinde siyah noktalar var. Annelerimizin tabiriyle puantiyeli bir çalışma olmuş. Paris Saint Germen formalarında ortak beğendiğim şey ise PSG amblemi. Paris'in amblemindeki Eiffel Tower (Eyfel Kulesi) figürü çok şık bir ayrıntı. Özetle iç saha formasını beğendim. Paris Saint Germen'e 2009-2010 sezonunda başarılar dilerim.



Sabri Sarıoğlu'ndan Doğru Yola Çıkalım

Bugün Galatasaray taraftarları arasında anket yapsak yüzde 70 gibi büyük bir kesim Sabri'yi sevmiyordur ve takımdan ayrılmasını istiyordur. Sezon öncesi kafalarında kurdukları kadrolarında Sabri'yi ilk 18'e dahi almazlar ama Sabri oynadığı her sezonda Galatasaray'ın banko futbolcusu olmayı başarır. Sebastian Perez'den beri adam gibi sağ bekimiz olmadı. O bölgede savunmadan bir haber Prates, çakma sağ bek Cihan Haspolatlı forma giydi. Tam sağ bekimiz geldi deyip Uğur Uçar'a sarıldık o da şanssız sakatlık yaşadı. Bizler yine döndük dolaştık Sabri'ye sarıldık. Türkiye futbol tarihinin gördüğü en dengesiz futbolculardan birisidir Sabri. Maçlara bakarsanız performansında son derece büyük istikrarsızlıklar görürsünüz. Bazen maçın adamı olur, bir hareket yapar herkesi mest eder ama çoğu zamanda vurduğu şutlar ve serbest vuruşlarla herkesi çileden çıkarır. Son yıllarda Sabri kadar kendinde övgüveni yükseklerde bir futbolcu görmedim. Dünya'nın en iyi futbolcuları bile bazı pozisyonlarda çekiniyorlar ama Sabri'de bunu göremezsiniz. Korkusuzca her pozisyona atlar, olayın içine girer, kavgaların adamıdır, bizleri kalp krizine sokmakta üstüne yoktur ama Bordeaux maçında olduğu gibi bir vurur takımı başka bir seviyeye getirir.

Fatih Terim 2003-2004 sezonunda Sabri Sarıoğlu, İlker Erbay, Volkan Glatt ve Sedat Debreli gibi genç futbolcuları sezon öncesi kampına götürmüştü. Bu kamp döneminde olduğu gibi yine genç futbolcuların kafasını kazıtmışlardı. İlk hazırlık maçında Sabri sahaya ilk 11 çıkmıştı ve uzaktan harika bir gol atmıştı. O gol onun kariyerinin başlangıcı oldu ve dikkatleri üstüne çekti. O gol olmasaydı acaba neler olurdu diye hep düşünmüşümdür. Neyse o kötü sezonumuzun en büyük umutlarından birisi Sabri oldu. O zamanlar sağ açık oynadığı için performansı iyiydi. Hagi ile de iyi sezon geçirdi, Gerets'in ilk senesinde de iyiydi diyebiliriz. Ama ikinci senesinde Sabri sağ beke bir kondu ve orası onun bir anda mevkisi oldu. Sabri'de ki aşağı eğilimin başlangıcı sağ bek oldu. Hücum gücü ve hızı bu kadar iyi futbolcunun defansı aynı oranda iyi olmayınca bek olayında son derece sırıtıyor. Sabri'de bunları yaşadık. Birde yaşı büyüdükçe karakter olarak da çok ilginç noktalara geldi. Bir ara kaptanlıkta taktı ve ben kaptanlığın ilk defa bir futbolcuya bu kadar yakışmadığını gördüm. Şimdiye bakıyoruz Rijkaard geldi yine sağ bekin tartışılmaz ismi Sabri. Belki stoper transferi yapılacak ama sağ bek alınması düşünülmüyor. Sabri bu sezonunda bankosu olursa kimse şaşırmasın. Aslında oyun stiline baktığımızda iyi oyuncu, yararlı futbolcu olabilir. Bizim yapamdığımız olay Sabri'den yapamayacağı şeyleri istemek oldu. Bazı futbolcular bu duruma karşı çıkar ama Sabri'ye kaleye geç desen kendini Dünya'nın en iyi kalecisi görecek. Bu kadar öz güven bir futbolcuya çok fazla.

Sabri'nin memleketi Samsun. Bende Samsun'luyum ve memleketimi de çok severim. Samsun'luyu da her zaman kayırırım ama nedense bunu Sabri'ye yapamıyorum. Sabri'nin futbolunu ve karakterini sevmesemde kadroda bir köşede bulunsun. Bordeaux maçındaki gibi ya da dün oynanan Netanya maçındaki gibi olmadık işlerde yapabilir. Bu arada ek bilgi Elano geldi ve Sabri'yi frikiklerde göremeyeceğiz. Bu hepimiz için büyük kayıp. Gerçi bu habere en çok top toplayıcı çocuklar sevinecektir.

AK-47 Polonya'da Yok {Rusya Sıkıntıda}

Bu yazıdan yola çıkarak Andrei Kirilenko ile ilgili bir şeyler yazmak istedim. Öncelikle haberimize bakarsak Kirilenko bu yaz Polonya'da yapılacak olan Avrupa Şampiyonası'nda Milli Takım forması giymeyeceğini açıkladı. Bu son Avrupa Şampiyonu Rusya için büyük bir darbe oldu. Çünkü her ne kadar son yıllarda NBA'de istediği performansı göstermesede Milli Takım'a geldiğinde Kirilenko kimlik değiştiriyordu. Takımın lideri, ihtiyaç olduğu zaman oyunun her yönüne hakimiyetiyle büyük iş yapıyordu. 2 sene önce yapılan Avrupa Şampiyonası'nda da Kirilenko en değerli oyuncu seçilmişti ve finalde güçlü İspanya'yı devirirlerken olağanüstü bir maç çıkartmıştı. Rusya'da gelen darbeler sadece Kirilenko tarafından atılmadı JR Holden'da Milli Takım'ı bıraktığı için şampiyonada olmayacak. Holden Avrupa'nın en önde gelen oyun kurucuları arasında yer alıyor. Holden ve Kirilenko'suz Rusya'nın işi çok zor görünüyor. Holden deyince aklıma geldi şunu da eklemek istiyorum. Eskiden basketbolda ABD ve Sovyetler Birliği arasında inanılmaz bir mücadele vardı. İki ülkenin yaşadığı soğuk savaş sporun her dalına da sıçramış durumdaydı. O günleri düşününce bir Amerika'lı olan Holden'ın da Rusya Milli Takım'ının formasını giymesi bir hayli garip.

Kirilenko kişisel sorunları olduğu için şampiyonaya katılamayacağını açıkladı. İnsanların içini, yaşadıklarını bilemeyiz ama izlediğimiz kadarıyla yorumlarda bulunabiliriz. Ben Kirilenko'nun basketbol stilini inanılmaz beğenenlerdenim. Savunması ile ön plana çıkan, iyi blokçu, yeteri kadar skorer 5 x 5 dediğimiz sayı, asist, ribaund, blok ve top çalma konusunda da iyi olan ender basketbolculardan birisi konumunda. NBA'de Utah forması giymeye başladığında oyunuyla herkesi kendine hayran bırakmıştı. Sonradan Utah'da değişen sistem gereği Kirilenko takımın lideriyken bir anda arka plana geçti. Boozer, Daron gibi basketbolcuların arkasında kaldı. Tabi zamanında aldığı müthiş kontratla da Utah'ın salary'sini bayağı şişirdi. Şimdi Kirilenko elden çıkarılmak isteniyor ama öyle bir kontratı var ki buna kimse yanaşmıyor. Bu yıl kontratının son senesi olacak ve kendini göstermek zorunda. Bu yüzden daha çok çalışıp NBA'de başarılı olmak isteyecektir. Milli Takım'a da tam anlamıyla konsatre olamadığı için katılmak istememiştir. Ama ben Milli Takım'ların NBA oyuncularına artı performans getirdiğine inanıyorum. Çünkü yaz döneminden hazır geldikleri için NBA sezonu başladığında da o performansla gidiyorlar.

