31 Ağustos 2009 Pazartesi

Lincoln Frankfurt'ta {Frankfurt Forumlarında Büyük Heyecan}

Lincoln hakkında bu blogda çek şeyler konuştuk, anlattık, anlamaya çalıştık. Bu anlattıklarımızın temelinde Lincoln'ün Galatasaray'dan ayrılması gerektiği vardı. Kimi zaman bu yazdıklarımızı hakarete dayandı ama Lincoln gerçekten bütün bu kötü sözleri hakeden futbolcu. Yeteneklerine asla lafım yok ama karakter olarak hakkında çok daha fazla şey konuşabilirim. Neyse konumuza dönersek Lincoln'ün Galatasaray'la olan ilişkisinin bitmesinin ardından önce çok rahatlamıştık. Böylesine sorunlu bir futbolcuya para ödemememiz lazımdı ve yabancı kontenjanını da sayesinde açmış olduk. Ayrıca hakkında Fifa'da açılan davada da haklı taraf olduğumuz için tazminat almamız kaçınılmaz durumdu. Lincoln'ün iki senede Galatasaray'da sabıka kaydı ortada.

Transferin son günleri gelmesine rağmen Lincoln kendisine bir kulüp bulamamıştı veya böyle bir arayışı yoktu. Kendisini genelde partilerde boy gösterirken gördük. Son günlerde de Dordmund'dan arkadaşı Dede ile takılıyordu. Yalnız geçtiğimiz günlerde eski dostlar Skibbe ve Lincoln Frankfurt'ta bir araya gelmişlerdi. Görüşme sonrasında Skibbe Lincoln'ü kadrolarında görmek istediğini ama maddi durumlarının buna el vermeyeceğini belirtmişti. Böylesine sorunlar çıkaran Lincoln'de herhangi bir kulüple anlaşamadığı için piyasasını epey aşağı düşürmesi sonucunda Lincoln'ün Eintracht Frankfurt'a transfer olduğu belirtiliyor. Hala davası devam ettiği için bir süre geçici lisansla forma giyebilir ama hakkında dava sonuçlanınca tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu tazminatıda ödeyemeyeceğinden Frankfurt ve Galatasaray anlaşma yoluna gidecek ve tahminen 2 ila 3 milyon euro arası bir para kazanacağız. Lincoln'den gelen 2 milyon euro'ya bile sevinecek durumdayım.

Lincoln'ün fizik olarak hiç hazır olmadığını düşünüyorum ve Skibbe'nin de idman metodlarını bildiğim için Lincoln'den bir süre faydalanamayacaklar. Lincoln ile Skibbe'nin uyumunu biliyoruz Skibbe'nin verdiği sınırsız tavizlerle Lincoln kendinide bulur, beklenenide mutlaka verir. Frankfurt forumlarında da şimdiden bu transferin heyecanı yaşanıyor. Benim tek bir istediğim var gözünüzü seveyim Lincoln Frankfurt'ta mükemmel olsa da, goller atsa da, Bundesliga'yı sallasada gözünüzü seveyim Galatasaray büyük bir değer kaçırdı falan demeyin. Aksine bu adamdan kurtulduğumuz için hergün kurban kesmeliyiz.

Günün Fotoğrafı


Jose Benfica'da başlayan teknik direktörlük kariyerinin ilk uluslararası başarılarını Porto ile 2003'te Uefa kupasını 2004'te ise Şampiyonlar Ligini kazanarak başladı. Bu onun için asla bir doyum değil aksine şimdiki "the special one {özel biri}" olma özelliğini alması yolunda ilk adımdı. Şimdilerde ise takımı Inter ile yeniden yukarıdaki resmi gerçekleştirip Şampiyonlar Ligini kazanmak niyetinde.

Delisiyiz :)

Ukrayna'nın Futbol Ticareti {Dmytro Chygrynsky}

Barcelona bu sezon az ama öz transferler yapıyor. Zaten mükemmel olan sistemlerinin içinde oturmuş kadrolarına hem gençleştirme adına, hem rotasyonu güçlendirme adına hemde takımın havasını iyiden iyiye değiştirme adına transferleri var. Zlatan Ibrahimoviç'i Eto'o nun yerine alarak hem takımın havasını değiştirdiler hemde giden iyi futbolcunun yerine çok daha iyisini aldılar. Maxwell'i alarak rotasyonda harika bir futbolcu kazanmış oldular. Çünkü takımda Abidal'in yedeği olarak Sylvinho vardı ve yaşlandığı için bu bölgeye transfer ihtiyaçları vardı. Geleceğin büyük yıldız adaylarından birisi olan Keirisson'u transfer ettiler ve önümüzdeki seneleri iyice garanti altına almış oldular. Üstelik bu sezon forma şansı az olduğundan Avrupa tecrübesi kazanması adına Benfica'ya kiralık olarak gönderdiler. Barcelona'nın bu transfer politikasını takdir etmemek elde değil adamlar futbol adına son yılların en büyük sistemini kurdular.

Barcelona'nın son transferi ise Shakhtar'ın başarılı savunma oyuncusu Dmytro Chygrynsky oldu. Öncelikle işin biraz espirisi ama adamın ismine ben kafayı taktım. Bir insanın isminde hiç mi sesli harf olmaz. Bu Ukrayna isimleri böyle çok ilginç oluyor. Futbola dönersek Chygrynsky 22 yaşında ve çok önemli bir futbolcu olmayı başardı. Shakhtar'ın güçlenen yapısında en büyük pay sahiplerinden birisiydi ve geçtiğimiz sezon Uefa Kupası kazanılırken payı büyüktü. Kendisini Barcelona'ya karşı Süper Kupa finalinde de izledik. Güçlü Barcelona hücum hattına karşı iyi dayandı diyebiliriz. Kendisi komple bir savunma oyuncusu. Yani güçlü, hızlı, iyi markaj yapan ayrıca Barcelona defansının olmazsa olmazı olan topu oyuna iyi sokmakta da çok başarılı bir futbolcu. Yerine göre kendisini ön libero olarakta kullanabilirsiniz. Anlayacağınız Barcelona bu transferle önemli bir genç futbolcuyu kadrosuna katmış bulunuyor. Ayrıca Marquez ve Milito'nun uzun süreki sakatlıkları bulunuyor. Milito zaten sık sakatlanan bir futbolcuydu, Marquez ise ne zaman döner belirsiz. Savunma şu an Pique ve Puyol'a kalmış gibi görünüyordu. Bu yüzden rotasyon için böyle bir hamle yapmaları gerekiyordu.

Bu transfer için 25 milyon euro bonservis bedeli ödendi. Shakhtar başarılı olmasının yanında kaliteli genç futbolcularda yetiştiriyor ve bunları önemli ücretlere başka takımlara satmaya başladılar. Takımda gidenin yeri mutlaka doluyor. Bu sayede de çok güçlü bir ekonomi oluşturmaları kaçınılmaz görülüyor. Lucescu gerçekten Ukrayna'da heykeli dikilesi ve futbol adına devrim anıtı yapılası bir insan oldu. Son zamanlarda Ukrayna futboluna takmış durumdayım ve sürekli Türkiye ile karşılaştırıyorum. Bu ülkedeki yabancı kontenjanını da sık sık dile getirdim. Yabancı kontenjanlarının çok gevşek olması sayesinde kaliteli genç oyuncular getiriyorlar, oynatıyorlar ve büyük paralara satıyorlar. Ayrıca Milli Takım'larıda çok başarılı olmaya başladı özelliklede genç milli takımları büyük başarılar kazanıyor. Hani çok kullanılan bir laf varya kontenjan olmazsa Türk futbolcular oynamayamaz diye bu çok büyük bir yanlış. Görüyorsunuz kaliteli futbolcu her yerde oynar. Shakhtar'da da kaliteli Ukrayna'lı futbolcular var işte birisi 25 milyon euro'ya Barcelona gibi bir dev takıma transfer olmayı başardı. Bu sayede ellerindeki futbolcuları çok iyi paraya pazarlayabilyorlar. Biz ise yüksek ücretlere futbolcu ihraç etmeyi henüz başaramadık. Ukrayna futbolunu son zamanlarda çok fazla takdir etmeye başladım.

Belçika'dan Raikkonen Geçti


Formula 1'de geçtiğimiz hafta Avusturya Grand Prix'i koşulmuş fakat Schumi'yi beklediğimiz ve bulamadığımız için içimden yazmak gelmemişti. Bu hafta ise Belçika'da tam manasıyla eski günlerdeki gibi bir yarış izledik. Müthiş mücadelelere sahne olan yarışta bu sezon ilk kez yarış kazanan Raikkonen birinci oldu. Sezonun 12. yarışında zafere ulaşan Kimi'nin derecesi; 1 saat 23 dakika 50.995 saniye olurken bu yarış kariyerinde kazandığı 18. yarış oldu. Raikkonen'in ardından Force India'nın İtalyan pilotu Giancarlo Fisichella ikinci, Alman pilot Sebastian Vettel üçüncü oldu.

Yarışa genel olarak baktığımızda tam bir sürprizler yumağı izledik aslında. Kimi'nin geçen sezonki İspanya şampiyonluğunun ardından ilk kez şampiyon olması, şampiyonanın lideri durumundaki Button'ın, son şampiyon Hamilton'ın ve Alguersuari yarış dışı kalması ve 4 aracın yaptığı zincirleme kaza bu sürprizlerden sadece bir kaçıydı.

