31 Temmuz 2012 Salı

Naim Süleymanoğlu'nu, Halil Mutlu'yu, Nurcan Taylan'ı Aradı Bu Gözler

Olimpiyatlarda, Türkiye ve madalyayı aynı cümle içerisinde kullandığımızda aklımıza gelecek olan ilk iyi şey, güreş ve halter olur. Bu iki dalda da Dünya'nın en önemli ekol ülkelerinden biri konumundayız ama hiçbir dalda olmadığı gibi bu alanda da bir istikrarımız yok. Grafiğimiz daima inişli çıkışlı olur. Bunu sporcu bazında da, takım halinde baktığımda da söyleyebilirim ama bu sefer halterde yaşadığımız hayal kırıklığının boyutu çok büyük.

Naim Süleymanoğlu'nu anıyoruz sıklıkla, bazen de Halil Mutlu'yu. Hatta ben, Nurcan Taylan ve Taner Sağır'ın 2004'de altın madalyayı aldığı videoları da izler oldum. Tablo çok acı gerçekten, yarışmayan sadece bir haltercimiz kaldı ve onun da iddiasından kaynaklı, halterde çok uzun yıllar sonra sıfır çekme ihtimalimiz çok yüksek.

Ekol olduğumuz, madalya ambarı dediğimiz iki daldan biri, mesele bu zaten. Daha önceleri de bu tip başarısızlıklara şahit olduk ama o başarısızlığın içerisinden sıyrılan haltercilerimiz olurdu ve her başarısızlığın ardından da yeni jenerasyon arayışları, antrenör değişiklikleri gelirdi. Şimdi de olacağı bu gerçi, yeni bir jenerasyon arayabiliriz ama istikrar anlamında atılan adımlar yok ve şu doping, sakatlık gibi haberler de ülkemiz adına halterin olmazsa olmazları.

Bütün bunlar birleşince de halter konusunda dibi görmüş olduk. Mete Binay, Aylin Daşdelen, Sibel Şimşek ve Nurdan Karagöz'den madalya bekliyorduk. İçlerinde Nurcan Taylan vari altın garantili bir halterci olmamasına rağmen, bu haltercilerimiz kendi kalitelerini göstermeleri durumunda burada da önemli başarılar kazanabilirlerdi ama hepsinin yarışma sonrasında söylediği ortak kelime, ''ben daha iyisiyim, antremanlar da çok daha iyisini yapabiliyorum'' oldu.

Bundan sonrası halter adına çıkış noktası olur, 2016'ya daha sağlam adımlarla gideriz, bundan da eminim ama 2012'deki bu hayal kırıklığı unutulmaz. Bakalım güreşte neler yapacağız, güreşte de inişli çıkışlı grafiğimiz çok olmuştur, umarım onlar adına çıkış dönemidir...

Phelps'in 19. Madalyası Mı Yoksa Yaşadığı Hayal Kırıklıkları Mı?

İki açıdan bakıyorum onun olayına. Birincisi, 200 kelebekte 2000 yılından bu yana geçilmiyordu. Bu onun en iddialı olduğu daldı belki de ama en son 2000 yılında 15 yaşındayken geçildiği 200 kelebekte Güney Afrikalı Le Clos'a geçilerek 2. sırayı aldı. Le Clos'un son 50 metredeki atağının hakkını verelim ama, Phelps bu işi bitirdi derken inanılmaz bir atak ve kazandığı altın madalya. Bu tabloya bakarakta Phelps'in bir noktada bittiğini söyleyebiliriz.

Ama bugün Phelps açısından çok değerli bir gün. 2000 yılından bu yana 200 kelebekte ilk defa geçilmesinden ziyade onun kırdığı oyunlar tarihindeki en çok madalya rekorunu konuşacağız. 200 kelebekte kazandığı gümüş madalya ile egale ettiği bu rekoru, 4x200 metre bayrak finali sonrasında gelen altın madalyayla beraber kırmış oldu ve Sovyet jimnastikçi Larisa Latynina’nın rekorunu kırarak tarihe geçti. 1

19. madalyası oldu bu Phelps'in. 4x200 bayrak yarışı da inanılmaz geçti bu arada. ABD'nin bir anlamda rövanşı Fransa'dan almış oldu diyebiliriz. 4x100'de Fransa'ya kaptırdıkları altından sonra 4x200'de rövanşı aldılar. Lochte'nin hakkını verelim, havuza ilk giren o oldu ve onun açtığı fark yarış boyunca ABD'yi önde tuttu bir anlamda. Fransız, Y.Angel'in müthiş atağını izledik ve onun bu atağı Fransa'yı 2. sıraya taşıdı ama fark çok büyüktü ve ABD adına son havuza giren Phelps birinci gelerek, ABD'ye altını geldi.

Lochte adına şunu söyleyelim, bir Phelps değil, olması da zor ama kırdığı bu rekora rağmen Phelps bu oyunların en büyük hayal kırıklıklarından biri konumunda. Olası bir hayal kırıklığı yaşaması durumunda ise onu geçebilecek tek isim belki de Usain Bolt olur, çünkü beklentiler, bu isimlerin koyduğu çıtalar çok yukarıda.

Londra 2012'den Enstantaneler #2

İlk yazının ardından hemen yeni fotoğraflar geldi. E tabii birkaç gündür birikince böyle üçer beşer yazılar çıkması normal. İlk yazıda daha çok genele baktım fotoğraflarda, bu yazıda ise biraz daha özele yani sporculara bakmak istedim. İlk fotoğraf da bizden bir isim. Halterde ülkemizi temsil eden isimlerden birisi olan Nurdan Karagöz'e ait.

Masa tenisinden güzel bir fotoğraf. Açıdaki ayar biraz daha güzel ayarlansaydı müthiş fotoğraf mu olurdu yoksa böyle mi müthiş karar veremedim.

Yine halterden başarılı bir fotoğraf. Peki Manuel Minginfel'e ait olan bu fotoğraf başarılı bir kaldırış sonrasında mı başarısız bir kaldırış sonrasında mı çekilmiş sizce?

Londra silüetlerinde hep gördüğümüz o şahane manzaranın bir kısmı plaj voleybolu kortunun hemen arkasında yer alıyor. Bu da plaj voleybolu kortunu olimpiyatların en güzel fotoğraflarını veren kısmı yapıyor.

Ve bu serinin son fotoğrafı yine bir İngiliz sporcuya gidiyor. İngiliz yüzücü Tom Daley. Genç yüzücünün talihsiz anı havuzda mayosunun düşmesi ve bunun da ekrana yansımasıyla gerçekleşmiş maalesef.

Serap

Londra 2012'den Enstantaneler

Aslında açılış için aklımda çok güzel bir yazı vardı fakat teknolojinin azizliğine uğradım. Gün içinde yarışlarla ilgili yazıları blogda buluyorsunuz zaten. Ben de biraz işin görseline eğileyim dedim ve başladım siteleri karıştırmaya. İlk fotoğraf Londra'nın sembollerinden Tower Bridge'e ait. Olimpiyat halkaları ve gün batımıyla Londra bir başka güzel.

İkinci fotoğraf yine açılıştan. Danny Boyle'un hazırladığı tören hakkında söylenecek tek şey mükemmeldi şüphesiz. Açılış töreninde, ülkelerin geçiş yaptığı sıkıcı kısım hariç, yapılan tüm şovlar ve koreografiler müthişti.

Sıradaki fotoğraf Ukrayna'dan Illya Kvasha'ya ait. Ukrayna adına yüzmelere katılan atletin omzuna yaptırdığı olimpiyat halkaları dövmesini çok beğendim.

Çocuk her yerde, her ortamda çocukluğunu gösteriyor. Sen istediğin kadar o halkaların koskoca kıtaları, o kıtaları birleştirdiğini, tüm dünya barışını, dostluğu sembolize ettiğini söyle dur. Çocuk için o halkalar tırmanıp eğleneceği bir oyuncaktan ötesi değil. Belki de en iyisi onların durumudur..

Ve son fotoğraf. Beckham, İngiltere Futbol Takımı'nda yarışıp yarışmayacağından, İngiltere adına meşaleyi taşıyıp taşımayacağına kadar geniş bir yelpazede tartışmalara konu oldu uzun süre. Bir şekilde olimpiyatlarda yer buldu, kadrajlara girdi evet, fakat bu ne onu ne de bizi tatmin etmedi buna eminim.

Serap

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Ibricic & Gaziantepspor, Vizyonel Bir Adım

Bu transferi Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi takımlar da yapsa ses getirirdi. Transferin önemine bu açıdan bakmak lazım. Çok önemli bir futbolcuyu transfer etti Gaziantepspor ve ligin de güzel bir kalite ayarı çekti.

Hatırlıyorum, bundan 2-3 sezon önce biz Galatasaraylılar İbricic'i çok konuşurduk. Onun Hajduk Split formasıyla yaptıklarının bir videosu vardı ve o video üzerinden heyecan duyardık aslında. O videoya bakarak futbolcu için destanlar yazmak mümkün ama bir futbolcunun belli bir yaşa kadar {böylesine yetenekliyse} büyük bir takıma transfer olmamış olması bir soru işaretidir daima, Ibricic de bunu yaşadı.

Rijkaard'ın ikinci sezonuna girerken de Ibricic geldi, geliyor derken transferin son günü Misimovic'i karşıladık. Ibricic'in bir hatta iki üst modeliydi ama Ibricic o dönemden aklımda kaldı hep. Çünkü görsel kalite bir futbolcu, topu ayağına aldığında sanki geninde Brezilya kanı dolaşıyor misali yaptığı hareketler inanılmaz.

Tarz anlamında söylemek gerekiyorsa, onun için Bosna Hersek'in Alex'i demek mümkün. Forvet arkasında, orta sahada oynamasına rağmen önünde oynayan forvetten fazla gol atar. Golü koklar ve yaratır, gol vuruşu anında oradadır demek mümkün. Galatasaray'ın Sasa İliç'li günlerini hatırlayın, o da gol anında orada olurdu ama Ibricic daha görsel kalite bir futbolcu. Şöyle demek lazım, Sapara'dan müthiş katkı sağlamış Gaziantepspor'da Ibricic çok daha fazlasını yapar.

Transferin ekonomik dengesi de önemli tabii. 7 milyon avro'luk bir bonservisten bahsediliyor. Lokomotiv Moskova da onu transfer ederken önemli bir rakam ödemişti ama futbolcu Rusya'da çok da tutunamamasına rağmen ondan zarar etmeden böyle bir transferi gerçekleştiriyorlar. Ayrıca geçen aylar Gaziantepspor'un ekonomik dengesinin bozulduğundan, zarar ettiklerinden söz ediyorduk. Danny'i satmalarından başlayan süreci konuşuyorduk ama önemli bir bonservisi gözden çıkardılar.

Orduspor'un Stancu'ya 2.5 milyon avro ödemesine şaşırırken, Ibricic için verilen 7 milyon avro çok çılgın bir rakam. Böyle bir bonservisin altında ezilme ihtimali var, bunu es geçemeyiz. Vizyon anlamında atılan adım büyük ama bir o kadar da beklentiyi beraberinde getiriyor.

Gecenin Hazin Karesi

Eskrimden bir kare. Koreli Shin Lam'ın yarı final mücadelesinde hakkı yendi ve buna yaptıkları uzun itiraz neticesinde karanlık salonda tek başına verdiği psikolojik sınav. Taraftar desteğini de arkasına aldı ama bronz mücadelesinde de kaybederek madalyasız döndü. Altın yolunda giderken hakemlerin onu durdurması, sporcuyu madalyasız bıraktı aslında...

Yaş Baremini 15'e Çektik

Ye Shiwen'in kadınlar 400 metre bireysel karışığı 16 yaşında kazanmasını ve kırdığı Dünya ile Olimpiyat rekorunu 2 gün önce konuştuk. 16 yaşında bir yüzücünün geldiği bu noktayı tartışıyorken, Litvanyalı Ruta Meilutyte bu yaş baremini 15'e çekti ve 200 metre kurbağalama finalini kazanarak altın madalyaya uzandı. Yine aynı geyiklere gireceğiz aslında, bizler 15 yaşında neler yapıyorduk gibisinden ama o geyikleri Ye Shiwen'in altını sonrasında bitirmiştik. Bu yüzden fazla yorum yapmamak lazım.

Yetenek her yaşta ortaya çıkan birşey ve üzerine koyduğunuz sürece sizi zirvede tutar. Ama böyle bir altının 15 yaşında alınmış olması müthiş bir durum. Cimnastikte küçük yaşlı sporcuları görürüz normalde, onların kazandıkları madalyalara alışığız ama yüzmede de yeni bir tabu kuruluyor gibi.

Benim asıl takıldığım mesele ise yüzmede değil, halterde. Guk Un Kim'in erkekler 62 kiloda kazandığı altın madalyayı izledik. 62 kiloda Türkiye'den de Hurşit Atak ve Erol Bilgin vardı ama 3. güne girmemize rağmen hala madalya kazanamadık. Hurşit Atak 5. oldu ve koparmasını da geliştirmesi durumunda ilerleyen yıllarda daha iyisini yapabileceğini gösterdi, bunu ekleyelim.

Guk Un Kim ise olayı farklı boyutlara taşıdı. Öyle ki Kolombiyalı Oscar Figueroada silkmede olimpiyat rekoru kırmasına rağmen ona yetişemedi, Guk Un Kim koparmada olimpiyat rekorunu kırdı, dünya rekorunu egale etti, toplamda ise dünya rekorunu kırdı.

İşin önemi ise şuradan gelme, Kuzey Kore'nin son iki günde aldığı üçüncü altın madalya bu. Dün, Olimpiyat tarihlerinde ilk kez altın madalya kazandılar, akşamı ise halterde altın madalya geldi, üstelik b finalinde yarışan bir sporcularıyla ve bugün de 3. altın madalya. Kapalı kutu Kuzey Kore, Londra'da iyice aydınlandı diyebiliriz.

Transfer Öyküsü Garip Ama Söz Konusu Kemal Tokak Olunca?

Çözemedim ben Kemal Tokak'ı. Nasıl bir kafa yapısı gerçekten bilmiyorum. Potansiyel olarak görünen, o potansiyel görünmesi sayesinde de sürekli şans ayağına gelen ama o potansiyelin çok uzaklarında seyir almış bir futbolcu.

Samsunspor, Süper Lig'e adım atarken onun katkısı çok büyük olmuştu, bu unutulamaz. 50 bin tl gibi bir rakama geldiği Samsunspor'da inanılmaz bir çıkıl yakalamıştı ve yaşının genç olması da bir anda onun üzerine radarların kurulmasına neden olmuştu.

Samsunspor, Süper Lig'e çıktığı zaman da transfer yapabilirdi aslında ama bir sezon daha bu takımda kalması, kendini en az bir sezon Süper Lig'de gösterdikten sonra transfer yapması hem kendisi hem Samsunspor adına daha hayırlı olacaktı ama Kemal Tokak'ın çıkardığı sorunlar halkası ilk olarak sözleşme yenilemesi zamanında gerçekleşti.

Önemli bir rakam aldı Samsunspor'dan. Bu parayı da onun potansiyeline ve piyasasın güvenerek verdi Samsunspor ama geçen bir sezon içerisinde Kemal Tokak büyük hayal kırıklığı oldu. Atletik ve hareketli bir stoper ama oldukça dengesiz. Kontrolünü kaybettiği zaman çok oldu. Sezon içinde de birçok partnerle oynadı, bu da savunma istikrarı açısından handikaptı ama sahada birşeyler feda eden futbolcular her zaman göze batar, Kemal Tokak'dan bunu izleyememiştik.

Ama o potansiyel onu İBB'ye taşıdı, üstelik 1 milyon 250 bin tl gibi bir rakama. 50 bin tl gibi bir rakama gelen futbolcu, 1 milyon 250 bin tl'e satılıyor, bu çok büyük bir olay. Samsunspor, yeni kurulacak düzeni için güzel bir maddi kaynak sağladı ve Kemal Tokak da her ne kadar kötü bir sezon geçirmiş olmasına rağme Süper Lig'de kalmayı.

Kafa yapısı işte, ne düşünüyor, nasıl hareket ediyor kestiremiyorum bu adamı. Carvalhal onu, Beşiktaş döneminde de çok istemişti ve İBB'ye getiren de kendisi oldu. Ama henüz ilk idmanda Carvalhal gibi melek karakterli bir teknik adamla tartışmak nasıl bir kafa bilmiyorum. Carvalhal de hiç riske girmeden Kemal Tokak ile yolların ayrılmasını istedi ve yollar ayrılıyor. İBB adına çok hayırlı bir durum olmuştur bu.

Şans işte, hala o potansiyel her türlü ekmek buluyor. Kemal Tokak, buna rağmen Gaziantepspor gibi bir takımın ilgisine giriyor ve bu transfer gerçekleşmek üzere. Ali Turan'ı transfer eden ama sezon başlamadan bu futbolcuyla yolları ayıran Gaziantepspor, aynı hattan devam ederek başka bir takımla anlaşan ama sezon başlamadan yolları ayıran Kemal Tokak'la anlaştı. İBB'nin zararı olmadı bu işten, aldığı paraya Kemal Tokak'ı sattı.

İlginç bir transfer hikayesi oldu tabii...

2008'de Melek Hu, 2012'de Bora Vang

Masa Tenisi bizlere uzak bir spor. Okullarda falan popülerdi, oynardık ama profesyonel anlamda Türkiye'nin gerilerde olduğu bir spor branşıydı. Bu durumlar da doğal olarak ülkeleri devşirme sporculara yönlendirir ve 2008 Pekin Olimpiyatları'nda da Melek Hu'yu tanımıştık ve 3. tura kadar yükselmiş, büyük bir başarı kazanmıştı. 2012'de ise beklentiler biraz daha fazlayken ilk turda elenerek Olimpiyatlara veda etti. Bora Vang ise Melek Hu'nun 2008'de yaptığını 2012'de gerçekleştiren masa tenisçi oldu. 3. tura kadar yükseldi, 2. turda kazandığı maç onun adına efsane bir maç oldu hatta ama 3. turdaki rakibi 1 numaralı seribaşı ve Dünya'nın en iyisi. Çin, bildiğiniz gibi bu sporun en büyük ekolü durumunda ve madalya sıralamasında da göreceğiz zaten, hem erkeklerde hem de bayanlarda madalyaları onlar süpürecek. Bu olmasa bile Çin asıllı devşirme sporcular dahi önemli noktalara geliyorlar. Bora Vang da bana göre başarılı olmuştur, umarım istikrar sağlar ve 2016'da daha iyisini başarabilir...

29 Temmuz 2012 Pazar

Ryan Giggs

Bugün Büyük Britanya maçını açmamla Giggs'in gol attığını görmem çok güzel oldu. Adam atıyor, attırıyor ve Olimpiyatlarda Britanya'yı sürüklemeye devam ediyor. Birleşik Arap Emirliklerini de 3-1'le geçtiler ve ilk golü Giggs attı.

Olimpiyatlarda futbol pek ilgimi çekmez aslında. 2008 Pekin'de Messi'yi, 2012 Londra'da da Neymar'ı izlemiyorum ama Giggs dediğimizde orada bir durdum, bu adamı Olimpiyatlarda da olsa izlemek çok başka bir keyif...

Tarih Kuzey Kore'yi de Yazdı

Kuzey Kore, Dünya'nın kapalı kutusu. Kore'nin ikiye ayrılmasından beri, sportif anlamda Güney Kore'nin fazlasıyla gölgesinde kalan bir ülke aslında. Olimpiyatların açılış töreninde onları bir arada görebiliyoruz ama yarışmalar başladığında ise ayrı iki ülke ve bizler genellikle Güney Kore'nin başarılarını yazıyoruz.

Bugün iki kere tarihe geçtiler. Öncelikle judoda kadınlar 52 kiloda An Kum Ae altın madalya kazanarak, Kuzey Kore tarihinde ilk kez altın madalyayı kazanan sporcu olmayı başardı. Bu da kapalı kutu Kuzey Kore'nin sportif anlamda aydınlanmasındaki ilk adımdı aslında.

Asıl büyük olay ise Om Yun-Chol'un erkekler halter 56 kiloda kazandığı altın madalya. Bu da aynı gün içerisinde Kuzey Kore'nin kazandığı ikinci altın ama bundan ötesi Om Yun-Chol b finalinden gelerek bu altını kazandı.

Bildiğiniz gibi, bu tip şampiyonalarında a ve b finalleri yapılır. B finalinde iddiası olmayan halterciler yarışır ve asıl mücadele a finali ile başlar. Tarihte b finalinden gelip altın madalya kazanabilen başka bir halterci görünmüyor, bunu altını çizmek lazım ve Kuzey Kore'nin bu yükselişi de gerçekten muazzam.

Güney Kore'yi değil de, Kuzey Kore'yi konuştuğumuz bir gün aslında...

Londra 2012'deki İlk Hayal Kırıklığım

Aylin Daşdelen tecrübeli haltercilerimizden biri. 30 yaşında ve katıldığı birçok büyük yarışmalar, ayrıca kazandığı madalyalar var. Bu da beklentiyi 2012 Londra'da yüksek tutmamıza sebepti. Son Dünya 2.'si çünkü ve altını da zorlamasını bekliyordum aslında ama Zulfiya Chishanlo'nun da bu performansının ardından bu çok ütopik bir hayalmiş. Ama Aylin Daşdelen kendi kalitesini yansıtabilseydi buradan gümüş madalyayla ayrılması içten bile değildi. Eğer bir sakatlık durumu yoksa en azından benim adıma yaşanan hayal kırıklığı büyük oldu. Hiçbir sporcumuzun istikrar anlamında iyi olmadığı zaten büyük bir gerçek, dalgalı grafikler en büyük hastalığımız ve bu aynı şekilde Aylin Daşdelen'de de yaşandı. Zulfiya Chishanlo'in de altını çizelim tabii. Bu Kazak halterci henüz 19 yaşında ve Dünya Şampiyonluğunun ardından Olimpiyat şampiyonluğunu da kazandı. Üstelik beraberinde yakaladığı Olimpiyat ve Dünya rekorlarıyla. Gelecekte ulaşacağı nokta çok daha inanılmaz olacaktır.

Sezonun, Galatasaray Adına İlk Efsane Karesi

Fotoğraf, Galatasaray - Torku Konyaspor hazırlık maçından. Bir Selçuk İnan klasiği olduğu üzere attığı frikik golünden sonra çekilmiş. Bana sorarsanız, sezonun ilk efsane karesi. Blog arşivinde de yer alması gerektiğini düşündüğüm için bloga ekliyorum...

Diego Ribas?

Çilekle imtihan devam ediyor. Korkum şu, olası bu tip bir transferin tüm sistemi bozması. İsteğim ise şu, Melo ve belki bir sol bek transferiyle beraber transferin kapanması. Ama transfer konusundaki agresiflik tüm hızıyla devam ediyor gibi.

Her transfer haberi de kesin doğru diyemeyiz ama transfer döneminde agresif olan, çok büyük paralar harcayan takımlar futbolcu menajerlerinin gözdesidir. Çok önemli futbolcular önerilir, bu futbolcular bir anda ilgi sahasına girerler derken transfer hattı böyle yol alır. Taiwo ve Adriano gibi isimleri de duyduk sol bek için mesela, bu isimler de menajer önerisiydi bana göre. Diego'nun olayı da buna benziyor.

Normal şartlarda Diego'ya kimse hayır demez. Fenerbahçe'nin Alex'i var, bizim de Diego'muz olsun mantığı bile işleyebilir hatta. Ama 10 numaralı düzenlerin geçmiş yıllarda, hatta Hagi'nin sonrasında Galatasaray'a pek yaramadığını söyleyelim. Gerets'le gelen şampiyonlukta da 10 numaralı bir düzen yoktu, Kalli döneminde de Lincoln'den ne kadar faydalanıldı tartışılır ve son şampiyonlukta da 4-4-2'nin faydasını görmüştük.

Yine 4-4-2 oynar Galatasaray. Kanatlara yatırım yapıldı bu anlamda, Hamit Altıntop ve Amrabat gibi transferler geldi. İlk 11 adına ihtiyaç duyulan üç şey vardı zaten. Bitirici bir forvet, iki tane de kanat oyuncusu. Galatasaray bu nokta atışlarını da yaptı, alternatif anlamında da derin bir kadro kurmanın eşiğinde hala. Belki bir sol bek transferi diyoruz mesela, geldiğimiz nokta budur transferde.

Hagi, Selçuk İnan'ın önünde etkili bir 10 numara oynarsa Galatasaray için çok daha iyi olur gibi bir görüş bildirdi, hatta Fatih Terim de bu tarz isimleri çok sever ama benim düşüncem sistem değişikliğinden yana değil. Olursa 4-3-3 olur diyordum, Hamit Altıntop - Selçuk İnan ve Melo ile oluşan bir orta saha düzeni misali. Ama hazırlık maçlarındaki görüntü 4-4-2'nin devamı ama olası bir Diego transferinde ya da buna benzer bir 10 numara hamlesinde tüm düzen bozulur, baştan bir sistem kurmak zorunda kalırsınız.

Fatih Terim istiyorsa bir bildiği vardır mantığı her zaman geçerli bir mantık ama ben Selçuk İnan'ın önünde oynayacak bir Diego'nun Selçuk İnan'ı çok aktif kılmayacağını düşünüyorum ve Trabzonspor'daki günlerine götürür onu. Trabzonspor'daki günlerinde Selçuk İnan kendisini kanıtladı ve değerli kıldı ama Galatasaray'da geçirdiği bir sezonda da o günlerinin fazlasıyla üstüne çıktı, daha da değerli bir konuma geçti.

Bu yüzden de kendimizi çilekle sınamadan önümüze bakalım. Riske, macerayai kumara gerek yok. Geçen sezon oynadık o kumarları ve çoğunda da istediğimizi aldık ama bu sezon kumardan ziyade nokta atışı sezonu, eksiklerimiz belli, bunları kapattık, zaten elimizde sağlam bir iskelet mevcut ve Melo'yu da transfer ederek önümüze sağlıklı bir şekilde bakalım.

Melo demişken şuna da bir ek yapayım. Sürekli tatil fotoğraflarıyla Melo'yu değerlendiriyoruz ve onun hazır olmadığından bahsediyoruz ama durum farklı bence. Geçtiğimiz sezonda da tatilden aldık Melo'yu, takıma geç katıldı, uyum sorunu falan derken Melo'nun katkı vermesi çok da uzun sürmedi. Bu sefer uyum sorunu gibi bir derdi de olmayacak, o bir iç transfer gibi. Ayrıca en önemli özelliği fizik güç olan bir futbolcu mutlaka kendisine bakıyordur. O tatil fotoğraflarının ardında bilmediğimiz şeyler var, Melo geldiğinde bunu göreceğiz zaten.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Bizler 16 Yaşındayken Ne Yapardık?

16 yaşımdan bu yana 9 yıl geçmiş, ben ne yaptığımı hatırlamıyorum ama tek bildiğim bu tarzda hayallerin bile yanından geçemeyeceğim. Bazen kendimi Galatasaray forması giyerken, Bolt'la 100 metre finalinde kapışırken gibi hayal dünyam vardır ama 16 yaşındayken farklı bir dünya içerisindeydim.

Ye Shiwen ise 16 yaşında kadınlar 400 metre bireysel karışıkta hem Olimpiyat altını kazanmasının yanında, hem de Dünya ve Olimpiyat rekorunu kırdı. Üstelik ucu ucuna değil, hayli hayli kırılmış bir rekor. Çin'in 2008 Pekin için yaptığı sportif atılımının geldiği son nokta budur. 16 yaşında Ye Shiwen bu noktadaysa, bundan yıllar sonra ulaşacağı noktayı siz tahmin edin.

Yüzmede asıl beklediğimiz yarış ise erkekler 400 metre bireysel karışıktı. Phelps'in ucu ucuna seçme serisinden finale uzandığını unutmayalım. Yıllar Phelps'i çok geriye götürdü ve o yıllar da en azından benim için, Phelps sempatisinin yerini antipatiye taşıdı. Bu da forza Lochte dedirtti bana.

Benim beklentim, Lochte'nin Dünya rekorunu kırması, rahat bir birincilik kazanması ve Phelps'in de madalya dışında kalmasıydı. 3 beklentimden 2'si gerçekleşti. Lochte rahat bir yarış kazandı, Olimpiyat rekorunu kırdı ve büyük efsane Ian Thorpe'nin rekorlarından biri daha tarih oldu ama Dünya rekorunun 0.07 gerisinde kaldı sadece. Bu da kırılır tabii 1-2 yıla. Phelps ise Londra 2012'deki ilk finalinde tehlike çanlarını çalıyor, onun adına oldukça umutsuzum.

Ayrıca şunu da söyleyelim, her yüzme şampiyonasının olmazsa olmazı seri gelen rekorlardır. Henüz ilk gündeyiz ama yüzmede birçok Olimpiyat rekoru geldi, ayrıca bir de Dünya rekorumuz var...

Devşirme, Devşirmeye Elendi

Melek Hu'nun ilk turda elenmesi benim adıma hayal kırıklığı oldu. Pekin 2008'de büyük bir sürpriz yaparak üçüncü tura kadar yükselmişti ve 19 yaşındaydı henüz. Badmilton'da Neslihan Yiğit'in ilk turu geçmesine sevindik bugün mesela. O da çok genç bir yaşta ve badmiltonda da ilk defa Olimpiyat kotası alabildik. 2008'de de Melek Hu'nun durumu aynı hesaptı ve ülkemizi bu anlamda başarıyla temsil etmişti.

Londra 2012'de yaşadığı ise hayal kırıklığı. Elindeki maçı verdi bugün. İki kere maç sayısı atmasına rağmen bunda başarılı olamadı, rakibi o seti aldı ve bir sonraki seti de kazanarak Melek Hu'yu ilk turda evine göndermiş oldu. Daha iyisini bekliyordum ben. Bu onun ikinci Olimpiyatı ve dört yaş daha olgun ama oluyor bu tip şeyler, önümüzdeki yıllar umarım daha iyisi olur. İlk ve son hayal kırıklığımız olmayacak bu durum.

İşin ilginci şu ama. Masa tenisinin kalbi Çin'de atar bildiğiniz gibi. Çin, masa tenisinde madalyaları süpürür, yine izleyeceğiz bunu ama her ülkenin neredeyse Çinli bir devşirmesi var. Melek Hu'nun da kaybettiği Kanadalı rakibi Shi Jia Zhuang, yani bir Çinli sporcu. Bu durumda da devşirme, devşirmeye kaybetmiş oluyor ve kazananın Çin olduğu tekrar onaylanıyor. Bakalım Bora Vang neler yapacak, o da masa tenisindeki ikinci sporcumuz ve yine bir Çinli devşirme...

Başbakan Shevchenko

Ben yanlış hatırlıyor olabilirim ama Shevchenko çok önceden futbolu bırakacağını dile getirmişti sanki. Euro 2012 sonrasında futbolu bırakacağını açıklamıştı diye hatırlıyorum, hatta öncesinde de gelecek planını dahi açıklamış ve Chelsea'nın antrenör ekibine katılması bekleniyordu. Benim hatırladığım buydu ama kariyerini bu yönde ilerletmedi.

Ukrayna gruptan çıkamadı belki ama onlar adına da hayal kırıklığı oldu diyemeyiz aslında. Hatta ilk maçta aldıkları galibiyet, Sheva'nın da bu maçta 2 gol atması bir anda nostalji kuşağını gözler önüne sermişti ama turnuvanın devamı Ukrayna'nın istediği gibi gitmedi ve ülkelerinde düzenlenen şampiyonada gruptan çıkamadılar. Sheva da ilk maçta gösterdiği parıldamanın ardından diğer iki maçta piyasada yok gibiydi.

Yaşı malum, sezon içerisinde de uzun sakatlıklar geçirmişti derken onun turnuvadaki varlığı tecrübeden ziyade daha çok Ukrayna'nın turnuvadaki vitrini misali bir görüntüydü, o da bunu sonuna kadar yansıttı bizlere.

Sheva, resmi olarak futbolu bıraktığını ise bugün açıkladı. Futbolu bıraktığını ve siyasete doğru yol alacağını söylemiş. Hakan Şükür vari bir hareket yaptı yani. Futbolu bırakmasının ardından o da televizyonlarda yorumculuk denemiş, teknik direktörlük kariyerine atılmadan siyasete geçmişti. Gerçi milletvekili seçildikten sonra da yorumculuk hayatına devam etti Hakan Şükür, Sheva da bunu örnek almış olabilir ve hem milletvekili olurum, hem de televizyonlarda Shakhtar & Dinamo Kiev tekelinde devam eden Ukrayna Ligi'ni yorumlarım demiş olabilir.

Gönül ister, Shevchenko Milan efsanesi olarak bıraksaydı futbolu. Dinamo Kiev formasıyla atıldığı bu futbol arenasında, Milan formasıyla efsane oldu, hatta bir dönemin en iyi forveti oydu bile diyebiliriz. Sonrasında büyük bir maddiyat transferi, Chelsea günleri derken yaşanan büyük hayal kırıklığı sonrasında Milan'a geri dönüş. Mourinho'nun nadir görünen kötü transferlerinden biridir Sheva, bunu da not düşelim.

Her bu tip geri dönüşün ardından da bir geri dönüş daha yaşanır derken Dinamo Kiev'e geri döndü ve futbol hayatını başladığı yerde noktalamış oldu. Umarım ileride spor bakanı, başbakan falan olur, onun için edebileceğimiz en büyük temenni budur.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Bebe'nin Dönüşü

Burak gittiğinden beri buralar da bana kaldı. E haliyle alternatif sporlar, Galatasaray ve Manchester United üçgeninde dönüyor blogun postları, idare edeceksiniz. Sabahki Kagawa fotoğrafından sonra yine bir United oyuncusu Bebe ile devam ediyorum. Bebe, geçtiğimiz sezon Beşiktaş'a kiralık olarak gelmiş fakat gittiği bir milli maçta sakatlanarak Beşiktaş'taki kariyerini sakat geçirmişti. Kiralık opsiyonu bittikten sonra da tekrar United'a döndü ve Ferguson tarafından hazırlık kampında Şangay'a götürülen ekibin içinde yer aldı. Oynadığı ilk maçta da golünü atmayı başardı. Gelecek sezon takımda kalır mı, Bebe'yi neler bekler bilmiyorum ama keşke Beşiktaş'ta daha çok izleme fırsatımız olsaydı diye düşünmeden edemiyorum.

Manchester'ın İlk Japon'u

Manchester United tarihinin ilk Japon'u olan Kagawa 26 numaralı formasıyla ilk golüne de imzasını attı hazırlık maçında da olsa.

Serap

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Formula1 2012 | Almanya Grand Prix

Almanya'da yarışa pole pozisyonda başlayan Alonso, yarışı galibiyetle bitirdi. Şampiyonanın an itibariyle lideri olan Alonso bir anlamda liderliğini de pekiştirmiş oldu liderliğini. Yarışın talihsizi şüphesiz Sebastian Vettel'di. Vettel, aldığı 20 saniyelik cezayla 2. sıradan 5.liğe geriledi. Vettel'in cezası da Button ve Raikkonen'e yaradı. İki pilot Vettel'in podyumdan kopuşuyla podyuma yükselerek Alonso'dan sonra yüksek puanları alan isimler oldu. Aslında bu yarışta sürpriz beklenen isim olan Schumacher 7. sırada tamamlayabildi ancak. Sıralama turlarında da başarılı bir performans göstererek yarışa 3. başlamayı başarmıştı. Öyle ki yarışın en hızlı turu da Schumi'ye ait. Almaya'da yarışı tamamlayamayan tek isim vardı: Lewis Hamilton. Yarış başında yaşadığı sıkıntıların üstesinden gelemeyen İngiliz pilot turnuvada hala ilk 5'in içinde. Son olarak Almanya'nın ardından oluşan puan durumunu da görelim;
  1. Alonso 154 puan
  2. Webber 120 puan
  3. Vettel 110 puan
  4. Raikkonen 98 puan
  5. Hamilton 92 puan
  1. RedBull-Renault 230 puan
  2. Ferrari 177 puan
  3. McLaren-Mercedes 160 puan
  4. Lotus-Renault 159 puan
  5. Mercedes 105 puan

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Yeni Sezon Formaları | Manchester United

Uzun süre çok ciddi geyikler döndü United formaları hakkında. Formalardaki ekose efektler birçok kişinin sofra bezi yakıştırmasına maruz kaldı. Ama forma dediğin şey futbolcunun üzerinde canlanıyor ve güzelse de çirkinse de o zaman belli oluyor. United forması da bizi bir hayli şaşırttı piyasaya çıkışının ardından. Çünkü fotoğraflarını gördüğümüz o forma gerçekten sofra bezi gibiydi ama futbolcuların üzerinde görünce gerçekten şahane bir formayla karşı karşıya kaldık. Kırmızı ekose formanın yaka kısmındaki siyah bant dışında herhangi bir ayrıntı getirilmemiş. Sade ve şık bir forma olmuş ve beyaz şortla da tamamlanmış. Kırmızı ekoseli bu formanın yeşil tonu da kalecilere hazırlanmış. Bu forma United'ın iç saha forması olarak satışa sunulmuş.

Deplasman forması ise kırmızı formaya göre çok daha sade ve karizmatik bence. Bembeyaz formanın yakasından göğüslerin ortasına kadar inen kırmızı bant detayı kolların paçalarında da kullanılmış. Beyaz formanın altında da lacivert şort kullanılmış. Formadaki en dikkat çeken ayrıntı ise dik yakalı oluşu. Genel olarak şık diyebiliriz iki forma için. Üçüncü forma geldiğinde artık yazıyı güncellerim. Uğurlu gelsin, şampiyonluk getirsin, hayırlı olsun.

Serap

Nostalji: Ceyhun, Yerinde Olmak İstediğimiz Adam

Ceyhun Gülselam, twitter hesabında paylaştı bu fotoğrafı. Ceyhun fotoğrafta 10-12 yaşlarında. Figo da Real Madrid eşofmanı giymiş. 2000li yıllara ait bir fotoğraf belli ki. Güzel bir nostalji olmuş.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Yeni Sezon Formaları | Galatasaray

Daha önce formaların fotoğrafları sızdığında şöyle bir yazı eklemiştik bloga. Bugün formaları takımın üzerinde görünce resmi yazıyı yazmanın vakti geldi. Galatasaray, Nike ile anlaşmasının ardından başarılı formalar görmeyi bekliyorduk. Bir de Nike'ın Elit Kategorisine dahil olmasının ardından formalara dair beklentiler de büyüdü. Formalar çevre dostu, pet şişeler eritilerek yapılan formalardan, Euro2012 formaları gibi.. Formalar ter tutmuyor ve dar kalıpla hazırlanmış, bakınız lansmanda Necati'nin arkadan görüntüsü.. Galatasaray'ın bu sezon -şimdilik- 3 farklı forması var. Orjinal parçalı, beyaz forma ve kırmızı parçalı..


1- Beyaz forma: Benim üç forma arasında en çok beğendiğim ve şık bulduğum forma beyaz forma oldu. Beyaz forma beyaz şort kombinasyonundan oluşan formanın şortunda reklamlar ve forma numaraları dışında herhangi bir hareket yok. Forma kısmında ise sol göğüste omuzdan bele kadar inen ince kırmızı kalın sarı ve tekrar ince kırmızı şeritler var. Bu sene formalara bayrak ekleme zorunluluğu getirildi malum, beyaz formada bayrak ortada. Amblem her zamanki gibi sağ göğüste, Nike logosu da sol göğüste. Sol göğüste kullanılan şerit detayları aynı şekilde, fakat yatay, formanın sağ kolunun paçasına yerleştirilmiş. Dediğim gibi, benim favori formam beyaz forma oldu. Kısmetse almayı planlıyorum.


2- Parçalı forma: Yıllardır özlemini çektiğimiz parçalı demiştim ilk yazıda. Öyle de oldu zira futbolcuların üzerinde daha da bir güzel görünüyor. Parçalı forma beyaz şort kombininden oluşuyor. Beyaz şort, beyaz formadakinin aynısı. Parçalı formada en dikkat çeken detay yaka detayı. Sarı kısma kırmızı yaka, kırmızı kısma da sarı yaka eklenmiş. Parçalı formada eleştirilecek iki nokta var. İlki tabii ki gözümüze batan bayrak detayı. GsStore sorumlularından Nurettin Kantarelli, formaların 3-4 ay önceden basıldığı ve formanın yakalı olduğu için bayrak detayının biraz yükseldiğinin açıklamasını yapmış. İkinci eleştiri ise formanın sırt kısmı bele kadar düz kırmızı iniyor, belden aşağısı ise parçalı olarak. Bu iki ayrıntıyı görmezsek benim için bomba bir forma.


3- Kırmızı Forma: Kırmızı forma yine parçalı şekilde tasarlanmış ve altına da siyah şortla tamamlanmış. Forma koyu kırmızı ve açık kırmızı iki tonla parçalanmış formadan ince çizgiler geçiyor. Yakada ve kolların paçasında siyah bantlar geçiyor. Beyaz ve kırmızı formanın kalıpları aynı. Şort da beyaz şort gibi sadece reklamlar ve forma numaraları dışında bir şey barındırmıyor. Formanın fontları geçen seneki fontlarla aynı olacakmış. Kırmızı formanın arkasında sarı font, parçalının arkasında siyah font, beyaz formanın arkasında da kırmızı font kullanılacak.


Burada yazdıklarımız sadece lansmanda gördüğümüz kadarıyla ve beğenilerle yazıldı aslında. Takım kadrosunun üzerinde, takımı da çimlerin üzerinde görmeden en güzel forma hangisi karar vermek zor. Bu arada, forma uğuru diye bir şeye inanır mısınız bilmiyorum ama ben inanıyorum. Formalar Galatasaray'a uğur getirsin.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Nordin Amrabat Galatasaray'da / Ve Nihayetinde

Açık konuşayım, bunca mevzudan sonra gidip Kayserispor'dan herhangi bir futbolcu transfer etmezdim. Ama Amrabat konusunda Fatih Terim'in ısrarı, Amrabat'ın kalmak istememesi ve tüm bunların ışığında Kayserispor'un artık bu futbolcudan verim almasının zor bir hale gelmesi bu transferi bitiren etmenler oldu.

Bunun adı ters köşe yani, bu defterin kapandığını düşünüyordum. Assaidi'den Robinho'lara kadar uzanan süreç içerisinde, bir de ''çilek'' kavramının ortalarda dolaşması, gerçekleşmesini beklenen kanat transferinin üst düzey bir yabancı yıldız olmasını bekliyordum. Amrabat konusu bitmeyen ve gerçekleşmesi güç bir rüya gibi görünürken bir anda Galatasaray yine ortaya çıktı, Amrabat'ı istedi ve bu sefer transferi gerçekleştirdi.

Amrabat & Galatasaray aşkını çok konuştuk. Amrabat, Galatasaray'a gelmek adına 1000 takla atan bir futbolcuydu ve çok yüksek bir maliyet karşımızda. Oynanan büyük bir kumar var yani, bu kumarı hem Galatasaray hem de Amrabat oldu. Kazanan ise her durumda Kayserispor, bunu da ekleyelim.

Cennetle cehennem arasında bir yerde diyorum Amrabat için. Bütün bu süreçlerden ve onun iddialı söylemlerinin ardından Amrabat'tan beklentiler x2 olarak karşısına çıkar. Amrabat'ı hepimiz tanıyoruz. Size maç kazandırabilecek bir futbolcudur. Bireysel yetenekleri üst düzeyde, takımdan biraz kopuk ama Galatasaray sistemi içerisinde verimliliği katlanabilecek, çabuk, tempolu ve herkesin kadrosunda isteyebileceği bir futbolcu.

Amrabat'ın iki yolu var, ya beklentileri karşılar ve kral olur, ya da bu yüksek ücretler arasında kaybolur ve yeni bir Tabata vakasıyla karşırız, 1 sene sonra da Katar'dan çıkar bir takım ve bu transferi bitirir.

Tüm bunların yanında, Amrabat'ın beraberinde sempati demetini bizlere sunduğunu belirtelim. Cebinden bonservis için 3 milyon avro vermesi, alacaklarından vazgeçmesi misali. Çok istediği bir transferdi bu, o da ilk etapta hakkını veriyor. Bu onun hanesinde bir artı puan.

Ama işin odak noktası Fatih Terim. Fatih Terim bir futbolcuyu bu kadar ısrarlı istiyorsa, bir bildiği daima vardır, ona güvenmek zorundayız. Bu yüzden transfere kötü diyemeyiz, beklemek lazım, sabretmek lazım ama yaşanan transfer şovunun da altını çizmek lazım. Galatasaray çok agresif transferde ve şu ana kadar inanılmaz işler yapıyorlar.

Nordin Amrabat & Galatasaray

''Hollanda'da Galatasaray'ın 2000 Avrupa Şampiyonu olmasına sevinen Müslüman bir çocuktum...''

Nordin Amrabat'ın Galatasaray formasıyla ilk pozu ve AMK gazetesine verdiği röportaj. Mutlaka okuyun derim, transferin detayları da orada. Yaptığı fedakarlıklar ve söylemleri şimdiden sempati oranını bir hayli yükseltti...

Elmander > Muslera, Ufuk Ceylan ve Eray İşcan

Elmander'in kaleciliği bile her açıdan fark yaratır. Uzun boylu kalecileri severim zaten. Tabii bu işin şakası ama Galatasaray.org'da her idman sonrası fotoğraflarında kalecilerin ayrı ayrı fotoları mutlaka olur. Bu sefer fotolara bakmak istediğimde ilk resmin bu olması beni şaşırttı diyebilirim.

13 Temmuz 2012 Cuma

Galatasaray'ın ''Çilek'' Kavramıyla İmtihanı

Ünal Aysal'ın bu transferde iki tane hatası oldu. Verdiği 25 Haziran tarihi ve ortaya attığı ''çilek'' kavramı. Yoksa şu ana kadar tarihimizin en iyi transfer dönemlerinden birini yaşıyoruz. Kim derdi, Hamit Altıntop ve Burak Yılmaz gibi futbolcuları aynı transfer dönemi içerisinde alacaksınız.

25 Haziran tarihi geçtiğinde ve bizler yönetime tepki gösterdiğimizde ''transfer taraftarlığı'' gibisinden bir tanım atıldı ortaya. Yaratılan durum, transferler geciktiği için yönetime tepki gösteren taraftarların sadece transfer için takımı sevdiği yönündeydi ama durum bu değil.

Yönetime transfer gecikti diye tepki göstermek transfer taraftarlığı asla değildi. Bu transferler gelmese dahi gidip başka takımı tutmayacaktık, olanla yola devam edilecekti. Bu doğal olandır yani, nitekim yönetim de sabrın karşılığını fazlasıyla verdi ve müthiş transferler gerçekleşti. Bu kadar beklediğine değdi diyebilirim herkesin.

Yeni oluşan sıkıntı ise şu. Başkanın ortaya attığı ''çilek'' tabiri kafalardaki çıtayı çok yükseltti. Bütün bu transferlere, kadronun tamamlanmış olmasına rağmen bir yıldız algısı oluştu ve ses getirecek bir transfer beklemeye başladı bazı taraftarlar.

Başkanın ortaya attığı iddia da yanlış bu tabloda, bunca transferin üzerine başka bir yıldız daha istenmesi de. Bana göre Hamit Altıntop'ta, Burak Yılmaz'da çok büyük yıldızlar. Dünya'nın ses getirmesinin bir önemi yok, biz kendi içimizde bu sesi duyuyoruz zaten. İşte bütün bu transfer hamlelerinin üzerine Pato vari, Robinho vari şu tabloda inanılmaz lüks kaçacak bir yıldızı ısrarla istemek, bu yıldız gelmezse transfer dönemini başarısızlık olarak adlandırmak transfer taraftarlığı oluyor biraz.

TT Arena mevzusunda sizin istediğiniz olmuş, Amrabat'ı satmayız demişler ama almışsınız, Burak Yılmaz'ı satmayız demişler ama almışsınız, Hamit Altıntop için Fenerbahçe ile yarışmışsınız ama siz almışsınız, ötesi yok. Tüm psikolojik savaşları Galatasaray kazanmış bu dönemde ve tarihinin en şaşalı zamanlarından birini yaşıyor.

Bu çilek mevzusu da kapandı bu arada, boşuna kimse bir yıldız yabancı beklemesin. Çok büyük ihtimalle Sercan Sararer vari bir yerli kanat hamlesi daha yapılarak transfer dönemi kapanmış olacak, bizler de sezonun bir an önce başlamasının yanında, Pes 2013, FM 2013 gibi oyunların dahi bir an önce çıkmasını bekleyeceğiz. Şu kadronun üzerine FM 2013'de transfer yapmak bile çok büyük ayıp, öyle bir kadro kuruldu...

Burak Yılmaz Galatasaray'da / Roma, Moskova, İstanbul, Trabzon Dörtgeni

Bana kalsaydı eğer bir ay önceden biten bir transfer olacaktı bu. 5 milyon avro'yu peşin olarak Trabzonspor'un hesabına yatırmıştım ve bu transfer defteri çoktan kapanmıştı. İkili ilişkileri de bozacak bir durum değildir bu da, çünkü burada suçlu taraf Burak Yılmaz'ı transfer eden Galatasaray değil, futbolcunun sözleşmesine 5 milyon avro'ya serbest kalır maddesini koymayı kabul eden Trabzonspor yönetimidir.

Buna rağmen iyi niyetle Galatasaray yönetimi bu transfer durumunu uzaktan izledi, herhangi bir girişimde bulunmadı. Önce Atletico Madrid ilgisinden söz ettik ama onlar fiyatı çok yüksek buldu. Düşünün artık, 5 milyon avro'yu bir sezonda 33-34 gol atmış bir futbolcu için çok görüyorlar, bu da aslında ligimizin marka değeri.

Devamında Lazio defteri açıldı, futbolcunun bu takıma transferine de kesin gözüyle baktık ama 5 milyon avro'yu milyon taksitle ödemek isteyince bu sefer Trabzonspor bu işe yanaşmadı. Burak Yılmaz gibi bir değer yarattığınızda doğal olarak daha fazlasını kazanmak istersiniz ama böyle bir sözleşmeyle transferde ipleri futbolcuya bırakırsınız. Buna rağmen Burak Yılmaz, kendisi hareket etmedi ve kulübünün istekleri doğrultusunda bu takımlarla görüştü, bu da önemli.

İşte bu noktadan sonra olaya Galatasaray dahil oldu, Trabzonspor'a da 5 milyon avro'nun üzerinde bir teklif yaptı ama Trabzonspor da bir yerde haklı, en önemli futbolcularından birini rakibine vermemek adına Lokomotiv Moskova'nın teklifini kabul etti, hepimiz de kesin olarak Burak Yılmaz anlaşmaya vardı dedik ama zor bir transferdi bu. Bir umut var hep diyorduk, çünkü kariyer anlamında baktığımızda Lokomotiv Moskova'nın Burak Yılmaz'a verebileceği herhangi birşey yok, para transferi olacaktı bu ve Burak Yılmaz kariyeri tercih etti.

Ortada başka bir teklif de yok. Burak Yılmaz'ın kendi istediği tarzda bir Avrupa defteri açılmadı, o da doğal olarak Galatasaray'ın teklifini kabul etti. Son derece legal bir transfer öyküsüdür bu. Trabzonsporluların kızması gereken taraf Galatasaray'dan ziyade, yönetimleri olmalıdır. Çünkü bu tabloyu 2 senedir onlar yarattı. Zamanında yapmadıkları hamleler bugün böyle bir senaryoyu doğurdu ama Trabzonspor yine ayağa kalkar, Şenol Güneş işini bilir. Böyle bir değer başlarında olduğu sürece bu yarışın içerisinde Trabzonspor daima bulunur.

Aslında 3-4 gün önce Burak Yılmaz'ın olası transferi hakkında uzun uzun yazmıştım, taktik, teknik detaylar bu yazının içerisinde, okumak için; http://sportifcumleler.blogspot.com/2012/07/neden-burak-ylmaz.html

Kısaca geçelim yine de üzerinden. 4-3-3 oynayacağımızı düşünüyorum yeni sezonda, son transferler de bunun göstergesi. Melo, Hamit Altıntop ve Selçuk İnan orta sahası gerçekten çok üst düzey bir orta saha oldu. Bunun önünde de Burak Yılmaz, Elmander ve Umut Bulut gibi değişken forvetler. Üstelik Sercan Sararer, Nene gibi transfer gündemleri de devam ediyor, sol tarafa yapılacak hamle bu 4-3-3'ü daha verimli kılabilir.

İşin özeti ise, bitirici bir santrafora ihtiyaç vardı, bu konuda da Burak Yılmaz, alınabilecek birçok yabancı futbolcudan {kariyerleri ne olursa olsun} daha verimli bir isim. Yabancı kontenjanı her geçen zaman daha da sıcaklığını hissettiriyor diyoruz, bu bölgeyi yerli bir isimle kapatıyorsun, bu anlamda da müthiş bir durum. Ayrıca Elmander'in yanında da Burak Yılmaz'ın verimliliği yükselecektir. Belki 30 gol atmayacak, 20 gol barajını zorlayacak ama verimlilik anlamında diğer sezonlarına göre Selçuk İnan misali bir etki yaratacağını düşünüyorum.

Benim adıma olmazsa olmaz bir transferdi, bu anlamda çok mutluyum.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Hamit Altıntop Galatasaray'da / Bir Fatih Terim Transferi

Selçuk İnan transferi Fatih Terim'in imzasıydı. Yine bugünkü şartlarda teklifler olmasına rağmen Galatasaray ve Fatih Terim'i seçmişti Selçuk İnan. Hamit Altıntop konusunda da aynı durum söz konusu. Milli Takım döneminden kalma bir birliktelik aslında bu. Galatasaray yıllarca istedi Hamit Altıntop'u, hatta geçtiğimiz sözleşmesi bittiğinde daha da umutlanıldı ama kimse Real Madrid'e transfer olacağını tahmin edemezdi.

Ama Real Madrid'deki günlerinin de uzun sürmeyeceğini tahmin ediyorduk. Zordu o kadro içinde şans bulması, joker olması bir avantajıydı ya da Mourinho'nun sürpriz sevmesi ama zordu. Nitekim az şans buldu, bulduğu şansı iyi değerlendiremedi ve sezon sonunda da transfer gündemine oturacağını zaten biliyorduk.

Uzun süredir konuşulan bir transfer Hamit Altıntop. Bu kadar beklenmesinin nedeni ise elbette büyük maliyetler. Fazeli faktöründen bahsediyoruz, Hamit Altıntop'u Real Madrid'e göndermeyi başarabilen bir menejer kudreti. Haliyle de bu adamı Galatasaray'a getirmesi maliyetli bir durum olacaktı. Burada olayı yöneten Hamit Altıntop değil, menejeri. Yoksa Fatih Terim'in bizzat devrede olduğu bir transfer daha çabuk biter, Selçuk İnan örneği misali.

Fazeli işini biliyor. Fenerbahçe gündemini de o yarattı, Galatasaray ile Fenerbahçe'yi birbirine düşürüp Hamit Altıntop'un, dolayısıyla kendi piyasasını yükseltmesi. Avrupa'da çeşitli takımlara önerdi Hamit Altıntop'u ilk etapta ama geri dönüş alamayınca böyle bir yola girdi. Fenerbahçe de ilgilendi Hamit Altıntop'la, hatta o iş kesin olarak bitti denildi ama yukarıda da dediğim gibi. Bir Fatih Terim transferidir bu.

Bu işin hikaye kısmı. Sahada ne verecek Hamit Altıntop bunu konuşmak lazım. Öncelikle şunu söyleyelim, lider bir oyuncu aldı Galatasaray. Hamit Altıntop lider karakterli bir futbolcudur ve saha içerisinde de bunu en iyi şekilde yansıtır, Milli Takım'dan biliyoruz. Mücadele futbolunu çok sever Hamit Altıntop, asla mücadeleden yılmaz, özellikle de Fatih Terim felsefesi içerisinde çok fazla öne çıkan bir futbolcu olacaktır.

Joker bir futbolcudur Hamit Altıntop. Tek bir futbolcuyla birçok mevkiyi yedekleme imkanını elinize geçirirsiniz. Orta sahada oynar, en maksimum verimi de bana göre burada verir ama sağ kanat orjinli bir futbolcudur. Sağ kanatta, sağ bekte, yeri geldiği zaman 10 numara olarak ve sol kanatta da onu kullanma imkanınız vardır.

Hepsinin ötesinde ise yerli olsun, taştan olsun mantığı. Hamit Altıntop gibi bir yerli futbolcuyu kadronuza katıyorsunuz. Yabancı kontenjanı her geçen zaman daha da can yakıyor, bir zaman gelecek ve sahada 5 yerli futbolcu bulundurma zorunluluğu olacak, bu yüzden de kaliteli yerli futbolcuları kadronuza katmak zorundasınız, üstelik büyük maddi fedakarlıklarla beraber. Yine de maddi şartlara takıyorum kafayı, bunu da belirteyim.

4-3-3 günlerine dönüş kokusu var sanki. Melo'nun da takımda kalmasını bekliyoruz, o işin de kokusu yakında çıkar ve Melo - Selçuk İnan ve Hamit Altıntop'lu bir orta saha düzeni. Düşünün, bu takımın iki sezon önce orta sahası nasıl bir kurgu içerisindeydi, bu durum Galatasaray'daki rönesans rüzgarının bir işaretidir.

4-4-2'nin devamıyla Hamit Altıntop'u sağ kanatta oynatıp, sol tarafa ise daha kreatif bir futbolcu alma düşünesi de doğabilir, Hamit Altıntop tempolu, mücadeleci, oyunun iki yönünde de aktif bir isim olduğundan, geçtiğimiz sezon Melo & Selçuk İnan orta sahasına yapılan Engin Baytar yardımının bir üst modelini izletir ama 4-3-3 gibi bir düzen bu transferin ardından daha doğru gibi.

Psikolojik bir savaşa dönüşen Hamit Altıntop transferini bitirmek güzel, güzel bir adım atıldı. Transferdeki rüzgar şimdi Galatasaray'ın arkasında...

Paris'in Çekim Gücü > Para'nın Çekim Gücü

PSG'nin diğer sermaye yönetimli takımlara karşı önemli bir kozu var, o da Paris şehrinin büyüsü. Bu büyü birçok dev futbolcuyu PSG'ye yönlendiriyor. Ibrahimoviç ve Thiago Silva da bunun en güçlü halkaları konumundalar. Thiago Silva benim için Dünya'nın en teknik stoperi, Ibrahimoviç ise en iyi forveti. Seria A'nın da marka değerinin en önemli yüzlerinden ikisi bir anlamda. Sadece Milan açısından bakmadan, İtalya'nın kaybı bu futbolcular. Ama Milan kasaya güzel para koydu, 65 milyon avro gerçekten çılgın bir rakam ve doğru yapılanma uygulayabilirlerse eğer bu devam eden biraz daha genç jenerasyon akımını şahlandırırlar. Buna rağmen kayıp büyük tabii, Milan'ın sürekli kan kaybettiğini görüyoruz. Juventus, İtalya'yı sömürmeye devam ediyor derken şu an rakipleri de yok gibi. Milan'ı da o listeden bu transferlerle birlikte siliyoruz. PSG'nin adımları ise sağlam ve ötesi. Fransa'da onlar da rakipsiz bir konuma geçecektir ve bu sermaye onları çok büyük bir hanedanlık konumuna getirecektir. 1-2 sezon içerisinde de Şampiyonlar Ligi'ne hedef koymuş bir PSG izleriz elbette. Şaşırdığım nokta ise Thiago Silva aslında. Ibrahimoviç'i Paris ve para radarıyla çekersin, bu imkansız görünmez ama Thiago Silva Milan'dan ayrılmaz ya da Barcelona vari bir hamle yapar derken PSG'yi kabul etti. İlginç bir transfer dönemi gerçekten, biz Türkiye'ye odaklıyız ama Avrupa'da da mini bir güçler dengesi göçü var.

Avusturya'da Neler Oluyor?

Galatasaray 2012-2013 sezonu hazırlıklarına Avusturya'ya giderek başladı. Ayın 7'sinden beri toplanmaya ve sabah akşam antrenman yapılmaya devam ediliyor. Umut, Danny, Muslera, Eboue, Selçuk ve son olarak da Elmander Avusturya'daki kampa katıldılar. Takım, ilk hazırlık maçını da dün akşam Kirchbichl ile yaptı ve 11-0 kazandı. Bu elbette bi kriter değildi ama takımı, yeni transferleri ve bilhassa gençleri görmek adına keyifliydi. Tabii rahat rahat görebilseydik. Hazırlık maçını yayınlaması için Dsmart'a satarsın, Dsmart lütfedip yayınlamaz. Lig tamam, Şampiyonlar Ligi'ne de alıştık da, bilmem kaçıncı ligde oynayan 11 tane gol attığın takımla yaptığın hazırlık maçını satmak da nedir, neyin mantığıdır ben anlamıyorum.


Galatasaray'da kampa katılan ilk isimlerden birisi Muslera oldu.


Dün de Elmander kampa katıldı. James Dean tişörtü ve kırmızı şortuyla kampa gelen Elmander ayağının tozuyla da akşamki maçı izledi.


Gelelim akşamki maça, maçtaki golleri Necati Ateş (2), Aydın Yılmaz, Sabri Sarıoğlu, Sercan Yıldırım, Emre Çolak (2), Umut Bulut (2) ve Berk İsmail Ünsal kaydetti.


Maçta Necati'nin attığı gollerden birinde asisti Culio yaptı. Geçen sezon kiralık olarak ayrı kalmıştı takımdan Culio. Bu sezon umarım takımda kalıp katkı verir. Culio nedense bana hep yerli ve çalışkan orta saha futbolcuları hatırlatıyor. Geri planda kalan ve bunu sorun etmeyen futbolcular gibi.


Galatasaray'ın bu sezonki transferlerinden birisi olan Umut Bulut da ilk kez formayı giydi dün akşam. Umut iki de gol attı dün akşam. Nicelerini de atar umarım.


Şimdilik bu kadar. Burak gelsin, Hamit gelsin, Melo gelsin bol bol fotoğraf gelsin biz de devam edelim izlemeye. Yeni sezon da, özellikle Şampiyonlar Ligi, en kısa sürede başlasın.


Serap

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Sancho Lyttle Galatasaray'da

Murat Özyer'in twitter konusundaki aktifliği gerçekten farklı bir durum. Ersin Dağlı transferinde olduğu gibi yine geceden bir transfer haberi verdi ve bu sefer de kadın basketbolunda çok sağlam bir hamle gelmiş oldu. Tina Charles'in ayrılığının ardından yıkılan ikiz kulelerden biri yeniden inşa edildi diyebilirim. Ama şöyle bir güzelliği var olayın. Fowles ve Tina'yı bu kontenjan sorunu yüzünden aynı anda kullanamıyorduk ve bu durum da özellikle Avrupa'da Galatasaray adına bir farklılık yaratmadı, aynı durumun bir benzerini de Türkiye Ligi'nde yaşadık aslında. Şimdi ise Nevriye Yılmaz gerçeği de var takımda. Böylece Nevriye, Fowles ve Sancho Lyttle ile müthiş bir uzun rotasyonuna sahip olduk diyebilirim. Geçtiğimiz sezon da gündeme gelen bir isimdi ama o Ros Casares formasını giymeyi tercih etmişti. 4-5 numara olarak kullanabileceğimiz, şutu çok iyi olan, atletik, hareketli bir uzun. Fark yaratabilecek bir transfer, hayırlısı olsun.
 

Tüm Telif Hakları Sportif Cümleler 'e Aittir © 2009 -- Blogger Tarafından Desteklenmektedir