Milli Takım konusunda her zaman Nowitzki'yi ayakta alkışlamışımdır. Almanya iddalı olsada, iddasız olsada Milli Takım'ı asla aksatmadı. Her türlü sorununa rağmen mutlaka Almanya forması giyiyor. NBA MVP'sinin bunları yaptığını görünce insanın Kirilenko'yu kötüleyesi geliyor. Üstelik geçtiğimiz sezon Nowitzki'nin özel hayatında yaşadığı sorunları da biliyoruz. İşin özüne gelirsek Kirilenko'suz Rusya düşünemediğim için Blatt'in işi çok zor. Rusya ünvanını zaten kaybedecek ama Dünya Şampiyonası'nın da yakınından bile geçemezler.

Frank Ribery Curcunası

Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından Bayern Münih'in, Real Madrid'in Franck Ribery için yaptığı 80 milyon Euro’luk transfer teklifini reddettiği iddia edildi. Fransız L'Equipe gazetesinin haberine göre, La Liga'da ''Los Galacticos''u (Galaksi'nin Takımı) oluşturma yolunda olan Real Madrid, üç hafta önce Bayern Münih'in Fransız kanat oyuncusu Ribery'e 80 milyon Euro’luk transfer teklifi yaptı. Bayern Münih yöneticileri Karl-Heinz Rummenigge ve Uli Hoeness ise bu teklifi reddetti. 26 yaşındaki Fransız futbolcu, ay başında, Bayern Münih'ten ayrılıp, Real Madrid'e gitmek istediğini söylemiş, Bayern Münih yöneticileri ise futbolcunun satılık olmadığını her fırsatta dile getirmişlerdi.

Bayern Münih Ribery konusunda neden böyle davranıyor gerçekten anlamak güç. Ribery'nin değeri kesinlikle 80 milyon euro değil ve bu paraya Bayern Münih inanılmaz bir kadro kurar. Zaten Milan maçından gördüğümüz bu takım Ribery'siz de iyi oynadı. Düşünün 80 milyon euro'ya hangi futbolcular takıma kazandırılabilir. Aslında Real Madrid'in halinden en iyi Bayern Münih anlar çünkü onlarda her sezon Bundesliga öapında bir Los Galacticos harekatı yaparlar. Real Madrid'in farkı bu işi Dünya futbolu üzerinde uygulamasıdır. 2011 yılında sözleşmesi bitecek ve 26 yaşına gelmiş bir futbolcu için 80 milyon euro inanılmazdır. Bana sorsan ben Ribery'i 50 milyon euro'ya bile bırakırım. Ribery paranın kokusunu aldı mı asla durmaz. Real Madrid'e transfer olsun 2 sezon sonra daha büyük teklif geldi mi gitmek için elinden geleni yapacaktır.

Parayı bir kenara bırakıp Ribery'nin Real Madrid'e geldiğini düşününce de iyi bir transfer olacak. Kafamda hemen 4-2-3-1 sisteminde bir kadro oluşuyor. Ronaldo - Kaka - Ribery hücum hattının önünde de Benzema oynayınca tadından yenmeyen takım olurlar. Tabi orta sahayı da güçlü kurmak lazım ki Real Madrid bu bölgeyede transferler yapıyor. Defansta sıkıntı yaşadıkları bölgelere iyi futbolcular aldılar sıranın orta sahaya geldiğini düşünüyorum. Ama bu kadar fazla yıldız futbolcu, yüksek kontratlar ve büyük beklentilerle Pellegrini'nin başa çıkmasını zor görüyorum. Günümüz futbolunda kadroya bakınca ben bu kadroyu kesin şampiyon yaparım devri bitti. Yıldız isimleri doğru sistemde oynatmakta artık büyük teknik direktörlük dehası istiyor. Bu yüzden Real Madrid'in mesela Mourinho gibi bu tip baskıları kaldırabilecek teknik direktöre de ihtiyacı vardı.

30 Temmuz 2009 Perşembe

İtinayla İş Bitirilir {M.Netanya:1-4:Galatasaray'ım}

Galatasaray Avrupa Ligi 3. turunda İsrail takımı Maccabi Netanya ile deplasmanda karşılaştı. Yeni transferlerden Leo Franco'nun ilk 11de başladığı maçı 4-1 kazanarak gayet avantajlı bir skor ile ilk maçı kapatmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Rövanş maçı ise 6 Ağustos'ta Ali Samiyen Stadyumunda oynanacak. Maça ev sahibi olmasınında avantajı ile iyi başlayan İsrail temsilcisi 25. dakikada attı. Sağ kanattan kullanılan kornerde Yampolsky kafayı vurdu, direk dibinde bekleyen Sabri'nin çabasına rağmen top ağlara gitti. Bu gole cevap yine kullanılan bir kornerden geldi. Bu sefer golün adı Hakan Balta'ydı. Arda'nın sol kanattan kullandığı kornere gerilerden kendini unutturarak gelen Hakan çok düzgün bir kafa vuruşuyla topu ağlara bıraktı. Bu golden sonra maça tamamen hakim olan tarafı söylememize gerek yoktur sanıyorum. İlk yarıda 1-1 ile kapandı.

İkinci yarıya yine etkili bir oyun ile başlayan takımımızda maçın yıldızlarından Aydın sağ kanattan hızlı bir şekilde ceza sahasına girdi. Penaltı noktasına kestiği topa ayağına oturmamasına rağmen Kewell gayet güzel bir vuruş yaptı. Dakikalar 47'yi gösterirken Harry'nin vuruşu Galatasaray'ın 2. golünün adıydı. Bu golden hemen 5 dakika sonra kendinden hiç beklenmeyecek bir hareket yaparak çok güzel bir gole imza attı. Aslında golü hazırlayan isim ilk golde olduğu gibi Arda'ydı. Gayet şık bir pasla Sabri'nin önüne topu bıraktı. 66. Dakikada ise yeni transferlerimizden Abdul Kader Keita'yı ilk defa izleme fırsatı bulduk. Kewell ile yer değişen Keita ilk maçı olmasına rağmen pek sırıtmadı ama hala vakti var biraz bence. Adaptasyonunu kısa sürede sağlarsa çok faydalı olacağından şüphem yok. Son golde ise yine yeniden bir daha Arda Turan imzası vardı. Kaptan sahanın en çok çalışanlarından birisi olduğunu ispatlarcasına sol kanattan güzel bir orta yaptı. Top ile buluşan isim geçtiğimiz sezon gol kralı olan Milan Baros'tu. Hakan'ın ki gibi düzgün bir kafa vuruşu ile topu ağlarla buluşturması çok zor olmadı Milan'ın. Maçın geride kalan 15 dakikasıda Natenya'nın yarı alanında çoğunlukada ceza sahasında geçti. Maçın son anlarında bile hala gol kovalamayı bırakmadığımız maçı 4-1 kazanarak İstanbul'a gayet avantajlı bir skorla döndük.