Spa Pistin'de son 5 yarışın 4'ünü kazanan Raikkonen, 26 yarış sonra birinci olurken, genel klasmanda puanını 34'e çıkararak 5. sıraya yükseldi. 2005 Japon'yadan sonra ilk kez ikinci olan Giancarlo Fisichella, Force India'ya ilk puanlarını getirirken, üçüncü olan Sebastian Vettel, genel klasmanda da üçüncülüğü takım arkadaşı Mark Webber'den aldı. Bu sezon ilk kez birincilik alan Ferrari takımı markalar klasmanında puanını 56 yaparken, Button'dan umduğunu bulamayan ancak Barrichello ile 2 puan alan Brawn GP liderliğini sürdürdü. İkinci Red Bull ise bitime 5 yarış kala puan farkını 24'e indirdi.

Massa'nın yerine gelen Baoder'i yazmıştım. Bu kadar kötü bir pilot olduğunu bilseydim haberi es geçerdim açıkçası. Massa'da çok iyi işler yapmadı belki bu sezon ama bu kadar rezilde gitmedi hiç bir yarışı. Keşke boyun sakatlığı olmasaydı da Schumi'yi izleyebilme fırsatı elimize geçseydi. Schumi demişken bir haberde onunla ilgili vereyim. Ferrari takımının yöneticisi İtalyan Stefano Domenicali, ünlü İngiliz The Times Gazetesi'ne yaptığı açıklamada, Alman pilot Michael Schumacher'in 2010 yılında tekrar Ferrari pilotu olarak pistlere döneceğini söyledi. Stefano Domenicali, ''Schumacher neden Ferrari pilotu olarak pistlere dönmesin, en iyi pilotlar, en iyi spor otomobillere biner'' açıklamasında bulundu. Bu bir Ferrari reklamı mıdır yoksa Scumacher sahiden dönecek mi bekleyip göreceğiz ama dönerse varya Formula işte o zaman tadından yenmez.

Efes Pilsen World Cup #Son


Polonya'da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası öncesi son ve en ciddi hazırlık kampı olan Efes Pilsen World Cup dün sona erdi. Turnuvanın şampiyonu Letonya'yı 90-83 yenen Hırvatistan oldu. Turnuvanın en değerli oyuncusu olarak nitelendirilen "MVP" ödülü ise Hırvat oyuncu Roko-Leni Ukic'e gitti. Ukic oynanan 8 maçta ortalama 25 dakika görev alırken 17.2 sayı, 3 ribaund, 6 asist ve 2 top çalma istatistiklerini yakaladı. Ukic bu istatistiklerle turnuvanın sayı ve asist kralı olurken turnuvanın ribaund kralı ise yakaladığı 8.5 ortalama ile Letonya'lı pivot Andris Bienis oldu.

Günün ilk maçında Letonya ile Almanya arasındaki 3.lük mücadelesini izledik. Maça Letonya'nın üçlükleriyle başlandı. Almanya'nın bu üçlüklere cevabı gecikmezken Letonya boyalı alandan bulduğu basketlerle farkı çift haneli sayılarla kadar çıkardı. Almanya'nın farkı eritme çabası ise serbest atış çizgisinin gerisinden bulduğu basketlerle oldu. Fakat bu çabalar sonuçsuz kalınca Letonya ilk çeyreği 25-18 önde kapattı. İkinci periyoda Letonya çok iyi başladı ve müthiş bir geri dönüş yaptı. Letonya hem farkı eritti hemde 31-20 öne geçti. 11 sayılık farkın ardından Almanya'nın ataklarını izledik fark 4 sayıya kadar indi. Almanya yaptığı başarılı savunmayla son dakikaya önde girsede devre Letonya'nın 40-39 üstünlüğü ile nihayetlendi.

İkinci yarıya Almanya'nın basketleri ile başlandı. Savunma üstünlüğünüde elinde tutuyorlardı. Bitime 6 dakika kala 6 sayı farkla öne geçmişlerdi. Letonya'ya sayı göstermeyen Almanlar son dakikaya 15 sayı farkla girdiler. Periyot sonunda ise skorboardda 68-54'lük Almanya üstünlüğünü gördük. Son periyoda üçlükle başlayan Almanya farkı 17 sayı yaptı. Letonya farkı kapatmaya çalışsada Almanya buna izin vermedi ve periyot boyunca 14 sayılık fark genelde korundu. Normal sürenin bitimine 2 dakika kala farkı 15 sayıya çıkaran Almanya maçı 89-72 kazanarak turnuvanın üçüncüsü oldu.

Turnuvanın şüphesiz en hazır takımı olarak görünen Hırvatistan daha maçın ilk dakikalarında da maça hakim olarak bunu bir kez daha ispat etti. Maça 9-0'lık bir seri ile başlayan Hırvatistan ilk üç dakikada Makedonya'ya sayı göstermediler. Makedonya ilk sayısını Vrbica Stefanov'un elinden bulsada Hırvatistan durumu çoktan 18-3'e getirmişti bile. 7. dakika biterken durum 22-9 olmuştu. Savunmasını düzelten Makedonya farkı 7 sayıya kadar indirdi. Son dakikada sayılar bulan Hırvatlar periyodu 26-16 üstün tamamladı. İkinci periyoda sayıyla başlayan takım Makedonya'ydı. Fakat bu durum Hırvatistan'ın farkı açmasına engel olamamıştı tabi. Bilhassa Darius Washington ile farkı eritmeye çalışan Makedonlar farkı 7 sayıya kadar indirebildi. Fakat Hırvatistan'ın başarılı savunması farkın daha fazla erimesine izin vermeyerek devreyi 44-33 üstün tamamladı.

İkinci yarının ilk basketi de Makedonya'dan geldi. Fakat Hırvatistan üstüste bulduğu sayılarla farkı yeniden 13 sayıya çıkardı. Makedonya hücumlara ağırlık verince farkı 8 sayıya kadar eritti. Karşılıklı sayılar bulan iki takımın mücadelesi gerçekten görülmeye değerdi. Final adına yakışır bir şekilde sürerken 3. periyot sona erdi. Durum 68-57 Hırvatistan üstünlüğündeydi. Final periyoduna Makedonya'nın üstünlüğü ile başlandı. Serbest atışlardan üstüste sayılar bulan Makedonlar farkı 5 sayıya getirdi. Son 4 dakikaya 82-74 Hırvatistan üstünlüğü ile girildi. Maçın bitmesine 1 buçuk dakika kala Hırvatlar'ın 86-79 üstünlüğü vardı. Makedonya taktik fauller yapsada farkı eritemedi. Karşılıklı sayılar bulan iki ekibin mücadelesinden galip gelen taraf Hırvatistan oldu. Hırvatistan maçı 90-83 kazanarak Efes Pilsen World Cup'ın da şampiyonu oldu. Maçın en skorer ismi Hırvatistan adına 21 sayı (3 ribaund- 3 asist) ile Roko Leni Ukic olurken Makedonya adına 29 sayı (12 ribaund- 2 asist) ile Jeremiah Massey oldu.

Mateja Kezman: Chelsea Günleri Masaldı Geçti

Fransa Birinci Futbol Ligi (Ligue 1) takımlarından Paris Saint Germain'in Sırp forvet oyuncusu Mateja Kezman, Rusya'nın Zenit St. Petersburg takımına kiralandı.Paris Saint Germain Kulübü'nden yapılan açıklamaya göre, eski Fenerbahçe oyuncusu Kezman, bir sezonluğuna milli futbolcu Fatih Tekke'nin forma giydiği Zenit St. Petersburg'a kiralandı. Sözleşmede, Rus kulübünün, Kezman'ı sezon sonunda resmen alabileceği opsiyonu da yer aldı. Kezman, geçen sezon 21 kez giydiği Paris Saint Germain formasıyla bu sezon sadece 25 dakika oynadı.

PSV Eindhoven'de 4 sezonda 122 maça çıkıp 105 gol attığında Dünya'nın en kaliteli santraforlarından birisi olarak gösteriliyordu. Komple bir forvet oluşu ve özellikle son vuruşlardaki beceresiyle Hollanda Ligi'ni sarsmıştı desek yeridir. Robben ile birlikte Batman ve Robin hesabı bizlere mükemmel bir futbol izlettiler. Bunu gören Chelsea'de Kezman ve Robben'i kadrosuna katmakta pek geç kalmadı. Robben Chelsea'de tutunup sonra Real Madrid şimdilerde de Bayern Münih'te boy göstersede Kezman için işler hiç iyiye gitmedi. Chelsea'de oynadığı bir sezonda 25 maça çıkıp sadece 4 gole imza atmıştı. Chelsea'de bekleneni veremeyince bir sezon Atletico Madrid'de forma giydi ve 9.75 milyon dolara Fenerbahçe'ye transfer oldu. Fenerbahçe'ye geldiğinde bütün futbolseverler Kezman'ın Türkiye'ye gelmesinden dolayı çok heyecanlandılar. Çünkü Kezman'dı gelen bizlerin kafasında PSV kariyeri hala canlıydı. Fenerbahçe'de 2 sezonda 68 maçta 29 gol attı çok fazla eleştirildi, Semih Şentürk'ün senelerini yedi ve çok başarısız oldu. Kezman'da ki başarısızlık formsuzluktan çok kafasında gibiydi.

Kezman gider ayak son kazığınıda hazırlık kampında Deivid'i sakatlayarak gerçekleştirip PSG kulübüne gitti. Burada yeniden bir çıkış yakalar dedik olmadı ve şimdilerde ise Zenit kulübüne yolu düşmüş. Bu adam sürünmesine, yıllardır birşey yapmamasına rağmen piyasasını hala koruyor ve Zenit gibi önemli bir kulübe gidiyor. Gerçekten Kezman'ın transferini kim sağlıyorsa bu adamı kutlamak gerekiyor. Zenit'te ne yapar diyorsanız büyük ihtimalle başarısız olur diyorum ama belli de olmaz. 30 yaşına geldi belki o da Sheva'ya özenip bu sezondan sonra ülkesine dönebilir. Ukrayna Ligi futbol olarak Avrupa'da damga vurmuş bir lig ama Kezman Sırbistan'a gitse neler olur acaba?

Usain Bolt'u Futbol Sahalarında Görmek İsteriz

100, 200, 4x100 Dünya rekorlarının sahibi, geçilemez atlet Usain Bolt hakkında söylenen uzun atlama ve 400 metrede yarışacak iddalarının aksine futbolda iddalı konuştu. Real Madrid'in yıldız futbolcusu Cristiano Ronaldo ile toplu ve topsuz her türlü yarışı kazanabileceğini belirtmiş. Ayrıca okul futbol anılarından da biraz bahsetmiş. Usain Bolt'un bu rekorlarından çok sportmen ruhunu ve iddalı oluşunu çok seviyorum. Yarış önceleri lay lay lom tavırlar sergilesede tam bir spor adamı. Kendini iyi hissettiği her yarışta mutlaka boy gösterir ve kazanmak içinde elinden geleni yapar. Onun bu kazanma azmi belkide daha 23 yaşında kendisini gelmiş geçmiş en büyük atlet yaptı. Bugün her platformda kendini gösteriyor ve asla kibirli hareketleri yok. Bir insan ancak bu kadar mütevazi olabilir. Espiri ile ciddiyeti aynı anda Bolt'ta görmek mümkün.

Şimdi Bolt hakkında espiriler dönmeye başladı. Mesela futbolcu olsa hangi mevkide oynayacağı, sahayı kaç saniyede kat edebileceği, topla tekniğinin nasıl olduğu, Ronaldo ile olası yarışları falan hepsi konuşuluyor. Usain Bolt bana sorarsanız futbol oynasaydı mükemmel bir kanat adamı olurdu. Sürati sayesinde rakiplerin gerisinden gelerek ofsayta yakalanma derdini bir kere ortadan kaldırırdı. Defansın onu durdurması tabiki söz konusu olamazdı ama yakaladıklarında da olmadık faullere imza atıp Bolt'u sık sık sakatlayabilirlerdi. Bu yüzden Bolt'un futbol sahalarından çok atletizm pistlerinde olması daha yararlı. Çünkü orada ikili mücadele yok. Yarışın kaderini kendisi belirliyor. Bu arada Bolt geçtğimiz günlerde Real Madrid - Deportivo maçında başlama vuruşunu yaparak La Liga heyecanını resmen başlattı. Merakla beklediğimiz İspanya Ligi'ne inşallah Bolt'un uğuru sıçrar. Unutmadan da geçmemek lazım Bolt birine meydan okumak istiyorsan bu Ronaldo olmamalı. Messi seni bekler.

Semih Böyle İstedi {Fenerbahçe:2-1:Manisaspor}


Galatasaray ile sürdürdüğü amansız liderlik yarışının 4. etabında Fenerbahçe bu akşam Manisaspor'u ağırladı. Ligin yeni ekiplerinden Manisa'nın Isaac'den Fenerbahçe'nin de Gökhan'dan yoksun çıktığı karşılaşma Fenerbahçe'nin 2-1'lik üstünlüğü ile tamamlandı. Maçın 80 dakikasında golden geçtim pozisyon bile göremedik doğru dürüst. İki takımda bol bol top çevirdi bir ileri iki geri gitti Mehter Takımı misali.. Bu yüzden de seyir zevki çok yüksek bir maç olmadığını söyleyebiliriz. Ama şampiyonluk yolundaki takımlar bazen böyle maçlarda kötüde oynasalar kazanmalıdırlar. Fenerbahçe bugün bunu yaptı açıkçası. Dakikalar 80'i gösterdiğinde Alex'in müthiş, şık ve başarılı asistine Guiza'nın vuruşu ile ilk gol geldi. Bu golden 7-8 dakika sonra Manisaspor'un Engin Keleş ile verdiği cevabın ardından durum 1-1 oldu. Maça 4 dakika uzatma eklendi. Uzatmanın son saniyelerinde Semih'in ofsaytta olduğu pozisyonda Alex Semih'i ofsayttan kurtarıp golü attı. Aslında golün adı Semih olduğu için başlık Semih böyle istedi oldu. Aslında maçın böyle bitmesini isteyen kişi Alex'ti.

Daha önce bir çok kereler Alex'in Fenerbahçe için ne kadar önemli olduğunu yazdık. Bilhassa Burak buna çok fazla değindi. Bugünkü maçta da gördük ki Alex Fenerbahçe'nin yalnızca kaptanı değil aynı zamanda takımı toparlayan ismide olmuş. Kriz anlarında, takım kitlendiğinde bir şekilde sahneye çıkıyor ve durumu toparlıyor. Semih, Guiza, Alex üçlüsünü bir arada izlemek değişikti. Semih mi oynasa, Alex mi gelse, Guiza mı yedek olsa diye yedi bitirdi Fenerbahçe'liler kendilerini. Ben dışardan bakan bir gözle diyebilirim ki; üçüde bir arada oynarsa hiç bir problem olmuyor. Yalnız defansa çabuk dönecek bir isimde şart tabi. Bu üçlünün emniyet sibobu olması lazım. Edu'yu gönderdiler, Gökhan sakattı, Bilica yabancı kontenjanı problemi yüzünden oynayamadı savunmanın göbeğine Lugano ile Bekir kaldı. Bu ikili ilk defa birlikte oynuyorlar sanırım sırıttılar. Birbirlerini tamamlayamadılar pek. Alıştıkça düzelirler mi? Bekleyip göreceğiz. Guiza'ya değinmek gerekirse geçen seneye oranla daha çok mücadele ediyor, çabalıyor ve bunun ekmeğinide gol atarak yiyor. Adaptasyon olayı tamamen aşılmış gibi. Bu senenin en iyi transferi olabilir Fenerbahçe adına kimse şaşırmasın. Maçın 75. dakikasında Emre ikinci sarıdan kırmızıyı yedi bu arada. Sonra hakemle falan itiş kakış oldu. Görüntüler digiturkun elinde var. İnşallah es geçilmez bu olay. Zira benim bildiğim futbol maçlarında sahada hakemin dokunulmazlığı vardır.

Manisa'ya değinmek gerekirse; iyi bir kadro kurmuşlar. Kadronun belkide en iyi iki ismi olan Ufuk ile Sezer'in kafaları Galatasaray tarafından karıştırılmıştı. Ufuk hala sözleşme imzalamamış dolayısıyla oynamıyor. Ama Sezer takımıyla anlaşmış bugün sonradan da girdi oyuna birde müthiş şut çekti fakat Volkan şutunu çıkardı. Bence bu pozisyonda maçın kırılma noktasıydı. Zira durum 1-1'di eğer o gol olsaydı Fenerbahçe'nin maçı çevirmesi çok zorlanabilirdi. Birde bu şuttan sonra kullanılan kornerden başladı Semih'in golünün atağı. Fenerbahçe'yi Saraçoğlu'nda kitlemişler daha ne isteyecekler. Puan alabilselerdi iyiydi ama olmadı. Artık inşallah bir dahaki maça :)

Yazar Notu {Burak Eren}: Fenerbahçe maçını konuştuk ama kısaca da olsa Sivasspor ve Trabzonspor hakkında da konuşmak gerekir çünkü bu iki takımda lige istediği gibi başlayamadı. Sivasspor yaptığı transferlerle geçtiğimiz sezondan daha iyi kadro kurmuş gibi göründü ama takımın bütün düzeni yıkıldı. Bülent Uygun'un da antipatik tavırları bu olaya eklenince işler Sivasspor'un istediği gibi gitmiyor. Sivas halkı iki sezondur şampiyonluk potasında oynamaya alıştı şimdi hedef ilk beş falan dersen bu onları kesmeyecek. Hatta bazı taraftarlar Bülent Uygun istifa diye bağırdılar. Bu Sivasspor için sonun başlangıcı olabilir. Ligde oynadıkları 3 maçta 3 mağlubiyet almaları hiç iyi bir durum değil. Sivasspor'un futbolu güzel geleceğe ışıl ışıl bakıyorlar demek isterdim ama nereden tutsak bir takımı bir skandalla karşılaşıyoruz. Yaptıkları transfer bile (günlerce övündüler) 2 gün sonra şehirden kaçıyor.

Aynı şeyleri Trabzonspor için söylemekte mümkün. Geçtiğimiz sezon Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kötü gidişini fırsat bilerek bu iki takım önemli işler yapmış gibi gözüktüler. Trabzon halkı tezcanlıdır gelen bir galibiyette kendilerini şampiyon, bir mağlubiyette de herkesi istifaya davet ederler. Birçok ünlü teknik adamla görüştükten sonra Hugo Bross'u takımın başına getirdiklerinde aslında neler yapacaklarını anlamıştım. Trabzonspor'un bu futbolcu kalitesiyle başarılı olması imkansız. Sivasspor galibiyeti bayağı göz boyamıştı ama sonrasında çizdikleri grafikte benim beklentilerim seviyesine geldiler. Bross Bursaspor maçında da bazı arayışlara gitmiş ama kadroyla bu kadar fazla oynamakta iyi birşey değil. Bakalım Bross daha ne kadar takımın başında kalmayı başarabilecek.

30 Ağustos 2009 Pazar

Caner Erkin'i Bekliyoruz

Haldun Üstünel, CSKA Moskova'da forma giyen milli oyuncu Caner Erkin'in transferi konusuna açıklık getirirken, Rus kulübünün yanıtını beklediklerini ifade etti. Caner ile bir mutabakata vardıklarını kaydeden Üstünel, ''CSKA Moskova ile son aşamaya geldik. Şartlarımızı kabul ettikleri takdirde transferi gerçekleştireceğiz'' şeklinde konuştu. Üstünel ayrıca, transfer için görüştükleri bir-iki ismin daha olduğunu aktarırken, nihai kararlarını, teknik direktör Frank Rijkaard'la Ankara'da yapacakları toplantıda vereceklerini sözlerine ekledi.

Galatasaray'da Hakan Balta'nın arkasında güçlü bir sol bek olmadığını ve sol kanatta sıkıntı yaşandığını birçok yazımızda belirtmişti. Volkan Yaman'dan beklenen verim alınamıyordu ve Alparslan Erdem'de henüz hazır bir görüntü çizmiyordu. Sonrasında Volkan Yaman'ın da Eskişehirspor'a transferinin ardından Galatasaray bu bölgeye transfer yapacağını belli etti. Caner Erkin'le yaklaşık 20-25 gündür ilgilenilmesine rağmen transferi henüz gerçekleşmedi. Bu transfer gerçekleşmeyincede hakkında birçok asılsız haberler yazıldı. Mesela dün Caner Erkin Trabzonspor'la anlaştı akşamı Trabzon'a geliyor dendi ama Caner Erkin'i Trabzon'da göremedik. Bu işi iyi takip eden Trabzonlu arkadaşlarıma sorduğumda Trabzonspor cidden Caner'le ilgilenmiş ama aldıkları cevapla transferden vazgeçmişler. Çünkü Caner Erkin Galatasaray'la anlaşmıştı ve kulüplerinde anlaşmasını bekliyor. Galatasaray bu transferi satın alma opsiyonlu olarak Caner'i kiralayarak gerçekleştirecek. Caner Erkin'in teknik analizini daha önce yazdığımız yazılarda yapmıştık. Çıkan haberlerin aksine her platformda da Caner Erkin'in Galatasaray'da olduğunu belirttik. Scoutgs bu sezon bütün transferlerde olduğu gibi bu transferde de kalitesini konuşturdu.

Haldun Üstünel yaptığı açıklamada transfer için görüştükleri 1-2 oyuncu daha olduğunu belirtti. Bunlardan birisinin Sercan Yıldırım olduğunu biliyoruz. Büyük ihtimalle de Trabzonspor - Bursaspor maçının ardından bu transfer açıklanacak. Medya organlarında Fenerbahçe bu transferi dünden bu yana iki kere yalanlamasına rağmen hala ağzı olan konuşuyor. İkinci oyuncuyu ise cidden bilmiyorum ve transferi biraz piyango olacak. Acaba hangi bölgeye transfer yapacaklar bilmiyorum. Rijkaard'la yapılacak toplantı ve pazartesi günü Galatasaray açısından çok hareketli geçeceğe benziyor. Transfer dönemini hızlı biçimde bitirmeye hazırlanalım.

Günün Fotoğrafı

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun

Ankaragücü'nü Ele Geçirme Operasyonu Tamamlandı

Ankaraspor'un fahri gözüksede bir numaralı ismi, Ankara Büyükşehir Belediyesi başkanı Melih Gökçek'in en büyük hayali Ankara'dan şampiyon bir takım çıkarmak bu yüzden de Ankaragücü'nü ele geçirmekti. Melih Gökçek bu futbol konusunda konuşurken sürekli Ankaragücü'nün zamanında başına geçmek istediğini ama başaramadığını anlatır durur. Senelerdir Büyükşehir Belediye başkanlığı yapıyor ve seçim vaadlerinin baş sıralarında sürekli Ankara'dan şampiyon bir takım çıkarmak var. Ankaraspor'u belediyenin desteğiyle Süper Lig'de belli nir noktaya getirdi. Ama taraftar desteği olmadığı için yerlerinde sayıyorlar. Ankara deyince de aklımıza Ankaragücü ve Gençlerbirliği geliyor. İlhan Cavcav'ın Gençlerbirliği'ni şampiyon yapma gibi bir düşüncesi yok onlar hayatlarından memnun gözüküyorlar. Ankaragücü ise büyük taraftar potansiyeline sahip olmasına karşın şampiyonluk potansından çok uzak görüntü çiziyorlar. Ankaragücü 1910 yılında kurulan ve Türkiye'nin en köklü kulüplerinden birisi. Üstelik Dünya üzerinde ülkelere baktığımızda başkentinden şampiyon çıkaramamış yegane ülkelerden birisiyiz. Ankara'nın da şampiyonluğu oynayan takımının olmasını, zirve mücadelesi yapmasını hepimiz istiyoruz.

Ankaragücü bu sezon 100. yılını kutlaması dolayısıyla önemli transfer harekatları yaptı. Fazla ihtimal vermememize rağmen Vassell transferi oldukça heyecan vericiydi. Ayrıca Maniche, Sol Campbell gibi futbolcularlada isimleri anıldı ama transferleri gerçekleşmedi. Finansal durumları belli bir noktada olduğu için sadece Vassell ile taraftarlara heyecan vermeye çalıştılar. Tabi bunlar yetmezdi Ankaragücü'nün mali olarak daha da güçlenmesi lazımdı. Zaten yıllardır bu fırsatı kollayan Melih Gökçek'te durumu fırsat bildi ve yarattığı kulis ile beraber Ankaragücü'nü ele geçirme operasyonunu başlattı. Önce Ankaragücü'nün önemli ismi Cemal Aydın'la güçlerini birleştirdi sonra oğlu Ahmet Gökçek'i başkan adayı yaptı. Bu arada Ankaragücü kongresi bugün oldu ve Ahmet Gökçek kulübe üye bile değildi. Bir günde üye oldu ve olmasının ardından 205 delegenin 172 geçerli oyuyla başkan seçildi.

Uzun zamandır uğraştıkları Ankaragücü - Ankaraspor birleşmesine izin verilmediği için böyle bir yola gidildi. Şimdi Ankaraspor giderek küçülecek ve futbol piyasasından da yok olacak. Transfer için son 2 gün kaldı büyük ihtimalle bazı futbolcular Ankaraspor'dan Ankaragücü'ne geçiş yapacak. Transfer için kesenin ağzını açarlarsada bazı önemli futbolcuları kadrolarına katabilirler. Bu bir bakıma Manchester City olayına benzedi. Geçtiğimiz sezon transferin son 1-2 günü Araplar takımı satın aldı ve transferin son günüde olsa Robinho'yu kadrolarına katmışlardı. Sonrasında ligin devre arası ve sezon sonunda yaptıkları transferlerle zirveye oynayan bir takım yarattılar. Şimdi Melih Gökçek'te arkasında koca Ankara Belediyesi'nin desteğiyle olmadık transferler yapmayı deneyeceklerdir. Burada sorulması gereken iki soru var. Ankaragücü taraftarları şampiyonluk uğruna bu durumu kabullenebilecekler mi? İkinci soru ise Melih Gökçek vaadlerinde sıraladığı gibi Ankara'dan şampiyon bir takım çıkartabilecek mi? Bunları bekleyip göreceğiz.

Arkadaşlar Hazır mısınız?

Sezonun son Grand Slam'i olan Amerika Açık Turnuvası yarın başlayacak. ABD'nin New York kentindeki USTA Tenis Merkezi Kortları'nda yapılacak toplam 24,2 milyon dolar (3,66 milyon TL) ödüllü turnuva, 13 Eylül Pazar günü sona erecek. İlk kez 1881 yılında düzenlenen ve sert kortta oynanan turnuvanın tek erkekler ve tek bayanlar şampiyonlarına, 1 milyon 600 biner dolar (2 milyon 421 bin TL) para ödülü verilecek. Amerika Açık öncesi Dünya Klasmanında son durum;

Erkekler

1- Roger Federer
2- Andy Murray
3- Rafael Nadal

Bayanlar

1- Dinara Safina
2- Serena Willams
3- Venus Willams

Son 5 yılın Amerika Açık Şampiyonlarında erkeklerde Roger Federer'in dominesi söz konusu. Geride kalan 5 yılın 5'inde de şampiyon olan Fedex bu seneninde en büyük favorisi konumunda. Bayanlarda ise 2004'te Svetlana Kuznetsova, 2005'te Kim Clijsters, 2006'da Maria Sharapova, 2007'de Justine Henin ve 2008'de Serena Williams şampiyon oldu. Bu sene kimin şampiyon olacağına dair henüz bir fikir oluşmadı bende.

Türk tenisçilere gelince; erkeklerde Marsel İlhan ana tabloya kaldı. Rakibini 6-4 ve 6-2'lik setlerle 2-0 yenen Marsel İlhan, Nazmi Bari'den sonra Türkiye'nin bir ''grand slam'' turnuvasında, ana tabloda mücadele etmeye hak kazanan ikinci erkek tenisçisi oldu. 1996 yılında profesyonel tenise başlayan, 22 yaşındaki Marsel İlhan, yarın Belçikalı Christophe Rochus ile karşılaşacak. Diğer raketimiz İpek Şenoğlu ise çiftlerde şampiyonluk mücadelesi verecek.

Efes Pilsen World Cup #4


Günün ilk maçı A milli takımımız ve İngiltere arasındaki klasman maçıydı. Genel olarak sıkıcı bir maç izledik malesef. Her iki takımda gruplarındaki iki maçtada yenilmişlerdi. Maçı 87-53 kazandık. Fakat 34 sayılık fark kimseyi yanıltmamalı çünkü İngiltere çok ahım şahım bir takım değil. GameOn turnuvasında hadi öz güvenimiz yerine gelecektir kazanmak iyidir falan dedik ama artık Avrupa Şampiyonası öncesi son turnuva olan bu turnuvada hemde ev sahibi konumundayken en azından final oynamalıydık diye düşünüyorum ben. Müthiş bir kadromuz var bunu neden başaramıyoruz gerçekten anlamak mümkün değil. Maça Ömer Aşık, Ömer Onan, Sinan Güler, Hidayet Türkoğlu ve Ersan İlyasova beşlisiyle başladık. Maçın ilk sayısı Ömer Onan'dan geldi. Ardından üstüste sayılar bularak seriyi 10-0'a kadar getirdik. İngiltere ilk sayısını 4 dakika sonra buldu. İyi savunma yaparak çeyreği 25-12 önde kapattık. İkinci çeyrek Bekir Yarangüme'nin üçlüğü ile başladı. Ersan ile üstüste bulduğumuz sayıların ardından fark 20 sayıya kadar yükseldi. İngiltere'nin farkı kapatmasına izin vermeyen Milli Takım devreyi 45-22 üstün tamamladı.

İkinci yarıya yine Ersan'ın sayılarıyla başladık. Yaptığımız savunma İngiltere'nin ilk iki dakika sayı üretememesine neden oldu. Üçlüklerde başarılı olduğumuz 3. periyotta dakikalar 26'yı gösterirken fark 30 sayıydı. İngiltere'nin sayılarına karşılık veren Milli Takım 3. çeyreği 66-31 galip kapatarak son çeyrek için avantaj yakaladı. Bu fark Tanjevic'in final periyodunda forma şansı bulamayan isimlere şans tanıması anlamına da geliyordu. Final periyoduna üçlükle başlayan İngilizler farkı eritmeye çalışsada fark pek eriyecek gibi durmuyordu. Çünkü 41 sayıya kadar yükselmişti. Kalan dakikalarda İngiltere'nin oyundan kopmadığını söyleyebiliriz. Hala farkı kapatma çabasındaydı. Fakat Milli takım maçı 87-53 kazanmıştı. Son maçta aldığı galibiyette 6 takımlık turnuvanın 5. si olan Milliler Avrupa Şampiyonası öncesi pek umut vermedi açıkçası.

Sona yaklaşırken dün yarı final maçları da yapıldı Efes Cup'ta. Maçlardan ilki Hırvatistan ile Letonya arasındaydı. A grubunda hem Milli takımımızı hemde Almanya'yı yenerek grup birincisi olarak gelmişti Hırvatistan finale. Letonya ise İngiltere'yi son saniyede yenmiş, Makedonya'ya ise farklı mağlup olarak B grubu ikincisi sıfatıyla yarı finalde Hırvatistan'ın rakibi oldu. Hırvatistan oynadığı iki maçta olduğu gibi bu maçında mutlak hakimiydi. İlk 5 dakikada skorda 18-10 üstünlük sağlamışlardı. Letonya farkı eritmeye çalışsada ilk periyot 24-18 Hırvatistan üstünlüğü ile sona erdi. 2. periyoda iki tarafta tutuk başladı. İlk 2 dakikada basket göremedik zira. Letonya bulduğu sayılarla farkı eritmeye çalışıyordu. Fakat bu çabalar sonuçsuz kalınca devre 46-39 Hırvatistan galibiyetiyle sona erdi.

İkinci yarıya iyi başlayan tarafsa Letonya'ydı. 7-0'lık bir seri ile durumu eşitleyen Letonya kapattığı farkı koruyamadı. Letonya'nın ataklarına 8-0'lık yeni bir seriyle yanıt veren Hırvatistan farkı yeniden 8 sayıya çıkardı. Üstüste sayılar bulmaya devam eden Hırvatistan farkı çift haneli sayılara çıkardı. Bilhassa Nikola Vujcic ve Davor Kus'un sayıları etkiliydi. Son periyota girerken durum 75-62 olmuştu. Final periyodunda Hırvatistan sayılarıyla başlandı. Fark 17 sayıya çıktıktan sonra artık Hırvatistan'ın showunu izledik. Başarılı savunması ile Letonya'yı tam tabirle kitledi. Maçıda 96-81 kazanarak adını finale yazdıran ilk takım oldu.

Gecenin son maçı Makedonya ile Almanya arasındaydı. A grubunda Türkiye'yi yenen fakat Hırvatistan'a yenilen Almanya grup ikincisi olarak, B grubunda ise iki maçınıda kazanan Makedonya grup lideri olarak yarı finalde eşleşmişlerdi. Mücadeleye iyi başlayan taraf Makedonya'ydı ilk 3 dakikada Almanya'ya sadece 2 sayı üretme şansı verdiler. Kendileri ise 10 sayı yaptılar. Bitime 2 dakika kala skor 23-14'tü. Kalan 2 dakikada da 9 sayılık fark korundu ve periyot 26-17 Makedonya üstünlüğü ile tamamlandı. İkinci periyota karşılıklı sayılarla başlandı. Fakat Makedonya farkı 13 sayıya kadar çıkarmıştı. Almanya'nın bu sayılara cevabı savunmasını sertleştirerek 8-0'lık bir seri ile geldi. Seriye son veren isim Makedonya'da Vojdan Stojanovski'ydi. Devre Makedonya'nın 48-35'lik üstünlüğü ile tamamlandı.

Makedonya ikinci yarıya yine bir üçlükle başladı. Almanya üçlüklerle farkı eritmek istesede Makedonya her sayıya üçlükle cevap verince fark 15 sayıya kadar yükseldi. Son periyota gidilirken durum 69-56 Makedonya üstünlüğündeydi. Final periyodunda da tüm maçta olduğu gibi Makedonya hakimiyeti vardı. Makedonya sadece sayı üretmede değil savunmada da başarılıydı. Almanya'yı top kayıplarına zorluyor, sayı bulmasına izin vermiyordu. Son dakikalarda Almanya oyun disiplininden koptu diyebiliriz. Maçı 94-75 kazanan Makedonya finale çıkarak Hırvatistan'ın rakibi oldu.

Turnuvada günün programı;

14:45 Letonya-Almanya {3.lük maçı}
17:00 Hırvatistan-Makedonya {Final maçı}

Tobi'nin Vedası


Danimarka'nın B.T gazetesinde yer alan haberde, sözleşmesi 31 Mayıs 2010 tarihinde bitecek olan Linderoth'un, eski takımı FC Kopenhag'a dönmeye sıcak baktığı vurgulandı. Tecrübeli oyuncu, B.T'ye yaptığı açıklamada, "Sözleşmemin bitmesine bir yıl kala eve dönüşü düşünme zamanın yaklaşmaya başladığını, ülkem İsveç ya da Danimarka'ya geri dönme imkanının mümkün olabileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Tobias'ı gerçekten çok sevdik, çok değer verdik, güçlü gördük, Lincoln transferinden bile daha iyi transfer dedik ama olmadı, olmaz, olmayacak malesef. Olmayacağının artık Tobi'de farkında ki açıklamalar yapmaya demeçler vermeye başladı. Kendisiyle Elfsburg ve Kopenhag'ın ilgilendiğini biliyoruz. Belkide en doğrusu ülkesinde yada komşu olan Danimarka'da oynamasıdır artık. Tobi ile yazdığım bir önceki yazı çok sert eleştirilere maruz kalmış ve blogda ciddi bir beyin fırtınası yapılmıştı. Yazının içeriği Tobias'ın yine yeniden sakatlanmasıydı. Evet menüsküstü herkesin başına gelebilirdi ama benim bile sabrım kalmamıştı artık Tobi konusunda. Her defasında tekrar umutlanıp tekrar sakatlığını görmek Tobias sevdiğim bir futbolcu olduğundan gerçekten çok acıydı çünkü.

Birde işin Galatasaray tarafı vardı ki çok onurluca bir duruş sergilemiştik aslında. Diğerleri futbolcuları sakatlanınca sözleşmesini dondurup hemen yerine yenisini bakma yoluna giderken bizim Tobi'yi bırakmayışımızın arkasında duruşumuzun 3. senesiydi bu yıl. Ayrıca her şerde bir hayır vardır misali Tobi'nin olmayışı bize Mehmet Topal gibi bir adamı kazandırmıştı ki İngiltere'den İspanya'ya bir çok takımın ağzını sulandırıyordu. Geçen sene Tobi'sizlikten Mehmet'i bulan Galatasaray bu senede Mustafa Sarp gibi bir adam buldu ki kimselere değişmem. Ne yalan söyleyeyim Mustafa o kadar kusursuz oynuyor ki bana Tobias'ı unutturdu :) Tobias kesin kararını ocak ayından sonra vereceğini belirtmiş. Ara transfer döneminde yani. Dilerim o zamana kadar toparlar ve gitmesi daha kolay olur. Verdiğin emekler için teşekkürler Tobi..

Bu Sezon Inter'i Çok Konuşacağız {Milan 0-4 Inter}

Inter ve Milan bu yaz döneminde çok fazla konuştuğumuz, tartıştığımız takımlar oldular. Mourinho'dan ötürü Inter'e ayrı bir sempati duyduğumuz bir gerçek. Bu yüzden Inter'i daha detaylı takip ediyorum. Bu sezon Ibrahimoviç'i kaybetmelerine rağmen yaptıkları transferlerle geçtiğimiz sezona göre çok daha güçlü bir kadro kurdular. Inter'in en çok eleştirilen yanı hücumda Ibrahimoviç'e çok fazla bağlıydılar ve bu yüzden hücumda kısır kalıyorlardı. İtalya Ligi'nin konumu yüzünden şampiyonluklar geliyordu ama Avrupa'da sürekli hüsran yaşıyorlardı. Ibrahimoviç'in ayrılması ve yaptıkları transferlerle Mourinho kafasındaki sistemi oluşturdu ve ligin ötesinde hedef Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olmak gibi görünüyor. Milan ise kadro itibariyle çok yaşlı futbolculardan kurulu ve Kaka'nın da kaybının ardından onun yerini dolduramadılar. Kadroya genç futbolcular transfer etmek yerine daha başka işlerşe ilgilendiler ve sonun ortasına doğru yaklaştılar.

İtalya Ligi deyince benim aklıma ilk olarak Inter - Milan derbisi gelir. Bu iki takımın aralarında oynadığı maçlar Dünya üzerinde büyük ilgi görür ve günler öncesinden konuşulmaya başlar. Yalnız bu sezon derbi öncesinde konuşulan konular Inter'in Milan'a kaç fark atacağı yönündeydi. Kadro olarakta, futbol olarakta iki takım arasında büyük farklar vardı ve maça bakıncada beklediğimiz gibi geçti. Inter deplasmanda (kendi sahası ne kadar deplasman sayılırsa) Milan'ı 4-0 yenerek büyük olaya imza attı.

Mourinho'nun 4-3-3'ü

Inter'in geçtiğimiz sezonlarda kağıt üzerinde baktığımızda çok kaliteli stoperleri olmasına rağmen varlık içinde yokluk çektiklerini söylemiştik. Bu yüzden stoper konusunda revizyona gittiler ve Lucio gibi çok kaliteli bir futbolcuyu transfer ettiler. Milan maçında Lucio'nun ne kadar önemli işler yaptığını görmüşsünüzdür. Son derece kontrollü, güven veren, hücumu geriden başlatan bir futbolcu olmasının yanında savaşçı özelliğiylede Inter'e büyük katkı sağladı. Milan hücumu zaten sadece Pato'dan ibaretti onu da durdurmayı başarınca Milan tamamen bitti. Lucio Samuel ile beraber harika bir ikili olmuşa benziyor. Sağ tarafta Maicon maçın adamlarından biriydi. Inter sağ kanadında resmen tren istasyonu kurdu ve o bölgeyi harika işletti. Milan Maicon karşısında tamamen çaresiz kaldı. Chivu desek kontrollü futboluyla bir bek nasıl olur bizlere resmen ders verdi. Inter savunması genel anlamda iyi görüntü verdi ve ilerleyen maçlarda da daha mükemmel bir hal alacak. Bekler sürekli hücuma destek veriyor savunma ikilin hatta bu ikilinin yedekleri bile mükemmel futbolcular. Julio Cesar için zaten hiç konuşmuyorum bir kalecin böylesine güvenliyse arkan sağlamda demektir.

Orta sahada Zanetti, Stankovic ve Sneijder'i izledik. Sneijder'in transferinin ne kadar önemli olduğunu bu maçta anladık. Geçtiğimiz sezon Inter orta sahasında oyun kurabilecek, lider özellikli bir futbolcu yoktu. Genelde savunma ağırlıklı isimlerle maça çıkılıyordu. Sneijder orta sahayı bu maçta derledi toparladı, ayağının tozuyla iyi iş çıkarttı. İlerleyen haftalarda o da çok iyi olacak. Zanetti zaten müthiş tecrübe 35 yaşına gelmesine rağmen yaşını hiç göstermiyor. Stankovic maç başından bu yana etkisiz görüldü ama attığı enfes golle büyük ses getirdi. Inter orta sahasıda artık daha yönlü, oyunun iki yönünü oynayacak oyunculardan kurulu duruma geldi. Cambiasso'da oynamaya başlayınca işin savunma yönü daha da güçlenecek.

Forvet hattı beklediğimiz gibi Eto'o, Milito ve Motta'dan oluştu. Eto'o üzerine bir sistem kurmak gerekiyordu ve Mourinho'da bunu başarmışa benziyor. Ibrahimoviç tek başına hücumu idare edebilirdi ama Eto'o yu sürekli besleyen futbolcular lazım. Yanında Milito ve Motta oynadığı sürece Eto'o bizlere harika maçlar izletir. Milito'yu bugün çok beğendim hücuma inanılmaz yön verdi ve asistleriyle göz doldurdu. Çok isabetli bir transfer oldu. Motta ise sol tarafta son derece etkili görüldü. Zaten zayıflamış Milan savunmasına karşı Inter harika hücumlar geliştirdi ve farklı galibiyete uzandı. Genel olarak değerlendirmek için henüz erken ama Inter'ın bu sezon ligi domine edeceğini hatta Şampiyonlar Ligi'nde de mükemmel işler yapacağını şimdiden söyleyebilirim.

Pato'dan Sonrası Hikaye

Milan'ı da Inter'i değerlendirdiğim gibi incelemek isterdim ama saha içinde ne oynadıklarını pek anlayamadım. Pato ve Boriello çift forvet gözüktü arkalarında da Ronaldinho vardı. Hücum olarak sadece bu üçlünün eline bakan Milan aslında maçın başlarında etkili göründü. Pato tek başına hücumlar yaptı, pas alamayınca orta sahalardan top aldı, adam geçti, şut attı ama kendisine hiç destek gelmedi. Boriello'nun koskoca maçta hiç adını duyamadığım gibi Ronaldinho'da bu sezon neler yapacağını bizlere gösterdi. Sahada resmen ruh gibiydi inanılmaz kötü oynadı. Orta sahaya baktığımda Pirlo, Flamini ve Gattuso'da iyi maç çıkarmadılar. Pirlo gayret göstermeye çalıştı ama tek başına koskoca orta sahayı çeviremedi. Gattuso maçından başından bu yana yaptığı hareketlerle zaten kırmızı kart yiyeceğini işaret ediyordu ve ilk yarıda Milan'ı 10 kişi bırakarak maçın skorunu orada tayin etti. Milan'ın bekleri desem ölmüş durumda. Hücuma gitseler savunmaya dönemiyorlar. Inter akınları karşısında zaten çakılı oynadılar. Stoperlerde iyi görüntü vermedi, kalecin desen nereden bulduğun belli değil. Milan iyice çöp takım olmuş yani bu takım nasıl gençleşir, kurtuluşu nedir hiç bilemiyorum. Huntelaar gibi adamın var onu yedek başlatıyorsun. Huntelaar oyuna girince Milan biraz kıpırdanmaya başladı ve küçük pozisyonlar buldu. Pato'nun yanında maça başlasaydı Milan hücum anlamında daha büyük zenginlikler yaşayabilirdi. Seedorf aynı şekilde Flamini'nin yerine bu takımda mutlaka ilk 11 başlamalıydı. Aslında Milan çıkardığı ilk 11'le daha başlamadan kaybetti.

Mourinho Vs Leonardo

Aslında böyle bir karşılaştırma yapmak bile çok yanlış diyebilirim. Mourinho kariyeriyle, yaptıklarıyla zaten kendini kanıtlamış bir isim. Geçtiğimiz sezon İtalya Ligi'ne alıştı ve bu sezonda istediği transferlerle daha güçlü duruma geldi. Yarattığı sistemle Inter'de başarılı olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Leonarda ise ilk antrenörlük deneyiminde resmen ateşten gömlek giydi. Milan'ın Guardiola operasyonuna özenmesi sonucunda Leonardo'yu teknik direktör yaptılar ama zaten enkaz olan kadro daha da enkaz hale geldi. Bugün çıkardığı 11'lede kendini kanıtlamış oldu diyebiliriz. Böyle bir başlık atmam aslında saçmaydı ama bir kere yazmış olduk.

Eski Dünya Efsanesi ''Ronaldinho''


Kaka'nın da takımdan ayrılmasının ardından Milan taraftarının Ronaldinho beklentileri iyice arttı. Geçtiğimiz sezona iyi başlamasına rağmen devamını getiremedi ve yedek kulübesine çakılı kaldı. Leonardo ise ona güvenini gösterdi ve Ronaldinho'yu takımın bankolarından birisi yaptı. Hazırlık maçlarında Ronaldinho hiç iyi oynamadı ve aynı kötü çizgisini devam ettirerek Inter derbisinde resmen süründü. Pozisyon alamıyor, eski teknik özellikleri kaybolmuş gibi, topla hızlı hareket edemiyor, estetik pasları kayıp, Pato'yu besleyemedi yani bunun gibi birçok kötü özellik sayabiliriz. Ronaldinho'nun bu sezon son şansı eğer kendini gösteremezse onun içinde Brezilya yolları taştan türküsünü söyleyebiliriz.

Maçın Adamı Diego Milito

Benim için maçın adamı Milito oldu. Inter hücumlarına yön verdi, Milan savunmasını resmen duman etti. Adamın attığı penaltıda bile bir zerafet vardı. Ayrıca yaptığı asistler, Eto'o ile uyumu inanılmazdı. Inter bu sezon Milito'dan çok faydalanacak ve ne kadar isabetli bir transfer olduğunu bu maçta gösterdi.

Sneijder ve Huntelaar ''Real Madrid Gazileri''

Sneijder bugün ayağının tozuyla ilk 11 başladı ve beklenenin üstünde bir performans gösterdi. Inter orta sahasına hücum olarak liderlik edebilecek, forvet oyuncularıyla uyum gösterecek ayrıca oyunun iki yönünü oynayabilecek bir futbolcu ihtiyacı vardı. Sneijder'de bunu fazlasıyla karşıladı. Bugün uzaktan attığı şutlar çok etkiliydi ben bir gol atmasını bekledim ama olmadı. Stankovic'le beraber attıkları füzelerle Milan kalesini epey zorladılar. Sneijder ilerleyen haftalarda daha faydalı olacaktır. Huntelaar ise ilginç şekilde bu maça yedek başladı. Yerine oynayan Boriello için kötü oynadı bile diyemiyorum çünkü herhangi bir performansı yoktu. Huntelaar fizik olarak Serie A'ya çok uygun bir santrafor tipi. İkinci yarıda oyuna girince Milan biraz olsun hareketlendi ve pozisyonlar bulmaya başladı. Huntelaar'da bu takımın vazgeçilmezi olacaktır ama Milan'ın bir geleceği yok.

Maç geneline baktığımızda oyunu Inter yönetti, istediği zaman tempoyu arttırdı, başın maçlarında biraz sıkıntılar yaşasada kendini az göstermesi bile ardı ardına goller getirdi. Inter bu sezonda ligi domine etmeye devam edecek. Milan ise sistemsiz oynamasından ötürü dağınık görüntü çiziyor ve herkes birbirinin ne yaptığından habersiz. Pato haricinde birazda Pirlo ve Huntelaar'ı kayırırsak Milan takımı hiç ışık vermiyor. Bu sezon şampiyonlukla yakından uzaktan alakaları olmaz. Berlusconi takımın transfere ihtiyacı olmadığını söylemişti ama durum ortada. Milan'ın komple bir takım yaratmaya ihtiyacı var.

Arsenal Stop Etti


Premier Ligin 4. haftasında Old Trafford'da devlerin savaşını izledik. Manchester United Arsenal'i konuk etti. Arsenal ilk hafta Everton'ı 6-1 ile farklı mağlup ettiğinde bir çok kişi Arsenal'in bu sene şampiyonluğu Manchester'a vermeyeceğini söylemişti. Ertesi haftada Manchester mağlup olunca erkenden şampiyonluktan uzaklaşacağı söylenmişti. Fakat ben Arsenal'in önceki yıllarda olduğu gibi bu senede lige hızlı başlayıp ortalara doğru yorulacağını ve mutlaka tökezleyeceğini söylemiştim. Bugün Arsenal'de Manchester'da müthiş bir mücadele sergilediler öncelikle maçla ilgili bunu söyleyebiliriz. Top neredeyse hiç duraksamadan sürekli hareket halindeydi. Goller, pozisyonlar birbirini kovaladı. Özetle kaçırdıysanız pişman olabilirsiniz :) Manchester şimdi Beşiktaş'ında rakibi oldu ya daha çok takip edilecek sanırım. Bu maçı izleyen Beşiktaş'lı arkadaşlar derin bir oh çekmişlerdir. Zira Arsenal pek pozisyon vermedi Man U'ya deplasmanda olmasına rağmen..

Maçın başında pek pozisyon olmadı aslında. Daha doğru bir tabir kurmak gerekirse iki takımda birbirlerine oyunlarını kabul ettiremedi. Maç orta saha mücadelesi içinde sürdü hemen hemen yarım saat. Fakat daha sonra Arsenal'in açılması ve son 15 dakika müthiş hırslı oynaması ile ilk gol geldi. Golün adı dakikalar 40'ı gösterirken Arshavin'di. O bildiğimiz, izlemeye alıştığımız müthiş vuruşlarından birini daha yapmıştı. Sol çaprazdan kaleyi görür görmez vurdu. Van Der Sar ve Ferdinand'ın yokluğunda savunmada boşlukların olması kaçınılmazdı aslında. Arshavin bu boşluklardan birini gayet iyi değerlendirerek attı golünü.

Arshavin'in golü



İlk yarıyı Arshavin'in golü ile 1-0 önde kapatan Arsenal ikinci yarıya da iyi başlayan taraftı. Fakat bu defa Manchester'da ev sahibi olmasının avantajıyla olsa gerek ufak ufak gelmeye başlamıştı. Bu gelmelerden birinde Rooney ceza sahası içinde Arsenal kalecisi Almunia tarafından düşürülünce hakem tereddütsüz penaltı noktasını gösterdi. Topun başına penaltıyı ben yaptırdım ben kullanırım arkadaşım edasıyla gelen Rooney'i izledik. Şaka bir yana penaltı yüzünden kaybedilen kupalardan sonra Sir'ün Giggs'e pek güveni kalmadı sanıyorum. Yoksa Rooney hafızamda öyle çok penaltı kullanan bir oyuncu olarak kalmamış niyeyse. Neyse Rooney kullandı penaltıyı golede çevirdi. Dakikalar 58'i gösterirken Manchester beraberliği yakalamıştı.

Rooney'in golü



Bu golün üzerinden henüz 5 dakika geçmişti ki sağ kanatta yapılan bir faul sonrası Manchester frikik kullandı. Topun başında efsane isim Giggs vardı. Ceza sahası içine ortaladı topu. Topa kafa vuruşu yapıp frikiki gole çeviren isim ne Rooney, ne Nani nede başka bir Manchester şeytanıydı. Sahanın şüphesiz en iyi isimlerinden birisi olan Diaby için çok talihsiz bir andı 64. dakika. Giggs'in ortasına aslında müthiş bir kafa vuruşu yapmıştı ama vuruşu yaptığı kale kendi kalesi olunca pek şık durmadı tabi :) Bu Man U için 5 dakikada geri dönüş demekti.

Diaby'nin golü



Ama ne yalan söyleyim maçın en zevkli anları ne gol dakikaları nede diğer önemli pozisyonlardı. Asıl olay 60-75 arası döndü. Öne geçtikten sonra Manchester'ın kendine güveni mi geldi ne oldu anlayamadım ama tek kelimeyle harika oynamaya başladılar. Benim içinde maçın en güzel dakikaları bu 15 dakika oldu tabi haliyle. Maçın son anları bu şekilde tamamlanırken Ferdinand'ın yokluğunda Vidic'in başarılı performansı göz doldurdu. Sahanın en iyi ikinci ismi ise geçtiğimiz haftada haftanın oyuncusu seçilen Rooney'di. Tevez ve Ronaldo'nun gönderilmesinin ardından Rooney'e gün doğacağını dahada açılacağını söylemiştim. Yanılmadığımı görmek benim içinde mutluluk vericiydi. Özetle adına yakışır güzellikte bir maçtı. Emeği geçenler teşekkürler.

Sportif Cumleler'e Katılın

Sportif Cümleler'de yazar olmak ister misiniz?

Bu fikir geçtiğimiz günlerde aklımıza geldi. Belli, oturmuş ve başarılı giden bir sistemimiz var. Bu sistemi biraz daha geliştirip çeşitlendirmek için yazmak isteyen fakat nereden başlasam diye düşünen arkadaşların yazılarını merakla bekliyoruz. Genel olarak bir çok konuda yazabiliyorsanız, bir kaç spor dalına birden hakimseniz, imlanıza ve Türkçe'nize de güveniyorsanız bir konu seçerek yazın. Bize iletin değerlendirmeye alalım.

Gerekli şartlar;
  1. İlk önce düzgün bir Türkçe ile imla kuralları dikkate alınacaktır.
  2. Yazan kişinin konuya hakimiyetine bakılacaktır.
  3. Kafanıza estiği saatte yazı yazmak niyetindeyseniz o pek bize göre değil. Deminde dediğim gibi bir sistemimiz var o sistemdeki saate göre {özetle Burak ve bana uyabilecek, çağırdığımızda gelecek} yazı yazmayı kabul eden arkadaşların yazıları dikkate alınacaktır.
  4. Eğer başvurmak niyetindeyseniz; yazınızın altına adınızı, soyadınızı, yaşadığınız şehri ve bilhassa hakim olduğunuz spor dallarını yahut konularını yazmanız gereklidir.
  5. Zoru istiyoruz evet. Daha çok kendimiz gibi birini arıyoruz aslında. Görev adamı {adam dediğime bakmayın kızlar sizde başvurun niyetliyseniz :) } olacak birini arıyoruz. Burak'ın tabiriyle orta sahayı beşlemek niyetindeyiz.
Yazılarınız için başvuru maili;
sportifcumleler@gmail.com

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Bundesliga Bayern Münih'e Çalışıyor {Rafinha Bayern Münih'te}

Yukarıdaki fotoğraf biraz eski ama idare edin. Zaten giriş Bayern Münih'in 1900'lü yılları bizlere geri getirmesiyle ilgili. Ben Bundesliga'yı takip ettiğimden beri bu ligde hangi oyuncu sivrilse ve ön plana çıksa o futbolcunun yolu mutlaka Bayern Münih'le kesişiyor. Başarı anlamında da, kadro kalitesi olarakta, ekonomik olarakta Bayern Münih çok yukarılarda bir yerde. Diğer takımlarda şampiyonluğa ulaşıyor ama bu geçici bir süre oluyor çünkü Bayern Münih mutlaka intikamını alıyor. 1998 yılından bu yana baktığımızda da Bayern Münih'in şampiyonluk anlamında büyük üstünlüğü var. Bundesliga'nın diğer takımlarıda Bayern Münih'i zorlamak çabası içindeler ama önemli futbolcularınıda bu takıma satmak için yarış içindeler diyebilirim. Bayern Münih her zaman yaptığını bu sezonda yaptı ve Olic, Mario Gomez gibi son zamanlarda performanslarıyla söz ettiren Bundesliga liginin yıldızlarını kadrosuna katmıştı. Real Madrid'den aldıkları Robben transferini konuşurken sömürmede son halka olan Schalke'ki Rafinha'yı da kadrolarına kattılar.

Rafinha transferinin 11 milyon euro'ya mal olduğu konuşuluyor. Rafinha 23 yaşında ve Dünya'nın en önemli sağ kanat futbolcuları arasında yer alıyor. Kendisini uzun zamandır Juventus'da transfer etmek istiyordu ama Bayern Münih elini çabuk tutmuşa benziyor. Bu arada
transferin Almanya'da duyulması sebebiyle, Schalke'nin Freiburg'a 1-0 mağlup olduğu karşılaşmada bir grup taraftar Brezilyalı futbolcuyu yuhaladı. Schalke'li taraftarlarda bu transferden sonra oldukça öflekenmişe benziyor. Bayern Münih bu transferlede beraber Dünya'da bu sezon transfere en çok para harcayan üçüncü takım konumuna geldi. Rafinha'yı da kadrosuna katarak sağ kanatını emniyete almış oldu. Rafinha'nın sağ bek, Lahm'ın sol bek olduğu savunma hattını izlemek benim için büyük keyif olacak. Ribery'i elden çıkarmadan Robben'in kadroya katılmasıda mükemmel oldu. Bugün Robben Wolfsburg karşısında harikalar yarattı. Ayrıca Hamit Altıntop'da iyiden iyiye ilk 11'de ki yerini kaybetmiş olacak. Gelecek sezon içinde onun Galatasaray'a transferini şimdiden hazırlamak gerekiyor.

Günün Fotoğrafı


Arda ile Yaser kar motorsikletine biniyorlar bugünkü fotoğrafımızda. Arda gayet rahat bir biçinde sürerken Yaser sebebini bizimde anlamadığımız bir biçimde kendini kasarak, tabiri caizse ıkınarak sürüyor. Ne yalan söyleyeyim bu kareyi gördüğümde aklıma gelen tek cümle vardı;

"Arda'ya ulaşmak için çok çalışman gerek Yaser çooookk"

Sheva Kutsal Topraklarında

Andriy Shevchenko deyince aklımıza öncelikle inanılmaz Milan kariyeri sonrada yetiştiği Dinamo Kiev sezonu geliyor. Ali Şen yaptığı açıklamalarda Kiev'de oynadığı dönemde Fenerbahçe için önerildiğini ama transferin son anda gerçekleşmediğini anlatır durur. Zaman içinde de basınımz kendisini özellikle Fenerbahçe başta olmak üzere birçok kez transfer etti ama Shevchenko'nun yolu sadece Milan'la Şampiyonlar Ligi maçları oynamak için İstanbul'a düştü. Dinamo Kiev'de yıldızını parlatan, Milan'de efsane olan, Chelsea'de ise parayı alıp yatan Shevchenko sonunda kendi kutsal toprakları olan Kiev'e geri döndü. 32 yaşındaki futbolcu için Dinamo Kiev Chelsea'ye 7 milyon paund bonservis bedeli ödeyecek. Sheva'nın Chelsea'den haftalık 121 bin paund aldığını düşünürsek Kiev'de tabiki bu parayı kazanamayacak ama baldan vazgeçip reçele dönmüş olacak.

Ukrayna Ligi'ne Yeni Heyecan

Ukrayna futbolu son yıllarda büyük aşama kaydetti ve özellikle kulüp bazında önemli işler yapıyorlar. Dinamo Kiev her sezon Avrupa Kupalarında mutlaka üst düzey mücadelesini veriyor ve Shakhtar'da müthiş bir takım kurup geçtiğimiz sezon Uefa Kupasını kazandı. Dün oynanan maçta da Barcelona'ya nasıl kafa tuttuklarını gördük. Ukrayna Ligi'ne baktığımızda Dinamo Kiev'in hakimiyetini görüyoruz ama son zamanlarda Shakhtar'da şampiyon olmaya başladı. Genel anlamda lig bu iki takım arasında geçiyor. Kadro itibariyle Shakhtar'ı ben Dinamo Kiev'in bir adım önünde görüyorum. Sheva'nın transferide bu durumu değiştirmeyecek ama Ukrayna Ligi'ne müthiş bir heyecan getireceği kesin. Ukrayna futbolu müthiş çıkış yakalasada Avrupa'nın önemli futbolcuları bu ligi tercih etmiyor. Ukrayna Ligi genelde yıldız alan değil yıldız yetiştiren bir lig konumunda. Shevchenko Ukrayna Ligi'nde parlamış ve Kiev'de harikalar yaratıp Milan'a transferini gerçekleştirmişti. 5 yıl oynadığı Dinamo Kiev'de 166 maçta 94 gol atmış. 33 yaşına da geldiği için artık Avrupa'da yapacağı bir kariyer kalmadı. Yapmak istediklerini zaten Milan'da gerçekleştirdi. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, Süper Kupa şampiyonluğu, Serie A şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi gol krallıkları, Uefa tarafından en iyi forvet oyuncusu ödülleri ve Uefa yılın futbolcusu ödülleri var. Sheva inanılmaz bir kariyerdi. Parayı düşünseydi Chelsea'den ayrılmazdı ve bir sene daha yattığı yerden iyi para kazanırdı veya Katar yollarına düşebilirdi. O futbol oynamak istedi ve kutsal toprakları Kiev'e döndü.

Chelsea'de Sheva

Chelsea'de oynadığı dönemin Shevchenko adına tam bir kayıp olduğunu söylemek mümkün. Oynadığı iki sezonda 48 maçta 9 gole imza attı. Çoğu maçta da zaten yedek oturdu. Milan aslında Sheva transferinden büyük kar elde etti diyebiliriz. Zamanında 20 milyon euro'ya aldıkları futbolcuyu 36 milyon euro'ya Chelsea'ye satmışlardı. Tabi o zamanın 20 milyon eurosu şimdinin daha düşük bir ücreti oluyor. Sheva'da Chelsea'ye geçtiğinde 30 yaşındaydı. Milan'da yapabileceği herşeyi yaptığı için Premier Lig tecrübesi yaşamak istedi ama Premier Lig'e alışamadı ve Chelsea için büyük transfer vurgunu oldu. Mourinho ile de pek iyi anlaştıklarını söylemek güçtü sonrasında Mourinho ayrılmasına rağmen pek forma şansı bulamadı. Geçtiğimiz sezon kiralık olarak geldiği Milan'da ise 18 maça çıktı ve hiç gol atamadı. Sheva için 30 yaşından sonrası pek iyi geçmedi diyebiliriz. Şimdi Kiev'de belki 33 yaşından sonra birşeyler yapar.
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir