31 Ağustos 2009 Pazartesi
Lincoln Frankfurt'ta {Frankfurt Forumlarında Büyük Heyecan}
Günün Fotoğrafı

Jose Benfica'da başlayan teknik direktörlük kariyerinin ilk uluslararası başarılarını Porto ile 2003'te Uefa kupasını 2004'te ise Şampiyonlar Ligini kazanarak başladı. Bu onun için asla bir doyum değil aksine şimdiki "the special one {özel biri}" olma özelliğini alması yolunda ilk adımdı. Şimdilerde ise takımı Inter ile yeniden yukarıdaki resmi gerçekleştirip Şampiyonlar Ligini kazanmak niyetinde.
Delisiyiz :)
Ukrayna'nın Futbol Ticareti {Dmytro Chygrynsky}
Belçika'dan Raikkonen Geçti
Formula 1'de geçtiğimiz hafta Avusturya Grand Prix'i koşulmuş fakat Schumi'yi beklediğimiz ve bulamadığımız için içimden yazmak gelmemişti. Bu hafta ise Belçika'da tam manasıyla eski günlerdeki gibi bir yarış izledik. Müthiş mücadelelere sahne olan yarışta bu sezon ilk kez yarış kazanan Raikkonen birinci oldu. Sezonun 12. yarışında zafere ulaşan Kimi'nin derecesi; 1 saat 23 dakika 50.995 saniye olurken bu yarış kariyerinde kazandığı 18. yarış oldu. Raikkonen'in ardından Force India'nın İtalyan pilotu Giancarlo Fisichella ikinci, Alman pilot Sebastian Vettel üçüncü oldu.
Yarışa genel olarak baktığımızda tam bir sürprizler yumağı izledik aslında. Kimi'nin geçen sezonki İspanya şampiyonluğunun ardından ilk kez şampiyon olması, şampiyonanın lideri durumundaki Button'ın, son şampiyon Hamilton'ın ve Alguersuari yarış dışı kalması ve 4 aracın yaptığı zincirleme kaza bu sürprizlerden sadece bir kaçıydı.Spa Pistin'de son 5 yarışın 4'ünü kazanan Raikkonen, 26 yarış sonra birinci olurken, genel klasmanda puanını 34'e çıkararak 5. sıraya yükseldi. 2005 Japon'yadan sonra ilk kez ikinci olan Giancarlo Fisichella, Force India'ya ilk puanlarını getirirken, üçüncü olan Sebastian Vettel, genel klasmanda da üçüncülüğü takım arkadaşı Mark Webber'den aldı. Bu sezon ilk kez birincilik alan Ferrari takımı markalar klasmanında puanını 56 yaparken, Button'dan umduğunu bulamayan ancak Barrichello ile 2 puan alan Brawn GP liderliğini sürdürdü. İkinci Red Bull ise bitime 5 yarış kala puan farkını 24'e indirdi.
Massa'nın yerine gelen Baoder'i yazmıştım. Bu kadar kötü bir pilot olduğunu bilseydim haberi es geçerdim açıkçası. Massa'da çok iyi işler yapmadı belki bu sezon ama bu kadar rezilde gitmedi hiç bir yarışı. Keşke boyun sakatlığı olmasaydı da Schumi'yi izleyebilme fırsatı elimize geçseydi.
Efes Pilsen World Cup #Son
Polonya'da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası öncesi son ve en ciddi hazırlık kampı olan Efes Pilsen World Cup dün sona erdi. Turnuvanın şampiyonu Letonya'yı 90-83 yenen Hırvatistan oldu. Turnuvanın en değerli oyuncusu olarak nitelendirilen "MVP" ödülü ise Hırvat oyuncu Roko-Leni Ukic'e gitti. Ukic oynanan 8 maçta ortalama 25 dakika görev alırken 17.2 sayı, 3 ribaund, 6 asist ve 2 top çalma istatistiklerini yakaladı. Ukic bu istatistiklerle turnuvanın sayı ve asist kralı olurken turnuvanın ribaund kralı ise yakaladığı 8.5 ortalama ile Letonya'lı pivot Andris Bienis oldu.
İkinci yarıya Almanya'nın basketleri ile başlandı. Savunma üstünlüğünüde elinde tutuyorlardı. Bitime 6 dakika kala 6 sayı farkla öne geçmişlerdi. Letonya'ya sayı göstermeyen Almanlar son dakikaya 15 sayı farkla girdiler. Periyot sonunda ise skorboardda 68-54'lük Almanya üstünlüğünü gördük. Son periyoda üçlükle başlayan Almanya farkı 17 sayı yaptı. Letonya farkı kapatmaya çalışsada Almanya buna izin vermedi ve periyot boyunca 14 sayılık fark genelde korundu. Normal sürenin bitimine 2 dakika kala farkı 15 sayıya çıkaran Almanya maçı 89-72 kazanarak turnuvanın üçüncüsü oldu.
Mateja Kezman: Chelsea Günleri Masaldı Geçti
Fransa Birinci Futbol Ligi (Ligue 1) takımlarından Paris Saint Germain'in Sırp forvet oyuncusu Mateja Kezman, Rusya'nın Zenit St. Petersburg takımına kiralandı.Paris Saint Germain Kulübü'nden yapılan açıklamaya göre, eski Fenerbahçe oyuncusu Kezman, bir sezonluğuna milli futbolcu Fatih Tekke'nin forma giydiği Zenit St. Petersburg'a kiralandı. Sözleşmede, Rus kulübünün, Kezman'ı sezon sonunda resmen alabileceği opsiyonu da yer aldı. Kezman, geçen sezon 21 kez giydiği Paris Saint Germain formasıyla bu sezon sadece 25 dakika oynadı.Kezman gider ayak son kazığınıda hazırlık kampında Deivid'i sakatlayarak gerçekleştirip PSG kulübüne gitti. Burada yeniden bir çıkış yakalar dedik olmadı ve şimdilerde ise Zenit kulübüne yolu düşmüş. Bu adam sürünmesine, yıllardır birşey yapmamasına rağmen piyasasını hala koruyor ve Zenit gibi önemli bir kulübe gidiyor. Gerçekten Kezman'ın transferini kim sağlıyorsa bu adamı kutlamak gerekiyor. Zenit'te ne yapar diyorsanız büyük ihtimalle başarısız olur diyorum ama belli de olmaz. 30 yaşına geldi belki o da Sheva'ya özenip bu sezondan sonra ülkesine dönebilir. Ukrayna Ligi futbol olarak Avrupa'da damga vurmuş bir lig ama Kezman Sırbistan'a gitse neler olur acaba?
Usain Bolt'u Futbol Sahalarında Görmek İsteriz
Şimdi Bolt hakkında espiriler dönmeye başladı. Mesela futbolcu olsa hangi mevkide oynayacağı, sahayı kaç saniyede kat edebileceği, topla tekniğinin nasıl olduğu, Ronaldo ile olası yarışları falan hepsi konuşuluyor. Usain Bolt bana sorarsanız futbol oynasaydı mükemmel bir kanat adamı olurdu. Sürati sayesinde rakiplerin gerisinden gelerek ofsayta yakalanma derdini bir kere ortadan kaldırırdı. Defansın onu durdurması tabiki söz konusu olamazdı ama yakaladıklarında da olmadık faullere imza atıp Bolt'u sık sık sakatlayabilirlerdi. Bu yüzden Bolt'un futbol sahalarından çok atletizm pistlerinde olması daha yararlı. Çünkü orada ikili mücadele yok. Yarışın kaderini kendisi belirliyor. Bu arada Bolt geçtğimiz günlerde Real Madrid - Deportivo maçında başlama vuruşunu yaparak La Liga heyecanını resmen başlattı. Merakla beklediğimiz İspanya Ligi'ne inşallah Bolt'un uğuru sıçrar. Unutmadan da geçmemek lazım Bolt birine meydan okumak istiyorsan bu Ronaldo olmamalı. Messi seni bekler.
Semih Böyle İstedi {Fenerbahçe:2-1:Manisaspor}
Galatasaray ile sürdürdüğü amansız liderlik yarışının 4. etabında Fenerbahçe bu akşam Manisaspor'u ağırladı. Ligin yeni ekiplerinden Manisa'nın Isaac'den Fenerbahçe'nin de Gökhan'dan yoksun çıktığı karşılaşma Fenerbahçe'nin 2-1'lik üstünlüğü ile tamamlandı. Maçın 80 dakikasında golden geçtim pozisyon bile göremedik doğru dürüst. İki takımda bol bol top çevirdi bir ileri iki geri gitti Mehter Takımı misali.. Bu yüzden de seyir zevki çok yüksek bir maç olmadığını söyleyebiliriz. Ama şampiyonluk yolundaki takımlar bazen böyle maçlarda kötüde oynasalar kazanmalıdırlar. Fenerbahçe bugün bunu yaptı açıkçası. Dakikalar 80'i gösterdiğinde Alex'in müthiş, şık ve başarılı asistine Guiza'nın vuruşu ile ilk gol geldi. Bu golden 7-8 dakika sonra Manisaspor'un Engin Keleş ile verdiği cevabın ardından durum 1-1 oldu. Maça 4 dakika uzatma eklendi. Uzatmanın son saniyelerinde Semih'in ofsaytta olduğu pozisyonda Alex Semih'i ofsayttan kurtarıp golü attı. Aslında golün adı Semih olduğu için başlık Semih böyle istedi oldu. Aslında maçın böyle bitmesini isteyen kişi Alex'ti.
30 Ağustos 2009 Pazar
Caner Erkin'i Bekliyoruz
Ankaragücü'nü Ele Geçirme Operasyonu Tamamlandı
Arkadaşlar Hazır mısınız?
1- Roger Federer
2- Andy Murray
3- Rafael Nadal
Bayanlar
1- Dinara Safina
2- Serena Willams
3- Venus Willams
Son 5 yılın Amerika Açık Şampiyonlarında erkeklerde Roger Federer'in dominesi söz konusu. Geride kalan 5 yılın 5'inde de şampiyon olan Fedex bu seneninde en büyük favorisi konumunda. Bayanlarda ise 2004'te Svetlana Kuznetsova, 2005'te Kim Clijsters, 2006'da Maria Sharapova, 2007'de Justine Henin ve 2008'de Serena Williams şampiyon oldu. Bu sene kimin şampiyon olacağına dair henüz bir fikir oluşmadı bende.
Türk tenisçilere gelince; erkeklerde Marsel İlhan ana tabloya kaldı. Rakibini 6-4 ve 6-2'lik setlerle 2-0 yenen Marsel İlhan, Nazmi Bari'den sonra Türkiye'nin bir ''grand slam'' turnuvasında, ana tabloda mücadele etmeye hak kazanan ikinci erkek tenisçisi oldu. 1996 yılında profesyonel tenise başlayan, 22 yaşındaki Marsel İlhan, yarın Belçikalı Christophe Rochus ile karşılaşacak. Diğer raketimiz İpek Şenoğlu ise çiftlerde şampiyonluk mücadelesi verecek.
Efes Pilsen World Cup #4
Günün ilk maçı A milli takımımız ve İngiltere arasındaki klasman maçıydı. Genel olarak sıkıcı bir maç izledik malesef. Her iki takımda gruplarındaki iki maçtada yenilmişlerdi. Maçı 87-53 kazandık. Fakat 34 sayılık fark kimseyi yanıltmamalı çünkü İngiltere çok ahım şahım bir takım değil. GameOn turnuvasında hadi öz güvenimiz yerine gelecektir kazanmak iyidir falan dedik ama artık Avrupa Şampiyonası öncesi son turnuva olan bu turnuvada hemde ev sahibi konumundayken en azından final oynamalıydık diye düşünüyorum ben. Müthiş bir kadromuz
İkinci yarıya yine Ersan'ın sayılarıyla başladık. Yaptığımız savunma İngiltere'nin ilk iki dakika sayı üretememesine neden oldu. Üçlüklerde başarılı olduğumuz 3. periyotta dakikalar 26'yı gösterirken fark 30 sayıydı. İngiltere'nin sayılarına karşılık veren Milli Takım 3. çeyreği 66-31 galip kapatarak son çeyrek için avantaj yakaladı. Bu fark Tanjevic'in final periyodunda forma şansı bulamayan isimlere şans tanıması anlamına da geliyordu. Final periyoduna üçlükle başlayan İngilizler farkı eritmeye çalışsada fark pek eriyecek gibi durmuyordu. Çünkü 41 sayıya kadar yükselmişti. Kalan dakikalarda İngiltere'nin oyundan kopmadığını söyleyebiliriz. Hala farkı kapatma çabasındaydı. Fakat Milli takım maçı 87-53 kazanmıştı. Son maçta aldığı galibiyette 6 takımlık turnuvanın 5. si olan Milliler Avrupa Şampiyonası öncesi pek umut vermedi açıkçası.
İkinci yarıya iyi başlayan tarafsa Letonya'ydı. 7-0'lık bir seri ile durumu eşitleyen Letonya kapattığı farkı koruyamadı. Letonya'nın ataklarına 8-0'lık yeni bir seriyle yanıt veren Hırvatistan farkı yeniden 8 sayıya çıkardı. Üstüste sayılar bulmaya devam eden Hırvatistan farkı çift haneli sayılara çıkardı. Bilhassa Nikola Vujcic ve Davor Kus'un sayıları etkiliydi. Son periyota girerken durum 75-62 olmuştu. Final periyodunda Hırvatistan sayılarıyla başlandı. Fark 17 sayıya çıktıktan sonra artık Hırvatistan'ın showunu izledik. Başarılı savunması ile Letonya'yı tam tabirle kitledi. Maçıda 96-81 kazanarak adını finale yazdıran ilk takım oldu.
Makedonya ikinci yarıya yine bir üçlükle başladı. Almanya üçlüklerle farkı eritmek istesede Makedonya her sayıya üçlükle cevap verince fark 15 sayıya kadar yükseldi. Son periyota gidilirken durum 69-56 Makedonya üstünlüğündeydi. Final periyodunda da tüm maçta olduğu gibi Makedonya hakimiyeti vardı. Makedonya sadece sayı üretmede değil savunmada da başarılıydı. Almanya'yı top kayıplarına zorluyor, sayı bulmasına izin vermiyordu. Son dakikalarda Almanya oyun disiplininden koptu diyebiliriz. Maçı 94-75 kazanan Makedonya finale çıkarak Hırvatistan'ın rakibi oldu.
Turnuvada günün programı;
14:45 Letonya-Almanya {3.lük maçı}
17:00 Hırvatistan-Makedonya {Final maçı}
Tobi'nin Vedası
Danimarka'nın B.T gazetesinde yer alan haberde, sözleşmesi 31 Mayıs 2010 tarihinde bitecek olan Linderoth'un, eski takımı FC Kopenhag'a dönmeye sıcak baktığı vurgulandı. Tecrübeli oyuncu, B.T'ye yaptığı açıklamada, "Sözleşmemin bitmesine bir yıl kala eve dönüşü düşünme zamanın yaklaşmaya başladığını, ülkem İsveç ya da Danimarka'ya geri dönme imkanının mümkün olabileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Tobias'ı gerçekten çok sevdik, çok değer verdik, güçlü gördük, Lincoln transferinden bile daha iyi transfer dedik ama olmadı, olmaz, olmayacak malesef. Olmayacağının artık Tobi'de farkında ki açıklamalar yapmaya demeçler vermeye başladı. Kendisiyle Elfsburg ve Kopenhag'ın ilgilendiğini biliyoruz. Belkide en doğrusu ülkesinde yada komşu olan Danimarka'da oynamasıdır artık. Tobi ile yazdığım bir önceki yazı çok sert eleştirilere maruz kalmış ve blogda ciddi bir beyin fırtınası yapılmıştı. Yazının içeriği Tobias'ın yine yeniden sakatlanmasıydı. Evet menüsküstü herkesin başına gelebilirdi ama benim bile sabrım kalmamıştı artık Tobi konusunda. Her defasında tekrar umutlanıp tekrar sakatlığını görmek Tobias sevdiğim bir futbolcu olduğundan gerçekten çok acıydı çünkü.
Bu Sezon Inter'i Çok Konuşacağız {Milan 0-4 Inter}
İtalya Ligi deyince benim aklıma ilk olarak Inter - Milan derbisi gelir. Bu iki takımın aralarında oynadığı maçlar Dünya üzerinde büyük ilgi görür ve günler öncesinden konuşulmaya başlar. Yalnız bu sezon derbi öncesinde konuşulan konular Inter'in Milan'a kaç fark atacağı yönündeydi. Kadro olarakta, futbol olarakta iki takım arasında büyük farklar vardı ve maça bakıncada beklediğimiz gibi geçti. Inter deplasmanda (kendi sahası ne kadar deplasman sayılırsa) Milan'ı 4-0 yenerek büyük olaya imza attı.
Inter'in geçtiğimiz sezonlarda kağıt üzerinde baktığımızda çok kaliteli stoperleri olmasına rağmen varlık içinde yokluk çektiklerini söylemiştik. Bu yüzden stoper konusunda revizyona gittiler ve Lucio gibi çok kaliteli bir futbolcuyu transfer ettiler. Milan maçında Lucio'nun ne kadar önemli işler yaptığını görmüşsünüzdür. Son derece kontrollü, güven veren, hücumu geriden başlatan bir futbolcu olmasının yanında savaşçı özelliğiylede Inter'e büyük katkı sağladı. Milan hücumu zaten sadece Pato'dan ibaretti onu da durdurmayı başarınca Milan tamamen bitti. Lucio Samuel ile beraber harika bir ikili olmuşa benziyor. Sağ tarafta Maicon maçın adamlarından biriydi. Inter sağ kanadında resmen tren istasyonu kurdu ve o bölgeyi harika işletti. Milan Maicon karşısında tamamen çaresiz kaldı. Chivu desek kontrollü futboluyla bir bek nasıl olur bizlere resmen ders verdi. Inter savunması genel anlamda iyi görüntü verdi ve ilerleyen maçlarda da daha mükemmel bir hal alacak. Bekler sürekli hücuma destek veriyor savunma ikilin hatta bu ikilinin yedekleri bile mükemmel futbolcular. Julio Cesar için zaten hiç konuşmuyorum bir kalecin böylesine güvenliyse arkan sağlamda demektir.
Orta sahada Zanetti, Stankovic ve Sneijder'i izledik. Sneijder'in transferinin ne kadar önemli olduğunu bu maçta anladık. Geçtiğimiz sezon Inter orta sahasında oyun kurabilecek, lider özellikli bir futbolcu yoktu. Genelde savunma ağırlıklı isimlerle maça çıkılıyordu. Sneijder orta sahayı bu maçta derledi toparladı, ayağının tozuyla iyi iş çıkarttı. İlerleyen haftalarda o da çok iyi olacak. Zanetti zaten müthiş tecrübe 35 yaşına gelmesine rağmen yaşını hiç göstermiyor. Stankovic maç başından bu yana etkisiz görüldü ama attığı enfes golle büyük ses getirdi. Inter orta sahasıda artık daha yönlü, oyunun iki yönünü oynayacak oyunculardan kurulu duruma geldi. Cambiasso'da oynamaya başlayınca işin savunma yönü daha da güçlenecek.
Forvet hattı beklediğimiz gibi Eto'o, Milito ve Motta'dan oluştu. Eto'o üzerine bir sistem kurmak gerekiyordu ve Mourinho'da bunu başarmışa benziyor. Ibrahimoviç tek başına hücumu idare edebilirdi ama Eto'o yu sürekli besleyen futbolcular lazım. Yanında Milito ve Motta oynadığı sürece Eto'o bizlere harika maçlar izletir. Milito'yu bugün çok beğendim hücuma inanılmaz yön verdi ve asistleriyle göz doldurdu. Çok isabetli bir transfer oldu. Motta ise sol tarafta son derece etkili görüldü. Zaten zayıflamış Milan savunmasına karşı Inter harika hücumlar geliştirdi ve farklı galibiyete uzandı. Genel olarak değerlendirmek için henüz erken ama Inter'ın bu sezon ligi domine edeceğini hatta Şampiyonlar Ligi'nde de mükemmel işler yapacağını şimdiden söyleyebilirim.
Milan'ı da Inter'i değerlendirdiğim gibi incelemek isterdim ama saha içinde ne oynadıklarını pek anlayamadım. Pato ve Boriello çift forvet gözüktü arkalarında da Ronaldinho vardı. Hücum olarak sadece bu üçlünün eline bakan Milan aslında maçın başlarında etkili göründü. Pato tek başına hücumlar yaptı, pas alamayınca orta sahalardan top aldı, adam geçti, şut attı ama kendisine hiç destek gelmedi. Boriello'nun koskoca maçta hiç adını duyamadığım gibi Ronaldinho'da bu sezon neler yapacağını bizlere gösterdi. Sahada resmen ruh gibiydi inanılmaz kötü oynadı. Orta sahaya baktığımda Pirlo, Flamini ve Gattuso'da iyi maç çıkarmadılar. Pirlo gayret göstermeye çalıştı ama tek başına koskoca orta sahayı çeviremedi. Gattuso maçından başından bu yana yaptığı hareketlerle zaten kırmızı kart yiyeceğini işaret ediyordu ve ilk yarıda Milan'ı 10 kişi bırakarak maçın skorunu orada tayin etti. Milan'ın bekleri desem ölmüş durumda. Hücuma gitseler savunmaya dönemiyorlar. Inter akınları karşısında zaten çakılı oynadılar. Stoperlerde iyi görüntü vermedi, kalecin desen nereden bulduğun belli değil. Milan iyice çöp takım olmuş yani bu takım nasıl gençleşir, kurtuluşu nedir hiç bilemiyorum. Huntelaar gibi adamın var onu yedek başlatıyorsun. Huntelaar oyuna girince Milan biraz kıpırdanmaya başladı ve küçük pozisyonlar buldu. Pato'nun yanında maça başlasaydı Milan hücum anlamında daha büyük zenginlikler yaşayabilirdi. Seedorf aynı şekilde Flamini'nin yerine bu takımda mutlaka ilk 11 başlamalıydı. Aslında Milan çıkardığı ilk 11'le daha başlamadan kaybetti.
Aslında böyle bir karşılaştırma yapmak bile çok yanlış diyebilirim. Mourinho kariyeriyle, yaptıklarıyla zaten kendini kanıtlamış bir isim. Geçtiğimiz sezon İtalya Ligi'ne alıştı ve bu sezonda istediği transferlerle daha güçlü duruma geldi. Yarattığı sistemle Inter'de başarılı olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Leonarda ise ilk antrenörlük deneyiminde resmen ateşten gömlek giydi. Milan'ın Guardiola operasyonuna özenmesi sonucunda Leonardo'yu teknik direktör yaptılar ama zaten enkaz olan kadro daha da enkaz hale geldi. Bugün çıkardığı 11'lede kendini kanıtlamış oldu diyebiliriz. Böyle bir başlık atmam aslında saçmaydı ama bir kere yazmış olduk.
Eski Dünya Efsanesi ''Ronaldinho''
Kaka'nın da takımdan ayrılmasının ardından Milan taraftarının Ronaldinho beklentileri iyice arttı. Geçtiğimiz sezona iyi başlamasına rağmen devamını getiremedi ve yedek kulübesine çakılı kaldı. Leonardo ise ona güvenini gösterdi ve Ronaldinho'yu takımın bankolarından birisi yaptı. Hazırlık maçlarında Ronaldinho hiç iyi oynamadı ve aynı kötü çizgisini devam ettirerek Inter derbisinde resmen süründü. Pozisyon alamıyor, eski teknik özellikleri kaybolmuş gibi, topla hızlı hareket edemiyor, estetik pasları kayıp, Pato'yu besleyemedi yani bunun gibi birçok kötü özellik sayabiliriz. Ronaldinho'nun bu sezon son şansı eğer kendini gösteremezse onun içinde Brezilya yolları taştan türküsünü söyleyebiliriz.
Benim için maçın adamı Milito oldu. Inter hücumlarına yön verdi, Milan savunmasını resmen duman etti. Adamın attığı penaltıda bile bir zerafet vardı. Ayrıca yaptığı asistler, Eto'o ile uyumu inanılmazdı. Inter bu sezon Milito'dan çok faydalanacak ve ne kadar isabetli bir transfer olduğunu bu maçta gösterdi.
Sneijder bugün ayağının tozuyla ilk 11 başladı ve beklenenin üstünde bir performans gösterdi. Inter orta sahasına hücum olarak liderlik edebilecek, forvet oyuncularıyla uyum gösterecek ayrıca oyunun iki yönünü oynayabilecek bir futbolcu ihtiyacı vardı. Sneijder'de bunu fazlasıyla karşıladı. Bugün uzaktan attığı şutlar çok etkiliydi ben bir gol atmasını bekledim ama olmadı. Stankovic'le beraber attıkları füzelerle Milan kalesini epey zorladılar. Sneijder ilerleyen haftalarda daha faydalı olacaktır. Huntelaar ise ilginç şekilde bu maça yedek başladı. Yerine oynayan Boriello için kötü oynadı bile diyemiyorum çünkü herhangi bir performansı yoktu. Huntelaar fizik olarak Serie A'ya çok uygun bir santrafor tipi. İkinci yarıda oyuna girince Milan biraz olsun hareketlendi ve pozisyonlar bulmaya başladı. Huntelaar'da bu takımın vazgeçilmezi olacaktır ama Milan'ın bir geleceği yok.
Maç geneline baktığımızda oyunu Inter yönetti, istediği zaman tempoyu arttırdı, başın maçlarında biraz sıkıntılar yaşasada kendini az göstermesi bile ardı ardına goller getirdi. Inter bu sezonda ligi domine etmeye devam edecek. Milan ise sistemsiz oynamasından ötürü dağınık görüntü çiziyor ve herkes birbirinin ne yaptığından habersiz. Pato haricinde birazda Pirlo ve Huntelaar'ı kayırırsak Milan takımı hiç ışık vermiyor. Bu sezon şampiyonlukla yakından uzaktan alakaları olmaz. Berlusconi takımın transfere ihtiyacı olmadığını söylemişti ama durum ortada. Milan'ın komple bir takım yaratmaya ihtiyacı var.
Arsenal Stop Etti
Premier Ligin 4. haftasında Old Trafford'da devlerin savaşını izledik. Manchester United Arsenal'i konuk etti. Arsenal ilk hafta Everton'ı 6-1 ile farklı mağlup ettiğinde bir çok kişi Arsenal'in bu sene şampiyonluğu Manchester'a vermeyeceğini söylemişti. Ertesi haftada Manchester mağlup olunca erkenden şampiyonluktan uzaklaşacağı söylenmişti. Fakat ben Arsenal'in önceki yıllarda olduğu gibi bu senede lige hızlı başlayıp ortalara doğru yorulacağını ve mutlaka tökezleyeceğini söylemiştim. Bugün Arsenal'de Manchester'da müthiş bir mücadele sergilediler öncelikle maçla ilgili bunu söyleyebiliriz. Top neredeyse hiç duraksamadan sürekli hareket halindeydi. Goller, pozisyonlar birbirini kovaladı. Özetle kaçırdıysanız pişman olabilirsiniz :) Manchester şimdi Beşiktaş'ında rakibi oldu ya daha çok takip edilecek sanırım. Bu maçı izleyen Beşiktaş'lı arkadaşlar derin bir oh çekmişlerdir. Zira Arsenal pek pozisyon vermedi Man U'ya deplasmanda olmasına rağmen..
Maçın başında pek pozisyon olmadı aslında. Daha doğru bir tabir kurmak gerekirse iki takımda birbirlerine oyunlarını kabul ettiremedi. Maç orta saha mücadelesi içinde sürdü hemen hemen yarım saat. Fakat daha sonra Arsenal'in açılması ve son 15 dakika müthiş hırslı oynaması ile ilk gol geldi. Golün adı dakikalar 40'ı gösterirken Arshavin'di. O bildiğimiz, izlemeye alıştığımız müthiş vuruşlarından birini daha yapmıştı. Sol çaprazdan kaleyi görür görmez vurdu. Van Der Sar ve Ferdinand'ın yokluğunda savunmada boşlukların olması kaçınılmazdı aslında. Arshavin bu boşluklardan birini gayet iyi değerlendirerek attı golünü.
İlk yarıyı Arshavin'in golü ile 1-0 önde kapatan Arsenal ikinci yarıya da iyi başlayan taraftı. Fakat bu defa Manchester'da ev sahibi olmasının avantajıyla olsa gerek ufak ufak gelmeye başlamıştı. Bu gelmelerden birinde Rooney ceza sahası içinde Arsenal kalecisi Almunia tarafından düşürülünce hakem tereddütsüz penaltı noktasını gösterdi. Topun başına penaltıyı ben yaptırdım ben kullanırım arkadaşım edasıyla gelen Rooney'i izledik. Şaka bir yana penaltı yüzünden kaybedilen kupalardan sonra Sir'ün Giggs'e pek güveni kalmadı sanıyorum. Yoksa Rooney hafızamda öyle çok penaltı kullanan bir oyuncu olarak kalmamış niyeyse. Neyse Rooney kullandı penaltıyı golede çevirdi. Dakikalar 58'i gösterirken Manchester beraberliği yakalamıştı.
Bu golün üzerinden henüz 5 dakika geçmişti ki sağ kanatta yapılan bir faul sonrası Manchester frikik kullandı. Topun başında efsane isim Giggs vardı. Ceza sahası içine ortaladı topu. Topa kafa vuruşu yapıp frikiki gole çeviren isim ne Rooney, ne Nani nede başka bir Manchester şeytanıydı. Sahanın şüphesiz en iyi isimlerinden birisi olan Diaby için çok talihsiz bir andı 64. dakika. Giggs'in ortasına aslında müthiş bir kafa vuruşu yapmıştı ama vuruşu yaptığı kale kendi kalesi olunca pek şık durmadı tabi :) Bu Man U için 5 dakikada geri dönüş demekti.
Diaby'nin golü
Ama ne yalan söyleyim maçın en zevkli anları ne gol dakikaları nede diğer önemli pozisyonlardı. Asıl olay 60-75 arası döndü. Öne geçtikten sonra Manchester'ın kendine güveni mi geldi ne oldu anlayamadım ama tek kelimeyle harika oynamaya başladılar. Benim içinde maçın en güzel dakikaları bu 15 dakika oldu tabi haliyle. Maçın son anları bu şekilde tamamlanırken Ferdinand'ın yokluğunda Vidic'in başarılı performansı göz doldurdu. Sahanın en iyi ikinci ismi ise geçtiğimiz haftada haftanın oyuncusu seçilen Rooney'di. Tevez ve Ronaldo'nun gönderilmesinin ardından Rooney'e gün doğacağını dahada açılacağını söylemiştim. Yanılmadığımı görmek benim içinde mutluluk vericiydi. Özetle adına yakışır güzellikte bir maçtı. Emeği geçenler teşekkürler.
Sportif Cumleler'e Katılın
Sportif Cümleler'de yazar olmak ister misiniz?Bu fikir geçtiğimiz günlerde aklımıza geldi. Belli, oturmuş ve başarılı giden bir sistemimiz var. Bu sistemi biraz daha geliştirip çeşitlendirmek için yazmak isteyen fakat nereden başlasam diye düşünen arkadaşların yazılarını merakla bekliyoruz. Genel olarak bir çok konuda yazabiliyorsanız, bir kaç spor dalına birden hakimseniz, imlanıza ve Türkçe'nize de güveniyorsanız bir konu seçerek yazın. Bize iletin değerlendirmeye alalım.
Gerekli şartlar;
- İlk önce düzgün bir Türkçe ile imla kuralları dikkate alınacaktır.
- Yazan kişinin konuya hakimiyetine bakılacaktır.
- Kafanıza estiği saatte yazı yazmak niyetindeyseniz o pek bize göre değil. Deminde dediğim gibi bir sistemimiz var o sistemdeki saate göre {özetle Burak ve bana uyabilecek, çağırdığımızda gelecek} yazı yazmayı kabul eden arkadaşların yazıları dikkate alınacaktır.
- Eğer başvurmak niyetindeyseniz; yazınızın altına adınızı, soyadınızı, yaşadığınız şehri ve bilhassa hakim olduğunuz spor dallarını yahut konularını yazmanız gereklidir.
- Zoru istiyoruz evet. Daha çok kendimiz gibi birini arıyoruz aslında. Görev adamı {adam dediğime bakmayın kızlar sizde başvurun niyetliyseniz :) } olacak birini arıyoruz. Burak'ın tabiriyle orta sahayı beşlemek niyetindeyiz.
sportifcumleler@gmail.com
29 Ağustos 2009 Cumartesi
Bundesliga Bayern Münih'e Çalışıyor {Rafinha Bayern Münih'te}
transferin Almanya'da duyulması sebebiyle, Schalke'nin Freiburg'a 1-0 mağlup olduğu karşılaşmada bir grup taraftar Brezilyalı futbolcuyu yuhaladı. Schalke'li taraftarlarda bu transferden sonra oldukça öflekenmişe benziyor. Bayern Münih bu transferlede beraber Dünya'da bu sezon transfere en çok para harcayan üçüncü takım konumuna geldi. Rafinha'yı da kadrosuna katarak sağ kanatını emniyete almış oldu. Rafinha'nın sağ bek, Lahm'ın sol bek olduğu savunma hattını izlemek benim için büyük keyif olacak. Ribery'i elden çıkarmadan Robben'in kadroya katılmasıda mükemmel oldu. Bugün Robben Wolfsburg karşısında harikalar yarattı. Ayrıca Hamit Altıntop'da iyiden iyiye ilk 11'de ki yerini kaybetmiş olacak. Gelecek sezon içinde onun Galatasaray'a transferini şimdiden hazırlamak gerekiyor.
Günün Fotoğrafı

Arda ile Yaser kar motorsikletine biniyorlar bugünkü fotoğrafımızda. Arda gayet rahat bir biçinde sürerken Yaser sebebini bizimde anlamadığımız bir biçimde kendini kasarak, tabiri caizse ıkınarak sürüyor. Ne yalan söyleyeyim bu kareyi gördüğümde aklıma gelen tek cümle vardı;
"Arda'ya ulaşmak için çok çalışman gerek Yaser çooookk"
Sheva Kutsal Topraklarında
Andriy Shevchenko deyince aklımıza öncelikle inanılmaz Milan kariyeri sonrada yetiştiği Dinamo Kiev sezonu geliyor. Ali Şen yaptığı açıklamalarda Kiev'de oynadığı dönemde Fenerbahçe için önerildiğini ama transferin son anda gerçekleşmediğini anlatır durur. Zaman içinde de basınımz kendisini özellikle Fenerbahçe başta olmak üzere birçok kez transfer etti ama Shevchenko'nun yolu sadece Milan'la Şampiyonlar Ligi maçları oynamak için İstanbul'a düştü. Dinamo Kiev'de yıldızını parlatan, Milan'de efsane olan, Chelsea'de ise parayı alıp yatan Shevchenko sonunda kendi kutsal toprakları olan Kiev'e geri döndü. 32 yaşındaki futbolcu için Dinamo Kiev Chelsea'ye 7 milyon paund bonservis bedeli ödeyecek. Sheva'nın Chelsea'den haftalık 121 bin paund aldığını düşünürsek Kiev'de tabiki bu parayı kazanamayacak ama baldan vazgeçip reçele dönmüş olacak.Ukrayna futbolu son yıllarda büyük aşama kaydetti ve özellikle kulüp bazında önemli işler yapıyorlar. Dinamo Kiev her sezon Avrupa Kupalarında mutlaka üst düzey mücadelesini veriyor ve Shakhtar'da müthiş bir takım kurup geçtiğimiz sezon Uefa Kupasını kazandı. Dün oynanan maçta da Barcelona'ya nasıl kafa tuttuklarını gördük. Ukrayna Ligi'ne baktığımızda Dinamo Kiev'in hakimiyetini görüyoruz ama son zamanlarda Shakhtar'da şampiyon olmaya başladı. Genel anlamda lig bu iki takım arasında geçiyor. Kadro itibariyle Shakhtar'ı ben Dinamo Kiev'in bir adım önünde görüyorum. Sheva'nın transferide bu durumu değiştirmeyecek ama Ukrayna Ligi'ne müthiş bir heyecan getireceği kesin. Ukrayna futbolu müthiş çıkış yakalasada Avrupa'nın önemli futbolcuları bu ligi tercih etmiyor. Ukrayna Ligi genelde yıldız alan değil yıldız yetiştiren bir lig konumunda. Shevchenko Ukrayna Ligi'nde parlamış ve Kiev'de harikalar yaratıp Milan'a transferini gerçekleştirmişti. 5 yıl oynadığı Dinamo Kiev'de 166 maçta 94 gol atmış. 33 yaşına da geldiği için artık Avrupa'da yapacağı bir kariyer kalmadı. Yapmak istediklerini zaten Milan'da gerçekleştirdi. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, Süper Kupa şampiyonluğu, Serie A şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi gol krallıkları, Uefa tarafından en iyi forvet oyuncusu ödülleri ve Uefa yılın futbolcusu ödülleri var. Sheva inanılmaz bir kariyerdi. Parayı düşünseydi Chelsea'den ayrılmazdı ve bir sene daha yattığı yerden iyi para kazanırdı veya Katar yollarına düşebilirdi. O futbol oynamak istedi ve kutsal toprakları Kiev'e döndü.
Chelsea'de oynadığı dönemin Shevchenko adına tam bir kayıp olduğunu söylemek mümkün. Oynadığı iki sezonda 48 maçta 9 gole imza attı. Çoğu maçta da zaten yedek oturdu. Milan aslında Sheva transferinden büyük kar elde etti diyebiliriz. Zamanında 20 milyon euro'ya aldıkları futbolcuyu 36 milyon euro'ya Chelsea'ye satmışlardı. Tabi o zamanın 20 milyon eurosu şimdinin daha düşük bir ücreti oluyor. Sheva'da Chelsea'ye geçtiğinde 30 yaşındaydı. Milan'da yapabileceği herşeyi yaptığı için Premier Lig tecrübesi yaşamak istedi ama Premier Lig'e alışamadı ve Chelsea için büyük transfer vurgunu oldu. Mourinho ile de pek iyi anlaştıklarını söylemek güçtü sonrasında Mourinho ayrılmasına rağmen pek forma şansı bulamadı. Geçtiğimiz sezon kiralık olarak geldiği Milan'da ise 18 maça çıktı ve hiç gol atamadı. Sheva için 30 yaşından sonrası pek iyi geçmedi diyebiliriz. Şimdi Kiev'de belki 33 yaşından sonra birşeyler yapar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)