Maçın genel görünümünün ardından benim kendi fikirlerimi söylemem gerekirse; bir kere maçın en beğendiğim ismi Aydın'dı. Hani Kewell'ın, Arda'nın, Baros'un iyi oynamasını beklersiniz de bu maç Aydın'ın sanıyorum son şansıydı. Bu şansı gayet iyi kullandığını düşünüyorum. Arda kaptanlığında verdiği sorumluluk ile müthişti her zamanki gibi bilhassa ceza yayının hemen dışından Sabri'ye attırdığı goldeki verdiği pas enfesti. İzleyemeyenler için tasvir edeyim. Arda'nın ayağında top, sola döndü herkes topu Baros'a çıkarmasını beklerken o inanılmaz bir bilek hareketiyle topu sağındaki Sabri'ye verdi e boşta kalan Sabri'de golü attı. 4-3-3 sistemi oturmaya başlamış. Takım birbirine ve sisteme alışıyor, tek toplarla, ayağa paslarla hızlı bir şekilde hem oyunun yönünü çevirebiliyorlar hemde kendi yarı alanlarını hızlı bir şekilde geçebiliyorlar. Rakip İsrail takımıda olsa, adı sanı duyulmamışta olsa, Galatasaray'la kıyaslanamayacakta olsa ben Tobol maçından çok daha ciddi ve çok daha hazır bir Galatasaray izledim. Maçı teyzemleri ve dolayısıyla Dsmartlarını eve getirterek izledim. Kendimi ve insanların bana hayır diyememesini seviyorum açıkçası (:p) Maçı önce EuroFutbol kanalında izlemeye çalıştım fakat şifreliydi. Fakat Burak "maç 101. kanalda orayı aç" diye bir mesaj attı ve maçı sayesinde izledim. Teşekkürler ortakların en düşüncelisine :) Galatasaray'ıma ikinci maçta başarılar dilerim. Kendimede ikinci maçı izlemede tabi..

İstanbul Cup'ta Çeyrek Finalistler

İstanbul Cup'ın 3. gününde dün itibariyle 2. tur maçları oynandı ve çeyrek finalistler belli olmaya başladı. Günün ilk maçında tekler ana tablo 2. tur maçında, turnuvanın 7 numaralı seri başı Belaruslu Olga Govortsova, Alman Angelique Kerber'i 2-1 yenerek, çeyrek finale çıktı. İlk seti 6-4 alan Gorotsova ikinci seti kafa kafaya götürmesine rağmen talihsiz bir şekilde 7-6 mağlup bitirdi. Fakat son sete daha çok asılarak ilk setteki tarifeyi yineledi ve 6-4'lük skor ile adını çeyrek finale yazdırdı.

Turnuvanın ikinci sürprizide ikinci turda yaşandı. Vera Zvonavera'dan sonra 4 numaralı seri başı Rezai'de elendi dün oynanan maçta. İran asıllı Rezai, çekişmeli geçen ikinci setten 6-4 galip ayrılarak, skoru eşitledi. Ancak, son seti 6-4 kazanan Polonyalı tenisçi Domachowska, karşılaşmadan 2-1 galip ayrılarak, güçlü rakibini eledi ve ismini çeyrek finale yazdırdı. İlk turda Schnyder ve Vera Zvonareva'nın ardından Rezai'ninde elenmesi turnuva otoritelerini şaşırttı. Günün diğer tekler maçında ise İsviçreli Timea Bacsinszky, Ukraynalı rakibi Mariya Koryttseva'nın sakatlığı nedeniyle müsabakadan çekilmesiyle hükmen galip sayılarak çeyrek finale çıktı.

Çiftlerde ise İpek Şenoğlu-Yaroslava Shvedova ikilisi, Pemra Özgen-Çağla Büyükakçay ikilisi ile yaptıkları karşılaşmaya iyi başlayarak, ilk seti 6-3 önde geçti. Tenisseverlerin alkışlarıyla moral desteği verdiği Pemra-Çağla ikilisi, oldukça çekişmeli geçen ikinci seti 7-5 kazanarak, durumu eşitledi. Ancak daha sonra oynanan ''tie break'' setini 10-2 kazanan Şenoğlu-Shvedova ikilisi, karşılaşmadan 2-1 galip ayrılarak, isimlerini çeyrek finale yazdırdı. Çeyrek final maçları ise 1 saat sonra Maria Elena Camerin (İtalya)-Polona Hercog (Slovenya) ikilisi ile. Çiftlerde yapılan diğer 1. tur karşılaşmasında Maria Kondratieva (Rusya)-Sophie Lefevre (Fransa) ikilisi, Yuliya Beygelzimer-Yuliana Fedak (Ukrayna) ikilisini, 6-3 ve 6-2'lik setlerle 2-0 geçerek, çeyrek finale yükseldi.

Turnuvada bugünkü maçlar ise;

Vizyon Farkı {Elano Galatasaray'da & Haldun Üstünel


Burak Eren: Habertürk gazetesinde Elano haberini gördüğümde gerçekten gelmesine pek ihtimal vermedim. Elano ayarındaki futbolcuları Galatasaray rahatlıkla alabilir ama son günlerde basın o kadar fazla futbolcu yazdı ki buda onlardan birisi sandım. Sonra birkaç araştırma yaptığımda Elano transferinin ciddi olduğunu öğrendim ve biraz da Fenerbahçe'nin yeni Brezilya'lılarına taş atmak için böyle bir yazı yazdım. Öncelikle yazmalıyım bu transfer Scoutgs'nin başarısıdır. Onlar haberini aldı ve resmi siteden öncede ilk onlar yazdı. Scoutgs transfer haberleri konusunda tabi Galatasaray için konuşuyorum şu an Türkiye'nin bir numarası durumundalar. Gece onların Elano Galatasaray'da yazdığını görünce forumlarda çoğu kişi inanmak istemedi, ben onları inandırmaya çalıştım. Gs.org'dan şakasına link koyuyorlardı bakıyorduk gelmemiş. Gece inanılmaz bir heyecan yaşadık sonradan gördük ki Gs.org transfer haberini verdi ve Elano Galatasaray'da. Bunu da önceden blogda yazdığım için ayrı bir gururlandım. Bu transfer için Galatasaray'lı idarecilere ne kadar teşekkür etsek az.

Serap Bahar: Elano Galatasaray'da lafını bir kaç gün önce Burak demişti. Daha önce Keita, Gökhan Zan transferlerinide bildiği için ben zaten güveniyordum ve emindim olacağına. İlk yazıyı yazdık beklemeye çekildik. Sağolsun Haldun'ların en müthişi bizi yalancı çıkarmadı ve Elano geldi. Şimdi bir transferin büyüklüğünü rakiplerin yorumlarından anlarsınız. Ne kadar çekemeyen yorumlar varsa transfer o kadar iyidir. Elano'nun Emre Belözoğlu'yla bile kıyaslandığı haberi geldi bana ki bu iyi haber demekki Elano sahiden sağlam futbolcu. Elano'dan ziyade bizim en müthiş transferimiz Haldun Üstünel'dir. Bu adam gerçek olamayacak kadar harika ya. Edecek laf bulamıyorum artık. Haldun Üstünel paha biçilemeyecek insanlardan biridir bu camiada. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır. Messi'nin içindeki Barça aşkı olmasa çok değil 3-5 seneye bir sabahta Messi Galatasaray'da haberi ile uyanırdık. Messi'nin Galatasaray'a gelmemesinin tek sebebi içindeki Barcelona aşkıdır yani. İkna kabiliyeti bu kadar büyük bir insanın yanında staj yapmak istiyorum, tokası olmak istiyorum, aslan yelesi saçlarının şampuanı olmak istiyorum :) Teşekkürler Haldun Üstünel başkasın sen bambAŞKasın.

Serap Bahar: Hayırlı olsun diye başlıyorum sorulara. Kimdir Elano önce ufak bir özet alalım senden.

Burak Eren: Elano öncelikle Brezilya Milli Takım'ının en önemli futbolcularından birisi durumunda. 34 kere Milli oldu ve 6 gol kaydetti. Geçtiğimiz günlerde yapılan Konfederasyon Kupası'nda da Brezilya kadrosunda bulunuyordu. Kariyerine baktığımızda Santos formasıyla büyük çıkış yakaladıktan sonra Shakhtar Donetsk takımına transfer oldu. Orada gösterdiği başarılı performansla Manchester City'e geçti. Brezilya'lı futbolcular Premier Lig'e pek ayak uyduramaz ama Elano bunu başarabilen ender futbolculardan birisiydi. Araplar takımın satın alana kadar takımının yıldızıydı ama onların gelişiyle bir anda gözden düştü. Manchester City formasıyla 2 yılda çıktığı 64 maçta 12 gol kaydetti. Özelliklerine bakarsak iki ayağına da hakim, isabetli şutları olan, serbest vuruş ustası çok kaliteli bir orta saha. Elano'nun gelişiyle Galatasaray Xavi'sini aldı diyebiliriz. Malum örnekleri hep Barcelona'dan veriyoruz.


Serap Bahar: Orta sahada hücuma dönük bir oyuncu Galatasaray için lüks müdür? Sonuçta Keita, Arda, Kewell, Baros ofansif oyuncular bu 4'lünün yanına yöresine ikide sağlam defansif orta saha daha iyi olmaz mıydı?

Burak Eren: 4-3-3 oynadığımızı düşünürsek orta sahada oynayan futbolcularımız hem hücumu hemde savunmayı aynı kalitede yapan isimlerden oluşmak zorunda. Bu üçlüden sadece birinin defansa ağırlık verme lüksü var. Onunda Mehmet Topal veya Linderoth olacağını düşünürsek Elano Galatasaray'ın aradığı kandı. Ben sürekli Arda'nın bir Iniesta olacağını söylüyorum. Elano eğer gelmeseydi orta saha organizasyonlarının bütün yükü Arda'da olacaktı. Elano'nun gelişiyle bu yük paylaşıldı ve durdurulamaz bir hücum hattı oluşturduk. Keita ve Kewell zaten kanat futbolcuları bu yüzden onları orta sahadan sayamayız. Elano ise kanatlardan ziyade orta sahanın ortasında başarılı olan bir isim. Şöyle düşünün Elano'nun oynadığı bölgede Ayhan veya Barış oynayacaktı. Siz Elano'yu mu tercih edersiniz yoksa bu ikiliyi mi?



Serap Bahar: Galatasaray Hagi'den sonra şöyle adam gibi frikik kullanmayı unuttu. Lincoln'dü, Arda'ydı, Hakan Balta'ydı, Mehmet Topal'dı derken dağlara taşlara Sabri bile denendi bu uğurda. Şimdi Elano ilaç olacak mı bu eksikliğe?

Burak Eren: En kötü ihtimalle şöyle düşünelim artık Sabri'nin kullandığı frikikleri izlemeyeceğiz. Galatasaray cidden Hagi'den sonra gerçek anlamda bir frikik ustasını takıma kazandırdı. Lincoln'e de müthiş frikikçi diyorlardı ama kendisinden bunu hiç göremedik. Elano'nun mesafe tanımayan çok isabetli vuruşları var, Galatasaray çok doğru bir iş yaptı.

Serap Bahar: Elano 7 milyonu bonservis, yıllık 3 milyondan 4 senelik 12 milyon yani toplamda 19 milyon euro gibi bir miktara 4 senelik Galatasaray futbolcusu oldu. Günümüz şartlarında kelepir midir bu transfer yoksa pahalı mıdır?

Burak Eren: Elano gibi bir futbolcu için bonservisi ucuz bile diyebiliriz. Bu kalitede futbolcular ancak böyle paralara transfer ediliyor. Adnan Polat geçtiğimiz sezon yaşananlar yüzünden oy kaybı yaşamıştı. Mart ayında yapılacak kongreye de güçlü girmek için paradan kaçınmayacaktı ve öyle de oldu. Kriz ortamında büyük paralar ama Galatasaray için gayet uygun ücretler. Herkes Galatasaray'da para yok masallarına inanmaya devam etsin.

Serap Bahar: Brezilya milli takımında sürekli oynaması için Galatasaray'da sürekli oynamasıda gerekli mi? Dunga çağırmayı sürdürür mü Elano'yu?

Burak Eren: Elano Manchester City'de yedek kaldığı dönemde de Brezilya Milli Takım'ına çağrılıyordu. Şöyle düşünün Ronaldinho Milan'de yedek kaldığı için kadroya alınmadı ama Elano'dan hiç vazgeçmedi. Birde bu adamın Galatasaray'da banko oynayacağını düşünürsek Elano Brezilya'nın vazgeçilmezi olur. Tabi Kaka falan varken banko ilk 11 oynamasıda zor ama Brezilya rotasyonun değişmez futbolcusudur.

Serap Bahar: Aslında onu kendime saklayacaktım ama sanada sorayım (:p) Haldun Üstünel der susarım içinden ne geliyorsa onu yaz bakalım..

Burak Eren: İsrail'e giden Galatasaray kafilesinde Haldun Üstünel'in olmadığını görünce zaten bir transferin geleceğini anlamıştık. Böylesine büyük transferleri başkanlar değil iş bitirici yöneticiler yaparlar. Haldun Üstünel'in iki senedir transferde gösterdiği başarılar inanılmaz. Haldun Üstünel hakkında uzun uzun şeyler yazmaya gerek yok. Onu şu cümleler açıklıyor:

Rivayet odur ki eski bir yazıttaki şu sözler de zaten geleceğe işaret etmektedir; "O gün geldiğinde uzun saçlı koruyucu başa geçecek ve gökyüzünden yıldız yağacak; mor renkli bir kasırga tüm dünyayı etkisi altına alacak ve tüm tarlalar bahçeler tarumar olacak''.

Serap Bahar: Son soru; transferi kapattık diyebilir miyiz? Yeterli midir Elano'lu son kadro Galatasaray için 3 kulvarda?

Burak Eren: Transferi kapattık diyemeyiz 1 veya 2 yabancı futbolcu daha alacağız. Forvet bölgesinde yeterli kalitede alternatifimiz yok. Nonda'nın da gitme ihtimalini düşününce 2 yabancı alabiliriz diyorum. Şimdilik forvet oyuncusu almayı bekliyorum, Nonda'da giderse bir sağ bek düşünebiliriz. Yalnız gelecek transferlerin böyle sükse yapacak isimler olacağını sanmıyorum. Ayrıca gündemde olan Sezer Öztürk ve Ufuk Ceylan transferleride var.

2009-2010 Formaları {Olympique Lyon}

Elano transferinden biraz sıyrılıp forma tanıtımlarına artık geri dönelim dedik. Tamam çıldırdık bitti (desemde inanmayın :p). Bugün Fransa dolaylarından Lyon'u ziyaret edelim dedik. Zira deplasman forması inanılmaz hoşuma gitti. Galatasaray'da böyle bir forma düşünse ya. Şöyle altından alev çıkıyormuş gibi görünen. Hani ateş falan yakışır takımıma. Neyse çok dağıldık dün geceden beri ciddi olalım formalara dönelim. Lyon sanırım iki farklı formasına iki farklı markanın reklamını alan tek takım. Şaşırdım ne yalan söyleyeyim. Formaları yazmadan önce dikkatimi çekmemişti zira bu durum. Umbro sponsorluğunda hazırlanan formada Apicil, Ticket ve Novotel markalarının reklamları bulunuyor. Lyon köşe oldu sanıyorum. Benzema'nın satışı forma reklamları falan. İlk resimdeki forma dediğim gibi favorimdir. Zaten bir formaya kırmızı giriyorsa tamam illaki beğenmem lazım. Bu kırmızı-siyah karışımı forma Lyon'un deplasman forması. İlk formayı ne kadar beğendimse ikinci formadanda o kadar beğenmedim. Sade bir beyaz formanın göğüs kısmının altına biri mavi biri kırmızı iki bant çekmişler, ne o formaya hareketlilik kazandıracak. Kolaya kaçılmış biraz. Bu resimde Lyon'un Gerland Stadında giyeceği iç saha forması yani. Son resmide diğer iki resim gibi Lyon'un resmi sitesinden aldım. Zaten en alttaki resim ile açılıyor site. Hoş bir forma tanıtım resmi olmuş. Lyon'a Serie A'da yeni formaları ile başarılar dilerim. Geçen seneki Bordeaux ve Marsilya'nın darbesinden sonra ihtiyacı var sanıyorum şansa..



CA Boca-Manchester United / Bayern Munich-Milan



Audi'nin 100. kuruluş yılı etkinliklerinde düzenlenen Audi Cup dün akşam oynanan iki karşılaşma ile başladı. Önce Boca Juniors; Manchester United ile, sonra Milan; Bayern Munich ile Allianz Arena'da karşılaştılar. Manchester United 2-1 kazanarak finale yükselirken Bayern aslında ciddi bir sürprize imza atarak Milan'ı 4-1 ile geçti ve ikinci finalist olmaya hak kazandı. Üçüncülük maçı Milan ile Boca arasında bu akşam 19:00'da oynanacak. Final maçı ise Manchester ile Bayern arasında 21:30'da oynanacak. İki maçta Ntv-NtvSpor ortak yayınından şifresiz izleyenlerle buluşacak.

Akşamın ilk maçı 19:30'da Manchester United ile Boca Juniors arasındaydı. Asya turundan yeni dönmüş bir Manchester vardı sahada. Ayrıca Tevez'siz, Ronaldo'suz ilk ciddi maçına çıkıyordu. Maça Kuszczak, O'Shea, Cathcart, Brown, Fabio, Valencia, Carrick, Anderson, Park, Rooney, Macheda onbiriyle başlayan Manchester ilk 10 dakika oyunun hakimiydi. Sonraki 15 dakikayı Boca'nın ataklarıyla kendi sahasında kabul etmeye başlamıştı ki Anderson'un yukarıdaki videoda da gördüğünüz mükemmel golü imdada yetişti. Maçın şüphesiz en dikkat çeken isimlerinden birisi benim ilk defa Manchester formasıyla izlediğim Valencia oldu. Ki maç boyunca sürdürdüğü etkili futbolunu birde golle süsledi. Şimdiden yeni Ronaldo, yeni 7 numara olarak anılmaya başlandı ki ben Owen yerine Valencia'nın almasından yanaydım 7'yi zaten. Boca'nın etkisiz kalmasındaki en büyük sebep Palermo'nun Riquelme'yi ataklarda besleyememesiydi. Yinede Insua 55. dakikada bir gol bulmayı başardı. Manchester için hep bir sistemleri var tıkır tıkır işliyor, ne Ronaldo'nun ne de Tevez'in yokluğunu hissedecekler dedik durduk. Bunun doğru çıkmasının haklı gururunu yaşıyorum ben bu cümleleri kurarken. Ronaldo'suz ilk ciddi maçta frikikten mükemmel bir gol atılması (tamam birazda direğin yardımıyla ama gol goldür) benim için çok mutluluk verici oldu. Park ve Anderson'a gün doğdu diyebiliriz. Rooney'de takımın yeni prensi oldu çıktı maçın gizli yıldızıydı. Bir diğer yıldız adayıda Macheda 17 yaşında velet ama maşallah oda kusursuza yakın oynadı dün akşam.

Akşamın ikinci maçında ise 21:30'da Bayern Munich ile Milan karşı karşıya geldi. Amerika'daki "World Football Challenge" turnuvası yorgunu Milan; Bayern'e 4-1 yenilerek 3.lük maçı oynamaya hak kazandı. Sezon sonunda Van Gaal'i teknik direktörlük koltuğuna getiren Bayern'in ilk ciddi sınavında ve yeni formalarıyla bu galibiyeti bilhassa seyircisinin önünde alması çok büyük bir güven kazandırdı. Ribery'de bu maçı tribünden takip etti bu arada sakatmış sanıyorum. Onsuz kazanabildiklerinide gösterdiler ki bu çok mühim. Maçın ilk 80 dakikasını kaldır çöpe at. Tamam ataklar falan oldu heyecanlı bir maçtı ama asıl olay 80. dakikadan sonra koptu. Maçın ilk golünü 12. dakikada Müller ile bulan Bayern 80. dakikada Schweinsteiger ile ikinci golü buldu. Bu gole Pirlo'nun yanıtıda gecikmedi. Hemen bir dakika sonrada Pirlo'nun golünü izledik. Pirlo'nun golü ile ilgili ilginçte bir anektodum var. Burak'ın bu maçtan haberi yoktu. Tam Pirlo'nun golü oldu telefonuma bir sms düştü. Burak'tandı mesaj. Burayı diyalog olarak okumanız lazım;
Burak; "Frikikte Pirlo'nun üstüne tanımam"
Ben; "Evet ama golü frikik atmadı ki"
Burak; "Ne golü"
Ben; "Ya işte Bayern'le Milan maç yapıyor ya tam mesaj attın Pirlo gol attı sakın haberim yok deme"
Burak; "Yoktuki :D"
Ortağım diye demiyorum ama temiz kalpli adamdır :) Neyse maça devam. Maç böyle bitecek diye düşünenlerden biri bendim ama yanıldım. 89. dakikada Sene Milan'ı bitiren golü attı. Artık oyun disiplininden tamamen kopan Milan'a öldürücü darbeyi ise maçın gol perdesini açan Müller vurdu. Daha biz Sene'nin golünün tekrarını izlerken Ercan Taner 4. golü anlatmıştı bile.

Akşamki maçları izlemenizi öneririm. Sizi bilmiyorum ama ben Manchester'ı izlemeyi özlemişim. Finalede yükseldi değmesin kimse Serap'ın keyfine. Sezona kupayla başlamakta güzel olur hani. Tekrar anımsatmakta fayda var Milan-Boca maçı 19:30'da, Man U-Bayern maçı 21:30'da Ntv-NtvSpor ortak yayınında. Herkese iyi seyirler dilerim şimdiden.

Carrusca Yeniden Estudiantes'te

Carrusca'nın Galatasaray'da varlığıyla, yokluğu bir oldu ve sonunda eski kulübü Estudiantes'e geri döndü. Estudiantes'de oynadığı 5 sezonda yıldızlaşan ve Dünya futbolunun geleceğe yönelik en büyük umutlarından birisi olan Carrusca'nın Avrupa macerasıda şimdilik bitmiş oldu. Galatasaray'a gelmeden önce Arjantin u-20 Milli Takımıyla 13 maça çıkmıştı. 17 yaşında yükseldiği A takımında ise 103 maçta forma giymiştir. Galatasaray'a geldiğinde henüz 23 yaşındaydı ve kendisiyle 5 senelik sözleşme imzalanmıştı. Galatasaray'ın amacı Carrusca'yı Dünya piyasasına sunup ondan büyük paralar kazanmaktı. Yalnız Carrusca'nın şanssızlığı Arda Turan'ın parlaması oldu. Arda formayı kapınca bir daha bırakmadı. Carrusca'da fizik, mücadele bakımından çok güçsüz bir futbolcuydu ve kendini gösterecekte fırsatı olmadı. Gerçi Carrusca Galatasaray'da oynarken başımızda Gerets, Kalli gibi futbolcudan pek anladığını düşünmediğim hocalar vardı. Bu yüzden geleceğin Maradona'sı olarak gösterilen Carrusca'dan hiç faydalanamadık. Transferi için Ülker aracı olmuştu ve bonservisini ödemişlerdi.

Estudiantes'in eski 10 numarası şimdi takımına geri dönüyor. Arjantin'de belki kendini yeniden kanıtlayabilir ama bir daha Avrupa macerası yaşayacağını sanmıyorum. Geçtiğimiz sezon Cruz Azul'da da doğru dürüst futbol oynayamadı. Carrusca deyince aklımızda kalanlar Liverpool maçı ve her sezon bir takıma kiralık olarak gönderilmeye çalışılmasıdır. Kimse Galatasaray'a kötü transfer yaptı gözüyle bakamaz çünkü bu futbolcunun taliplisi çoktu. Geleceğin yıldızları arasında da olduğu için bu transferi gerçekleştirdik. Bir şanssızlığı da transferi çokgeç gerçekleşti geldiğinin ertesi günü lig maçına çıktı. Hazırlık kampında gelseydi belki alışma süreci daha çabuk olacaktı. Rijkaard döneminde ise hazırlık kampına davet edilmedi. Takımda kalabilir miydi bilmiyorum ama geçmişe baktığımda şu adamdan yararlanamadık diyeceğim. Carrusca çünkü o kadar boş bir futbolcu değil.

Elano Galatasaray'da

Sportif Cümleler olarak söyledik, yazdık, çizdik. Daha yorum yok. Yorumları yarın geniş geniş yapacağız. Gece çıldırma gecesidir. Elano Galatasaray'da...

Manchester City'den Arsenal'i Sömürme Harekatı

Real Madrid ve Barcelona'nın transfer bombalarını konuşurken Premier Lig'in namını bu aralar Manchester City koruyor. Eskiden Dünya'nın en pahalı transferlerini Premier Lig yapardı ama Real Madrid ve Barcelona hamleleri sonrasında ilgimiz biraz da olsa La Liga'ya kaydı. Manchester City, Real Madrid gibi takımlara çoğumuz kızıyoruz çünkü piyasada haksız rekabete yol açıyorlar. Manchester City'e biraz daha kızgınlığımız var çünkü Araplar onları satın almış durumda. Premier Lig'de de bir ara Rusların elinde olan bu hakimiyeti ele geçirdiler. Öyle duruma geldik ki kendi özünü koruyabilen Premier Lig takımlarına canla, başla sarılacağız. Biz transfer haberimize geçersek Santa Cruz, Tevez ve Adebayor'la birlikte inanılmaz bir hücum hattı kuran Manchester City birazda defans bölgesini güçlendirmeye karar verip Arsenal'in önemli futbolcularından Kolo Toure'yi transfer etti. Kolo Toure 2002 yılından bu yana Arsenal'de oynuyordu ve toplam 225 maça çıktı. Arsenal'in senelerdir banko futbolcularından birisiydi ve bu bakımdan Manchester City çok doğru bir transfere imza atmış durumda.

Eskiden Arsenal'in geleceğe yatırım yaptığını ve önümüzdeki senelerin inanılmaz kadrosunu kurduğunu düşünüyordum. Yalnız bu transferlerle gördüm ki Arsenal başarı için oynamıyor tamamen bu işi ticarete dökmüş durumda. Değerini bulan bütün futbolcularını satabiliyorlar. Adebayor'un ardından Toure'nin gidişiyle de bunu iyice anladım. Yani takımın can kalbi Fabregas'a da iyi bir teklif gelirse mutlaka satacaklardır. Bu transferler veririm parasını alırım mantığıyla gezinen kulüplerin iyice iştahını açtı. Toure'ye baktığımda 28 yaşında ve bu yaşta futbolcular değerini bulunca satılabilir. Ama Arsenal'in nerede kaldı Henry'li, Vieira'lı, Ljungberg'li başarıya koşan kadrosu. Başarı için önde gelen futbolcularını kadroda mutlaka tutarlardı. Şimdilerse ise para kazanmak için yapmayacakları şey kalmadı. Transferi değerlendirirsek Manchester City çok karışık bir transfer politikası içinde. Abrahomoviç'in Chelsea'sinin ilk zamanlarına benziyorlar. Önlerine geleni almaya çalışıyorlar. Kesinlikle bir düzen yok. Olsa zaten bu kadar fazla forvet oyuncusunu takıma katmazlardı. Sanırım dengeyi korumak için Toure'yi transfer ettiler. Uzun zaman Terry'nin peşinde koştular ama o transfer gerçekleşmedi. Toure Premier Lig tecrübesiyle ve kalitesiyle Manchester City'nin banko futbolcusu olur.

Manchester City falan deyince birde olayın Manchester United tarafı var tabi. Ferguson eskiden Mourinho ve Chelsea ile savaşırdı şimdilerde ise düşmanı ezeli rakibi Manchester City olarak gözüküyor. Adebayor'u kendileri alacakken City'nin fiyat arttırdığını söylediler. Sanırım Ağustos sonuna kadar bu transfer savaşlarını daha çok izleyeceğiz.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Jose Mourinho Show

Aslında biz çeşitli konularda yazı dizileri yapacağımıza Mourinho'nun söylemlerinden bir yazı dizisi oluşturabiliriz. Eminim ki oluşturacağımız bu yazı dizisi de acayip tutacaktır. Yine Chelsea'den, Ibrahimoviç'e, Eto'o ya, Manchester United ve Ferguson'a kadar geniş yelpazede çarpıcı açıklamlarda bulundu. Mourinho olmasa bu futbol dünyasının canı çok sıkılacaktı. Bu yaz dönemi transferleri bolca konuşuyoruz ama Ronaldo ve Kaka transferlerini bile bu kadar konuşmadık. Mourinho yine yaptı yapacağını Ibrahimoviç - Eto'o takasını her dakika güncel tutmaya devam ediyor. Bundan bir ay sonra falanda sezonlar başlayacak ama biz Ibrahimoviç - Eto'o takasını konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü Mourinho bu olayın sıcaklığını her zaman korumayı başaracaktır. Bu yazıda Mourinho'nun açıklamalarını bölüm bölüm değerlendirmek istedim:

CHELSEA HAKKINDA SÖYLEMLERİ

Abrahamoviç Chelsea'nin başına ilk geçtiğinde Dünya bu tip zengin iş adamlarının kulüp satın alıp, deli gibi transferler yapmasına alışık değildi. Bunu ilk Abrahamoviç başlatmıştı. İlk sezonunda umarsızca transferler yaptı başarısız oldu. Ne zaman takımın başına Mourinho getirildi Chelsea'de birlik ve düzen kuruldu. Takım 50 sene aradan sonra Premier Lig'de şampiyonluğa ulaştı. Chelsea'nın başındayken iki sene üst üste Premier Lig'de şampiyon olmasına rağmen Şampiyonlar Ligi'nde yarı finalin kapısından döndü. Bir türlü istediklerini yapamadı. Sivri dilinide zaten biliyoruz Abrahamoviç buna daha fazla dayanamadı ve rekor tazminata Mourinho'yu takımdan gönderdi. Mourinho Chelsea hakkında '' Ben Londra'dan ayrıldığımdan bu yana kazanmaya devam ettim, Chelsea ise yerinde saydı '' diyor. Şu an bile Chelsea kadrosuna baktığımızda Mourinho'nun kurduğu düzen işliyor. Mourinho Chelsea'yi ona buna büyük paralar saydıran kulüp yerine, sisteme uygun doğru transferler yapması gerektiğini gösterdi. Aldığı futbolcularla da başarılı oldu. Chelsea Şampiyonlar Ligi finali oynarken Abraham Grant Mourinho'nun mirasını yiyordu. Scoları geldi başarısız oldular ancak Hiddink gibi bir efsane onları toparlayabildi. Mourinho Chelsea hakkında bu söylemlerinde çok haklı.

IBRAHİMOVİÇ - ETO'O TAKASI

Mourinho geçtiğimiz sezon içinde birçok defa Ibrahimoviç'in Dünya'nın en büyük futbolcusu olduğunu belirtti. Inter İtalya'da 4 sezon üst üste şampiyon olurken Mancini dönemi olsun, Mourinho dönemi olsun Ibrahimoviç'in üstüne kurulu bir düzen vardı. Mancini ile Mourinho'nun görünürdeki tek farkı Mourinho'nun biraz daha fazla genç oyunculara yönelmesi oldu. Ibrahimoviç'in takımdan ayrılması Inter'de ki sistemin başlı başına değişmesi anlamına gelecek. Bu yüzden Mancini ve Mourinho arasındaki farkı anlayabileceğiz. Mourinho teknik direktörlük dehasını konuşturmak zorunda. Mourinho'nun bu takasla ilgili son olarak '' Sadece aptal bir antrenör İbrahimoviç'i kaybettiği için üzgün olmadığını söyleyebilir ancak onun yerine gelen oyuncuyu beğenmemek de yalnızca aptal birinin söyleyebileceği bir şey" dedi. Elbette Eto'o da çok büyük golcü ama Ibrahimoviç'le asla karşılaştırılamaz bile. Ibrahimoviç'in üstüne sistem kurabilirsin ama Eto'o yu kurulu sisteme yerleştirebilirsin ancak. Mourinho Ibrahimoviç ile ilgili yanlış söylemler içindeydi, bu son söylemleri ile durumu biraz toparlamış oldu. Ayrıca Eto'o yu Chelsea'nin başındayken de istediklerini söylemiş. Acaba Drogba'nın yerine onu mu alacaktı?

BİTMEK BİLMEYEN FERGUSON TAKINTISI

Mourinho sürekli çeşitli ülkere gitmek istiyor. Chelsea'nin başındayken Real Madrid'e, Barcelona'ya gitmek isterdi. Şimdi Inter'in başında ve Premier Lig'e geri dönmek istediğini söylüyor. Yalnız Premier Lig'de vazgeçemediği bir şey varsa o da Fergosun takıntısıdır. Chelsea - Manchester United rakabeti yaşanırken bu ikili birçok kez karşı karşıya geldi. Hatta geçtiğimiz sezon Inter - Manchester United Şampiyonlar Ligi'nde eşleştiğinde de Mourinho olayın boyutlarını çok farklı noktalara getirmişti. Şimdilerde Mourinho Manchester United için ''Eğer Manchester yönetimi beni Sir Alex Ferguson'dan sonra düşünüyorsa ben de tabii ki United'da çalışmak isterim" diye görüşünü belirtti. Manchester United bir sistem takımı ve Ferguson inanılmaz bir düzen oturttu. Ferguson istediği sürece Manchester United'in başında kalacaktır. Elbette birgün teknik direktörlüğü bırakacak ama Manchester United'in yeni teknik direktörü Ferguson'un seçeceği isim olacaktır. Bu düzeni asla yıkmazlar. Mourinho'ya baktığımda ise çok aykırı bir teknik direktör. Zaten kendi de biliyor o takımın başına geçemeyeceğini ama sırf gündem yaratmak için söylemlerde bulunuyor. Büyük adamsın Mourinho ne diyelim.

Benim gözümde Mourinho Dünya'nın bir numaralı teknik direktörüdür. Böyle aykırı insanları severim ama Mourinho'ya bu yüzden en büyük teknik direktörde demem. Porto'da yaptıkları orada, Chelsea'ye 50 yıl aradan sonra yaşattıkları ortada. İlk sezonunda Inter'e ve İtalya'ya alıştı. Sezpn içinde başta Adriano olmak üzere birçok sorunla baş etmeye çalıştı. Ibrahimoviç'i kaybetsede Eto'o üzerine sistemi kuracaktır, hücum hattına da kaliteli transferler yaptılar. İtalya'da şampiyonlukları garanti ama Şampiyonlar Ligi için yorumumu sezon başladıktan sonra yapacağım.

Ruhun Şad Olsun Ali Sami Yen


29 Temmuz 1951 günü 65 yaşında hayata gözlerini yuman Galatasaray'ın ölümsüz kurucusu Ali Sami Yen Bey'in 58. ölüm yıldönümü bugün. Başarılı bir hayat hikayesinin yanı sıra bizden öncekilere, bize ve gelecek nesillere tutkuyla bağlanılacak bir takım bıraktı. Liseyi Mektebi Sultanî'de okuyan ve 1905 yılının Ekim ayında yine okulun bir sınıfında bir futbol takımı kurmaya niyetlenen Ali Sami Yen'in o gün tutuşturduğu kıvılcım bugün Dünya'nın bir çok yerini sarmış bir alev olarak yanmaya devam ediyor. Bir çok insanın pek bilmediğide bir özelliği var büyük Başkanın. Ali Sami Yen Bey Türkiye'de ilk spor müzesinide kuran kişidir (1910-Galatasaray Müzesi). Aynı zamanda kendisi Türk Milli Takımınında ilk teknik direktörüdür.

Anma töreninde yönetim kurulu üyelerinden Mümtaz Tahincioğlu; "Kurucumuzu saygıyla anarken, onun bize bıraktığı ilkelerin sahibi ve takipçisi olacağız", İrfan Aktar ise; "Ali Sami Yen, devrinin çok ilerisinde bir vizyonu olan çok önemli Osmanlı Aydınıydı. Türk sporunun öncülerindendi. Bugünkü Olimpiyat Komitesi'nin de kurucusuydu ve sporcularımızı da yurtdışına ilk kez o götürmüştür. 104 yıl önce kurduğu kulübümüzün bugün ulaştığı seviyeyi görebilseydi belki o bile inanamazdı. Galatasaray Spor Kulübü, onun bize verdiği hedefler doğrultuısnda bugünkü noktaya ulaşmıştır ve daha da ileriye gidecektir." diyerek kuruluş hedeflerimizden sapmadığımızı aksine dahada sarıldığımızı gösterdiler.

Bizde Sportif Cümleler ekibi olarak başkana saygılarımızı dualarımızla göndermeyi bir borç biliyoruz. Galatasaray'ın elbette önce kendisini yönetenlere ama daha çok biz sevenlerine emanet olduğunuda ekleyerek tabi..

İstanbul Cup'ta İlk Tur Maçları Tamamlandı

Tekler 1. turda dün yapılan karşılaşmalarda alınan sonuçlar,

Anna Tatishvili'yi 0-2 Ekaterina Dzehalevich,
Ekaterina Ivanova'yı 0-2 Anastasiya Yakimova,
Patricia Mayr'ı 1-2 Marta Domachowska,
Darya Kustova'yı 1-2 Alina Jidkova,
Renata Voracova'yı 1-2 Yuliana Fedak,
Polona Hercog'u 0-2
Timea Bacsinszky

Birinci tur maçlarının bizi en çok üzeni şüphesiz İpek Şenoğlu'nun teklerde ilk turda elenmesiydi. İpek karşılaşmadan 6-0, 6-2'lık setlerle 2-0 mağlup ayrılarak teklerde ilk turda veda etti. Fakat Türk Tenisi adına bir ilke imzada atıldı ilk turda. 2 saat 2 dakika süren karşılaşmaya iyi başlayan Pemra, ilk seti 6-3 önde geçerken, çekişmeli geçen ikinci seti, tie braek bölümü sonucunda 7-6'lik skorla rakibine kaptırdı. Etkili oyununu sürdüren Pemra, son seti 6-2'lik farkla kazanarak, 2. turun vizesini almayı bildi. Pemra Özgen, kazandığı bu başarı ile 5 yıldır düzenlenen organizasyonda 2. tura çıkan ilk Türk tenisçi oldu. Turnuvadaki diğer Türk raket Çağla Büyükakçay, turnuvanın 8 numaralı seri başı ismi Lucie Hradecka ile karşı karşıya geldi ve maçtan 2-1 mağlup ayrılarak elendi.

Turnuvanın ilk sürprizi ise akşam üzeri yapılan maçta 1 numaralı seribaşı Rus Vera Zvonareva'nın, 127. sıradaki Ukraynalı Mariya Koryttseva'ya 2-1 yenilerek, ilk turda elenmesiydi. 1 saat 52 dakika süren maçın ilk setini 6-2 Zvonareva mağlup bitirmeye engel olamadı. İkinci sette daha derli toplu bir görüntü çizen Zvonareva seti 6-1 kazanarak durumu 1-1'e getirdi. Maçtaki asıl çekişme ve heyecanda final setinde yaşandı. Önce Koryttseva sonrada Zvonareva üstüste 3'er oyun alarak sette durumu 3-3'e getirdiler. Fakat 2 oyun birden alan Koryttseva durumu 5-3'e getirdi. Sonraki oyunda 40-15 geriden gelen Zvonareva durumu 5-4'e taşıdı. Setin son sözünü ise 10. oyunuda kazanarak 6'yı bulan Koryttseva söyledi. Son setide 6-4 yazanan Koryttseva maçta durumu 2-1'e getirerek ikinci tura yükselme başarısını gösterdi. Böylece turnuvanın 1 numaralı seri başı ve favorilerinden biri olan Vera Zvonareva elendi.

2009-2010 Formaları {Kolaj}

Bu kolaj yazısına Rapid Wien'in ilginç forma tanıtımını eklemeden olmazdı. Rapid yöneticileri forma tanıtımında yaratıcı bir fikir bulmuşlar. Şehrin sembollerinden biri olan ve Viyana Şehir Parkında bulunan ünlü sanatçı Johann Strauss anıtı önünde yapılmış forma tanıtımı. Johann Strauss Wien şehri için sembol isimlerden biri olduğundan Rapid forması giydirmişler. Formayı giydirme fikri bir hayli ilginç geldi bana. Tabi ilginç olduğu kadar hoşta bir ayrıntı. Rapid Wien'in yeşil-beyaz çubuklu forması Adidas tarafından hazırlanıyor.

İlk resmimiz Yunanistan'ın köklü kulüplerinden Aek'ya ait. Orjinal renkleri sarı-siyah olan Yunan ekibinin formasının bilhassa yaka kısmındaki ince çizgiler çok şık bir görüntü oluşturuyor. Bu formayı Aek deplasman forması olarak kullanacak. İkinci resim ise İskoç ekiplerinden Aberdeen'e ait. Nike formalarının şüphesiz en sade ve en şıklarından birisi olan bu forma Aek forması gibi siyah üzerine ince sarı çizgilerden oluşmuş klasik bir Nike forması görüntüsü çiziyor.



Aşağıdaki ikilinin ilk forması Brezilya Serie A'nın önemli ekiplerinden Flamengo'ya ait. Kırmızı-siyah renklere sahip formanın tasarımı Nike'a ait. Yatay çubuklu diye tabir edebileceğimiz bir forma. İkinci resim ise Bundesliga (Almanya Birinci Lig) ekiplerinden Arminia Bielefeld'e ait. Orjinal renkleri mavi-beyaz olan ekibin Biefeld Stadı'nda yapacağı maçlarda giyeceği forma aşağıda gördüğünüz forma. Mavi-siyah yatay çubuklu olan bu formanın tasarımı ise Saller'a ait.

Güle Güle Hüseyin Beşok

Çok uzun süredir gündemdeydi Hüseyin' in Türk Telekom' a transferi ama belki bir mucize olur da takımda kalır diye içimden geçiyordu hep. Artık transfer kesinleşti sayılır. Murat Hoca' nın ardından Hüseyin Beşok da bu sene Türk Telekom' un başarısı için ter dökecek.

Öncelikle Hüseyin' i elinde tutamayanlara acıyorum. Galatasaray ile bütünleşmiş bir oyuncu ne yapılıp edilip kadroda tutulmalıydı ama bizimkiler sağolsun en ufak bir çaba bile göstermediler. Hüseyin de tabiki kendisini düşünüp gitmek zorunda kaldı.

Tamam gençleşeceğiz diye yola çıkıyorsunuz hadi onu kabullendik diyelim ama bu gençlerin başında onlara yol gösterecek bir abileri olsa nasıl olurdu sizce? Onlara tecrübelerini aktaracak takıma liderlik yapacak bir abi. Eminim Hüseyin de çok isterdi bunu ama bunu bile beceremediler.

Türk Telekom cephesinden bakarsak da çok akıllı bir hamle yaptılar bence. Hüseyin tecrübesiyle Telekom' a iyi katkı verecektir. Asım ayrıldı takımdan Hüseyin geldi. Hüseyin daha üst düzey bir oyuncu. Bu sene Murat Hoca ve Hüseyin Türk Telekom' da. Demek ki kalbimizin bir bölümü onların yanında; Ankara' da olacak...

Hüseyin' e yeni takımında başarılar. Umarım muhteşem bir sezon geçirir. Yazıyı GS Mobile reklamında Hüseyin' in Galatasaraylılığını anlatan harika sözlerle bitirelim:

Avrupa dönüşü yaşadığım sakatlıklarla ilgili herkesin kafasında soru işaretleri vardı.
Ama ben inatla çalışmaya devam ettim.
Galatasaray formasıyla kazanmak, formamın hakkını vermek için..
Çünkü bu forma bir tek şeye bakar; Akıttığın tere..

İşte Galatasaraylılık ruhu, nesilden nesile böyle geçer..
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir